Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/4129 E. 2023/6421 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ihbar şartı↗ ayıp ihbar süresi↗ ayıplı ifa↗ ihbar süresi↗ ayıplı mal↗ ayıp ihbarı↗ ticari itibarın zedelenmesi↗ iade faturası↗ kazanç kaybı↗ ihbar yükümlülüğü↗ ticari itibar↗ ayıp↗ bedel iadesi↗ tacirler arası dava↗ vekalet ücreti takdiri↗ yazılı delil↗ şikayet↗ ikrar↗ ispat yükü↗ ifa↗ kâr kaybı↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ ihbar↗ tacir↗ kusur↗ yükleten (shipper)↗ vekalet ücreti↗ avans faizi↗ teslim↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2017/1372 E., 2019/595 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, davacı vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 31.10.2023 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirketin üretiminin tamamını yurtdışına pazarladığını ve bu ürettiği ürünlerde kullanılan peynirlerin tamamının davalı şirketten alındığını, davacı şirketin peynir tedarikçiliğini bir süredir davalının yaptığını, davacının davalıdan en son 2017 yılında 1., 2., 3. aylarda toplam 13.336,16 kg peynir aldığını ve karşılığında 126.828,46 TL bedel ödediğini, peynirlerin 8.611,96 kilogramının kullanıldığını, 4.724,20 kilogramının ise stokta kaldığını, söz konusu peynirlerin satışa ve insan sağlığına uygun olmadığının Avrupa'da market raflarında şişme ve koku yapması nedeni ile tespit edildiğini, bunun üzerine ürünlerin iade alındığını, davalının da ürünlerin bozuk ve kullanılmaz olduğunu ikrar ettiğini, 4.724,20 kilogram peynirin iadesi için 04.05.2017 tarihli, 44.835,02 TL'lik iade faturası karşılığı davalının bedeli iade ettiğini, laboratuvar tespitlerinde de ürünlerin bozuk ve kullanılmaz olduğunun tespit edildiğini, davalının 8.611,96 kilogram peynir bedeli 81.993,47 TL ile diğer zararları gidermediğini, imha için de ayrıca 1.905,80 euro ödeme olduğunu, 36.000,00 euro bedelli ürünün iade alındığını, müvekkilinin ticari kazanç kaybının oluştuğunu iddia ederek iade alınan ürünlerin bedeli 36.000,00 euro, imha bedeli 1.905,80 euronun avans faizi ile birlikte müvekkili şirketin yıllık cirosu ve ihracatının düştüğü için şimdilik 1.000,00 TL kazanç kaybının faizi ile birlikte tahsilini ve ayrıca 20.000,00 TL manevi tazminatın avans faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan sözleşme gereği süresi içinde davacının ayıp ihbarını yerine getirmediğini, ürünlerdeki bozulmanın davalıdan kaynaklı olduğunun belli olmadığını, satışı yapılan ürünlerde sorun olup olmadığının belli olmadığını, ürün analizlerinin doğru zamanda yapılmadığını, davacının başka firmalardan da ürün aldığını, müvekkilinin ticari itibarının zedelenmemesi için bir kısım malı iade aldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu olup sorunlu olduğu iddia edilen ürünlerin bir kısmının imha edilmesi ve ürünlerin mevcut olmaması nedeni ile rapor alınamadığı, davalı tarafça 4.724,20 kg ürünün iade alınmış olması dikkate alınarak davacının süresinde ayıp ihbarında bulunduğu değerlendirilerek yargılamaya devam edildiği, bilirkişi heyet raporunda belirtildiği üzere bozuk olduğu anlaşılan tüm peynirlerin davalıdan alındığının hesap hareketlerinden anlaşıldığı, iade edilen ürünlerin söz konusu bu peynirlerden yapıldığı, ürünlerin analiz raporu sonucuna göre imhasının yerinde olduğunun anlaşıldığı ve ürünlerdeki sorunun üretim aşamasında ortaya çıkma ihtimalinin yüksek olduğunun tespiti ile davacının davasında haklı olduğunun değerlendirildiği, ancak manevi tazminatın şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının ürünlerin hangi aşamada zararlı maddelere maruz kaldığını ispat edemediğini, iyi niyetli olarak bir kısım malların iadesinin kabulünün kötüye kullanılamayacağını, davacı tarafından süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığını, koruma ve numune alınış biçiminin tartışılmadan sorumluluğun belirlenemeyeceğini, farazi zarar hesabıyla uygun illiyet rabıtasının kurulamadığını, reddedilen miktar yönünden vekalet ücreti takdiri bakımından de hata yapıldığını belirterek İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılıp davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile öncelikle söz konusu üründeki ayıbın süresi içinde satıcıya ihbar edilip edilmediği üzerinde durulması gerektiği, somut olayda davacının kendisine teslim edilen malların ayıplı olduğuna dair davalıya bildirimde bulunduğunu iddia ettiği, bu durumda, ayıp ihbarının yapıldığını ispat yükünün davacı tarafta olduğu, davacının davalıya süresinde ihbarda bulunduğunu yazılı bir delil ile kanıtlayamadığı, satın alınan malın peynir olması karşısında davacının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin son fıkrası uyarınca 8 günlük süre içinde ihbar yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi bu mallara ilişkin şikayetlerin alınmasına müteakip derhal ihbar şartını da yerine getirmediği, bu nedenlerle süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının ayıplı olduğunu iddia ettiği malı ayıbı ile kabul etmiş sayılacağı, ayıp ihbar sürelerine uyularak bu davanın açıldığı kabul edilse dahi, ayıbın kimden ve neden kaynaklandığı kesin ve net olarak belirlenmeden aleyhe hüküm kurulamayacağı, davalının son parti mala yönelik iadeyi kabul etmesinin toplam satıştaki ayıbın kabulü anlama gelmeyeceği, davacı alıcının satın alınan malı mamül haline dönüştürmeden önce gıda maddesi olan peynirleri muayene etmesi, ayıplı olması halinde derhal ayıp ihbarında bulunması gerektiği, ancak davacının bu yükümlülüğünü yerine getirmediği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksi yönde hüküm kurulmasının isabetli olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesine, davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin ayıp ihbar külfetini yerine getirdiğini, aksi yöndeki Bölge Adliye Mahkemesi kararının yerinde olmadığını, alım, satım ilişkisine konu olan mal peynir olduğundan genel bir gözden geçirme ile muayene edilebilecek nitelikte olmadığını, ileri uzmanlık gerektiren tekniklerle kontrol edilmesi gerektiğini, malın gizli ayıplı olduğunu, 8 günlük ihbar süresinin uygulanmayacağını, satılan mal olan peynirin, olağan bir gözden geçirme ile ayıplı olduğunun tespitinin mümkün olmadığını, müvekkilinin, davalıdan satın almış olduğu ürünün ayıplı olduğunu anlaması üzerine derhal satıcıya bildirdiğini ve satıcının da iade faturası düzenlemek suretiyle ayıbı kabul ederek ürünün iadesini kabul ettiğini, satıcının ayıba kusuru ile sebebiyet vermesi nedeniyle ayıp ihbar sürelerinin uygulanmayacağını, zira davalının tacir olduğunu ve satıcılığı meslek edindiğini, bilirkişi heyetinden alınan 21.01.2019 tarihli bilirkişi raporu uyarınca davalının malı kontrol etmeden satmasının kabul edilemeyeceğini, müvekkili şirketin uğradığı zararın tazmini gerektiğini, davalı tarafın peynirleri iade alarak ayıbın kendisinden kaynaklandığını kabul ettiğini, ispat yükünün davalıda olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, tacirler arası satışta satıcının ayıplı mal satışından dolayı sorumluluğu hukuksal nedenine dayanmakta olup uyuşmazlık, tacir olan davacının ayıplı ifa ile ilgili olarak süresinde ve usulüne uygun olarak ayıp ihbarında bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/4016 E. 2021/3858 K.
Ortak:ayıp ihbarı · ayıp · ihbar · teslim
İncelediğiniz karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile öncelikle söz konusu üründeki ayıbın süresi içinde satıcıya «ihbar» edilip edilmediği üzerinde durulması gerektiği, somut olayda davacının kendisine «teslim» edilen malların ayıplı olduğuna dair davalıya bildirimde bulunduğunu iddia ettiği, bu durumda, «ayıp ihbarının» yapıldığını «ispat yükünün» davacı tarafta olduğu, davacının davalıya süresinde ihbarda bulunduğunu yazılı bir delil ile kanıtlayamadığı, satın alınan malın peynir olması karşısında davacının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin «son» fıkrası uyarınca 8 günlük süre içinde «ihbar yükümlülüğünü» yerine getirmediği gibi bu mallara ilişkin «şikayetlerin» alınmasına müteakip derhal «ihbar şartını» da yerine getirmediği, bu nedenlerle süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının ayıplı olduğunu iddia ettiği malı ayıbı ile kabul etmiş sayılacağı, «ayıp ihbar sürelerine» uyularak bu davanın açıldığı kabul edilse dahi, ayıbın kimden ve neden kaynaklandığı «kesin» ve net olarak belirlenmeden aleyhe hüküm kurulamayacağı, davalının son parti mala yönelik iadeyi kabul etmesinin toplam satıştaki ayıbın kabulü anlama gelmeyeceği, …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan sözleşme gereği süresi içinde davacının «ayıp ihbarını» yerine getirmediğini, ürünlerdeki bozulmanın davalıdan kaynaklı olduğunun belli olmadığını, satışı yapılan ürünlerde sorun olup olmadığının belli olmadığını, ürün analizlerinin doğru zamanda yapılmadığını, davacının başka firmalardan da ürün aldığını, müvekkilinin «ticari itibarının zedelenmemesi» için bir kısım malı iade aldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin «ayıp ihbar» külfetini yerine getirdiğini, aksi yöndeki Bölge Adliye Mahkemesi kararının yerinde olmadığını, alım, satım ilişkisine konu olan mal peynir olduğundan genel bir gözden geçirme ile muayene edilebilecek nitelikte olmadığını, ileri uzmanlık gerektiren tekniklerle kontrol edilmesi gerektiğini, malın gizli ayıplı olduğunu, 8 günlük ihbar süresinin uygulanmayacağını, satılan mal olan peynirin, olağan bir gözden geçirme ile ayıplı olduğunun tespitinin mümkün olmadığını, müvekkilinin, davalıdan satın almış olduğu ürünün ayıplı olduğunu anlaması üzerine derhal satıcıya bildirdiğini ve satıcının da «iade faturası» düzenlemek suretiyle ayıbı kabul ederek ürünün iadesini kabul ettiğini, satıcının ayıba «kusuru» ile sebebiyet vermesi nedeniyle «ayıp ihbar sürelerinin» uygulanmayacağını, zira davalının «tacir» olduğunu ve satıcılığı meslek edindiğini, bilirkişi heyetinden alınan 21.01.2019 tarihli bilirkişi raporu uyarınca davalının malı kontrol etmeden satmasının kabul edilemeyeceğini, müvekkili şirketin uğradığı zararın tazmini gerektiğini, davalı tarafın peynirleri iade alarak ayıbın kendisinden kaynaklandığını kabul ettiğini, «ispat yükünün» davalıda olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Benzer bu karardaSayılı dosyasına sunulduğu tarih ile taraflar arasında düzenlenen «ihtarnameler» dikkate alınarak «ayıp ihbarının» «makul süre» içinde yapıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK’nın 23/1-c maddesine göre, “Malın ayıplı olduğu «teslim» sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya «ihbar» etmelidir.Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çı …
… nda ve 16.07.2019 tarihli bilirkişi ek raporunda, taraflar arasında satıma konu olan peynirlerin üretim aşamasındaki hatalı işlemler nedeniyle ayıplı olduğu, ayıbın «açık ayıp» niteliğinde olmadığı, hatalı üretim nedeniyle peynirlerin uygun ortamda muhafaza edilse dahi bozulacağının belirtildiği, rapor doğrultusunda ayıbın açık ayıp nitel …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:açık ayıp · makul süre · fatura · ihtarname
Benzer bu karardaSayılı dosyasına sunulduğu tarih ile taraflar arasında düzenlenen «ihtarnameler» dikkate alınarak «ayıp ihbarının» «makul süre» içinde yapıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı alıcı 10.01.2012 tarihli «fatura» ile satın almış olduğu peynirlerin ayıplı olduğu iddiasını anılan yasa hükmü uyarınca hemen satıcıya bildirmesi gerekirken 22.05.2012 tarihli «ihtarname» ile bildirimde bulunmuş, 07.06.2012 tarihli Bakırköy 6.
… nda ve 16.07.2019 tarihli bilirkişi ek raporunda, taraflar arasında satıma konu olan peynirlerin üretim aşamasındaki hatalı işlemler nedeniyle ayıplı olduğu, ayıbın «açık ayıp» niteliğinde olmadığı, hatalı üretim nedeniyle peynirlerin uygun ortamda muhafaza edilse dahi bozulacağının belirtildiği, rapor doğrultusunda ayıbın açık ayıp nitel …
Somut olayda, davacı tarafından davalıya bakiye borcun ödenmesine yönelik 02.05.2012 tarihli «ihtarname» gönderilmiş davalı ise bu ihtarnameye karşı 22.05.2012 tarihli ihtarneme ile dava konusu peynirlerin ayıplı olduğu iddiasında bulunmuştur.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/4135 E. 2024/534 K.
Ortak:ayıp ihbar süresi · ihbar süresi · ayıplı mal · ayıp ihbarı · ihbar yükümlülüğü · ayıp · bedel iadesi · kaldırma ve yeniden hüküm
İncelediğiniz karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile öncelikle söz konusu üründeki ayıbın süresi içinde satıcıya «ihbar» edilip edilmediği üzerinde durulması gerektiği, somut olayda davacının kendisine «teslim» edilen malların ayıplı olduğuna dair davalıya bildirimde bulunduğunu iddia ettiği, bu durumda, «ayıp ihbarının» yapıldığını «ispat yükünün» davacı tarafta olduğu, davacının davalıya süresinde ihbarda bulunduğunu yazılı bir delil ile kanıtlayamadığı, satın alınan malın peynir olması karşısında davacının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin «son» fıkrası uyarınca 8 günlük süre içinde «ihbar yükümlülüğünü» yerine getirmediği gibi bu mallara ilişkin «şikayetlerin» alınmasına müteakip derhal «ihbar şartını» da yerine getirmediği, bu nedenlerle süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının ayıplı olduğunu iddia ettiği malı ayıbı ile kabul etmiş sayılacağı, «ayıp ihbar sürelerine» uyularak bu davanın açıldığı kabul edilse dahi, ayıbın kimden ve neden kaynaklandığı «kesin» ve net olarak belirlenmeden aleyhe hüküm kurulamayacağı, davalının son parti mala yönelik iadeyi kabul etmesinin toplam satıştaki ayıbın kabulü anlama gelmeyeceği, …
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin «ayıp ihbar» külfetini yerine getirdiğini, aksi yöndeki Bölge Adliye Mahkemesi kararının yerinde olmadığını, alım, satım ilişkisine konu olan mal peynir olduğundan genel bir gözden geçirme ile muayene edilebilecek nitelikte olmadığını, ileri uzmanlık gerektiren tekniklerle kontrol edilmesi gerektiğini, malın gizli ayıplı olduğunu, 8 günlük ihbar süresinin uygulanmayacağını, satılan mal olan peynirin, olağan bir gözden geçirme ile ayıplı olduğunun tespitinin mümkün olmadığını, müvekkilinin, davalıdan satın almış olduğu ürünün ayıplı olduğunu anlaması üzerine derhal satıcıya bildirdiğini ve satıcının da «iade faturası» düzenlemek suretiyle ayıbı kabul ederek ürünün iadesini kabul ettiğini, satıcının ayıba «kusuru» ile sebebiyet vermesi nedeniyle «ayıp ihbar sürelerinin» uygulanmayacağını, zira davalının «tacir» olduğunu ve satıcılığı meslek edindiğini, bilirkişi heyetinden alınan 21.01.2019 tarihli bilirkişi raporu uyarınca davalının malı kontrol etmeden satmasının kabul edilemeyeceğini, müvekkili şirketin uğradığı zararın tazmini gerektiğini, davalı tarafın peynirleri iade alarak ayıbın kendisinden kaynaklandığını kabul ettiğini, «ispat yükünün» davalıda olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan sözleşme gereği süresi içinde davacının «ayıp ihbarını» yerine getirmediğini, ürünlerdeki bozulmanın davalıdan kaynaklı olduğunun belli olmadığını, satışı yapılan ürünlerde sorun olup olmadığının belli olmadığını, ürün analizlerinin doğru zamanda yapılmadığını, davacının başka firmalardan da ürün aldığını, müvekkilinin «ticari itibarının zedelenmemesi» için bir kısım malı iade aldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; gerekli bildirim ve «ihbarın» sözlü olarak yapıldığını, süresinde «ayıp ihbarının» yapıldığını, ürünlerin ayıplı olduğu husunun mahkeme kararı ile tespit edildiğini, ürünlerin ayıplı olduğunun kullanıma başlanmasından bir süre geçtikten sonra anlaşıldığını, «fatura» «bedellerinin iadesi» istenilmesine rağmen davalının bu talebi yerine getirmediğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «tacirler» arasında satışa konu malın ayıplı çıkması halinde, alıcının yasal haklarını kullanabilmesi için 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendindeki süreler içerisinde «ayıp» ihbarında bulunmasının zorunlu olduğu, bu sürelerin, satılan malın ayıplı olduğu «teslim» sırasında açıkça belli olması durumunda iki gün, açıkça belli olmaması durumunda da sekiz gün olduğu, ancak «ayıp ihbarının» bu süre içinde satıcıya ulaşmasının şart olmadığı, bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcının haklarını koruyacağı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinin uygulanacağı belirtildiği, 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacağı, alıcının ihbar külfetini yerine getirmiş ise zaman aşımı süresi içinde 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği, davacının kendisine teslim edilen malların ayıplı olduğuna dair davalıya bildirimde bulunduğunu iddia ettiği, davacının davalıya anılan sürelerde ihbarda bulunduğunu yazılı bir delil ile kanıtlayamadığı, 6098 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre de satıcının alıcıyı iğfal etmiş olduğu söz konusu olmadığı gibi, bu hususun da ispat edilmediği, satın alınan malın 01.06.2015 tarihinde teslim edildiği, teslime konu malın incelemesinin ise 24.06.2016'da yapıldığı, raporun davacıya 13.07.2016 tarihinde, ayıp ihbarının ise davacının beyanına göre 27.07.2017'de ve davanın ise 20.10.2017 tarihinde açıldığı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesine göre, alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmek ile ve bu inceleme sonucu malın ayıplı çıkması halinde durumu satıcıya «bildirmekle yükümlü» olduğu, 8 günlük muayene ve «ihbar yükümlülüğüne» uymayan alıcının malı o hali ile kabul etmiş sayılacağı, ayıplar için kanunun kendisine tanıdığı hakları kaybedeceği, süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinin birinci fıkrasından da yararlanamayacağı, yargılama sırasında alınan sektör bilirkişinin de yer aldığı raporda ayıbın açık ya da gizli olup olmadığı tespit edilmediği gibi ayıba dair yapılan açıklamalardan basit bir muayene ile ayıbın tespit edilebileceği, kaldı ki «gizli ayıp» bulunduğu varsayılsa bile ayıbın sonradan ortaya çıktığı tarihte derhal bildirimde bulunma yükümlülüğü bulunduğu halde aylarca «ihtar» çekilmeyerek bu yükümlülüğe de uyulmadığından davalının sözleşmeye aykırı davrandığının kanıtlanamadığı, ancak mahkemenin gerekçesi yönünden hata edildiği gerekçes …
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «delil tespitinin», davalıya tebliğ edildiği, davacının ayıptan haberdar olduğu tarihten itibaren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesine göre «ayıp ihbarının» süresinde olmadığı, davacının talebinin dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bildirim yükümlülüğü · gizli ayıp · delil tespiti · sulh hukuk mahkemesi · ihtar · fatura · sulh · husumet
Benzer bu karardaCEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zaman aşımına uğradığını, «teslimden» sonra «ayıp» ihbarında bulunmadığını, «husumet» yönünden davanın reddi gerektiğini, davalının tedarikçi satıcı konumunda olduğu, üretici olmadığını, üreticiye dava açılması gerektiğini, malların zamanında eksiksiz teslim edildiğini, davacının kontrolleri yaparak teslim aldığını, «sulh hukuk» mahkemesince yapılan tespitte de ayıbının kullanıcı hatasından kaynaklandığının belirlendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «tacirler» arasında satışa konu malın ayıplı çıkması halinde, alıcının yasal haklarını kullanabilmesi için 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendindeki süreler içerisinde «ayıp» ihbarında bulunmasının zorunlu olduğu, bu sürelerin, satılan malın ayıplı olduğu «teslim» sırasında açıkça belli olması durumunda iki gün, açıkça belli olmaması durumunda da sekiz gün olduğu, ancak «ayıp ihbarının» bu süre içinde satıcıya ulaşmasının şart olmadığı, bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcının haklarını koruyacağı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinin uygulanacağı belirtildiği, 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacağı, alıcının ihbar külfetini yerine getirmiş ise zaman aşımı süresi içinde 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği, davacının kendisine teslim edilen malların ayıplı olduğuna dair davalıya bildirimde bulunduğunu iddia ettiği, davacının davalıya anılan sürelerde ihbarda bulunduğunu yazılı bir delil ile kanıtlayamadığı, 6098 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre de satıcının alıcıyı iğfal etmiş olduğu söz konusu olmadığı gibi, bu hususun da ispat edilmediği, satın alınan malın 01.06.2015 tarihinde teslim edildiği, teslime konu malın incelemesinin ise 24.06.2016'da yapıldığı, raporun davacıya 13.07.2016 tarihinde, ayıp ihbarının ise davacının beyanına göre 27.07.2017'de ve davanın ise 20.10.2017 tarihinde açıldığı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesine göre, alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmek ile ve bu inceleme sonucu malın ayıplı çıkması halinde durumu satıcıya «bildirmekle yükümlü» olduğu, 8 günlük muayene ve «ihbar yükümlülüğüne» uymayan alıcının malı o hali ile kabul etmiş sayılacağı, ayıplar için kanunun kendisine tanıdığı hakları kaybedeceği, süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinin birinci fıkrasından da yararlanamayacağı, yargılama sırasında alınan sektör bilirkişinin de yer aldığı raporda ayıbın açık ya da gizli olup olmadığı tespit edilmediği gibi ayıba dair yapılan açıklamalardan basit bir muayene ile ayıbın tespit edilebileceği, kaldı ki «gizli ayıp» bulunduğu varsayılsa bile ayıbın sonradan ortaya çıktığı tarihte derhal bildirimde bulunma yükümlülüğü bulunduğu halde aylarca «ihtar» çekilmeyerek bu yükümlülüğe de uyulmadığından davalının sözleşmeye aykırı davrandığının kanıtlanamadığı, ancak mahkemenin gerekçesi yönünden hata edildiği gerekçes …
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «delil tespitinin», davalıya tebliğ edildiği, davacının ayıptan haberdar olduğu tarihten itibaren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesine göre «ayıp ihbarının» süresinde olmadığı, davacının talebinin dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; gerekli bildirim ve «ihbarın» sözlü olarak yapıldığını, süresinde «ayıp ihbarının» yapıldığını, ürünlerin ayıplı olduğu husunun mahkeme kararı ile tespit edildiğini, ürünlerin ayıplı olduğunun kullanıma başlanmasından bir süre geçtikten sonra anlaşıldığını, «fatura» «bedellerinin iadesi» istenilmesine rağmen davalının bu talebi yerine getirmediğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/7892 E. 2022/4561 K.
Ortak:ayıp · yazılı delil · ihbar · teslim · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile öncelikle söz konusu üründeki ayıbın süresi içinde satıcıya «ihbar» edilip edilmediği üzerinde durulması gerektiği, somut olayda davacının kendisine «teslim» edilen malların ayıplı olduğuna dair davalıya bildirimde bulunduğunu iddia ettiği, bu durumda, «ayıp ihbarının» yapıldığını «ispat yükünün» davacı tarafta olduğu, davacının davalıya süresinde ihbarda bulunduğunu yazılı bir delil ile kanıtlayamadığı, satın alınan malın peynir olması karşısında davacının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin «son» fıkrası uyarınca 8 günlük süre içinde «ihbar yükümlülüğünü» yerine getirmediği gibi bu mallara ilişkin «şikayetlerin» alınmasına müteakip derhal «ihbar şartını» da yerine getirmediği, bu nedenlerle süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının ayıplı olduğunu iddia ettiği malı ayıbı ile kabul etmiş sayılacağı, «ayıp ihbar sürelerine» uyularak bu davanın açıldığı kabul edilse dahi, ayıbın kimden ve neden kaynaklandığı «kesin» ve net olarak belirlenmeden aleyhe hüküm kurulamayacağı, davalının son parti mala yönelik iadeyi kabul etmesinin toplam satıştaki ayıbın kabulü anlama gelmeyeceği, …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan sözleşme gereği süresi içinde davacının «ayıp ihbarını» yerine getirmediğini, ürünlerdeki bozulmanın davalıdan kaynaklı olduğunun belli olmadığını, satışı yapılan ürünlerde sorun olup olmadığının belli olmadığını, ürün analizlerinin doğru zamanda yapılmadığını, davacının başka firmalardan da ürün aldığını, müvekkilinin «ticari itibarının zedelenmemesi» için bir kısım malı iade aldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin «ayıp ihbar» külfetini yerine getirdiğini, aksi yöndeki Bölge Adliye Mahkemesi kararının yerinde olmadığını, alım, satım ilişkisine konu olan mal peynir olduğundan genel bir gözden geçirme ile muayene edilebilecek nitelikte olmadığını, ileri uzmanlık gerektiren tekniklerle kontrol edilmesi gerektiğini, malın gizli ayıplı olduğunu, 8 günlük ihbar süresinin uygulanmayacağını, satılan mal olan peynirin, olağan bir gözden geçirme ile ayıplı olduğunun tespitinin mümkün olmadığını, müvekkilinin, davalıdan satın almış olduğu ürünün ayıplı olduğunu anlaması üzerine derhal satıcıya bildirdiğini ve satıcının da «iade faturası» düzenlemek suretiyle ayıbı kabul ederek ürünün iadesini kabul ettiğini, satıcının ayıba «kusuru» ile sebebiyet vermesi nedeniyle «ayıp ihbar sürelerinin» uygulanmayacağını, zira davalının «tacir» olduğunu ve satıcılığı meslek edindiğini, bilirkişi heyetinden alınan 21.01.2019 tarihli bilirkişi raporu uyarınca davalının malı kontrol etmeden satmasının kabul edilemeyeceğini, müvekkili şirketin uğradığı zararın tazmini gerektiğini, davalı tarafın peynirleri iade alarak ayıbın kendisinden kaynaklandığını kabul ettiğini, «ispat yükünün» davalıda olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporuna göre, icra takibine konu edilen 2 adet çekin «ticari defterlerinde kayıtlı» olduğu ve davalı tarafça ödenmediği, her ne kadar davalı taraf malların ayıplı olduğunu iddia etmiş ise de, davacının gönderdiği malları kabul ettiği, ancak TTK 23/c maddesi gereğince süresinde «ayıp» ihbarında bulunmadığı, ayıp iddiasının tanıkla ispatının mümkün olmadığı, davalının ayıp iddiasını TTK 18/3 maddesine göre «yazılı delil» ile ispat etmesi gerektiği, ancak «ihbara» dair yazılı delil sunmadığı ve malları ayıbı ile kabul ettiği, bu nedenle davacının icra takibine konu alacağa ilişkin mal «teslimini» ispat ettiği, bedelin ödenmediği, davacının icra takibinin haklı ve yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
… na göre ve özellikle Davalı,Takibe konu olan diğer 25.11.2013 keşide tarihli 35.400.- TL'lik çekin malın ayıplı olması nedeniyle ödenmediğini savunmuş ise de ürünün «son» kabul merci olan Tülomsaş tarafından ayıbın kendisine bildirildiğinde bunun davacıya «ihbar» edildiği usulüne uygun delille ispatlanamadığından,ayıba dayalı savunması ile ödenmeyen 35.400.- TL’lik çeke dayalı davalının temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir 2- Taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında kesilen faturalar ve bu «fatura» bedeli tutarı kadar «çek» verildiği, verilen ve takibe konu çeklerden 06.11.2013 keşide tarihli 56.400 TL'lik çekin iki kez aynı bedelli farklı tarihli çek ile değiştirildiği ve bu durumun davacının kabulünde olduğu ve «yenilenen» çekin bankadan gelen cevabi yazı ile ödendiği sabittir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:ticari defter kayıtları · yenileme · ticari defter · fatura · çek · e-defter
Benzer bu karardaMahkemece, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporuna göre, icra takibine konu edilen 2 adet çekin «ticari defterlerinde kayıtlı» olduğu ve davalı tarafça ödenmediği, her ne kadar davalı taraf malların ayıplı olduğunu iddia etmiş ise de, davacının gönderdiği malları kabul ettiği, ancak TTK 23/c maddesi gereğince süresinde «ayıp» ihbarında bulunmadığı, ayıp iddiasının tanıkla ispatının mümkün olmadığı, davalının ayıp iddiasını TTK 18/3 maddesine göre «yazılı delil» ile ispat etmesi gerektiği, ancak «ihbara» dair yazılı delil sunmadığı ve malları ayıbı ile kabul ettiği, bu nedenle davacının icra takibine konu alacağa ilişkin mal «teslimini» ispat ettiği, bedelin ödenmediği, davacının icra takibinin haklı ve yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
… na göre ve özellikle Davalı,Takibe konu olan diğer 25.11.2013 keşide tarihli 35.400.- TL'lik çekin malın ayıplı olması nedeniyle ödenmediğini savunmuş ise de ürünün «son» kabul merci olan Tülomsaş tarafından ayıbın kendisine bildirildiğinde bunun davacıya «ihbar» edildiği usulüne uygun delille ispatlanamadığından,ayıba dayalı savunması ile ödenmeyen 35.400.- TL’lik çeke dayalı davalının temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir 2- Taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında kesilen faturalar ve bu «fatura» bedeli tutarı kadar «çek» verildiği, verilen ve takibe konu çeklerden 06.11.2013 keşide tarihli 56.400 TL'lik çekin iki kez aynı bedelli farklı tarihli çek ile değiştirildiği ve bu durumun davacının kabulünde olduğu ve «yenilenen» çekin bankadan gelen cevabi yazı ile ödendiği sabittir.
Bu durumda takip ve dava konusu olan 06.11.2013 keşide tarihli 56.400.- TL'lik çekin «yenilenme» amacıyla verilen 341121 «çek» nolu 56.400.- TL'lik çek ile 17.02.2014 tarihinde ödendiğinden davalının bu çek yönünden borçlu olmadığı anlaşılmakla davanın bu çek yönünden reddine karar verilmesi gerekirken davanın tam kabulüne dair karar doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3279 E. 2020/4723 K.
Ortak:ayıplı mal · ayıp · ihbar · teslim
İncelediğiniz karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile öncelikle söz konusu üründeki ayıbın süresi içinde satıcıya «ihbar» edilip edilmediği üzerinde durulması gerektiği, somut olayda davacının kendisine «teslim» edilen malların ayıplı olduğuna dair davalıya bildirimde bulunduğunu iddia ettiği, bu durumda, «ayıp ihbarının» yapıldığını «ispat yükünün» davacı tarafta olduğu, davacının davalıya süresinde ihbarda bulunduğunu yazılı bir delil ile kanıtlayamadığı, satın alınan malın peynir olması karşısında davacının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin «son» fıkrası uyarınca 8 günlük süre içinde «ihbar yükümlülüğünü» yerine getirmediği gibi bu mallara ilişkin «şikayetlerin» alınmasına müteakip derhal «ihbar şartını» da yerine getirmediği, bu nedenlerle süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının ayıplı olduğunu iddia ettiği malı ayıbı ile kabul etmiş sayılacağı, «ayıp ihbar sürelerine» uyularak bu davanın açıldığı kabul edilse dahi, ayıbın kimden ve neden kaynaklandığı «kesin» ve net olarak belirlenmeden aleyhe hüküm kurulamayacağı, davalının son parti mala yönelik iadeyi kabul etmesinin toplam satıştaki ayıbın kabulü anlama gelmeyeceği, …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan sözleşme gereği süresi içinde davacının «ayıp ihbarını» yerine getirmediğini, ürünlerdeki bozulmanın davalıdan kaynaklı olduğunun belli olmadığını, satışı yapılan ürünlerde sorun olup olmadığının belli olmadığını, ürün analizlerinin doğru zamanda yapılmadığını, davacının başka firmalardan da ürün aldığını, müvekkilinin «ticari itibarının zedelenmemesi» için bir kısım malı iade aldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin «ayıp ihbar» külfetini yerine getirdiğini, aksi yöndeki Bölge Adliye Mahkemesi kararının yerinde olmadığını, alım, satım ilişkisine konu olan mal peynir olduğundan genel bir gözden geçirme ile muayene edilebilecek nitelikte olmadığını, ileri uzmanlık gerektiren tekniklerle kontrol edilmesi gerektiğini, malın gizli ayıplı olduğunu, 8 günlük ihbar süresinin uygulanmayacağını, satılan mal olan peynirin, olağan bir gözden geçirme ile ayıplı olduğunun tespitinin mümkün olmadığını, müvekkilinin, davalıdan satın almış olduğu ürünün ayıplı olduğunu anlaması üzerine derhal satıcıya bildirdiğini ve satıcının da «iade faturası» düzenlemek suretiyle ayıbı kabul ederek ürünün iadesini kabul ettiğini, satıcının ayıba «kusuru» ile sebebiyet vermesi nedeniyle «ayıp ihbar sürelerinin» uygulanmayacağını, zira davalının «tacir» olduğunu ve satıcılığı meslek edindiğini, bilirkişi heyetinden alınan 21.01.2019 tarihli bilirkişi raporu uyarınca davalının malı kontrol etmeden satmasının kabul edilemeyeceğini, müvekkili şirketin uğradığı zararın tazmini gerektiğini, davalı tarafın peynirleri iade alarak ayıbın kendisinden kaynaklandığını kabul ettiğini, «ispat yükünün» davalıda olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Benzer bu kararda23) uyarınca «ticari satışlarda» malın ayıplı olduğu «teslim» sırasında açıkça belli ise 2 gün içinde durumu satıcıya «ihbar» etmeli, açıkça belli değil ise alıcının malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde muayene etmeye veya ettirmeye bu muayene neticesinde malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa keyfiyeti derhal satıcıya bildirmeye mecburdur.
Somut olayda davalı usulüne uygun «ayıp» ihbarında bulunmadığından davalının «ayıplı mal» nedeniyle semenin tenzili hakkının olmadığı gözetilerek davacının alacağının tespiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Ayıp adi bir muayene ile meydana çıkarılamayacak, kullanma sonucunda ortaya çıkan bir «ayıp» ise BK'nun 198. maddesinin 2. fıkrasının tatbik olunması gerekir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:ticari satış
Benzer bu kararda23) uyarınca «ticari satışlarda» malın ayıplı olduğu «teslim» sırasında açıkça belli ise 2 gün içinde durumu satıcıya «ihbar» etmeli, açıkça belli değil ise alıcının malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde muayene etmeye veya ettirmeye bu muayene neticesinde malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa keyfiyeti derhal satıcıya bildirmeye mecburdur.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/4129 E. , 2023/6421 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
SAYISI 2019/2012 Esas, 2022/398 Karar
HÜKÜM
Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2017/1372 E., 2019/595 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, davacı vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 31.10.2023 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirketin üretiminin tamamını yurtdışına pazarladığını ve bu ürettiği ürünlerde kullanılan peynirlerin tamamının davalı şirketten alındığını, davacı şirketin peynir tedarikçiliğini bir süredir davalının yaptığını, davacının davalıdan en son 2017 yılında 1., 2., 3. aylarda toplam 13.336,16 kg peynir aldığını ve karşılığında 126.828,46 TL bedel ödediğini, peynirlerin 8.611,96 kilogramının kullanıldığını, 4.724,20 kilogramının ise stokta kaldığını, söz konusu peynirlerin satışa ve insan sağlığına uygun olmadığının Avrupa'da market raflarında şişme ve koku yapması nedeni ile tespit edildiğini, bunun üzerine ürünlerin iade alındığını, davalının da ürünlerin bozuk ve kullanılmaz olduğunu ikrar ettiğini, 4.724,20 kilogram peynirin iadesi için 04.05.2017 tarihli, 44.835,02 TL'lik iade faturası karşılığı davalının bedeli iade ettiğini, laboratuvar tespitlerinde de ürünlerin bozuk ve kullanılmaz olduğunun tespit edildiğini, davalının 8.611,96 kilogram peynir bedeli 81.993,47 TL ile diğer zararları gidermediğini, imha için de ayrıca 1.905,80 euro ödeme olduğunu, 36.000,00 euro bedelli ürünün iade alındığını, müvekkilinin ticari kazanç kaybının oluştuğunu iddia ederek iade alınan ürünlerin bedeli 36.000,00 euro, imha bedeli 1.905,80 euronun avans faizi ile birlikte müvekkili şirketin yıllık cirosu ve ihracatının düştüğü için şimdilik 1.000,00 TL kazanç kaybının faizi ile birlikte tahsilini ve ayrıca 20.000,00 TL manevi tazminatın avans faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan sözleşme gereği süresi içinde davacının ayıp ihbarını yerine getirmediğini, ürünlerdeki bozulmanın davalıdan kaynaklı olduğunun belli olmadığını, satışı yapılan ürünlerde sorun olup olmadığının belli olmadığını, ürün analizlerinin doğru zamanda yapılmadığını, davacının başka firmalardan da ürün aldığını, müvekkilinin ticari itibarının zedelenmemesi için bir kısım malı iade aldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu olup sorunlu olduğu iddia edilen ürünlerin bir kısmının imha edilmesi ve ürünlerin mevcut olmaması nedeni ile rapor alınamadığı, davalı tarafça 4.724,20 kg ürünün iade alınmış olması dikkate alınarak davacının süresinde ayıp ihbarında bulunduğu değerlendirilerek yargılamaya devam edildiği, bilirkişi heyet raporunda belirtildiği üzere bozuk olduğu anlaşılan tüm peynirlerin davalıdan alındığının hesap hareketlerinden anlaşıldığı, iade edilen ürünlerin söz konusu bu peynirlerden yapıldığı, ürünlerin analiz raporu sonucuna göre imhasının yerinde olduğunun anlaşıldığı ve ürünlerdeki sorunun üretim aşamasında ortaya çıkma ihtimalinin yüksek olduğunun tespiti ile davacının davasında haklı olduğunun değerlendirildiği, ancak manevi tazminatın şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının ürünlerin hangi aşamada zararlı maddelere maruz kaldığını ispat edemediğini, iyi niyetli olarak bir kısım malların iadesinin kabulünün kötüye kullanılamayacağını, davacı tarafından süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığını, koruma ve numune alınış biçiminin tartışılmadan sorumluluğun belirlenemeyeceğini, farazi zarar hesabıyla uygun illiyet rabıtasının kurulamadığını, reddedilen miktar yönünden vekalet ücreti takdiri bakımından de hata yapıldığını belirterek İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılıp davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile öncelikle söz konusu üründeki ayıbın süresi içinde satıcıya ihbar edilip edilmediği üzerinde durulması gerektiği, somut olayda davacının kendisine teslim edilen malların ayıplı olduğuna dair davalıya bildirimde bulunduğunu iddia ettiği, bu durumda, ayıp ihbarının yapıldığını ispat yükünün davacı tarafta olduğu, davacının davalıya süresinde ihbarda bulunduğunu yazılı bir delil ile kanıtlayamadığı, satın alınan malın peynir olması karşısında davacının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin son fıkrası uyarınca 8 günlük süre içinde ihbar yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi bu mallara ilişkin şikayetlerin alınmasına müteakip derhal ihbar şartını da yerine getirmediği, bu nedenlerle süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının ayıplı olduğunu iddia ettiği malı ayıbı ile kabul etmiş sayılacağı, ayıp ihbar sürelerine uyularak bu davanın açıldığı kabul edilse dahi, ayıbın kimden ve neden kaynaklandığı kesin ve net olarak belirlenmeden aleyhe hüküm kurulamayacağı, davalının son parti mala yönelik iadeyi kabul etmesinin toplam satıştaki ayıbın kabulü anlama gelmeyeceği, davacı alıcının satın alınan malı mamül haline dönüştürmeden önce gıda maddesi olan peynirleri muayene etmesi, ayıplı olması halinde derhal ayıp ihbarında bulunması gerektiği, ancak davacının bu yükümlülüğünü yerine getirmediği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksi yönde hüküm kurulmasının isabetli olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesine, davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin ayıp ihbar külfetini yerine getirdiğini, aksi yöndeki Bölge Adliye Mahkemesi kararının yerinde olmadığını, alım, satım ilişkisine konu olan mal peynir olduğundan genel bir gözden geçirme ile muayene edilebilecek nitelikte olmadığını, ileri uzmanlık gerektiren tekniklerle kontrol edilmesi gerektiğini, malın gizli ayıplı olduğunu, 8 günlük ihbar süresinin uygulanmayacağını, satılan mal olan peynirin, olağan bir gözden geçirme ile ayıplı olduğunun tespitinin mümkün olmadığını, müvekkilinin, davalıdan satın almış olduğu ürünün ayıplı olduğunu anlaması üzerine derhal satıcıya bildirdiğini ve satıcının da iade faturası düzenlemek suretiyle ayıbı kabul ederek ürünün iadesini kabul ettiğini, satıcının ayıba kusuru ile sebebiyet vermesi nedeniyle ayıp ihbar sürelerinin uygulanmayacağını, zira davalının tacir olduğunu ve satıcılığı meslek edindiğini, bilirkişi heyetinden alınan 21.01.2019 tarihli bilirkişi raporu uyarınca davalının malı kontrol etmeden satmasının kabul edilemeyeceğini, müvekkili şirketin uğradığı zararın tazmini gerektiğini, davalı tarafın peynirleri iade alarak ayıbın kendisinden kaynaklandığını kabul ettiğini, ispat yükünün davalıda olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, tacirler arası satışta satıcının ayıplı mal satışından dolayı sorumluluğu hukuksal nedenine dayanmakta olup uyuşmazlık, tacir olan davacının ayıplı ifa ile ilgili olarak süresinde ve usulüne uygun olarak ayıp ihbarında bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/967362800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz