Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/16236 E. 2015/11459 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
borçlu temerrüdü↗ kusur karinesi↗ borcun ifası↗ borçlunun temerrüdü↗ zararın ispatı↗ munzam zarar↗ gecikme faizi↗ sorumluluktan kurtulma↗ kusur sorumluluğu↗ temerrüt tarihi↗ ifa↗ temerrüt faizi↗ kusur↗ dava sebebi↗ eksik inceleme↗ temerrüt↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, temerrüt tarihi olan 2009 yılı ile alacağın tahsil edildiği 2013 yılları arası ekonomik verilerin iyi gittiği, bu durumda davacının faiz miktarını aşan munzam zararı somutlaştırarak ispatlaması gerektiği, davacının iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, munzam zararın tahsiline yönelik tazminat istemine ilişkin olup, 818 Sayılı BK'nun 105'inci maddesine göre "alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir". Munzam zarar sorumluluğu kusura dayanan temerrüdün
hukuki bir sonucudur ve borçlunun zararının faizi aşan bölümüdür. Borçlu para borcunu vadesinde ödemediğinde (temerrüdü oluştuğunda) sözleşme veya yasada belirlenen "gecikme faizi" ödeme yükümü altına girer. Bu durumda BK'nın 103. maddesi uyarınca alacaklının mutlak ve tartışmasız bir zarara uğradığı kabul edilmektedir. O nedenle alacaklıya, uğradığı zararı ispat yükümü verilmeksizin, en önemlisi borçlunun, kusuru olup olmadığı araştırılmaksızın yasa gereği kabul edilen zararı giderme hakkı tanınmıştır. Munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. O nedenle, borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. BK'nın 105. maddesi kusur karinesini benimsemiştir. Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır. Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir. Bu itibarla, munzam zarar davalarında alacaklının (davacının) ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, genel ispat yöntemlerinde olduğu gibi her olayın kendi yapısı ve özelliği içinde değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.
Somut olayda, mahkemece herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmadan davacının munzam zararını somutlaştırarak ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Oysa, borçlunun temerrüde düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu sure içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmesi; gerektiğinde somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK'nın 42 ve 43'üncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutulması; bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken aldığı temerrüt faizi miktarı düşülerek, hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurulması gerekmektedir. Nitekim, mahkemece de bir kısım kayıtlar ilgili kurumlardan talep edilmiştir.
Bu itibarla, mahkemece yukarıda belirtildiği şekilde inceleme ve araştırma yapılarak, neticesine göre bir karar vermek gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/13488 E. 2014/15512 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · borcun ifası · borçlunun temerrüdü · zararın ispatı · munzam zarar · gecikme faizi · sorumluluktan kurtulma · Tazminat
İncelediğiniz karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, «temerrüt tarihi» olan 2009 yılı ile alacağın tahsil edildiği 2013 yılları arası ekonomik verilerin iyi gittiği, bu durumda davacının faiz miktarını aşan «munzam zararı» somutlaştırarak ispatlaması gerektiği, davacının iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, «munzam zarar» davasında davacının zararın varlığını ve miktarını, davalının ise; borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlaması gerektiği, yasanın «alacaklıya temerrüt faizini» aşan zararını borçludan isteme olanağı tanıdığı, ancak bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerektiği, zararın varlı …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:seçimlik haklar · alacaklı temerrüdü · cebri icra · karine · olumsuz oy · ispat yükü · kâr kaybı · protokol
Benzer bu karardaSomut olayda, tarafların 18.03.1998 tarihli «protokol» ile apart otelin satışı konusunda anlaştıkları, davalı tarafın bakiye ödemeleri yapmaması üzerine açılan dava sonucunda «cebri icra» yolu ile 24.01.2011 tarihinde 1.176.026,29-TL'nin davacı tarafından tahsil edildiğinin iddia edildiği ve davacı vekili dava dilekçesinde çeşitli hesaplamalardan sonra dava konusu «munzam zarar» ile ilgili «seçimlik haklarını» kullanacaklarını belirtmiş ise de ortalama değer üzerinden hesaplama yapan bilirkişi kurulu raporunun ibrazından sonra «ıslah» dilekçesi içeriğinden davacı vekilinin paranın alım gücündeki «kayba» dayalı olarak munzam zarar isteminde bulunduğunun kabulü gerekir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, «munzam zarar» davasında davacının zararın varlığını ve miktarını, davalının ise; borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlaması gerektiği, yasanın «alacaklıya temerrüt faizini» aşan zararını borçludan isteme olanağı tanıdığı, ancak bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerektiği, zararın varlı …
Böyle bir enflasyonist ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması, örneğin en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesi, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir «karine» olarak kabul edilmesi zorunludur.
Hal böyle olunca, enflasyonist ekonominin «olumsuz» etki ve sonuçları kamuca az veya çok herkesin bildiği, en önemlisi gerekli olduğu taktirde bilinebilmesinin kolayca gerçekleştirilebileceği ve mahkemelerin de bilgisi altında olan vakıalar olarak kabulü gerekir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/15144 E. 2016/9357 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · borcun ifası · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · kusur sorumluluğu · ifa
İncelediğiniz karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
O nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, «temerrüt tarihi» olan 2009 yılı ile alacağın tahsil edildiği 2013 yılları arası ekonomik verilerin iyi gittiği, bu durumda davacının faiz miktarını aşan «munzam zararı» somutlaştırarak ispatlaması gerektiği, davacının iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
O nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
… ğını geç alan alacaklının da zarar göreceği, enflasyonun altında kalan faizin de bu zararı karşılamayacağının açık olduğu ve bu halin zararın varlığı için fiili bir «karine» oluşturacağı, yapılan hesaplama neticesi davacı ...'in «munzam zararının» 189.857,07 TL, davacı ...'in munzam zarar tutarının 32.455,44 TL olduğu, davacı ...'in munzam zararı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davacı ... yönünden, 189.857,07 TL'nin, davacı ... yönünden, 32.455,44 TL'nin 18/03/1999 tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, fazla istemler ile davacı ... yönünden açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:karine · olumsuz oy · avans faizi
Benzer bu kararda… ğını geç alan alacaklının da zarar göreceği, enflasyonun altında kalan faizin de bu zararı karşılamayacağının açık olduğu ve bu halin zararın varlığı için fiili bir «karine» oluşturacağı, yapılan hesaplama neticesi davacı ...'in «munzam zararının» 189.857,07 TL, davacı ...'in munzam zarar tutarının 32.455,44 TL olduğu, davacı ...'in munzam zararı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davacı ... yönünden, 189.857,07 TL'nin, davacı ... yönünden, 32.455,44 TL'nin 18/03/1999 tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, fazla istemler ile davacı ... yönünden açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Hal böyle olunca, enflasyonist ekonominin «olumsuz» etki ve sonuçları kamuca az veya çok herkesin bildiği, en önemlisi gerekli olduğu taktirde bilinebilmesinin kolayca gerçekleştirilebileceği ve mahkemelerin de bilgisi altında olan vakıalar olarak kabulü gerekir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/9235 E. 2013/12377 K.
Ortak:borçlunun temerrüdü · munzam zarar · temerrüt faizi · kusur · eksik inceleme · temerrüt
İncelediğiniz karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan «kusur», «borçlunun temerrüde» düşmekteki kusurudur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Benzer bu karardaMülga BK'nun 105. maddesi uyarınca alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir «kusur» isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir.Kanun koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiş, bu zararın tazminini iki «bölümde» düşünmüştür.Birinci bölüm, ispat edilmeden tahsili talep edilebilecek zarar miktarı olup, bu zararın «temerrüt faizi» ile karşılanması kabul edilmiştir.Bunun dışında alacaklının herhangi bir karineden istifade etmek olanağı yasal olarak mevcut değildir.Bu nedenle, «munzam zarar» isteminde bulunan alacaklı öncelikle borçlunun borcunu geç ödemesi nedeniyle uğradığı zararın temerrüt faizi ile karşılanamadığını, temerrüt faizini aşan bir zarar …
Somut olayda, davacının kendi alacaklısına karşı daha önce «temerrüde» düştüğü ve temerrüde düştükten sonra davalıya borç para verdiği anlaşıldığından bu yöne ilişkin somut zarar iddiası ispat edilememiş ise de davanın «munzam zarar» istemine ilişkin olması nedeniyle Dairemizin yerleşik içtihatları doğrultusunda sepet formülüne göre munzam zarar hesabı yapılacaktır.Bu durumda, munzam zararın tespit edilebilmesi için «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurum veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarının yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın mülga BK'nun 42 ve 43. maddeleri çerçevesinde değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken aldığı «temerrüt faizi» miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde davacının munzam zararının olup olmadığı ve miktarı tayin ve tespit edilmelidir.
… lecek ise ödeyebileceği kısma isabet eden ticari faizden kurtulacak olması karşısında bu hususun da hesaplattırılarak, sonuçta davacı yararına hüküm altına alınacak «munzam zararın» davalıdan alacağını zamanında tahsil etseydi ödeyeceği kendi borcuna isabet eden «ticari faiz» miktarını geçemeyeceği nazara alınarak hüküm tesis edilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ticari faiz · iş bölümü · yasal faiz
Benzer bu karardaDavacı, davalıya verdiği borç paranın davalı tarafından zamanında ödenmediğini ve davalının yaptığı geç ödeme için «yasal faiz» ödediğini, kendisinin aynı dönemdeki takibe konu bir borcu için ise «ticari faiz» ödediğini, davalının yaptığı geç ödeme nedeniyle yasal faiz ile ödediği ticari faiz arasındaki miktar kadar zarara uğradığı iddiasıyla geç ödeme nedeniyle faiz ile karşılanamayan zararını istemiştir.
Mülga BK'nun 105. maddesi uyarınca alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir «kusur» isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir.Kanun koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiş, bu zararın tazminini iki «bölümde» düşünmüştür.Birinci bölüm, ispat edilmeden tahsili talep edilebilecek zarar miktarı olup, bu zararın «temerrüt faizi» ile karşılanması kabul edilmiştir.Bunun dışında alacaklının herhangi bir karineden istifade etmek olanağı yasal olarak mevcut değildir.Bu nedenle, «munzam zarar» isteminde bulunan alacaklı öncelikle borçlunun borcunu geç ödemesi nedeniyle uğradığı zararın temerrüt faizi ile karşılanamadığını, temerrüt faizini aşan bir zarar …
… lecek ise ödeyebileceği kısma isabet eden ticari faizden kurtulacak olması karşısında bu hususun da hesaplattırılarak, sonuçta davacı yararına hüküm altına alınacak «munzam zararın» davalıdan alacağını zamanında tahsil etseydi ödeyeceği kendi borcuna isabet eden «ticari faiz» miktarını geçemeyeceği nazara alınarak hüküm tesis edilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
5 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/15444 E. 2012/5956 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · borcun ifası · borçlunun temerrüdü · zararın ispatı · munzam zarar · gecikme faizi · sorumluluktan kurtulma · Tazminat
İncelediğiniz karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, «temerrüt tarihi» olan 2009 yılı ile alacağın tahsil edildiği 2013 yılları arası ekonomik verilerin iyi gittiği, bu durumda davacının faiz miktarını aşan «munzam zararı» somutlaştırarak ispatlaması gerektiği, davacının iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Dava, davalı bankanın hayali kişiye «çek karnesi» vermesi nedeniyle davacının uğradığını iddia ettiği «munzam zararın» tazmini istemine ilişkin olup, mahkemece «kesin» hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:çek karnesi · karine · hisse senedi · olumsuz oy · ispat yükü · hamil · çek · kesin hüküm
Benzer bu karardaDava, davalı bankanın hayali kişiye «çek karnesi» vermesi nedeniyle davacının uğradığını iddia ettiği «munzam zararın» tazmini istemine ilişkin olup, mahkemece «kesin» hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Yapılan bu genel açıklamalardan sonra somut olaya dönülecek olursa, davalı banka tarafından hayali bir kişiye verilen «çek karnesi» nedeniyle 31.08.1997 keşide tarihli çekin «hamili» olan davacı tarafından İstanbul 9.
Böyle bir ekonomik ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması, örneğin en azından vadeli mevduat, «hisse senedi», altın veya döviz yatırımlarında değerlendirmesi, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir «karine» olarak kabul edilmesi zorunludur.
Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/229 Karar sayılı kararın «kesin» hüküm oluşturduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/3959 E. 2011/14860 K.
Ortak:borçlunun temerrüdü · munzam zarar · temerrüt faizi · temerrüt · Tazminat
İncelediğiniz karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Oysa, «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu sure içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmesi; gerektiğinde somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK'nın 42 ve 43'üncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutulması; bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken aldığı «temerrüt faizi» miktarı düşülerek, hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurulması gerekmektedir.
Benzer bu karardaAncak, «munzam zararın» hesaplanmasında mahkemece yapılacak iş, «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklikler belirlenerek, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarının yukarıda belirtilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43. maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının 10.000,00 TL. olan alacağına ödeme tarihine kadar geçen süre için altın, döviz, mevduat faizi ve enflasyon rakamlarında oluşan değişiklikler uygulanmak suretiyle yapılan hesaplama sonucu davacının «munzam zararının» bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
2- Dava, B.K.nun 105/1. maddesine dayalı alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanamayan «munzam zararın» tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece, davacının davalıdan aldığı faiz miktarından daha fazla bir zararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/1512 E. 2019/3201 K.
Ortak:borçlu temerrüdü · kusur karinesi · borcun ifası · borçlunun temerrüdü · zararın ispatı · munzam zarar · sorumluluktan kurtulma · kusur sorumluluğu
İncelediğiniz karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, «temerrüt tarihi» olan 2009 yılı ile alacağın tahsil edildiği 2013 yılları arası ekonomik verilerin iyi gittiği, bu durumda davacının faiz miktarını aşan «munzam zararı» somutlaştırarak ispatlaması gerektiği, davacının iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaKural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Dava, «munzam zararın» tahsili istemine ilişkindir.
… n tahsili için davalı banka aleyhine ikame ettiği dava lehine sonuçlansa da söz konusu parayı ancak yatırılma tarihinden 16 yıl sonra ve sadece ana paraya işletilen «temerrüt faizi» ile birlikte tahsil edebildiğini, oysa, paranın erken tahsil edilmesi halinde yatırım yapabileceğini, yatırım yapmasa bile parayı atıl durumda tutmayarak faize faiz işletmek suretiyle değerlendirilebileceğini, söz konusu paranın sadece ana paraya işletilen temerrüt faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi sebebiyle faizi de aşan bir «munzam zararının» oluştuğunu iddia ederek huzurdaki davayı açmış, ilk derece mahkemesince, munzam zarar iddiasının somut delillerle ispat edilemediğinden bahisle davanın reddine kar …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ilamlı icra takibi · damga vergisi · ilamlı icra · alacaklı temerrüdü · karine · iş bölümü · olumsuz oy · ispat yükü
Benzer bu kararda… tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafından davalı aleyhine ikame edilen davanın kabulüne karar verildiği, akabinde davacı yanca anılan karara istinaden başlatılan «ilamlı icra takibi» neticesinde de, «asıl alacak» olan 450.000-TL’nin 09/12/1999 tarihinden itibaren işlemiş «avans faizi» ile birlikte 3.027.540,22-TL olarak (cezaevi harcı ve «damga vergisi» kesintilerden sonra 2.947.080,68-TL) tahsil edildiği, faizi aşan zarar ve zarar miktarının davacı yanca ispatı gerektiği ancak davacı yanca anılan hususu ispata ya …
6098 sayılı TBK’nın 122. maddesi (Mülga BK’nın 105.) maddesi uyarınca, «alacaklı, temerrüt faizini» aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir «kusuru» bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Kanun koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiş, bu zararın tazminini iki «bölümde» düşünmüştür.
Birinci «bölüm», ispat edilmeden tahsili talep edilebilecek zarar miktarı olup, bu zararın «temerrüt faizi» ile karşılanması kabul edilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/4799 E. 2010/1264 K.
Ortak:borçlunun temerrüdü · munzam zarar · temerrüt faizi · temerrüt
İncelediğiniz karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Oysa, «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu sure içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmesi; gerektiğinde somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK'nın 42 ve 43'üncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutulması; bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken aldığı «temerrüt faizi» miktarı düşülerek, hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurulması gerekmektedir.
Benzer bu karardaDavacı alacaklı, borçlunun ilk «temerrüde» düştüğü 08.11.1990 takip tarihinden, İcra Mahkemesince faiz hesabının yapıldığı 01.05.1997 tarihine kadar olan «munzam zararın» hüküm altına alındığını belirterek, 01.05.1997 tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği 19.11.2003 tarihine kadar oluşan munzam zararın tazminini istemiştir.
Borçlunun «temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde (dava konusu olayda ise kısmi davada hesaplamada esas alınan 01.05.1997 tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği 19.11.2003 tarihe kadar geçen süre içerisinde), her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu sure içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan Ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43'ncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek. hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Mahkemece bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, İstanbul 1.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2000/1394 E, 2001/1113 K sayılı dosyası ile ...tarafından «munzam zararın» tazmini istemi ile açılan davada 80.572.104.523 TL munzam zarar alacağının davalılardan tahsiline karar verildiği, davacının bu kez 01.05.1997-19.11.2003 tarihleri arasındaki munzam zararın tazmini istemi ile işbu davayı açtığı, davacının muayyen paranın gününde ödenmemesinden doğan zararını ve miktarını kanıtlamak durumunda olup, bu zararın, paranın zamanında ödenmemesinden dolayı «mahrum kalınan» kâr veya faiz edilen gelir olmadığı, davacının somut olarak zararını kanıtlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:mal sigortası · mahrum kalınan kâr · usuli kazanılmış hak · kâr mahrumiyeti · sigorta sözleşmesi · kazanılmış hak
Benzer bu karardaMahkemece bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, İstanbul 1.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2000/1394 E, 2001/1113 K sayılı dosyası ile ...tarafından «munzam zararın» tazmini istemi ile açılan davada 80.572.104.523 TL munzam zarar alacağının davalılardan tahsiline karar verildiği, davacının bu kez 01.05.1997-19.11.2003 tarihleri arasındaki munzam zararın tazmini istemi ile işbu davayı açtığı, davacının muayyen paranın gününde ödenmemesinden doğan zararını ve miktarını kanıtlamak durumunda olup, bu zararın, paranın zamanında ödenmemesinden dolayı «mahrum kalınan» kâr veya faiz edilen gelir olmadığı, davacının somut olarak zararını kanıtlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Buna göre, ayrıca ve daha yükseği kanıtlanamadıkça, veyahut «mal sigorta sözleşmelerinden» kaynaklanan alacaklarda olduğu gibi tahsil edilecek paranın sarfedileceği amaç ve yer açıkça belli olmadıkça. mahkemece bu tür davalarda «munzam zararın» tespit edilebilmesi için yapılacak iş şu olmalıdır.
Nitekim, davacı tarafından açılan kısmi davada da aynı yöntem ile «munzam zarar» hesabı yapılmış olup, belirtilen hesaplama yöntemi davacı yararına «usuli kazanılmış hak» oluşturmaktadır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/18009 E. 2013/17840 K.
Ortak:borçlunun temerrüdü · munzam zarar · temerrüt faizi · temerrüt · Tazminat
İncelediğiniz karardaO nedenle, borçlunun «munzam zararı» tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve «temerrüt faizi» yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl «borcun ifasına» kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Kural olarak «munzam zarar» alacaklısı, öncelikle «temerrüde» uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç «ifa» edilmemesinden dolayı «temerrüt faizi» ile karşılanmayan zararını, zarar ile «borçlu temerrüdü» arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
Oysa, «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu sure içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmesi; gerektiğinde somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK'nın 42 ve 43'üncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutulması; bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken aldığı «temerrüt faizi» miktarı düşülerek, hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurulması gerekmektedir.
Benzer bu karardaBuna göre, somut uyuşmazlıkta mahkemece «munzam zararın» tespit edilebilmesi için ikame değer değil, «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarı yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43'ncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurulması gerekmektedir.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davacının zarara uğrayan malının sigorta güvencesinde olduğu, bu tür mallarla ilgili olarak «munzam zarar» hesabında ikame değerin esas alınması gerektiği, davacının «gerçek zararının» tazmin edildiği, munzam zararının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, davalı taşıma şirketi tarafından taşınan ve diğer davalı ... şirketine CMR «sorumluluk sigorta poliçesi» kapsamında sigortalı bulunan emtianın «zayi» olması sebebiyle «munzam zarar» istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:mal sigortası · sorumluluk sigortası · gerçek zarar · zayi · sigorta poliçesi · teminat
Benzer bu karardaAncak, her ne kadar mahkemece sigortalı emtiaya ilişkin olarak «munzam zarar» hesabında ikame değerin esas alınması gerektiği belirtilmiş ise de, davaya konu «sigorta poliçesi» mal varlığında meydana gelecek azalmaya karşı «teminat» sağlayan «mal sigortası» kapsamında bulunmayıp, CMR «sorumluluk sigortası» kapsamındadır.
Dava, davalı taşıma şirketi tarafından taşınan ve diğer davalı ... şirketine CMR «sorumluluk sigorta poliçesi» kapsamında sigortalı bulunan emtianın «zayi» olması sebebiyle «munzam zarar» istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davacının zarara uğrayan malının sigorta güvencesinde olduğu, bu tür mallarla ilgili olarak «munzam zarar» hesabında ikame değerin esas alınması gerektiği, davacının «gerçek zararının» tazmin edildiği, munzam zararının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/16236 E. , 2015/11459 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İSTANBUL (KAPATILAN) 50. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 08/05/2014
NUMARASI 2013/181-2014/144
Taraflar arasında görülen davada İstanbul (Kapatılan) 50. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 08.05.2014 tarih ve 2013/181-2014/144 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 03.11.2015 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı ... Bank A.Ş. vekili Av. E. I.... ve ihbar olunan TMSF vekili Av. C... K.... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkillerinin 03.10.1999 tarihinde 237.000 USD, 17.12.1999 tarihinde 206.000 DM […].. Şubesi'ne yatırdığını, bu paranın offshore hesaplarına aktarıldığını, müvekkilleri tarafından açılan davada bankaya yatırılan paranın 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi gereğince işleyecek faiz ile birlikte davalıdan tahsiline karar verildiğini, kararın kesinleştiğini ve icra dosyası kanalıyla tahsil edildiğini, ancak müvekkillerinin temerrüt faizini aşan miktarda zarara uğradığını beyan ederek, şimdilik 5.000,00 TL munzam zararın temerrüt tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesine göre hesaplanacak faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili ve fer'i müdahil vekilleri ayrı ayrı davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, temerrüt tarihi olan 2009 yılı ile alacağın tahsil edildiği 2013 yılları arası ekonomik verilerin iyi gittiği, bu durumda davacının faiz miktarını aşan munzam zararı somutlaştırarak ispatlaması gerektiği, davacının iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, munzam zararın tahsiline yönelik tazminat istemine ilişkin olup, 818 Sayılı BK'nun 105'inci maddesine göre "alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir". Munzam zarar sorumluluğu kusura dayanan temerrüdün
hukuki bir sonucudur ve borçlunun zararının faizi aşan bölümüdür. Borçlu para borcunu vadesinde ödemediğinde (temerrüdü oluştuğunda) sözleşme veya yasada belirlenen "gecikme faizi" ödeme yükümü altına girer. Bu durumda BK'nın 103. maddesi uyarınca alacaklının mutlak ve tartışmasız bir zarara uğradığı kabul edilmektedir. O nedenle alacaklıya, uğradığı zararı ispat yükümü verilmeksizin, en önemlisi borçlunun, kusuru olup olmadığı araştırılmaksızın yasa gereği kabul edilen zararı giderme hakkı tanınmıştır. Munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. O nedenle, borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. BK'nın 105. maddesi kusur karinesini benimsemiştir. Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır. Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir.
Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir. Bu itibarla, munzam zarar davalarında alacaklının (davacının) ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, genel ispat yöntemlerinde olduğu gibi her olayın kendi yapısı ve özelliği içinde değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.
Somut olayda, mahkemece herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmadan davacının munzam zararını somutlaştırarak ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Oysa, borçlunun temerrüde düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu sure içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmesi;
gerektiğinde somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK'nın 42 ve 43'üncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutulması; bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken aldığı temerrüt faizi miktarı düşülerek, hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurulması gerekmektedir. Nitekim, mahkemece de bir kısım kayıtlar ilgili kurumlardan talep edilmiştir.
Bu itibarla, mahkemece yukarıda belirtildiği şekilde inceleme ve araştırma yapılarak, neticesine göre bir karar vermek gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 03.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/124506700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz