Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2018/1512 E. 2019/3201 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
borçlu temerrüdü↗ ilamlı icra takibi↗ kusur karinesi↗ damga vergisi↗ ilamlı icra↗ alacaklı temerrüdü↗ borcun ifası↗ borçlunun temerrüdü↗ zararın ispatı↗ munzam zarar↗ sorumluluktan kurtulma↗ karine↗ kusur sorumluluğu↗ iş bölümü↗ olumsuz oy↗ ispat yükü↗ ifa↗ tbk 99↗ temerrüt faizi↗ asıl alacak↗ kusur↗ dava sebebi↗ eksik inceleme↗ avans faizi↗ temerrüt↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk derece mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafından davalı aleyhine ikame edilen davanın kabulüne karar verildiği, akabinde davacı yanca anılan karara istinaden başlatılan ilamlı icra takibi neticesinde de, asıl alacak olan 450.000-TL’nin 09/12/1999 tarihinden itibaren işlemiş avans faizi ile birlikte 3.027.540,22-TL olarak (cezaevi harcı ve damga vergisi kesintilerden sonra 2.947.080,68-TL) tahsil edildiği, faizi aşan zarar ve zarar miktarının davacı yanca ispatı gerektiği ancak davacı yanca anılan hususu ispata yarar delil sunulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, munzam zararın tahsili istemine ilişkindir. Somut olayda davacı, 09.12.1999 tarihinde Egebank A.Ş’ye yatırdığı 450.000,00 TL’nin usulsüz olarak off shore hesaplarına aktarıldığını, müteaddit başvuruya rağmen ödenmeyen paranın tahsili için davalı banka aleyhine ikame ettiği dava lehine sonuçlansa da söz konusu parayı ancak yatırılma tarihinden 16 yıl sonra ve sadece ana paraya işletilen temerrüt faizi ile birlikte tahsil edebildiğini, oysa, paranın erken tahsil edilmesi halinde yatırım yapabileceğini, yatırım yapmasa bile parayı atıl durumda tutmayarak faize faiz işletmek suretiyle değerlendirilebileceğini, söz konusu paranın sadece ana paraya işletilen temerrüt faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi sebebiyle faizi de aşan bir munzam zararının oluştuğunu iddia ederek huzurdaki davayı açmış, ilk derece mahkemesince, munzam zarar iddiasının somut delillerle ispat edilemediğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş, anılan karara karşı davacı vekilince yapılan istinaf başvurusu ise bölge adliye mahkemesince yazılı gerekçelerle esastan reddedilmiştir.
6098 sayılı TBK’nın 122. maddesi (Mülga BK’nın 105.) maddesi uyarınca, alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Kanun koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiş, bu zararın tazminini iki bölümde düşünmüştür. Birinci bölüm, ispat edilmeden tahsili talep edilebilecek zarar miktarı olup, bu zararın temerrüt faizi ile karşılanması kabul edilmiştir. Bunun dışında alacaklının herhangi bir karineden istifade etmek olanağı yasal olarak mevcut değildir. Bu nedenle, munzam zarar isteminde bulunan alacaklı öncelikle borçlunun borcunu geç ödemesi nedeniyle uğradığı zararın temerrüt faizi ile karşılanamadığını, temerrüt faizini aşan bir zarara uğradığını ispat etmelidir. Alacaklı, borçlunun ilk temerrüde düştüğü tarihten alacağını faizi ile birlikte tahsil ettiği tarihe kadar olan dönem için munzam zararını isteyebilecektir. Munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. O nedenle, borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü (TBK md. 122), asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. TBK’nın 122. maddesi (Mülga BK'nın 105.) kusur karinesini benimsemiştir. Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır. Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir. Bu itibarla, munzam zarar davalarında alacaklının (davacının) ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, genel ispat yöntemlerinde olduğu gibi her olayın kendi yapısı ve özelliği içinde değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.
Ülkemizde süregelen enflasyonun belli yıllarda yüzde yüzlerde seyrettiği, vadeli mevduatların en az bu oranlarda gelir getirdiği, yabancı para değerinin (kurların) her zaman temerrüt faiz oranlarını aştığı, banka kredileri faizlerinin yüzde iki yüze kavuştuğu, paranın iç alım (satım) alma değerinin büyük ölçüde azaldığı tartışmasız ve yaşanan bir gerçek olduğu çok açıktır. Böyle bir enflasyonist ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması, örneğin en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesi, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Gerçekte de, anlatılan enflasyonist ortamda yaşayan makul, normal bir kişinin parasını atıl biçimde elde tutmayacağı, gelir getirici bir yatırıma dönüştüreceği, insan yapısının ve menfaatlerini koruma içgüdüsünün de doğal bir sonucudur. Hal böyle olunca, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçları kamuca az veya çok herkesin bildiği, en önemlisi gerekli olduğu taktirde bilinebilmesinin kolayca gerçekleştirilebileceği ve mahkemelerin de bilgisi altında olan vakıalar olarak kabulü gerekir.
Munzam zararın enflasyonun gündemde olmadığı ve döviz kurlarının da istikrar kazandığı dönemlerde doğmuş olması halinde ise, ispat yükü bakımından durum farklı olup, buna ilişkin Dairemiz’in uygulaması, alacaklının munzam zararını somut olarak kanıtlaması gerektiği yönündedir. Somut olayda, davaya konu paranın 09.12.1999 tarihinde Egeabank A.Ş’ye yatırıldığı ve 09.05.2016 tarihinde temerrüt faizi ile birlikte tahsil edildiği, munzam zararının oluştuğu iddia edilen dönemin 16 yıllık bir süreci kapsadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, mahkemece, munzam zararın oluşumundaki zaman kesitinin ekonomik koşullarının farklılığı gözetilmeden tüm dönem için somut ispat arayan yazılı gerekçe ile sonuca gidilmesi isabetli görülmemiştir.
Bu durumda, ilk derece mahkemesince,munzam zararın ispatı noktasında yukarıda açıklanan ilkeler gözetilerek, Dairemizin yerleşik içtihatlarında belirtildiği şekilde sepet formülüne göre munzam zararı hesabı yapılması, bu doğrultuda, munzam zararın tespit edilebilmesi için borçlunun temerrüde düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurum veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarının yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın TBK’nın 50 ve 51. maddeleri (mülga BK'nun 42 ve 43.) çerçevesinde değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken aldığı temerrüt faizi miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde davacının munzam zararının olup olmadığı ve miktarı tayin ve tespit edilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/13488 E. 2014/15512 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · alacaklı temerrüdü · borcun ifası · borçlunun temerrüdü · zararın ispatı · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma
İncelediğiniz karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Dava, «munzam zararın» tahsili istemine ilişkindir.
… n tahsili için davalı banka aleyhine ikame ettiği dava lehine sonuçlansa da söz konusu parayı ancak yatırılma tarihinden 16 yıl sonra ve sadece ana paraya işletilen «temerrüt faizi» ile birlikte tahsil edebildiğini, oysa, paranın erken tahsil edilmesi halinde yatırım yapabileceğini, yatırım yapmasa bile parayı atıl durumda tutmayarak faize faiz işletmek suretiyle değerlendirilebileceğini, söz konusu paranın sadece ana paraya işletilen temerrüt faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi sebebiyle faizi de aşan bir «munzam zararının» oluştuğunu iddia ederek huzurdaki davayı açmış, ilk derece mahkemesince, munzam zarar iddiasının somut delillerle ispat edilemediğinden bahisle davanın reddine kar …
Benzer bu karardaMahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, «munzam zarar» davasında davacının zararın varlığını ve miktarını, davalının ise; borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlaması gerektiği, yasanın «alacaklıya temerrüt faizini» aşan zararını borçludan isteme olanağı tanıdığı, ancak bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerektiği, zararın varlı …
O nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:seçimlik haklar · cebri icra · gecikme faizi · kâr kaybı · protokol · ıslah
Benzer bu karardaSomut olayda, tarafların 18.03.1998 tarihli «protokol» ile apart otelin satışı konusunda anlaştıkları, davalı tarafın bakiye ödemeleri yapmaması üzerine açılan dava sonucunda «cebri icra» yolu ile 24.01.2011 tarihinde 1.176.026,29-TL'nin davacı tarafından tahsil edildiğinin iddia edildiği ve davacı vekili dava dilekçesinde çeşitli hesaplamalardan sonra dava konusu «munzam zarar» ile ilgili «seçimlik haklarını» kullanacaklarını belirtmiş ise de ortalama değer üzerinden hesaplama yapan bilirkişi kurulu raporunun ibrazından sonra «ıslah» dilekçesi içeriğinden davacı vekilinin paranın alım gücündeki «kayba» dayalı olarak munzam zarar isteminde bulunduğunun kabulü gerekir.
Borçlu para borcunu vadesinde ödemediğinde («temerrüdü» oluştuğunda) sözleşme veya yasada belirlenen "«gecikme faizi»" ödeme yükümü altına girer.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/15144 E. 2016/9357 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · borcun ifası · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · karine · kusur sorumluluğu · Alacak
İncelediğiniz karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Dava, «munzam zararın» tahsili istemine ilişkindir.
… n tahsili için davalı banka aleyhine ikame ettiği dava lehine sonuçlansa da söz konusu parayı ancak yatırılma tarihinden 16 yıl sonra ve sadece ana paraya işletilen «temerrüt faizi» ile birlikte tahsil edebildiğini, oysa, paranın erken tahsil edilmesi halinde yatırım yapabileceğini, yatırım yapmasa bile parayı atıl durumda tutmayarak faize faiz işletmek suretiyle değerlendirilebileceğini, söz konusu paranın sadece ana paraya işletilen temerrüt faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi sebebiyle faizi de aşan bir «munzam zararının» oluştuğunu iddia ederek huzurdaki davayı açmış, ilk derece mahkemesince, munzam zarar iddiasının somut delillerle ispat edilemediğinden bahisle davanın reddine kar …
Benzer bu kararda… ğını geç alan alacaklının da zarar göreceği, enflasyonun altında kalan faizin de bu zararı karşılamayacağının açık olduğu ve bu halin zararın varlığı için fiili bir «karine» oluşturacağı, yapılan hesaplama neticesi davacı ...'in «munzam zararının» 189.857,07 TL, davacı ...'in munzam zarar tutarının 32.455,44 TL olduğu, davacı ...'in munzam zararı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davacı ... yönünden, 189.857,07 TL'nin, davacı ... yönünden, 32.455,44 TL'nin 18/03/1999 tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, fazla istemler ile davacı ... yönünden açılan davanın reddine karar verilmiştir.
O nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/1443 E. 2013/18439 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · karine · kusur sorumluluğu · olumsuz oy · ispat yükü
İncelediğiniz karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Munzam zararın enflasyonun gündemde olmadığı ve döviz kurlarının da istikrar kazandığı dönemlerde doğmuş olması halinde ise, «ispat yükü» bakımından durum farklı olup, buna ilişkin Dairemiz’in uygulaması, alacaklının «munzam zararını» somut olarak kanıtlaması gerektiği yönündedir.
Dava, «munzam zararın» tahsili istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 105. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan «munzam zararın», genel ekonomik «olumsuzlukların» (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, somut ve davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gerektiğ …
Alacaklı, «borçlunun temerrüde» düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir, borçlu ancak temerrüde düşmekte kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla «sorumluluktan kurtulabilir».
Bu durum karşısında mahkemece, daha yükseği kanıtlanamadıkça bu tür davalarda «munzam zararın» tespit edilebilmesi için yapılacak iş şu olmalıdır: Öncelikle «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştiği tarihe kadar geçen süre içinde her yıl itibariyle gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine uygulanan faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarında meydana gelen değişikliklere ilişkin listeler davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları resmi kurum ve kuruluşlardan araştırmak, bu konuda uzman bilirkişi görüşünden de yararlanmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp ortalamaları bulunarak belirlenmesi ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı itibariyle bir tazminat alacağı niteliğinde olması nedeniyle bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve nihayet her olayın somut özelliği de dikkate alınarak bulunacak miktarın BK'nın 42. ve 43. maddeleri uyarınca değerlendirmeye tabi tutularak tespiti ve bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
5 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/12086 E. 2018/5488 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · borcun ifası · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · kusur sorumluluğu · olumsuz oy
İncelediğiniz karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Dava, «munzam zararın» tahsili istemine ilişkindir.
… n tahsili için davalı banka aleyhine ikame ettiği dava lehine sonuçlansa da söz konusu parayı ancak yatırılma tarihinden 16 yıl sonra ve sadece ana paraya işletilen «temerrüt faizi» ile birlikte tahsil edebildiğini, oysa, paranın erken tahsil edilmesi halinde yatırım yapabileceğini, yatırım yapmasa bile parayı atıl durumda tutmayarak faize faiz işletmek suretiyle değerlendirilebileceğini, söz konusu paranın sadece ana paraya işletilen temerrüt faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi sebebiyle faizi de aşan bir «munzam zararının» oluştuğunu iddia ederek huzurdaki davayı açmış, ilk derece mahkemesince, munzam zarar iddiasının somut delillerle ispat edilemediğinden bahisle davanın reddine kar …
Benzer bu karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın «geç ifa» edilmesinden veya hiç ifa edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
… nunu'nun 122/1. (Mülga BK.’nun 105/1.) maddesi hükmüne dayanılarak açılan alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmadığı iddia edilen «munzam zararın» tahsili istemine ilişkindir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:geç ifa · illiyet bağı · ipotek · iflas · maddi tazminat · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaMahkemece, davalı bankanın «kusuru» ile davacının hesabından çekilen paraların ....11.2011 tarihinde ödendiği, davacı şirketin acz içine düştüğü ve «iflasa» sürüklendiği anlaşılmakta ise de davacı şirketin iflasa sürüklenmesinin davalının tek başına haksız hareketinden kaynaklanmadığı, davalının eylemi ile aralarında doğrudan bir «illiyet bağı» bulunmadığı, bu konuda davalıya kusur izafe edilemeyeceği gerekçesi ile davacı tarafın «maddi tazminat» talebinin; dava konusu olayda zarara uğrayanın şirket olduğu, şirketin aleyhine olan iş ve eylemlerde şirket hissedarları ve ortakları olan gerçek kişilerin manevi …
… lardan kullandığı kredileri zamanında ödeyemediğini, yeni krediler kullanmak zorunda kaldığını, ödeyemediği krediler sebebiyle hakkında başlatılan icra takiplerinde «ipotekli» taşınmazlarının değerinin çok altına bedellere satıldığını, sermayesinin kaybolduğunu, üretim ve pazarlama yapamadığını ve neticeten ticari hayatına «son» vermek zorunda kaldığını ileri sürmüştür.
Bilirkişi raporunda, meydana geldiği iddia olunan zarar ile davalı bnakanın kusurlu eylemi arasında «illiyet bağı» kurulmasının mümkün olmadığı, davacının maddi zararının faizle karşılandığı yönünde mütaalada bulunulmuş olup, mahkemece bu rapor esas alınmak suretiyle «maddi tazminat» talebi yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın «geç ifa» edilmesinden veya hiç ifa edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/15444 E. 2012/5956 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · borcun ifası · borçlunun temerrüdü · zararın ispatı · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · karine
İncelediğiniz karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Dava, «munzam zararın» tahsili istemine ilişkindir.
… n tahsili için davalı banka aleyhine ikame ettiği dava lehine sonuçlansa da söz konusu parayı ancak yatırılma tarihinden 16 yıl sonra ve sadece ana paraya işletilen «temerrüt faizi» ile birlikte tahsil edebildiğini, oysa, paranın erken tahsil edilmesi halinde yatırım yapabileceğini, yatırım yapmasa bile parayı atıl durumda tutmayarak faize faiz işletmek suretiyle değerlendirilebileceğini, söz konusu paranın sadece ana paraya işletilen temerrüt faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi sebebiyle faizi de aşan bir «munzam zararının» oluştuğunu iddia ederek huzurdaki davayı açmış, ilk derece mahkemesince, munzam zarar iddiasının somut delillerle ispat edilemediğinden bahisle davanın reddine kar …
Benzer bu karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Dava, davalı bankanın hayali kişiye «çek karnesi» vermesi nedeniyle davacının uğradığını iddia ettiği «munzam zararın» tazmini istemine ilişkin olup, mahkemece «kesin» hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:çek karnesi · gecikme faizi · hisse senedi · hamil · çek · kesin hüküm
Benzer bu karardaDava, davalı bankanın hayali kişiye «çek karnesi» vermesi nedeniyle davacının uğradığını iddia ettiği «munzam zararın» tazmini istemine ilişkin olup, mahkemece «kesin» hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Yapılan bu genel açıklamalardan sonra somut olaya dönülecek olursa, davalı banka tarafından hayali bir kişiye verilen «çek karnesi» nedeniyle 31.08.1997 keşide tarihli çekin «hamili» olan davacı tarafından İstanbul 9.
Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/229 Karar sayılı kararın «kesin» hüküm oluşturduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Borçlu para borcunu vadesinde ödemediğinde («temerrüdü» oluştuğunda) sözleşme veya yasada belirlenen "«gecikme faizi»" ödeme yükümü altına girer.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/17206 E. 2015/12126 K.
Ortak:munzam zarar · eksik inceleme
İncelediğiniz karardaDava, «munzam zararın» tahsili istemine ilişkindir.
… n tahsili için davalı banka aleyhine ikame ettiği dava lehine sonuçlansa da söz konusu parayı ancak yatırılma tarihinden 16 yıl sonra ve sadece ana paraya işletilen «temerrüt faizi» ile birlikte tahsil edebildiğini, oysa, paranın erken tahsil edilmesi halinde yatırım yapabileceğini, yatırım yapmasa bile parayı atıl durumda tutmayarak faize faiz işletmek suretiyle değerlendirilebileceğini, söz konusu paranın sadece ana paraya işletilen temerrüt faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi sebebiyle faizi de aşan bir «munzam zararının» oluştuğunu iddia ederek huzurdaki davayı açmış, ilk derece mahkemesince, munzam zarar iddiasının somut delillerle ispat edilemediğinden bahisle davanın reddine kar …
Bu nedenle, «munzam zarar» isteminde bulunan alacaklı öncelikle borçlunun borcunu geç ödemesi nedeniyle uğradığı zararın «temerrüt faizi» ile karşılanamadığını, temerrüt faizini aşan bir zarara uğradığını ispat etmelidir.
Benzer bu karardaO halde mahkemece, «denetime elverişli» bir rapor alınmak suretiyle davacının «munzam zarar» alacağının tespiti ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde «eksik incelemeye» ve yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, davacının ... nezdindeki mevduatının bir kısmının banka «görevlisi» tarafından usulsüz işlemlerle 26.11.1999 tarihinde hesaptan çekildiği, işbu dava konusunun, davacının zamanında ödenmeyen alacağı nedeniyle işleyen faiz ile de karşılanmayan zararı olduğu, diğer bir deyişle «munzam zarara» ilişkin bulunduğu, her ne kadar aynı konuda daha önce açılan dava olduğu savunulmuş ise de söz konusu davanın munzam zararı kapsamadığı, bilirkişi aracılığıyla davacının 303.083,04 TL munzam zararının bulunduğunun tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 9.000,00 TL'nin dava tarihinden, 28.370,78 TL'nin «ıslah» tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
2- Dava, alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanamayan «munzam zararın» tahsiline ilişkin olup mahkemece uyulan bozma ilamı doğrultusunda alınan bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:denetime elverişlilik · bilirkişi incelemesi · ıslah · yasal faiz · görevli mahkeme
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, davacının ... nezdindeki mevduatının bir kısmının banka «görevlisi» tarafından usulsüz işlemlerle 26.11.1999 tarihinde hesaptan çekildiği, işbu dava konusunun, davacının zamanında ödenmeyen alacağı nedeniyle işleyen faiz ile de karşılanmayan zararı olduğu, diğer bir deyişle «munzam zarara» ilişkin bulunduğu, her ne kadar aynı konuda daha önce açılan dava olduğu savunulmuş ise de söz konusu davanın munzam zararı kapsamadığı, bilirkişi aracılığıyla davacının 303.083,04 TL munzam zararının bulunduğunun tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 9.000,00 TL'nin dava tarihinden, 28.370,78 TL'nin «ıslah» tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bu hali ile rapor «denetime elverişli» bulunmamaktadır.
O halde mahkemece, «denetime elverişli» bir rapor alınmak suretiyle davacının «munzam zarar» alacağının tespiti ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde «eksik incelemeye» ve yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3-Ayrıca, mahkemece uyulmasına karar verilen Dairemiz bozma ilamında, «bilirkişi incelemesi» ile tespit edilecek «munzam zarar» alacağının somut olaya uygulanması gereken mülga 818 sayılı BK'nun 42. ve 43. maddeleri uyarınca değerlendirmeye tabi tutulması gerektiği belirtilmiş olmasına rağmen mahkemece bu konuda bir değerlendirme yapılmamıştır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/9172 E. 2012/16279 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · kusur sorumluluğu · ispat yükü · ifa
İncelediğiniz karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Munzam zararın enflasyonun gündemde olmadığı ve döviz kurlarının da istikrar kazandığı dönemlerde doğmuş olması halinde ise, «ispat yükü» bakımından durum farklı olup, buna ilişkin Dairemiz’in uygulaması, alacaklının «munzam zararını» somut olarak kanıtlaması gerektiği yönündedir.
Dava, «munzam zararın» tahsili istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, gerekse Dairemiz; «munzam zararın» hesabında ilke olarak; «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin rakamlar tesbit edilip, bilirkişi veya kurulundan rapor alınmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarı yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulanacak miktarın BK'nun 42. ve 43. maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirilmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek belirlenecek miktarın munzam zarar olarak istenebileceği benimsenmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından «munzam zararın» «temerrüt» faizinden daha fazla olduğunun somut delillerle ispatı gerektiği, davacının talebinin munzam zarar niteliğinde olmayıp eksik kalan kâr niteliğinde olduğu, varsayıma dayalı olarak açıldığı, davacının herhangi bir zararı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:inkar tazminatı
Benzer bu kararda… meyen 8.480,00 TL alacağın tahsilini talep ettiği, Mahkemece 1998/488 sayılı karar ile itirazın kısmen iptaline, takibin 5.672,41 TL üzerinden devamına, 2.268,94 TL «inkar tazminatının» ve 8.480,00 TL davacı alacağının davalıdan tahsiline karar verildiği, daha önce takip yapılmayan 8.480,00 TL alacağın İzmir 2.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/9174 E. 2012/16639 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · karine · kusur sorumluluğu · ispat yükü · temerrüt faizi
İncelediğiniz karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
… n tahsili için davalı banka aleyhine ikame ettiği dava lehine sonuçlansa da söz konusu parayı ancak yatırılma tarihinden 16 yıl sonra ve sadece ana paraya işletilen «temerrüt faizi» ile birlikte tahsil edebildiğini, oysa, paranın erken tahsil edilmesi halinde yatırım yapabileceğini, yatırım yapmasa bile parayı atıl durumda tutmayarak faize faiz işletmek suretiyle değerlendirilebileceğini, söz konusu paranın sadece ana paraya işletilen temerrüt faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi sebebiyle faizi de aşan bir «munzam zararının» oluştuğunu iddia ederek huzurdaki davayı açmış, ilk derece mahkemesince, munzam zarar iddiasının somut delillerle ispat edilemediğinden bahisle davanın reddine kar …
Bu nedenle, «munzam zarar» isteminde bulunan alacaklı öncelikle borçlunun borcunu geç ödemesi nedeniyle uğradığı zararın «temerrüt faizi» ile karşılanamadığını, temerrüt faizini aşan bir zarara uğradığını ispat etmelidir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının zararının «temerrüt» faizinden daha fazla olduğunu MK. nun 6. maddesi hükmüne göre somut delillerle ispat etmesi gerektiğini, davacının böyle bir zarara uğradığını kanıtlayamadığı gibi davasını da bu nedene dayalı olarak açmadığı, davacı parayı geç aldığı için vadeli mevduat hesabındaki faiz oranı ya da hazine bonosu veya daha değişik alternatiflerde parasını değerlendirmiş olsaydı daha fazla kazanç elde edebilecek olmasını gerekçe göstererek «munzam zararı» istediği, oysa parasını geç almasından dolayı mahkemece verilen ilk hükümde «temerrüt faizi» uygulandığı, temerrüt faizi ile birlikte parasını aldığı, munzam zararını da kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Alacaklı, «borçlunun temerrüde» düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir, borçlu ancak temerrüde düşmekte kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla «sorumluluktan kurtulabilir».
Öncelikle «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştiği tarihe kadar geçen süre içinde her yıl itibariyle gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvillerine uygulanan faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarında meydana gelen değişikliklere ilişkin listeler davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları resmi kurum ve kuruluşlardan araştırmak, bu konuda uzman bilirkişi görüşünden de yararlanmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı itibariyle bir tazminat alacağı niteliğinde olması nedeniyle bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve nihayet her olayın somut özelliği de dikkate alınarak bulunacak miktarın BK'nun 42. ve 43. maddeleri uyarınca değerlendirmeye tabi tutularak belirlenmesi ve bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:itirazın iptali davası · iptal davası · bilirkişi incelemesi · icra inkar tazminatı · inkar tazminatı
Benzer bu karardaDavacının davalı Banka aleyhine açtığı «itirazın iptali davası» sonucunda, İzmir 3.
Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21.04.1998 tarih, 1997/295 esas, 1998/482 karar sayılı ilamıyla itirazın kısmen iptali ile takibin 11.939.685.000 TL üzerinden devamına ve 4.775.874.000 TL «icra inkar tazminatına» karar verilmiştir.
O halde mahkemece, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda «bilirkişi incelemesi» yaptırılarak, davacının «munzam zarar» talebinde haklı olup olmadığı tespit edilerek sonucuna göre hüküm kurulmak gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2018/1512 E. , 2019/3201 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5. Tüketici Mahkemesince verilen 22/12/2016 tarih ve 2016/639 E. - 2016/2098 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nce verilen 29/12/2017 tarih ve 2017/486-2017/655 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 09.12.1999 tarihinde toplam 450.000-TL parasını Egebank A.Ş ... şubesine yatırdığını, söz konusu paranın kasıtlı yönlendirme sonucu, Egebank Off Shore Ltd adlı bankaya ait hesaba usulsüz olarak aktarıldığını, Egebank A.Ş. nin devir ve birleşmeler sonucu İNG Bank A.Ş’ye devredildiğini, müteaddit başvuruların sonuçsuz kalması üzerine davalı banka aleyhine açtıkları davanın İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1304- 2015/64 karar sayılı ilamı kabul edildiğini ve alacağın 16 yıl sonra hükme bağlandığını, kararın temyiz edilmesi nedeniyle alacağın henüz tahsil edilemediğini, davacının faiz ile karşılanamayan yüksek miktarda munzam zararının oluştuğunu, Türk Borçlar Kanunu'nun 112.
maddesi gereğince zararın tazmini gerektiğini, müvekkilinin alacağını zamanında almış olması durumunda parayı daha yüksek gelir getiren bir yatırıma yöneltmese dahi bankada faize yatırmış olsa idi her yıl işleyecek parayı da ana paraya ekleyerek bu şekilde faize faiz işletmiş olacağından paranın gerçek değerini korumuş olacağını, sadece ana paraya faiz işletilmesi nedeniyle müvekkilinin parasının satın alma gücünde önemli ölçüde düşme meydana geldiğini, 450.000-TL’nin 1999 yılındaki satın alma gücü ile mahkemece hüküm altına alınan para faiz toplamının satın alma gücü arasında davacı aleyhine oldukça yüksek bir değişimin söz konusu olduğunu ileri sürerek, belirsiz olan alacağın şimdilik 1.000 - TL asgari tutarının dava tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafından davalı aleyhine ikame edilen davanın kabulüne karar verildiği, akabinde davacı yanca anılan karara istinaden başlatılan ilamlı icra takibi neticesinde de, asıl alacak olan 450.000-TL’nin 09/12/1999 tarihinden itibaren işlemiş avans faizi ile birlikte 3.027.540,22-TL olarak (cezaevi harcı ve damga vergisi kesintilerden sonra 2.947.080,68-TL) tahsil edildiği, faizi aşan zarar ve zarar miktarının davacı yanca ispatı gerektiği ancak davacı yanca anılan hususu ispata yarar delil sunulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, munzam zararın tahsili istemine ilişkindir. Somut olayda davacı, 09.12.1999 tarihinde Egebank A.Ş’ye yatırdığı 450.000,00 TL’nin usulsüz olarak off shore hesaplarına aktarıldığını, müteaddit başvuruya rağmen ödenmeyen paranın tahsili için davalı banka aleyhine ikame ettiği dava lehine sonuçlansa da söz konusu parayı ancak yatırılma tarihinden 16 yıl sonra ve sadece ana paraya işletilen temerrüt faizi ile birlikte tahsil edebildiğini, oysa, paranın erken tahsil edilmesi halinde yatırım yapabileceğini, yatırım yapmasa bile parayı atıl durumda tutmayarak faize faiz işletmek suretiyle değerlendirilebileceğini, söz konusu paranın sadece ana paraya işletilen temerrüt faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi sebebiyle faizi de aşan bir munzam zararının oluştuğunu iddia ederek huzurdaki davayı açmış, ilk derece mahkemesince, munzam zarar iddiasının somut delillerle ispat edilemediğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş, anılan karara karşı davacı vekilince yapılan istinaf başvurusu ise bölge adliye mahkemesince yazılı gerekçelerle esastan reddedilmiştir.
6098 sayılı TBK’nın 122. maddesi (Mülga BK’nın 105.) maddesi uyarınca, alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Kanun koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiş, bu zararın tazminini iki bölümde düşünmüştür. Birinci bölüm, ispat edilmeden tahsili talep edilebilecek zarar miktarı olup, bu zararın temerrüt faizi ile karşılanması kabul edilmiştir. Bunun dışında alacaklının herhangi bir karineden istifade etmek olanağı yasal olarak mevcut değildir. Bu nedenle, munzam zarar isteminde bulunan alacaklı öncelikle borçlunun borcunu geç ödemesi nedeniyle uğradığı zararın temerrüt faizi ile karşılanamadığını, temerrüt faizini aşan bir zarara uğradığını ispat etmelidir.
Alacaklı, borçlunun ilk temerrüde düştüğü tarihten alacağını faizi ile birlikte tahsil ettiği tarihe kadar olan dönem için munzam zararını isteyebilecektir. Munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. O nedenle, borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü (TBK md. 122), asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. TBK’nın 122. maddesi (Mülga BK'nın 105.) kusur karinesini benimsemiştir. Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur.
Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır. Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir. Bu itibarla, munzam zarar davalarında alacaklının (davacının) ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, genel ispat yöntemlerinde olduğu gibi her olayın kendi yapısı ve özelliği içinde değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.
Ülkemizde süregelen enflasyonun belli yıllarda yüzde yüzlerde seyrettiği, vadeli mevduatların en az bu oranlarda gelir getirdiği, yabancı para değerinin (kurların) her zaman temerrüt faiz oranlarını aştığı, banka kredileri faizlerinin yüzde iki yüze kavuştuğu, paranın iç alım (satım) alma değerinin büyük ölçüde azaldığı tartışmasız ve yaşanan bir gerçek olduğu çok açıktır. Böyle bir enflasyonist ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması, örneğin en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesi, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur.
Gerçekte de, anlatılan enflasyonist ortamda yaşayan makul, normal bir kişinin parasını atıl biçimde elde tutmayacağı, gelir getirici bir yatırıma dönüştüreceği, insan yapısının ve menfaatlerini koruma içgüdüsünün de doğal bir sonucudur. Hal böyle olunca, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçları kamuca az veya çok herkesin bildiği, en önemlisi gerekli olduğu taktirde bilinebilmesinin kolayca gerçekleştirilebileceği ve mahkemelerin de bilgisi altında olan vakıalar olarak kabulü gerekir.
Munzam zararın enflasyonun gündemde olmadığı ve döviz kurlarının da istikrar kazandığı dönemlerde doğmuş olması halinde ise, ispat yükü bakımından durum farklı olup, buna ilişkin Dairemiz’in uygulaması, alacaklının munzam zararını somut olarak kanıtlaması gerektiği yönündedir. Somut olayda, davaya konu paranın 09.12.1999 tarihinde Egeabank A.Ş’ye yatırıldığı ve 09.05.2016 tarihinde temerrüt faizi ile birlikte tahsil edildiği, munzam zararının oluştuğu iddia edilen dönemin 16 yıllık bir süreci kapsadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, mahkemece, munzam zararın oluşumundaki zaman kesitinin ekonomik koşullarının farklılığı gözetilmeden tüm dönem için somut ispat arayan yazılı gerekçe ile sonuca gidilmesi isabetli görülmemiştir.
Bu durumda, ilk derece mahkemesince,munzam zararın ispatı noktasında yukarıda açıklanan ilkeler gözetilerek, Dairemizin yerleşik içtihatlarında belirtildiği şekilde sepet formülüne göre munzam zararı hesabı yapılması, bu doğrultuda, munzam zararın tespit edilebilmesi için borçlunun temerrüde düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurum veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarının yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın TBK’nın 50 ve 51.
maddeleri (mülga BK'nun 42 ve 43.) çerçevesinde değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken aldığı temerrüt faizi miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde davacının munzam zararının olup olmadığı ve miktarı tayin ve tespit edilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 29/04/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/508375600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz