Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2013/13488 E. 2014/15512 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
borçlu temerrüdü↗ kusur karinesi↗ seçimlik haklar↗ alacaklı temerrüdü↗ borcun ifası↗ borçlunun temerrüdü↗ cebri icra↗ doğrudan zarar↗ zararın ispatı↗ munzam zarar↗ gecikme faizi↗ sorumluluktan kurtulma↗ karine↗ kusur sorumluluğu↗ olumsuz oy↗ ispat yükü↗ ifa↗ kâr kaybı↗ protokol↗ temerrüt faizi↗ ıslah↗ kusur↗ dava sebebi↗ temerrüt↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, munzam zarar davasında davacının zararın varlığını ve miktarını, davalının ise; borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlaması gerektiği, yasanın alacaklıya temerrüt faizini aşan zararını borçludan isteme olanağı tanıdığı, ancak bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerektiği, zararın varlığı ileri sürülerek somut olgular ile kanıtlandıktan sonra miktarının belirlenmesinde zamanında ödeme yapılmadığı için yüksek faiz oranının, mal varlığında oluşan azalmanın veya dövize ödenen yüksek kurun ve ülkede geçerli diğer ekonomik göstergelerin dikkate alınacağının doğal olduğu, davacı tarafça alacağının geç tahsil edildiği iddiasına dayalı munzam zarar istemine ilişkin işbu tazminat davasında somut olaylara dayanılarak bir zararın gerçekleştiği ileri sürülmediğinden soyut ve doğrudan bir zararı ifade etmeyen varsayıma dayalı olarak parasını zamanında almış olsaydı değişik yatırım araçlarına yatırım yapmak suretiyle değerlendirilmesi halinde daha fazla kazanacağının ileri sürüldüğü, bu bağlamda davacının somut olaylara dayalı olarak bir zararının gerçekleştiğini ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, munzam zararın tahsiline yönelik tazminat istemine ilişkin olup, mülga BK'nun 105 nci maddesine göre "alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir". Munzam zarar sorumluluğu kusura dayanan temerrüdün hukuki bir sonucudur ve borçlunun zararının faizi aşan bölümüdür. Borçlu para borcunu vadesinde ödemediğinde (temerrüdü oluştuğunda) sözleşme veya yasada belirlenen "gecikme faizi" ödeme yükümü altına girer. Bu durumda mülga BK'nın 103. maddesi uyarınca alacaklının mutlak ve tartışmasız bir zarara uğradığı kabul edilmektedir. O nedenle alacaklıya, uğradığı zararı ispat yükümü verilmeksizin, en önemlisi borçlunun, kusuru olup olmadığı araştırılmaksızın yasa gereği kabul edilen zararı giderme hakkı tanınmıştır. Munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. O nedenle, borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. Mülga BK'nın 105. maddesi kusur karinesini benimsemiştir. Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır. Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir. Bu itibarla, munzam zarar davalarında alacaklının (davacının) ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, genel ispat yöntemlerinde olduğu gibi her olayın kendi yapısı ve özelliği içinde değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.
Ülkemizde süregelen hiper enflasyonun belli yıllarda yüzde yüzlerde seyrettiği, vadeli mevduatların en az bu oranlarda gelir getirdiği, yabancı para değerinin (kurların) her zaman temerrüt faiz oranlarını aştığı, banka kredileri faizlerinin yüzde iki yüze kavuştuğu, paranın iç alım (satım) alma değerinin büyük ölçüde azaldığı tartışmasız ve yaşanan bir gerçek olduğu çok açıktır. Böyle bir enflasyonist ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması, örneğin en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesi, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Gerçekte de, anlatılan enflasyonist ortamda yaşayan makul, normal bir kişinin parasını atıl biçimde elde tutmayacağı, gelir getirici bir yatırıma dönüştüreceği, insan yapısının ve menfaatlerini koruma içgüdüsünün de doğal bir sonucudur. Hal böyle olunca, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçları kamuca az veya çok herkesin bildiği, en önemlisi gerekli olduğu taktirde bilinebilmesinin kolayca gerçekleştirilebileceği ve mahkemelerin de bilgisi altında olan vakıalar olarak kabulü gerekir.
Munzam zararın enflasyonun gündemde olmadığı ve döviz kurlarının da istikrar kazandığı dönemlerde doğmuş olması halinde ise, ispat yükü bakımından durum farklı olup, buna ilişkin Dairemiz’in uygulaması, alacaklının munzam zararını somut olarak kanıtlaması gerektiği yönündedir.
Somut olayda, tarafların 18.03.1998 tarihli protokol ile apart otelin satışı konusunda anlaştıkları, davalı tarafın bakiye ödemeleri yapmaması üzerine açılan dava sonucunda cebri icra yolu ile 24.01.2011 tarihinde 1.176.026,29-TL'nin davacı tarafından tahsil edildiğinin iddia edildiği ve davacı vekili dava dilekçesinde çeşitli hesaplamalardan sonra dava konusu munzam zarar ile ilgili seçimlik haklarını kullanacaklarını belirtmiş ise de ortalama değer üzerinden hesaplama yapan bilirkişi kurulu raporunun ibrazından sonra ıslah dilekçesi içeriğinden davacı vekilinin paranın alım gücündeki kayba dayalı olarak munzam zarar isteminde bulunduğunun kabulü gerekir.
Bu itibarla, mahkemece, munzam zararın oluşmasındaki zaman kesitinin ekonomik koşullarının farklılığı gözetilmeden, tüm dönem için somut ispat arayan yazılı gerekçe ile sonuca gidilmesi ve bu bağlamda ispata ilişkin yanlış ilkeye dayalı olması nedeniyle doğru olmamış kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2-Bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemişir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/1512 E. 2019/3201 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · alacaklı temerrüdü · borcun ifası · borçlunun temerrüdü · zararın ispatı · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma
İncelediğiniz karardaMahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, «munzam zarar» davasında davacının zararın varlığını ve miktarını, davalının ise; borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlaması gerektiği, yasanın «alacaklıya temerrüt faizini» aşan zararını borçludan isteme olanağı tanıdığı, ancak bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerektiği, zararın varlı …
O nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Benzer bu karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Dava, «munzam zararın» tahsili istemine ilişkindir.
… n tahsili için davalı banka aleyhine ikame ettiği dava lehine sonuçlansa da söz konusu parayı ancak yatırılma tarihinden 16 yıl sonra ve sadece ana paraya işletilen «temerrüt faizi» ile birlikte tahsil edebildiğini, oysa, paranın erken tahsil edilmesi halinde yatırım yapabileceğini, yatırım yapmasa bile parayı atıl durumda tutmayarak faize faiz işletmek suretiyle değerlendirilebileceğini, söz konusu paranın sadece ana paraya işletilen temerrüt faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi sebebiyle faizi de aşan bir «munzam zararının» oluştuğunu iddia ederek huzurdaki davayı açmış, ilk derece mahkemesince, munzam zarar iddiasının somut delillerle ispat edilemediğinden bahisle davanın reddine kar …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ilamlı icra takibi · damga vergisi · ilamlı icra · iş bölümü · asıl alacak · avans faizi
Benzer bu kararda… tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafından davalı aleyhine ikame edilen davanın kabulüne karar verildiği, akabinde davacı yanca anılan karara istinaden başlatılan «ilamlı icra takibi» neticesinde de, «asıl alacak» olan 450.000-TL’nin 09/12/1999 tarihinden itibaren işlemiş «avans faizi» ile birlikte 3.027.540,22-TL olarak (cezaevi harcı ve «damga vergisi» kesintilerden sonra 2.947.080,68-TL) tahsil edildiği, faizi aşan zarar ve zarar miktarının davacı yanca ispatı gerektiği ancak davacı yanca anılan hususu ispata ya …
Kanun koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiş, bu zararın tazminini iki «bölümde» düşünmüştür.
Birinci «bölüm», ispat edilmeden tahsili talep edilebilecek zarar miktarı olup, bu zararın «temerrüt faizi» ile karşılanması kabul edilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/15444 E. 2012/5956 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · borcun ifası · borçlunun temerrüdü · zararın ispatı · munzam zarar · gecikme faizi · sorumluluktan kurtulma · Tazminat
İncelediğiniz karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, «munzam zarar» davasında davacının zararın varlığını ve miktarını, davalının ise; borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlaması gerektiği, yasanın «alacaklıya temerrüt faizini» aşan zararını borçludan isteme olanağı tanıdığı, ancak bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerektiği, zararın varlı …
Benzer bu karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Dava, davalı bankanın hayali kişiye «çek karnesi» vermesi nedeniyle davacının uğradığını iddia ettiği «munzam zararın» tazmini istemine ilişkin olup, mahkemece «kesin» hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:çek karnesi · hisse senedi · hamil · çek · kesin hüküm
Benzer bu karardaDava, davalı bankanın hayali kişiye «çek karnesi» vermesi nedeniyle davacının uğradığını iddia ettiği «munzam zararın» tazmini istemine ilişkin olup, mahkemece «kesin» hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Yapılan bu genel açıklamalardan sonra somut olaya dönülecek olursa, davalı banka tarafından hayali bir kişiye verilen «çek karnesi» nedeniyle 31.08.1997 keşide tarihli çekin «hamili» olan davacı tarafından İstanbul 9.
Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/229 Karar sayılı kararın «kesin» hüküm oluşturduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Böyle bir ekonomik ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması, örneğin en azından vadeli mevduat, «hisse senedi», altın veya döviz yatırımlarında değerlendirmesi, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir «karine» olarak kabul edilmesi zorunludur.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/16236 E. 2015/11459 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · borcun ifası · borçlunun temerrüdü · zararın ispatı · munzam zarar · gecikme faizi · sorumluluktan kurtulma · Tazminat
İncelediğiniz karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, «munzam zarar» davasında davacının zararın varlığını ve miktarını, davalının ise; borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlaması gerektiği, yasanın «alacaklıya temerrüt faizini» aşan zararını borçludan isteme olanağı tanıdığı, ancak bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerektiği, zararın varlı …
Benzer bu karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, «temerrüt tarihi» olan 2009 yılı ile alacağın tahsil edildiği 2013 yılları arası ekonomik verilerin iyi gittiği, bu durumda davacının faiz miktarını aşan «munzam zararı» somutlaştırarak ispatlaması gerektiği, davacının iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:temerrüt tarihi · eksik inceleme
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, «temerrüt tarihi» olan 2009 yılı ile alacağın tahsil edildiği 2013 yılları arası ekonomik verilerin iyi gittiği, bu durumda davacının faiz miktarını aşan «munzam zararı» somutlaştırarak ispatlaması gerektiği, davacının iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu itibarla, mahkemece yukarıda belirtildiği şekilde inceleme ve araştırma yapılarak, neticesine göre bir karar vermek gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
5 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/1443 E. 2013/18439 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · karine · kusur sorumluluğu · olumsuz oy · ispat yükü
İncelediğiniz karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Munzam zararın enflasyonun gündemde olmadığı ve döviz kurlarının da istikrar kazandığı dönemlerde doğmuş olması halinde ise, «ispat yükü» bakımından durum farklı olup, buna ilişkin Dairemiz’in uygulaması, alacaklının «munzam zararını» somut olarak kanıtlaması gerektiği yönündedir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, «munzam zarar» davasında davacının zararın varlığını ve miktarını, davalının ise; borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlaması gerektiği, yasanın «alacaklıya temerrüt faizini» aşan zararını borçludan isteme olanağı tanıdığı, ancak bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerektiği, zararın varlı …
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 105. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan «munzam zararın», genel ekonomik «olumsuzlukların» (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, somut ve davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gerektiğ …
Alacaklı, «borçlunun temerrüde» düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir, borçlu ancak temerrüde düşmekte kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla «sorumluluktan kurtulabilir».
Bu durum karşısında mahkemece, daha yükseği kanıtlanamadıkça bu tür davalarda «munzam zararın» tespit edilebilmesi için yapılacak iş şu olmalıdır: Öncelikle «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştiği tarihe kadar geçen süre içinde her yıl itibariyle gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine uygulanan faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarında meydana gelen değişikliklere ilişkin listeler davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları resmi kurum ve kuruluşlardan araştırmak, bu konuda uzman bilirkişi görüşünden de yararlanmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp ortalamaları bulunarak belirlenmesi ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı itibariyle bir tazminat alacağı niteliğinde olması nedeniyle bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve nihayet her olayın somut özelliği de dikkate alınarak bulunacak miktarın BK'nın 42. ve 43. maddeleri uyarınca değerlendirmeye tabi tutularak tespiti ve bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/15144 E. 2016/9357 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · borcun ifası · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · karine · kusur sorumluluğu
İncelediğiniz karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, «munzam zarar» davasında davacının zararın varlığını ve miktarını, davalının ise; borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlaması gerektiği, yasanın «alacaklıya temerrüt faizini» aşan zararını borçludan isteme olanağı tanıdığı, ancak bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerektiği, zararın varlı …
Benzer bu kararda… ğını geç alan alacaklının da zarar göreceği, enflasyonun altında kalan faizin de bu zararı karşılamayacağının açık olduğu ve bu halin zararın varlığı için fiili bir «karine» oluşturacağı, yapılan hesaplama neticesi davacı ...'in «munzam zararının» 189.857,07 TL, davacı ...'in munzam zarar tutarının 32.455,44 TL olduğu, davacı ...'in munzam zararı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davacı ... yönünden, 189.857,07 TL'nin, davacı ... yönünden, 32.455,44 TL'nin 18/03/1999 tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, fazla istemler ile davacı ... yönünden açılan davanın reddine karar verilmiştir.
O nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:avans faizi
Benzer bu kararda… ğını geç alan alacaklının da zarar göreceği, enflasyonun altında kalan faizin de bu zararı karşılamayacağının açık olduğu ve bu halin zararın varlığı için fiili bir «karine» oluşturacağı, yapılan hesaplama neticesi davacı ...'in «munzam zararının» 189.857,07 TL, davacı ...'in munzam zarar tutarının 32.455,44 TL olduğu, davacı ...'in munzam zararı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davacı ... yönünden, 189.857,07 TL'nin, davacı ... yönünden, 32.455,44 TL'nin 18/03/1999 tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, fazla istemler ile davacı ... yönünden açılan davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/12086 E. 2018/5488 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · borcun ifası · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · kusur sorumluluğu · olumsuz oy · Tazminat
İncelediğiniz karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, «munzam zarar» davasında davacının zararın varlığını ve miktarını, davalının ise; borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlaması gerektiği, yasanın «alacaklıya temerrüt faizini» aşan zararını borçludan isteme olanağı tanıdığı, ancak bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerektiği, zararın varlı …
Benzer bu karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın «geç ifa» edilmesinden veya hiç ifa edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
… nunu'nun 122/1. (Mülga BK.’nun 105/1.) maddesi hükmüne dayanılarak açılan alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmadığı iddia edilen «munzam zararın» tahsili istemine ilişkindir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:geç ifa · illiyet bağı · ipotek · iflas · maddi tazminat · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaMahkemece, davalı bankanın «kusuru» ile davacının hesabından çekilen paraların ....11.2011 tarihinde ödendiği, davacı şirketin acz içine düştüğü ve «iflasa» sürüklendiği anlaşılmakta ise de davacı şirketin iflasa sürüklenmesinin davalının tek başına haksız hareketinden kaynaklanmadığı, davalının eylemi ile aralarında doğrudan bir «illiyet bağı» bulunmadığı, bu konuda davalıya kusur izafe edilemeyeceği gerekçesi ile davacı tarafın «maddi tazminat» talebinin; dava konusu olayda zarara uğrayanın şirket olduğu, şirketin aleyhine olan iş ve eylemlerde şirket hissedarları ve ortakları olan gerçek kişilerin manevi …
… lardan kullandığı kredileri zamanında ödeyemediğini, yeni krediler kullanmak zorunda kaldığını, ödeyemediği krediler sebebiyle hakkında başlatılan icra takiplerinde «ipotekli» taşınmazlarının değerinin çok altına bedellere satıldığını, sermayesinin kaybolduğunu, üretim ve pazarlama yapamadığını ve neticeten ticari hayatına «son» vermek zorunda kaldığını ileri sürmüştür.
Bilirkişi raporunda, meydana geldiği iddia olunan zarar ile davalı bnakanın kusurlu eylemi arasında «illiyet bağı» kurulmasının mümkün olmadığı, davacının maddi zararının faizle karşılandığı yönünde mütaalada bulunulmuş olup, mahkemece bu rapor esas alınmak suretiyle «maddi tazminat» talebi yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın «geç ifa» edilmesinden veya hiç ifa edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/9172 E. 2012/16279 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · kusur sorumluluğu · ispat yükü · ifa · Tazminat
İncelediğiniz karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Munzam zararın enflasyonun gündemde olmadığı ve döviz kurlarının da istikrar kazandığı dönemlerde doğmuş olması halinde ise, «ispat yükü» bakımından durum farklı olup, buna ilişkin Dairemiz’in uygulaması, alacaklının «munzam zararını» somut olarak kanıtlaması gerektiği yönündedir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, «munzam zarar» davasında davacının zararın varlığını ve miktarını, davalının ise; borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlaması gerektiği, yasanın «alacaklıya temerrüt faizini» aşan zararını borçludan isteme olanağı tanıdığı, ancak bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerektiği, zararın varlı …
Benzer bu karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, gerekse Dairemiz; «munzam zararın» hesabında ilke olarak; «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin rakamlar tesbit edilip, bilirkişi veya kurulundan rapor alınmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarı yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulanacak miktarın BK'nun 42. ve 43. maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirilmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek belirlenecek miktarın munzam zarar olarak istenebileceği benimsenmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından «munzam zararın» «temerrüt» faizinden daha fazla olduğunun somut delillerle ispatı gerektiği, davacının talebinin munzam zarar niteliğinde olmayıp eksik kalan kâr niteliğinde olduğu, varsayıma dayalı olarak açıldığı, davacının herhangi bir zararı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:inkar tazminatı
Benzer bu kararda… meyen 8.480,00 TL alacağın tahsilini talep ettiği, Mahkemece 1998/488 sayılı karar ile itirazın kısmen iptaline, takibin 5.672,41 TL üzerinden devamına, 2.268,94 TL «inkar tazminatının» ve 8.480,00 TL davacı alacağının davalıdan tahsiline karar verildiği, daha önce takip yapılmayan 8.480,00 TL alacağın İzmir 2.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/9174 E. 2012/16639 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · karine · kusur sorumluluğu · ispat yükü · temerrüt faizi · Tazminat
İncelediğiniz karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, «munzam zarar» davasında davacının zararın varlığını ve miktarını, davalının ise; borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlaması gerektiği, yasanın «alacaklıya temerrüt faizini» aşan zararını borçludan isteme olanağı tanıdığı, ancak bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerektiği, zararın varlı …
O nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının zararının «temerrüt» faizinden daha fazla olduğunu MK. nun 6. maddesi hükmüne göre somut delillerle ispat etmesi gerektiğini, davacının böyle bir zarara uğradığını kanıtlayamadığı gibi davasını da bu nedene dayalı olarak açmadığı, davacı parayı geç aldığı için vadeli mevduat hesabındaki faiz oranı ya da hazine bonosu veya daha değişik alternatiflerde parasını değerlendirmiş olsaydı daha fazla kazanç elde edebilecek olmasını gerekçe göstererek «munzam zararı» istediği, oysa parasını geç almasından dolayı mahkemece verilen ilk hükümde «temerrüt faizi» uygulandığı, temerrüt faizi ile birlikte parasını aldığı, munzam zararını da kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Alacaklı, «borçlunun temerrüde» düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir, borçlu ancak temerrüde düşmekte kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla «sorumluluktan kurtulabilir».
Öncelikle «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştiği tarihe kadar geçen süre içinde her yıl itibariyle gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvillerine uygulanan faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarında meydana gelen değişikliklere ilişkin listeler davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları resmi kurum ve kuruluşlardan araştırmak, bu konuda uzman bilirkişi görüşünden de yararlanmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı itibariyle bir tazminat alacağı niteliğinde olması nedeniyle bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve nihayet her olayın somut özelliği de dikkate alınarak bulunacak miktarın BK'nun 42. ve 43. maddeleri uyarınca değerlendirmeye tabi tutularak belirlenmesi ve bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:itirazın iptali davası · iptal davası · bilirkişi incelemesi · icra inkar tazminatı · inkar tazminatı
Benzer bu karardaDavacının davalı Banka aleyhine açtığı «itirazın iptali davası» sonucunda, İzmir 3.
Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21.04.1998 tarih, 1997/295 esas, 1998/482 karar sayılı ilamıyla itirazın kısmen iptali ile takibin 11.939.685.000 TL üzerinden devamına ve 4.775.874.000 TL «icra inkar tazminatına» karar verilmiştir.
O halde mahkemece, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda «bilirkişi incelemesi» yaptırılarak, davacının «munzam zarar» talebinde haklı olup olmadığı tespit edilerek sonucuna göre hüküm kurulmak gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2013/13488 E. , 2014/15512 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ DENİZLİ ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 12/03/2013
NUMARASI 2011/399-2013/129
Taraflar arasında görülen davada Denizli Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12/03/2013 tarih ve 2011/399-2013/129 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 30/09/2014 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalılar vekili Av. Ö.. S.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili tarafından protokol kapsamında davalı şirkete satışı yapılan taşınmaz nedeniyle ödenmesi gereken bedelin davalıların itirazları ve açılan dava sonucunda geç ödendiğini, bu bağlamda davacının munzam zararının oluştuğunu ileri sürerek, şimdilik munzam zararının 10.000,00 TL'nin davalılardan tahsilini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesi ile 782.716,24 TL'nin tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, BK'nın 105 maddesine göre munzam zararın somut olarak kanıtlanması gerektiğini, varsayıma dayalı kazanç kayıtlarının munzam zarar kapsamına girmediğini, davacının munzam zararını somut olarak açıklayarak kanıtlayamadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, munzam zarar davasında davacının zararın varlığını ve miktarını, davalının ise; borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlaması gerektiği, yasanın alacaklıya temerrüt faizini aşan zararını borçludan isteme olanağı tanıdığı, ancak bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerektiği, zararın varlığı ileri sürülerek somut olgular ile kanıtlandıktan sonra miktarının belirlenmesinde zamanında ödeme yapılmadığı için yüksek faiz oranının, mal varlığında oluşan azalmanın veya dövize ödenen yüksek kurun ve ülkede geçerli diğer ekonomik göstergelerin dikkate alınacağının doğal olduğu, davacı tarafça alacağının geç tahsil edildiği iddiasına dayalı munzam zarar istemine ilişkin işbu tazminat davasında somut olaylara dayanılarak bir zararın gerçekleştiği ileri sürülmediğinden soyut ve doğrudan bir zararı ifade etmeyen varsayıma dayalı olarak parasını zamanında almış olsaydı değişik yatırım araçlarına yatırım yapmak suretiyle değerlendirilmesi halinde daha fazla kazanacağının ileri sürüldüğü, bu bağlamda davacının somut olaylara dayalı olarak bir zararının gerçekleştiğini ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, munzam zararın tahsiline yönelik tazminat istemine ilişkin olup, mülga BK'nun 105 nci maddesine göre "alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir". Munzam zarar sorumluluğu kusura dayanan temerrüdün hukuki bir sonucudur ve borçlunun zararının faizi aşan bölümüdür. Borçlu para borcunu vadesinde ödemediğinde (temerrüdü oluştuğunda) sözleşme veya yasada belirlenen "gecikme faizi" ödeme yükümü altına girer. Bu durumda mülga BK'nın 103. maddesi uyarınca alacaklının mutlak ve tartışmasız bir zarara uğradığı kabul edilmektedir.
O nedenle alacaklıya, uğradığı zararı ispat yükümü verilmeksizin, en önemlisi borçlunun, kusuru olup olmadığı araştırılmaksızın yasa gereği kabul edilen zararı giderme hakkı tanınmıştır. Munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. O nedenle, borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. Mülga BK'nın 105. maddesi kusur karinesini benimsemiştir. Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur.
Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır. Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir. Bu itibarla, munzam zarar davalarında alacaklının (davacının) ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, genel ispat yöntemlerinde olduğu gibi her olayın kendi yapısı ve özelliği içinde değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.
Ülkemizde süregelen hiper enflasyonun belli yıllarda yüzde yüzlerde seyrettiği, vadeli mevduatların en az bu oranlarda gelir getirdiği, yabancı para değerinin (kurların) her zaman temerrüt faiz oranlarını aştığı, banka kredileri faizlerinin yüzde iki yüze kavuştuğu, paranın iç alım (satım) alma değerinin büyük ölçüde azaldığı tartışmasız ve yaşanan bir gerçek olduğu çok açıktır. Böyle bir enflasyonist ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması, örneğin en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesi, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur.
Gerçekte de, anlatılan enflasyonist ortamda yaşayan makul, normal bir kişinin parasını atıl biçimde elde tutmayacağı, gelir getirici bir yatırıma dönüştüreceği, insan yapısının ve menfaatlerini koruma içgüdüsünün de doğal bir sonucudur. Hal böyle olunca, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçları kamuca az veya çok herkesin bildiği, en önemlisi gerekli olduğu taktirde bilinebilmesinin kolayca gerçekleştirilebileceği ve mahkemelerin de bilgisi altında olan vakıalar olarak kabulü gerekir.
Munzam zararın enflasyonun gündemde olmadığı ve döviz kurlarının da istikrar kazandığı dönemlerde doğmuş olması halinde ise, ispat yükü bakımından durum farklı olup, buna ilişkin Dairemiz’in uygulaması, alacaklının munzam zararını somut olarak kanıtlaması gerektiği yönündedir.
Somut olayda, tarafların 18.03.1998 tarihli protokol ile apart otelin satışı konusunda anlaştıkları, davalı tarafın bakiye ödemeleri yapmaması üzerine açılan dava sonucunda cebri icra yolu ile 24.01.2011 tarihinde 1.176.026,29-TL'nin davacı tarafından tahsil edildiğinin iddia edildiği ve davacı vekili dava dilekçesinde çeşitli hesaplamalardan sonra dava konusu munzam zarar ile ilgili seçimlik haklarını kullanacaklarını belirtmiş ise de ortalama değer üzerinden hesaplama yapan bilirkişi kurulu raporunun ibrazından sonra ıslah dilekçesi içeriğinden davacı vekilinin paranın alım gücündeki kayba dayalı olarak munzam zarar isteminde bulunduğunun kabulü gerekir.
Bu itibarla, mahkemece, munzam zararın oluşmasındaki zaman kesitinin ekonomik koşullarının farklılığı gözetilmeden, tüm dönem için somut ispat arayan yazılı gerekçe ile sonuca gidilmesi ve bu bağlamda ispata ilişkin yanlış ilkeye dayalı olması nedeniyle doğru olmamış kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2-Bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemişir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14/10/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/101972500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz