6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Tazminat

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2011/9172 E. 2012/16279 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
borçlu temerrüdü kusur karinesi borçlunun temerrüdü munzam zarar sorumluluktan kurtulma kusur sorumluluğu ispat yükü ifa temerrüt faizi inkar tazminatı kusur temerrüt

Atıf yapılan mevzuat: BK — BK 42BK 43BK 105 · TMK

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından munzam zararın temerrüt faizinden daha fazla olduğunun somut delillerle ispatı gerektiği, davacının talebinin munzam zarar niteliğinde olmayıp eksik kalan kâr niteliğinde olduğu, varsayıma dayalı olarak açıldığı, davacının herhangi bir zararı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, munzam zararın tahsiline yönelik tazminat istemine ilişkindir.

Borçlar Kanunu’nun 105/1. maddesine göre, alacaklının düçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette, borçlunun kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile yükümlüdür.

Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. BK'nun 105.maddesi kusur karinesini benimsemiştir. Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır. Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir. Bu itibarla, munzam zarar davalarında alacaklının (davacının) ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, genel ispat yöntemlerinde olduğu gibi her olayın kendi yapısı ve özelliği içinde değerlendirmeye tutulmalıdır. Örneğin, yaşanan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler, diğer bir anlatımla MK'nun 6. maddesinde anlamını bulan genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükümünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı yararına değerlendirilmeli, bunların aksini iddia eden borçluya ispat yükünün düştüğü kabul edilmeli, en önemlisi hükmedilecek zarar miktarı ve kapsamının tespitinde BK'nun 43/2.maddesi hükmünden yararlanılmalıdır.

Ülkemizde süregelen hiper enflasyonun belli yıllarda yüzde yüzlerde seyrettiği, vadeli mevduatların en az bu oranlarda gelir getirdiği, yabancı para değerinin (kurların) her zaman temerrüt faiz oranlarını aştığı, banka kredilerinin yüzde ikiyüze kavuştuğu, paranın iç alım (satın alma) değerinin büyük ölçüde azaldığı tartışmasız ve yaşanan bir gerçek olduğu çok açıktır. Gerçekte de, anlatılan enflasyonist ortamda yaşayan makul, normal bir kişinin parasını atıl biçimde elde tutmayacağı, gelir getirici bir yatırıma dönüştüreceği, insan yapısının ve menfaatlerini koruma içgüdüsünün de doğal bir sonucudur.

Gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, gerekse Dairemiz; munzam zararın hesabında ilke olarak; borçlunun temerrüde düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin rakamlar tesbit edilip, bilirkişi veya kurulundan rapor alınmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarı yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulanacak miktarın BK'nun 42. ve 43. maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirilmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken temerrüt faizi miktarı düşülerek belirlenecek miktarın munzam zarar olarak istenebileceği benimsenmiştir.

Somut olayda davacının İzmir 2. icra Müdürlüğü'nün 1996/9094 Esas sayılı dosyası ile takipte bulunduğu, takibe davalının itirazı üzerine davacının 1997/1227 Esas sayılı dava dosyası ile itirazın iptali ve takip konusu edilmeyen 8.480,00 TL alacağın tahsilini talep ettiği, Mahkemece 1998/488 sayılı karar ile itirazın kısmen iptaline, takibin 5.672,41 TL üzerinden devamına, 2.268,94 TL inkar tazminatının ve 8.480,00 TL davacı alacağının davalıdan tahsiline karar verildiği, daha önce takip yapılmayan 8.480,00 TL alacağın İzmir 2. İcra Müdürlüğü'nün 1998/9894 Esas sayılı dosyası ile takibe konularak tahsil edildiği anlaşılmıştır.

Bu itibarla, mahkemece,İzmir 2. icra Müdürlüğü'nün 1996/9094 ve 1998/9894 Esas sayılı dosyaları ile Mahkemenin 1997/1227 Esas sayılı dava dosyasının celbiyle, yukarıda yapılan açıklama doğrultusunda rapor alınmak suretiyle oluşacak sonuca göre bir hüküm verilmesi gerekirken zararın somut olarak ispatlanmadığı gerekçesiyle hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/13488 E. 2014/15512 K.

    Ortak: · Tazminat

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/1512 E. 2019/3201 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/9174 E. 2012/16639 K.

    Ortak: · Tazminat

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

5 benzer karar daha
  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/15444 E. 2012/5956 K.

    Ortak: · Tazminat

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Rücuen Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/1443 E. 2013/18439 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/15144 E. 2016/9357 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/1627 E. 2013/4117 K.

    Ortak: · Tazminat

    Sonuç: 🔶 iki emsal

  • Munzam zarar

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/17206 E. 2015/12126 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2011/9172 E.  ,  2012/16279 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasında görülen davada İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 20/12/2002 tarih ve 1999/1310-2002/1204 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin davalı Banka'dan muhtelif vadeli hazine bonosu satın aldığını, vadeleri dolduğunda parasının ödenmediğini, yaptıkları icra takibine vaki itirazın iptali davalarının lehlerine sonuçlandığını, davalının güven kurumu olduğunu, buna rağmen kötüniyetli hareket ederek faizlerin çok yüksek olduğu dönemde müvekkilinin mağdur edildiğini, para 04.12.1996 tarihinde müvekkine parayı ödemiş olsa idi paranın hazine bonosunda ya da vadeli mevduatta değerlendirileceğini belirterek 15.500,00 TL tutarındaki munzam zararlarının alacağın icra marifetiyle tahsil edildiği günden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının tazminat talebini varsayımlara dayandırdığını, iddia ettiği zararının reeskont faizinden ve icra-inkar tazminatından yüksek olduğunu ispatlaması gerektiğini, müvekkilinin iddia edilen zararda sorumluluğu ve iddia edilen zararla illiyet bağının bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından munzam zararın temerrüt faizinden daha fazla olduğunun somut delillerle ispatı gerektiği, davacının talebinin munzam zarar niteliğinde olmayıp eksik kalan kâr niteliğinde olduğu, varsayıma dayalı olarak açıldığı, davacının herhangi bir zararı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, munzam zararın tahsiline yönelik tazminat istemine ilişkindir.

Borçlar Kanunu’nun 105/1. maddesine göre, alacaklının düçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette, borçlunun kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile yükümlüdür.

Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. BK'nun 105.maddesi kusur karinesini benimsemiştir. Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır. Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir.

Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir. Bu itibarla, munzam zarar davalarında alacaklının (davacının) ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, genel ispat yöntemlerinde olduğu gibi her olayın kendi yapısı ve özelliği içinde değerlendirmeye tutulmalıdır. Örneğin, yaşanan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler, diğer bir anlatımla MK'nun 6. maddesinde anlamını bulan genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükümünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı yararına değerlendirilmeli, bunların aksini iddia eden borçluya ispat yükünün düştüğü kabul edilmeli, en önemlisi hükmedilecek zarar miktarı ve kapsamının tespitinde BK'nun 43/2.maddesi hükmünden yararlanılmalıdır.

Ülkemizde süregelen hiper enflasyonun belli yıllarda yüzde yüzlerde seyrettiği, vadeli mevduatların en az bu oranlarda gelir getirdiği, yabancı para değerinin (kurların) her zaman temerrüt faiz oranlarını aştığı, banka kredilerinin yüzde ikiyüze kavuştuğu, paranın iç alım (satın alma) değerinin büyük ölçüde azaldığı tartışmasız ve yaşanan bir gerçek olduğu çok açıktır. Gerçekte de, anlatılan enflasyonist ortamda yaşayan makul, normal bir kişinin parasını atıl biçimde elde tutmayacağı, gelir getirici bir yatırıma dönüştüreceği, insan yapısının ve menfaatlerini koruma içgüdüsünün de doğal bir sonucudur.

Gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, gerekse Dairemiz; munzam zararın hesabında ilke olarak; borçlunun temerrüde düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin rakamlar tesbit edilip, bilirkişi veya kurulundan rapor alınmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarı yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulanacak miktarın BK'nun 42.

ve 43. maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirilmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken temerrüt faizi miktarı düşülerek belirlenecek miktarın munzam zarar olarak istenebileceği benimsenmiştir.

Somut olayda davacının İzmir 2. icra Müdürlüğü'nün 1996/9094 Esas sayılı dosyası ile takipte bulunduğu, takibe davalının itirazı üzerine davacının 1997/1227 Esas sayılı dava dosyası ile itirazın iptali ve takip konusu edilmeyen 8.480,00 TL alacağın tahsilini talep ettiği, Mahkemece 1998/488 sayılı karar ile itirazın kısmen iptaline, takibin 5.672,41 TL üzerinden devamına, 2.268,94 TL inkar tazminatının ve 8.480,00 TL davacı alacağının davalıdan tahsiline karar verildiği, daha önce takip yapılmayan 8.480,00 TL alacağın İzmir 2. İcra Müdürlüğü'nün 1998/9894 Esas sayılı dosyası ile takibe konularak tahsil edildiği anlaşılmıştır.

Bu itibarla, mahkemece,İzmir 2. icra Müdürlüğü'nün 1996/9094 ve 1998/9894 Esas sayılı dosyaları ile Mahkemenin 1997/1227 Esas sayılı dava dosyasının celbiyle, yukarıda yapılan açıklama doğrultusunda rapor alınmak suretiyle oluşacak sonuca göre bir hüküm verilmesi gerekirken zararın somut olarak ispatlanmadığı gerekçesiyle hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 16/10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1064033400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.