Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2016/12086 E. 2018/5488 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
geç ifa↗ borçlu temerrüdü↗ kusur karinesi↗ borcun ifası↗ borçlunun temerrüdü↗ munzam zarar↗ sorumluluktan kurtulma↗ kusur sorumluluğu↗ illiyet bağı↗ ipotek↗ olumsuz oy↗ ifa↗ içtihadı birleştirme kararı↗ temerrüt faizi↗ iflas↗ maddi tazminat↗ kusur↗ dava sebebi↗ temerrüt↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, davalı bankanın kusuru ile davacının hesabından çekilen paraların ....11.2011 tarihinde ödendiği, davacı şirketin acz içine düştüğü ve iflasa sürüklendiği anlaşılmakta ise de davacı şirketin iflasa sürüklenmesinin davalının tek başına haksız hareketinden kaynaklanmadığı, davalının eylemi ile aralarında doğrudan bir illiyet bağı bulunmadığı, bu konuda davalıya kusur izafe edilemeyeceği gerekçesi ile davacı tarafın maddi tazminat talebinin; dava konusu olayda zarara uğrayanın şirket olduğu, şirketin aleyhine olan iş ve eylemlerde şirket hissedarları ve ortakları olan gerçek kişilerin manevi tazminat talep etmelerinin mümkün olmadığı gerekçesi ile manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı davacılar vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin manevi tazminat talebinin reddine ilişkin karara yönelik tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
...- Dava, Türk Borçlar Kanunu'nun 122/1. (Mülga BK.’nun 105/1.) maddesi hükmüne dayanılarak açılan alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmadığı iddia edilen munzam zararın tahsili istemine ilişkindir.
BK'nın 105'inci maddesine göre "alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir". Bu durumda B.K. 103. maddesi uyarınca alacaklının mutlak ve tartışmasız bir zarara uğradığı kabul edilmektedir.
Munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. O nedenle, borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. B.K.'nun 105'inci maddesi kusur karinesini benimsemiştir. Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır.
Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç ifa edilmesinden veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlamak koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir.
Enflasyonist ortamda bireyin, parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması, en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesi, hayatın olağan akışına ve genel hayat tecrübelerine uygun düşen bir karinedir. Enflasyonist ortamda yaşayan makul, normal bir kişinin parasını atıl biçimde elde tutmayacağı, gelir getirici bir yatırıma dönüştüreceği, insan yapısının ve menfaatlerini koruma içgüdüsünün doğal bir sonucudur. Hal böyle olunca, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçları kamuca az veya çok herkesin bildiği, en önemlisi gerekli olduğu taktirde bilinebilmesinin kolayca gerçekleştirilebileceği ve mahkemelerin de bilgisi altında olan vakıalar olarak kabulü gerekir. Yasal deyimi ile “ maruf ve meşhur" vakıaların ispatına gerek yoktur (H.U.M.K.md.238/..., HMK 187/...). 20.....1989 tarih ve ... karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında "para her zaman kullanılması mümkün ve temettü getiren bir meta olduğundan geç ödenmesi halinde zararın vücudu muhakkaktır" şeklindeki kabul de bu hukuki tespit ve bulguları doğrulamaktadır.
Somut olayda, davacılar vekili, müvekkili şirketin mevduat hesabından davalı banka çalışanının usulsüz işlemleri ile 2007 yılında çekilen paranın, davalı aleyhine başlatılan takibe itiraz edilmesi üzerine açılan itirazın iptali davasında davalı bankadan tahsiline karar verildiğini, Yargıtay onamasından geçerek kesinleşen mahkeme kararına istinaden davalı banka tarafından ....11.2011 tarihinde ödeme yapıldığını, müvekkilinin alacağına zamanında kavuşamaması nedeniyle muhtelif bankalardan kullandığı kredileri zamanında ödeyemediğini, yeni krediler kullanmak zorunda kaldığını, ödeyemediği krediler sebebiyle hakkında başlatılan icra takiplerinde ipotekli taşınmazlarının değerinin çok altına bedellere satıldığını, sermayesinin kaybolduğunu, üretim ve pazarlama yapamadığını ve neticeten ticari hayatına son vermek zorunda kaldığını ileri sürmüştür.
Bilirkişi raporunda, meydana geldiği iddia olunan zarar ile davalı bnakanın kusurlu eylemi arasında illiyet bağı kurulmasının mümkün olmadığı, davacının maddi zararının faizle karşılandığı yönünde mütaalada bulunulmuş olup, mahkemece bu rapor esas alınmak suretiyle maddi tazminat talebi yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, davacının iddiaları ve buna ilişkin dayandığı icra takip dosyaları başta olmak üzere tüm delilleri üzerinde yeterli bir inceleme yapılmaksızın, dayanılan takip dosyalarının alacaklı, borçlu, borç miktarı vb. takip bilgilerinin rapora yazılması ile yetinilerek oluşturulan ve soyut yorumla olayda illiyet bağının bulunmadığı sonucuna varan bilirkişi raporunun, davacının iddiaları ve delilleri yönünden yeterli inceleme yaptığı söylenemez. Bu itibarla, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında tarafların iddia, savunma ve delilleri birarada değerlendirilmek suretiyle bir rapor tanziminin sağlanması ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm tesisi doğru görülmemiş, maddi tazminat talebinin reddine ilişkin hükmün temyiz eden davacı şirket yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/15144 E. 2016/9357 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · borcun ifası · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · kusur sorumluluğu · olumsuz oy
İncelediğiniz karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın «geç ifa» edilmesinden veya hiç ifa edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
… nunu'nun 122/1. (Mülga BK.’nun 105/1.) maddesi hükmüne dayanılarak açılan alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmadığı iddia edilen «munzam zararın» tahsili istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
… ğını geç alan alacaklının da zarar göreceği, enflasyonun altında kalan faizin de bu zararı karşılamayacağının açık olduğu ve bu halin zararın varlığı için fiili bir «karine» oluşturacağı, yapılan hesaplama neticesi davacı ...'in «munzam zararının» 189.857,07 TL, davacı ...'in munzam zarar tutarının 32.455,44 TL olduğu, davacı ...'in munzam zararı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davacı ... yönünden, 189.857,07 TL'nin, davacı ... yönünden, 32.455,44 TL'nin 18/03/1999 tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, fazla istemler ile davacı ... yönünden açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:karine · avans faizi
Benzer bu kararda… ğını geç alan alacaklının da zarar göreceği, enflasyonun altında kalan faizin de bu zararı karşılamayacağının açık olduğu ve bu halin zararın varlığı için fiili bir «karine» oluşturacağı, yapılan hesaplama neticesi davacı ...'in «munzam zararının» 189.857,07 TL, davacı ...'in munzam zarar tutarının 32.455,44 TL olduğu, davacı ...'in munzam zararı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davacı ... yönünden, 189.857,07 TL'nin, davacı ... yönünden, 32.455,44 TL'nin 18/03/1999 tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, fazla istemler ile davacı ... yönünden açılan davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/15444 E. 2012/5956 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · borcun ifası · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · kusur sorumluluğu · olumsuz oy · Tazminat
İncelediğiniz karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın «geç ifa» edilmesinden veya hiç ifa edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
… nunu'nun 122/1. (Mülga BK.’nun 105/1.) maddesi hükmüne dayanılarak açılan alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmadığı iddia edilen «munzam zararın» tahsili istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Dava, davalı bankanın hayali kişiye «çek karnesi» vermesi nedeniyle davacının uğradığını iddia ettiği «munzam zararın» tazmini istemine ilişkin olup, mahkemece «kesin» hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:zararın ispatı · çek karnesi · gecikme faizi · karine · hisse senedi · ispat yükü · hamil · çek
Benzer bu karardaYapılan bu genel açıklamalardan sonra somut olaya dönülecek olursa, davalı banka tarafından hayali bir kişiye verilen «çek karnesi» nedeniyle 31.08.1997 keşide tarihli çekin «hamili» olan davacı tarafından İstanbul 9.
Dava, davalı bankanın hayali kişiye «çek karnesi» vermesi nedeniyle davacının uğradığını iddia ettiği «munzam zararın» tazmini istemine ilişkin olup, mahkemece «kesin» hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Böyle bir ekonomik ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması, örneğin en azından vadeli mevduat, «hisse senedi», altın veya döviz yatırımlarında değerlendirmesi, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir «karine» olarak kabul edilmesi zorunludur.
Borçlu para borcunu vadesinde ödemediğinde («temerrüdü» oluştuğunda) sözleşme veya yasada belirlenen "«gecikme faizi»" ödeme yükümü altına girer.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/13488 E. 2014/15512 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · borcun ifası · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · kusur sorumluluğu · olumsuz oy · Tazminat
İncelediğiniz karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın «geç ifa» edilmesinden veya hiç ifa edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
… nunu'nun 122/1. (Mülga BK.’nun 105/1.) maddesi hükmüne dayanılarak açılan alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmadığı iddia edilen «munzam zararın» tahsili istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, «munzam zarar» davasında davacının zararın varlığını ve miktarını, davalının ise; borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlaması gerektiği, yasanın «alacaklıya temerrüt faizini» aşan zararını borçludan isteme olanağı tanıdığı, ancak bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerektiği, zararın varlı …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:seçimlik haklar · alacaklı temerrüdü · cebri icra · zararın ispatı · gecikme faizi · karine · ispat yükü · kâr kaybı
Benzer bu karardaSomut olayda, tarafların 18.03.1998 tarihli «protokol» ile apart otelin satışı konusunda anlaştıkları, davalı tarafın bakiye ödemeleri yapmaması üzerine açılan dava sonucunda «cebri icra» yolu ile 24.01.2011 tarihinde 1.176.026,29-TL'nin davacı tarafından tahsil edildiğinin iddia edildiği ve davacı vekili dava dilekçesinde çeşitli hesaplamalardan sonra dava konusu «munzam zarar» ile ilgili «seçimlik haklarını» kullanacaklarını belirtmiş ise de ortalama değer üzerinden hesaplama yapan bilirkişi kurulu raporunun ibrazından sonra «ıslah» dilekçesi içeriğinden davacı vekilinin paranın alım gücündeki «kayba» dayalı olarak munzam zarar isteminde bulunduğunun kabulü gerekir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, «munzam zarar» davasında davacının zararın varlığını ve miktarını, davalının ise; borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlaması gerektiği, yasanın «alacaklıya temerrüt faizini» aşan zararını borçludan isteme olanağı tanıdığı, ancak bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerektiği, zararın varlı …
Borçlu para borcunu vadesinde ödemediğinde («temerrüdü» oluştuğunda) sözleşme veya yasada belirlenen "«gecikme faizi»" ödeme yükümü altına girer.
O nedenle alacaklıya, uğradığı «zararı ispat» yükümü verilmeksizin, en önemlisi borçlunun, «kusuru» olup olmadığı araştırılmaksızın yasa gereği kabul edilen zararı giderme hakkı tanınmıştır.
5 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/16236 E. 2015/11459 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · borcun ifası · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · kusur sorumluluğu · ifa · Tazminat
İncelediğiniz karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın «geç ifa» edilmesinden veya hiç ifa edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
O nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
… nunu'nun 122/1. (Mülga BK.’nun 105/1.) maddesi hükmüne dayanılarak açılan alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmadığı iddia edilen «munzam zararın» tahsili istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
O nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, «temerrüt tarihi» olan 2009 yılı ile alacağın tahsil edildiği 2013 yılları arası ekonomik verilerin iyi gittiği, bu durumda davacının faiz miktarını aşan «munzam zararı» somutlaştırarak ispatlaması gerektiği, davacının iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:zararın ispatı · gecikme faizi · temerrüt tarihi · eksik inceleme
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, «temerrüt tarihi» olan 2009 yılı ile alacağın tahsil edildiği 2013 yılları arası ekonomik verilerin iyi gittiği, bu durumda davacının faiz miktarını aşan «munzam zararı» somutlaştırarak ispatlaması gerektiği, davacının iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Borçlu para borcunu vadesinde ödemediğinde («temerrüdü» oluştuğunda) sözleşme veya yasada belirlenen "«gecikme faizi»" ödeme yükümü altına girer.
O nedenle alacaklıya, uğradığı «zararı ispat» yükümü verilmeksizin, en önemlisi borçlunun, «kusuru» olup olmadığı araştırılmaksızın yasa gereği kabul edilen zararı giderme hakkı tanınmıştır.
Bu itibarla, mahkemece yukarıda belirtildiği şekilde inceleme ve araştırma yapılarak, neticesine göre bir karar vermek gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/1512 E. 2019/3201 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · borcun ifası · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · kusur sorumluluğu · olumsuz oy
İncelediğiniz karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın «geç ifa» edilmesinden veya hiç ifa edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
… nunu'nun 122/1. (Mülga BK.’nun 105/1.) maddesi hükmüne dayanılarak açılan alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmadığı iddia edilen «munzam zararın» tahsili istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Dava, «munzam zararın» tahsili istemine ilişkindir.
… n tahsili için davalı banka aleyhine ikame ettiği dava lehine sonuçlansa da söz konusu parayı ancak yatırılma tarihinden 16 yıl sonra ve sadece ana paraya işletilen «temerrüt faizi» ile birlikte tahsil edebildiğini, oysa, paranın erken tahsil edilmesi halinde yatırım yapabileceğini, yatırım yapmasa bile parayı atıl durumda tutmayarak faize faiz işletmek suretiyle değerlendirilebileceğini, söz konusu paranın sadece ana paraya işletilen temerrüt faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi sebebiyle faizi de aşan bir «munzam zararının» oluştuğunu iddia ederek huzurdaki davayı açmış, ilk derece mahkemesince, munzam zarar iddiasının somut delillerle ispat edilemediğinden bahisle davanın reddine kar …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:ilamlı icra takibi · damga vergisi · ilamlı icra · alacaklı temerrüdü · karine · iş bölümü · ispat yükü · asıl alacak
Benzer bu kararda… tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafından davalı aleyhine ikame edilen davanın kabulüne karar verildiği, akabinde davacı yanca anılan karara istinaden başlatılan «ilamlı icra takibi» neticesinde de, «asıl alacak» olan 450.000-TL’nin 09/12/1999 tarihinden itibaren işlemiş «avans faizi» ile birlikte 3.027.540,22-TL olarak (cezaevi harcı ve «damga vergisi» kesintilerden sonra 2.947.080,68-TL) tahsil edildiği, faizi aşan zarar ve zarar miktarının davacı yanca ispatı gerektiği ancak davacı yanca anılan hususu ispata ya …
6098 sayılı TBK’nın 122. maddesi (Mülga BK’nın 105.) maddesi uyarınca, «alacaklı, temerrüt faizini» aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir «kusuru» bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Kanun koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiş, bu zararın tazminini iki «bölümde» düşünmüştür.
Birinci «bölüm», ispat edilmeden tahsili talep edilebilecek zarar miktarı olup, bu zararın «temerrüt faizi» ile karşılanması kabul edilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/9183 E. 2023/188 K.
Ortak:munzam zarar
İncelediğiniz kararda… nunu'nun 122/1. (Mülga BK.’nun 105/1.) maddesi hükmüne dayanılarak açılan alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmadığı iddia edilen «munzam zararın» tahsili istemine ilişkindir.
O nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın «geç ifa» edilmesinden veya hiç ifa edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Benzer bu karardaDava, 818 sayılı Kanun'un 105 inci maddesine dayanan «munzam zararın» tazmini istemine ilişkin olup uyuşmazlık, uygulanacak «zamanaşımı» süresinin başlangıcı ve munzam zararın söz konusu olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zamanaşımı
Benzer bu karardaDava, 818 sayılı Kanun'un 105 inci maddesine dayanan «munzam zararın» tazmini istemine ilişkin olup uyuşmazlık, uygulanacak «zamanaşımı» süresinin başlangıcı ve munzam zararın söz konusu olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/1443 E. 2013/18439 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · kusur sorumluluğu · olumsuz oy · temerrüt faizi · kusur
İncelediğiniz karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın «geç ifa» edilmesinden veya hiç ifa edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
O nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Munzam zarar sorumluluğu, «kusur sorumluluğuna» dayanır.
Benzer bu karardaBu durum karşısında mahkemece, daha yükseği kanıtlanamadıkça bu tür davalarda «munzam zararın» tespit edilebilmesi için yapılacak iş şu olmalıdır: Öncelikle «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştiği tarihe kadar geçen süre içinde her yıl itibariyle gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine uygulanan faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarında meydana gelen değişikliklere ilişkin listeler davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları resmi kurum ve kuruluşlardan araştırmak, bu konuda uzman bilirkişi görüşünden de yararlanmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp ortalamaları bulunarak belirlenmesi ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı itibariyle bir tazminat alacağı niteliğinde olması nedeniyle bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve nihayet her olayın somut özelliği de dikkate alınarak bulunacak miktarın BK'nın 42. ve 43. maddeleri uyarınca değerlendirmeye tabi tutularak tespiti ve bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 105. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan «munzam zararın», genel ekonomik «olumsuzlukların» (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, somut ve davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gerektiğ …
Munzam zarar sorumluluğu «kusur sorumluluğuna» dayanır.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:karine · ispat yükü
Benzer bu kararda… uralın istisnaları şeklinde ispat yükümünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı yararına değerlendirilmeli, bunların aksini iddia eden borçluya «ispat yükünün» düştüğü kabul edilmeli, en önemlisi hükmedilecek zarar miktarı ve kapsamının tespitinde mülga BK’nın 43/2. maddesi hükmünden yararlanılmalıdır.
Enflasyonist ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması örneğin en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesi olayların normal akışına hayat tecrübelerine uygun düşen bir «karine» olarak kabul edilmesi zorunludur.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/17704 E. 2015/4643 K.
Ortak:munzam zarar · Tazminat
İncelediğiniz kararda… nunu'nun 122/1. (Mülga BK.’nun 105/1.) maddesi hükmüne dayanılarak açılan alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmadığı iddia edilen «munzam zararın» tahsili istemine ilişkindir.
O nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın «geç ifa» edilmesinden veya hiç ifa edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Benzer bu karardaMahkemece, davanın mülga BK'nın 105/1. maddesine dayalı «munzam zararın» tahsili istemine ilişkin olduğu, bu zararın asıl borçtan bağımsız olup, 10 yıllık «zamanaşımı» süresinde talep edilebileceği, ....Asliye Ticaret Mahkemesi'nce hükmolunan alacağın davalı tarafça 19.08.2010 tarihinde ödendiği, bu durumda davalının zamanaşımı itirazının yerinde bulunmadığı, davacının altın ve döviz fiyatları, bankalar tarafından mevduat hesaplarına uygulanan faiz hesabı ile enflasyon oranlarının ortalamasına göre tespit edilen munzam zarardan davacının kendi kusuruna isabet eden kısmın düşüldüğü, ayrıca davalı yanca icra dosyasına ödenen meblağın «mahsup» edilmesi ile davalının sorumlu bulunduğu kısmın tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 366.759,17 TL'nin davalıdan faizi ile tahsiline dair verilen karar d …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:mahsup · zamanaşımı
Benzer bu karardaMahkemece, davanın mülga BK'nın 105/1. maddesine dayalı «munzam zararın» tahsili istemine ilişkin olduğu, bu zararın asıl borçtan bağımsız olup, 10 yıllık «zamanaşımı» süresinde talep edilebileceği, ....Asliye Ticaret Mahkemesi'nce hükmolunan alacağın davalı tarafça 19.08.2010 tarihinde ödendiği, bu durumda davalının zamanaşımı itirazının yerinde bulunmadığı, davacının altın ve döviz fiyatları, bankalar tarafından mevduat hesaplarına uygulanan faiz hesabı ile enflasyon oranlarının ortalamasına göre tespit edilen munzam zarardan davacının kendi kusuruna isabet eden kısmın düşüldüğü, ayrıca davalı yanca icra dosyasına ödenen meblağın «mahsup» edilmesi ile davalının sorumlu bulunduğu kısmın tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 366.759,17 TL'nin davalıdan faizi ile tahsiline dair verilen karar d …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2016/12086 E. , 2018/5488 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada ...
1. Asliye Hukuk Mahkemesi Mahkemesi’nce verilen 05.04.2016 tarih ve 2012/139-2016/478 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş olduğu anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 18.09.2018 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı ... vekili Av....dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, diğer müvekkillerinin ortağı olduğu müvekkili şirketin davalı banka nezdinde bulunan mevduat hesabından 16/01/2007 tarihinde 82.750 TL, 30.03.2007 tarihinde 150,000 TL usulsüz para çekildiğini, zararın tazmini üzerine açılan dava sonucunda .../11/2011 tarihinde ödeme yapıldığını, davalının kusurlu eylemi sebebiyle müvekkili şirketin ekonomik olarak sıkıntıya girdiğini, nakit akışını sağlayamadığını, kredilerini ödeyemediğini, aleyhine birçok icra takibi başlatıldığını, sonuç olarak ticari hayatının bittiğini ileri sürerek, bilirkişi tarafından yapılan tespit ile ortaya çıkacak maddi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte ve ayrıca Mehmet Kazancı ve ...
lehine 50.000’er TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalı bankanın kusuru ile davacının hesabından çekilen paraların ....11.2011 tarihinde ödendiği, davacı şirketin acz içine düştüğü ve iflasa sürüklendiği anlaşılmakta ise de davacı şirketin iflasa sürüklenmesinin davalının tek başına haksız hareketinden kaynaklanmadığı, davalının eylemi ile aralarında doğrudan bir illiyet bağı bulunmadığı, bu konuda davalıya kusur izafe edilemeyeceği gerekçesi ile davacı tarafın maddi tazminat talebinin; dava konusu olayda zarara uğrayanın şirket olduğu, şirketin aleyhine olan iş ve eylemlerde şirket hissedarları ve ortakları olan gerçek kişilerin manevi tazminat talep etmelerinin mümkün olmadığı gerekçesi ile manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı davacılar vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin manevi tazminat talebinin reddine ilişkin karara yönelik tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
...- Dava, Türk Borçlar Kanunu'nun 122/1. (Mülga BK.’nun 105/1.) maddesi hükmüne dayanılarak açılan alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmadığı iddia edilen munzam zararın tahsili istemine ilişkindir.
BK'nın 105'inci maddesine göre "alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir". Bu durumda B.K. 103. maddesi uyarınca alacaklının mutlak ve tartışmasız bir zarara uğradığı kabul edilmektedir.
Munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. O nedenle, borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. B.K.'nun 105'inci maddesi kusur karinesini benimsemiştir. Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır.
Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç ifa edilmesinden veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlamak koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir.
Enflasyonist ortamda bireyin, parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması, en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesi, hayatın olağan akışına ve genel hayat tecrübelerine uygun düşen bir karinedir. Enflasyonist ortamda yaşayan makul, normal bir kişinin parasını atıl biçimde elde tutmayacağı, gelir getirici bir yatırıma dönüştüreceği, insan yapısının ve menfaatlerini koruma içgüdüsünün doğal bir sonucudur. Hal böyle olunca, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçları kamuca az veya çok herkesin bildiği, en önemlisi gerekli olduğu taktirde bilinebilmesinin kolayca gerçekleştirilebileceği ve mahkemelerin de bilgisi altında olan vakıalar olarak kabulü gerekir.
Yasal deyimi ile “ maruf ve meşhur" vakıaların ispatına gerek yoktur (H.U.M.K.md.238/..., HMK 187/...).
20. ....1989 tarih ve ... karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında "para her zaman kullanılması mümkün ve temettü getiren bir meta olduğundan geç ödenmesi halinde zararın vücudu muhakkaktır" şeklindeki kabul de bu hukuki tespit ve bulguları doğrulamaktadır.
Somut olayda, davacılar vekili, müvekkili şirketin mevduat hesabından davalı banka çalışanının usulsüz işlemleri ile 2007 yılında çekilen paranın, davalı aleyhine başlatılan takibe itiraz edilmesi üzerine açılan itirazın iptali davasında davalı bankadan tahsiline karar verildiğini, Yargıtay onamasından geçerek kesinleşen mahkeme kararına istinaden davalı banka tarafından ....11.2011 tarihinde ödeme yapıldığını, müvekkilinin alacağına zamanında kavuşamaması nedeniyle muhtelif bankalardan kullandığı kredileri zamanında ödeyemediğini, yeni krediler kullanmak zorunda kaldığını, ödeyemediği krediler sebebiyle hakkında başlatılan icra takiplerinde ipotekli taşınmazlarının değerinin çok altına bedellere satıldığını, sermayesinin kaybolduğunu, üretim ve pazarlama yapamadığını ve neticeten ticari hayatına son vermek zorunda kaldığını ileri sürmüştür.
Bilirkişi raporunda, meydana geldiği iddia olunan zarar ile davalı bnakanın kusurlu eylemi arasında illiyet bağı kurulmasının mümkün olmadığı, davacının maddi zararının faizle karşılandığı yönünde mütaalada bulunulmuş olup, mahkemece bu rapor esas alınmak suretiyle maddi tazminat talebi yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, davacının iddiaları ve buna ilişkin dayandığı icra takip dosyaları başta olmak üzere tüm delilleri üzerinde yeterli bir inceleme yapılmaksızın, dayanılan takip dosyalarının alacaklı, borçlu, borç miktarı vb. takip bilgilerinin rapora yazılması ile yetinilerek oluşturulan ve soyut yorumla olayda illiyet bağının bulunmadığı sonucuna varan bilirkişi raporunun, davacının iddiaları ve delilleri yönünden yeterli inceleme yaptığı söylenemez.
Bu itibarla, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında tarafların iddia, savunma ve delilleri birarada değerlendirilmek suretiyle bir rapor tanziminin sağlanması ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm tesisi doğru görülmemiş, maddi tazminat talebinin reddine ilişkin hükmün temyiz eden davacı şirket yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan sebeplerle davacılar vekilinin manevi tazminat talebinin reddine ilişkin karara yönelik tüm temyiz itirazlarının reddi ile manevi tazminat talebinin reddine ilişkin usul ve yasaya uygun hükmün ONANMASINA, (...) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin maddi tazminat talebinin reddine ilişkin karara yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temyiz eden davacı şirket yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.630,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı şirkete verilmesine ve yine takdir olunan 1.630,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacı gerçek kişilerden alınarak davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 78,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 20.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/449604100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz