Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2011/9172 E. 2012/16279 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
borçlu temerrüdü↗ kusur karinesi↗ borçlunun temerrüdü↗ munzam zarar↗ sorumluluktan kurtulma↗ kusur sorumluluğu↗ ispat yükü↗ ifa↗ temerrüt faizi↗ inkar tazminatı↗ kusur↗ temerrüt↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından munzam zararın temerrüt faizinden daha fazla olduğunun somut delillerle ispatı gerektiği, davacının talebinin munzam zarar niteliğinde olmayıp eksik kalan kâr niteliğinde olduğu, varsayıma dayalı olarak açıldığı, davacının herhangi bir zararı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, munzam zararın tahsiline yönelik tazminat istemine ilişkindir.
Borçlar Kanunu’nun 105/1. maddesine göre, alacaklının düçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette, borçlunun kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile yükümlüdür.
Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. BK'nun 105.maddesi kusur karinesini benimsemiştir. Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır. Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir. Bu itibarla, munzam zarar davalarında alacaklının (davacının) ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, genel ispat yöntemlerinde olduğu gibi her olayın kendi yapısı ve özelliği içinde değerlendirmeye tutulmalıdır. Örneğin, yaşanan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler, diğer bir anlatımla MK'nun 6. maddesinde anlamını bulan genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükümünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı yararına değerlendirilmeli, bunların aksini iddia eden borçluya ispat yükünün düştüğü kabul edilmeli, en önemlisi hükmedilecek zarar miktarı ve kapsamının tespitinde BK'nun 43/2.maddesi hükmünden yararlanılmalıdır.
Ülkemizde süregelen hiper enflasyonun belli yıllarda yüzde yüzlerde seyrettiği, vadeli mevduatların en az bu oranlarda gelir getirdiği, yabancı para değerinin (kurların) her zaman temerrüt faiz oranlarını aştığı, banka kredilerinin yüzde ikiyüze kavuştuğu, paranın iç alım (satın alma) değerinin büyük ölçüde azaldığı tartışmasız ve yaşanan bir gerçek olduğu çok açıktır. Gerçekte de, anlatılan enflasyonist ortamda yaşayan makul, normal bir kişinin parasını atıl biçimde elde tutmayacağı, gelir getirici bir yatırıma dönüştüreceği, insan yapısının ve menfaatlerini koruma içgüdüsünün de doğal bir sonucudur.
Gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, gerekse Dairemiz; munzam zararın hesabında ilke olarak; borçlunun temerrüde düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin rakamlar tesbit edilip, bilirkişi veya kurulundan rapor alınmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarı yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulanacak miktarın BK'nun 42. ve 43. maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirilmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken temerrüt faizi miktarı düşülerek belirlenecek miktarın munzam zarar olarak istenebileceği benimsenmiştir.
Somut olayda davacının İzmir 2. icra Müdürlüğü'nün 1996/9094 Esas sayılı dosyası ile takipte bulunduğu, takibe davalının itirazı üzerine davacının 1997/1227 Esas sayılı dava dosyası ile itirazın iptali ve takip konusu edilmeyen 8.480,00 TL alacağın tahsilini talep ettiği, Mahkemece 1998/488 sayılı karar ile itirazın kısmen iptaline, takibin 5.672,41 TL üzerinden devamına, 2.268,94 TL inkar tazminatının ve 8.480,00 TL davacı alacağının davalıdan tahsiline karar verildiği, daha önce takip yapılmayan 8.480,00 TL alacağın İzmir 2. İcra Müdürlüğü'nün 1998/9894 Esas sayılı dosyası ile takibe konularak tahsil edildiği anlaşılmıştır.
Bu itibarla, mahkemece,İzmir 2. icra Müdürlüğü'nün 1996/9094 ve 1998/9894 Esas sayılı dosyaları ile Mahkemenin 1997/1227 Esas sayılı dava dosyasının celbiyle, yukarıda yapılan açıklama doğrultusunda rapor alınmak suretiyle oluşacak sonuca göre bir hüküm verilmesi gerekirken zararın somut olarak ispatlanmadığı gerekçesiyle hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/13488 E. 2014/15512 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · kusur sorumluluğu · ispat yükü · ifa · Tazminat
İncelediğiniz karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, gerekse Dairemiz; «munzam zararın» hesabında ilke olarak; «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin rakamlar tesbit edilip, bilirkişi veya kurulundan rapor alınmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarı yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulanacak miktarın BK'nun 42. ve 43. maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirilmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek belirlenecek miktarın munzam zarar olarak istenebileceği benimsenmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından «munzam zararın» «temerrüt» faizinden daha fazla olduğunun somut delillerle ispatı gerektiği, davacının talebinin munzam zarar niteliğinde olmayıp eksik kalan kâr niteliğinde olduğu, varsayıma dayalı olarak açıldığı, davacının herhangi bir zararı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Munzam zararın enflasyonun gündemde olmadığı ve döviz kurlarının da istikrar kazandığı dönemlerde doğmuş olması halinde ise, «ispat yükü» bakımından durum farklı olup, buna ilişkin Dairemiz’in uygulaması, alacaklının «munzam zararını» somut olarak kanıtlaması gerektiği yönündedir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, «munzam zarar» davasında davacının zararın varlığını ve miktarını, davalının ise; borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlaması gerektiği, yasanın «alacaklıya temerrüt faizini» aşan zararını borçludan isteme olanağı tanıdığı, ancak bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerektiği, zararın varlı …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:seçimlik haklar · alacaklı temerrüdü · borcun ifası · cebri icra · zararın ispatı · gecikme faizi · karine · olumsuz oy
Benzer bu karardaSomut olayda, tarafların 18.03.1998 tarihli «protokol» ile apart otelin satışı konusunda anlaştıkları, davalı tarafın bakiye ödemeleri yapmaması üzerine açılan dava sonucunda «cebri icra» yolu ile 24.01.2011 tarihinde 1.176.026,29-TL'nin davacı tarafından tahsil edildiğinin iddia edildiği ve davacı vekili dava dilekçesinde çeşitli hesaplamalardan sonra dava konusu «munzam zarar» ile ilgili «seçimlik haklarını» kullanacaklarını belirtmiş ise de ortalama değer üzerinden hesaplama yapan bilirkişi kurulu raporunun ibrazından sonra «ıslah» dilekçesi içeriğinden davacı vekilinin paranın alım gücündeki «kayba» dayalı olarak munzam zarar isteminde bulunduğunun kabulü gerekir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, «munzam zarar» davasında davacının zararın varlığını ve miktarını, davalının ise; borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlaması gerektiği, yasanın «alacaklıya temerrüt faizini» aşan zararını borçludan isteme olanağı tanıdığı, ancak bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerektiği, zararın varlı …
Borçlu para borcunu vadesinde ödemediğinde («temerrüdü» oluştuğunda) sözleşme veya yasada belirlenen "«gecikme faizi»" ödeme yükümü altına girer.
O nedenle alacaklıya, uğradığı «zararı ispat» yükümü verilmeksizin, en önemlisi borçlunun, «kusuru» olup olmadığı araştırılmaksızın yasa gereği kabul edilen zararı giderme hakkı tanınmıştır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/1512 E. 2019/3201 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · kusur sorumluluğu · ispat yükü · ifa
İncelediğiniz karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, gerekse Dairemiz; «munzam zararın» hesabında ilke olarak; «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin rakamlar tesbit edilip, bilirkişi veya kurulundan rapor alınmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarı yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulanacak miktarın BK'nun 42. ve 43. maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirilmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek belirlenecek miktarın munzam zarar olarak istenebileceği benimsenmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından «munzam zararın» «temerrüt» faizinden daha fazla olduğunun somut delillerle ispatı gerektiği, davacının talebinin munzam zarar niteliğinde olmayıp eksik kalan kâr niteliğinde olduğu, varsayıma dayalı olarak açıldığı, davacının herhangi bir zararı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Munzam zararın enflasyonun gündemde olmadığı ve döviz kurlarının da istikrar kazandığı dönemlerde doğmuş olması halinde ise, «ispat yükü» bakımından durum farklı olup, buna ilişkin Dairemiz’in uygulaması, alacaklının «munzam zararını» somut olarak kanıtlaması gerektiği yönündedir.
Dava, «munzam zararın» tahsili istemine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ilamlı icra takibi · damga vergisi · ilamlı icra · alacaklı temerrüdü · borcun ifası · karine · iş bölümü · olumsuz oy
Benzer bu kararda… tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafından davalı aleyhine ikame edilen davanın kabulüne karar verildiği, akabinde davacı yanca anılan karara istinaden başlatılan «ilamlı icra takibi» neticesinde de, «asıl alacak» olan 450.000-TL’nin 09/12/1999 tarihinden itibaren işlemiş «avans faizi» ile birlikte 3.027.540,22-TL olarak (cezaevi harcı ve «damga vergisi» kesintilerden sonra 2.947.080,68-TL) tahsil edildiği, faizi aşan zarar ve zarar miktarının davacı yanca ispatı gerektiği ancak davacı yanca anılan hususu ispata ya …
6098 sayılı TBK’nın 122. maddesi (Mülga BK’nın 105.) maddesi uyarınca, «alacaklı, temerrüt faizini» aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir «kusuru» bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Kanun koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiş, bu zararın tazminini iki «bölümde» düşünmüştür.
Birinci «bölüm», ispat edilmeden tahsili talep edilebilecek zarar miktarı olup, bu zararın «temerrüt faizi» ile karşılanması kabul edilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/9174 E. 2012/16639 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · kusur sorumluluğu · ispat yükü · temerrüt faizi · inkar tazminatı · Tazminat
İncelediğiniz karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, gerekse Dairemiz; «munzam zararın» hesabında ilke olarak; «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin rakamlar tesbit edilip, bilirkişi veya kurulundan rapor alınmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarı yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulanacak miktarın BK'nun 42. ve 43. maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirilmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek belirlenecek miktarın munzam zarar olarak istenebileceği benimsenmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından «munzam zararın» «temerrüt» faizinden daha fazla olduğunun somut delillerle ispatı gerektiği, davacının talebinin munzam zarar niteliğinde olmayıp eksik kalan kâr niteliğinde olduğu, varsayıma dayalı olarak açıldığı, davacının herhangi bir zararı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının zararının «temerrüt» faizinden daha fazla olduğunu MK. nun 6. maddesi hükmüne göre somut delillerle ispat etmesi gerektiğini, davacının böyle bir zarara uğradığını kanıtlayamadığı gibi davasını da bu nedene dayalı olarak açmadığı, davacı parayı geç aldığı için vadeli mevduat hesabındaki faiz oranı ya da hazine bonosu veya daha değişik alternatiflerde parasını değerlendirmiş olsaydı daha fazla kazanç elde edebilecek olmasını gerekçe göstererek «munzam zararı» istediği, oysa parasını geç almasından dolayı mahkemece verilen ilk hükümde «temerrüt faizi» uygulandığı, temerrüt faizi ile birlikte parasını aldığı, munzam zararını da kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Alacaklı, «borçlunun temerrüde» düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir, borçlu ancak temerrüde düşmekte kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla «sorumluluktan kurtulabilir».
Öncelikle «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştiği tarihe kadar geçen süre içinde her yıl itibariyle gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvillerine uygulanan faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarında meydana gelen değişikliklere ilişkin listeler davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları resmi kurum ve kuruluşlardan araştırmak, bu konuda uzman bilirkişi görüşünden de yararlanmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı itibariyle bir tazminat alacağı niteliğinde olması nedeniyle bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve nihayet her olayın somut özelliği de dikkate alınarak bulunacak miktarın BK'nun 42. ve 43. maddeleri uyarınca değerlendirmeye tabi tutularak belirlenmesi ve bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:karine · itirazın iptali davası · iptal davası · bilirkişi incelemesi · icra inkar tazminatı
Benzer bu karardaDavacının davalı Banka aleyhine açtığı «itirazın iptali davası» sonucunda, İzmir 3.
Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21.04.1998 tarih, 1997/295 esas, 1998/482 karar sayılı ilamıyla itirazın kısmen iptali ile takibin 11.939.685.000 TL üzerinden devamına ve 4.775.874.000 TL «icra inkar tazminatına» karar verilmiştir.
Enflasyonist ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması örneğin en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesi olayların normal akışına hayat tecrübelerine uygun düşen bir «karine» olarak kabul edilmesi zorunludur.
O halde mahkemece, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda «bilirkişi incelemesi» yaptırılarak, davacının «munzam zarar» talebinde haklı olup olmadığı tespit edilerek sonucuna göre hüküm kurulmak gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
5 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/15444 E. 2012/5956 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · kusur sorumluluğu · ispat yükü · ifa · Tazminat
İncelediğiniz karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, gerekse Dairemiz; «munzam zararın» hesabında ilke olarak; «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin rakamlar tesbit edilip, bilirkişi veya kurulundan rapor alınmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarı yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulanacak miktarın BK'nun 42. ve 43. maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirilmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek belirlenecek miktarın munzam zarar olarak istenebileceği benimsenmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından «munzam zararın» «temerrüt» faizinden daha fazla olduğunun somut delillerle ispatı gerektiği, davacının talebinin munzam zarar niteliğinde olmayıp eksik kalan kâr niteliğinde olduğu, varsayıma dayalı olarak açıldığı, davacının herhangi bir zararı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Dava, davalı bankanın hayali kişiye «çek karnesi» vermesi nedeniyle davacının uğradığını iddia ettiği «munzam zararın» tazmini istemine ilişkin olup, mahkemece «kesin» hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
O nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:borcun ifası · zararın ispatı · çek karnesi · gecikme faizi · karine · hisse senedi · olumsuz oy · hamil
Benzer bu karardaBöyle bir ekonomik ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması, örneğin en azından vadeli mevduat, «hisse senedi», altın veya döviz yatırımlarında değerlendirmesi, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir «karine» olarak kabul edilmesi zorunludur.
Yapılan bu genel açıklamalardan sonra somut olaya dönülecek olursa, davalı banka tarafından hayali bir kişiye verilen «çek karnesi» nedeniyle 31.08.1997 keşide tarihli çekin «hamili» olan davacı tarafından İstanbul 9.
Dava, davalı bankanın hayali kişiye «çek karnesi» vermesi nedeniyle davacının uğradığını iddia ettiği «munzam zararın» tazmini istemine ilişkin olup, mahkemece «kesin» hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Borçlu para borcunu vadesinde ödemediğinde («temerrüdü» oluştuğunda) sözleşme veya yasada belirlenen "«gecikme faizi»" ödeme yükümü altına girer.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/1443 E. 2013/18439 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · kusur sorumluluğu · ispat yükü · temerrüt faizi · kusur
İncelediğiniz karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, gerekse Dairemiz; «munzam zararın» hesabında ilke olarak; «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin rakamlar tesbit edilip, bilirkişi veya kurulundan rapor alınmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarı yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulanacak miktarın BK'nun 42. ve 43. maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirilmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek belirlenecek miktarın munzam zarar olarak istenebileceği benimsenmiştir.
Munzam zarar sorumluluğu, «kusur sorumluluğuna» dayanır.
Benzer bu karardaBu durum karşısında mahkemece, daha yükseği kanıtlanamadıkça bu tür davalarda «munzam zararın» tespit edilebilmesi için yapılacak iş şu olmalıdır: Öncelikle «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştiği tarihe kadar geçen süre içinde her yıl itibariyle gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine uygulanan faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarında meydana gelen değişikliklere ilişkin listeler davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları resmi kurum ve kuruluşlardan araştırmak, bu konuda uzman bilirkişi görüşünden de yararlanmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp ortalamaları bulunarak belirlenmesi ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı itibariyle bir tazminat alacağı niteliğinde olması nedeniyle bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve nihayet her olayın somut özelliği de dikkate alınarak bulunacak miktarın BK'nın 42. ve 43. maddeleri uyarınca değerlendirmeye tabi tutularak tespiti ve bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Munzam zarar sorumluluğu «kusur sorumluluğuna» dayanır.
Aranan «kusur», «borçlunun temerrüde» düşmekteki kusurudur, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:karine · olumsuz oy
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 105. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan «munzam zararın», genel ekonomik «olumsuzlukların» (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, somut ve davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gerektiğ …
Enflasyonist ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması örneğin en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesi olayların normal akışına hayat tecrübelerine uygun düşen bir «karine» olarak kabul edilmesi zorunludur.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/15144 E. 2016/9357 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · kusur sorumluluğu · ifa · temerrüt faizi
İncelediğiniz karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, gerekse Dairemiz; «munzam zararın» hesabında ilke olarak; «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin rakamlar tesbit edilip, bilirkişi veya kurulundan rapor alınmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarı yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulanacak miktarın BK'nun 42. ve 43. maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirilmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek belirlenecek miktarın munzam zarar olarak istenebileceği benimsenmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından «munzam zararın» «temerrüt» faizinden daha fazla olduğunun somut delillerle ispatı gerektiği, davacının talebinin munzam zarar niteliğinde olmayıp eksik kalan kâr niteliğinde olduğu, varsayıma dayalı olarak açıldığı, davacının herhangi bir zararı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
O nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Bu durumda, mahkemece «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurları ve altın ile paranın değerine etki eden diğer tüm enstrümanlara ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurum veya kuruluşlardan araştırmak ve bu suretle bir ekonomi yatırım sepeti oluşturmak suretiyle sahasında uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılarak, anılan süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenen bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek, hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurulması gerekirken, bu esasları karşılamayan ve sadece üçer aylık vadeli mevduata uygulanan faiz oranlar …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:borcun ifası · karine · olumsuz oy · dava sebebi · avans faizi
Benzer bu kararda… ğını geç alan alacaklının da zarar göreceği, enflasyonun altında kalan faizin de bu zararı karşılamayacağının açık olduğu ve bu halin zararın varlığı için fiili bir «karine» oluşturacağı, yapılan hesaplama neticesi davacı ...'in «munzam zararının» 189.857,07 TL, davacı ...'in munzam zarar tutarının 32.455,44 TL olduğu, davacı ...'in munzam zararı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davacı ... yönünden, 189.857,07 TL'nin, davacı ... yönünden, 32.455,44 TL'nin 18/03/1999 tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, fazla istemler ile davacı ... yönünden açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Munzam zarar borcunun hukuki «sebebi», asıl alacağın «temerrüde» uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır.
O nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Hal böyle olunca, enflasyonist ekonominin «olumsuz» etki ve sonuçları kamuca az veya çok herkesin bildiği, en önemlisi gerekli olduğu taktirde bilinebilmesinin kolayca gerçekleştirilebileceği ve mahkemelerin de bilgisi altında olan vakıalar olarak kabulü gerekir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/1627 E. 2013/4117 K.
Ortak:munzam zarar · temerrüt · Tazminat
İncelediğiniz karardaMahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından «munzam zararın» «temerrüt» faizinden daha fazla olduğunun somut delillerle ispatı gerektiği, davacının talebinin munzam zarar niteliğinde olmayıp eksik kalan kâr niteliğinde olduğu, varsayıma dayalı olarak açıldığı, davacının herhangi bir zararı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, gerekse Dairemiz; «munzam zararın» hesabında ilke olarak; «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin rakamlar tesbit edilip, bilirkişi veya kurulundan rapor alınmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarı yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulanacak miktarın BK'nun 42. ve 43. maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirilmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek belirlenecek miktarın munzam zarar olarak istenebileceği benimsenmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, «munzam zararın» «temerrüt» faizinden fazla olduğunun davacı tarafından ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine ilişkin verilen karar davacı vekilinin temyizi üzerine Dairemizce bozulmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/17206 E. 2015/12126 K.
Ortak:munzam zarar
İncelediğiniz karardaMahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından «munzam zararın» «temerrüt» faizinden daha fazla olduğunun somut delillerle ispatı gerektiği, davacının talebinin munzam zarar niteliğinde olmayıp eksik kalan kâr niteliğinde olduğu, varsayıma dayalı olarak açıldığı, davacının herhangi bir zararı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, «munzam zararın» tahsiline yönelik tazminat istemine ilişkindir.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, davacının ... nezdindeki mevduatının bir kısmının banka «görevlisi» tarafından usulsüz işlemlerle 26.11.1999 tarihinde hesaptan çekildiği, işbu dava konusunun, davacının zamanında ödenmeyen alacağı nedeniyle işleyen faiz ile de karşılanmayan zararı olduğu, diğer bir deyişle «munzam zarara» ilişkin bulunduğu, her ne kadar aynı konuda daha önce açılan dava olduğu savunulmuş ise de söz konusu davanın munzam zararı kapsamadığı, bilirkişi aracılığıyla davacının 303.083,04 TL munzam zararının bulunduğunun tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 9.000,00 TL'nin dava tarihinden, 28.370,78 TL'nin «ıslah» tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
2- Dava, alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanamayan «munzam zararın» tahsiline ilişkin olup mahkemece uyulan bozma ilamı doğrultusunda alınan bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
O halde mahkemece, «denetime elverişli» bir rapor alınmak suretiyle davacının «munzam zarar» alacağının tespiti ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde «eksik incelemeye» ve yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:denetime elverişlilik · bilirkişi incelemesi · ıslah · yasal faiz · eksik inceleme · görevli mahkeme
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, davacının ... nezdindeki mevduatının bir kısmının banka «görevlisi» tarafından usulsüz işlemlerle 26.11.1999 tarihinde hesaptan çekildiği, işbu dava konusunun, davacının zamanında ödenmeyen alacağı nedeniyle işleyen faiz ile de karşılanmayan zararı olduğu, diğer bir deyişle «munzam zarara» ilişkin bulunduğu, her ne kadar aynı konuda daha önce açılan dava olduğu savunulmuş ise de söz konusu davanın munzam zararı kapsamadığı, bilirkişi aracılığıyla davacının 303.083,04 TL munzam zararının bulunduğunun tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 9.000,00 TL'nin dava tarihinden, 28.370,78 TL'nin «ıslah» tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
O halde mahkemece, «denetime elverişli» bir rapor alınmak suretiyle davacının «munzam zarar» alacağının tespiti ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde «eksik incelemeye» ve yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Bu hali ile rapor «denetime elverişli» bulunmamaktadır.
3-Ayrıca, mahkemece uyulmasına karar verilen Dairemiz bozma ilamında, «bilirkişi incelemesi» ile tespit edilecek «munzam zarar» alacağının somut olaya uygulanması gereken mülga 818 sayılı BK'nun 42. ve 43. maddeleri uyarınca değerlendirmeye tabi tutulması gerektiği belirtilmiş olmasına rağmen mahkemece bu konuda bir değerlendirme yapılmamıştır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2011/9172 E. , 2012/16279 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 20/12/2002 tarih ve 1999/1310-2002/1204 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı Banka'dan muhtelif vadeli hazine bonosu satın aldığını, vadeleri dolduğunda parasının ödenmediğini, yaptıkları icra takibine vaki itirazın iptali davalarının lehlerine sonuçlandığını, davalının güven kurumu olduğunu, buna rağmen kötüniyetli hareket ederek faizlerin çok yüksek olduğu dönemde müvekkilinin mağdur edildiğini, para 04.12.1996 tarihinde müvekkine parayı ödemiş olsa idi paranın hazine bonosunda ya da vadeli mevduatta değerlendirileceğini belirterek 15.500,00 TL tutarındaki munzam zararlarının alacağın icra marifetiyle tahsil edildiği günden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının tazminat talebini varsayımlara dayandırdığını, iddia ettiği zararının reeskont faizinden ve icra-inkar tazminatından yüksek olduğunu ispatlaması gerektiğini, müvekkilinin iddia edilen zararda sorumluluğu ve iddia edilen zararla illiyet bağının bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından munzam zararın temerrüt faizinden daha fazla olduğunun somut delillerle ispatı gerektiği, davacının talebinin munzam zarar niteliğinde olmayıp eksik kalan kâr niteliğinde olduğu, varsayıma dayalı olarak açıldığı, davacının herhangi bir zararı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, munzam zararın tahsiline yönelik tazminat istemine ilişkindir.
Borçlar Kanunu’nun 105/1. maddesine göre, alacaklının düçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette, borçlunun kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile yükümlüdür.
Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. BK'nun 105.maddesi kusur karinesini benimsemiştir. Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır. Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir.
Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir. Bu itibarla, munzam zarar davalarında alacaklının (davacının) ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, genel ispat yöntemlerinde olduğu gibi her olayın kendi yapısı ve özelliği içinde değerlendirmeye tutulmalıdır. Örneğin, yaşanan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler, diğer bir anlatımla MK'nun 6. maddesinde anlamını bulan genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükümünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı yararına değerlendirilmeli, bunların aksini iddia eden borçluya ispat yükünün düştüğü kabul edilmeli, en önemlisi hükmedilecek zarar miktarı ve kapsamının tespitinde BK'nun 43/2.maddesi hükmünden yararlanılmalıdır.
Ülkemizde süregelen hiper enflasyonun belli yıllarda yüzde yüzlerde seyrettiği, vadeli mevduatların en az bu oranlarda gelir getirdiği, yabancı para değerinin (kurların) her zaman temerrüt faiz oranlarını aştığı, banka kredilerinin yüzde ikiyüze kavuştuğu, paranın iç alım (satın alma) değerinin büyük ölçüde azaldığı tartışmasız ve yaşanan bir gerçek olduğu çok açıktır. Gerçekte de, anlatılan enflasyonist ortamda yaşayan makul, normal bir kişinin parasını atıl biçimde elde tutmayacağı, gelir getirici bir yatırıma dönüştüreceği, insan yapısının ve menfaatlerini koruma içgüdüsünün de doğal bir sonucudur.
Gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, gerekse Dairemiz; munzam zararın hesabında ilke olarak; borçlunun temerrüde düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin rakamlar tesbit edilip, bilirkişi veya kurulundan rapor alınmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarı yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulanacak miktarın BK'nun 42.
ve 43. maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirilmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken temerrüt faizi miktarı düşülerek belirlenecek miktarın munzam zarar olarak istenebileceği benimsenmiştir.
Somut olayda davacının İzmir 2. icra Müdürlüğü'nün 1996/9094 Esas sayılı dosyası ile takipte bulunduğu, takibe davalının itirazı üzerine davacının 1997/1227 Esas sayılı dava dosyası ile itirazın iptali ve takip konusu edilmeyen 8.480,00 TL alacağın tahsilini talep ettiği, Mahkemece 1998/488 sayılı karar ile itirazın kısmen iptaline, takibin 5.672,41 TL üzerinden devamına, 2.268,94 TL inkar tazminatının ve 8.480,00 TL davacı alacağının davalıdan tahsiline karar verildiği, daha önce takip yapılmayan 8.480,00 TL alacağın İzmir 2. İcra Müdürlüğü'nün 1998/9894 Esas sayılı dosyası ile takibe konularak tahsil edildiği anlaşılmıştır.
Bu itibarla, mahkemece,İzmir 2. icra Müdürlüğü'nün 1996/9094 ve 1998/9894 Esas sayılı dosyaları ile Mahkemenin 1997/1227 Esas sayılı dava dosyasının celbiyle, yukarıda yapılan açıklama doğrultusunda rapor alınmak suretiyle oluşacak sonuca göre bir hüküm verilmesi gerekirken zararın somut olarak ispatlanmadığı gerekçesiyle hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 16/10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1064033400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz