İstirdat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/4234 E. 2022/8380 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
iktisadi bütünlük kararı↗ sınırlı sorumluluk ilkesi↗ 5941 sayılı çek kanunu↗ tüzel kişilik perdesinin aralanması↗ tüzel kişilik perdesinin kaldırılması↗ cari hesap ekstresi↗ mal kaçırma↗ ilamsız takip↗ kanuna karşı hile↗ sorumluluktan kurtulma↗ organik bağ↗ sınırlı sorumluluk↗ borçlu olunmadığının tespiti↗ malvarlığına ilişkin dava↗ ilamsız icra takibi↗ muvazaa↗ hakkın kötüye kullanılması↗ cari hesap↗ hile↗ üçüncü kişi↗ oy yasağı↗ dürüstlük kuralı↗ tüzel kişilik↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ istirdat↗ ticari defter↗ iflas↗ yönetim kurulu kararı↗ çek↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ eksik inceleme↗ temsil↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk Derece Mahkemesince, davalı ile dava dışı Heta Isı Ürünleri San. Tic. A.Ş. arasında ticari mal satışına dair ilişki bulunduğu, davalının bu satışları cari hesap ekstresi ile izlediği, davalının sattığı malların bedelinin söz konusu dava dışı şirket tarafından ödenmemesi üzerine, davalı alacaklının bu şirket ile davacının da aralarında bulunduğu 3 şirket aleyhine ilamsız takip yaptığı, bu takip sırasında davacıdan 14.411,64 TL tahsil edildiği, oysa ki bilirkişi raporundan anlaşılacağı üzere her iki şirket ticari defter ve belgelerine göre taraflar arasında herhangi bir ticari ilişkinin ve satışın olmadığı, davalı ile dava dışı başka şirket arasında bu ilişkinin bulunduğu, davalı tarafça sadece borçlu şirket aleyhine değil grup şirketlerinin tümü aleyhine söz konusu takibin yapıldığı, söz konusu borçtan tüm grup şirketlerinin sorumlu olacağına dair herhangi bir delil ileri sürülüp sunulmadığı, bu kapsamda söz konusu takipten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığı ve yersiz tahsil edilen 14.411,64 TL'nin de davacıya iade edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, Eskişehir 5. İcra Dairesi'nin 2016/12040 Esas sayılı dosyasındaki alacağa ilişkin takipten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti ile takip sırasında davacıdan tahsil edilen 14.411,64 TL'nin davalıdan istirdaden tahsili ile davacıya verilmesine, davalının kötü niyetli takip yaptığı anlaşılamadığından davacının tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, davacı şirket ile asıl borçlu şirket arasında organik bağ olduğu, bu şirketlerin kurucularının faaliyet konularının ve adreslerinin aynı olduğu, dolayısıyla dava dışı borçlu Heta A.Ş.'nin borcundan dolayı tüzel kişiliğin perdesinin aralanması ilkesi gereğince davacının da sorumlu tutulması gerektiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ilamsız icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti ve istirdat istemine ilişkindir.
Davalı tarafından davacı şirket hakkında yapılan ilamsız icra takibi, davacının itirazda bulunmaması üzerine kesinleşmiş olmakla davacı tarafından takipten dolayı borçlu olunmadığının tespiti talep edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulüne karar verilmiş, davalının istinaf talebi üzerine, bölge adliye mahkemesince davacının diğer şirketlerle arasında organik bağın bulunduğu ve tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ile davacının sorumluluğuna başvurulacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 125. (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 137.) maddesi gereğince ticaret şirketleri tüzel kişiliği haiz olup, kanuni istisnalar haricinden 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 48. maddesi kapsamında bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler. Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, istisnalar hariç olmak üzere, şirket malvarlığının, aktif ve pasifiyle birlikte, sahibi tüzel kişidir. Tüzel kişiliğinin bu malvarlığı, kendine özgü, bir amaç birliği içinde ve kendisini oluşturan kişilerin malvarlığından bağımsız bir malvarlığı olarak ortaya konulmalıdır. Tüzel kişiliğin bu malvarlığının onu oluşturan kişilerin malvarlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel ilkeye "mal varlığının bağımsızlığı" ve "mal ayrılığı" ilkesi denilmektedir. Ayrılık ilkesi gereğince, tüzel kişilik çatısı altında bir araya gelen, başka bir deyişle tüzel kişiliği oluşturan gerçek veya tüzel kişiler, oluşturdukları tüzel kişiliğin borçlarından sorumlu olmazlar. Tüzel kişi ile üyeleri arasındaki bu ayrılık ilkesinin mutlak olarak her durum ve koşulda uygulanması bazı haksız durumların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Öğreti ve uygulamada, özellikle borç ve sorumluluktan kurtulabilmek amacıyla tüzel kişiliğin bir araç olarak kullanıldığı hâllerde, tüzel kişi ve üyeleri arasındaki bu ayrılığın kaldırılarak üyelerin sorumluluğuna gidilebileceği kabul edilmektedir. Bu durum öğreti ve uygulamada "tüzel kişilik perdesinin aralanması" olarak ifade edilmektedir. Gerçekten de hukuk kuralları dolanılmak suretiyle kanuna karşı hile yapılması, ayrı tüzel kişilik kavramına sığınarak onun ardında yer alan kişilerin taraf oldukları sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmeleri ya da üçüncü kişilere zarar vermeleri, sonrada tüzel kişilik kavramının ardına gizlenmeleri dürüstlük ve kuralı hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkelerine açıkça aykırı olup hukuk düzenince de korunamaz. Bu gibi durumlarda TMK'nın 2/2 maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması söz konusu olduğu için tüzel kişilik perdesi aralanmalı ve perdenin ardında yer alan kişiler gerektiğinde sorumlu tutulmalıdır. Başka bir deyişle tüzel kişiye hukuk hayatında ayrı bir hukuki varlık tanınması ancak TMK'nın 2. maddesi kapsamında kurallara uygun hareket edilmesi ve tüzel kişiliğin ortakları veya yöneticileri tarafından kötüye kullanılmaması halinde söz konusu olabilir. İyi niyet kurallarına riayet edilmemesi ve tüzel kişiliğin kötüye kullanılması hallerinde tüzel kişilik perdesi aralanarak, tüzel kişilik perdesinin arkasındaki gerçek duruma göre bir sonuca varılması gerekmektedir. Öğreti ve uygulamada kabul edilen tüzel kişilik perdesinin aralanması tearosi; bazı şartların varlığı halinde, tüzel kişilik ve mal ayrılığı ilkesi dikkate alınmadan, mevcut tüzel kişiliğin arkasına saklanan gerçek veya tüzel kişinin borçtan sorumlu tutulmasını ifade etmektedir. Bu teori, yalnızca ticaret hukukunda değil iş hukuku, vergi hukuku, icra ve iflas hukuku ve diğer hukuk dallarında da uygulama alanı bulmuş; hatta 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve 5941 sayılı Çek Kanunu gibi kanunlarda kamu yararı gibi özel menfaatlerin korunması amacı güdülerek gerektiğinde bu teorinin uygulanması ve sorumluluğa karar verilebilmesi için bir takım düzenlemeler yapılmıştır. Elbette, kanundan kaynaklanan bu gibi durumlarda tüzel kişilik perdesinin aralanmasına ilişkin tartışmaya gerek bulunmamaktadır. Yine muvazaa, kanuna karşı hile gibi durumlarda da bazen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanmadan da sorumluluğa hükmedilebilmektedir. Hemen belirtilmesi gerekir ki, öğreti ve uygulamada özellikle vurgulandığı üzere; mal varlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda sakınılarak uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir. TMK'nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır. Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dahi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir.
Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Organik bağ ile tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması arasında benzerlikler olduğu kadar farklılıklar da bulunmaktadır. Özellikle somut olayın niteliği gereği organik bağın tespitinde, şirketlerin aynı holdinge bağlı olması, yöneticilerinin veya kurucularının aynı olması, bir borç takibinden kurtulmak için hisselerin devredilmesi, muvazaalı işlemler yapılması, hatta belirli işlemlerin aynı şekilde ve aynı usulde yapılması bile rol oynayabilmekte iken; tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması için iki şirket arasında alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli olarak işlemlerin yapıldığının ve bu nedenle asıl borçlu şirketten alacağın tahsil edilemediğinin somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Bununla birlikte bu iki kavram arasındaki en önemli fark ise; organik bağın varlığı halinde bir şirketin borçlarından dolayı bir başka şirketin mal varlığına el atılabilmekte iken tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması halinde borçlu şirketin yanı sıra kardeş şirketin hatta talep halinde kardeş şirketin ortaklarının mal varlığına dahi el atılmasının mümkün olmasıdır. Görüldüğü üzere aralarında bazı farklılıklar bulunmakla beraber organik bağ ile perdenin çapraz aralanması kavramları birbirinin alternatifi olan kavramlar değildir. Bu nedenle aynı olayda hem organik bağ hem de tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması yolları işletilerek sonuca ulaşılabilmesi mümkündür.
Görüldüğü üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve TMK'nın 2. Maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılma yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir. Bununla birlikte öğreti; tüzel kişi ile ortakların alanlarının organizasyon ve malvarlıklarının birbirine karışması, ortağın kendi fiil ve işlemleriyle üçüncü kişilere karşı sanki tüzel kişilik ile kendisi arasında bir ayrım yokmuşçasına işlemler yapması ya da ortağın kendi malvarlığı ile şirketin malvarlığı birmiş gibi davranması, yetersiz sermaye ile faaliyete devam edilmesi özellikle şirket tüzel kişiliğinin bilinçli (kötü niyetli) olarak üçüncü kişileri zarara uğratması hâllerinde perdenin aralanması gerektiğinden bahsedilmektedir.
Öğreti ve uygulamada tüzel kişilik perdesinin aralanmasının genel olarak üç değişik durumda mümkün olabileceği ifade edilmektedir. Birinci durum perdenin düz aralanması olarak ifade edilen şirketin borcu için şirkete ilave olarak ortakların da borçtan sorumlu tutulmasıdır. İkinci durum perdenin ters çevrilerek aralanması olarak ifade edilen ortağın borcu için ortağın yanında şirketin de borçtan sorumlu tutulmasıdır. Nihayet üçüncü durum ise somut uyuşmazlık bakımından tartışılması gereken ve perdenin çapraz aralanması olarak ifade edilen, borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir şirketin sorumluluğu cihetine gidilmesidir. Perdenin çapraz aralanması sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olmaktadır.
Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan, ana şirket ile kardeş şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurulabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir.
Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram organik bağ kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında olduğu gibi organik bağ kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir.
Bu itibarla mahkemece, yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ve eksik incelemeye dayalı karar verilmesi doğru görülmemiş kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/6034 E. 2024/9437 K.
Ortak:tüzel kişilik perdesinin aralanması · tüzel kişilik perdesinin kaldırılması · mal kaçırma · organik bağ · muvazaa · hakkın kötüye kullanılması · dürüstlük kuralı · tüzel kişilik
İncelediğiniz karardaBölge Adliye Mahkemesince, davacı şirket ile asıl borçlu şirket arasında «organik bağ» olduğu, bu şirketlerin kurucularının faaliyet konularının ve adreslerinin aynı olduğu, dolayısıyla dava dışı borçlu Heta A.Ş.'nin borcundan dolayı «tüzel kişiliğin perdesinin aralanması» ilkesi gereğince davacının da sorumlu tutulması gerektiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının «kaldırılarak yeniden» hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Yine «muvazaa», «kanuna karşı hile» gibi durumlarda da bazen «tüzel kişilik perdesinin aralanması» teorisi uygulanmadan da sorumluluğa hükmedilebilmektedir.
Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak «tüzel kişilik» kavramının arkasına saklanılarak «dürüstlük kuralına» aykırı davranıldığı, kendisine tanınan «hakkın kötüye kullanılarak» üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durum …
Benzer bu karardaGrup Turizm İşletmeleri A.Ş. ile davalı şirketler arasında «organik bağ» bulunduğu ve alacaklılardan «mal kaçırmak» amacıyla bu şirketlerin iş birliği yaptığı gerekçesiyle «tüzel kişilik perdesinin aralanması» suretiyle davacı alacağının davalı şirketlerden tahsili talebine ilişkindir.
Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/30 E. sayılı dosyasında «iflas erteleme» talebinde bulunduğunu ve talep üzerine mahkemece tedbir kararı verildiğini, bu şirket ile davalı şirketler arasında «organik bağ» olduğunu, alacaktan davalı şirketlerin de sorumlu olduğunu, «tüzel kişilik perdesinin aralanması» gerektiğini ileri sürerek tüm davalı şirketlerin borçtan ve ferilerinden müştereken ve «müteselsilen sorumlu» olduklarının tespiti ile 398.106,63 TL'nin 11.02.2007 tarihinden itibaren aylık %10 faizi ve bu miktarın %5'i oranında tahsil «masrafı» ile birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
A.Ş.' nin «borca batıklıktan» çıktığının tespit ile «iflas erteleme» davasının reddine karar verildiği, bu itibarla borca batıklıktan çıktığı anlaşılan asıl borçlu şirket hakkında takip yapılabileceği, alacağın borçlu şirketten tahsil edilememesi, öz kaynak yetersizliği gibi durumlar sonucunda ancak davalı şirketlere başvurulabileceği, öncelikle asıl borçlu şirketten alacağın tahsili yönünde herhangi bir işlem yapılmadan davalı şirketler ile arasında «organik bağ» bulunduğu gerekçesiyle «tüzel kişilik perdesinin aralanması» teorisi gereği alacağın tahsili talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:borca batıklık · iflas erteleme · sermaye artırımı · müteselsil sorumluluk · ticaret sicili · dosya masrafı
Benzer bu karardaAsliye Ticaret Mahkemesinin 2015/30 E. sayılı dosyasında «iflas erteleme» talebinde bulunduğunu ve talep üzerine mahkemece tedbir kararı verildiğini, bu şirket ile davalı şirketler arasında «organik bağ» olduğunu, alacaktan davalı şirketlerin de sorumlu olduğunu, «tüzel kişilik perdesinin aralanması» gerektiğini ileri sürerek tüm davalı şirketlerin borçtan ve ferilerinden müştereken ve «müteselsilen sorumlu» olduklarının tespiti ile 398.106,63 TL'nin 11.02.2007 tarihinden itibaren aylık %10 faizi ve bu miktarın %5'i oranında tahsil «masrafı» ile birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
A.Ş.' nin «iflas erteleme» sürecinde «sermaye artırımına» gittiğini, şirketler arasında «organik bağ» bulunmadığını savunarak davanın reddini istemişlerdir.
A.Ş.' nin «borca batıklıktan» çıktığının tespit ile «iflas erteleme» davasının reddine karar verildiği, bu itibarla borca batıklıktan çıktığı anlaşılan asıl borçlu şirket hakkında takip yapılabileceği, alacağın borçlu şirketten tahsil edilememesi, öz kaynak yetersizliği gibi durumlar sonucunda ancak davalı şirketlere başvurulabileceği, öncelikle asıl borçlu şirketten alacağın tahsili yönünde herhangi bir işlem yapılmadan davalı şirketler ile arasında «organik bağ» bulunduğu gerekçesiyle «tüzel kişilik perdesinin aralanması» teorisi gereği alacağın tahsili talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/3 E., 2017/103 K. sayılı ilamına dayalı olarak 398.106,63 TL alacaklı olduğunu, borçlu şirket hakkında «iflas erteleme» tedbir kararı bulunduğundan icra takibine geçilemediğini, borçlu şirketin Bakırköy 6.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/2970 E. 2021/1603 K.
Ortak:sınırlı sorumluluk ilkesi · iktisadi bütünlük kararı · tüzel kişilik perdesinin aralanması · tüzel kişilik perdesinin kaldırılması · mal kaçırma · organik bağ · sınırlı sorumluluk · muvazaa
İncelediğiniz karardaHemen belirtilmesi gerekir ki, öğreti ve uygulamada özellikle vurgulandığı üzere; mal varlığının bağımsızlığı ve «sınırlı sorumluluk ilkelerinin» istisnası olan «tüzel kişilik perdesinin aralanması» teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda sakınılarak uygulanması gereken bir teoridir.
Bölge Adliye Mahkemesince, davacı şirket ile asıl borçlu şirket arasında «organik bağ» olduğu, bu şirketlerin kurucularının faaliyet konularının ve adreslerinin aynı olduğu, dolayısıyla dava dışı borçlu Heta A.Ş.'nin borcundan dolayı «tüzel kişiliğin perdesinin aralanması» ilkesi gereğince davacının da sorumlu tutulması gerektiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının «kaldırılarak yeniden» hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Yine «muvazaa», «kanuna karşı hile» gibi durumlarda da bazen «tüzel kişilik perdesinin aralanması» teorisi uygulanmadan da sorumluluğa hükmedilebilmektedir.
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince, davanın, «tüzel kişilik perdesinin kaldırılması» suretiyle aralarında «organik bağ» olan şirketten alacağın tahsili talebine ilişkin olduğu, şirketler arasında organik bağ olduğunun kabulü için her iki şirket arasında sıkı ticari ilişki olmasının yanında, şirketler arasında mal ve para transferinin bulunması gerektiği, genellikle borçların dava dışı şirket üzerine bırakılarak gelirlerin davalı şirkete aktarıldığı, iş bu davada, davalı ile dava dışı şirket arasında karşılıklı para ve borç transferinin mevcut olmadığı, aksine davalı şirketin dava dışı şirketten alacaklı olduğunun bilirkişi raporu ile tespit edildiği, her iki şirketin tüzel kişiliklerinin farklı olduğu, ortaklardan birinin sonradan iki şirkette de «hakim ortak» durumuna gelmiş olmasının, şirketlerin grup şirket olduğu ve aralarında organik bağ olduğu anlamına gelmeyeceği, şirketler arasında «iktisadi bütünlük» olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davacının istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili tarafından temyiz yoluna başvurulmuştu …
Mal varlığının bağımsızlığı ve «sınırlı sorumluluk ilkelerinin» istisnası olan «tüzel kişilik perdesinin aralanması» teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir.
Dava, davalı ve dava dışı şirket arasındaki «organik bağ» nedeniyle «tüzel kişilik perdesinin kaldırılması» suretiyle alacağın tahsili istemine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hakim ortak · şirket merkezi mahkemesi · bilirkişi incelemesi
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince, davanın, «tüzel kişilik perdesinin kaldırılması» suretiyle aralarında «organik bağ» olan şirketten alacağın tahsili talebine ilişkin olduğu, şirketler arasında organik bağ olduğunun kabulü için her iki şirket arasında sıkı ticari ilişki olmasının yanında, şirketler arasında mal ve para transferinin bulunması gerektiği, genellikle borçların dava dışı şirket üzerine bırakılarak gelirlerin davalı şirkete aktarıldığı, iş bu davada, davalı ile dava dışı şirket arasında karşılıklı para ve borç transferinin mevcut olmadığı, aksine davalı şirketin dava dışı şirketten alacaklı olduğunun bilirkişi raporu ile tespit edildiği, her iki şirketin tüzel kişiliklerinin farklı olduğu, ortaklardan birinin sonradan iki şirkette de «hakim ortak» durumuna gelmiş olmasının, şirketlerin grup şirket olduğu ve aralarında organik bağ olduğu anlamına gelmeyeceği, şirketler arasında «iktisadi bütünlük» olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davacının istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili tarafından temyiz yoluna başvurulmuştu …
Şti.’ne ait «ticari defter» ve belgelerin «bilirkişilere incelettirilmemesi» doğru görülmemiştir.
… ılından itibaren kayıt ve belgelerinin incelenerek, özellikle davalı ile dava dışı şirket arasındaki ticari ilişkinin dönemsel olarak dökümü, ticari faaliyet alanı, «şirket merkezlerinin» birlikte faaliyet gösterip göstermedikleri, kamuoyuna yönelik her iki şirketin aynı grup şirketi gibi gösterilerek yazılı ve görsel internet ortamında beyanda bulunup bulunmadığı, özellikle dava dışı şirket tarafından borçlulardan «mal kaçırma» amacıyla şirket aktiflerini davalı lehine azaltıcı işlemler yapılıp yapılmadığı, aralarındaki alacak ve borçlandırma işlemlerinin «muvazaalı» olup olmadığı araştırılarak alınacak bilirkişi kurulu raporu ve toplanacak tüm deliller doğrultusunda sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/5148 E. 2017/7084 K.
Ortak:tüzel kişilik perdesinin kaldırılması · malvarlığına ilişkin dava · hakkın kötüye kullanılması · oy yasağı · tüzel kişilik · çek
İncelediğiniz karardaGerçekten de hukuk kuralları dolanılmak suretiyle «kanuna karşı hile» yapılması, ayrı «tüzel kişilik» kavramına sığınarak onun ardında yer alan kişilerin taraf oldukları sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmeleri ya da üçüncü kişilere zarar vermeleri, sonrada tüzel kişilik kavramının ardına gizlenmeleri dürüstlük ve kuralı «hakkın kötüye kullanılması» «yasağı» ilkelerine açıkça aykırı olup hukuk düzenince de korunamaz.
İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulüne karar verilmiş, davalının istinaf talebi üzerine, bölge adliye mahkemesince davacının diğer şirketlerle arasında organik bağın bulunduğu ve «tüzel kişilik perdesinin kaldırılması» ile davacının sorumluluğuna başvurulacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ticaret şirketleri «tüzel kişiliğe» sahip olduklarına göre, istisnalar hariç olmak üzere, şirket «malvarlığının», aktif ve pasifiyle birlikte, sahibi tüzel kişidir.
Benzer bu kararda… mece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketlerin tamamında ortak ve yetkili müdürün davalı ... olduğu, davalı şirketlerin ayrı «tüzel kişiliğe» sahip olmakla birlikte aynı gerçek kişinin pay sahibi olduğu diğer şirketler bakımından da perdenin aralanması teorisinin uygulanması mümkün görüldüğü, böylece ayrılık ilkesinin arkasına sığınarak hukuk düzenince korunmayan «hakkın kötüye kullanımı» «yasağını» ihlal eden davranışın sorumluluk müeyyidesine bağlanabileceği, davalı ... yönünden ise, dava konusunun «tüzel kişiliklerinin perdesinin kaldırılması» ve borçtan «müteselsilen sorumlu» olduklarının tespiti olması gözetildiğinde, ayrıca TTK'nın sermaye şirketlerine dair hükümleri ve gerçek kişilerin buna nazaran durumu dikkate alındığında gerçek kişi davalının sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davalı şirketler yönünden davanın kabulüne, bu tüzel kişiler arasındaki perdenin kaldırılmasına, davaya konu borçtan müteselsilen sorumlu olduklarını tespitine, bu kapsamda davalı şirketler yönünden davanın toplam 70.771,03 TL üzerinden kabulüne, bu tutara dava tarihinden itibaren «ticari faiz» uygulanmak suretiyle belirtilen 4 davalıdan tahsiline, davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, çeke dayalı alacak istemine ilişkin olup, davacı «tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak» tüm davalıların «çek» bedelinden sorumlu tutulmasını istemiş, mahkemece, gerçek kişi davalı ... dışındaki davalılar yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.
… ildiğinde kural olarak sermaye şirketi ortaklarının şirket borçlarından dolayı şirket alacaklılarına karşı bir sorumluluğu bulunmamakta ise de, pay sahibinin şirket «tüzel kişiliği» ile özdeşmesi, şirket ortağının mal varlığı ile şirket tüzel kişiliğinin «malvarlığının» birbirlerine karışması, art niyetli ve hesaplı davranışlarla sırf sorumluluktan sıyrılmak amacıyla tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınılması, ortağın şirketteki hakimiyetini kötüye kullanarak alacaklılara karşı tüzel kişilik perdesinin arkasına saklanmasının «hakkın kötüye kullanılması» mahiyeti taşıması, borçların ödenmesi sırasında şirket ortağı tarafından ayrılık prensibinin ileri sürülmesinin TMK'nın 2. ve 3. maddelerine aykırı olması gibi hal …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:müteselsil sorumluluk · ticari faiz
Benzer bu kararda… mece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketlerin tamamında ortak ve yetkili müdürün davalı ... olduğu, davalı şirketlerin ayrı «tüzel kişiliğe» sahip olmakla birlikte aynı gerçek kişinin pay sahibi olduğu diğer şirketler bakımından da perdenin aralanması teorisinin uygulanması mümkün görüldüğü, böylece ayrılık ilkesinin arkasına sığınarak hukuk düzenince korunmayan «hakkın kötüye kullanımı» «yasağını» ihlal eden davranışın sorumluluk müeyyidesine bağlanabileceği, davalı ... yönünden ise, dava konusunun «tüzel kişiliklerinin perdesinin kaldırılması» ve borçtan «müteselsilen sorumlu» olduklarının tespiti olması gözetildiğinde, ayrıca TTK'nın sermaye şirketlerine dair hükümleri ve gerçek kişilerin buna nazaran durumu dikkate alındığında gerçek kişi davalının sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davalı şirketler yönünden davanın kabulüne, bu tüzel kişiler arasındaki perdenin kaldırılmasına, davaya konu borçtan müteselsilen sorumlu olduklarını tespitine, bu kapsamda davalı şirketler yönünden davanın toplam 70.771,03 TL üzerinden kabulüne, bu tutara dava tarihinden itibaren «ticari faiz» uygulanmak suretiyle belirtilen 4 davalıdan tahsiline, davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yönetici Sorumluluğundan Kaynaklanan Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/9387 E. 2018/2071 K.
Ortak:tüzel kişilik perdesinin aralanması · tüzel kişilik perdesinin kaldırılması · sorumluluktan kurtulma · malvarlığına ilişkin dava · dürüstlük kuralı · tüzel kişilik · ticari defter · eksik inceleme
İncelediğiniz karardaBölge Adliye Mahkemesince, davacı şirket ile asıl borçlu şirket arasında «organik bağ» olduğu, bu şirketlerin kurucularının faaliyet konularının ve adreslerinin aynı olduğu, dolayısıyla dava dışı borçlu Heta A.Ş.'nin borcundan dolayı «tüzel kişiliğin perdesinin aralanması» ilkesi gereğince davacının da sorumlu tutulması gerektiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının «kaldırılarak yeniden» hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulüne karar verilmiş, davalının istinaf talebi üzerine, bölge adliye mahkemesince davacının diğer şirketlerle arasında organik bağın bulunduğu ve «tüzel kişilik perdesinin kaldırılması» ile davacının sorumluluğuna başvurulacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ticaret şirketleri «tüzel kişiliğe» sahip olduklarına göre, istisnalar hariç olmak üzere, şirket «malvarlığının», aktif ve pasifiyle birlikte, sahibi tüzel kişidir.
Benzer bu karardaSomut olayda davacı, alacağını borçlu şirketten alamadığına ve davacı tarafından, borçlu şirket ile davalıların organizasyonları ile «malvarlıklarının» birbirine karıştığı da iddia edildiğine göre, davalı tarafa ait «ticari defterlerin» de incelenmesi suretiyle borçlu ile davalıların malvarlıklarının karışıp karışmadığı, «tüzel kişiliğin perdesinin kaldırılarak» davalıların, dava dışı ...İnş.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, şekli hukuk kurallarına bağlı «icra hukuku» yönünden davalıların, haklarında yapılmayan bir icra takibinden usulen sorumlu tutulamayacakları, borçlu ve davalı şirketin ortakları aynı ise de «tüzel kişilik perdesinin aralanması» ilkesinin hayata geçirilebilmesi için şirketlerin «dürüstlük kuralına» aykırı olacak şekilde birlikte hareket etmeleri gerektiği, somut olayda buna ilişkin delil bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. .../...
Eğer kişilik ve mal varlığı ayrılığı ilkesi uygulanmıyorsa yani «malvarlıkları» birbirine karışmışsa ve bu durumdan .... kişiler zarar görüyorsa, art niyetle ve hesabi davranışlarla sırf «sorumluluktan kurtulmak» amacıyla «tüzel kişilik» perdesi ardına sığınılmış ise bu durumda TMK'nin .... maddesi gereği şahıs ve mal ayrılığı ilkesi istisnaen uygulanmamaktadır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:harca esas değer · icra hukuk mahkemesi · müteselsil sorumluluk · alacak davası
Benzer bu karardaBu talebe göre davacı, davalıların icra takibinden değil, icra takibine konu borçtan sorumlu tutulmalarını istemiş olduğundan davanın bir «alacak davası» mahiyeti taşıdığı nazara alınmaksızın şekli hukuk kurallarına bağlı olan «icra hukuku» açısından davalıların haklarında yapılmayan bir icra takibinden sorumlu tutulamayacağı yönündeki gerekçeyle davanın reddi doğru görülmemiş, kararın bu yönden bozul …
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, şekli hukuk kurallarına bağlı «icra hukuku» yönünden davalıların, haklarında yapılmayan bir icra takibinden usulen sorumlu tutulamayacakları, borçlu ve davalı şirketin ortakları aynı ise de «tüzel kişilik perdesinin aralanması» ilkesinin hayata geçirilebilmesi için şirketlerin «dürüstlük kuralına» aykırı olacak şekilde birlikte hareket etmeleri gerektiği, somut olayda buna ilişkin delil bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. .../...
Davacı vekili, dava dilekçesinde «harca esas değeri» 34.000 TL olarak gösterip talep sonucunda davalıların, ... ....
İcra Müdürlüğüne konu borçtan dolayı müştereken ve «müteselsilen sorumlu» olduklarına karar verilmesini istemiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/4234 E. , 2022/8380 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 22. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 30.01.2018 tarih ve 2017/60 E. - 2018/88 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi'nce verilen 18.02.2021 tarih ve 2018/1385 E. - 2021/223 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı tarafından müvekkili ve dava dışı şirketlere yönelik olarak cari hesap alacağının tahsili amacıyla genel haciz yoluyla takip başlatıldığını, ancak müvekkili ile davalı arasında herhangi bir ticari ilişkinin olmadığını, müvekkilinin takip dosyasında borçlu olarak görünen diğer şirketlerle de bir bağlantısının olmadığını, farklı bir şirket olduğunu, dolayısıyla davalıya borcunun da bulunmadığını, ayrıca kesinleşen takip sırasında müvekkilinden 14.411,64 TL tahsil edildiğini, ancak takiple birlikte bu tahsilatın da hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek Eskişehir 5. İcra Dairesi'nin 2016/12040 Esas sayılı dosyasındaki alacağa ilişkin takipten dolayı müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespiti ile takip sırasında müvekkilinden tahsil edilen 14.411,64 TL'nin davalıdan istirdaden tahsiline %20 kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı ve dava dışı diğer borçlu şirketlerin hepsinin aynı şirketler olduğunu, ticari merkezlerinin ve muhasebecilerinin aynı, ortaklarının benzer olduğunu, birbiri ile bağlantı içinde olduklarını, müvekkilinin takip borçlularına makine sattığı ve karşılığında ödemeler aldığını, ödemeler aksatılmadığı için bu hususun müvekkili tarafından dikkate alınmadığını, ancak birden fazla şirket kurulmak suretiyle alacaklıların zarara uğratıldığının fark edildiğini, borçluların amacının GNB Dış Ticaret Ltd. Şti. ve Heta Isı A.Ş.'yi borca batık hale getirerek, diğer şirketler ile olan faaliyetlerin davacı şirket ve Karpat Isı Sistemleri Ltd. Şti. üzerinden devam ettirmek olduğunu, dolayısıyla müvekkili tarafından davacının da aralarında bulunduğu takip borçlularına yönelik cari hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan takibin yerinde ve usulüne uygun olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, davalı ile dava dışı Heta Isı Ürünleri San. Tic. A.Ş. arasında ticari mal satışına dair ilişki bulunduğu, davalının bu satışları cari hesap ekstresi ile izlediği, davalının sattığı malların bedelinin söz konusu dava dışı şirket tarafından ödenmemesi üzerine, davalı alacaklının bu şirket ile davacının da aralarında bulunduğu 3 şirket aleyhine ilamsız takip yaptığı, bu takip sırasında davacıdan 14.411,64 TL tahsil edildiği, oysa ki bilirkişi raporundan anlaşılacağı üzere her iki şirket ticari defter ve belgelerine göre taraflar arasında herhangi bir ticari ilişkinin ve satışın olmadığı, davalı ile dava dışı başka şirket arasında bu ilişkinin bulunduğu, davalı tarafça sadece borçlu şirket aleyhine değil grup şirketlerinin tümü aleyhine söz konusu takibin yapıldığı, söz konusu borçtan tüm grup şirketlerinin sorumlu olacağına dair herhangi bir delil ileri sürülüp sunulmadığı, bu kapsamda söz konusu takipten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığı ve yersiz tahsil edilen 14.411,64 TL'nin de davacıya iade edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, Eskişehir 5.
İcra Dairesi'nin 2016/12040 Esas sayılı dosyasındaki alacağa ilişkin takipten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti ile takip sırasında davacıdan tahsil edilen 14.411,64 TL'nin davalıdan istirdaden tahsili ile davacıya verilmesine, davalının kötü niyetli takip yaptığı anlaşılamadığından davacının tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, davacı şirket ile asıl borçlu şirket arasında organik bağ olduğu, bu şirketlerin kurucularının faaliyet konularının ve adreslerinin aynı olduğu, dolayısıyla dava dışı borçlu Heta A.Ş.'nin borcundan dolayı tüzel kişiliğin perdesinin aralanması ilkesi gereğince davacının da sorumlu tutulması gerektiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ilamsız icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti ve istirdat istemine ilişkindir.
Davalı tarafından davacı şirket hakkında yapılan ilamsız icra takibi, davacının itirazda bulunmaması üzerine kesinleşmiş olmakla davacı tarafından takipten dolayı borçlu olunmadığının tespiti talep edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulüne karar verilmiş, davalının istinaf talebi üzerine, bölge adliye mahkemesince davacının diğer şirketlerle arasında organik bağın bulunduğu ve tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ile davacının sorumluluğuna başvurulacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 125. (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 137.) maddesi gereğince ticaret şirketleri tüzel kişiliği haiz olup, kanuni istisnalar haricinden 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 48. maddesi kapsamında bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler. Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, istisnalar hariç olmak üzere, şirket malvarlığının, aktif ve pasifiyle birlikte, sahibi tüzel kişidir. Tüzel kişiliğinin bu malvarlığı, kendine özgü, bir amaç birliği içinde ve kendisini oluşturan kişilerin malvarlığından bağımsız bir malvarlığı olarak ortaya konulmalıdır. Tüzel kişiliğin bu malvarlığının onu oluşturan kişilerin malvarlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel ilkeye "mal varlığının bağımsızlığı" ve "mal ayrılığı" ilkesi denilmektedir.
Ayrılık ilkesi gereğince, tüzel kişilik çatısı altında bir araya gelen, başka bir deyişle tüzel kişiliği oluşturan gerçek veya tüzel kişiler, oluşturdukları tüzel kişiliğin borçlarından sorumlu olmazlar. Tüzel kişi ile üyeleri arasındaki bu ayrılık ilkesinin mutlak olarak her durum ve koşulda uygulanması bazı haksız durumların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Öğreti ve uygulamada, özellikle borç ve sorumluluktan kurtulabilmek amacıyla tüzel kişiliğin bir araç olarak kullanıldığı hâllerde, tüzel kişi ve üyeleri arasındaki bu ayrılığın kaldırılarak üyelerin sorumluluğuna gidilebileceği kabul edilmektedir. Bu durum öğreti ve uygulamada "tüzel kişilik perdesinin aralanması" olarak ifade edilmektedir.
Gerçekten de hukuk kuralları dolanılmak suretiyle kanuna karşı hile yapılması, ayrı tüzel kişilik kavramına sığınarak onun ardında yer alan kişilerin taraf oldukları sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmeleri ya da üçüncü kişilere zarar vermeleri, sonrada tüzel kişilik kavramının ardına gizlenmeleri dürüstlük ve kuralı hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkelerine açıkça aykırı olup hukuk düzenince de korunamaz. Bu gibi durumlarda TMK'nın 2/2 maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması söz konusu olduğu için tüzel kişilik perdesi aralanmalı ve perdenin ardında yer alan kişiler gerektiğinde sorumlu tutulmalıdır. Başka bir deyişle tüzel kişiye hukuk hayatında ayrı bir hukuki varlık tanınması ancak TMK'nın 2.
maddesi kapsamında kurallara uygun hareket edilmesi ve tüzel kişiliğin ortakları veya yöneticileri tarafından kötüye kullanılmaması halinde söz konusu olabilir. İyi niyet kurallarına riayet edilmemesi ve tüzel kişiliğin kötüye kullanılması hallerinde tüzel kişilik perdesi aralanarak, tüzel kişilik perdesinin arkasındaki gerçek duruma göre bir sonuca varılması gerekmektedir. Öğreti ve uygulamada kabul edilen tüzel kişilik perdesinin aralanması tearosi; bazı şartların varlığı halinde, tüzel kişilik ve mal ayrılığı ilkesi dikkate alınmadan, mevcut tüzel kişiliğin arkasına saklanan gerçek veya tüzel kişinin borçtan sorumlu tutulmasını ifade etmektedir. Bu teori, yalnızca ticaret hukukunda değil iş hukuku, vergi hukuku, icra ve iflas hukuku ve diğer hukuk dallarında da uygulama alanı bulmuş;
hatta 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve 5941 sayılı Çek Kanunu gibi kanunlarda kamu yararı gibi özel menfaatlerin korunması amacı güdülerek gerektiğinde bu teorinin uygulanması ve sorumluluğa karar verilebilmesi için bir takım düzenlemeler yapılmıştır. Elbette, kanundan kaynaklanan bu gibi durumlarda tüzel kişilik perdesinin aralanmasına ilişkin tartışmaya gerek bulunmamaktadır. Yine muvazaa, kanuna karşı hile gibi durumlarda da bazen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanmadan da sorumluluğa hükmedilebilmektedir. Hemen belirtilmesi gerekir ki, öğreti ve uygulamada özellikle vurgulandığı üzere; mal varlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda sakınılarak uygulanması gereken bir teoridir.
Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir.
TMK'nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır. Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dahi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir.
Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir.
Organik bağ ile tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması arasında benzerlikler olduğu kadar farklılıklar da bulunmaktadır. Özellikle somut olayın niteliği gereği organik bağın tespitinde, şirketlerin aynı holdinge bağlı olması, yöneticilerinin veya kurucularının aynı olması, bir borç takibinden kurtulmak için hisselerin devredilmesi, muvazaalı işlemler yapılması, hatta belirli işlemlerin aynı şekilde ve aynı usulde yapılması bile rol oynayabilmekte iken; tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması için iki şirket arasında alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli olarak işlemlerin yapıldığının ve bu nedenle asıl borçlu şirketten alacağın tahsil edilemediğinin somut verilerle ispatlanması gerekmektedir.
Bununla birlikte bu iki kavram arasındaki en önemli fark ise; organik bağın varlığı halinde bir şirketin borçlarından dolayı bir başka şirketin mal varlığına el atılabilmekte iken tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması halinde borçlu şirketin yanı sıra kardeş şirketin hatta talep halinde kardeş şirketin ortaklarının mal varlığına dahi el atılmasının mümkün olmasıdır. Görüldüğü üzere aralarında bazı farklılıklar bulunmakla beraber organik bağ ile perdenin çapraz aralanması kavramları birbirinin alternatifi olan kavramlar değildir. Bu nedenle aynı olayda hem organik bağ hem de tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması yolları işletilerek sonuca ulaşılabilmesi mümkündür.
Görüldüğü üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve TMK'nın 2. Maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılma yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir. Bununla birlikte öğreti; tüzel kişi ile ortakların alanlarının organizasyon ve malvarlıklarının birbirine karışması, ortağın kendi fiil ve işlemleriyle üçüncü kişilere karşı sanki tüzel kişilik ile kendisi arasında bir ayrım yokmuşçasına işlemler yapması ya da ortağın kendi malvarlığı ile şirketin malvarlığı birmiş gibi davranması, yetersiz sermaye ile faaliyete devam edilmesi özellikle şirket tüzel kişiliğinin bilinçli (kötü niyetli) olarak üçüncü kişileri zarara uğratması hâllerinde perdenin aralanması gerektiğinden bahsedilmektedir.
Öğreti ve uygulamada tüzel kişilik perdesinin aralanmasının genel olarak üç değişik durumda mümkün olabileceği ifade edilmektedir. Birinci durum perdenin düz aralanması olarak ifade edilen şirketin borcu için şirkete ilave olarak ortakların da borçtan sorumlu tutulmasıdır. İkinci durum perdenin ters çevrilerek aralanması olarak ifade edilen ortağın borcu için ortağın yanında şirketin de borçtan sorumlu tutulmasıdır. Nihayet üçüncü durum ise somut uyuşmazlık bakımından tartışılması gereken ve perdenin çapraz aralanması olarak ifade edilen, borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir şirketin sorumluluğu cihetine gidilmesidir. Perdenin çapraz aralanması sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olmaktadır.
Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan, ana şirket ile kardeş şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurulabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur.
Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir.
Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram organik bağ kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında olduğu gibi organik bağ kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir.
Bu itibarla mahkemece, yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ve eksik incelemeye dayalı karar verilmesi doğru görülmemiş kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 28/11/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/868142500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz