Eksik tahkikat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/7253 E. 2023/1376 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
eksik tahkikat↗ çalışma ve sözleşme hürriyeti↗ üretim sırları↗ uzman görüşü↗ çalışma özgürlüğü↗ hakkaniyet indirimi↗ müşteri çevresi↗ ticari sır↗ tanık delili↗ rekabet yasağı sözleşmesi↗ tahkikat↗ rekabet yasağı↗ istifa↗ temerrüt tarihi↗ sözleşmeye aykırılık↗ şirket zararı↗ hakkaniyet↗ ciro↗ cezai şart↗ hizmet sözleşmesi↗ oy yasağı↗ ifa↗ kâr kaybı↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ bilirkişi incelemesi↗ maddi ve manevi tazminat↗ yetki↗ geçersizlik↗ tacir↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ maddi tazminat↗ yasal faiz↗ dava sebebi↗ cy/cy kaydı↗ eksik inceleme↗ haksız rekabet↗ yükleten (shipper)↗ avans faizi↗ temerrüt↗ iltibas↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2017/454 E., 2019/421 K.
Taraflar arasındaki haksız rekabetin tespiti, meni, maddi ve manevi tazminat ile rekabet yasağı sözleşmesine aykırılık nedeniyle cezai şart alacağının istemine ilişkin davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ile davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirkette davalı gerçek kişilerin imzalamış oldukları hizmet sözleşmesi ile 1993 yılından itibaren çalışmaya başladıklarını, davalı ...'nın görevinin elektrik teknisyeni, davalı ...'nın görevinin ise teknik ressamlık olduğu, ...'nın 23 yıl süreyle çalıştıktan sonra 26.03.2016 tarihinde, davalı ...'nın da aynı şekilde 12.02.2016 tarihinde kendi istekleri ile işten ayrıldıklarını, ancak anılan davalıların istifalarının hemen ardından diğer davalı şirkette çalışmaya başladıklarını, 2014 yılında kurulan davalı şirketin faaliyete başladıktan kısa bir süre sonra davalı ...'nın bu şirkete hissedar olduğunun tespit edildiğini, müvekkili şirkete ait tasarımları kopyalayarak bu şirket altında üretip sattıklarını, davalı ...'nın çalıştığı dönemde aynı iş kolunda çalışan şirkete ortak olmasının hukuka ve imzaladığı hizmet sözleşmesine aykırı olduğunu, müvekkili şirketin kilit personellerinden iki tanesinin birbiri ardına istifa ederek müvekkili ile rakip olan davalı şirkette çalışmaya başlamalarının, bu esnada davalılardan ...'nın davalı Şirkete ortak olmasının hayatın olağan akışı dahilinde mümkün olmadığını belirterek tüm davalıların haksız rekabette bulunduklarının tespitine ve menine, davalıların haksız rekabet eylemi nedeniyle şimdilik 10.000,00 TL maddi tazminat ile 20.000,00 TL manevi tazminatın haksız rekabet eyleminin başladığı günden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davalıların rekabet yasağına aykırı davranışları nedeniyle davalı ...'dan 57.727,70 TL ve davalı ...'dan da 45.977,90 TL'nin temerrüt tarihi olan 18.03.2017 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davanın zaman aşımına uğradığını, müvekkilleri ...'nın ve ...'nın işten ayrılma sebebinin, davacı şirkete sonradan atanan müdürün baskıları ve iş koşullarının çalışılamaz hale gelmesi olduğunu, kendilerinin iş koşullarında değişiklik yapma taleplerinin davacı şirket tarafından kabul görmediğini ve bu sebeple işten ayrıldıklarını, müvekkillerinin, davacı şirkette çalıştıkları dönemde hiç bir zaman davacı şirkete zarar verecek şekilde ticari sırlara vakıf olmadıklarını, müvekkillerinin meslekleri, davacı firmadaki pozisyonları, davacı firmanın ürettiği ürünler ve müşteri çevresi bakımından davalıların davacıyı zarara uğratacak eylemlerinin olmadığını, bu nedenle rekabet yasağına aykırı bir davranışta bulunmadıklarını, müvekkili ...'nın davacı şirketten ayrıldıktan sonra dava dışı şirkette çalıştığını ve doğrudan davalı şirkette çalışmaya başlamadığını, rekabet yasağına ilişkin sözleşmelerin yer ve konu bakımından sınırlandırılmaması dolayısıyla hukuka aykırı ve geçersiz olduklarını, dava dilekçesinde mülkiyeti davacıya ait tasarımların aynen kopyalanarak üretilip satıldığı ifade edilmiş ise de bu iddiaların mesnetsiz olduğunu, haksız rekabetin de bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının somut olarak müşteri kaybına uğradığı ve davalı şirket tarafından piyasaya sunulan ürünlerin davacı şirkete ait ürünlerle iltibas oluşturacak mahiyette olduğu hususlarının ispat edilemediği, davalı şahısların davalı şirkette çalışmak ve davalı şirketin de davalı şahısları bünyesinde çalıştırmak suretiyle, davalı şahısların davacı nezdindeki çalışmaları sırasında öğrendikleri gizli ve ticari bilgiler ile tasarımların kopyasını davalı şirkete verdikleri yönündeki iddiasının incelenmesinde ise, somut olarak bu hususun ispatına ilişkin herhangi bir belge sunulamadığı, davacının haksız rekabete ilişkin taleplerinin ispat edilemediği, rekabet yasağı yönünden ise taraflar arasında imza edilmiş rekabet yasağı sözleşmelerinde işlerin türü bakımından, anılan yasa hükmüne uygun şekilde bir sınırlama getirilmediği ve tarih yazılı rekabet yasağı sözleşmelerinde Marmara ve İç Anadolu Bölgeleri denilmekle yer bakımından getirilen sınırlamanın hakkaniyete aykırı olduğu, belirleyici mahiyette olmadığı, konu itibariyle de geçerli bir sınırlama içermeyen sözleşmenin davalı şahısların mesleki faaliyetini sürdürmesini bütünü ile engelleyebilecek nitelikte bulunduğu, davalı şahısların davacı nezdindeki iş akitlerini kanunun kendilerine tanıdığı hak çerçevesinde feshettiklerinin anlaşılması ve fakat davalı şahısların davacı nezdindeki çalışmaları sırasında davacı şirketin müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edindiklerinin ve bu bilgilerin kullanılmasının davacı şirketin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olduğunun ispat edilememesi karşısında da rekabet yasağı sözleşmesi uyarınca davacının herhangi bir talepte bulunamayacağı, zira, sadece aynı sektörde başka bir firmada işe girmenin başlı başına haksız rekabet doğurmayacağı, aksi durumun Anayasa'nın çalışma özgürlüğü ilkesine aykırılık teşkil edeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporu ile dosyaya sundukları uzman görüşü arasında ciddi şekilde çelişkiler bulunmakta iken, İlk Derece Mahkemesince, bu çelişkinin giderilmesine yönelik yeni bir heyetten rapor alınmaksızın eksik incelemeye istinaden hatalı karar verildiğini, kök ve ek rapordaki hesap hatalarına dair yeni bir heyetten rapor alınması gerekirken, bu eksiklik giderilmeksizin yanlış hesaplamaya dayanılarak verilen kararın hatalı olduğunu, davalıların müvekkili sırlarına ulaşma imkânı olup olmadığına dair herhangi bir tahkikat yapılmadığını, tanık deliline dayanmalarına rağmen dosyada tanık dinlenmeksizin ve konumları, iş tanımları da dikkate alınarak taşıdıkları ticari sır ve hassas bilgiler nedeni ile davalıların müvekkili şirkete zarar vermiş olup olmadıklarına dair sektörde uzman bir bilirkişiden ayrıca bu yönde bir rapor alınmaksızın eksik tahkikat ile karar verildiğini, herhangi bir hukuki dayanağı olmaksızın rekabet yasağı sözleşmelerinin geçersiz olduğu sonucuna varıldığını, rekabet yasağına dair davalı imzalarına havi sözleşmelerin geçerli olduklarını, hem rekabet yasağı hükümlerinin tamamen geçerli, hem de davalıların eylemlerinin tipik bir haksız rekabet örneği olmasına rağmen, İlk Derece Mahkemesinin hukuka aykırı şekilde davayı reddettiğini, rekabet yasağına dair sözleşmelerin eski Borçlar Kanunu döneminde akdedildiğinin gözden kaçırıldığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalı gerçek kişilerin, davacı nezdindeki işlerinden ayrıldıktan sonra davacı ile rekabet halindeki diğer davalı şirkette çalışmaya başlamalarının tek başına haksız rekabet oluşturmadığı, bunun dışındaki davacı iddialarının ise ispat edilemediği, buna göre haksız rekabet iddiası yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, somut olay açısından haksız rekabet bulunup bulunmadığının hakimin hukuki bilgisi ile çözümlenebilecek olması karşısında, uzman görüşü ile bilirkişi raporu arasındaki çelişkinin giderilmesi için ayrıca bir bilirkişi incelemesine gerek olmadığı, rekabet yasağı sözleşmesindeki cezai şart istemi yönünden ise, taraflar arasındaki rekabet yasağı sözleşmelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun (6098 sayılı Kanun) 445 inci maddesinde belirtilen süre sınırlamasına uyulmadığı, coğrafi sınırı olarak İç Anadolu ve Marmara Bölgelerini kapsadığı, öte yandan konu bakımından da, davacı şirketin faaliyet konusuna giren hiçbir işte çalışılamayacağının öngörüldüğü, bu hali ile sözleşmelerin zaman, yer ve işlerin türü bakımından aşırı oldukları, 6098 sayılı Kanun'un 445 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince müdahele edilerek rekabet yasağı sözleşmesi kapsamının, davalıların davacı şirketle aynı ilde aynı alanda faaliyet gösteren şirkette, davacı şirketteki çalıştığı pozisyonlarla aynı veya benzer pozisyonda çalışması ve iş akdinin sona ermesinden sonra iki yıl süre ile sınırlı bulunması olarak belirlendiği, bu kapsamı itibariyle rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olduğu kabul edilerek yapılan değerlendirmede ise davalıların, davacının işlerine, üretim süreçlerine, teknik bilgilerine ve müşteri bilgilerine vakıf olabilecek pozisyonda çalıştıkları, davalı ...'nın davacı şirketteki görevinden ayrılmasından itibaren iki yıl dolmadan, davacı ile aynı alanda faaliyet gösteren diğer davalı şirkette çalışmaya başladığı, davalı ...'nın ise şirkete ortak olduğu, aksi savunulmadığından davacı şirkette çalıştıkları pozisyona benzer pozisyonda çalışmaya başladıklarının kabulünün gerektiği, davalı gerçek kişilerin çalışmaya başladıkları şirketin de davacı ile aynı ilde faaliyet gösterdiği, bu kapsamda 6098 sayılı Kanun'un 445 inci maddesinin ikinci fıkrasınca verilen yetki doğrultusunda kapsamı belirlenen rekabet yasağı sözleşmesine, davalı gerçek kişilerin aykırı davrandıkları kanaatine varıldığı, davalılar tacir olmadıklarından 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 22 nci maddesi yerine 6098 sayılı Kanun'unun 182 nci maddesinin uygulanacağı, tarafların mali ve sosyal durumları, asıl borcun ifa edilmesi halinde davacının elde edeceği yarar ile cezai şartın ödenmesinin sağlayacağı yarar arasındaki makul ve adil ölçü, sözleşmeye aykırı davranılması yüzünden alacaklının uğradığı zarar, borçlunun borcunu yerine getirmemek suretiyle sağladığı fayda dikkate alındığında, taraflar arasında kararlaştırılan son aylık brüt ücretin 10 katı tutarında cezai şart miktarının fahiş olduğu, cezai şarttan bir miktar hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği sonucuna ulaşıldığı, aylık maaş tutarları gözetilerek davalı ... yönünden 20.000,00 TL, davalı ... yönünden ise 15.000,00 TL'lik cezai şart miktarı hak ve nasafet ilkesine uygun olacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile 20.000,00 TL cezai şart alacağının temerrüt tarihi olan 18.03.2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin cezai şart alacağı talebinin reddine, 15.000,00 TL cezai şart alacağının temerrüt tarihi olan 18.03.2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin cezai şart alacağı talebinin reddine, tüm davalılar yönünden haksız rekabetten kaynaklanan maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalılarındavalı şirkette çalışmalarının tek başına haksız rekabet oluşturmadığı gerekçesi maddi ve manevi tazminat taleplerimizi reddedildiğini, ancak, bilirkişi raporunda, sadece şirketin genel cirosunun artmış olmasına bakılarak zararın doğmadığına yönelik kanaat bildirildiğini, müvekkilinin sadece dava konusu ürünleri değil, diğer sektörlere de hizmet veren farklı ürünleri de üretip satmakta olduğunu,doğru tespit edebilmek için dava konusu ürünlerle sınırlı olarak inceleme yapılması gerekirken bu yapılmadığından, hatalı bir rapora istinaden tamamen yanlış bir değerlendirme yapıldığını ve haksız olarak tazminat taleplerinin reddine karar verildiğini, bu çerçevede bilirkişilerce raporlarında var olduğu iddia edilen ciro artışı, müvekkilin satmakta olduğu diğer ürünlerin satışındaki artıştan kaynaklanan tüm şirket cirosuna dair olması nedeni ile gerçek tabloyu yansıtmadığını, müvekkilinin portföyü ve sırlarını kullanarak müvekkiline madden ve manen ağır zararlar verdiklerini, her ne kadar İstinaf Makamında davalıların ekonomik ve sosyal statülerine istinaden indirim yapıldığı ifade edilmişse de üst düzey yönetici ve şirket ortağı olan bir kişinin bu şekilde bir indirimi hak etmediğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak kaldırılmasını istemiştir.
2.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; taraflar arasında imza edilmiş Rekabet Yasağı Sözleşmelerinde işlerin türü bakımından, anılan yasa hükmüne uygun şekilde bir sınırlama getirilmediği ve tarih yazılı Rekabet Yasağı Sözleşmelerinde Marmara ve İç Anadolu Bölgeleri denilmekle yer bakımından getirilen sınırlamanın hakkaniyete aykırı olduğu, belirleyici mahiyette olmadığı, konu itibariyle de geçerli bir sınırlama içermeyen sözleşmenin davalı şahısların mesleki faaliyetini sürdürmesini bütünü ile engelleyebilecek nitelikte olduğunu, gerek yer, gerekse zaman şartı bakımından rekabet yasağı sözleşmesinin hakkaniyete uygun olmadığını, bu nedenlerle müvekkilleri ... ve ... aleyhine cezai şart alacağına ilişkin kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, haksız rekabetin tespiti, meni, maddi ve manevi tazminat ile rekabet yasağı sözleşmesine aykırılık nedeniyle cezai şart alacağının istemine ilişkin olup, davalı gerçek kişilerin davacı nezdindeki işlerinden ayrılmalarından hemen sonra davacı şirket ile rekabet halindeki davalı şirkette çalışmaya başlamaları ile davacının imalat ve ticaret sırlarının davalılarca kullanılıp kullanılmaması neticesinde haksız rekabetin oluşup oluşmadığı ve davacı ile davalılar arasındaki rekabet yasağına aykırı sözleşmesinin geçerli olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 331, 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 22 nci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 444 ve 445 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm, davalılar vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir
2. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 48 inci maddesine göre, herkesin, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahip olduğu, 6098 sayılı Kanun'un 444 ve devamı maddelerinde de rekabet yasağı kaydı veya sözleşmesinin koşulları ile sınırları düzenlenmiştir. Söz konusu rekabet yasağı kaydı veya sözleşmenin geçerli olabilmesi koşullarından biri de, hizmet ilişkisinin işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlaması ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması neticesinde işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olması durumunda geçerli olacaktır. Somut olayda, davalılardan ...'nın elektrik teknisyeni, ...'nın ise teknik ressam olduğu, yaptıkları işlerin niteliği itibariyle bu işçilerin ayrıldıkları iş yerinin müşteri çevresi, üretim sırları ve işverenin yaptığı işler itibariyle bu iş yerine önemli bir zarar verebilecek nitelikte olmayıp, aldıkları eğitim icabı elektrik ve teknik resim yapmış olmalarının davalıların mesleki faaliyetini sürdürmesi niteliğinde olduğu gözetilmek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, kararın davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/2023 E. 2021/2136 K.
Ortak:üretim sırları · müşteri çevresi · rekabet yasağı · cezai şart · hizmet sözleşmesi · oy yasağı · bilirkişi incelemesi · geçersizlik
İncelediğiniz karardaCEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davanın zaman aşımına uğradığını, müvekkilleri ...'nın ve ...'nın işten ayrılma «sebebinin», davacı şirkete sonradan atanan müdürün baskıları ve iş koşullarının çalışılamaz hale gelmesi olduğunu, kendilerinin iş koşullarında değişiklik yapma taleplerinin davacı şirket tarafından kabul görmediğini ve bu sebeple işten ayrıldıklarını, müvekkillerinin, davacı şirkette çalıştıkları dönemde hiç bir zaman davacı «şirkete zarar» verecek şekilde ticari sırlara vakıf olmadıklarını, müvekkillerinin meslekleri, davacı firmadaki pozisyonları, davacı firmanın ürettiği ürünler ve «müşteri çevresi» bakımından davalıların davacıyı zarara uğratacak eylemlerinin olmadığını, bu nedenle «rekabet yasağına» aykırı bir davranışta bulunmadıklarını, müvekkili ...'nın davacı şirketten ayrıldıktan sonra dava dışı şirkette çalıştığını ve doğrudan davalı şirkette çalışmaya başlamadığını, rekabet yasağına ilişkin sözleşmelerin yer ve konu bakımından sınırlandırılmaması dolayısıyla hukuka aykırı ve «geçersiz» olduklarını, dava dilekçesinde mülkiyeti davacıya ait tasarımların aynen kopyalanarak üretilip satıldığı ifade edilmiş ise de bu iddiaların mesnetsiz olduğunu, «haksız rekabetin» de bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının somut olarak müşteri «kaybına» uğradığı ve davalı şirket tarafından piyasaya sunulan ürünlerin davacı şirkete ait ürünlerle «iltibas» oluşturacak mahiyette olduğu hususlarının ispat edilemediği, davalı şahısların davalı şirkette çalışmak ve davalı şirketin de davalı şahısları bünyesinde çalıştırmak suretiyle, davalı şahısların davacı nezdindeki çalışmaları sırasında öğrendikleri gizli ve ticari bilgiler ile tasarımların kopyasını davalı şirkete verdikleri yönündeki iddiasının incelenmesinde ise, somut olarak bu hususun ispatına ilişkin herhangi bir belge sunulamadığı, davacının «haksız rekabete» ilişkin taleplerinin ispat edilemediği, «rekabet yasağı» yönünden ise taraflar arasında imza edilmiş «rekabet yasağı sözleşmelerinde» işlerin türü bakımından, anılan yasa hükmüne uygun şekilde bir sınırlama getirilmediği ve tarih yazılı rekabet yasağı sözleşmelerinde Marmara ve İç Anadolu Bölgeleri denilmekle yer bakımından getirilen sınırlamanın «hakkaniyete» aykırı olduğu, belirleyici mahiyette olmadığı, konu itibariyle de geçerli bir sınırlama içermeyen sözleşmenin davalı şahısların mesleki faaliyetini sürdürmesini bütünü ile engelleyebilecek nitelikte bulunduğu, davalı şahısların davacı nezdindeki iş akitlerini kanunun kendilerine tanıdığı hak çerçevesinde feshettiklerinin anlaşılması ve fakat davalı şahısların davacı nezdindeki çalışmaları sırasında davacı şirketin «müşteri çevresi» veya «üretim sırları» ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edindiklerinin ve bu bilgilerin kullanılmasının davacı şirketin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olduğunun ispat edilememesi karşısında da rekabet yasağı sözleşmesi uyarınca davacının herhangi bir talepte bulunamayacağı, zira, sadece aynı sektörde başka bir firmada işe girmenin başlı başına haksız rekabet doğurmayacağı, aksi durumun Anayasa'nın «çalışma özgürlüğü» ilkesine aykırılık teşkil edeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… dığı, davalı gerçek kişilerin, davacı nezdindeki işlerinden ayrıldıktan sonra davacı ile rekabet halindeki diğer davalı şirkette çalışmaya başlamalarının tek başına «haksız rekabet» oluşturmadığı, bunun dışındaki davacı iddialarının ise ispat edilemediği, buna göre haksız rekabet iddiası yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, somut olay açısından haksız rekabet bulunup bulunmadığının hakimin hukuki bilgisi ile çözümlenebilecek olması karşısında, «uzman görüşü» ile bilirkişi raporu arasındaki çelişkinin giderilmesi için ayrıca bir «bilirkişi incelemesine» gerek olmadığı, «rekabet yasağı sözleşmesindeki» «cezai şart» istemi yönünden ise, taraflar arasındaki rekabet yasağı sözleşmelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun (6098 sayılı Kanun) 445 inci maddesinde belirtilen süre sınırlamasına uyulmadığı, coğrafi sınırı olarak İç Anadolu ve Marmara Bölgelerini kapsadığı, öte yandan konu bakımından da, davacı şirketin faaliyet konusuna giren hiçbir işte çalışılamayacağının öngörüldüğü, bu hali ile sözleşmelerin zaman, yer ve işlerin türü bakımından aşırı oldukları, 6098 sayılı Kanun'un 445 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince müdahele edilerek rekabet yasağı sözleşmesi kapsamının, davalıların davacı şirketle aynı ilde aynı alanda faaliyet gösteren şirkette, davacı şirketteki çalıştığı pozisyonlarla aynı veya benzer pozisyonda çalışması ve iş akdinin sona ermesinden sonra iki yıl süre ile sınırlı bulunması olarak belirlendiği, bu kapsamı itibariyle rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olduğu kabul edilerek yapılan değerlendirmede ise davalıların, davacının işlerine, üretim süreçlerine, teknik bilgilerine ve müşteri bilgilerine vakıf olabilecek pozisyonda çalıştıkları, davalı ...'nın davacı şirketteki görevinden ayrılmasından itibaren iki yıl dolmadan, davacı ile aynı alanda faaliyet gösteren diğer davalı şirkette çalışmaya başladığı, davalı ...'nın ise şirkete ortak olduğu, aksi savunulmadığından davacı şirkette çalıştıkları pozisyona benzer pozisyonda çalışmaya başladıklarının kabulünün gerektiği, davalı gerçek kişilerin çalışmaya başladıkları şirketin de davacı ile aynı ilde faaliyet gösterdiği, bu kapsamda 6098 sayılı Kanun'un 445 inci maddesinin ikinci fıkrasınca verilen «yetki» doğrultusunda kapsamı belirlenen rekabet yasağı sözleşmesine, davalı gerçek kişilerin aykırı davrandıkları kanaatine varıldığı, davalılar «tacir» olmadıklarından 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 22 nci maddesi yerine 6098 sayılı Kanun'unun 182 nci maddesinin uygulanacağı, tarafların mali ve sosyal durumları, asıl borcun «ifa» edilmesi halinde davacının elde edeceği yarar ile cezai şartın ödenmesinin sağlayacağı yarar arasındaki makul ve adil ölçü, sözleşmeye aykırı davranılması yüzünden alacaklının uğradığı zarar, borçlunun borcunu yerine getirmemek suretiyle sağladığı fayda dikkate alındığında, taraflar arasında kararlaştırılan «son» aylık brüt ücretin 10 katı tutarında cezai şart miktarının fahiş olduğu, cezai şarttan bir miktar «hakkaniyet indirimi» yapılması gerektiği sonucuna ulaşıldığı, aylık maaş tutarları gözetilerek davalı ... yönünden 20.000,00 TL, davalı ... yönünden ise 15.000,00 TL'lik cezai şart miktarı hak ve nasafet ilkesine uygun olacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile 20.000,00 TL cezai şart alacağının «temerrüt tarihi» olan 18.03.2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin cezai şart alacağı talebinin re …
Benzer bu karardaİlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki sözleşmenin «rekabet yasağına» ilişkin 9. maddesinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile güvence altına alınan «çalışma hürriyeti» ilkesine aykırı olması ve tarafların aralarında imzalayacakları bir sözleşme hükmü ile bu özgürlüğü ihlal anlamına gelecek herhangi bir düzenleme yapmalarının mümkün bulunmaması nedeniyle «geçersiz» olduğu, bu nedenle «geçersiz sözleşmeyle» öngörülen «cezai şartın» talep edilemeyeceği, davalı şirketin taraflar arasındaki sözleşmenin tarafı olmadığı, bu nedenle davalı şirkete «husumet» yöneltilmeyeceği gerekçesiyle, davalı şirket hakkındaki davanın «pasif husumet yokluğundan» diğer davalı hakkındaki davanın ise esastan reddine karar verilmiştir.
2-) Dava, davalı işçinin «hizmet sözleşmesindeki» «rekabet yasağı» «kaydına» aykırı davrandığı iddiasına dayalı «cezai şart» istemine ilişkindir.
6098 sayılı TBK’nın 444/2. maddesi hükmüne göre, «rekabet yasağı» «kaydı», ancak hizmet ilişkisi işçiye «müşteri çevresi» veya «üretim sırları» ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:çalışma hürriyeti · geçersiz sözleşme · tanıma · pasif husumet yokluğu · pasif husumet · husumet yokluğu · husumet
Benzer bu karardaİlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki sözleşmenin «rekabet yasağına» ilişkin 9. maddesinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile güvence altına alınan «çalışma hürriyeti» ilkesine aykırı olması ve tarafların aralarında imzalayacakları bir sözleşme hükmü ile bu özgürlüğü ihlal anlamına gelecek herhangi bir düzenleme yapmalarının mümkün bulunmaması nedeniyle «geçersiz» olduğu, bu nedenle «geçersiz sözleşmeyle» öngörülen «cezai şartın» talep edilemeyeceği, davalı şirketin taraflar arasındaki sözleşmenin tarafı olmadığı, bu nedenle davalı şirkete «husumet» yöneltilmeyeceği gerekçesiyle, davalı şirket hakkındaki davanın «pasif husumet yokluğundan» diğer davalı hakkındaki davanın ise esastan reddine karar verilmiştir.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davalı şirket hakkındaki davanın «pasif husumet yokluğundan» bahisle reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı ancak davalı işçinin davacı şirkette çalıştığı pozisyonun iş sırlarını, müşteri çevresini ve yapılan işleri öğrenmeye müsait olduğu, taraf şirketlerin aynı alanda faaliyet gösterdiği ve davalı işçinin davalı şirkette çalıştığı pozisyonun da önceki işiyle benzer olduğu, «rekabet yasağı» «kaydının» geçerli olabilmesi için somut bir zarar oluşmasına gerek olmayıp, zarar oluşması ihtimalinin dahi yeterli olduğu, yukarıda belirtilen hususlar gözetildiğinde zarar …
Bölge adliye mahkemesince, davalı işçinin davacı şirkette çalıştığı pozisyonun müşterileri «tanıma», iş sırlarına vakıf olma ve yapılan işlerle ilgili bilgi edinme imkanı sağlamaya elverişli olduğundan bahisle «rekabet yasağı» «kaydının» geçerli olduğu sonucuna ulaşılmışsa da bu hususta yapılan incelemenin yetersiz olduğu anlaşılmaktadır.
Bunun yanında, bu pozisyonda çalışan bir kişinin şirket bünyesinde hangi işleri yapacağına ilişkin görev «tanımı» ve organizasyon şeması da dosyaya sunulmamıştır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/7354 E. 2016/1838 K.
Ortak:üretim sırları · çalışma özgürlüğü · müşteri çevresi · rekabet yasağı sözleşmesi · rekabet yasağı · sözleşmeye aykırılık · cezai şart · oy yasağı
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının somut olarak müşteri «kaybına» uğradığı ve davalı şirket tarafından piyasaya sunulan ürünlerin davacı şirkete ait ürünlerle «iltibas» oluşturacak mahiyette olduğu hususlarının ispat edilemediği, davalı şahısların davalı şirkette çalışmak ve davalı şirketin de davalı şahısları bünyesinde çalıştırmak suretiyle, davalı şahısların davacı nezdindeki çalışmaları sırasında öğrendikleri gizli ve ticari bilgiler ile tasarımların kopyasını davalı şirkete verdikleri yönündeki iddiasının incelenmesinde ise, somut olarak bu hususun ispatına ilişkin herhangi bir belge sunulamadığı, davacının «haksız rekabete» ilişkin taleplerinin ispat edilemediği, «rekabet yasağı» yönünden ise taraflar arasında imza edilmiş «rekabet yasağı sözleşmelerinde» işlerin türü bakımından, anılan yasa hükmüne uygun şekilde bir sınırlama getirilmediği ve tarih yazılı rekabet yasağı sözleşmelerinde Marmara ve İç Anadolu Bölgeleri denilmekle yer bakımından getirilen sınırlamanın «hakkaniyete» aykırı olduğu, belirleyici mahiyette olmadığı, konu itibariyle de geçerli bir sınırlama içermeyen sözleşmenin davalı şahısların mesleki faaliyetini sürdürmesini bütünü ile engelleyebilecek nitelikte bulunduğu, davalı şahısların davacı nezdindeki iş akitlerini kanunun kendilerine tanıdığı hak çerçevesinde feshettiklerinin anlaşılması ve fakat davalı şahısların davacı nezdindeki çalışmaları sırasında davacı şirketin «müşteri çevresi» veya «üretim sırları» ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edindiklerinin ve bu bilgilerin kullanılmasının davacı şirketin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olduğunun ispat edilememesi karşısında da rekabet yasağı sözleşmesi uyarınca davacının herhangi bir talepte bulunamayacağı, zira, sadece aynı sektörde başka bir firmada işe girmenin başlı başına haksız rekabet doğurmayacağı, aksi durumun Anayasa'nın «çalışma özgürlüğü» ilkesine aykırılık teşkil edeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki «haksız rekabetin» tespiti, meni, maddi ve manevi tazminat ile «rekabet yasağı sözleşmesine aykırılık» nedeniyle «cezai şart» alacağının istemine ilişkin davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, «haksız rekabetin» tespiti, meni, maddi ve manevi tazminat ile «rekabet yasağı sözleşmesine aykırılık» nedeniyle «cezai şart» alacağının istemine ilişkin olup, davalı gerçek kişilerin davacı nezdindeki işlerinden ayrılmalarından hemen sonra davacı şirket ile rekabet halindeki davalı şirke …
Benzer bu karardaDava, 6098 sayılı TBK'nın 444'üncü maddesi uyarınca (818 sayılı B.K'nın 348) işçi ile işveren arasında düzenlenen işçinin «rekabet yasağı sözleşmesine aykırılık» iddiasından kaynaklanan «cezai şart» istemine ilişkindir.
… enmesi gerektiği, davalının somut olarak hangi bilgiye ulaştığı ve davacının hangi ticari yararını engellediğinin ortaya konulmadığı, taraflar arasındaki sözleşmede «rekabet yasağına» yönelik belli bir bölgenin belirlenmemiş olması nedeni ile söz konusu sözleşme hükmünün Anayasa'nın «çalışma özgürlüğü» ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Rekabet «yasağı» «kaydı», ancak hizmet ilişkisi işçiye «müşteri çevresi» veya «üretim sırları» ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:fiil ehliyeti · kısıtlılık · taraf ehliyeti
Benzer bu kararda6098 sayılı TBK'nın 444. maddesi gereğince, «fiil ehliyetine» sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir.
Ayrıca somut olayda, taraflar arasındaki sözleşmede 1 yıllık «rekabet yasağı» süresi öngörülmüş, coğrafi alana yönelik ise herhangi bir «kısıtlama» yapılmamıştır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/6975 E. 2016/2969 K.
Ortak:çalışma özgürlüğü · rekabet yasağı · hakkaniyet · cezai şart · oy yasağı · geçersizlik · haksız rekabet
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının somut olarak müşteri «kaybına» uğradığı ve davalı şirket tarafından piyasaya sunulan ürünlerin davacı şirkete ait ürünlerle «iltibas» oluşturacak mahiyette olduğu hususlarının ispat edilemediği, davalı şahısların davalı şirkette çalışmak ve davalı şirketin de davalı şahısları bünyesinde çalıştırmak suretiyle, davalı şahısların davacı nezdindeki çalışmaları sırasında öğrendikleri gizli ve ticari bilgiler ile tasarımların kopyasını davalı şirkete verdikleri yönündeki iddiasının incelenmesinde ise, somut olarak bu hususun ispatına ilişkin herhangi bir belge sunulamadığı, davacının «haksız rekabete» ilişkin taleplerinin ispat edilemediği, «rekabet yasağı» yönünden ise taraflar arasında imza edilmiş «rekabet yasağı sözleşmelerinde» işlerin türü bakımından, anılan yasa hükmüne uygun şekilde bir sınırlama getirilmediği ve tarih yazılı rekabet yasağı sözleşmelerinde Marmara ve İç Anadolu Bölgeleri denilmekle yer bakımından getirilen sınırlamanın «hakkaniyete» aykırı olduğu, belirleyici mahiyette olmadığı, konu itibariyle de geçerli bir sınırlama içermeyen sözleşmenin davalı şahısların mesleki faaliyetini sürdürmesini bütünü ile engelleyebilecek nitelikte bulunduğu, davalı şahısların davacı nezdindeki iş akitlerini kanunun kendilerine tanıdığı hak çerçevesinde feshettiklerinin anlaşılması ve fakat davalı şahısların davacı nezdindeki çalışmaları sırasında davacı şirketin «müşteri çevresi» veya «üretim sırları» ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edindiklerinin ve bu bilgilerin kullanılmasının davacı şirketin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olduğunun ispat edilememesi karşısında da rekabet yasağı sözleşmesi uyarınca davacının herhangi bir talepte bulunamayacağı, zira, sadece aynı sektörde başka bir firmada işe girmenin başlı başına haksız rekabet doğurmayacağı, aksi durumun Anayasa'nın «çalışma özgürlüğü» ilkesine aykırılık teşkil edeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… dığı, davalı gerçek kişilerin, davacı nezdindeki işlerinden ayrıldıktan sonra davacı ile rekabet halindeki diğer davalı şirkette çalışmaya başlamalarının tek başına «haksız rekabet» oluşturmadığı, bunun dışındaki davacı iddialarının ise ispat edilemediği, buna göre haksız rekabet iddiası yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, somut olay açısından haksız rekabet bulunup bulunmadığının hakimin hukuki bilgisi ile çözümlenebilecek olması karşısında, «uzman görüşü» ile bilirkişi raporu arasındaki çelişkinin giderilmesi için ayrıca bir «bilirkişi incelemesine» gerek olmadığı, «rekabet yasağı sözleşmesindeki» «cezai şart» istemi yönünden ise, taraflar arasındaki rekabet yasağı sözleşmelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun (6098 sayılı Kanun) 445 inci maddesinde belirtilen süre sınırlamasına uyulmadığı, coğrafi sınırı olarak İç Anadolu ve Marmara Bölgelerini kapsadığı, öte yandan konu bakımından da, davacı şirketin faaliyet konusuna giren hiçbir işte çalışılamayacağının öngörüldüğü, bu hali ile sözleşmelerin zaman, yer ve işlerin türü bakımından aşırı oldukları, 6098 sayılı Kanun'un 445 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince müdahele edilerek rekabet yasağı sözleşmesi kapsamının, davalıların davacı şirketle aynı ilde aynı alanda faaliyet gösteren şirkette, davacı şirketteki çalıştığı pozisyonlarla aynı veya benzer pozisyonda çalışması ve iş akdinin sona ermesinden sonra iki yıl süre ile sınırlı bulunması olarak belirlendiği, bu kapsamı itibariyle rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olduğu kabul edilerek yapılan değerlendirmede ise davalıların, davacının işlerine, üretim süreçlerine, teknik bilgilerine ve müşteri bilgilerine vakıf olabilecek pozisyonda çalıştıkları, davalı ...'nın davacı şirketteki görevinden ayrılmasından itibaren iki yıl dolmadan, davacı ile aynı alanda faaliyet gösteren diğer davalı şirkette çalışmaya başladığı, davalı ...'nın ise şirkete ortak olduğu, aksi savunulmadığından davacı şirkette çalıştıkları pozisyona benzer pozisyonda çalışmaya başladıklarının kabulünün gerektiği, davalı gerçek kişilerin çalışmaya başladıkları şirketin de davacı ile aynı ilde faaliyet gösterdiği, bu kapsamda 6098 sayılı Kanun'un 445 inci maddesinin ikinci fıkrasınca verilen «yetki» doğrultusunda kapsamı belirlenen rekabet yasağı sözleşmesine, davalı gerçek kişilerin aykırı davrandıkları kanaatine varıldığı, davalılar «tacir» olmadıklarından 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 22 nci maddesi yerine 6098 sayılı Kanun'unun 182 nci maddesinin uygulanacağı, tarafların mali ve sosyal durumları, asıl borcun «ifa» edilmesi halinde davacının elde edeceği yarar ile cezai şartın ödenmesinin sağlayacağı yarar arasındaki makul ve adil ölçü, sözleşmeye aykırı davranılması yüzünden alacaklının uğradığı zarar, borçlunun borcunu yerine getirmemek suretiyle sağladığı fayda dikkate alındığında, taraflar arasında kararlaştırılan «son» aylık brüt ücretin 10 katı tutarında cezai şart miktarının fahiş olduğu, cezai şarttan bir miktar «hakkaniyet indirimi» yapılması gerektiği sonucuna ulaşıldığı, aylık maaş tutarları gözetilerek davalı ... yönünden 20.000,00 TL, davalı ... yönünden ise 15.000,00 TL'lik cezai şart miktarı hak ve nasafet ilkesine uygun olacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile 20.000,00 TL cezai şart alacağının «temerrüt tarihi» olan 18.03.2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin cezai şart alacağı talebinin re …
Taraflar arasındaki «haksız rekabetin» tespiti, meni, maddi ve manevi tazminat ile «rekabet yasağı sözleşmesine aykırılık» nedeniyle «cezai şart» alacağının istemine ilişkin davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacının iş politikası olarak tüm çalışanlarına «haksız rekabete» ve «cezai şarta» ilişkin hüküm içeren sözleşme imzalattığı, işçinin iş akdinin devamı süresince hangi pozisyonda çalışacağı ve firma ile ilgili hangi bilgilere vakıf olacağı önceden kestirilemeyeceğinden bu halin davacı aleyhine değerlendirilemeyeceği; ancak davacı tarafın haksız rekabetin oluştuğunu gösteren delilleri sunmak ve işçinin hangi ticari sırlara vakıf olmak sureti ile rakip firmanın menfaatine yarar sağladığını açıklamak zorunda olduğu, haksız rekabete ilişkin cezai şartın "muhtemel tehlike" varsayımına dayalı olarak peşinen tahakkuk etmeyeceği, davalının işten ayrıldıktan sonra bir takım ticari sırları rakip firmaya taşıdığı ve rakip firmanın da bundan haksız yarar sağladığının açıkca belirlenmesi gerektiği, davalının somut olarak hangi bilgiye ulaştığı ve davacının hangi ticari yararını engellediğinin ortaya konulmadığı, yani haksız rekabetin varlığının ispatlanamadığı, soyut olarak her çalışanın işten ayrıldıktan sonra aynı sektörde başka bir firmada işe girmesinin haksız rekabet tehlikesi doğurmayacağı, taraflar arasındaki sözleşmede «rekabet yasağına» yönelik belli bir bölgenin belirlenmemiş olması nedeni ile de söz konusu sözleşme hükmünün Anayasanın «çalışma özgürlüğü» ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu itibarla, yürürlük kanunu uyarınca somut olaya uygulanması gereken TBK'nın 445/2. maddesi uyarınca bir değerlendirme yapılmaksızın, «rekabet yasağının» yer bakımından sınırlama getirmemiş olmasının Anayasa'nın «çalışma özgürlüğüne» aykırı olduğu ve bu nedenle sözleşmenin «geçersiz» olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamış, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Dava, «rekabet yasağına» aykırı davranışdan doğan «cezai şart» alacağının tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:karşı edim
Benzer bu karardaAynı maddenin 2. fıkrasında ise, hâkimin, aşırı nitelikteki «rekabet yasağını», bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği «karşı edimi» de «hakkaniyete» uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabileceği belirlenmiştir.
2 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/3116 E. 2019/7522 K.
Ortak:üretim sırları · müşteri çevresi · rekabet yasağı · hakkaniyet · cezai şart · oy yasağı · geçersizlik · cy/cy kaydı
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının somut olarak müşteri «kaybına» uğradığı ve davalı şirket tarafından piyasaya sunulan ürünlerin davacı şirkete ait ürünlerle «iltibas» oluşturacak mahiyette olduğu hususlarının ispat edilemediği, davalı şahısların davalı şirkette çalışmak ve davalı şirketin de davalı şahısları bünyesinde çalıştırmak suretiyle, davalı şahısların davacı nezdindeki çalışmaları sırasında öğrendikleri gizli ve ticari bilgiler ile tasarımların kopyasını davalı şirkete verdikleri yönündeki iddiasının incelenmesinde ise, somut olarak bu hususun ispatına ilişkin herhangi bir belge sunulamadığı, davacının «haksız rekabete» ilişkin taleplerinin ispat edilemediği, «rekabet yasağı» yönünden ise taraflar arasında imza edilmiş «rekabet yasağı sözleşmelerinde» işlerin türü bakımından, anılan yasa hükmüne uygun şekilde bir sınırlama getirilmediği ve tarih yazılı rekabet yasağı sözleşmelerinde Marmara ve İç Anadolu Bölgeleri denilmekle yer bakımından getirilen sınırlamanın «hakkaniyete» aykırı olduğu, belirleyici mahiyette olmadığı, konu itibariyle de geçerli bir sınırlama içermeyen sözleşmenin davalı şahısların mesleki faaliyetini sürdürmesini bütünü ile engelleyebilecek nitelikte bulunduğu, davalı şahısların davacı nezdindeki iş akitlerini kanunun kendilerine tanıdığı hak çerçevesinde feshettiklerinin anlaşılması ve fakat davalı şahısların davacı nezdindeki çalışmaları sırasında davacı şirketin «müşteri çevresi» veya «üretim sırları» ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edindiklerinin ve bu bilgilerin kullanılmasının davacı şirketin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olduğunun ispat edilememesi karşısında da rekabet yasağı sözleşmesi uyarınca davacının herhangi bir talepte bulunamayacağı, zira, sadece aynı sektörde başka bir firmada işe girmenin başlı başına haksız rekabet doğurmayacağı, aksi durumun Anayasa'nın «çalışma özgürlüğü» ilkesine aykırılık teşkil edeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Söz konusu «rekabet yasağı» «kaydı» veya sözleşmenin geçerli olabilmesi koşullarından biri de, hizmet ilişkisinin işçiye «müşteri çevresi» veya «üretim sırları» ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlaması ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması neticesinde işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olması durumunda geçerli olacaktır.
CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davanın zaman aşımına uğradığını, müvekkilleri ...'nın ve ...'nın işten ayrılma «sebebinin», davacı şirkete sonradan atanan müdürün baskıları ve iş koşullarının çalışılamaz hale gelmesi olduğunu, kendilerinin iş koşullarında değişiklik yapma taleplerinin davacı şirket tarafından kabul görmediğini ve bu sebeple işten ayrıldıklarını, müvekkillerinin, davacı şirkette çalıştıkları dönemde hiç bir zaman davacı «şirkete zarar» verecek şekilde ticari sırlara vakıf olmadıklarını, müvekkillerinin meslekleri, davacı firmadaki pozisyonları, davacı firmanın ürettiği ürünler ve «müşteri çevresi» bakımından davalıların davacıyı zarara uğratacak eylemlerinin olmadığını, bu nedenle «rekabet yasağına» aykırı bir davranışta bulunmadıklarını, müvekkili ...'nın davacı şirketten ayrıldıktan sonra dava dışı şirkette çalıştığını ve doğrudan davalı şirkette çalışmaya başlamadığını, rekabet yasağına ilişkin sözleşmelerin yer ve konu bakımından sınırlandırılmaması dolayısıyla hukuka aykırı ve «geçersiz» olduklarını, dava dilekçesinde mülkiyeti davacıya ait tasarımların aynen kopyalanarak üretilip satıldığı ifade edilmiş ise de bu iddiaların mesnetsiz olduğunu, «haksız rekabetin» de bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Benzer bu karardaAyrıca aynı Kanun'un 444/2. maddesi “«rekabet yasağı» «kaydı», ancak hizmet ilişkisi işçiye «müşteri çevresi» veya «üretim sırları» ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak niteli …
Mahkemece, taraflar arasındaki «rekabet yasağı» düzenlemesinin, görev sınırlaması yapılmaması nedeniyle «hakkaniyete» aykırı olduğu, bu nedenle rekabet yasağı düzenlemesinin «geçersiz» olduğu, davalının ticari «sırra» vakıf olabilecek pozisyonda bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
6098 sayılı TBK’nın 445/2. maddesi “Hâkim, aşırı nitelikteki «rekabet yasağını», bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği «karşı edimi» de «hakkaniyete» uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir.” hükmüne haiz olup, anılan madde hükmü ile 6098 sayılı Kanun 818 sayılı Kanun'dan farklı olarak, rekabet yasağı ile ilgili doğrudan mutlak bir «geçersizliğin» öngörülmediği, Anayasa ve diğer mevzuat hükümleri ile somut olgu nazara alınarak rekabet yasağının aşırı nitelikte olması halinde, yasağın kapsamı bakımından hakim …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:karşı edim · iş sırrı · çalışma hürriyeti · hizmet akdi · delil değerlendirmesi · ibraz
Benzer bu karardaMahkemece, uyulan bozma ilamı, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, sözleşmedeki «rekabet yasağı» hükmünün kelepçe mahiyetinde olduğu, «çalışma hürriyetini» engellediği, davalının pozisyonu gereği ticari «sırra» vakıf olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, TBK 444/2 hükmü uyarınca öncelikle, davacı tarafça dosya kapsamına «ibraz» edilen «deliller değerlendirilerek», «rekabet yasağının» aşırı nitelikte olması durumunda gerekli sınırlandırılmalar yapılarak bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde yanılgılı gerekçe ve «eksik incelemeye» dayalı bir karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Mahkemece, taraflar arasındaki «rekabet yasağı» düzenlemesinin, görev sınırlaması yapılmaması nedeniyle «hakkaniyete» aykırı olduğu, bu nedenle rekabet yasağı düzenlemesinin «geçersiz» olduğu, davalının ticari «sırra» vakıf olabilecek pozisyonda bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Dava konusu «hizmet akdinin», 01.11.2012 tarihli olması nedeniyle uyuşmazlığa, bu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK 444 vd. hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/2222 E. 2014/8576 K.
Ortak:maddi tazminat · haksız rekabet
İncelediğiniz karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirkette davalı gerçek kişilerin imzalamış oldukları «hizmet sözleşmesi» ile 1993 yılından itibaren çalışmaya başladıklarını, davalı ...'nın görevinin elektrik teknisyeni, davalı ...'nın görevinin ise teknik ressamlık olduğu, ...'nın 23 yıl süreyle çalıştıktan sonra 26.03.2016 tarihinde, davalı ...'nın da aynı şekilde 12.02.2016 tarihinde kendi istekleri ile işten ayrıldıklarını, ancak anılan davalıların istifalarının hemen ardından diğer davalı şirkette çalışmaya başladıklarını, 2014 yılında kurulan davalı şirketin faaliyete başladıktan kısa bir süre sonra davalı ...'nın bu şirkete hissedar olduğunun tespit edildiğini, müvekkili şirkete ait tasarımları kopyalayarak bu şirket altında üretip sattıklarını, davalı ...'nın çalıştığı dönemde aynı iş kolunda çalışan şirkete ortak olmasının hukuka ve imzaladığı hizmet sözleşmesine aykırı olduğunu, müvekkili şirketin kilit personellerinden iki tanesinin birbiri ardına «istifa» ederek müvekkili ile rakip olan davalı şirkette çalışmaya başlamalarının, bu esnada davalılardan ...'nın davalı Şirkete ortak olmasının hayatın olağan akışı dahilinde mümkün olmadığını belirterek tüm davalıların «haksız rekabette» bulunduklarının tespitine ve menine, davalıların haksız rekabet eylemi nedeniyle şimdilik 10.000,00 TL «maddi tazminat» ile 20.000,00 TL manevi tazminatın haksız rekabet eyleminin başladığı günden itibaren «yasal faizi» ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davalıların «rekabet yasağına» aykırı davranışları nedeniyle davalı ...'dan 57.727,70 TL ve davalı ...'dan da 45.977,90 TL'nin «temerrüt tarihi» olan 18.03.2017 tarihinden itibaren «avans faizi» ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Taraflar arasındaki «haksız rekabetin» tespiti, meni, maddi ve manevi tazminat ile «rekabet yasağı sözleşmesine aykırılık» nedeniyle «cezai şart» alacağının istemine ilişkin davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davanın zaman aşımına uğradığını, müvekkilleri ...'nın ve ...'nın işten ayrılma «sebebinin», davacı şirkete sonradan atanan müdürün baskıları ve iş koşullarının çalışılamaz hale gelmesi olduğunu, kendilerinin iş koşullarında değişiklik yapma taleplerinin davacı şirket tarafından kabul görmediğini ve bu sebeple işten ayrıldıklarını, müvekkillerinin, davacı şirkette çalıştıkları dönemde hiç bir zaman davacı «şirkete zarar» verecek şekilde ticari sırlara vakıf olmadıklarını, müvekkillerinin meslekleri, davacı firmadaki pozisyonları, davacı firmanın ürettiği ürünler ve «müşteri çevresi» bakımından davalıların davacıyı zarara uğratacak eylemlerinin olmadığını, bu nedenle «rekabet yasağına» aykırı bir davranışta bulunmadıklarını, müvekkili ...'nın davacı şirketten ayrıldıktan sonra dava dışı şirkette çalıştığını ve doğrudan davalı şirkette çalışmaya başlamadığını, rekabet yasağına ilişkin sözleşmelerin yer ve konu bakımından sınırlandırılmaması dolayısıyla hukuka aykırı ve «geçersiz» olduklarını, dava dilekçesinde mülkiyeti davacıya ait tasarımların aynen kopyalanarak üretilip satıldığı ifade edilmiş ise de bu iddiaların mesnetsiz olduğunu, «haksız rekabetin» de bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, hükümde davalıların eylemlerinin «haksız rekabet» oluşturduğu belirtilmiş ise de, «maddi tazminatın» ve «yargılama giderlerinin» "davalıdan" tahsiline denmek suretiyle belirsiz, «infazda tereddüt» doğuracak şekilde hüküm kurulmuştur.
… eden diğer davalı şirket ile çalışmaya başladığı ve davacı şirketin ticari sırlarına vakıf olan bu şahsın mal alım satımına yönelik teklifler verdiği, bu eyleminin «haksız rekabet» oluşturduğu, sunulan delillere göre davacının tam olarak «zararını ispat» edemediği, mahkemece bu miktarın 15.000,00 TL olarak takdir edildiği, davacının şartları oluşmadığından manevi tazminat isteyemeyeceği gerekçesiyle, davanın kısmen …
1- Dava, «haksız rekabet» nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zararın ispatı · infazda tereddüt · infaz · yargılama gideri
Benzer bu karardaMahkemece, hükümde davalıların eylemlerinin «haksız rekabet» oluşturduğu belirtilmiş ise de, «maddi tazminatın» ve «yargılama giderlerinin» "davalıdan" tahsiline denmek suretiyle belirsiz, «infazda tereddüt» doğuracak şekilde hüküm kurulmuştur.
Bu durumda, «infazda tereddüt» olmayacak şekilde yeniden hüküm kurulması gerektiğinden kararın bozulması gerekmiştir.
… eden diğer davalı şirket ile çalışmaya başladığı ve davacı şirketin ticari sırlarına vakıf olan bu şahsın mal alım satımına yönelik teklifler verdiği, bu eyleminin «haksız rekabet» oluşturduğu, sunulan delillere göre davacının tam olarak «zararını ispat» edemediği, mahkemece bu miktarın 15.000,00 TL olarak takdir edildiği, davacının şartları oluşmadığından manevi tazminat isteyemeyeceği gerekçesiyle, davanın kısmen …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/7253 E. , 2023/1376 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
SAYISI 2019/1600 Esas, 2021/1002 Karar
DAVA TARİHİ 29.06.2017
HÜKÜM
Kısmen kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2017/454 E., 2019/421 K.
Taraflar arasındaki haksız rekabetin tespiti, meni, maddi ve manevi tazminat ile rekabet yasağı sözleşmesine aykırılık nedeniyle cezai şart alacağının istemine ilişkin davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ile davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirkette davalı gerçek kişilerin imzalamış oldukları hizmet sözleşmesi ile 1993 yılından itibaren çalışmaya başladıklarını, davalı ...'nın görevinin elektrik teknisyeni, davalı ...'nın görevinin ise teknik ressamlık olduğu, ...'nın 23 yıl süreyle çalıştıktan sonra 26.03.2016 tarihinde, davalı ...'nın da aynı şekilde 12.02.2016 tarihinde kendi istekleri ile işten ayrıldıklarını, ancak anılan davalıların istifalarının hemen ardından diğer davalı şirkette çalışmaya başladıklarını, 2014 yılında kurulan davalı şirketin faaliyete başladıktan kısa bir süre sonra davalı ...'nın bu şirkete hissedar olduğunun tespit edildiğini, müvekkili şirkete ait tasarımları kopyalayarak bu şirket altında üretip sattıklarını, davalı ...'nın çalıştığı dönemde aynı iş kolunda çalışan şirkete ortak olmasının hukuka ve imzaladığı hizmet sözleşmesine aykırı olduğunu, müvekkili şirketin kilit personellerinden iki tanesinin birbiri ardına istifa ederek müvekkili ile rakip olan davalı şirkette çalışmaya başlamalarının, bu esnada davalılardan ...'nın davalı Şirkete ortak olmasının hayatın olağan akışı dahilinde mümkün olmadığını belirterek tüm davalıların haksız rekabette bulunduklarının tespitine ve menine, davalıların haksız rekabet eylemi nedeniyle şimdilik 10.000,00 TL maddi tazminat ile 20.000,00 TL manevi tazminatın haksız rekabet eyleminin başladığı günden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davalıların rekabet yasağına aykırı davranışları nedeniyle davalı ...'dan 57.727,70 TL ve davalı ...'dan da 45.977,90 TL'nin temerrüt tarihi olan 18.03.2017 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davanın zaman aşımına uğradığını, müvekkilleri ...'nın ve ...'nın işten ayrılma sebebinin, davacı şirkete sonradan atanan müdürün baskıları ve iş koşullarının çalışılamaz hale gelmesi olduğunu, kendilerinin iş koşullarında değişiklik yapma taleplerinin davacı şirket tarafından kabul görmediğini ve bu sebeple işten ayrıldıklarını, müvekkillerinin, davacı şirkette çalıştıkları dönemde hiç bir zaman davacı şirkete zarar verecek şekilde ticari sırlara vakıf olmadıklarını, müvekkillerinin meslekleri, davacı firmadaki pozisyonları, davacı firmanın ürettiği ürünler ve müşteri çevresi bakımından davalıların davacıyı zarara uğratacak eylemlerinin olmadığını, bu nedenle rekabet yasağına aykırı bir davranışta bulunmadıklarını, müvekkili ...'nın davacı şirketten ayrıldıktan sonra dava dışı şirkette çalıştığını ve doğrudan davalı şirkette çalışmaya başlamadığını, rekabet yasağına ilişkin sözleşmelerin yer ve konu bakımından sınırlandırılmaması dolayısıyla hukuka aykırı ve geçersiz olduklarını, dava dilekçesinde mülkiyeti davacıya ait tasarımların aynen kopyalanarak üretilip satıldığı ifade edilmiş ise de bu iddiaların mesnetsiz olduğunu, haksız rekabetin de bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının somut olarak müşteri kaybına uğradığı ve davalı şirket tarafından piyasaya sunulan ürünlerin davacı şirkete ait ürünlerle iltibas oluşturacak mahiyette olduğu hususlarının ispat edilemediği, davalı şahısların davalı şirkette çalışmak ve davalı şirketin de davalı şahısları bünyesinde çalıştırmak suretiyle, davalı şahısların davacı nezdindeki çalışmaları sırasında öğrendikleri gizli ve ticari bilgiler ile tasarımların kopyasını davalı şirkete verdikleri yönündeki iddiasının incelenmesinde ise, somut olarak bu hususun ispatına ilişkin herhangi bir belge sunulamadığı, davacının haksız rekabete ilişkin taleplerinin ispat edilemediği, rekabet yasağı yönünden ise taraflar arasında imza edilmiş rekabet yasağı sözleşmelerinde işlerin türü bakımından, anılan yasa hükmüne uygun şekilde bir sınırlama getirilmediği ve tarih yazılı rekabet yasağı sözleşmelerinde Marmara ve İç Anadolu Bölgeleri denilmekle yer bakımından getirilen sınırlamanın hakkaniyete aykırı olduğu, belirleyici mahiyette olmadığı, konu itibariyle de geçerli bir sınırlama içermeyen sözleşmenin davalı şahısların mesleki faaliyetini sürdürmesini bütünü ile engelleyebilecek nitelikte bulunduğu, davalı şahısların davacı nezdindeki iş akitlerini kanunun kendilerine tanıdığı hak çerçevesinde feshettiklerinin anlaşılması ve fakat davalı şahısların davacı nezdindeki çalışmaları sırasında davacı şirketin müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edindiklerinin ve bu bilgilerin kullanılmasının davacı şirketin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olduğunun ispat edilememesi karşısında da rekabet yasağı sözleşmesi uyarınca davacının herhangi bir talepte bulunamayacağı, zira, sadece aynı sektörde başka bir firmada işe girmenin başlı başına haksız rekabet doğurmayacağı, aksi durumun Anayasa'nın çalışma özgürlüğü ilkesine aykırılık teşkil edeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporu ile dosyaya sundukları uzman görüşü arasında ciddi şekilde çelişkiler bulunmakta iken, İlk Derece Mahkemesince, bu çelişkinin giderilmesine yönelik yeni bir heyetten rapor alınmaksızın eksik incelemeye istinaden hatalı karar verildiğini, kök ve ek rapordaki hesap hatalarına dair yeni bir heyetten rapor alınması gerekirken, bu eksiklik giderilmeksizin yanlış hesaplamaya dayanılarak verilen kararın hatalı olduğunu, davalıların müvekkili sırlarına ulaşma imkânı olup olmadığına dair herhangi bir tahkikat yapılmadığını, tanık deliline dayanmalarına rağmen dosyada tanık dinlenmeksizin ve konumları, iş tanımları da dikkate alınarak taşıdıkları ticari sır ve hassas bilgiler nedeni ile davalıların müvekkili şirkete zarar vermiş olup olmadıklarına dair sektörde uzman bir bilirkişiden ayrıca bu yönde bir rapor alınmaksızın eksik tahkikat ile karar verildiğini, herhangi bir hukuki dayanağı olmaksızın rekabet yasağı sözleşmelerinin geçersiz olduğu sonucuna varıldığını, rekabet yasağına dair davalı imzalarına havi sözleşmelerin geçerli olduklarını, hem rekabet yasağı hükümlerinin tamamen geçerli, hem de davalıların eylemlerinin tipik bir haksız rekabet örneği olmasına rağmen, İlk Derece Mahkemesinin hukuka aykırı şekilde davayı reddettiğini, rekabet yasağına dair sözleşmelerin eski Borçlar Kanunu döneminde akdedildiğinin gözden kaçırıldığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalı gerçek kişilerin, davacı nezdindeki işlerinden ayrıldıktan sonra davacı ile rekabet halindeki diğer davalı şirkette çalışmaya başlamalarının tek başına haksız rekabet oluşturmadığı, bunun dışındaki davacı iddialarının ise ispat edilemediği, buna göre haksız rekabet iddiası yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, somut olay açısından haksız rekabet bulunup bulunmadığının hakimin hukuki bilgisi ile çözümlenebilecek olması karşısında, uzman görüşü ile bilirkişi raporu arasındaki çelişkinin giderilmesi için ayrıca bir bilirkişi incelemesine gerek olmadığı, rekabet yasağı sözleşmesindeki cezai şart istemi yönünden ise, taraflar arasındaki rekabet yasağı sözleşmelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun (6098 sayılı Kanun) 445 inci maddesinde belirtilen süre sınırlamasına uyulmadığı, coğrafi sınırı olarak İç Anadolu ve Marmara Bölgelerini kapsadığı, öte yandan konu bakımından da, davacı şirketin faaliyet konusuna giren hiçbir işte çalışılamayacağının öngörüldüğü, bu hali ile sözleşmelerin zaman, yer ve işlerin türü bakımından aşırı oldukları, 6098 sayılı Kanun'un 445 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince müdahele edilerek rekabet yasağı sözleşmesi kapsamının, davalıların davacı şirketle aynı ilde aynı alanda faaliyet gösteren şirkette, davacı şirketteki çalıştığı pozisyonlarla aynı veya benzer pozisyonda çalışması ve iş akdinin sona ermesinden sonra iki yıl süre ile sınırlı bulunması olarak belirlendiği, bu kapsamı itibariyle rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olduğu kabul edilerek yapılan değerlendirmede ise davalıların, davacının işlerine, üretim süreçlerine, teknik bilgilerine ve müşteri bilgilerine vakıf olabilecek pozisyonda çalıştıkları, davalı ...'nın davacı şirketteki görevinden ayrılmasından itibaren iki yıl dolmadan, davacı ile aynı alanda faaliyet gösteren diğer davalı şirkette çalışmaya başladığı, davalı ...'nın ise şirkete ortak olduğu, aksi savunulmadığından davacı şirkette çalıştıkları pozisyona benzer pozisyonda çalışmaya başladıklarının kabulünün gerektiği, davalı gerçek kişilerin çalışmaya başladıkları şirketin de davacı ile aynı ilde faaliyet gösterdiği, bu kapsamda 6098 sayılı Kanun'un 445 inci maddesinin ikinci fıkrasınca verilen yetki doğrultusunda kapsamı belirlenen rekabet yasağı sözleşmesine, davalı gerçek kişilerin aykırı davrandıkları kanaatine varıldığı, davalılar tacir olmadıklarından 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 22 nci maddesi yerine 6098 sayılı Kanun'unun 182 nci maddesinin uygulanacağı, tarafların mali ve sosyal durumları, asıl borcun ifa edilmesi halinde davacının elde edeceği yarar ile cezai şartın ödenmesinin sağlayacağı yarar arasındaki makul ve adil ölçü, sözleşmeye aykırı davranılması yüzünden alacaklının uğradığı zarar, borçlunun borcunu yerine getirmemek suretiyle sağladığı fayda dikkate alındığında, taraflar arasında kararlaştırılan son aylık brüt ücretin 10 katı tutarında cezai şart miktarının fahiş olduğu, cezai şarttan bir miktar hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği sonucuna ulaşıldığı, aylık maaş tutarları gözetilerek davalı ...
yönünden 20.000,00 TL, davalı ... yönünden ise 15.000,00 TL'lik cezai şart miktarı hak ve nasafet ilkesine uygun olacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile 20.000,00 TL cezai şart alacağının temerrüt tarihi olan 18.03.2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin cezai şart alacağı talebinin reddine, 15.000,00 TL cezai şart alacağının temerrüt tarihi olan 18.03.2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin cezai şart alacağı talebinin reddine, tüm davalılar yönünden haksız rekabetten kaynaklanan maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalılarındavalı şirkette çalışmalarının tek başına haksız rekabet oluşturmadığı gerekçesi maddi ve manevi tazminat taleplerimizi reddedildiğini, ancak, bilirkişi raporunda, sadece şirketin genel cirosunun artmış olmasına bakılarak zararın doğmadığına yönelik kanaat bildirildiğini, müvekkilinin sadece dava konusu ürünleri değil, diğer sektörlere de hizmet veren farklı ürünleri de üretip satmakta olduğunu,doğru tespit edebilmek için dava konusu ürünlerle sınırlı olarak inceleme yapılması gerekirken bu yapılmadığından, hatalı bir rapora istinaden tamamen yanlış bir değerlendirme yapıldığını ve haksız olarak tazminat taleplerinin reddine karar verildiğini, bu çerçevede bilirkişilerce raporlarında var olduğu iddia edilen ciro artışı, müvekkilin satmakta olduğu diğer ürünlerin satışındaki artıştan kaynaklanan tüm şirket cirosuna dair olması nedeni ile gerçek tabloyu yansıtmadığını, müvekkilinin portföyü ve sırlarını kullanarak müvekkiline madden ve manen ağır zararlar verdiklerini, her ne kadar İstinaf Makamında davalıların ekonomik ve sosyal statülerine istinaden indirim yapıldığı ifade edilmişse de üst düzey yönetici ve şirket ortağı olan bir kişinin bu şekilde bir indirimi hak etmediğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak kaldırılmasını istemiştir.
2.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; taraflar arasında imza edilmiş Rekabet Yasağı Sözleşmelerinde işlerin türü bakımından, anılan yasa hükmüne uygun şekilde bir sınırlama getirilmediği ve tarih yazılı Rekabet Yasağı Sözleşmelerinde Marmara ve İç Anadolu Bölgeleri denilmekle yer bakımından getirilen sınırlamanın hakkaniyete aykırı olduğu, belirleyici mahiyette olmadığı, konu itibariyle de geçerli bir sınırlama içermeyen sözleşmenin davalı şahısların mesleki faaliyetini sürdürmesini bütünü ile engelleyebilecek nitelikte olduğunu, gerek yer, gerekse zaman şartı bakımından rekabet yasağı sözleşmesinin hakkaniyete uygun olmadığını, bu nedenlerle müvekkilleri ... ve ... aleyhine cezai şart alacağına ilişkin kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, haksız rekabetin tespiti, meni, maddi ve manevi tazminat ile rekabet yasağı sözleşmesine aykırılık nedeniyle cezai şart alacağının istemine ilişkin olup, davalı gerçek kişilerin davacı nezdindeki işlerinden ayrılmalarından hemen sonra davacı şirket ile rekabet halindeki davalı şirkette çalışmaya başlamaları ile davacının imalat ve ticaret sırlarının davalılarca kullanılıp kullanılmaması neticesinde haksız rekabetin oluşup oluşmadığı ve davacı ile davalılar arasındaki rekabet yasağına aykırı sözleşmesinin geçerli olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 331, 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 22 nci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 444 ve 445 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm, davalılar vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir
2. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 48 inci maddesine göre, herkesin, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahip olduğu, 6098 sayılı Kanun'un 444 ve devamı maddelerinde de rekabet yasağı kaydı veya sözleşmesinin koşulları ile sınırları düzenlenmiştir. Söz konusu rekabet yasağı kaydı veya sözleşmenin geçerli olabilmesi koşullarından biri de, hizmet ilişkisinin işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlaması ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması neticesinde işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olması durumunda geçerli olacaktır. Somut olayda, davalılardan ...'nın elektrik teknisyeni, ...'nın ise teknik ressam olduğu, yaptıkları işlerin niteliği itibariyle bu işçilerin ayrıldıkları iş yerinin müşteri çevresi, üretim sırları ve işverenin yaptığı işler itibariyle bu iş yerine önemli bir zarar verebilecek nitelikte olmayıp, aldıkları eğitim icabı elektrik ve teknik resim yapmış olmalarının davalıların mesleki faaliyetini sürdürmesi niteliğinde olduğu gözetilmek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, kararın davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacı vekilin tüm, davalılar vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE,
2.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalılara iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
07.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/936425100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz