6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Rücuen Tazminat

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2013/1443 E. 2013/18439 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
borçlu temerrüdü borçlunun temerrüdü munzam zarar sorumluluktan kurtulma karine kusur sorumluluğu 818 sayılı borçlar kanunu olumsuz oy ispat yükü temerrüt faizi kusur temerrüt

Atıf yapılan mevzuat: TMK · BK — BK 42BK 43

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 105. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan munzam zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, somut ve davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gerektiği, somut olayda somut vakıalara dayanılarak bir zararın gerçekleştiği ileri sürülüp, kanıtlanmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanamayan munzam zararın tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece, somut vakıalarla zararın ispatlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Alacaklının alacağını geç alması nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan zararını 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu (BK)'nın 105. maddesi hükmü kapsamında talep etmesi mümkündür. Munzam zarar sorumluluğu kusur sorumluluğuna dayanır. Aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz. Alacaklı, borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir, borçlu ancak temerrüde düşmekte kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir. Yargıtay HGK’nın 05.07.2000 tarih ve 2-1072-1124 sayılı kararı ve Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre, munzam zarar davalarında alacaklının ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, genel ispat yöntemlerinde olduğu gibi her olayın kendi yapısı ve özelliği içerisinde değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Örneğin, yaşanan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler, diğer bir anlatımla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde anlamını bulan genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükümünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı yararına değerlendirilmeli, bunların aksini iddia eden borçluya ispat yükünün düştüğü kabul edilmeli, en önemlisi hükmedilecek zarar miktarı ve kapsamının tespitinde mülga BK’nın 43/2. maddesi hükmünden yararlanılmalıdır. Enflasyonist ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması örneğin en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesi olayların normal akışına hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Gerçekten de, dünyada var olan ekonomik krizlerin Türkiye'ye de etkileri gözönüne alındığında böyle bir ortamda yaşayan makul, normal bir kişinin parasını atıl biçimde elde tutmayacağı gelir getirici bir yatırıma dönüştüreceği, insan yapısının ve menfaatlerini koruma içgüdüsünün de doğal bir sonucudur. Bu durum karşısında mahkemece, daha yükseği kanıtlanamadıkça bu tür davalarda munzam zararın tespit edilebilmesi için yapılacak iş şu olmalıdır:

Öncelikle borçlunun temerrüde düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştiği tarihe kadar geçen süre içinde her yıl itibariyle gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine uygulanan faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarında meydana gelen değişikliklere ilişkin listeler davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları resmi kurum ve kuruluşlardan araştırmak, bu konuda uzman bilirkişi görüşünden de yararlanmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp ortalamaları bulunarak belirlenmesi ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı itibariyle bir tazminat alacağı niteliğinde olması nedeniyle bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve nihayet her olayın somut özelliği de dikkate alınarak bulunacak miktarın BK'nın 42. ve 43. maddeleri uyarınca değerlendirmeye tabi tutularak tespiti ve bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken temerrüt faizi miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.

O halde mahkemece, alınan bilirkişi raporları yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda değerlendirilmek suretiyle, davacının munzam zarar talebinde haklı olup olmadığı tespit edilerek, sonucuna göre hüküm kurulmak gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/9174 E. 2012/16639 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/14376 E. 2013/13017 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/15144 E. 2016/9357 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

5 benzer karar daha
  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/1512 E. 2019/3201 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/3959 E. 2011/14860 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/13488 E. 2014/15512 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/15444 E. 2012/5956 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/9172 E. 2012/16279 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2013/1443 E.  ,  2013/18439 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 40. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 18.10.2012 tarih ve 2011/229-2012/256 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davalı ...bank A.Ş'nin (... Yatırım Menkul Değerler A.Ş.) menkul değerler bölümünde müdür yardımcısı olarak görev yapan ...in 1996 yılında müvekkilini kandırarak, ondan aldığı paralar karşılığında sahte hazine bonoları verdiğini, müvekkilinin Ali ...ile ... Yatırım Menkul Değerler Anonim Şirketi'ne karşı İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2003/188 Esas sayılı dosya ile açtığı davada davalının bu olayda %75 kusurlu olduğu kabul edilerek alacak talebinin %75'inin hüküm altına alındığını, munzam zarar tazminatı isteminin ise esas alacaklarla ilgili ana para ve faiz alacağı kesinleşmeden istenemeyeceğinden bu aşamada dinlenme koşulları bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar verildiğini, kararın temyiz incelemesi sonucu onanarak kesinleştiğini, hükümde belirtilen alacağın davalıdan tahsil edildiğini, mahkeme kararıyla hüküm altına alınan alacaklarına uygulanan faizin müvekkilinin zararını karşılamadığını, BK'nın 105.

maddesi gereğince munzam zararının oluştuğunu ileri sürerek şimdilik 30.000,00 TL'nin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesiyle de toplam talebini 416.077,18 TL'ye çıkarmıştır.

Davalı vekili, alacağın zamaaşımına uğradığını, tahsil edilen alacağa uygulanan faiz oranı dikkate alındığında davacının munzam zararının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 105. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan munzam zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, somut ve davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gerektiği, somut olayda somut vakıalara dayanılarak bir zararın gerçekleştiği ileri sürülüp, kanıtlanmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanamayan munzam zararın tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece, somut vakıalarla zararın ispatlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Alacaklının alacağını geç alması nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan zararını 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu (BK)'nın 105. maddesi hükmü kapsamında talep etmesi mümkündür. Munzam zarar sorumluluğu kusur sorumluluğuna dayanır. Aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz. Alacaklı, borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir, borçlu ancak temerrüde düşmekte kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir. Yargıtay HGK’nın 05.07.2000 tarih ve 2-1072-1124 sayılı kararı ve Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre, munzam zarar davalarında alacaklının ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, genel ispat yöntemlerinde olduğu gibi her olayın kendi yapısı ve özelliği içerisinde değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

Örneğin, yaşanan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler, diğer bir anlatımla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde anlamını bulan genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükümünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı yararına değerlendirilmeli, bunların aksini iddia eden borçluya ispat yükünün düştüğü kabul edilmeli, en önemlisi hükmedilecek zarar miktarı ve kapsamının tespitinde mülga BK’nın 43/2. maddesi hükmünden yararlanılmalıdır. Enflasyonist ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması örneğin en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesi olayların normal akışına hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur.

Gerçekten de, dünyada var olan ekonomik krizlerin Türkiye'ye de etkileri gözönüne alındığında böyle bir ortamda yaşayan makul, normal bir kişinin parasını atıl biçimde elde tutmayacağı gelir getirici bir yatırıma dönüştüreceği, insan yapısının ve menfaatlerini koruma içgüdüsünün de doğal bir sonucudur. Bu durum karşısında mahkemece, daha yükseği kanıtlanamadıkça bu tür davalarda munzam zararın tespit edilebilmesi için yapılacak iş şu olmalıdır:

Öncelikle borçlunun temerrüde düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştiği tarihe kadar geçen süre içinde her yıl itibariyle gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine uygulanan faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarında meydana gelen değişikliklere ilişkin listeler davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları resmi kurum ve kuruluşlardan araştırmak, bu konuda uzman bilirkişi görüşünden de yararlanmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp ortalamaları bulunarak belirlenmesi ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı itibariyle bir tazminat alacağı niteliğinde olması nedeniyle bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve nihayet her olayın somut özelliği de dikkate alınarak bulunacak miktarın BK'nın 42.

ve 43. maddeleri uyarınca değerlendirmeye tabi tutularak tespiti ve bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken temerrüt faizi miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.

O halde mahkemece, alınan bilirkişi raporları yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda değerlendirilmek suretiyle, davacının munzam zarar talebinde haklı olup olmadığı tespit edilerek, sonucuna göre hüküm kurulmak gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1035028800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.