İcra takip dosyasının aidiyeti tespiti
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/201 E. 2021/6721 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- 10 yıllık
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
şüpheli alacak↗ eksik harcın tamamlattırılması↗ muarazanın giderilmesi↗ harç ikmali↗ nispi karar harcı↗ harcın ikmali↗ maktu harç↗ harcın tamamlanması↗ re'sen gözetilme↗ infazda tereddüt↗ ek mehil↗ hakkaniyet↗ denetime elverişlilik↗ infaz↗ kâr kaybı↗ harç↗ zamanaşımı↗ husumet↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu Niğde ilindeki tarımsal sulamadan kaynaklanan abonelerin borçlarına ilişkin 600 adet icra dosyasının 31/12/2007 tarihinden önceki döneme ait olduğu, 01/01/2008 tarihinden sonra davalı MEDAŞ tarafından icra takibine konu edildiği, özelleştirme işlemlerinin muhatabı davalı MEDAŞ olduğundan, davalıdan bölünerek yeni kurulan MEPAŞ'a husumet yöneltilmesi gerektiğine ilişkin davalı savunmasına itibar edilemeyeceği,
talepler 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğundan davalının zamanaşımı define de itibar edilemeyeceği, 01/04/2006 - 31/12/2007 tarihleri arasında tahakkuka bağlanmış ve bu tarihler arasında icra takibine konu olmuş faturaların tahsilatının davalı MEDAŞ'a, 31/12/2007 tarihindeki bilanço düzenlemeleri çerçevesinde TEDAŞ'a devri yapılan ve bu devre esas bakiyenin içinde yer alan ve 01/01/2008 tarihinden sonra icra takibine konu olmuş faturaların tahsilatının davacı TEDAŞ'a ait oldukları, bu sebeple Niğde iline ait 818 adet icra dosyasından 218 adedinin davalı tarafından davacıya 13/01/2011 tarihinde devredildiği, bakiye 600 adet icra dosyasının ise davalı tarafından sözleşme ve bilançolara göre davacıya iade edilmesi gerekirken iade edilmediği, davalı MEDAŞ tarafından 120 nolu hesaptaki dava konusu icra dosyalarının 128 nolu hesaba alınmasının doğru olmadığı, 120 nolu hesaptaki alacakların davacı TEDAŞ'a ait olduğu, Vergi Usul Kanunu'nun 323. maddesi gereğince bir alacağın şüpheli alacak olarak sayılması için de dava veya icra safhasına intikal etmesinin şart olduğu, 600 adet dosyanın 31/12/2007 tarihi itibariyle henüz icra takibine konu edilmemişler olup 01/01/2008 tarihinden sonra icra takibine konu edildiği ve şüpheli alacak hesabına alınmasının mümkün olmadığı, bilirkişi kurullarının dosya kapsamı delillere ve hakkaniyete aykırı hukuki görüşlerine itibar edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, 600 adet icra takip dosyasının davacıya aidiyetinin tespiti istemine ilişkin olup maktu harç ile dava açılmıştır. Muarazanın giderilmesi talepli davalar nispi harca tabi olup, davalı tarafça icra dosyalarına konu edilen alacağın 9.448.309,68TL olduğu beyan edilmiş ise de, mahkemece eksik harcın tamamlanması sağlanmamıştır.
Harçlar Kanunu, harç alınmasını veya tamamlanmasını yanların isteklerine bırakmamış; değinilen yönün mahkemece kendiliğinden (re'sen) gözetilmesini hükme bağlamıştır. 492 sayılı Harçlar Yasası'nın 28/1-a maddesinde karar ve ilam harçlarının dörtte birinin peşin alınacağı, aynı Yasa'nın 30'uncu maddesinde peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmayacağı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 409'uncu maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulmasının, noksan olan harcın ödenmesine bağlı olduğu, aynı Kanun'un 32'nci maddesinde de yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılmayacağı düzenlenmiştir.
Bu durumda, mahkemece, davaya konu icra dosyalarının ve takibe konu edilen alacak tutarlarının tespiti ile Harçlar Kanunu’nun 30. maddesi uyarınca harcın ikmali için öncelikle davacı vekiline mehil verilmek, Harçlar Kanunu’nun 32. ve Yönetmeliğin 54. maddesine göre harç ikmali cihetine gidilerek (Bakınız, Baki KURU, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, Cilt III, syf.3154, Cilt V, syf.5317) neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken anılan yasal düzenlemeler nazara alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2- Kabule göre de, mahkemece, davanın kabulü ile dava konusu 600 adet icra dosyasına konu alacakların davacıya ait olduğunun tespiti ile taraflar arasındaki çekişmenin bu şekilde giderilmesine karar verilmiştir. Her ne kadar kararın gerekçesinde toplam icra dosyasının sayısı 600 adettir, taraflar arasında bu yönde bir çekişme yoktur denilmiş ise de, dava dilekçesinde 600 adet dosya dava konusu edilmiş, davalı ise 598 adet dosyadan söz etmiştir. 14.03.2021 tarihli bilirkişi ek raporunda ise 607 adet icra dosyasından bahsedilmiştir. Bu haliyle mahkemece verilen hükmün açık, anlaşılır ve infaza elverişli olduğu söylenemeyecektir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Gerek mülga 1086 sayılı HUMK’un 382 ve devamı maddelerinde gerekse de yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 294 vd. maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi, dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş olacaktır. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi, verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır.
Bu itibarla, mahkemece verilen kararın hüküm kısmında yukarıda açıklanan kanuni ve yasal düzenlemelerin aradığı niteliklerin bulunmadığı, infazda tereddüt oluşturacak mahiyette karar verildiği ve hak kaybına yol açabileceği anlaşılmış olmakla, mahkemece infaza ve denetime elverişli yeniden hüküm tesis edilmesi için kararın bozulmasını gerektirmiştir.
3- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin uyuşmalığın esasına yönelik temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/6101 E. 2022/3172 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:rücuen tazminat · hisse devir sözleşmesi · üçüncü kişi · kâr dağıtımı
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince; olayda iş kazasının 25/09/2008 tarihinde gerçekleşmiş olduğu, hisselerin tamamı davacı MEDAŞ'a ait iken «dağıtım» faaliyeti kapsamında ortaya çıkan «üçüncü kişi» alacağından İHDS hükümleri uyarınca artık davalı TEDAŞ'ın sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; davalı vekilin …
Taraflar arasında akdedilen İHDS'nin 7.4 maddesi uyarınca, «dağıtım» faaliyetinin davalı tarafından yürütüldüğü dönemde bu faaliyetin yürütülmesi amacıyla gerçekleştirilen her türlü iş ve işlemlerin bütün sorumluluğunun davalıya ait olduğu ve yine bu kapsamda «üçüncü kişiler» tarafından ileri sürülecek talep ve davalardan doğacak her türlü mali yükümlülüğün de davalı tarafından karşılanacağı düzenlenmiştir.
… ğundan davacı ile davalı MEDAŞ'ın ayrılmaz bir bütün olduğu, her ne kadar 24/07/2006 tarihinde işletme hakkı davalı MEDAŞ'a devredilse de fiili devir tarihine kadar «dağıtım» faaliyetinin davacı şirket tarafından yerine getirildiği, o halde 30/10/2009 tarihli «hisse devir sözleşmesinden» önce gerçekleşen olaylardan kaynaklı tazminatlarda da sorumluluğun TEDAŞ’a ait olacağı gözetilerek sonuca varılması gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesince yazılı ge …
Dava, işletme hakkı devir sözleşmesinden kaynaklanan «rücuen tazminat» istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/1125 E. 2024/3483 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:rücuen alacak · rücuen tazminat · üçüncü kişi · kâr dağıtımı · dosya masrafı · avans faizi
Benzer bu karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 24.07.2006 tarihinde İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi (İHDS) imzalandığını, sözleşmenin 7.4 madde gereğince «dağıtım» faliyetinin hisselerinin tamamının davalıya ait olduğu dönemde MEDAŞ'ın özelleştirilmesinden önce yani TEDAŞ ile MEDAŞ'ın ayrılmaz bir bütün olduğu dönemde 13.05.2009 tarihinde meydana gelen iş kazası nedeniyle dava dışı işçi tarafından açılan dava sonucu verilen kararın icra takibine konulması nedeniyle icra dosyasına ödenen miktardan ve yapılan yargılama «masraflarından» davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalarak şimdilik 140.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
… RI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile iş kazasının 13.05.2009 tarihinde gerçekleştiği, hisselerin tamamı davacı MEDAŞ'a ait iken «dağıtım» faaliyeti kapsamında ortaya çıkan «üçüncü kişi» alacağından İHDS hükümleri uyarınca artık davalı TEDAŞ'ın sorumlu tutulamayacağı, davacının dayanak ilam nedeni ile ödediği temyiz harcı, onama harcı ile icra dosy …
Taraflar arasındaki sözleşmeden kaynaklı «rücuen tazminat» davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; TEDAŞ ile TEDAŞ'a bağlı olarak faaliyet gösteren elektrik «dağıtım» şirketlerinin fiili devir tarihi olan 30.10.2009 tarihine kadar ayrılmaz bir bütün olduğu ve bu döneme ait hakların TEDAŞ tarafından yürütülmesi gerektiği hususunu …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/16448 E. 2015/11619 K.
Ortak:harç ikmali · nispi karar harcı · harcın ikmali · maktu harç · harcın tamamlanması · re'sen gözetilme · ek mehil · harç · zamanaşımı 10 yıllık
İncelediğiniz karardaBu durumda, mahkemece, davaya konu icra dosyalarının ve takibe konu edilen alacak tutarlarının tespiti ile Harçlar Kanunu’nun 30. maddesi uyarınca «harcın ikmali» için öncelikle davacı vekiline «mehil» verilmek, Harçlar Kanunu’nun 32. ve Yönetmeliğin 54. maddesine göre «harç ikmali» cihetine gidilerek (Bakınız, Baki KURU, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6.
1- Dava, 600 adet icra takip dosyasının davacıya aidiyetinin tespiti istemine ilişkin olup «maktu harç» ile dava açılmıştır.
Muarazanın giderilmesi talepli davalar «nispi harca» tabi olup, davalı tarafça icra dosyalarına konu edilen alacağın 9.448.309,68TL olduğu beyan edilmiş ise de, mahkemece «eksik harcın tamamlanması» sağlanmamıştır.
Benzer bu karardaBank'tan tahsilinin mümkün olmadığının anlaşıldığı tarihten başlaması gerektiğinden «zamanaşımının» dolmadığı, taraflar arasındaki ihtilafın 84.000,000 USD'nin tazminine ilişkin olduğu, HMK'nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasının koşullarının oluşmadığı, HMK'nın 109/2. maddesindeki kısmi dava açma «yasağı» da dikkate alındığında dava değeri 84.000,00 USD'nin dava tarihindeki TL karşılığına göre hesaplanacak «harç» bulunmakla bu miktar üzerinden «harcın ikmali» gerekmekte ise de Yargıtay HGK'nun 03/11/2011 tarih, 2010/10-550 Esas, 2010/561 Karar sayılı kararı doğrultusunda eldeki dava kural olarak «nispi harca» tabii olmakla birlikte davanın davalı tarafı harçtan muaf olduğundan dava sonunda davanın reddi halinde dahi alınması gerekli harç maktu olup alınabilecek nispi karar ve ilam harcı bulunmadığından peşin alınabilecek en fazla harcın «maktu harç» miktarı olduğu, davacı tarafça da bu miktarda «peşin harcın» yatırılmış olduğu anlaşıldığından «harç ikmali» yönünde HMK'nın 120. maddesinin uygulanmasına yer olmadığı, davacının davasında haklı olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 84.000,00 USD'nin 21/12/1999 tarihinden itibaren 3095 Sayılı Yasa'nın 4/a maddesi gereğince işleyecek faizi ile birlikte davalı bankadan tahsiline, davacı lehine 1.000 USD karşılığı 2.175,90 TL üzerinden «vekalet ücreti» taktirine karar verilmiştir.
Mahkemece, dava dilekçesinde talep edilen 84.000,00 USD üzerinden «harcın ikmali» gerektiği ancak Yargıtay HGK'nun 03/11/2011 tarih, 2010/10-550 Esas, 2010/561 Karar sayılı kararı doğrultusunda işbu dava «nispi harca» tabii olmakla birlikte davalı taraf harçtan muaf olduğundan dava sonunda davanın reddi halinde dahi alınması gerekli «harç» maktu olup alınabilecek nispi karar ve ilam harcı bulunmadığından peşin alınabilecek en fazla harcın «maktu harç» miktarı olduğu belirtilerek «harç ikmali» yönünde uygulanma yapılmayıp davanın kabulüne karar verilmesine rağmen anılan gerekçeye ve atıf yapılan Yargıtay HGK'nun 03/11/2011 tarih, 2010/10-550 Esas, 2010/561 Karar sayılı kararına aykırı olacak şekilde hüküm fıkrasının 6. bendinde davacının dava dilekçesinde «harca esas değeri» 1.000,00 USD olarak gösterdiği belirtilerek bu meblağ üzerinden davacı yararına «vekalet ücretine» hükmedilmiştir.
Bu durumda mahkemece, davanın açıklanan mahiyetine göre Harçlar Kanunu’nun 30. maddesi uyarınca «harcın ikmali» için öncelikle davacı tarafa «mehil» verilmek, Harçlar Kanunu’nun 32. ve Yönetmeliğin 54. maddesine göre «harç ikmali» cihetine gidilerek (Bakınız, Baki KURU, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:harca esas değer · zamanaşımı başlangıcı · peşin karar harcı · oy yasağı · vekalet ücreti
Benzer bu karardaBank'tan tahsilinin mümkün olmadığının anlaşıldığı tarihten başlaması gerektiğinden «zamanaşımının» dolmadığı, taraflar arasındaki ihtilafın 84.000,000 USD'nin tazminine ilişkin olduğu, HMK'nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasının koşullarının oluşmadığı, HMK'nın 109/2. maddesindeki kısmi dava açma «yasağı» da dikkate alındığında dava değeri 84.000,00 USD'nin dava tarihindeki TL karşılığına göre hesaplanacak «harç» bulunmakla bu miktar üzerinden «harcın ikmali» gerekmekte ise de Yargıtay HGK'nun 03/11/2011 tarih, 2010/10-550 Esas, 2010/561 Karar sayılı kararı doğrultusunda eldeki dava kural olarak «nispi harca» tabii olmakla birlikte davanın davalı tarafı harçtan muaf olduğundan dava sonunda davanın reddi halinde dahi alınması gerekli harç maktu olup alınabilecek nispi karar ve ilam harcı bulunmadığından peşin alınabilecek en fazla harcın «maktu harç» miktarı olduğu, davacı tarafça da bu miktarda «peşin harcın» yatırılmış olduğu anlaşıldığından «harç ikmali» yönünde HMK'nın 120. maddesinin uygulanmasına yer olmadığı, davacının davasında haklı olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 84.000,00 USD'nin 21/12/1999 tarihinden itibaren 3095 Sayılı Yasa'nın 4/a maddesi gereğince işleyecek faizi ile birlikte davalı bankadan tahsiline, davacı lehine 1.000 USD karşılığı 2.175,90 TL üzerinden «vekalet ücreti» taktirine karar verilmiştir.
Mahkemece, dava dilekçesinde talep edilen 84.000,00 USD üzerinden «harcın ikmali» gerektiği ancak Yargıtay HGK'nun 03/11/2011 tarih, 2010/10-550 Esas, 2010/561 Karar sayılı kararı doğrultusunda işbu dava «nispi harca» tabii olmakla birlikte davalı taraf harçtan muaf olduğundan dava sonunda davanın reddi halinde dahi alınması gerekli «harç» maktu olup alınabilecek nispi karar ve ilam harcı bulunmadığından peşin alınabilecek en fazla harcın «maktu harç» miktarı olduğu belirtilerek «harç ikmali» yönünde uygulanma yapılmayıp davanın kabulüne karar verilmesine rağmen anılan gerekçeye ve atıf yapılan Yargıtay HGK'nun 03/11/2011 tarih, 2010/10-550 Esas, 2010/561 Karar sayılı kararına aykırı olacak şekilde hüküm fıkrasının 6. bendinde davacının dava dilekçesinde «harca esas değeri» 1.000,00 USD olarak gösterdiği belirtilerek bu meblağ üzerinden davacı yararına «vekalet ücretine» hükmedilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davanın BK'nun 41, 55 ve TTK'nın 336 maddesine dayanması nedeniyle «zamanaşımının başlangıcının» davaya konu paranın ilgili Of.
1 benzer karar daha
-
Ortak olmayanın batıllık tespitinde hukuki yararı ve nisbi harcın resen ikmali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/9500 E. 2016/4813 K.
Ortak:dava şartı
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:hukuki yarar · aktif husumet
Benzer bu kararda… hinde ve bakiye hisselerini de 28/02/2013 tarihinde yapılan sözleşme ile devrettikleri, dava tarihi itibariyle davacıların davalı şirkette hisselerinin bulunmadığı, «genel kurul kararlarının iptaline» yönelik dava açma hakkının TTK'nun 445 ve 446.maddeleri gereğince sadece pay sahiplerine tanınan bir hak olduğu, dava tarihi itibariyle davacıların davalı şirkette pay sahibi olmamaları nedeniyle genel kurul kararlarının iptaline yönelik dava açamayacakları, 18/02/2013 tarihli sözleşme ile davacıdan hisselerini devrederken hisse devir nedeniyle bedellerini aldıklarını, paylarını devrettiklerini, pay sahibi sıfatlığının kalmadığını ve pay devrinden dolayı ileriye yönelik bir talep haklarının kalmadığını açıkça beyan ve imza ettikleri, davacıların bu davayı açmadan önce 03/07/2007 tarihli ve 14/06/2006 tarihli genel kurul kararlarına yönelik dava açtıkları, açılan bu davalarda daha önce yapılan genel kurullarda «sahtecilik» fiilinin işlendiğine dair iddia da bulunmadıkları, en «son» yapılan genel kurul toplantısından 7 yıl sonra huzurdaki davanın açıldığı gerekçesiyle asıl davada geçmiş dönemlere ait «kar payı» talebinde bulunulmuşsa da usulüne uygun harçlandırılarak açılmış dava olmadığından bu yönde karar «verilmesine yer olmadığına», asıl ve birleşen davadaki genel kurul kararlarına yönelik taleplerin «aktif husumet yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve şirket ortağı olmayan kişilerin «anonim şirket» genel kurullarında alınan kararların batıl olduğunun tespitini istemekte halen mevcut «hukuki yararının» bulunması ve bu durumun yargılamanın her safhasında mahkemece resen nazara alınacak olmasına (Bkz.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/201 E. , 2021/6721 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 16/10/2019 tarih ve 2015/922-2019/614 sayılı kararın Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olduğu anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 30.11.2021 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı şirket vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, taraflar arasında 24.07.2006 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmesinin imzalandığını, prosedür uyarınca dava ve icra dosyalarına ilişkin listeler hazırlanarak müvekkili ile davalı arasında 05.10.2009 tarihli tespit tutanağının düzenlendiğini, davalının 12.10.2009 tarihli bir tutanak tanzim ederek bir kısım icra takip dosyalarını şüpheli alacak olarak ayırdığını ve bunların devre konu olmadığını ileri sürdüğünü, tasnif kriterleri çerçevesinde müvekkiline ait olduğu halde Niğde İlindeki 600 icra dosyasının müvekkiline teslim edilmediğini ileri sürerek davalı tarafça şüpheli alacak olduğu iddia edilen 600 adet icra dosyasına konu alacağın müvekkiline ait olduğunun tespiti ile bu dosyaların aidiyetine ilişkin muarazanın giderilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu Niğde ilindeki tarımsal sulamadan kaynaklanan abonelerin borçlarına ilişkin 600 adet icra dosyasının 31/12/2007 tarihinden önceki döneme ait olduğu, 01/01/2008 tarihinden sonra davalı MEDAŞ tarafından icra takibine konu edildiği, özelleştirme işlemlerinin muhatabı davalı MEDAŞ olduğundan, davalıdan bölünerek yeni kurulan MEPAŞ'a husumet yöneltilmesi gerektiğine ilişkin davalı savunmasına itibar edilemeyeceği,
talepler 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğundan davalının zamanaşımı define de itibar edilemeyeceği, 01/04/2006 - 31/12/2007 tarihleri arasında tahakkuka bağlanmış ve bu tarihler arasında icra takibine konu olmuş faturaların tahsilatının davalı MEDAŞ'a, 31/12/2007 tarihindeki bilanço düzenlemeleri çerçevesinde TEDAŞ'a devri yapılan ve bu devre esas bakiyenin içinde yer alan ve 01/01/2008 tarihinden sonra icra takibine konu olmuş faturaların tahsilatının davacı TEDAŞ'a ait oldukları, bu sebeple Niğde iline ait 818 adet icra dosyasından 218 adedinin davalı tarafından davacıya 13/01/2011 tarihinde devredildiği, bakiye 600 adet icra dosyasının ise davalı tarafından sözleşme ve bilançolara göre davacıya iade edilmesi gerekirken iade edilmediği, davalı MEDAŞ tarafından 120 nolu hesaptaki dava konusu icra dosyalarının 128 nolu hesaba alınmasının doğru olmadığı, 120 nolu hesaptaki alacakların davacı TEDAŞ'a ait olduğu, Vergi Usul Kanunu'nun 323.
maddesi gereğince bir alacağın şüpheli alacak olarak sayılması için de dava veya icra safhasına intikal etmesinin şart olduğu, 600 adet dosyanın 31/12/2007 tarihi itibariyle henüz icra takibine konu edilmemişler olup 01/01/2008 tarihinden sonra icra takibine konu edildiği ve şüpheli alacak hesabına alınmasının mümkün olmadığı, bilirkişi kurullarının dosya kapsamı delillere ve hakkaniyete aykırı hukuki görüşlerine itibar edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, 600 adet icra takip dosyasının davacıya aidiyetinin tespiti istemine ilişkin olup maktu harç ile dava açılmıştır. Muarazanın giderilmesi talepli davalar nispi harca tabi olup, davalı tarafça icra dosyalarına konu edilen alacağın 9.448.309,68TL olduğu beyan edilmiş ise de, mahkemece eksik harcın tamamlanması sağlanmamıştır.
Harçlar Kanunu, harç alınmasını veya tamamlanmasını yanların isteklerine bırakmamış; değinilen yönün mahkemece kendiliğinden (re'sen) gözetilmesini hükme bağlamıştır. 492 sayılı Harçlar Yasası'nın 28/1-a maddesinde karar ve ilam harçlarının dörtte birinin peşin alınacağı, aynı Yasa'nın 30'uncu maddesinde peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmayacağı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 409'uncu maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulmasının, noksan olan harcın ödenmesine bağlı olduğu, aynı Kanun'un 32'nci maddesinde de yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılmayacağı düzenlenmiştir.
Bu durumda, mahkemece, davaya konu icra dosyalarının ve takibe konu edilen alacak tutarlarının tespiti ile Harçlar Kanunu’nun 30. maddesi uyarınca harcın ikmali için öncelikle davacı vekiline mehil verilmek, Harçlar Kanunu’nun 32. ve Yönetmeliğin 54. maddesine göre harç ikmali cihetine gidilerek (Bakınız, Baki KURU, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, Cilt III, syf.3154, Cilt V, syf.5317) neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken anılan yasal düzenlemeler nazara alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2- Kabule göre de, mahkemece, davanın kabulü ile dava konusu 600 adet icra dosyasına konu alacakların davacıya ait olduğunun tespiti ile taraflar arasındaki çekişmenin bu şekilde giderilmesine karar verilmiştir. Her ne kadar kararın gerekçesinde toplam icra dosyasının sayısı 600 adettir, taraflar arasında bu yönde bir çekişme yoktur denilmiş ise de, dava dilekçesinde 600 adet dosya dava konusu edilmiş, davalı ise 598 adet dosyadan söz etmiştir.
14. 03.2021 tarihli bilirkişi ek raporunda ise 607 adet icra dosyasından bahsedilmiştir. Bu haliyle mahkemece verilen hükmün açık, anlaşılır ve infaza elverişli olduğu söylenemeyecektir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Gerek mülga 1086 sayılı HUMK’un 382 ve devamı maddelerinde gerekse de yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 294 vd. maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi, dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş olacaktır. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi, verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır.
Bu itibarla, mahkemece verilen kararın hüküm kısmında yukarıda açıklanan kanuni ve yasal düzenlemelerin aradığı niteliklerin bulunmadığı, infazda tereddüt oluşturacak mahiyette karar verildiği ve hak kaybına yol açabileceği anlaşılmış olmakla, mahkemece infaza ve denetime elverişli yeniden hüküm tesis edilmesi için kararın bozulmasını gerektirmiştir.
3- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin uyuşmalığın esasına yönelik temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle kararın resen BOZULMASINA; (3) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, takdir olunan 3.815,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 01/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/721125500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz