Menfi tespit
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/7374 E. 2023/1701 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
davaların ayrılması (tefrik)↗ mutlak def'i↗ tasarrufun iptali davası↗ malen kaydı↗ vesayet↗ fiil ehliyeti↗ tasarrufun iptali↗ takibin kesinleşmesi↗ keşide tarihi↗ esnaf↗ yargılama giderlerinden sorumluluk↗ bankacılık işlemi↗ tanık beyanı↗ borçlu olunmadığının tespiti↗ ön inceleme duruşması↗ ihtisas mahkemesi↗ kısıtlılık↗ satış sözleşmesi↗ eş rızası↗ yargılama giderleri↗ denetime elverişlilik↗ def'i↗ keşideci↗ iptal davası↗ bono↗ sulh hukuk mahkemesi↗ kâr kaybı↗ taraf ehliyeti↗ iflas↗ sulh↗ çek↗ kötüniyet↗ taşıyan↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ menfi tespit↗ dava sebebi↗ cy/cy kaydı↗ yükleten (shipper)↗ dahili dava↗ temsil↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Seydişehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi sıfatıyla)
SAYISI : 2015/76 E. , 2018/339 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalılar ... ve ... vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar ... ve ... vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; vesayet altına alınan davacının yıllardır demans işitme kaybı, parkinson ve alzheimer hastası olduğunu, bu durumunu bilebilecek kişiler tarafından yararlanılarak senet tanzim edildiğinin öğrenildiğini, davacı aleyhine yapılan takiplerin usulsüz kesinleştirildiğini, alacaklı görünen, birisi hekim diğerleri esnaf olan kişilerle malen kaydı taşıyan senetlerle davacının herhangi bir mal alım satımının olmadığını, davacının bu senetlerin ne zaman ne şekilde kendisinden alındığı konusunda bilgi sahibi olmadığını, okur yazarlığının bulunmadığını ileri sürerek davacının icra takibine konu senetlerden dolayı borçlu olmadığının tespitine ve senetlerin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... Sanayi Tic. Taah. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; davada davalı gösterilen diğer davalılar ile bir ilgilerinin olamdığını, davaların ayrılması gerektiğini, davaya mesnet icra takibine konu bonunun davacı imzasını taşıdığını, takip öncesinde Seydişehir Noterliğinin 03.12.2013 tarihli ve 11206 yevmiye numaralı araç satış sözleşmesi ile davacıya araç satışı yapıldığını, karşılığın alınan iki bononun biri ödenmediği için takip başlatıldığını, davacının kısıtlanmayı gerektirir bir durumun bulunmadığı savunarak davanın reddini taleop etmiştir.
2.Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesinde davacı hakkında belirtilen durumların gerçeği yansıtmadığını, icra dosyasına itiraz edilmediği ve takibin kesinleştiğini, davacının ticaret ile uğraştığını, kısıtlılığının bulunmadığını, Seydişehir Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından verilen kısıtlılık kararı ile ilgili davada aldırılan raporun afaki olup herhangi bir dönem kapsamadığını, davacının kötü niyetle hareket ettiğini belirterek davanın reddini talep etmişlerdir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, senetlerin düzenlenme tarihinde, hukuki işlem ehliyetine sahip olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumundan (ATK) aldırılan raporda, davacı ...'in 08.03.2017, 02.08.2017 ve 29.11.2017 tarihlerinde yapılan muayenelerinde fiili ehliyetini müessir ve kişide şuur ve harekat serbestisi ile olayları kavrayıp onlardan sağlıklı sonuçlara varabilme yeteneğini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede olan (demansiyel sendrom) denilen bunama halinin saptandığı, kişide tespit edilen "Demansiyel Sendrom" denilen bu akıl zayıflığının akit tarihlerinde de mevcut olduğu tıbbi kanaatine varıldığı, bu duruma göre; ...'in 15.11.2013 ve 23.05.2014 tarihlerinde fiili ehliyetine haiz olmadığı yönünde görüş bildirildiği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 670 nci maddesi gereği akit ile borçlanmaya ehil olan kimsenin poliçe, çek ve bono ile borçlanmaya da ehil olduğu, aynı Kanun'un 1 inci maddesi gereği 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 14 üncü maddesine göre ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyetinin olmadığı, 15 inci maddesine göre kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiillerinin hukuki sonuç doğurmadığı ve 16 ncı madde belirtildiği üzere ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlıların yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça kendi işlemleriyle borç altına giremeyecekleri, davalılar vekillerinin Seydişehir Devlet Hastanesindeki kayıtlar hariç olmak üzere diğer hastane raporlarına ilişkin delilleri davacı vekilinin dilekçeler aşamasında ileri sürmediğinden bahisle ilgili hastane raporlarının dosyaya kazandırılamayacağı ve davacının akıl sağlığına ilişkim yapılacak tetkikte dikkate alınamayacağı yönündeki itirazının, ön inceleme duruşmasından sonra davacı vekilinin süresinde bildirmiş olduğu delil listesi içerikli dilekçenin içinde hastane kayıtlarına dayanılmış olması nedeni ile yerinde olmadığı, davacının ATK'da tetkiklerinin yapıldığı, davacının daha önce görmüş olduğu tedavi evrakı ve hastane raporları da irdelenmek ve değerlendirilmek sureti ile davacının dava konusu icra takiplerindeki senetleri imzalamış olduğu tarihler olan 15.11.2013 ve 23.05.2014 tarihlerinde fiil ehliyetine haiz olmadığı tespitine varıldığı, raporun gerekçeli, tıbbi dayanaklarının belirtilmiş şekilde, denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, davacının fiili ehliyetinin akıl zayıflığı nedeni ile bulunmaması nedeniyle dava konusu icra takiplerindeki senetler yönünden borç altına girme ehliyetine sahip olmaması nedeni ile hükümde belirtilen senetler ve icra takipleri yönünden borçlu olmadığın gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ... ve ... vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalılar ... ve ... vekilleri istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan ATK raporunun yerinde olmadığını, zira davacı tarafça süresinde sunulmayan hastane evrakı olmadan mevcut delillere göre rapor aldırılması gerektiğini, ATK raporunun Seydişehir Devlet Hastanesi kayıtlarına dayandırıldığını, davacının 2011 yılında başlayan hastane tanılarına göre 2011 yılında vitamin eksikliği ve hafif bilişsel bozukluk 2014 yılında hafif bilişsel bozukluk ve parkinson, geç alzheimer tanısına yer verilmişse de 23.12.2014 tarihi itibarı ile var olduğu belirtilen tanıların senet tanzim tarihi itibarı ile olduğuna dair kesin bir tanıya ulaşmanın mümkün olmadığını, bununla alakalı olarak raporda bilimsel ya da tıbbi herhangi bir veriye yer verilmediğini, 23.12.2014 tarihindeki tespitin senetlerin tanzim tarihine kadar geriye yürütlmesinin hangi tıbbi gereklilikten kaynaklandığının belirtilmediğini, davacının senetlerin tazmin tarihi dahil muhtelif tarihlerde yapmış olduğu ticari işlemlerinde hafifi bilişsel bozukluk içinde olmadığının açık olduğunu, dosta kapsamındaki tanık beyanlarının ATK raporunda dikkate alınmadığını, davacının tespitteki gibi bir durumu varsa bunun dışarıda 3. kişiler tarafından da algılanabilecek olduğunu bu durumda işlem yapanların bu işlemlerden imtina etmesi gerektiğini, tüm bu hususların ATK raporunda değerledirilmediğini ve mahkeme kararında bahsekonu tanını geriye yürüme sebebinin diğer delileri çürüterek açıklanmadığını, ATK raporunda davacıya yöneltilen sorulan basit olduğunu, davacı tarafın işbu davaya konu takip dosyları dışında davacının oğluna verdiği vekalet işlemi ile yapılan araç satış ve banka işlemleri hakkında tasarrufun iptali davası açılmamış olmasının davacı tarafın kötüniyetini gösterdiğini, senetlerin düzenlendiği tarihlerde davacının tespitteki gibi bir rahatsızlığı olsaydı davacı vasisinin ve davacının oğlunun tapuda işlem yaptıramayacakları gibi bankacılık işlemlerini de yaptırmayacak olduklarını, rapor tarihinden geçmişe yönelik olarak 15.11.2013 itibarı ile 5 sene öncesinde de bu rahatsızlığın olduğunun tespitinin mümkün olmadığını, davacının kendi kusuruna dayanamayacağını, müvekkillerinin üç yıllık muhakeme sonucu ortaya çıkan durumu bilemeyeceklerini dolaysıyla davanın açılmasına sebebiyet vermediklerinden yargılama giderlerinden sorumlu olmamaları gerektiğini İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu bonolarun keşide tarihlerinin 15.11.2013 ile 23.05.2014 arasında olduğu, toplam 9 adet bononun ayrı ayrı icra takibine konulduğu, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının 15.11.2013 ve 23.05.2014 tarihleri arasında fiil ehliyetine sahip olmadığının belirlendiği, söz konusu raporun ATK'nın 4. İhtisas Kurulu tarafından düzenlendiği, bu raporda davacıya bütün tedavi evraklarının tartışıldığı ve davacı hakkında alınan gözlem kararlarının da değerlendirmede dikkate alındığı, raporun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olduğu, bu durumda bonoların tanzim tarihi itibariyle davacı tarafın fiil ehliyetine sahip olmadığının kabul edilmesi gerektiği, 6102 sayılı Kanun'un 670 nci maddesine göre kambiyo senetlerinin düzenlenmesi için keşidecinin ayrıca fiil ehliyetine sahip olması gerektiği, ehliyetsizlik iddiasının mutlak def'i olup yargılamanın her aşamasında herkese karşı ileri sürülebileceği, Mahkemece bu durum gözetilerek söz konusu bonolardan dolayı davacının sorumlu tutulmamasının doğru olduğu gerekçesiyle davalılar ... ve ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ... ve ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar ... ve ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; belirtmiş oldukları itiraz gerekçelerini yineleyerek istinaf mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davalılara tarafından icra takibine konu edilen kambiyo senetlerinden dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olup taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının senetlerin tanzim tarihinde fiil ehliyetine sahip olup olmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Kanun'un 10 ve devamı maddeleri,
2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 72 nci maddesi,
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalılar ... ve ... vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Menfi Tespit ve İpoteğin Fekki
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/1555 E. 2023/5168 K.
Ortak:fiil ehliyeti · kısıtlılık · taraf ehliyeti · menfi tespit · dahili dava · kesin hüküm
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, senetlerin düzenlenme tarihinde, hukuki işlem «ehliyetine» sahip olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumundan (ATK) aldırılan raporda, davacı ...'in 08.03.2017, 02.08.2017 ve 29.11.2017 tarihlerinde yapılan muayenelerinde «fiili ehliyetini» müessir ve kişide şuur ve harekat serbestisi ile olayları kavrayıp onlardan sağlıklı sonuçlara varabilme yeteneğini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede olan (demansiyel sendrom) denilen bunama halinin saptandığı, kişide tespit edilen "Demansiyel Sendrom" denilen bu akıl zayıflığının akit tarihlerinde de mevcut olduğu tıbbi kanaatine varıldığı, bu duruma göre; ...'in 15.11.2013 ve 23.05.2014 tarihlerinde fiili ehliyetine haiz olmadığı yönünde görüş bildirildiği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 670 nci maddesi gereği akit ile borçlanmaya ehil olan kimsenin poliçe, «çek» ve «bono» ile borçlanmaya da ehil olduğu, aynı Kanun'un 1 inci maddesi gereği 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 14 üncü maddesine göre ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve «kısıtlıların» fiil ehliyetinin olmadığı, 15 inci maddesine göre kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiillerinin hukuki sonuç doğurmadığı ve 16 ncı madde belirtildiği üzere ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlıların yasal «temsilcilerinin» «rızası» olmadıkça kendi işlemleriyle borç altına giremeyecekleri, davalılar vekillerinin Seydişehir Devlet Hastanesindeki kayıtlar hariç olmak üzere diğer hastane raporlarına ilişkin delilleri davacı vekilinin dilekçeler aşamasında ileri sürmediğinden bahisle ilgili hastane raporlarının dosyaya kazandırılamayacağı ve davacının akıl sağlığına ilişkim yapılacak tetkikte dikkate alınamayacağı yönündeki itirazının, ön «inceleme duruşmasından» sonra davacı vekilinin süresinde bildirmiş olduğu delil listesi içerikli dilekçenin içinde hastane kayıtlarına dayanılmış olması nedeni ile yerinde olmadığı, davac …
… k ve parkinson, geç alzheimer tanısına yer verilmişse de 23.12.2014 tarihi itibarı ile var olduğu belirtilen tanıların senet tanzim tarihi itibarı ile olduğuna dair «kesin» bir tanıya ulaşmanın mümkün olmadığını, bununla alakalı olarak raporda bilimsel ya da tıbbi herhangi bir veriye yer verilmediğini, 23.12.2014 tarihindeki tespitin senetlerin tanzim tarihine kadar geriye yürütlmesinin hangi tıbbi gereklilikten kaynaklandığının belirtilmediğini, davacının senetlerin tazmin tarihi «dahil» muhtelif tarihlerde yapmış olduğu ticari işlemlerinde hafifi bilişsel bozukluk içinde olmadığının açık olduğunu, dosta kapsamındaki «tanık beyanlarının» ATK raporunda dikkate alınmadığını, davacının tespitteki gibi bir durumu varsa bunun dışarıda 3. kişiler tarafından da algılanabilecek olduğunu bu durumda işlem yapanların bu işlemlerden imtina etmesi gerektiğini, tüm bu hususların ATK raporunda değerledirilmediğini ve mahkeme kararında bahsekonu tanını geriye yürüme «sebebinin» diğer delileri çürüterek açıklanmadığını, ATK raporunda davacıya yöneltilen sorulan basit olduğunu, davacı tarafın işbu davaya konu takip dosyları dışında davacının oğluna verdiği vekalet işlemi ile yapılan araç satış ve banka işlemleri hakkında «tasarrufun iptali davası» açılmamış olmasının davacı tarafın «kötüniyetini» gösterdiğini, senetlerin düzenlendiği tarihlerde davacının tespitteki gibi bir rahatsızlığı olsaydı davacı vasisinin ve davacının oğlunun tapuda işlem yaptıramayacakları gibi «bankacılık işlemlerini» de yaptırmayacak olduklarını, rapor tarihinden geçmişe yönelik olarak 15.11.2013 itibarı ile 5 sene öncesinde de bu rahatsızlığın olduğunun tespitinin mümkün olmadığını, davacının kendi kusuruna dayanamayacağını, müvekkillerinin üç yıllık muhakeme sonucu ortaya çıkan durumu bilemeyeceklerini dolaysıyla davanın açılmasına sebebiyet vermediklerinden «yargılama giderlerinden sorumlu» olmamaları gerektiğini İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu bonolarun «keşide tarihlerinin» 15.11.2013 ile 23.05.2014 arasında olduğu, toplam 9 adet «bononun» ayrı ayrı icra takibine konulduğu, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının 15.11.2013 ve 23.05.2014 tarihleri arasında «fiil ehliyetine» sahip olmadığının belirlendiği, söz konusu raporun ATK'nın 4.
Benzer bu kararda… kemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile takip alacaklısının Şeker Bank AŞ, takip borçlusunun ... ve ... aleyhine 10.10.2013 tarihinde 129.268,90 TL «asıl alacak» ve işlemiş faizle birlikte 142.088,07 TL üzerinde «ipoteğin paraya çevrilmesi» yoluyla takibe geçildiği, borçluya «ödeme emrinin» gönderildiği, «borca itiraz» ederek «takibin durdurduğu», ...'e ait taşınmaz üzerinde Şeker Bank AŞ lehine 210.000,00 TL bedelli %40 değişken faizli 1. dereceden «ipotek» konulduğu, davacının daha önce tedavi gördüğü Bozyaka Devlet Hastanesinden gelen ve diğer kurumlardan elde edilen hastane kayıtları, ilaç kullanım bilgileri ile Bozyaka Devlet Hastanesinden alınan 19.01.2015 tarihli sağlık kurulu raporu Celal Bayar Üniversitesinden alınan 10.10.2012 tarihli rapor, Şifa Üniversitesi Bornova Sağlık uygulama ve Araştırma Hastanesinin 29.04.2013 tarihli raporu ve bu raporlara istinaden Adli Tıp Kurumunun 29.08.2016 tarihli asıl ve itirazlar üzerine alınan 31.10.2016 tarihli ek raporuna göre ...'in işlemin yapıldığı 02.10.2012 tarihinde mevcut raporlara göre demans hastası olduğu, depresyon tedavisi gördüğü, Şifa Üniversitesi Hastanesinin kayıtlarına göre 29.04.2013 tarihinde «kesin» tanı Alzheimer teşhisi konulduğu ve bu hastalığın başlangıç tarihi itibariyle 02.10.2012 tarihinde davacı ...'in tasarruf ve «fiil ehliyetinin» bulunmadığının tespit edildiği, davacının yargılama devam ederken 30.03.2015 tarihinde ölmesi nedeniyle «mirasçıları» ... ve vasi olan oğlu ... davaya «dahil» edilerek yargılamanın devamı sağlandığı, sözleşme yapma ehliyeti olmayan davacının yapmış olduğu sözleşmenin («genel kredi sözleşmesindeki» «kefaletin» ve ipotek sözleşmesindeki «teminata» ilişkin beyanının) hukuki sonuç doğurmasının mümkün olmadığı, somut olayda, davacı tam ehliyetsiz olup, ayırt etme gücü olmayan ergin kişi durumunda olduğundan tam fiil ehliyetini gerektiren işlemleri yapamayacağı, bu nedenle; söz konusu 02.10.2012 tarihli sözleşme ile ve sözleşmeye istinaden yapılan dava ve takip konusu olan ipotek sözleşmesiyle bağlı olmadığı ve borçlu davacıyı «menfi tespit davası» açmaya zorlayan takibin, borçlunun fiil ehliyetine sahip olmadığını bildiği halde haksız ve kötü niyetli olarak takip yaptığı tespit edilemediğinden davacı lehine %20 «kötü niyet tazminatına» hükmedilmediği gerekçesiyle davacıların davasının kısmen kabulü ile davacıların dava konusu olan İzmir 14.
DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin vasisi olduğu ...'in Menderes Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2013/543 E., 2014/223 K. sayılı kararıyla «kısıtlandığını», ...'e Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi' nin 10.10.2012 tarihli raporuyla bunama/depresif bozukluk, Şifa Üniversitesi Hastanesi'nin 29.04.2013 tarihli raporuyla Alzheimer hastalığı teşhisi konulduğunu, hukuki ve fiili işlem bulunmadığını, davalı Şeker Bank AŞ'nin İzmir 14.İcra Müdürlüğü'nün 2013/12271 E. sayılı dosyasıyla «ipoteğin paraya çevrilmesi» yoluyla takibe geçtiğini, takibin dayanağının «genel kredi sözleşmesi» olduğunu, davalı tarafın kredi sözleşmesine dayanarak ...'e ait taşınmazı «ipotek» ettirdiğini, sözleşmenin yapıldığı 02.10.2012 tarihinde ...'in «fiil ehliyetinin» bulunmadığını, ehliyetsiz olduğunu bu nedenle sözleşmenin «geçersiz» olduğunu ileri sürerek taşınmazın satışının durdurulması, takipten dolayı borçlu olmadığının tespiti ve «ipoteğin fekki» ile %20 «kötü niyet tazminatına» hükmedilmesini talep etmiştir.
İcra Müdürlüğünün 2013/12271 E. sayılı dosyasında takibe konu olan «ipotek» sözleşmesi ve bu sözleşmenin dayandığı «genel kredi sözleşmesinde» borçlu olarak ipotek veren ...'in 02.10.2012 tarihinde «fiil ehliyetine» sahip olmadığı ve yapılan işlemlerin niteliğini ayıracak temyiz gücünün bulunmadığı tespit edilmekle Şeker Bank Ayrancılar Şubesi ile borçlu ... arasında yapılan 02.10.2012 tarihli 200.000,00.TL bedelli genel kredi sözleşmesinden ve bu sözleşmeye istinaden borçlu ... lehine verilen bağımsız «bölüm» üzerine konulan 210.000,00.TL bedelli ipotek sözleşmesinden borçlu olmadığının tespitine, taşınmaz üzerine konulan «ipoteğin kaldırılmasına», davacının «kötü niyet tazminat» şartları gerçekleşmediğinden reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ipoteğin kaldırılması · ipoteğin fekki · takibin durdurulması · borca itiraz · ödeme emri · ipoteğin paraya çevrilmesi · menfi tespit davası · vekalet ücreti takdiri
Benzer bu kararda… kemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile takip alacaklısının Şeker Bank AŞ, takip borçlusunun ... ve ... aleyhine 10.10.2013 tarihinde 129.268,90 TL «asıl alacak» ve işlemiş faizle birlikte 142.088,07 TL üzerinde «ipoteğin paraya çevrilmesi» yoluyla takibe geçildiği, borçluya «ödeme emrinin» gönderildiği, «borca itiraz» ederek «takibin durdurduğu», ...'e ait taşınmaz üzerinde Şeker Bank AŞ lehine 210.000,00 TL bedelli %40 değişken faizli 1. dereceden «ipotek» konulduğu, davacının daha önce tedavi gördüğü Bozyaka Devlet Hastanesinden gelen ve diğer kurumlardan elde edilen hastane kayıtları, ilaç kullanım bilgileri ile Bozyaka Devlet Hastanesinden alınan 19.01.2015 tarihli sağlık kurulu raporu Celal Bayar Üniversitesinden alınan 10.10.2012 tarihli rapor, Şifa Üniversitesi Bornova Sağlık uygulama ve Araştırma Hastanesinin 29.04.2013 tarihli raporu ve bu raporlara istinaden Adli Tıp Kurumunun 29.08.2016 tarihli asıl ve itirazlar üzerine alınan 31.10.2016 tarihli ek raporuna göre ...'in işlemin yapıldığı 02.10.2012 tarihinde mevcut raporlara göre demans hastası olduğu, depresyon tedavisi gördüğü, Şifa Üniversitesi Hastanesinin kayıtlarına göre 29.04.2013 tarihinde «kesin» tanı Alzheimer teşhisi konulduğu ve bu hastalığın başlangıç tarihi itibariyle 02.10.2012 tarihinde davacı ...'in tasarruf ve «fiil ehliyetinin» bulunmadığının tespit edildiği, davacının yargılama devam ederken 30.03.2015 tarihinde ölmesi nedeniyle «mirasçıları» ... ve vasi olan oğlu ... davaya «dahil» edilerek yargılamanın devamı sağlandığı, sözleşme yapma ehliyeti olmayan davacının yapmış olduğu sözleşmenin («genel kredi sözleşmesindeki» «kefaletin» ve ipotek sözleşmesindeki «teminata» ilişkin beyanının) hukuki sonuç doğurmasının mümkün olmadığı, somut olayda, davacı tam ehliyetsiz olup, ayırt etme gücü olmayan ergin kişi durumunda olduğundan tam fiil ehliyetini gerektiren işlemleri yapamayacağı, bu nedenle; söz konusu 02.10.2012 tarihli sözleşme ile ve sözleşmeye istinaden yapılan dava ve takip konusu olan ipotek sözleşmesiyle bağlı olmadığı ve borçlu davacıyı «menfi tespit davası» açmaya zorlayan takibin, borçlunun fiil ehliyetine sahip olmadığını bildiği halde haksız ve kötü niyetli olarak takip yaptığı tespit edilemediğinden davacı lehine %20 «kötü niyet tazminatına» hükmedilmediği gerekçesiyle davacıların davasının kısmen kabulü ile davacıların dava konusu olan İzmir 14.
DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin vasisi olduğu ...'in Menderes Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2013/543 E., 2014/223 K. sayılı kararıyla «kısıtlandığını», ...'e Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi' nin 10.10.2012 tarihli raporuyla bunama/depresif bozukluk, Şifa Üniversitesi Hastanesi'nin 29.04.2013 tarihli raporuyla Alzheimer hastalığı teşhisi konulduğunu, hukuki ve fiili işlem bulunmadığını, davalı Şeker Bank AŞ'nin İzmir 14.İcra Müdürlüğü'nün 2013/12271 E. sayılı dosyasıyla «ipoteğin paraya çevrilmesi» yoluyla takibe geçtiğini, takibin dayanağının «genel kredi sözleşmesi» olduğunu, davalı tarafın kredi sözleşmesine dayanarak ...'e ait taşınmazı «ipotek» ettirdiğini, sözleşmenin yapıldığı 02.10.2012 tarihinde ...'in «fiil ehliyetinin» bulunmadığını, ehliyetsiz olduğunu bu nedenle sözleşmenin «geçersiz» olduğunu ileri sürerek taşınmazın satışının durdurulması, takipten dolayı borçlu olmadığının tespiti ve «ipoteğin fekki» ile %20 «kötü niyet tazminatına» hükmedilmesini talep etmiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, «ehliyetsizlik» nedeniyle «ipoteğin paraya çevrilmesi» yolu ile yapılan icra takibine dayanak «genel kredi sözleşmesindeki» «kefaletin» ve «ipotek» sözleşmesinin «geçersiz» olduğundan dolayı borçlu olmadığının tespiti ile «ipoteğin fekki» istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki «menfi tespit» ile «ipoteğin fekki» davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/3275 E. 2024/5721 K.
Ortak:vesayet · fiil ehliyeti · borçlu olunmadığının tespiti · kısıtlılık · denetime elverişlilik · bono · taraf ehliyeti · menfi tespit · Menfi tespit
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, senetlerin düzenlenme tarihinde, hukuki işlem «ehliyetine» sahip olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumundan (ATK) aldırılan raporda, davacı ...'in 08.03.2017, 02.08.2017 ve 29.11.2017 tarihlerinde yapılan muayenelerinde «fiili ehliyetini» müessir ve kişide şuur ve harekat serbestisi ile olayları kavrayıp onlardan sağlıklı sonuçlara varabilme yeteneğini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede olan (demansiyel sendrom) denilen bunama halinin saptandığı, kişide tespit edilen "Demansiyel Sendrom" denilen bu akıl zayıflığının akit tarihlerinde de mevcut olduğu tıbbi kanaatine varıldığı, bu duruma göre; ...'in 15.11.2013 ve 23.05.2014 tarihlerinde fiili ehliyetine haiz olmadığı yönünde görüş bildirildiği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 670 nci maddesi gereği akit ile borçlanmaya ehil olan kimsenin poliçe, «çek» ve «bono» ile borçlanmaya da ehil olduğu, aynı Kanun'un 1 inci maddesi gereği 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 14 üncü maddesine göre ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve «kısıtlıların» fiil ehliyetinin olmadığı, 15 inci maddesine göre kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiillerinin hukuki sonuç doğurmadığı ve 16 ncı madde belirtildiği üzere ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlıların yasal «temsilcilerinin» «rızası» olmadıkça kendi işlemleriyle borç altına giremeyecekleri, davalılar vekillerinin Seydişehir Devlet Hastanesindeki kayıtlar hariç olmak üzere diğer hastane raporlarına ilişkin delilleri davacı vekilinin dilekçeler aşamasında ileri sürmediğinden bahisle ilgili hastane raporlarının dosyaya kazandırılamayacağı ve davacının akıl sağlığına ilişkim yapılacak tetkikte dikkate alınamayacağı yönündeki itirazının, ön «inceleme duruşmasından» sonra davacı vekilinin süresinde bildirmiş olduğu delil listesi içerikli dilekçenin içinde hastane kayıtlarına dayanılmış olması nedeni ile yerinde olmadığı, davac …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu bonolarun «keşide tarihlerinin» 15.11.2013 ile 23.05.2014 arasında olduğu, toplam 9 adet «bononun» ayrı ayrı icra takibine konulduğu, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının 15.11.2013 ve 23.05.2014 tarihleri arasında «fiil ehliyetine» sahip olmadığının belirlendiği, söz konusu raporun ATK'nın 4.
… raporda davacıya bütün tedavi evraklarının tartışıldığı ve davacı hakkında alınan gözlem kararlarının da değerlendirmede dikkate alındığı, raporun hüküm kurmaya ve «denetime elverişli» olduğu, bu durumda bonoların tanzim tarihi itibariyle davacı tarafın «fiil ehliyetine» sahip olmadığının kabul edilmesi gerektiği, 6102 sayılı Kanun'un 670 nci maddesine göre kambiyo senetlerinin düzenlenmesi için «keşidecinin» ayrıca fiil ehliyetine sahip olması gerektiği, ehliyetsizlik iddiasının «mutlak def»'i olup yargılamanın her aşamasında herkese karşı ileri sürülebileceği, Mahkemece bu durum gözetilerek söz konusu bonolardan dolayı davacının sorumlu tutulmamasının …
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile toplanan deliller ve aldırılan Adli Tıp Kurumu raporuyla muris ...'in akit tarihi olan 28.06.2011 tarihinde «fiil ehliyetine», «kefil» sıfatıyla imzalamış olduğu «bononun» sonuçlarını kavrayabilecek ayırt etme gücüne sahip olmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, «kısıtlı» ...'in Kocaeli 6.
İcra Müdürlüğünün 2015/9113 E. sayılı dosyası ile müvekkili aleyhine yapılan takip dayanağı 24.08.2015 «vade» tarihli, 1.200.000,00 TL bedelli «bononun», «kısıtlı» ...'in «ehliyetsiz» olduğu dönemde «kefil» sıfatı ile imzalandığını, senedin imzalandığı 2011 yılında müvekkilinin 83 yaşında olup, Demans ve Alzheimer hastası olduğunu, Kocaeli 1.
Sulh Hukuk Mahkemesince müvekkilinin «kısıtlandığını», «bononun» düzenlendiği zaman tam «ehliyetsiz» olduğunun resmi ve geçerli hastane ve doktor raporları ile sabit olduğunu ileri sürerek söz konusu takip nedeniyle borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kambiyo senedi · kötü niyet tazminatı · vade · kefil · kötü niyet · eksik inceleme
Benzer bu karardaİcra Müdürlüğünün 2015/9113 E. sayılı dosyası ile müvekkili aleyhine yapılan takip dayanağı 24.08.2015 «vade» tarihli, 1.200.000,00 TL bedelli «bononun», «kısıtlı» ...'in «ehliyetsiz» olduğu dönemde «kefil» sıfatı ile imzalandığını, senedin imzalandığı 2011 yılında müvekkilinin 83 yaşında olup, Demans ve Alzheimer hastası olduğunu, Kocaeli 1.
Şen ile birlikte «kefil» olduğunu ve 1.200.000,00 TL bedelli «kambiyo senedini» müvekkiline verdiğini, Teknomarmara firmasının sahibinin babasının «fiil ehliyetini» yitirecek kadar rahatsız olduğunu bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
İcra Müdürlüğünün 2015/9113 E. sayılı dosyasında davalı bankaya borçlu olmadığının tespitine, şartları oluşmadığından «kötü niyet tazminatına» ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile toplanan deliller ve aldırılan Adli Tıp Kurumu raporuyla muris ...'in akit tarihi olan 28.06.2011 tarihinde «fiil ehliyetine», «kefil» sıfatıyla imzalamış olduğu «bononun» sonuçlarını kavrayabilecek ayırt etme gücüne sahip olmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, «kısıtlı» ...'in Kocaeli 6.
-
Ortaklar kurulu kararının iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/11842 E. 2014/1063 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:ortaklar kurulu kararının iptali · ortaklar kurulu kararı · hisse devri · limited şirket · kusur
Benzer bu karardaDava, «hisse devrine» ilişkin «limited şirket» «ortaklar kurulu kararının iptali» davasıdır.
… tış tarihi itibari ile gerçekleştiği, ortaklar kurulunun kararının ancak şirket ortağı olmayan üçüncü bir şahsın ortaklığa girişi halinde zorunlu ve gerekli olduğu, «limited şirket» hisse devirlerinin gerçekleşmesi için tescilin kurucu bir işlem olmayıp bildirici özellik taşıdığı ve tescili kanunen zorunlu olan bir işlem olmadığı, murisin sağlığında gerçekleşen satım ilişkisi ve sonrasında alınan «ortaklar kurulu kararının iptalinin» muris tarafından talep edilmemiş olması karşısında da, davacı murislerin kararın iptalini talep etme haklarının olmayacağı, ayrıca açılan davanın miras hukukuna il …
Ancak, davacılar vekili, 06.04.2012 tarih ve 2012/1 sayılı «ortaklar kurulu» kararının alındığı tarih itibariyle müvekkillerinin murisi Ö.
K.'nun akıl sağlığının yerinde olmadığını, murisin bellek ve muhakeme «kusuru» olduğunu, alzheimer tipi demans tanısı ile tek başına hayatını idame ettiremeyeceğinin doktor raporuyla tespit edildiğini iddia ettiğinden, bu hususa ilişkin davacı taraf delillerinin toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
2 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/3793 E. 2024/6048 K.
Ortak:tasarrufun iptali davası · vesayet · fiil ehliyeti · tasarrufun iptali · tanık beyanı · kısıtlılık · eş rızası · iptal davası
İncelediğiniz kararda… k ve parkinson, geç alzheimer tanısına yer verilmişse de 23.12.2014 tarihi itibarı ile var olduğu belirtilen tanıların senet tanzim tarihi itibarı ile olduğuna dair «kesin» bir tanıya ulaşmanın mümkün olmadığını, bununla alakalı olarak raporda bilimsel ya da tıbbi herhangi bir veriye yer verilmediğini, 23.12.2014 tarihindeki tespitin senetlerin tanzim tarihine kadar geriye yürütlmesinin hangi tıbbi gereklilikten kaynaklandığının belirtilmediğini, davacının senetlerin tazmin tarihi «dahil» muhtelif tarihlerde yapmış olduğu ticari işlemlerinde hafifi bilişsel bozukluk içinde olmadığının açık olduğunu, dosta kapsamındaki «tanık beyanlarının» ATK raporunda dikkate alınmadığını, davacının tespitteki gibi bir durumu varsa bunun dışarıda 3. kişiler tarafından da algılanabilecek olduğunu bu durumda işlem yapanların bu işlemlerden imtina etmesi gerektiğini, tüm bu hususların ATK raporunda değerledirilmediğini ve mahkeme kararında bahsekonu tanını geriye yürüme «sebebinin» diğer delileri çürüterek açıklanmadığını, ATK raporunda davacıya yöneltilen sorulan basit olduğunu, davacı tarafın işbu davaya konu takip dosyları dışında davacının oğluna verdiği vekalet işlemi ile yapılan araç satış ve banka işlemleri hakkında «tasarrufun iptali davası» açılmamış olmasının davacı tarafın «kötüniyetini» gösterdiğini, senetlerin düzenlendiği tarihlerde davacının tespitteki gibi bir rahatsızlığı olsaydı davacı vasisinin ve davacının oğlunun tapuda işlem yaptıramayacakları gibi «bankacılık işlemlerini» de yaptırmayacak olduklarını, rapor tarihinden geçmişe yönelik olarak 15.11.2013 itibarı ile 5 sene öncesinde de bu rahatsızlığın olduğunun tespitinin mümkün olmadığını, davacının kendi kusuruna dayanamayacağını, müvekkillerinin üç yıllık muhakeme sonucu ortaya çıkan durumu bilemeyeceklerini dolaysıyla davanın açılmasına sebebiyet vermediklerinden «yargılama giderlerinden sorumlu» olmamaları gerektiğini İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, senetlerin düzenlenme tarihinde, hukuki işlem «ehliyetine» sahip olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumundan (ATK) aldırılan raporda, davacı ...'in 08.03.2017, 02.08.2017 ve 29.11.2017 tarihlerinde yapılan muayenelerinde «fiili ehliyetini» müessir ve kişide şuur ve harekat serbestisi ile olayları kavrayıp onlardan sağlıklı sonuçlara varabilme yeteneğini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede olan (demansiyel sendrom) denilen bunama halinin saptandığı, kişide tespit edilen "Demansiyel Sendrom" denilen bu akıl zayıflığının akit tarihlerinde de mevcut olduğu tıbbi kanaatine varıldığı, bu duruma göre; ...'in 15.11.2013 ve 23.05.2014 tarihlerinde fiili ehliyetine haiz olmadığı yönünde görüş bildirildiği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 670 nci maddesi gereği akit ile borçlanmaya ehil olan kimsenin poliçe, «çek» ve «bono» ile borçlanmaya da ehil olduğu, aynı Kanun'un 1 inci maddesi gereği 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 14 üncü maddesine göre ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve «kısıtlıların» fiil ehliyetinin olmadığı, 15 inci maddesine göre kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiillerinin hukuki sonuç doğurmadığı ve 16 ncı madde belirtildiği üzere ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlıların yasal «temsilcilerinin» «rızası» olmadıkça kendi işlemleriyle borç altına giremeyecekleri, davalılar vekillerinin Seydişehir Devlet Hastanesindeki kayıtlar hariç olmak üzere diğer hastane raporlarına ilişkin delilleri davacı vekilinin dilekçeler aşamasında ileri sürmediğinden bahisle ilgili hastane raporlarının dosyaya kazandırılamayacağı ve davacının akıl sağlığına ilişkim yapılacak tetkikte dikkate alınamayacağı yönündeki itirazının, ön «inceleme duruşmasından» sonra davacı vekilinin süresinde bildirmiş olduğu delil listesi içerikli dilekçenin içinde hastane kayıtlarına dayanılmış olması nedeni ile yerinde olmadığı, davac …
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; «vesayet» altına alınan davacının yıllardır demans işitme «kaybı», parkinson ve alzheimer hastası olduğunu, bu durumunu bilebilecek kişiler tarafından yararlanılarak senet tanzim edildiğinin öğrenildiğini, davacı aleyhine yapılan takiplerin usulsüz kesinleştirildiğini, alacaklı görünen, birisi hekim diğerleri «esnaf» olan kişilerle «malen kaydı» «taşıyan» senetlerle davacının herhangi bir mal alım satımının olmadığını, davacının bu senetlerin ne zaman ne şekilde kendisinden alındığı konusunda bilgi sahibi olmadığını …
Benzer bu karardaAsliye Ticaret Mahkemesinin 2013/171 E. sayılı dosyasında, davacının «mirasçı» sıfatıyla tasarrufu yapanın sağ olması sebebiyle «tasarrufun iptali davası» açmasının dava tarihinde bakılma şartlarının bulunmadığından davacı ... tarafından açılan davanın «aktif husumet» şartının bulunmaması sebebiyle reddine karar verildiği, davacıların devrin «muvazaalı» olarak yapıldığına ve bu nedenle geçerli olamayacağına ilişkin iddialarının menkul mal niteliğinde olan «anonim şirket» payları açısından kabul edilemeyeceği, «hisse devir sözleşmesinin» tarihi olan 07.01.2010 tarihinden dava tarihine (16.03.2015 ) kadar şirket ile ilgili her türlü işlemin gerçek devir yapılmış gibi sürdürüldüğü, muvazaayı tevsik eder tarzda yazılı belge «ibraz» edilmediği, davanın mahiyeti gereği «tanık beyanlarının» tek başına değerlendirilemeyeceği, mahkemenin 11 inci celse «ara» kararı ile her ne kadar muris ...'nın tedavilerini yaptığı bildirilen Prof.Dr. ...'nin dinlenilmesine karar verilmiş ise de dosyaya sunulan tıbbi evraklar ve medula sistemi kayıtları bir bütün olarak değerlendirildiğinde tanığın dinlenilmesinin dosya esasına bir katkı sağlamayacağı, hisse devir sözleşmesinin imzalandığı 07.01.2010 tarihinde muris ...'nın akli dengesinin yerinde olup olmadığının tespitinin mümkün olmadığı, davalı ile davacı ve diğer mirasçılar arasında yapılan «pay devrinin» ne şekilde yapıldığının araştırmasında, tüm mirasçılar tarafından hisse devir sözleşmesinin imzalandığı, tüm yasal işlemlerin yerine getirildiği, davacıların davay …
Holding A.Ş.’deki hisselerinin kötü niyetli olarak «kısıtlıyı» zarara uğratmak kastıyla devrine neden olan 07.01.2010 tarihli 4 adet hisse devir ve «temlik sözleşmelerinin» ve buna ilişkin işlemlerin kısıtlının «fiil ehliyeti» yoksunluğu nedeniyle «kesin hükümsüz» olduğunun tespiti ile söz konusu hisse devir ve temlik «sözleşmelerinin iptaline» ve söz konusu hisselerin kısıtlı ...'ya iadesine; bu taleplerinin kabul edilmemesi halinde, dava konusu şirketlerdeki hisselerin gerçek değerinin bilirkişi vasıtasıyla tespiti ile kısıtlı ...'nın her bir şirketteki hisselerine karşılık şimdilik ayrı ayrı 25.000,00 TL toplamda 100.000,00 TL hisse devir ve «temlik bedelinin» davalıdan 07.01.2010 tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek mevduata uygulanan en yüksek banka faiziyle birlikte tahsiline, davanın, ...
İstinaf Sebepleri 1.Davacı «tereke temsilcisi» vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının muris ... terekesi olduğunu, dolayısıyla "Davacı ... annesinin imzaladığı Hisse Devir ve Temlik Sözleşmesine aynen «muvafakat» ederek " denmişse de, öncelikle davacı sıfatında hataya düşüldüğünü, dava dilekçesinin davalı «vekiline tebliği» üzerine davalı vekilinin 20.04.2015 «havale» tarihli cevap dilekçesinde; davacı/ «kısıtlı» adayının «vesayet» altına alınması için davayı kendilerinin açtığını ancak ayırt etme gücünü kaybettiğini söylemediklerini beyan etmiş ise de 19.03.2009 tarihli vesayet davasının dav …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:temlik bedeli · korkutma · tereke temsilcisi · kesin hükümsüzlük · tereke · hisse devri sözleşmesi · dürüstlük kuralına aykırılık · temlik sözleşmesi
Benzer bu karardaHolding A.Ş.’deki hisselerinin kötü niyetli olarak «kısıtlıyı» zarara uğratmak kastıyla devrine neden olan 07.01.2010 tarihli 4 adet hisse devir ve «temlik sözleşmelerinin» ve buna ilişkin işlemlerin kısıtlının «fiil ehliyeti» yoksunluğu nedeniyle «kesin hükümsüz» olduğunun tespiti ile söz konusu hisse devir ve temlik «sözleşmelerinin iptaline» ve söz konusu hisselerin kısıtlı ...'ya iadesine; bu taleplerinin kabul edilmemesi halinde, dava konusu şirketlerdeki hisselerin gerçek değerinin bilirkişi vasıtasıyla tespiti ile kısıtlı ...'nın her bir şirketteki hisselerine karşılık şimdilik ayrı ayrı 25.000,00 TL toplamda 100.000,00 TL hisse devir ve «temlik bedelinin» davalıdan 07.01.2010 tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek mevduata uygulanan en yüksek banka faiziyle birlikte tahsiline, davanın, ...
Holding A.Ş.’deki hisselerini 07.01.2010 tarihli 4 adet hisse devir ve «temlik sözleşmesi» ile davalıya devrettiği, sözleşmelerde hisse bedellerinin nakden ödendiği/tahsil edildiğinin belirtildiği ve yine sözleşmelerde davacı «kısıtlının», davalı dışında diğer «mirasçılarının» “Yukarıda belirtilen hisse devir ve temlik sözleşmesi muhteviyatını aynen kabul ve «muvafakat» ediyorum, bu konuda hiçbir hak ve talebim olmayacaktır" şeklinde el yazıları ile isimleri ve yanında imzalarının bulunduğu, davalı vekili tarafından örneği «ibraz» edilen 07.01.2010 tarihli "Makbuzdur" başlıklı belgede, ...‘nın, «hisse devir sözleşmelerine» konu şirketlerde annesine ait bulunan hisselerin davalı ...'ya devrine ilişkin 07.01.2010 tarihli hisse devir ve temlik sözleşmesi çerçevesinde devir bedellerini anne ...'nın tüm çocuklar arasında bölüştürmesi sonucu payına düşen 694.600,00 TL’yi ...'dan nakden aldığının belirtildiği ve belgenin ... adına imzalı olduğunun görüldüğü, somut uyuşmazlıkta, her ne kadar dava kısıtlı ... adına vasi ... tarafından açılmış ise de, yargılama sırasında kısıtlının vefatı ile mirasçıları davacı sıfatına haiz olduğu ve kısıtlının terekesine «temsilci» atandığı, dava konusu hisse devir ve temlik sözleşmelerinde, sözleşmenin tarafı olan davalı dışında kısıtlının tüm mirasçılarının hisse devir ve temlik sözleşmesine aynen muvafakat ettikleri ve hiç bir hak ve talepleri olmayacağı beyanı ile imzalarının yer aldığı, mirasçı ... adına imzalı "Makbuzdur" başlıklı belge içeriği ve kısıtlının tüm mirasçılarının davanın tarafı haline geldikleri de dikkate alındığında, kısıtlı mirasçıları tarafından hisse devir ve temlik «sözleşmelerinin iptalini» talep etmenin çelişkili davranış teşkil edeceği ve çelişkili davranışın 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesine aykırı olduğu, İlk Derece Mahkemesince davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm «delillerin toplandığı», kararın gerekçesinde «tereke temsilcisi» vekilinin istinaf nedenlerinin ayrıntılı olarak karşılandığı, yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş …
Taraflar arasındaki hisse devir ve «temlik sözleşmelerinin iptali», hisse değerinin tespiti ile devir ve «temlik bedelinin iadesi» davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı «tereke temsilcisi» vekili ve «dahili» davacı ... «mirasçıları» vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince dahili davacı ... mirasçıları vekilinin başvurusunun «usulden reddine», davacı tereke temsilcisi vekili başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/8470 E. 2022/5815 K.
Ortak:fiil ehliyeti · ihtisas mahkemesi · taraf ehliyeti · kötüniyet · menfi tespit
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, senetlerin düzenlenme tarihinde, hukuki işlem «ehliyetine» sahip olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumundan (ATK) aldırılan raporda, davacı ...'in 08.03.2017, 02.08.2017 ve 29.11.2017 tarihlerinde yapılan muayenelerinde «fiili ehliyetini» müessir ve kişide şuur ve harekat serbestisi ile olayları kavrayıp onlardan sağlıklı sonuçlara varabilme yeteneğini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede olan (demansiyel sendrom) denilen bunama halinin saptandığı, kişide tespit edilen "Demansiyel Sendrom" denilen bu akıl zayıflığının akit tarihlerinde de mevcut olduğu tıbbi kanaatine varıldığı, bu duruma göre; ...'in 15.11.2013 ve 23.05.2014 tarihlerinde fiili ehliyetine haiz olmadığı yönünde görüş bildirildiği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 670 nci maddesi gereği akit ile borçlanmaya ehil olan kimsenin poliçe, «çek» ve «bono» ile borçlanmaya da ehil olduğu, aynı Kanun'un 1 inci maddesi gereği 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 14 üncü maddesine göre ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve «kısıtlıların» fiil ehliyetinin olmadığı, 15 inci maddesine göre kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiillerinin hukuki sonuç doğurmadığı ve 16 ncı madde belirtildiği üzere ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlıların yasal «temsilcilerinin» «rızası» olmadıkça kendi işlemleriyle borç altına giremeyecekleri, davalılar vekillerinin Seydişehir Devlet Hastanesindeki kayıtlar hariç olmak üzere diğer hastane raporlarına ilişkin delilleri davacı vekilinin dilekçeler aşamasında ileri sürmediğinden bahisle ilgili hastane raporlarının dosyaya kazandırılamayacağı ve davacının akıl sağlığına ilişkim yapılacak tetkikte dikkate alınamayacağı yönündeki itirazının, ön «inceleme duruşmasından» sonra davacı vekilinin süresinde bildirmiş olduğu delil listesi içerikli dilekçenin içinde hastane kayıtlarına dayanılmış olması nedeni ile yerinde olmadığı, davac …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu bonolarun «keşide tarihlerinin» 15.11.2013 ile 23.05.2014 arasında olduğu, toplam 9 adet «bononun» ayrı ayrı icra takibine konulduğu, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının 15.11.2013 ve 23.05.2014 tarihleri arasında «fiil ehliyetine» sahip olmadığının belirlendiği, söz konusu raporun ATK'nın 4.
… raporda davacıya bütün tedavi evraklarının tartışıldığı ve davacı hakkında alınan gözlem kararlarının da değerlendirmede dikkate alındığı, raporun hüküm kurmaya ve «denetime elverişli» olduğu, bu durumda bonoların tanzim tarihi itibariyle davacı tarafın «fiil ehliyetine» sahip olmadığının kabul edilmesi gerektiği, 6102 sayılı Kanun'un 670 nci maddesine göre kambiyo senetlerinin düzenlenmesi için «keşidecinin» ayrıca fiil ehliyetine sahip olması gerektiği, ehliyetsizlik iddiasının «mutlak def»'i olup yargılamanın her aşamasında herkese karşı ileri sürülebileceği, Mahkemece bu durum gözetilerek söz konusu bonolardan dolayı davacının sorumlu tutulmamasının …
Benzer bu kararda… rtildiği şekilde dosyanın Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu'na gönderilmesine karar verildiği ancak 6754 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile genel kurulun kaldırılmış ve üst «ihtisas» kurullarının oluşturulmuş olması nedeniyle hükme esas alınan rapor Adli Tıp Birinci Üst Kurulu tarafından düzenlenerek gönderildiği, raporun denetime açık, objektif, bilimsel, yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olması nedeniyle rapora itibar edildiği, davacının murisi olan ...'ın dava ve icra takiplerine konu ve dayanak olan 27.08.2009 tarihli 2.000.000 TL miktarlı «müteselsil kefalet» senedinin düzenlendiği tarih olan 27.08.2009 tarihi itibariyle, Adli Tıp Kurumu'nun raporunda da belirtildiği üzere, Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 26.07.2006 - 19.02.2011 tarihleri arasında "Demans" tanısı ile takip ve tedavisinin yapıldığı, aynı hastanenin dahiliye kliniğinde 16.02.2011 - 19.02.2011 tarihleri arasında yapılan nöroloji konsultasyonunda "İleri Evre Alzheimer Hastalığı" tanısının konulduğu, akit yani dava konusu kefalet senedinin düzenlendiği tarihten yaklaşık üç yıl önce Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde ilk kez tespit edilen bu akli arızanın klinik, ilerleyici ve fizyopatolojik özellikleri dikkate alındığında akit tarihinde de mevcut olduğunun tıbbi bilgiye uygun olduğu, kendisinin hukuki «ehliyetini» müessir ve kişide şuur ve hareket serbestisi ile olayları kavrayıp onlardan sağlıklı sonuçlara varabilme yeteneğini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecedeki bu akli malûliyeti nedeniyle menfaatlerine müdrik olmayıp onları koruyamayacağı, telkinlere mukavemet edip şuurlu istek ve arzuları istikâmetinde bizzat ve tek başına eylem ve işlemlere girişmesinin tıbben mümkün görülmediği, sonuç olarak, davacının murisi olan ve dava konusu kefalet senedinde de isim ve imzası bulunan ...'ın, müteselsil kefalet senedinin tanzim tarihi olan 27/08/2009 tarihinde «fiil ehliyetine» haiz olmadığı anlaşıldığından, dava ve icra takiplerine konu ve dayanak olan söz konusu müteselsil kefalet senedinden dolayı muris ...' ın ve dolayısıyla davacının bir sorumluluğu ve borcunun olmadığı, davacı taraf yönünden bağlayıcı olmayıp hukuken «geçersiz» olduğundan iptali gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının «kötüniyet tazminat» isteminin reddine karar verilmiştir.
3-Davacı vekilinin, murisi Lütfü Turan'ın «kefalet» senedini imzaladığı sırada «fiili ehliyeti» olmadığından davalı tarafından başlatılan takiplerden dolayı borçlu olmadığının tespiti ile «istirdat» istemine ilişkin temyiz itirazının incelenmesinde; İİK'nın 72/6. maddesinde yer alan "borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya «istirdat davası» olarak devam edilir" düzenlemesine göre «menfi tespit davası» devam ettiği sırada borcun ödenmesi halinde davaya istirdat davası olarak devam edileceği, ancak kanun hükmünde borcun ödenmesinden kastedilenin, borcun menfi tesp …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:müteselsil kefalet · istirdat davası · menfi tespit davası · kötüniyet tazminatı · tespit davası · kefalet · istirdat · geçersizlik
Benzer bu kararda3-Davacı vekilinin, murisi Lütfü Turan'ın «kefalet» senedini imzaladığı sırada «fiili ehliyeti» olmadığından davalı tarafından başlatılan takiplerden dolayı borçlu olmadığının tespiti ile «istirdat» istemine ilişkin temyiz itirazının incelenmesinde; İİK'nın 72/6. maddesinde yer alan "borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya «istirdat davası» olarak devam edilir" düzenlemesine göre «menfi tespit davası» devam ettiği sırada borcun ödenmesi halinde davaya istirdat davası olarak devam edileceği, ancak kanun hükmünde borcun ödenmesinden kastedilenin, borcun menfi tesp …
… rtildiği şekilde dosyanın Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu'na gönderilmesine karar verildiği ancak 6754 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile genel kurulun kaldırılmış ve üst «ihtisas» kurullarının oluşturulmuş olması nedeniyle hükme esas alınan rapor Adli Tıp Birinci Üst Kurulu tarafından düzenlenerek gönderildiği, raporun denetime açık, objektif, bilimsel, yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olması nedeniyle rapora itibar edildiği, davacının murisi olan ...'ın dava ve icra takiplerine konu ve dayanak olan 27.08.2009 tarihli 2.000.000 TL miktarlı «müteselsil kefalet» senedinin düzenlendiği tarih olan 27.08.2009 tarihi itibariyle, Adli Tıp Kurumu'nun raporunda da belirtildiği üzere, Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 26.07.2006 - 19.02.2011 tarihleri arasında "Demans" tanısı ile takip ve tedavisinin yapıldığı, aynı hastanenin dahiliye kliniğinde 16.02.2011 - 19.02.2011 tarihleri arasında yapılan nöroloji konsultasyonunda "İleri Evre Alzheimer Hastalığı" tanısının konulduğu, akit yani dava konusu kefalet senedinin düzenlendiği tarihten yaklaşık üç yıl önce Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde ilk kez tespit edilen bu akli arızanın klinik, ilerleyici ve fizyopatolojik özellikleri dikkate alındığında akit tarihinde de mevcut olduğunun tıbbi bilgiye uygun olduğu, kendisinin hukuki «ehliyetini» müessir ve kişide şuur ve hareket serbestisi ile olayları kavrayıp onlardan sağlıklı sonuçlara varabilme yeteneğini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecedeki bu akli malûliyeti nedeniyle menfaatlerine müdrik olmayıp onları koruyamayacağı, telkinlere mukavemet edip şuurlu istek ve arzuları istikâmetinde bizzat ve tek başına eylem ve işlemlere girişmesinin tıbben mümkün görülmediği, sonuç olarak, davacının murisi olan ve dava konusu kefalet senedinde de isim ve imzası bulunan ...'ın, müteselsil kefalet senedinin tanzim tarihi olan 27/08/2009 tarihinde «fiil ehliyetine» haiz olmadığı anlaşıldığından, dava ve icra takiplerine konu ve dayanak olan söz konusu müteselsil kefalet senedinden dolayı muris ...' ın ve dolayısıyla davacının bir sorumluluğu ve borcunun olmadığı, davacı taraf yönünden bağlayıcı olmayıp hukuken «geçersiz» olduğundan iptali gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının «kötüniyet tazminat» isteminin reddine karar verilmiştir.
Bu durumda dava açılış tarihinden sonra davacının «kefaletten» kaynaklı başlatılan icra takiplerinde davacı murise ait taşınmazların satışı ile ilgili tahsilatın olup olmadığının belirlenmesi ve olması halinde dava, İİK 72. madde uyarınca «istirdat» davasına dönüşeceğinden bu yönüyle mahkemece inceleme yapılmaksızın yazılı gerekçe ile «eksik inceleme» sonucu verilen kararın bozulması gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/7374 E. , 2023/1701 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
SAYISI 2018/2294 Esas, 2021/952 Karar
KARAR Dava ret
İLK DERECE MAHKEMESİ Seydişehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi sıfatıyla)
SAYISI 2015/76 E. , 2018/339 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalılar ... ve ... vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar ... ve ... vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; vesayet altına alınan davacının yıllardır demans işitme kaybı, parkinson ve alzheimer hastası olduğunu, bu durumunu bilebilecek kişiler tarafından yararlanılarak senet tanzim edildiğinin öğrenildiğini, davacı aleyhine yapılan takiplerin usulsüz kesinleştirildiğini, alacaklı görünen, birisi hekim diğerleri esnaf olan kişilerle malen kaydı taşıyan senetlerle davacının herhangi bir mal alım satımının olmadığını, davacının bu senetlerin ne zaman ne şekilde kendisinden alındığı konusunda bilgi sahibi olmadığını, okur yazarlığının bulunmadığını ileri sürerek davacının icra takibine konu senetlerden dolayı borçlu olmadığının tespitine ve senetlerin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... Sanayi Tic. Taah. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; davada davalı gösterilen diğer davalılar ile bir ilgilerinin olamdığını, davaların ayrılması gerektiğini, davaya mesnet icra takibine konu bonunun davacı imzasını taşıdığını, takip öncesinde Seydişehir Noterliğinin 03.12.2013 tarihli ve 11206 yevmiye numaralı araç satış sözleşmesi ile davacıya araç satışı yapıldığını, karşılığın alınan iki bononun biri ödenmediği için takip başlatıldığını, davacının kısıtlanmayı gerektirir bir durumun bulunmadığı savunarak davanın reddini taleop etmiştir.
2.Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesinde davacı hakkında belirtilen durumların gerçeği yansıtmadığını, icra dosyasına itiraz edilmediği ve takibin kesinleştiğini, davacının ticaret ile uğraştığını, kısıtlılığının bulunmadığını, Seydişehir Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından verilen kısıtlılık kararı ile ilgili davada aldırılan raporun afaki olup herhangi bir dönem kapsamadığını, davacının kötü niyetle hareket ettiğini belirterek davanın reddini talep etmişlerdir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, senetlerin düzenlenme tarihinde, hukuki işlem ehliyetine sahip olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumundan (ATK) aldırılan raporda, davacı ...'in 08.03.2017, 02.08.2017 ve 29.11.2017 tarihlerinde yapılan muayenelerinde fiili ehliyetini müessir ve kişide şuur ve harekat serbestisi ile olayları kavrayıp onlardan sağlıklı sonuçlara varabilme yeteneğini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede olan (demansiyel sendrom) denilen bunama halinin saptandığı, kişide tespit edilen "Demansiyel Sendrom" denilen bu akıl zayıflığının akit tarihlerinde de mevcut olduğu tıbbi kanaatine varıldığı, bu duruma göre; ...'in 15.11.2013 ve 23.05.2014 tarihlerinde fiili ehliyetine haiz olmadığı yönünde görüş bildirildiği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 670 nci maddesi gereği akit ile borçlanmaya ehil olan kimsenin poliçe, çek ve bono ile borçlanmaya da ehil olduğu, aynı Kanun'un 1 inci maddesi gereği 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 14 üncü maddesine göre ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyetinin olmadığı, 15 inci maddesine göre kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiillerinin hukuki sonuç doğurmadığı ve 16 ncı madde belirtildiği üzere ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlıların yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça kendi işlemleriyle borç altına giremeyecekleri, davalılar vekillerinin Seydişehir Devlet Hastanesindeki kayıtlar hariç olmak üzere diğer hastane raporlarına ilişkin delilleri davacı vekilinin dilekçeler aşamasında ileri sürmediğinden bahisle ilgili hastane raporlarının dosyaya kazandırılamayacağı ve davacının akıl sağlığına ilişkim yapılacak tetkikte dikkate alınamayacağı yönündeki itirazının, ön inceleme duruşmasından sonra davacı vekilinin süresinde bildirmiş olduğu delil listesi içerikli dilekçenin içinde hastane kayıtlarına dayanılmış olması nedeni ile yerinde olmadığı, davacının ATK'da tetkiklerinin yapıldığı, davacının daha önce görmüş olduğu tedavi evrakı ve hastane raporları da irdelenmek ve değerlendirilmek sureti ile davacının dava konusu icra takiplerindeki senetleri imzalamış olduğu tarihler olan 15.11.2013 ve 23.05.2014 tarihlerinde fiil ehliyetine haiz olmadığı tespitine varıldığı, raporun gerekçeli, tıbbi dayanaklarının belirtilmiş şekilde, denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, davacının fiili ehliyetinin akıl zayıflığı nedeni ile bulunmaması nedeniyle dava konusu icra takiplerindeki senetler yönünden borç altına girme ehliyetine sahip olmaması nedeni ile hükümde belirtilen senetler ve icra takipleri yönünden borçlu olmadığın gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ... ve ... vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalılar ... ve ... vekilleri istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan ATK raporunun yerinde olmadığını, zira davacı tarafça süresinde sunulmayan hastane evrakı olmadan mevcut delillere göre rapor aldırılması gerektiğini, ATK raporunun Seydişehir Devlet Hastanesi kayıtlarına dayandırıldığını, davacının 2011 yılında başlayan hastane tanılarına göre 2011 yılında vitamin eksikliği ve hafif bilişsel bozukluk 2014 yılında hafif bilişsel bozukluk ve parkinson, geç alzheimer tanısına yer verilmişse de 23.12.2014 tarihi itibarı ile var olduğu belirtilen tanıların senet tanzim tarihi itibarı ile olduğuna dair kesin bir tanıya ulaşmanın mümkün olmadığını, bununla alakalı olarak raporda bilimsel ya da tıbbi herhangi bir veriye yer verilmediğini, 23.12.2014 tarihindeki tespitin senetlerin tanzim tarihine kadar geriye yürütlmesinin hangi tıbbi gereklilikten kaynaklandığının belirtilmediğini, davacının senetlerin tazmin tarihi dahil muhtelif tarihlerde yapmış olduğu ticari işlemlerinde hafifi bilişsel bozukluk içinde olmadığının açık olduğunu, dosta kapsamındaki tanık beyanlarının ATK raporunda dikkate alınmadığını, davacının tespitteki gibi bir durumu varsa bunun dışarıda 3.
kişiler tarafından da algılanabilecek olduğunu bu durumda işlem yapanların bu işlemlerden imtina etmesi gerektiğini, tüm bu hususların ATK raporunda değerledirilmediğini ve mahkeme kararında bahsekonu tanını geriye yürüme sebebinin diğer delileri çürüterek açıklanmadığını, ATK raporunda davacıya yöneltilen sorulan basit olduğunu, davacı tarafın işbu davaya konu takip dosyları dışında davacının oğluna verdiği vekalet işlemi ile yapılan araç satış ve banka işlemleri hakkında tasarrufun iptali davası açılmamış olmasının davacı tarafın kötüniyetini gösterdiğini, senetlerin düzenlendiği tarihlerde davacının tespitteki gibi bir rahatsızlığı olsaydı davacı vasisinin ve davacının oğlunun tapuda işlem yaptıramayacakları gibi bankacılık işlemlerini de yaptırmayacak olduklarını, rapor tarihinden geçmişe yönelik olarak 15.11.2013 itibarı ile 5 sene öncesinde de bu rahatsızlığın olduğunun tespitinin mümkün olmadığını, davacının kendi kusuruna dayanamayacağını, müvekkillerinin üç yıllık muhakeme sonucu ortaya çıkan durumu bilemeyeceklerini dolaysıyla davanın açılmasına sebebiyet vermediklerinden yargılama giderlerinden sorumlu olmamaları gerektiğini İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu bonolarun keşide tarihlerinin 15.11.2013 ile 23.05.2014 arasında olduğu, toplam 9 adet bononun ayrı ayrı icra takibine konulduğu, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının 15.11.2013 ve 23.05.2014 tarihleri arasında fiil ehliyetine sahip olmadığının belirlendiği, söz konusu raporun ATK'nın 4. İhtisas Kurulu tarafından düzenlendiği, bu raporda davacıya bütün tedavi evraklarının tartışıldığı ve davacı hakkında alınan gözlem kararlarının da değerlendirmede dikkate alındığı, raporun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olduğu, bu durumda bonoların tanzim tarihi itibariyle davacı tarafın fiil ehliyetine sahip olmadığının kabul edilmesi gerektiği, 6102 sayılı Kanun'un 670 nci maddesine göre kambiyo senetlerinin düzenlenmesi için keşidecinin ayrıca fiil ehliyetine sahip olması gerektiği, ehliyetsizlik iddiasının mutlak def'i olup yargılamanın her aşamasında herkese karşı ileri sürülebileceği, Mahkemece bu durum gözetilerek söz konusu bonolardan dolayı davacının sorumlu tutulmamasının doğru olduğu gerekçesiyle davalılar ...
ve ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ... ve ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar ... ve ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; belirtmiş oldukları itiraz gerekçelerini yineleyerek istinaf mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davalılara tarafından icra takibine konu edilen kambiyo senetlerinden dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olup taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının senetlerin tanzim tarihinde fiil ehliyetine sahip olup olmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Kanun'un 10 ve devamı maddeleri,
2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 72 nci maddesi,
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalılar ... ve ... vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/931153200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz