Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/1307 E. 2021/6992 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
tbk 583↗ kefalet tarihi↗ özel yetki↗ imza inkarı↗ kefalet sözleşmesi↗ bsmv↗ ilamsız icra takibi↗ sözleşmeden doğan dava↗ müteselsil kefil↗ denetime elverişlilik↗ üçüncü kişi↗ kefalet↗ genel kredi sözleşmesi↗ tbk 99↗ kefil↗ yetki↗ kredi sözleşmesi↗ asıl alacak↗ icra inkar tazminatı↗ inkar tazminatı↗ dosya masrafı↗ eksik inceleme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk Derece Mahkemesi’nce, tüm dosya kapsamı ve alınan bilirkişi raporuna göre davanın kısmen kabul, kısmen reddine, Ordu 3. İcra Müdürlüğü’nün 2017/8053 esas sayılı dosyasında borçlunun yapmış olduğu itirazın 185.418.92 TL asıl alacak, 7.500.13 TL faiz, 374,99 TL BSMV, 350,24 TL masraf olmak üzere toplam 193.644,28 TL yönünden iptali ile takibin bu miktar üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, asıl alacak miktarı olan 185.418,92 TL'nin %20’si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce, davalının açıkça kefalet sözleşmesi altındaki imzayı inkar etmediği, aksine sözleşme altındaki imzayı kabul ettiği, mahkemece yapılan yargılama sonucunda alınan bilirkişi raporunun denetime açık, hüküm kurmaya elverişli olduğu, sonuçta da mahkemenin bilirkişi raporunu dikkate alarak davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verdiği, mahkeme kararı ve gerekçesinin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalının istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, banka genel kredi sözleşmesinden doğan alacağın müteselsil kefil davalıdan tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali isteminden ibarettir.
TBK 583. maddesine göre; “kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz.”
Bu yasal düzenleme gereğince somut olayda, davalı ...’un kefil olarak imzasının bulunduğu kefalet sözleşmesinin geçerli olarak kurulabilmesi için kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi gerekmektedir. Davalı vekili, müvekkilinin imzası bulunan 07.12.2012 tarihli genel kredi sözleşmesinde yer alan yazıların müvekkiline ait olmadığını bildirerek yazı incelemesi talep etmiştir. Bu durumda, İlk Derece Mahkemesi’nce davalı ...’un huzurda yazı ve imza örnekleri alınıp, 07.12.2012 sözleşme tarihine yakın tarihli (öncesi ve sonrası) samimi yazı ve imza örnekleri asılları dosyaya getirtilerek sözleşme aslı üzerinde yer alan ve yukarıya metni alınan hüküm uyarınca kefalet sözleşmesinin geçerliliğine etki eden yazıların davalıya ait olup olmadığının Yargıtay denetimine elverişli bir bilirkişi kurulu raporu ile saptanıp sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, yukarıda açıklanan şekilde yazı incelemesi yaptırıldıktan sonra davalı ...’un 07.12.2012 tarihli genel kredi sözleşmesi bakımından geçerli bir kefaletinin bulunduğunun belirlenmesi halinde, dosyada alınan 09.04.2018 tarihli bilirkişi raporunda, davalı ...’un 07.12.2012 tarihli genel kredi sözleşmesini imzaladığı ve ancak davalı ...’un müteselsil kefil olarak imzasının bulunmadığı, müteselsil kefilinin... olduğu 21.10.2014 tarihli bir genel kredi sözleşmesinin de imzalanmış olduğunun bildirildiği gözetilerek konusunda uzman bilirkişiye dosya ve banka kayıtları üzerinde inceleme yetkisi tanınıp davacı bankanın takip ve dava konusu ettiği kredi alacağının hangi kredi sözleşmesi kapsamında kullandırıldığı, davalının kefaletinin bulunduğu 07.12.2012 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılıp kullandırılmadığı, davalının geçerli kefaletinin bulunduğu 07.12.2012 tarihli sözleşme kapsamında kullandırılmış bir kredi varsa banka alacağının ne kadar olduğu tespit ettirilerek sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Kabule göre ise işleyecek faiz oranı hususunda hüküm fıkrasında bir belirleme yapılmamış olmasına ve yine İlk Derece Mahkemesi’nin gerekçeli kararının hüküm bölümünün üst kısmında kalan paragrafının yanlış ibareler içermesine rağmen davalı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin Bölge Adliye Mahkemesi’nce reddine karar verilmesi ve istinaf isteminin reddine dair kararın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun hangi hükümlerine göre verildiğinin, esastan red kararı olup olmadığının belirtilmemiş olması usul, yasa ve dosya kapsamına aykırı olduğundan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak kaldırılması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
İhtiyati haciz kararının kaldırılması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/9170 E. 2015/9977 K.
Ortak:kefalet tarihi · kefalet sözleşmesi · müteselsil kefil · kefalet · genel kredi sözleşmesi · kefil · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaKefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, «kefalet tarihini» ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini «kefalet sözleşmesinde» kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.
Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve «kefilin» sorumluluğunu artıran değişiklikler, «kefalet» için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz.” Bu yasal düzenleme gereğince somut olayda, davalı ...’un kefil olarak imzasının bulunduğu «kefalet sözleşmesinin» geçerli olarak kurulabilmesi için kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, «kefalet tarihini» ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi gerekmekted …
Ayrıca, yukarıda açıklanan şekilde yazı incelemesi yaptırıldıktan sonra davalı ...’un 07.12.2012 tarihli «genel kredi sözleşmesi» bakımından geçerli bir «kefaletinin» bulunduğunun belirlenmesi halinde, dosyada alınan 09.04.2018 tarihli bilirkişi raporunda, davalı ...’un 07.12.2012 tarihli genel kredi sözleşmesini imzaladığı ve ancak davalı ...’un «müteselsil kefil» olarak imzasının bulunmadığı, müteselsil kefilinin... olduğu 21.10.2014 tarihli bir genel kredi sözleşmesinin de imzalanmış olduğunun bildirildiği gözetilerek konusunda uzman bilirkişiye dosya ve banka kayıtları üzerinde inceleme yetkisi tanınıp davacı bankanın takip ve dava konusu ettiği kredi alacağının hangi kredi sözleşmesi kapsamında kullandırıldığı, davalının kefaletinin bulunduğu 07.12.2012 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılıp kullandırılmadığı, davalının geçerli kefaletinin bulunduğu 07.12.2012 tarihli sözleşme kapsamında kullandırılmış bir kredi varsa banka alacağının ne kadar olduğu tespit ettirilerek sonuca göre karar verilmesi gerekirken «eksik inceleme» ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, «ihtiyati haciz» kararının dayanağı olan sözleşmelerdeki «kefaletin» Borçlar Kanunu Hükümlerine aykırı olarak tanzim edildiği, Türk Borçlar Kanunun 583. maddesine göre «kefalet sözleşmesi» yazılı şekilde yapılmadıkça ve «kefilin» sorumlu olacağı azami miktar ile «kefalet tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve «müteselsil kefil» olması durumunda bu sıfatla veya bu anlamda gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğu, davaya konu «kredi sözleşmesinde» müteselsil kefillerin bu şartları taşımadığı, borcun likit olmadığı, alacağın yargılamayı gerektirdiği, aynı konu hakkında «itirazın iptali davası» açıldığı gerekçesiyle, ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
1-Talep, ihtiyati haczin kaldırılması istemine ilişkin olup, mahkemece «ihtiyati haciz» kararının dayanağı olan sözleşmelerdeki «kefaletin» 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine aykırı olarak tanzim edildiği gerekçesiyle, itiraz eden borçlular hakkında ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.Ancak, talep dayanağı «genel kredi sözleşmesi» 16.10.2006 tarihli, itiraz eden borçlu kefillerin imzaladığı limit arttırım sözleşmesi ise 29.08.2007 tarihli olup TBK'nın yürürlük tarihinden evvel akdedilmiş olm …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ihtiyati hacze itiraz · itirazın iptali davası · ihtiyati haciz · iptal davası · haciz
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, «ihtiyati haciz» kararının dayanağı olan sözleşmelerdeki «kefaletin» Borçlar Kanunu Hükümlerine aykırı olarak tanzim edildiği, Türk Borçlar Kanunun 583. maddesine göre «kefalet sözleşmesi» yazılı şekilde yapılmadıkça ve «kefilin» sorumlu olacağı azami miktar ile «kefalet tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve «müteselsil kefil» olması durumunda bu sıfatla veya bu anlamda gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğu, davaya konu «kredi sözleşmesinde» müteselsil kefillerin bu şartları taşımadığı, borcun likit olmadığı, alacağın yargılamayı gerektirdiği, aynı konu hakkında «itirazın iptali davası» açıldığı gerekçesiyle, ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden borçlular tarafından «ihtiyati hacze itiraz» edilmeden önce aynı mahkemede «itirazın iptali davası» açıldığı anlaşılmaktadır.
Kararı, «ihtiyati haciz» isteyen vekili temyiz etmiştir.
1-Talep, ihtiyati haczin kaldırılması istemine ilişkin olup, mahkemece «ihtiyati haciz» kararının dayanağı olan sözleşmelerdeki «kefaletin» 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine aykırı olarak tanzim edildiği gerekçesiyle, itiraz eden borçlular hakkında ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.Ancak, talep dayanağı «genel kredi sözleşmesi» 16.10.2006 tarihli, itiraz eden borçlu kefillerin imzaladığı limit arttırım sözleşmesi ise 29.08.2007 tarihli olup TBK'nın yürürlük tarihinden evvel akdedilmiş olm …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/1523 E. 2023/5569 K.
Ortak:kefalet tarihi · kefalet sözleşmesi · müteselsil kefil · kefalet · genel kredi sözleşmesi · kefil · kredi sözleşmesi · dosya masrafı
İncelediğiniz karardaKefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, «kefalet tarihini» ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini «kefalet sözleşmesinde» kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.
Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve «kefilin» sorumluluğunu artıran değişiklikler, «kefalet» için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz.” Bu yasal düzenleme gereğince somut olayda, davalı ...’un kefil olarak imzasının bulunduğu «kefalet sözleşmesinin» geçerli olarak kurulabilmesi için kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, «kefalet tarihini» ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi gerekmekted …
Ayrıca, yukarıda açıklanan şekilde yazı incelemesi yaptırıldıktan sonra davalı ...’un 07.12.2012 tarihli «genel kredi sözleşmesi» bakımından geçerli bir «kefaletinin» bulunduğunun belirlenmesi halinde, dosyada alınan 09.04.2018 tarihli bilirkişi raporunda, davalı ...’un 07.12.2012 tarihli genel kredi sözleşmesini imzaladığı ve ancak davalı ...’un «müteselsil kefil» olarak imzasının bulunmadığı, müteselsil kefilinin... olduğu 21.10.2014 tarihli bir genel kredi sözleşmesinin de imzalanmış olduğunun bildirildiği gözetilerek konusunda uzman bilirkişiye dosya ve banka kayıtları üzerinde inceleme yetkisi tanınıp davacı bankanın takip ve dava konusu ettiği kredi alacağının hangi kredi sözleşmesi kapsamında kullandırıldığı, davalının kefaletinin bulunduğu 07.12.2012 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılıp kullandırılmadığı, davalının geçerli kefaletinin bulunduğu 07.12.2012 tarihli sözleşme kapsamında kullandırılmış bir kredi varsa banka alacağının ne kadar olduğu tespit ettirilerek sonuca göre karar verilmesi gerekirken «eksik inceleme» ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Benzer bu karardaKefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, «kefalet tarihini» ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini «kefalet sözleşmesinde» kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır." değerlendirildiğinde kanunda aranan «şekil şartının» somut olayda gerçekleştirilmemiş olduğu, bu sebeple de söz konusu «genel kredi sözleşmesine» dayanılarak alacak talebinde bulunulamayacağı, dolayısı ile davalıya karşı icra takibi başlatılamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıya «tebligatın» 7201 sayılı Kanun'un 21 inci maddesine göre çıkarıldığı, 18.08.2017 tarihinde mahalle muhtarına «teslim» edildiği, davalının komşusunun teslimden kaçındığının yazıldığı, ancak anılan maddenin birinci fıkrası hükümlerine aykırı şekilde davalının nerede olduğu, hangi tarihte döneceği yönünde tebligat parçası üzerinde hiçbir açıklamanın bulunmadığı, bu sebeple tebliğin «geçersiz» olduğu ve davalı için davaya cevap verme süresinin, davadan haberdar olduğunu bildirdiği tarih itibariyle başlayacağının kabulü gerektiği, «kefalet sözleşmesinin» 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre, «kefalet tarihi», miktarı, sorumluluğa ilişkin ifadelerin, «kefilin» el yazısı ile düzenlenmesi gerektiği, kriminal rapora göre sözleşmedeki kefalete ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmadığı, kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığı, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin kararının yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı tarafından uzmanlık raporu için «masraf» yapıldığı halde hükümde gösterilmediğinden eksik değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, «kefalet tarihini» ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini «kefalet sözleşmesinde» kendi el yazısı ile belirtmesi şarttır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kefalette şekil şartı · müteselsil kefalet · hesap kat ihtarnamesi · ba/bs formları · kat ihtarnamesi · şekil şartı · hesap kat · temlik
Benzer bu karardaDavacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı borçlunun borcunu ödemedeki «temerrüt» hali üzerine idari takibe alınan borçluya «temlik» eden banka tarafından 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun (2004 sayılı Kanun) 68 inci maddesinin (b) bendi gereğince «hesap kat ihtarnamesi» ve ekli hesap özetiyle borç bakiyesini bildirir hesap özetinin keşide edildiği, borçlu «kefil» tarafından herhangi bir itirazda bulunulmadığı, aralarındaki borç ilişkisinin inkar edilmediği gibi yine davalıya dava dilekçesinin 18.08.2017 tarihinde tebliğ edilmiş olmasına karşın davacı tarafından yasal süre geçtikten sonra 06.10.2017 tarihinde cevap dilekçesini «ibraz» ettiği, yine sözleşmenin imza ve beyan sayfalarının incelemeye dahi konu edilmediği ve banka hesaplarından kredi kullandırım tarihleri ve «kefaletin» başladığı tarih itibariyle doğmuş borcun olup olmadığının ekstreler ve banka «defter» ve kayıtlarını inceleyen bilirkişiler tarafından incelemeye konu edilmediği, «genel kredi sözleşmesi» ve ön bilgi «formlarındaki» imzalar ve kabul edilen hususlar bilirkişiler ve mahkeme tarafından inceleme dışı bırakılarak sadece yazının kimin eli ürünü olduğu incelemesinin yapılarak eksik belgeler kapsamında «eksik inceleme» ile rapor alındığı gerekçeleri ile kararın kaldırılmasını istemiştir.
… hi olan 24.06.2016 tarihine yakın tarihli yazı ve rakamlarını içeren belgelerin celp edilerek ve bu belgeler davalıdan istenerek, önceki dayanak belgelerle birlikte «bilirkişi incelemesi» yaptırılarak ikinci sözleşmede yer alan «kefalet sözleşmesindeki» tarih ve yazıların davalıya ait olup olmadığının ve 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesindeki «müteselsil kefalet şekil şartlarının» gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenerek sonucu dairesinde karar verilmesi gerekirken «eksik incelemeye» dayalı karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, «kefalet tarihini» ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini «kefalet sözleşmesinde» kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır." değerlendirildiğinde kanunda aranan «şekil şartının» somut olayda gerçekleştirilmemiş olduğu, bu sebeple de söz konusu «genel kredi sözleşmesine» dayanılarak alacak talebinde bulunulamayacağı, dolayısı ile davalıya karşı icra takibi başlatılamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/2736 E. 2025/2960 K.
Ortak:kefalet tarihi · kefalet sözleşmesi · ilamsız icra takibi · müteselsil kefil · kefalet · genel kredi sözleşmesi · kefil · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaDava, banka «genel kredi sözleşmesinden doğan» alacağın «müteselsil kefil» davalıdan tahsili için başlatılan «ilamsız icra takibine» vaki itirazın iptali isteminden ibarettir.
Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, «kefalet tarihini» ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini «kefalet sözleşmesinde» kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.
Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve «kefilin» sorumluluğunu artıran değişiklikler, «kefalet» için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz.” Bu yasal düzenleme gereğince somut olayda, davalı ...’un kefil olarak imzasının bulunduğu «kefalet sözleşmesinin» geçerli olarak kurulabilmesi için kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, «kefalet tarihini» ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi gerekmekted …
Benzer bu karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı şirket ile dava dışı banka arasında akdedilen «genel kredi sözleşmesine» müvekkilinin «müteselsil kefil» olduğunu, bankanın müvekkiline karşı «ilamsız icra takibi» yaptığını ve «takibin kesinleştiğini», akabinde dava dışı alacaklının takibe konu alacağı davalıya «temlik» ettiğini, borcun ödendiğini, aksi kanaat halinde dahi bu kadar borcun bulunmadığını ileri sürerek müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istem …
Önemle vurgulamak gerekir ki; TBK'nın 583. maddesinde; «kefalet sözleşmesinin» yazılı şekilde yapılmadıkça ve «kefilin» sorumlu olacağı azami miktar ile «kefalet tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmayacağının ve kefilin sorumlu olduğu azami miktarın kefalet tarihini ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart old …
Buna göre; TBK'nın 583/1. maddesi gereğince «kefilin», sorumlu olduğu azami miktarı, «kefalet tarihini» ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini «kefalet sözleşmesinde» kendi el yazısıyla belirtmesi kefalet sözleşmesinin geçerliliği için şartken, BK'nın 484. maddesi gereğince kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve kefilin bu «sözleşmede sorumlu» olacağı miktarın gösterilmesine bağlıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sözleşmesel sorumluluk · müteselsil kefalet · takibin kesinleşmesi · para alacağı · kefalet limiti · sınırlı sorumluluk · ifa · uyuşmazlık konusu
Benzer bu karardaLimited Şirketi arasında Genel Kredi Sözleşmesi imzalanmış olup, davacı da işbu sözleşmeyi 5.000.000,00 TL «kefalet limiti» ile «sınırlı sorumlu» olmak üzere «müteselsil kefil» sıfatıyla imzalamıştır.
Kefaletin türleri ise TBK'nın 585 vd. (BK'nın 486 vd. maddeleri) maddelerinde düzenlenmiş ve «uyuşmazlık konusu» «müteselsil kefaletle» ilgili olarak da 586.maddesi; “Kefil, «müteselsil kefil» sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir.
Bu açıklamalar ışığında alacağın dayanağı «genel kredi sözleşmesi» döviz (euro) cinsinden düzenlenmiş ve davacı aleyhine başlatılan icra takibinde euro «para alacağı» talep edilmiş ise de genel kredi sözleşmesinde davacı «kefilin» sorumlu olduğu «kefalet limiti» 5.000.000,00 TL olarak belirlenmiş olduğuna göre, «menfi tespit» davalarında dava tarihi itibariyle alacak-borç miktarının belirlenmesi gerekliliği karşısında, Mahkemece bilirkişi raporu alınmak sureti ile, dava tarihi itibariyl …
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı şirket ile dava dışı banka arasında akdedilen «genel kredi sözleşmesine» müvekkilinin «müteselsil kefil» olduğunu, bankanın müvekkiline karşı «ilamsız icra takibi» yaptığını ve «takibin kesinleştiğini», akabinde dava dışı alacaklının takibe konu alacağı davalıya «temlik» ettiğini, borcun ödendiğini, aksi kanaat halinde dahi bu kadar borcun bulunmadığını ileri sürerek müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istem …
2 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/1111 E. 2023/3870 K.
Ortak:kefalet tarihi · kefalet sözleşmesi · müteselsil kefil · kefalet · genel kredi sözleşmesi · kefil · kredi sözleşmesi · eksik inceleme
İncelediğiniz karardaAyrıca, yukarıda açıklanan şekilde yazı incelemesi yaptırıldıktan sonra davalı ...’un 07.12.2012 tarihli «genel kredi sözleşmesi» bakımından geçerli bir «kefaletinin» bulunduğunun belirlenmesi halinde, dosyada alınan 09.04.2018 tarihli bilirkişi raporunda, davalı ...’un 07.12.2012 tarihli genel kredi sözleşmesini imzaladığı ve ancak davalı ...’un «müteselsil kefil» olarak imzasının bulunmadığı, müteselsil kefilinin... olduğu 21.10.2014 tarihli bir genel kredi sözleşmesinin de imzalanmış olduğunun bildirildiği gözetilerek konusunda uzman bilirkişiye dosya ve banka kayıtları üzerinde inceleme yetkisi tanınıp davacı bankanın takip ve dava konusu ettiği kredi alacağının hangi kredi sözleşmesi kapsamında kullandırıldığı, davalının kefaletinin bulunduğu 07.12.2012 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılıp kullandırılmadığı, davalının geçerli kefaletinin bulunduğu 07.12.2012 tarihli sözleşme kapsamında kullandırılmış bir kredi varsa banka alacağının ne kadar olduğu tespit ettirilerek sonuca göre karar verilmesi gerekirken «eksik inceleme» ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, «kefalet tarihini» ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini «kefalet sözleşmesinde» kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.
Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve «kefilin» sorumluluğunu artıran değişiklikler, «kefalet» için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz.” Bu yasal düzenleme gereğince somut olayda, davalı ...’un kefil olarak imzasının bulunduğu «kefalet sözleşmesinin» geçerli olarak kurulabilmesi için kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, «kefalet tarihini» ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi gerekmekted …
Benzer bu karardaKefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, «kefalet tarihini» ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini «kefalet sözleşmesinde» kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır." düzenlemesinin getirildiği, taraflar arasındaki «genel kredi sözleşmesinde» kefilin sorumlu olduğu azami miktar ve kefalet tarihine ilişkin ibarelerin davalı kefilin eli mahsulü olmadığının tespit edildiği, kefalet sözleşmesinin «geçersiz» olduğu, davacının anılan sözleşmeye istinaden davalıdan alacak talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine, sözleşmedeki kefalet imzasının davalıya ait olması ve davacının takipte «kötü niyetinin» tespit edilememiş olması nedeniyle davalı tarafın «kötüniyet tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; «genel kredi sözleşmesinin» 21.10.2015 tarihli olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) yürürlüğe girmesinden sonra imzalandığından «kefaletin» şartlarının 6098 sayılı kanun hükümlerine göre belirlenmesi gerektiği, anılan yasanın 583 üncü maddesinin birinci fıkrasında "Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve «kefilin» sorumlu olacağı azami miktar ile «kefalet tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmaz.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; gerekçeli kararda davaya esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda davalı borçlunun iki adet «kredi sözleşmesi» üzerinde inceleme yapıldığını ve 05.08.2014 tarihli kredi sözleşmesinde «kefalet» beyanlarına, kefalet tutarlarına ve «kefalet tarihine» ilişki yazılar ile kefalet imzasının davacıya ait olduğu belirtilmiş olmasına rağmen mahkeme kredi sözleşmesindeki kefalet beyanlarına ilişkin yazının davalının el ürünü olmadığını, ilk derece mahkemesinin 05.08.2014 tarihli kredi sözleşmesine istinaden kullandırılan krediler nedeniyle davalının borçlunun sorumluluk tutarının tespiti yoluna gitmesi gerekirken «eksik inceleme» ile davanın reddine karar verdiğini ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:ilamsız takip · re'sen gözetilme · müşterek borçlu müteselsil kefil · emredici hüküm · kötüniyet tazminatı · ipotek · kötü niyet tazminatı · kötü niyet
Benzer bu karardaCEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; borca konu «kredi sözleşmesindeki» müvekkili davalının «kefaletinin» şekle aykırı ve «geçersiz» olduğunu, dava ve takip konusu yapılan 21.10.2015 tarihli ve 2.000.000,00 TL meblağlı kredi sözleşmesindeki kefalet yükümlülüklerine ilişkin ifadelerin müvekkilinin el yazısı ürünü olmadığını, davacı bankanın kanunun «emredici» olan hükmüne aykırı davranarak başkası tarafından yazılmış olan kefalet ifadelerini müvekkili davalıya imzalattığını, davalının 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 45 inci maddesine aykırı davranarak «ipotekli» taşınmazı paraya çevirmeden ve müvekkili davalıya borcun tamamından sorumlu tutarak davalı aleyhine «ilamsız takip» yaptığını savunarak davanın reddine ve davacı aleyhine «kötü niyet tazminatına» hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, «kefalet tarihini» ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini «kefalet sözleşmesinde» kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır." düzenlemesinin getirildiği, taraflar arasındaki «genel kredi sözleşmesinde» kefilin sorumlu olduğu azami miktar ve kefalet tarihine ilişkin ibarelerin davalı kefilin eli mahsulü olmadığının tespit edildiği, kefalet sözleşmesinin «geçersiz» olduğu, davacının anılan sözleşmeye istinaden davalıdan alacak talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine, sözleşmedeki kefalet imzasının davalıya ait olması ve davacının takipte «kötü niyetinin» tespit edilememiş olması nedeniyle davalı tarafın «kötüniyet tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
Şti. arasında akdedilen 21.10.2015 tarihli «kredi sözleşmesini» davalının «müşterek borçlu müteselsil kefil» olduğunu, kredi borcunun ödenmemesi nedeniyle hesabın katedildiğini, gönderilen «ihtara» rağmen borcun ödenmemesi üzerine başlatılan takibe davalı tarafından itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali ile %20 icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve re'«sen gözetilecek» sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/10270 E. 2016/7608 K.
Ortak:Alacak
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:temerrüt tarihi · ıslah · yasal faiz · temerrüt
Benzer bu karardaMahkemece, davanın «ıslah» edilmiş haliyle kabulü ile gayrimenkullerin dava tarihindeki bedeli olan 1.185.000 TL'nin «temerrüt tarihi» olan 15.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline dair verilen karar davalı vekilinin temyizi üzerine Dairemizce davalı yararına bozulmuştur.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/1307 E. , 2021/6992 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ SAMSUN BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada Ordu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 17.09.2018 tarih ve 2017/430 E- 2018/526 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nce verilen 18.01.2019 tarih ve 2018/1641 E- 2019/64 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için mahalline gönderilen dosyanın eksikliklerin giderilmesinden sonra gönderildiği anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 08.12.2020 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı ...
vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi Dr. ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının, davacı bankadan ticari kredi kullanan...'ın müşterek-müteselsil kefili olarak 07.12.2012 tarihinde genel kredi sözleşmesini imzaladığını, sözleşmenin kefili olarak asıl borçlu...'ın kullandığı kredilerden kaynaklanan borçlarını ödemeyi taahhüt ettiğini, ancak ne borçlu ne de kefiller tarafından bankaya olan taahhütlerin yerine getirilmediğini ve borcun ödenmediğini, davalı borçluya ihtarname gönderildiğini, akabinde Ordu 3. İcra Müdürlüğü’nün 2017/8053 esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibine başlanıldığını, borçlunun itirazı üzerine takibin durduğunu iddia ederek davalının, davacı bankaya takip konusu 194.369,04 TL‘nin tüm fer'ilerinden borçlu olduğunun tespiti ile itirazın iptaline, takibin devamına, alacağın tahsiline ve davalı aleyhine takip konusu borcun %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, takibin neye dayanılarak açıldığının bilinmediğini, takibe konu borcun kredi kartı borcu mu, genel kredi sözleşmesinden doğan borç mu, maaş avans borcu mu olup olmadığının anlaşılamadığını, ayrıca ödeme emrinde belirtilen faizin neye göre ve hangi oranda hesaplandığının belirtilmediğini, dosyaya sunulan sözleşmede geçen yazıların kesinlikle davalıya ait olmadığını, bu konuda müzakere edilen kefalet limiti ile sözleşmeye yansıyan kefalet limitinin farklı olduğunu, sözleşmenin kefalet kısmındaki yazının davalıya ait olup olmadığı hususunun incelenmesini talep ettiklerini, kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartlarından birinin de belli geri ödeme planına imza atılmış olması olduğunu, oysa davalının hiç bir surette geri ödeme planına imza atmadığını, dolayısıyla davalı bakımından kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi’nce, tüm dosya kapsamı ve alınan bilirkişi raporuna göre davanın kısmen kabul, kısmen reddine, Ordu 3. İcra Müdürlüğü’nün 2017/8053 esas sayılı dosyasında borçlunun yapmış olduğu itirazın 185.418.92 TL asıl alacak, 7.500.13 TL faiz, 374,99 TL BSMV, 350,24 TL masraf olmak üzere toplam 193.644,28 TL yönünden iptali ile takibin bu miktar üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, asıl alacak miktarı olan 185.418,92 TL'nin %20’si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce, davalının açıkça kefalet sözleşmesi altındaki imzayı inkar etmediği, aksine sözleşme altındaki imzayı kabul ettiği, mahkemece yapılan yargılama sonucunda alınan bilirkişi raporunun denetime açık, hüküm kurmaya elverişli olduğu, sonuçta da mahkemenin bilirkişi raporunu dikkate alarak davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verdiği, mahkeme kararı ve gerekçesinin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalının istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, banka genel kredi sözleşmesinden doğan alacağın müteselsil kefil davalıdan tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali isteminden ibarettir.
TBK 583. maddesine göre; “kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz.”
Bu yasal düzenleme gereğince somut olayda, davalı ...’un kefil olarak imzasının bulunduğu kefalet sözleşmesinin geçerli olarak kurulabilmesi için kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi gerekmektedir. Davalı vekili, müvekkilinin imzası bulunan 07.12.2012 tarihli genel kredi sözleşmesinde yer alan yazıların müvekkiline ait olmadığını bildirerek yazı incelemesi talep etmiştir. Bu durumda, İlk Derece Mahkemesi’nce davalı ...’un huzurda yazı ve imza örnekleri alınıp, 07.12.2012 sözleşme tarihine yakın tarihli (öncesi ve sonrası) samimi yazı ve imza örnekleri asılları dosyaya getirtilerek sözleşme aslı üzerinde yer alan ve yukarıya metni alınan hüküm uyarınca kefalet sözleşmesinin geçerliliğine etki eden yazıların davalıya ait olup olmadığının Yargıtay denetimine elverişli bir bilirkişi kurulu raporu ile saptanıp sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, yukarıda açıklanan şekilde yazı incelemesi yaptırıldıktan sonra davalı ...’un 07.12.2012 tarihli genel kredi sözleşmesi bakımından geçerli bir kefaletinin bulunduğunun belirlenmesi halinde, dosyada alınan 09.04.2018 tarihli bilirkişi raporunda, davalı ...’un 07.12.2012 tarihli genel kredi sözleşmesini imzaladığı ve ancak davalı ...’un müteselsil kefil olarak imzasının bulunmadığı, müteselsil kefilinin... olduğu 21.10.2014 tarihli bir genel kredi sözleşmesinin de imzalanmış olduğunun bildirildiği gözetilerek konusunda uzman bilirkişiye dosya ve banka kayıtları üzerinde inceleme yetkisi tanınıp davacı bankanın takip ve dava konusu ettiği kredi alacağının hangi kredi sözleşmesi kapsamında kullandırıldığı, davalının kefaletinin bulunduğu 07.12.2012 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılıp kullandırılmadığı, davalının geçerli kefaletinin bulunduğu 07.12.2012 tarihli sözleşme kapsamında kullandırılmış bir kredi varsa banka alacağının ne kadar olduğu tespit ettirilerek sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Kabule göre ise işleyecek faiz oranı hususunda hüküm fıkrasında bir belirleme yapılmamış olmasına ve yine İlk Derece Mahkemesi’nin gerekçeli kararının hüküm bölümünün üst kısmında kalan paragrafının yanlış ibareler içermesine rağmen davalı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin Bölge Adliye Mahkemesi’nce reddine karar verilmesi ve istinaf isteminin reddine dair kararın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun hangi hükümlerine göre verildiğinin, esastan red kararı olup olmadığının belirtilmemiş olması usul, yasa ve dosya kapsamına aykırı olduğundan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA,HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 3.815,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 09/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/721045500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz