İpotek fekki
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/3012 E. 2023/4720 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
mirasçıların davaya dahil edilmesi↗ vesayet↗ fiil ehliyeti↗ resmi şekil↗ ipoteğin kaldırılması↗ başvurma harcı↗ malvarlığına ilişkin dava↗ ihtisas mahkemesi↗ hakkın kötüye kullanılması↗ kısıtlılık↗ hakkaniyet↗ mirasçılık↗ ipotek↗ istinaf incelemesi↗ genel kredi sözleşmesi↗ sebepsiz zenginleşme↗ kamu düzeni↗ sulh hukuk mahkemesi↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ kefil↗ taraf ehliyeti↗ geçersizlik↗ sulh↗ kredi sözleşmesi↗ terkin↗ kötüniyet↗ dava sebebi↗ eksik inceleme↗ dahili dava↗ teminat↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Soma 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/198 E., 2019/213 K.
Taraflar arasındaki ipotekin fekki davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; vesayet altında bulunanın maliki olduğu taşınmaz üzerine, dava dışı şirket için ve davalı banka lehine ipotek tesis edildiğini, ipotek konulan taşınmazın maliki olan davacının Soma Sulh Hukuk Mahkemesinin 06.02.2008 tarihli ilamı ile, alzheimer nedeni ile kısıtlandığını belirterek, hukuki işlem ehliyetinin olmaması nedeniyle ipoteğin kaldırılmasını istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; ipotek tesis işleminin tapu memuru huzurunda resmi şekilde yapıldığını, herhangi bir ehliyetsizlik durumundan şüphelenilmediği ve genel kredi sözleşmesinden yararlanan ve kefil olan davacı çocuklarının, kısıtlılık durumunu bilerek işlem yaptırmalarının hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğini, ipoteğin tesis edildiği tarihte kısıklılık halinin söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava dışı şirket adına kullanılan genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak ipotek tesisi sırasında, davacının tam ehliyetli biri gibi hareket ettiği durumlarda hukuki muamelenin hükümsüzlüğünü ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olacağı, ayrıca 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 452 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince vesayet altındaki kişinin fiil ehliyetine haiz olduğu hususunda diğer tarafı yanıltmış olması halinde onun bu yüzden uğradığı zarardan sorumlu olacağı, 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 65 inci maddesindeki hakkaniyet ilkesi gereğince de kısıtlının sorumlu tutulabileceği ve yine 6098 sayılı Kanun'un 77-78 inci maddelerinde düzenlenen sebepsiz iktisap hükümlerine göre hacir altındaki kişinin kendi malvarlığında meydana gelen zenginleşmeden sorumlu olacağı ve bu durumda kısıtlı davacının zararını sebepsiz zenginleşen kimseden isteyebileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından eksik inceleme ve araştırma ile sanki kısıtlı müvekkil kendi adına ya da kendi ortağı olduğu şirket adına kredi kullanmış gibi değerlendirme yapılmış olduğunu, yerel mahkemenin hukuki gerekçesinin temelsiz ve havada kaldığını, somut olayın özellikleri ile asla örtüşmediğini, esasen fiil ehliyetsizliğinin tipik bir örneği olan ve bu nedenle iptal edilmesinin hukuki zorunluluk ve kamu düzenine ilişkin bir mecburiyet olan somut olayın; ipoteğin iptaline karar verilmesi için tüm hukuki şartları taşıdığı halde yerel mahkemenin; haksız yorumlar ile davanın reddine karar verildiğini, kendi adına kredi kullanmayan ve işlemde kötüniyetli olduğu ortaya konmayan ve de sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre de, dava konusu işlemle zenginleşmeyen keza ehliyeti ve iradesi sağlam olması durumunda asla bu şekilde bir borcun altına girmeyecek, ipotek akit tarihinde de fiil ehliyetine haiz olmadığı adli tıp raporu ve kesinleşmiş yargı kararları ile sabit olan müvekkil yönünden davanın kabulüne karar verileceği yerde hukuken yanlış niteleme ve değerlendirme sonucunda sanki krediyi kendi adına kullanmış gibi ret kararı verilmesinin hatalı olduğunu, izah edilen sebeplerle yerel mahkeme kararının yapılacak duruşmalı istinaf incelemesi sonucucunda bozulmasını ve haklı davamızın kabulü ile ipoteğin kaldırılmasına karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacının 06.02.2008 tarihinde akıl hastalığı nedeniyle vesayet altına alındığı ve iptali istenen ipoteğin ise 14.06.2007 tarihinde tesis edildiği, Adli Tıp Kurumu 4.İhtisas kurulunun raporundan, davacının 01.08.2006 tarihinde ve halen fiil ehliyetine sahip olmadığı, ipotek tesis tarihinde de hak sahibinin kısıtlı olduğunun anlaşıldığı, bu nedenle vesayet altındaki davacı bakımından vasinin vesayet makamından izin almak suretiyle ipotek aktinin tesis edilmesi gerekirken vesayet altındaki kısıtlının şahsen yer aldığı ipotek işleminin geçersiz olduğu, gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı kısıtlının vefat ettiğini, mirasçılarının davaya dahil edilmesi gerektiğini, ipotek tesis anında kısıtlılık kararı bulunmadığını, davacının asıl borçlu şirketin kurucusu ve yetkilisi olduğunu, davacının vasisi olan ...'nın da kredi sözleşmesinde kefil olarak imzası bulunduğunu, tapuda işlem yapıldığı esnada davacının hareketlerinden şüphe edilmediğini, istinaf mahkemesi kararının hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, ehliyetsizlik iddiasına dayalı ipoteğin terkini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/13488 E. 2012/19189 K.
Ortak:vesayet · kısıtlılık · mirasçılık · kamu düzeni
İncelediğiniz karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; «vesayet» altında bulunanın maliki olduğu taşınmaz üzerine, dava dışı şirket için ve davalı banka lehine «ipotek» tesis edildiğini, ipotek konulan taşınmazın maliki olan davacının Soma Sulh Hukuk Mahkemesinin 06.02.2008 tarihli ilamı ile, alzheimer nedeni ile «kısıtlandığını» belirterek, hukuki işlem «ehliyetinin» olmaması nedeniyle «ipoteğin kaldırılmasını» istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava dışı şirket adına kullanılan «genel kredi sözleşmesinin» «teminatı» olarak «ipotek» tesisi sırasında, davacının tam «ehliyetli» biri gibi hareket ettiği durumlarda hukuki muamelenin hükümsüzlüğünü ileri sürmesinin «hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olacağı, ayrıca 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 452 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince «vesayet» altındaki kişinin «fiil ehliyetine» haiz olduğu hususunda diğer tarafı yanıltmış olması halinde onun bu yüzden uğradığı zarardan sorumlu olacağı, 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 65 inci maddesindeki «hakkaniyet» ilkesi gereğince de «kısıtlının» sorumlu tutulabileceği ve yine 6098 sayılı Kanun'un 77-78 inci maddelerinde düzenlenen sebepsiz iktisap hükümlerine göre hacir altındaki kişinin kendi «malvarlığında» meydana gelen zenginleşmeden sorumlu olacağı ve bu durumda kısıtlı davacının zararını «sebepsiz zenginleşen» kimseden isteyebileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından «eksik inceleme» ve araştırma ile sanki «kısıtlı» müvekkil kendi adına ya da kendi ortağı olduğu şirket adına kredi kullanmış gibi değerlendirme yapılmış olduğunu, yerel mahkemenin hukuki gerekçesinin temelsiz ve havada kaldığını, somut olayın özellikleri ile asla örtüşmediğini, esasen «fiil ehliyetsizliğinin» tipik bir örneği olan ve bu nedenle iptal edilmesinin hukuki zorunluluk ve «kamu düzenine» ilişkin bir mecburiyet olan somut olayın; ipoteğin iptaline karar verilmesi için tüm hukuki şartları taşıdığı halde yerel mahkemenin; haksız yorumlar ile davanın reddine karar verildiğini, kendi adına kredi kullanmayan ve işlemde «kötüniyetli» olduğu ortaya konmayan ve de «sebepsiz zenginleşme» hükümlerine göre de, dava konusu işlemle zenginleşmeyen keza ehliyeti ve iradesi sağlam olması durumunda asla bu şekilde bir borcun altına girmeyecek, «ipotek» akit tarihinde de fiil ehliyetine haiz olmadığı adli tıp raporu ve kesinleşmiş yargı kararları ile sabit olan müvekkil yönünden davanın kabulüne karar verileceği yerde hukuken yanlış niteleme ve değerlendirme sonucunda sanki krediyi kendi adına kullanmış gibi ret kararı verilmesinin hatalı olduğunu, izah edilen sebeplerle yerel mahkeme kararının yapılacak duruşmalı «istinaf incelemesi» sonucucunda bozulmasını ve haklı davamızın kabulü ile «ipoteğin kaldırılmasına» karar verilmesini istinaf başvuru «sebebi» olarak ileri sürmüştür.
Benzer bu kararda… avunma ve tüm dosya kapsamına göre, gerek 743 sayılı MK'nun 405/8 maddesi gerekse 4721 sayılı TMK'nun 462/8 maddesi'ne göre konusu ve türü ne olursa olsun, vasinin, «vesayeti» altındaki kişi adına herhangi bir davayı açabilmesinin, her halükarda, bu konuda izin almış olması koşuluna bağlı olduğu, bu hususun «kamu düzenine» ilişkin olup, re'«sen gözetilmesi» gerektiği, somut olayda vasinin bu izni almadan dava açtığı, bu durumda vasiye bu yönde ilam alıp sunmak üzere süre vermesi mümkün ise de, davacı «kısıtlının» 11/02/2010 tarihinde ölmesi nedeniyle «husumete» izin kararının alınmasının artık imkansız hale geldiği gerekçesi ile dava «şartı yokluğundan» davanın reddine karar verilmiştir.
Her ne kadar mahkemece «vesayet» altında bulunan davacı adına dava açılırken vesayet mahkemesinden «husumete» izin kararı alınmadığı ve vesayet altında olan davacının yargılama aşamasında ölmüş olması sebebiyle izni alma imkanının ortadan kalktığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, vesayet makamından husumete izin alma hususundaki eksiklik yargılama aşamasında tamamlanabileceği gibi, somut olayda vesayet altındaki davacının ölümü üzerine «mirasçıları» olan ..., ..., ... ve ... davacı vekili olarak hareket eden avukata vekaletname vermişler ve davaya da «muvafakat» ettiklerini belirtmişlerdir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:hisse devir sözleşmesinin iptali · re'sen gözetilme · sözleşmenin iptali · dava şartı yokluğu · hisse devir sözleşmesi · muvafakat · limited şirket · husumet
Benzer bu karardaDava, «limited şirket» «hisse devir sözleşmesinin iptali» ile hisselerin iadesi, olmadığı taktirde hisse bedelinin tespit edilerek iadesi istemine ilişkindir.
… avunma ve tüm dosya kapsamına göre, gerek 743 sayılı MK'nun 405/8 maddesi gerekse 4721 sayılı TMK'nun 462/8 maddesi'ne göre konusu ve türü ne olursa olsun, vasinin, «vesayeti» altındaki kişi adına herhangi bir davayı açabilmesinin, her halükarda, bu konuda izin almış olması koşuluna bağlı olduğu, bu hususun «kamu düzenine» ilişkin olup, re'«sen gözetilmesi» gerektiği, somut olayda vasinin bu izni almadan dava açtığı, bu durumda vasiye bu yönde ilam alıp sunmak üzere süre vermesi mümkün ise de, davacı «kısıtlının» 11/02/2010 tarihinde ölmesi nedeniyle «husumete» izin kararının alınmasının artık imkansız hale geldiği gerekçesi ile dava «şartı yokluğundan» davanın reddine karar verilmiştir.
Her ne kadar mahkemece «vesayet» altında bulunan davacı adına dava açılırken vesayet mahkemesinden «husumete» izin kararı alınmadığı ve vesayet altında olan davacının yargılama aşamasında ölmüş olması sebebiyle izni alma imkanının ortadan kalktığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, vesayet makamından husumete izin alma hususundaki eksiklik yargılama aşamasında tamamlanabileceği gibi, somut olayda vesayet altındaki davacının ölümü üzerine «mirasçıları» olan ..., ..., ... ve ... davacı vekili olarak hareket eden avukata vekaletname vermişler ve davaya da «muvafakat» ettiklerini belirtmişlerdir.
-
Ticaret Sicil Memurunun Kararına İtiraz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/14754 E. 2015/475 K.
Ortak:vesayet · kısıtlılık · sulh hukuk mahkemesi · sulh
İncelediğiniz karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; «vesayet» altında bulunanın maliki olduğu taşınmaz üzerine, dava dışı şirket için ve davalı banka lehine «ipotek» tesis edildiğini, ipotek konulan taşınmazın maliki olan davacının Soma Sulh Hukuk Mahkemesinin 06.02.2008 tarihli ilamı ile, alzheimer nedeni ile «kısıtlandığını» belirterek, hukuki işlem «ehliyetinin» olmaması nedeniyle «ipoteğin kaldırılmasını» istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava dışı şirket adına kullanılan «genel kredi sözleşmesinin» «teminatı» olarak «ipotek» tesisi sırasında, davacının tam «ehliyetli» biri gibi hareket ettiği durumlarda hukuki muamelenin hükümsüzlüğünü ileri sürmesinin «hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olacağı, ayrıca 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 452 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince «vesayet» altındaki kişinin «fiil ehliyetine» haiz olduğu hususunda diğer tarafı yanıltmış olması halinde onun bu yüzden uğradığı zarardan sorumlu olacağı, 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 65 inci maddesindeki «hakkaniyet» ilkesi gereğince de «kısıtlının» sorumlu tutulabileceği ve yine 6098 sayılı Kanun'un 77-78 inci maddelerinde düzenlenen sebepsiz iktisap hükümlerine göre hacir altındaki kişinin kendi «malvarlığında» meydana gelen zenginleşmeden sorumlu olacağı ve bu durumda kısıtlı davacının zararını «sebepsiz zenginleşen» kimseden isteyebileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacının 06.02.2008 tarihinde akıl hastalığı nedeniyle «vesayet» altına alındığı ve iptali istenen ipoteğin ise 14.06.2007 tarihinde tesis edildiği, Adli Tıp Kurumu 4.İhtisas kurulunun raporundan, davacının 01.08.2006 tarihinde ve halen «fiil ehliyetine» sahip olmadığı, «ipotek» tesis tarihinde de hak sahibinin «kısıtlı» olduğunun anlaşıldığı, bu nedenle vesayet altındaki davacı bakımından vasinin vesayet makamından izin almak suretiyle ipotek aktinin tesis edilmesi gerekirken vesayet altındaki kısıtlının şahsen yer aldığı ipotek işleminin «geçersiz» olduğu, gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, TMK’nın 463/3 maddesine göre «kısıtlı» adına “Bir işletmenin devralınması veya tasfiyesi, kişisel sorumluluğu gerektiren bir ortaklığa girilmesi veya önemli bir sermaye ile bir şirkete ortak olunması” halinde «sulh hukuk» hakiminden izin alınması ve alınan bu iznin de asliye hukuk hakimi tarafından onaylanması gerektiği, «vesayet» mahkemesi olan ....
Sulh Hukuk Mahkemesi’nin bu konuda bir izin vermediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile «vesayet» altında bulunan davacının MK’nın 462 ve 463 maddeleri gereği izin ve ilgili mahkemesinden onay alınmadan davalı Kılıçhanlar ......i’nin %96 oranda ortağı olmasının yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Dava, 4721 sayılı TMK hükümleri uyarınca «kısıtlanan» davacı ...’nun davalı şirketteki ortaklığının ve müdür olarak atanması işleminin yok hükmünde olduğunun tespiti ve buna ilişkin «ticaret sicil» kayıtlarının iptali istemine ilişkindir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:yasal hasım · yargılama giderleri · ticaret sicili · harç · vekalet ücreti · temsil
Benzer bu karardaAyrıca kabule göre, davalı...Memurluğu «yasal hasım» konumunda bulunup davanın açılmasına da sebebiyet vermediğinden aleyhine «harç», «yargılama giderleri» ve «vekalet ücretine» hükmedilmemesi gerekirken, aksine hüküm tesisi, yine, davacı taraf kendisini vekille «temsil» ettirmediği halde bu husus nazara alınmayarak davacı yararına vekalet ücretine hükmedilmesi de doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Kararı, davalı ... «temsilcisi» temyiz etmiştir.
Dava, 4721 sayılı TMK hükümleri uyarınca «kısıtlanan» davacı ...’nun davalı şirketteki ortaklığının ve müdür olarak atanması işleminin yok hükmünde olduğunun tespiti ve buna ilişkin «ticaret sicil» kayıtlarının iptali istemine ilişkindir.
Vesayet altına alınan kişiler (küçükler veya «kısıtlılar») taraf oldukları davalarda vasileri tarafından «temsil» edilirler.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/12212 E. 2013/11335 K.
Ortak:vesayet · kısıtlılık
İncelediğiniz karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; «vesayet» altında bulunanın maliki olduğu taşınmaz üzerine, dava dışı şirket için ve davalı banka lehine «ipotek» tesis edildiğini, ipotek konulan taşınmazın maliki olan davacının Soma Sulh Hukuk Mahkemesinin 06.02.2008 tarihli ilamı ile, alzheimer nedeni ile «kısıtlandığını» belirterek, hukuki işlem «ehliyetinin» olmaması nedeniyle «ipoteğin kaldırılmasını» istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava dışı şirket adına kullanılan «genel kredi sözleşmesinin» «teminatı» olarak «ipotek» tesisi sırasında, davacının tam «ehliyetli» biri gibi hareket ettiği durumlarda hukuki muamelenin hükümsüzlüğünü ileri sürmesinin «hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olacağı, ayrıca 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 452 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince «vesayet» altındaki kişinin «fiil ehliyetine» haiz olduğu hususunda diğer tarafı yanıltmış olması halinde onun bu yüzden uğradığı zarardan sorumlu olacağı, 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 65 inci maddesindeki «hakkaniyet» ilkesi gereğince de «kısıtlının» sorumlu tutulabileceği ve yine 6098 sayılı Kanun'un 77-78 inci maddelerinde düzenlenen sebepsiz iktisap hükümlerine göre hacir altındaki kişinin kendi «malvarlığında» meydana gelen zenginleşmeden sorumlu olacağı ve bu durumda kısıtlı davacının zararını «sebepsiz zenginleşen» kimseden isteyebileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacının 06.02.2008 tarihinde akıl hastalığı nedeniyle «vesayet» altına alındığı ve iptali istenen ipoteğin ise 14.06.2007 tarihinde tesis edildiği, Adli Tıp Kurumu 4.İhtisas kurulunun raporundan, davacının 01.08.2006 tarihinde ve halen «fiil ehliyetine» sahip olmadığı, «ipotek» tesis tarihinde de hak sahibinin «kısıtlı» olduğunun anlaşıldığı, bu nedenle vesayet altındaki davacı bakımından vasinin vesayet makamından izin almak suretiyle ipotek aktinin tesis edilmesi gerekirken vesayet altındaki kısıtlının şahsen yer aldığı ipotek işleminin «geçersiz» olduğu, gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDava, banka aleyhine açılan zararın tahsili istemine ilişkin olup, dava «kısıtlı»...ye «vesayeten» vasisi ... tarafından açılmıştır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 462/8. maddesi hükmü gereğince, acele hallerde vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere, vasinin dava açabilmesi «vesayet» makamının iznine tabidir (Dairemizin 07.06.2012 gün ve 2012/6837-9880 E.K., 27.11.2012 gün ve 2011/13488-19189 E.K. sayılı ilamlarında belirtildiği gibi).
Somut olayda vasi, «vesayet» kararını «ibraz» etmişse de vesayet makamının iznine dair kararı ibraz etmemiş, mahkemece de bu husus üzerinde durulmamıştır.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:ek mehil · ibraz
Benzer bu karardaSomut olayda vasi, «vesayet» kararını «ibraz» etmişse de vesayet makamının iznine dair kararı ibraz etmemiş, mahkemece de bu husus üzerinde durulmamıştır.
Bu durumda, «vesayet» makamından dava açmaya izin kararı alması için davacı vasiye «mehil» vermek ve bu karar alındıktan sonra davaya devam edilerek oluşacak sonuç çerçevesinde karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş re'sen bozmayı gerektirmiştir.
3 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/11593 E. 2011/3894 K.
Ortak:vesayet · fiil ehliyeti · kısıtlılık · taraf ehliyeti · eksik inceleme
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava dışı şirket adına kullanılan «genel kredi sözleşmesinin» «teminatı» olarak «ipotek» tesisi sırasında, davacının tam «ehliyetli» biri gibi hareket ettiği durumlarda hukuki muamelenin hükümsüzlüğünü ileri sürmesinin «hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olacağı, ayrıca 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 452 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince «vesayet» altındaki kişinin «fiil ehliyetine» haiz olduğu hususunda diğer tarafı yanıltmış olması halinde onun bu yüzden uğradığı zarardan sorumlu olacağı, 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 65 inci maddesindeki «hakkaniyet» ilkesi gereğince de «kısıtlının» sorumlu tutulabileceği ve yine 6098 sayılı Kanun'un 77-78 inci maddelerinde düzenlenen sebepsiz iktisap hükümlerine göre hacir altındaki kişinin kendi «malvarlığında» meydana gelen zenginleşmeden sorumlu olacağı ve bu durumda kısıtlı davacının zararını «sebepsiz zenginleşen» kimseden isteyebileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından «eksik inceleme» ve araştırma ile sanki «kısıtlı» müvekkil kendi adına ya da kendi ortağı olduğu şirket adına kredi kullanmış gibi değerlendirme yapılmış olduğunu, yerel mahkemenin hukuki gerekçesinin temelsiz ve havada kaldığını, somut olayın özellikleri ile asla örtüşmediğini, esasen «fiil ehliyetsizliğinin» tipik bir örneği olan ve bu nedenle iptal edilmesinin hukuki zorunluluk ve «kamu düzenine» ilişkin bir mecburiyet olan somut olayın; ipoteğin iptaline karar verilmesi için tüm hukuki şartları taşıdığı halde yerel mahkemenin; haksız yorumlar ile davanın reddine karar verildiğini, kendi adına kredi kullanmayan ve işlemde «kötüniyetli» olduğu ortaya konmayan ve de «sebepsiz zenginleşme» hükümlerine göre de, dava konusu işlemle zenginleşmeyen keza ehliyeti ve iradesi sağlam olması durumunda asla bu şekilde bir borcun altına girmeyecek, «ipotek» akit tarihinde de fiil ehliyetine haiz olmadığı adli tıp raporu ve kesinleşmiş yargı kararları ile sabit olan müvekkil yönünden davanın kabulüne karar verileceği yerde hukuken yanlış niteleme ve değerlendirme sonucunda sanki krediyi kendi adına kullanmış gibi ret kararı verilmesinin hatalı olduğunu, izah edilen sebeplerle yerel mahkeme kararının yapılacak duruşmalı «istinaf incelemesi» sonucucunda bozulmasını ve haklı davamızın kabulü ile «ipoteğin kaldırılmasına» karar verilmesini istinaf başvuru «sebebi» olarak ileri sürmüştür.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacının 06.02.2008 tarihinde akıl hastalığı nedeniyle «vesayet» altına alındığı ve iptali istenen ipoteğin ise 14.06.2007 tarihinde tesis edildiği, Adli Tıp Kurumu 4.İhtisas kurulunun raporundan, davacının 01.08.2006 tarihinde ve halen «fiil ehliyetine» sahip olmadığı, «ipotek» tesis tarihinde de hak sahibinin «kısıtlı» olduğunun anlaşıldığı, bu nedenle vesayet altındaki davacı bakımından vasinin vesayet makamından izin almak suretiyle ipotek aktinin tesis edilmesi gerekirken vesayet altındaki kısıtlının şahsen yer aldığı ipotek işleminin «geçersiz» olduğu, gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Benzer bu karardaTMK’nın 14. maddesinde ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve «kısıtlıların» «fiil ehliyeti» olmadığı, 16. maddesinde ise ayırt etme gücüne sahip küçükler ile kısıtlıların yasal «temsilcilerinin» «rızası» olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremeyecekleri düzenlenmiş olup, «vesayet» altındaki davacının babası bankadaki hesabından vasinin izni olmadan tek başına para çekmeye ehil değildir.
Bu durumda, davalı banka, «vesayet» altında bulunan kişiye vasinin izni ve refakati olmadan ödemiş olduğu paranın tamamından sorumlu olup, mahkemece bu davalı yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, «eksik inceleme» sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı bankanın «vesayet» kararının kesinleşme şerhli suretinin «ibraz» edilmemesi nedeniyle yapılan ödemeden sorumluluğunun bulunmadığı, diğer davalının ise vesayet altında bulunan kişiden aldığı paradan 2.000,00 TL yönünden sorumlu olduğu gerekçesiyle, davalı banka yönünden davanın reddine, diğer davalı yönünden davanın kısmen kabulü ile 2.000,00 TL’nin «temerrüt faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:ikrar · eş rızası · uyuşmazlık konusu · temerrüt faizi · temerrüt · ibraz · temsil
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı bankanın «vesayet» kararının kesinleşme şerhli suretinin «ibraz» edilmemesi nedeniyle yapılan ödemeden sorumluluğunun bulunmadığı, diğer davalının ise vesayet altında bulunan kişiden aldığı paradan 2.000,00 TL yönünden sorumlu olduğu gerekçesiyle, davalı banka yönünden davanın reddine, diğer davalı yönünden davanın kısmen kabulü ile 2.000,00 TL’nin «temerrüt faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
TMK’nın 14. maddesinde ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve «kısıtlıların» «fiil ehliyeti» olmadığı, 16. maddesinde ise ayırt etme gücüne sahip küçükler ile kısıtlıların yasal «temsilcilerinin» «rızası» olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremeyecekleri düzenlenmiş olup, «vesayet» altındaki davacının babası bankadaki hesabından vasinin izni olmadan tek başına para çekmeye ehil değildir.
Somut olayda, davacının babasının akıl rahatsızlığı nedeniyle «vesayet» altına alındığı ve davacının da babasına vasi atandığı «uyuşmazlık konusu» değildir.
Kabule göre de, mahkemece davalı ... hakkında 2.000,00 TL’nin tahsiline karar verilmiş ise de, bu davalı «vesayet» altında bulunan davacının babasından 5.000,00 TL borç aldığını «ikrar» ettiğine göre ödemeye ilişkin bir delilinin de bulunmadığı göz önüne alınarak 5.000,00 TL’ye hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi de doğru olmamış, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/6459 E. 2013/11042 K.
Ortak:vesayet · kısıtlılık · kamu düzeni
İncelediğiniz karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; «vesayet» altında bulunanın maliki olduğu taşınmaz üzerine, dava dışı şirket için ve davalı banka lehine «ipotek» tesis edildiğini, ipotek konulan taşınmazın maliki olan davacının Soma Sulh Hukuk Mahkemesinin 06.02.2008 tarihli ilamı ile, alzheimer nedeni ile «kısıtlandığını» belirterek, hukuki işlem «ehliyetinin» olmaması nedeniyle «ipoteğin kaldırılmasını» istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava dışı şirket adına kullanılan «genel kredi sözleşmesinin» «teminatı» olarak «ipotek» tesisi sırasında, davacının tam «ehliyetli» biri gibi hareket ettiği durumlarda hukuki muamelenin hükümsüzlüğünü ileri sürmesinin «hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olacağı, ayrıca 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 452 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince «vesayet» altındaki kişinin «fiil ehliyetine» haiz olduğu hususunda diğer tarafı yanıltmış olması halinde onun bu yüzden uğradığı zarardan sorumlu olacağı, 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 65 inci maddesindeki «hakkaniyet» ilkesi gereğince de «kısıtlının» sorumlu tutulabileceği ve yine 6098 sayılı Kanun'un 77-78 inci maddelerinde düzenlenen sebepsiz iktisap hükümlerine göre hacir altındaki kişinin kendi «malvarlığında» meydana gelen zenginleşmeden sorumlu olacağı ve bu durumda kısıtlı davacının zararını «sebepsiz zenginleşen» kimseden isteyebileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından «eksik inceleme» ve araştırma ile sanki «kısıtlı» müvekkil kendi adına ya da kendi ortağı olduğu şirket adına kredi kullanmış gibi değerlendirme yapılmış olduğunu, yerel mahkemenin hukuki gerekçesinin temelsiz ve havada kaldığını, somut olayın özellikleri ile asla örtüşmediğini, esasen «fiil ehliyetsizliğinin» tipik bir örneği olan ve bu nedenle iptal edilmesinin hukuki zorunluluk ve «kamu düzenine» ilişkin bir mecburiyet olan somut olayın; ipoteğin iptaline karar verilmesi için tüm hukuki şartları taşıdığı halde yerel mahkemenin; haksız yorumlar ile davanın reddine karar verildiğini, kendi adına kredi kullanmayan ve işlemde «kötüniyetli» olduğu ortaya konmayan ve de «sebepsiz zenginleşme» hükümlerine göre de, dava konusu işlemle zenginleşmeyen keza ehliyeti ve iradesi sağlam olması durumunda asla bu şekilde bir borcun altına girmeyecek, «ipotek» akit tarihinde de fiil ehliyetine haiz olmadığı adli tıp raporu ve kesinleşmiş yargı kararları ile sabit olan müvekkil yönünden davanın kabulüne karar verileceği yerde hukuken yanlış niteleme ve değerlendirme sonucunda sanki krediyi kendi adına kullanmış gibi ret kararı verilmesinin hatalı olduğunu, izah edilen sebeplerle yerel mahkeme kararının yapılacak duruşmalı «istinaf incelemesi» sonucucunda bozulmasını ve haklı davamızın kabulü ile «ipoteğin kaldırılmasına» karar verilmesini istinaf başvuru «sebebi» olarak ileri sürmüştür.
Benzer bu kararda… avunma ve tüm dosya kapsamına göre, gerek 743 sayılı MK'nun 405/8 maddesi gerekse 4721 sayılı TMK'nun 462/8 maddesi'ne göre konusu ve türü ne olursa olsun, vasinin, «vesayeti» altındaki kişi adına herhangi bir davayı açabilmesinin, her halükarda, bu konuda izin almış olması koşuluna bağlı olduğu, bu hususun «kamu düzenine» ilişkin olup, re'«sen gözetilmesi» gerektiği, somut olayda vasinin bu izni almadan dava açtığı, bu durumda vasiye bu yönde ilam alıp sunmak üzere süre vermesi mümkün ise de, davacı «kısıtlının» 11/02/2010 tarihinde ölmesi nedeniyle «husumete» izin kararının alınmasının artık imkansız hale geldiği gerekçesi ile dava «şartı yokluğundan» davanın reddine dair verilen kararın davacılar vekili tarafından temyizi üzerine karar dairemizce bozulmuştur.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:re'sen gözetilme · dava şartı yokluğu · husumet
Benzer bu kararda… avunma ve tüm dosya kapsamına göre, gerek 743 sayılı MK'nun 405/8 maddesi gerekse 4721 sayılı TMK'nun 462/8 maddesi'ne göre konusu ve türü ne olursa olsun, vasinin, «vesayeti» altındaki kişi adına herhangi bir davayı açabilmesinin, her halükarda, bu konuda izin almış olması koşuluna bağlı olduğu, bu hususun «kamu düzenine» ilişkin olup, re'«sen gözetilmesi» gerektiği, somut olayda vasinin bu izni almadan dava açtığı, bu durumda vasiye bu yönde ilam alıp sunmak üzere süre vermesi mümkün ise de, davacı «kısıtlının» 11/02/2010 tarihinde ölmesi nedeniyle «husumete» izin kararının alınmasının artık imkansız hale geldiği gerekçesi ile dava «şartı yokluğundan» davanın reddine dair verilen kararın davacılar vekili tarafından temyizi üzerine karar dairemizce bozulmuştur.
-
Taşıma sözleşmesinden kaynaklanan tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/9521 E. 2013/8513 K.
Ortak:vesayet · kısıtlılık
İncelediğiniz karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; «vesayet» altında bulunanın maliki olduğu taşınmaz üzerine, dava dışı şirket için ve davalı banka lehine «ipotek» tesis edildiğini, ipotek konulan taşınmazın maliki olan davacının Soma Sulh Hukuk Mahkemesinin 06.02.2008 tarihli ilamı ile, alzheimer nedeni ile «kısıtlandığını» belirterek, hukuki işlem «ehliyetinin» olmaması nedeniyle «ipoteğin kaldırılmasını» istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava dışı şirket adına kullanılan «genel kredi sözleşmesinin» «teminatı» olarak «ipotek» tesisi sırasında, davacının tam «ehliyetli» biri gibi hareket ettiği durumlarda hukuki muamelenin hükümsüzlüğünü ileri sürmesinin «hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olacağı, ayrıca 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 452 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince «vesayet» altındaki kişinin «fiil ehliyetine» haiz olduğu hususunda diğer tarafı yanıltmış olması halinde onun bu yüzden uğradığı zarardan sorumlu olacağı, 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 65 inci maddesindeki «hakkaniyet» ilkesi gereğince de «kısıtlının» sorumlu tutulabileceği ve yine 6098 sayılı Kanun'un 77-78 inci maddelerinde düzenlenen sebepsiz iktisap hükümlerine göre hacir altındaki kişinin kendi «malvarlığında» meydana gelen zenginleşmeden sorumlu olacağı ve bu durumda kısıtlı davacının zararını «sebepsiz zenginleşen» kimseden isteyebileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacının 06.02.2008 tarihinde akıl hastalığı nedeniyle «vesayet» altına alındığı ve iptali istenen ipoteğin ise 14.06.2007 tarihinde tesis edildiği, Adli Tıp Kurumu 4.İhtisas kurulunun raporundan, davacının 01.08.2006 tarihinde ve halen «fiil ehliyetine» sahip olmadığı, «ipotek» tesis tarihinde de hak sahibinin «kısıtlı» olduğunun anlaşıldığı, bu nedenle vesayet altındaki davacı bakımından vasinin vesayet makamından izin almak suretiyle ipotek aktinin tesis edilmesi gerekirken vesayet altındaki kısıtlının şahsen yer aldığı ipotek işleminin «geçersiz» olduğu, gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Benzer bu kararda4721 sayılı TMK'nın 407/... maddesi uyarınca "Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkum olan her ergin «kısıtlanır».
Cezayı yerine getirmekle «görevli» makam, böyle bir hükümlünün cezasını çekmeye başladığını, kendisine «vasi atanmak» üzere hemen yetkili «vesayet» makamına «bildirmekle yükümlüdür»." Davacı vasi ...'in ....06.2011 tarihinde ... ....
Bu durumda «vesayet» davasının sonucunun beklenip, vasiye «husumete» izin kararı almak suretiyle davacı adına davayı takip imkanı tanınmadan davanın takip edilmesi nedeniyle «açılmamış sayılma» kararı verilmesi doğru görülmemiş davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:vasi atanması · bildirim yükümlülüğü · işlemden kaldırma · davanın açılmamış sayılması · açılmamış sayılma · infaz · yenileme · husumet
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına göre, «işlemden kaldırma» kararı verildiği tarihten itibaren ... ay içerisinde «yenilenmeyen» «davanın açılmamış sayılmasına» karar verilmiştir.
Mahkemece «işlemden kaldırma» kararının verildiği tarihten itibaren ... ay içerisinden «yenilenmeyen» «davanın açılmamış sayılmasına» karar verilmiştir.
Cezayı yerine getirmekle «görevli» makam, böyle bir hükümlünün cezasını çekmeye başladığını, kendisine «vasi atanmak» üzere hemen yetkili «vesayet» makamına «bildirmekle yükümlüdür»." Davacı vasi ...'in ....06.2011 tarihinde ... ....
Bu durumda «vesayet» davasının sonucunun beklenip, vasiye «husumete» izin kararı almak suretiyle davacı adına davayı takip imkanı tanınmadan davanın takip edilmesi nedeniyle «açılmamış sayılma» kararı verilmesi doğru görülmemiş davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/3012 E. , 2023/4720 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
SAYISI 2019/2991 Esas, 2021/1471 Karar
HÜKÜM
Yeniden karar verilerek davanın kabulüne
İLK DERECE MAHKEMESİ Soma 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI 2018/198 E., 2019/213 K.
Taraflar arasındaki ipotekin fekki davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; vesayet altında bulunanın maliki olduğu taşınmaz üzerine, dava dışı şirket için ve davalı banka lehine ipotek tesis edildiğini, ipotek konulan taşınmazın maliki olan davacının Soma Sulh Hukuk Mahkemesinin 06.02.2008 tarihli ilamı ile, alzheimer nedeni ile kısıtlandığını belirterek, hukuki işlem ehliyetinin olmaması nedeniyle ipoteğin kaldırılmasını istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; ipotek tesis işleminin tapu memuru huzurunda resmi şekilde yapıldığını, herhangi bir ehliyetsizlik durumundan şüphelenilmediği ve genel kredi sözleşmesinden yararlanan ve kefil olan davacı çocuklarının, kısıtlılık durumunu bilerek işlem yaptırmalarının hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğini, ipoteğin tesis edildiği tarihte kısıklılık halinin söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava dışı şirket adına kullanılan genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak ipotek tesisi sırasında, davacının tam ehliyetli biri gibi hareket ettiği durumlarda hukuki muamelenin hükümsüzlüğünü ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olacağı, ayrıca 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 452 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince vesayet altındaki kişinin fiil ehliyetine haiz olduğu hususunda diğer tarafı yanıltmış olması halinde onun bu yüzden uğradığı zarardan sorumlu olacağı, 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 65 inci maddesindeki hakkaniyet ilkesi gereğince de kısıtlının sorumlu tutulabileceği ve yine 6098 sayılı Kanun'un 77-78 inci maddelerinde düzenlenen sebepsiz iktisap hükümlerine göre hacir altındaki kişinin kendi malvarlığında meydana gelen zenginleşmeden sorumlu olacağı ve bu durumda kısıtlı davacının zararını sebepsiz zenginleşen kimseden isteyebileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından eksik inceleme ve araştırma ile sanki kısıtlı müvekkil kendi adına ya da kendi ortağı olduğu şirket adına kredi kullanmış gibi değerlendirme yapılmış olduğunu, yerel mahkemenin hukuki gerekçesinin temelsiz ve havada kaldığını, somut olayın özellikleri ile asla örtüşmediğini, esasen fiil ehliyetsizliğinin tipik bir örneği olan ve bu nedenle iptal edilmesinin hukuki zorunluluk ve kamu düzenine ilişkin bir mecburiyet olan somut olayın; ipoteğin iptaline karar verilmesi için tüm hukuki şartları taşıdığı halde yerel mahkemenin; haksız yorumlar ile davanın reddine karar verildiğini, kendi adına kredi kullanmayan ve işlemde kötüniyetli olduğu ortaya konmayan ve de sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre de, dava konusu işlemle zenginleşmeyen keza ehliyeti ve iradesi sağlam olması durumunda asla bu şekilde bir borcun altına girmeyecek, ipotek akit tarihinde de fiil ehliyetine haiz olmadığı adli tıp raporu ve kesinleşmiş yargı kararları ile sabit olan müvekkil yönünden davanın kabulüne karar verileceği yerde hukuken yanlış niteleme ve değerlendirme sonucunda sanki krediyi kendi adına kullanmış gibi ret kararı verilmesinin hatalı olduğunu, izah edilen sebeplerle yerel mahkeme kararının yapılacak duruşmalı istinaf incelemesi sonucucunda bozulmasını ve haklı davamızın kabulü ile ipoteğin kaldırılmasına karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacının 06.02.2008 tarihinde akıl hastalığı nedeniyle vesayet altına alındığı ve iptali istenen ipoteğin ise 14.06.2007 tarihinde tesis edildiği, Adli Tıp Kurumu 4.İhtisas kurulunun raporundan, davacının 01.08.2006 tarihinde ve halen fiil ehliyetine sahip olmadığı, ipotek tesis tarihinde de hak sahibinin kısıtlı olduğunun anlaşıldığı, bu nedenle vesayet altındaki davacı bakımından vasinin vesayet makamından izin almak suretiyle ipotek aktinin tesis edilmesi gerekirken vesayet altındaki kısıtlının şahsen yer aldığı ipotek işleminin geçersiz olduğu, gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı kısıtlının vefat ettiğini, mirasçılarının davaya dahil edilmesi gerektiğini, ipotek tesis anında kısıtlılık kararı bulunmadığını, davacının asıl borçlu şirketin kurucusu ve yetkilisi olduğunu, davacının vasisi olan ...'nın da kredi sözleşmesinde kefil olarak imzası bulunduğunu, tapuda işlem yapıldığı esnada davacının hareketlerinden şüphe edilmediğini, istinaf mahkemesi kararının hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, ehliyetsizlik iddiasına dayalı ipoteğin terkini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı alınmadığı anlaşılan temyiz ilam harcı ile temyiz başvuru harcını temyiz eden davalıdan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
07.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/954742900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz