İtirazın iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/1523 E. 2023/5569 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kefalette şekil şartı↗ kefalet tarihi↗ genel kredi ve teminat sözleşmesi↗ müteselsil kefalet↗ hesap kat ihtarnamesi↗ ba/bs formları↗ kat ihtarnamesi↗ kefalet limiti↗ şekil şartı↗ kefalet sözleşmesi↗ hesap kat↗ müteselsil kefil↗ kefalet↗ genel kredi sözleşmesi↗ temlik↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ kefil↗ bilirkişi incelemesi↗ yargılama gideri↗ tebligat↗ geçersizlik↗ iflas↗ kredi sözleşmesi↗ ihtarname↗ dosya masrafı↗ dava sebebi↗ eksik inceleme↗ temerrüt↗ ibraz↗ teminat↗ teslim↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının kefil sıfatıyla müşterek ve müteselsil borçlu olarak sorumlu tutulduğu ve sonraki düzenlenen kredi sözleşmelerinin de dayanağını teşkil eden 20.02.2015 tarihli 100.000,00 TL limitli Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesi’nin 41 inci sayfasındaki “Kefalet Limit“ bölümünde yazılı olan “100.000/Yüzbin TL” yazısı “Kefalet Türü” bölümünde yazılı olan “Müteselsil” yazısı, “Kefalet Tarihi” bölümünde yazılı olan “20.02.2015” rakamlarının davalı eli ürünü olmadıklarının tespit edildiği, ortaya çıkan bu durum 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca "Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır." değerlendirildiğinde kanunda aranan şekil şartının somut olayda gerçekleştirilmemiş olduğu, bu sebeple de söz konusu genel kredi sözleşmesine dayanılarak alacak talebinde bulunulamayacağı, dolayısı ile davalıya karşı icra takibi başlatılamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı borçlunun borcunu ödemedeki temerrüt hali üzerine idari takibe alınan borçluya temlik eden banka tarafından 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun (2004 sayılı Kanun) 68 inci maddesinin (b) bendi gereğince hesap kat ihtarnamesi ve ekli hesap özetiyle borç bakiyesini bildirir hesap özetinin keşide edildiği, borçlu kefil tarafından herhangi bir itirazda bulunulmadığı, aralarındaki borç ilişkisinin inkar edilmediği gibi yine davalıya dava dilekçesinin 18.08.2017 tarihinde tebliğ edilmiş olmasına karşın davacı tarafından yasal süre geçtikten sonra 06.10.2017 tarihinde cevap dilekçesini ibraz ettiği, yine sözleşmenin imza ve beyan sayfalarının incelemeye dahi konu edilmediği ve banka hesaplarından kredi kullandırım tarihleri ve kefaletin başladığı tarih itibariyle doğmuş borcun olup olmadığının ekstreler ve banka defter ve kayıtlarını inceleyen bilirkişiler tarafından incelemeye konu edilmediği, genel kredi sözleşmesi ve ön bilgi formlarındaki imzalar ve kabul edilen hususlar bilirkişiler ve mahkeme tarafından inceleme dışı bırakılarak sadece yazının kimin eli ürünü olduğu incelemesinin yapılarak eksik belgeler kapsamında eksik inceleme ile rapor alındığı gerekçeleri ile kararın kaldırılmasını istemiştir.
2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmiş olmakla kararın yerinde olmasına karşın gerekçeli kararın hüküm kısmında, müvekkil davalı tarafından yapılan yargılama giderlerine ilişkin bir hüküm kurulmadığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıya tebligatın 7201 sayılı Kanun'un 21 inci maddesine göre çıkarıldığı, 18.08.2017 tarihinde mahalle muhtarına teslim edildiği, davalının komşusunun teslimden kaçındığının yazıldığı, ancak anılan maddenin birinci fıkrası hükümlerine aykırı şekilde davalının nerede olduğu, hangi tarihte döneceği yönünde tebligat parçası üzerinde hiçbir açıklamanın bulunmadığı, bu sebeple tebliğin geçersiz olduğu ve davalı için davaya cevap verme süresinin, davadan haberdar olduğunu bildirdiği tarih itibariyle başlayacağının kabulü gerektiği, kefalet sözleşmesinin 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre, kefalet tarihi, miktarı, sorumluluğa ilişkin ifadelerin, kefilin el yazısı ile düzenlenmesi gerektiği, kriminal rapora göre sözleşmedeki kefalete ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmadığı, kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığı, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin kararının yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı tarafından uzmanlık raporu için masraf yapıldığı halde hükümde gösterilmediğinden eksik değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen nedenleri ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklı alacağa yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı icra takibinde taraflar arasındaki sözleşmelere dayandığı, dava dışı asıl borçlu ile aralarında 20.02.2015 tarihli 100.000,00 TL bedelli genel kredi sözleşmeleri düzenlendiği, davalının sözleşmeyi müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı, asıl borçluya kullandırılan kredilerin ödenmemesi üzerine daha sonra 28.06.2016 tarihinde 89.050,00 TL limitli yeni bir Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesi düzenlendiği ve davalının bu sözleşmeyi de müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı, imzalanan yeni sözleşme kapsamında dava dışı borçluya yapılandırma kredisi kullandırılarak gecikmedeki kredilerin kapatıldığı anlaşılmaktadır. Her iki sözleşmede de davalının müteselsil kefil olarak sözleşmeleri imzaladığı, ancak davalının her iki sözleşmedeki kefaletin, 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre kefalet tarihi, miktarı, sorumluluğa ilişkin ifadeleri, kefilin el yazısı ile düzenlenmediğinden geçersizliğini ileri sürmüştür. 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre, kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefaletin tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesi şarttır. Mahkemece, her ne kadar 20.02.2015 tarihli sözleşmedeki yazıların davalıya ait olmadığı belirlenerek yazılı şekilde karar verilmiş ise de inceleme eksik olmuştur. Dava konusu borcun dayanağı 20.02.2015 tarihli sözleşmeden kaynaklı olduğu tespit edilmiş ise de 24.06.2016 tarihli ikinci sözleşme ile borç taksitlendirilmiştir. Davalı imzasının bulunduğu 24.06.2016 tarihli ikinci sözleşmede de kefalet tarihi, miktarı, sorumluluğa ilişkin ifadelerin kendi el yazısı ile düzenlenmediğini ileri sürmüştür. Buna göre mahkemece davalının ikinci sözleşme tarihi olan 24.06.2016 tarihine yakın tarihli yazı ve rakamlarını içeren belgelerin celp edilerek ve bu belgeler davalıdan istenerek, önceki dayanak belgelerle birlikte bilirkişi incelemesi yaptırılarak ikinci sözleşmede yer alan kefalet sözleşmesindeki tarih ve yazıların davalıya ait olup olmadığının ve 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesindeki müteselsil kefalet şekil şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenerek sonucu dairesinde karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
İhtiyati haciz kararının kaldırılması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/9170 E. 2015/9977 K.
Ortak:kefalet tarihi · kefalet sözleşmesi · müteselsil kefil · kefalet · genel kredi sözleşmesi · kefil · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaKefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, «kefalet tarihini» ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini «kefalet sözleşmesinde» kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır." değerlendirildiğinde kanunda aranan «şekil şartının» somut olayda gerçekleştirilmemiş olduğu, bu sebeple de söz konusu «genel kredi sözleşmesine» dayanılarak alacak talebinde bulunulamayacağı, dolayısı ile davalıya karşı icra takibi başlatılamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, «kefalet tarihini» ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini «kefalet sözleşmesinde» kendi el yazısı ile belirtmesi şarttır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının «kefil» sıfatıyla müşterek ve müteselsil borçlu olarak sorumlu tutulduğu ve sonraki düzenlenen «kredi sözleşmelerinin» de dayanağını teşkil eden 20.02.2015 tarihli 100.000,00 TL limitli Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesi’nin 41 inci sayfasındaki “Kefalet Limit“ bölümünde yazılı olan “100.000/Yüzbin TL” yazısı “Kefalet Türü” bölümünde yazılı olan “Müteselsil” yazısı, “Kefalet Tarihi” bölümünde yazılı olan “20.02.2015” rakamlarının davalı eli ürünü olmadıklarının tespit edildiği, ortaya çıkan bu durum 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca "Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile «kefalet tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmaz.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, «ihtiyati haciz» kararının dayanağı olan sözleşmelerdeki «kefaletin» Borçlar Kanunu Hükümlerine aykırı olarak tanzim edildiği, Türk Borçlar Kanunun 583. maddesine göre «kefalet sözleşmesi» yazılı şekilde yapılmadıkça ve «kefilin» sorumlu olacağı azami miktar ile «kefalet tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve «müteselsil kefil» olması durumunda bu sıfatla veya bu anlamda gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğu, davaya konu «kredi sözleşmesinde» müteselsil kefillerin bu şartları taşımadığı, borcun likit olmadığı, alacağın yargılamayı gerektirdiği, aynı konu hakkında «itirazın iptali davası» açıldığı gerekçesiyle, ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
1-Talep, ihtiyati haczin kaldırılması istemine ilişkin olup, mahkemece «ihtiyati haciz» kararının dayanağı olan sözleşmelerdeki «kefaletin» 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine aykırı olarak tanzim edildiği gerekçesiyle, itiraz eden borçlular hakkında ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.Ancak, talep dayanağı «genel kredi sözleşmesi» 16.10.2006 tarihli, itiraz eden borçlu kefillerin imzaladığı limit arttırım sözleşmesi ise 29.08.2007 tarihli olup TBK'nın yürürlük tarihinden evvel akdedilmiş olm …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ihtiyati hacze itiraz · itirazın iptali davası · ihtiyati haciz · iptal davası · haciz
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, «ihtiyati haciz» kararının dayanağı olan sözleşmelerdeki «kefaletin» Borçlar Kanunu Hükümlerine aykırı olarak tanzim edildiği, Türk Borçlar Kanunun 583. maddesine göre «kefalet sözleşmesi» yazılı şekilde yapılmadıkça ve «kefilin» sorumlu olacağı azami miktar ile «kefalet tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve «müteselsil kefil» olması durumunda bu sıfatla veya bu anlamda gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğu, davaya konu «kredi sözleşmesinde» müteselsil kefillerin bu şartları taşımadığı, borcun likit olmadığı, alacağın yargılamayı gerektirdiği, aynı konu hakkında «itirazın iptali davası» açıldığı gerekçesiyle, ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden borçlular tarafından «ihtiyati hacze itiraz» edilmeden önce aynı mahkemede «itirazın iptali davası» açıldığı anlaşılmaktadır.
Kararı, «ihtiyati haciz» isteyen vekili temyiz etmiştir.
1-Talep, ihtiyati haczin kaldırılması istemine ilişkin olup, mahkemece «ihtiyati haciz» kararının dayanağı olan sözleşmelerdeki «kefaletin» 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine aykırı olarak tanzim edildiği gerekçesiyle, itiraz eden borçlular hakkında ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.Ancak, talep dayanağı «genel kredi sözleşmesi» 16.10.2006 tarihli, itiraz eden borçlu kefillerin imzaladığı limit arttırım sözleşmesi ise 29.08.2007 tarihli olup TBK'nın yürürlük tarihinden evvel akdedilmiş olm …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/1111 E. 2023/3870 K.
Ortak:kefalet tarihi · kefalet sözleşmesi · müteselsil kefil · kefalet · genel kredi sözleşmesi · kefil · geçersizlik · kredi sözleşmesi · İtirazın iptali
İncelediğiniz karardaKefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, «kefalet tarihini» ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini «kefalet sözleşmesinde» kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır." değerlendirildiğinde kanunda aranan «şekil şartının» somut olayda gerçekleştirilmemiş olduğu, bu sebeple de söz konusu «genel kredi sözleşmesine» dayanılarak alacak talebinde bulunulamayacağı, dolayısı ile davalıya karşı icra takibi başlatılamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıya «tebligatın» 7201 sayılı Kanun'un 21 inci maddesine göre çıkarıldığı, 18.08.2017 tarihinde mahalle muhtarına «teslim» edildiği, davalının komşusunun teslimden kaçındığının yazıldığı, ancak anılan maddenin birinci fıkrası hükümlerine aykırı şekilde davalının nerede olduğu, hangi tarihte döneceği yönünde tebligat parçası üzerinde hiçbir açıklamanın bulunmadığı, bu sebeple tebliğin «geçersiz» olduğu ve davalı için davaya cevap verme süresinin, davadan haberdar olduğunu bildirdiği tarih itibariyle başlayacağının kabulü gerektiği, «kefalet sözleşmesinin» 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre, «kefalet tarihi», miktarı, sorumluluğa ilişkin ifadelerin, «kefilin» el yazısı ile düzenlenmesi gerektiği, kriminal rapora göre sözleşmedeki kefalete ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmadığı, kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığı, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin kararının yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı tarafından uzmanlık raporu için «masraf» yapıldığı halde hükümde gösterilmediğinden eksik değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Her iki sözleşmede de davalının «müteselsil kefil» olarak sözleşmeleri imzaladığı, ancak davalının her iki sözleşmedeki «kefaletin», 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre «kefalet tarihi», miktarı, sorumluluğa ilişkin ifadeleri, kefilin el yazısı ile düzenlenmediğinden «geçersizliğini» ileri sürmüştür.
Benzer bu karardaKefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, «kefalet tarihini» ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini «kefalet sözleşmesinde» kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır." düzenlemesinin getirildiği, taraflar arasındaki «genel kredi sözleşmesinde» kefilin sorumlu olduğu azami miktar ve kefalet tarihine ilişkin ibarelerin davalı kefilin eli mahsulü olmadığının tespit edildiği, kefalet sözleşmesinin «geçersiz» olduğu, davacının anılan sözleşmeye istinaden davalıdan alacak talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine, sözleşmedeki kefalet imzasının davalıya ait olması ve davacının takipte «kötü niyetinin» tespit edilememiş olması nedeniyle davalı tarafın «kötüniyet tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; «genel kredi sözleşmesinin» 21.10.2015 tarihli olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) yürürlüğe girmesinden sonra imzalandığından «kefaletin» şartlarının 6098 sayılı kanun hükümlerine göre belirlenmesi gerektiği, anılan yasanın 583 üncü maddesinin birinci fıkrasında "Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve «kefilin» sorumlu olacağı azami miktar ile «kefalet tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmaz.
Şti. arasında akdedilen 21.10.2015 tarihli «kredi sözleşmesini» davalının «müşterek borçlu müteselsil kefil» olduğunu, kredi borcunun ödenmemesi nedeniyle hesabın katedildiğini, gönderilen «ihtara» rağmen borcun ödenmemesi üzerine başlatılan takibe davalı tarafından itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali ile %20 icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:ilamsız takip · re'sen gözetilme · müşterek borçlu müteselsil kefil · emredici hüküm · kötüniyet tazminatı · ipotek · kötü niyet tazminatı · kötü niyet
Benzer bu karardaCEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; borca konu «kredi sözleşmesindeki» müvekkili davalının «kefaletinin» şekle aykırı ve «geçersiz» olduğunu, dava ve takip konusu yapılan 21.10.2015 tarihli ve 2.000.000,00 TL meblağlı kredi sözleşmesindeki kefalet yükümlülüklerine ilişkin ifadelerin müvekkilinin el yazısı ürünü olmadığını, davacı bankanın kanunun «emredici» olan hükmüne aykırı davranarak başkası tarafından yazılmış olan kefalet ifadelerini müvekkili davalıya imzalattığını, davalının 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 45 inci maddesine aykırı davranarak «ipotekli» taşınmazı paraya çevirmeden ve müvekkili davalıya borcun tamamından sorumlu tutarak davalı aleyhine «ilamsız takip» yaptığını savunarak davanın reddine ve davacı aleyhine «kötü niyet tazminatına» hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, «kefalet tarihini» ve «müteselsil kefil» olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini «kefalet sözleşmesinde» kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır." düzenlemesinin getirildiği, taraflar arasındaki «genel kredi sözleşmesinde» kefilin sorumlu olduğu azami miktar ve kefalet tarihine ilişkin ibarelerin davalı kefilin eli mahsulü olmadığının tespit edildiği, kefalet sözleşmesinin «geçersiz» olduğu, davacının anılan sözleşmeye istinaden davalıdan alacak talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine, sözleşmedeki kefalet imzasının davalıya ait olması ve davacının takipte «kötü niyetinin» tespit edilememiş olması nedeniyle davalı tarafın «kötüniyet tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
Şti. arasında akdedilen 21.10.2015 tarihli «kredi sözleşmesini» davalının «müşterek borçlu müteselsil kefil» olduğunu, kredi borcunun ödenmemesi nedeniyle hesabın katedildiğini, gönderilen «ihtara» rağmen borcun ödenmemesi üzerine başlatılan takibe davalı tarafından itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali ile %20 icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve re'«sen gözetilecek» sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/465 E. 2018/7493 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/1523 E. , 2023/5569 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı borçlunun müvekkili bankaya Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesine binaen kredi kullanan E.A.’ya müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduğunu, borcu ödemeleri için borçluya ve dava dışı borçlu ....’ya 06.10.2016 tarihli ihtarname gönderildiğini, ancak borçlularca tüm bu uyarıların dikkate alınmadığını, Bilecik İcra Müdürlüğünün 2017/275 E. sayılı dosyası ile 86.639,20 TL takip çıkışı üzerinden icra takibine başlandığını, ödeme emrinin borçluya 25.10.2017 tarihinde tebliğ edildiğini, davalı tarafından 01.02.2017 tarihinde itiraz edilmesi üzerine icra takibinin borçlu yönünden durdurulduğunu, bu itirazın hakkaniyete ve dürüstlük ilkesine aykırı ve kötü niyetli olduğunu, davalı borçlunun dava dışı E.A’nın kullanmış olduğu Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesinde müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzasının bulunduğunu, icra takibine dayanak edilen kredi sözleşmesi ve bu takipte uygulanan faiz oranlarının yasaya uygun olduğunu, bu nedenle itirazın kabulünün mümkün olmadığını, tüm bu nedenlerle fazlaya ilişkin dava ve talep hakkı saklı kalmak kaydıyla davanın kabulüne, davalı tarafından yapılan dayanaksız ve kötü niyetli itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesi ile borçlunun %20’den aşağı olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına ve kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin arkeolog olarak çalışmasından dolayı Muğla İli Milas ilçesinde kazı çalışması yapması sebebiyle dava dilekçesinin 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun (7201 sayılı Kanun) 21 inci maddesine göre muhtara tebliğ edildiğini, müvekkilinin göreve başlama tarihi olan 28.09.2017 tarihinde hakkında açılan bu davayı öğrendiğini, ihtarnamenin hangi tarihli ve miktarlı kredi sözleşmesine istinaden gönderildiğinden de bahsedilmediğini, bu ihtarname ile müvekkilinin temerrüde düştüğünden bahsedebilmenin mümkün olmadığını, kefalet sözleşmelerinin geçerli olup olmadığının incelenmesinin gerektiğini, ekli belgede ne kefilin imzası ne kefalete ilişkin bir beyan ne kefalet miktarı ne de kefilin, kefil sıfatı ile yükümlülük altına girmeyi kabul ettiğini beyan ettiği, kendi el yazısı ile yazdığı bir cümlenin mevcut olmadığının görüleceğini, tarih olmayan bir sözleşmenin 49 numaralı sayfasında yine aynı şekilde ne kefalet miktarı ne ne kefalet türü ne de tarihin olmadığını, kredi limitinin rakamla 10.000,00 TL olarak belirtildiğini ancak yazı ile yüz bin TL olarak yazdığını, bu nedenlerle davacının tüm talep ve davasının reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının kefil sıfatıyla müşterek ve müteselsil borçlu olarak sorumlu tutulduğu ve sonraki düzenlenen kredi sözleşmelerinin de dayanağını teşkil eden 20.02.2015 tarihli 100.000,00 TL limitli Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesi’nin 41 inci sayfasındaki “Kefalet Limit“ bölümünde yazılı olan “100.000/Yüzbin TL” yazısı “Kefalet Türü” bölümünde yazılı olan “Müteselsil” yazısı, “Kefalet Tarihi” bölümünde yazılı olan “20.02.2015” rakamlarının davalı eli ürünü olmadıklarının tespit edildiği, ortaya çıkan bu durum 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca "Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz.
Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır." değerlendirildiğinde kanunda aranan şekil şartının somut olayda gerçekleştirilmemiş olduğu, bu sebeple de söz konusu genel kredi sözleşmesine dayanılarak alacak talebinde bulunulamayacağı, dolayısı ile davalıya karşı icra takibi başlatılamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı borçlunun borcunu ödemedeki temerrüt hali üzerine idari takibe alınan borçluya temlik eden banka tarafından 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun (2004 sayılı Kanun) 68 inci maddesinin (b) bendi gereğince hesap kat ihtarnamesi ve ekli hesap özetiyle borç bakiyesini bildirir hesap özetinin keşide edildiği, borçlu kefil tarafından herhangi bir itirazda bulunulmadığı, aralarındaki borç ilişkisinin inkar edilmediği gibi yine davalıya dava dilekçesinin 18.08.2017 tarihinde tebliğ edilmiş olmasına karşın davacı tarafından yasal süre geçtikten sonra 06.10.2017 tarihinde cevap dilekçesini ibraz ettiği, yine sözleşmenin imza ve beyan sayfalarının incelemeye dahi konu edilmediği ve banka hesaplarından kredi kullandırım tarihleri ve kefaletin başladığı tarih itibariyle doğmuş borcun olup olmadığının ekstreler ve banka defter ve kayıtlarını inceleyen bilirkişiler tarafından incelemeye konu edilmediği, genel kredi sözleşmesi ve ön bilgi formlarındaki imzalar ve kabul edilen hususlar bilirkişiler ve mahkeme tarafından inceleme dışı bırakılarak sadece yazının kimin eli ürünü olduğu incelemesinin yapılarak eksik belgeler kapsamında eksik inceleme ile rapor alındığı gerekçeleri ile kararın kaldırılmasını istemiştir.
2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmiş olmakla kararın yerinde olmasına karşın gerekçeli kararın hüküm kısmında, müvekkil davalı tarafından yapılan yargılama giderlerine ilişkin bir hüküm kurulmadığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıya tebligatın 7201 sayılı Kanun'un 21 inci maddesine göre çıkarıldığı, 18.08.2017 tarihinde mahalle muhtarına teslim edildiği, davalının komşusunun teslimden kaçındığının yazıldığı, ancak anılan maddenin birinci fıkrası hükümlerine aykırı şekilde davalının nerede olduğu, hangi tarihte döneceği yönünde tebligat parçası üzerinde hiçbir açıklamanın bulunmadığı, bu sebeple tebliğin geçersiz olduğu ve davalı için davaya cevap verme süresinin, davadan haberdar olduğunu bildirdiği tarih itibariyle başlayacağının kabulü gerektiği, kefalet sözleşmesinin 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre, kefalet tarihi, miktarı, sorumluluğa ilişkin ifadelerin, kefilin el yazısı ile düzenlenmesi gerektiği, kriminal rapora göre sözleşmedeki kefalete ilişkin yazıların davalıların eli ürünü olmadığı, kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığı, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin kararının yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı tarafından uzmanlık raporu için masraf yapıldığı halde hükümde gösterilmediğinden eksik değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen nedenleri ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklı alacağa yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı icra takibinde taraflar arasındaki sözleşmelere dayandığı, dava dışı asıl borçlu ile aralarında 20.02.2015 tarihli 100.000,00 TL bedelli genel kredi sözleşmeleri düzenlendiği, davalının sözleşmeyi müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı, asıl borçluya kullandırılan kredilerin ödenmemesi üzerine daha sonra 28.06.2016 tarihinde 89.050,00 TL limitli yeni bir Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesi düzenlendiği ve davalının bu sözleşmeyi de müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı, imzalanan yeni sözleşme kapsamında dava dışı borçluya yapılandırma kredisi kullandırılarak gecikmedeki kredilerin kapatıldığı anlaşılmaktadır.
Her iki sözleşmede de davalının müteselsil kefil olarak sözleşmeleri imzaladığı, ancak davalının her iki sözleşmedeki kefaletin, 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre kefalet tarihi, miktarı, sorumluluğa ilişkin ifadeleri, kefilin el yazısı ile düzenlenmediğinden geçersizliğini ileri sürmüştür. 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesine göre, kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefaletin tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesi şarttır.
Mahkemece, her ne kadar 20.02.2015 tarihli sözleşmedeki yazıların davalıya ait olmadığı belirlenerek yazılı şekilde karar verilmiş ise de inceleme eksik olmuştur. Dava konusu borcun dayanağı 20.02.2015 tarihli sözleşmeden kaynaklı olduğu tespit edilmiş ise de 24.06.2016 tarihli ikinci sözleşme ile borç taksitlendirilmiştir. Davalı imzasının bulunduğu 24.06.2016 tarihli ikinci sözleşmede de kefalet tarihi, miktarı, sorumluluğa ilişkin ifadelerin kendi el yazısı ile düzenlenmediğini ileri sürmüştür. Buna göre mahkemece davalının ikinci sözleşme tarihi olan 24.06.2016 tarihine yakın tarihli yazı ve rakamlarını içeren belgelerin celp edilerek ve bu belgeler davalıdan istenerek, önceki dayanak belgelerle birlikte bilirkişi incelemesi yaptırılarak ikinci sözleşmede yer alan kefalet sözleşmesindeki tarih ve yazıların davalıya ait olup olmadığının ve 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesindeki müteselsil kefalet şekil şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenerek sonucu dairesinde karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/963361700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz