Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/4993 E. 2021/3187 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
haklı sebeple fesih↗ hmk 297↗ istinaf başvurusunun reddi↗ tahkikat↗ sözleşmenin feshi↗ münhasırlık↗ fesih↗ ihtar↗ ticari defter↗ tacir↗ yetkisizlik kararı↗ hmk 353(1)b-2↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk Derece Mahkemesi’nce, iddia, savunma, tarafların ticari defterleri üzerinde inceleme yaptırılarak alınan mali müşavir bilirkişilerin tespit raporları ile daha sonra heyet oluşturularak aldırılan bilirkişi rapor ve ek raporlarındaki tespitler ile sözleşme hükümleri birlikte değerlendirilerek davacının 2009, 2010, 2011 yıllarına ilişkin satışlarında artış gözükmediği, sözleşmenin sona ermesinden sonra davalının dava dışı bayii ile yaptığı sözleşme döneminde ise satışların 2-3 katına çıktığı, buna göre davacının sözleşme hükümlerine aykırı davranarak satışların artması için gerekli çabayı göstermediğinden, sözleşmenin davalı tarafça haklı sebeple feshedildiğinin kabulü ile sözleşmenin 9. maddesi gereğince davalının bir ihtara gerek olmaksızın sözleşmeyi fesh etme yetkisinin bulunup, ihtar yapılmamasının sonuca etkili olmadığı, aynı sözleşmenin 9. maddesine göre de davacının herhangi bir tazminat talebinde bulunmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce, istinaf aşamasında duruşma açılarak bilirkişiden rapor alındığı, dava konusu somut olayda yerel mahkeme ve Bölge Adliye Mahkemesince aldırılan bilirkişi kurulu raporlarında, 2009-2010 ve 2011 yıllarına ilişkin davacı satışlarında herhangi bir artışın gözükmediği, davalı tarafça sözleşmenin feshinden sonra yeni bayi tarafından yapılan satışlarda ise satışların iki üç kat oranında arttığı, davacı satışlarında sözleşmenin kurulmasından itibaren nüfus artışına rağmen herhangi bir ilerleme bulunmadığı, buna göre davacı tarafın tacir olarak imzası bulunduğu sözleşmenin 9/a maddesinde düzenlenen yükümlülüklerini yerine getirmediği, satış artışı için nüfus artışına rağmen gerekli çabayı göstermediği, davalının sözleşmeyi haklı sebeple fesih ettiği, her ne kadar sözleşmenin üç ay önceden fesih ihtarının yapılması gerektiği ileri sürülmüş ise de, aynı sözleşmenin 9. maddesinde herhangi bir ihtara gerek olmaksızın davalı ...'ın sözleşmeyi fesih etme yetkisi bulunduğu, davacının bizzat sözleşmenin feshine sebebiyet verdiğinin anlaşıldığı, sözleşmenin 9. maddesi uyarınca davalının herhangi bir tazminat yükümlülüğü bulunmadan sözleşmeyi fesih hakkının oluştuğu, davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1) 6100 sayılı HMK’nın karar tarihinde yürürlükte olan 353/1-b-1 maddesi uyarınca yargılamada eksiklik bulunmadığının ve kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediğinin anlaşılması karşısında istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekir. Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale münhasır olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince yukarda da açıklandığı üzere yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde duruşma açılarak inceleme yapılması durumunda HMK’nın 353/1-b-3. maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmesi gerekmektedir. Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşacağı açık olup bu gibi bir durum ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil eder niteliktedir.
Hükümden sonra 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 356. maddesine eklenen ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 2. fıkra, yukarda belirtilen hallerde, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirir nitelikte değildir. Maddede yapılan değişiklik ile Bölge Adliye Mahkemelerine, istinaf başvurularının duruşmalı olarak incelenmesi halinde dilediği kararı verebilme hak ve yetkisi tanındığından söz edilemez. Bu açıdan bakıldığında, Bölge Adliye Mahkemesince bu gibi hallerde verilecek hükümlerin, Yargıtay tarafından belirtilen kapsamda ve HMK’nın 369 vd. maddelerinde öngörüldüğü üzere “yerindelik” denetimine tabi tutulması gerektiği de izahtan varestedir.
Bilindiği ve HMK’nın 354. maddesinde ve özellikle bu maddenin gerekçesinde değinildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemelerince yapılacak incelemenin biri denetim açısından, diğeri ise dava konusu uyuşmazlık bakımından olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince, yapılan denetim incelemesi sonucu İlk Derece Mahkemesince yapılan tahkikatın eksik yahut hatalı olduğunun anlaşılması ve bu nedenle duruşma açılarak bu kerre dava konusu uyuşmazlık üzerinde gerekli görülen inceleme (tahkikat) işlemlerinin yapılması halinde, Bölge Adliye Mahkemesince verilecek kararda, HMK’nın 297/1c maddesinde tarif olunan biçimiyle ilk derece mahkemesinden farklı bir gerekçenin yer alması kaçınılmazdır. Bu durumda, aynen HMK’nın 353/1b-2. maddesinde belirtildiği üzere, 356/2. maddede verilmesi öngörülen “gerekli karar” yeniden esas hakkında bir karar olmak durumundadır. Yapılan bu değerlendirme, Bölge Adliye Mahkemelerinin aynı zamanda “hüküm mahkemesi” olma vasfının bir gereği olduğu gibi istinaf başvurusunun esastan reddinin ancak ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygunluğunun anlaşılması hallerine münhasır olduğuna ilişkin HMK’nın 353/1b-1 maddesine de uygun niteliktedir. Tüm bu nedenlerle, HMK m. 353/1-b-1 kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
2) Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3102 E. 2021/4688 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · tahkikat · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince, yapılan denetim incelemesi sonucu İlk Derece Mahkemesince yapılan «tahkikatın» eksik yahut hatalı olduğunun anlaşılması ve bu nedenle duruşma açılarak bu kerre dava konusu uyuşmazlık üzerinde gerekli görülen inceleme (tahkikat) işlemlerinin y …
Yapılan bu değerlendirme, Bölge Adliye Mahkemelerinin aynı zamanda “hüküm mahkemesi” olma vasfının bir gereği olduğu gibi istinaf başvurusunun esastan reddinin ancak ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygunluğunun anlaşılması hallerine «münhasır» olduğuna ilişkin HMK’nın 353/1b-1 maddesine de uygun niteliktedir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince, yapılan denetim incelemesi sonucu İlk Derece Mahkemesince yapılan «tahkikatın» eksik yahut hatalı olduğunun anlaşılması ve bu nedenle duruşma açılarak bu kerre dava konusu uyuşmazlık üzerinde gerekli görülen inceleme (tahkikat) işlemlerinin y …
Yapılan bu değerlendirme, Bölge Adliye Mahkemelerinin aynı zamanda “hüküm mahkemesi” olma vasfının bir gereği olduğu gibi istinaf başvurusunun esastan reddinin ancak ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygunluğunun anlaşılması hallerine «münhasır» olduğuna ilişkin HMK’nın 353/1b-1 maddesine de uygun niteliktedir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bilirkişi raporunun denetime elverişliliği · denetime elverişlilik · genel kredi sözleşmesi · kredi sözleşmesi · asıl alacak
Benzer bu kararda… ilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli bulunmadığından, davalılar tarafından yapılan ödemeler de değerlendirilerek mahalinde inceleme yaptırılarak düzenlenen ek «bilirkişi raporunun denetime elverişli» ve karar vermek için yeterli bulunduğu ve davacı alacağının ilk derece mahkemesince saptanan miktar kadar olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davacı vekilinin istin …
1-Dava; «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince, yapılan yargılama, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı banka alacağının 1.768.157,75 TL «asıl alacak» olarak belirlendiği gerekçesiyle bu bedel üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5183 E. 2021/4740 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Yapılan bu değerlendirme, Bölge Adliye Mahkemelerinin aynı zamanda “hüküm mahkemesi” olma vasfının bir gereği olduğu gibi istinaf başvurusunun esastan reddinin ancak ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygunluğunun anlaşılması hallerine «münhasır» olduğuna ilişkin HMK’nın 353/1b-1 maddesine de uygun niteliktedir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kefaletin kapsamı · imza inkarı · bedelsizlik · kefalet · genel kredi sözleşmesi · bono · kefil · kredi sözleşmesi
Benzer bu karardaBölge adliye mahkemesince, yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli «genel kredi sözleşmelerinde» davacının imzasının bulunduğu ve bankaca bildirilen bu kredi sözleşmelerindeki imzasının davacının eli ürünü olmadığına dair açık bir «imza inkarının» olmadığı, bu nedenle davacının bu sözleşmelere konu borçtan sorumlu olduğu, borçlu cari hesabının hiç bir zaman sıfırlanmadığı, dava konusu genel kredi sözleşmesinin «teminatı» olarak davacı tarafından «bono» verildiği kabul edilmiş olup, borcun ödenmediği ve bankaca senedin takibe konu edilerek borcun davacı tarafından ödendiği, genel kredi sözleşmesine konu borcun ödenmemesi nedeniyle söz konusu senedin «bedelsiz» kaldığından söz etme imkanı olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davaya konu borcun, davacının da «kefil» olarak imzaladığı ilk sözleşme kapsamında ve ilk sözleşmeden itibaren açılan ve hiç kapatılmadığı gibi sıfırlanmamış da olan sözleşme kapsamında kaldığı, bu nedenle davacının «kefaleti kapsamında» kalan davaya konu borçtan kefil sıfatıyla sorumlu olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, karara karşı asıl ve birleşen davada davacı …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/434 E. 2021/941 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · tahkikat · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince, yapılan denetim incelemesi sonucu İlk Derece Mahkemesince yapılan «tahkikatın» eksik yahut hatalı olduğunun anlaşılması ve bu nedenle duruşma açılarak bu kerre dava konusu uyuşmazlık üzerinde gerekli görülen inceleme (tahkikat) işlemlerinin y …
Yapılan bu değerlendirme, Bölge Adliye Mahkemelerinin aynı zamanda “hüküm mahkemesi” olma vasfının bir gereği olduğu gibi istinaf başvurusunun esastan reddinin ancak ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygunluğunun anlaşılması hallerine «münhasır» olduğuna ilişkin HMK’nın 353/1b-1 maddesine de uygun niteliktedir.
Benzer bu karardaBölge adliye mahkemesince bu yöne ilişkin istinaf sebepleri benimsenerek, başka bir deyişle yargılamada eksiklik görülerek duruşma açılıp, «tahkikat» yapılmış ve bankacılık alanında uzman bir bilirkişiden yeni bir rapor alınmıştır.
Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:müteselsil kefil · kefalet · kötü niyet tazminatı · genel kredi sözleşmesi · bono · kefil · istirdat · kötü niyet
Benzer bu kararda… davalı banka arasında 13/04/2010 tarihinde kredi genel sözleşmesi imzalandığı ve bu kredi çerçevesinde ...’a taşıt kredisi kullandırıldığı, davacıların müşterek ve «müteselsil kefil» sıfatıyla imzaladıkları bu kredinin 23.02.2015 tarihinde ödenmek suretiyle kapatılmasından sonra aynı gün ...’la davalı banka arasında yeni bir «genel kredi sözleşmesi» imzalandığı ve kredi kullandırıldığı, davacıların sonraki tarihli krediye ilişkin «kefaletlerinin» bulunmadığı, davacılardan talep edilen ve «bononun» takibe konulmasına sebep olan borcun sonraki tarihli ve davacıların kefaletnamesinin bulunmadığı krediden kaynaklandığı, davalı yanca, 13.04.2010 tarihli kredi için verilen kefaletin sonraki tarihli kredi için de geçerli olduğu iddia edilmişse de, bankanın önceki tarihli genel kredi sözleşmesi çerçevesinde kredi tahsisi yoluna gitmeyip, ...’le yeni bir genel kredi sözleşmesi imzalama yoluna gittiği ve borcu doğuran hususun bu kredinin ödenmemesi olduğu, bu nedenle davacıların 13/04/2010 tarihli kefaletlerinin geçerliliğini yitirdiği zira bononun düzenleme tarihinin 13.04.2010 olduğu da gözetildiğinde davacıların kefillik iradesinin 2010 tarihli krediye ilişkin olduğunun anlaşıldığı ve davacıların davalı bankanın takipteki «kötü niyetini» ispat edemediği gerekçesiyle, davanın kabulüne, 68.457,08 TL'nin davalıdan tahsiline, «kötü niyet tazminatı» talebinin ise reddine karar verilmiştir.
… e ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, mahkemenin davanın reddine ilişkin gerekçesinin isabetli olduğu, davalı yanca, taşıt kredisinin kapatılmış olmasının «kefaleti» sona erdirmeyeceği savunulmuş ise de, davalı vekilinin aşamalardaki beyanlarında dava konusu icra takibinin dayanağı olan «bononun» 13/04/2010 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi kapsamında verildiği iddiasına itiraz etmediği, bunun yanında istinaf aşamasında aldırılan bilirkişi raporuyla, davalı bankanın kayıtlarında söz konusu bononun 13/04/2010 tarihli Genel Kredi Sözleşmesinin munzam «teminatı» olarak alındığının kayıtlı olduğu bu nedenle davalı vekilinin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı, davacıların takipteki «kötü niyeti» ispat edemediği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
1-) Dava, icra tehdidi altında ödenen «bono» bedelinin «istirdadı» istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
4 benzer karar daha
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5142 E. 2021/4979 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Yapılan bu değerlendirme, Bölge Adliye Mahkemelerinin aynı zamanda “hüküm mahkemesi” olma vasfının bir gereği olduğu gibi istinaf başvurusunun esastan reddinin ancak ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygunluğunun anlaşılması hallerine «münhasır» olduğuna ilişkin HMK’nın 353/1b-1 maddesine de uygun niteliktedir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:imza incelemesi · müteselsil kefil · kefalet · genel kredi sözleşmesi · kefil · kredi sözleşmesi
Benzer bu karardaŞti.'nin 22/09/2008 tarihli 1.554.974.00 Euro limitli «kredi sözleşmelerinden» «müteselsil kefil» sıfatı ile sorumlu oldukları, ...'in 05.05.2004 tarihli «genel kredi sözleşmesindeki» «kefalet» imzasının kendisine ait olduğunun kanıtlanamadığı, 09.07.2010 tarihli sözleşmede de imzası bulunmadığı, gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı ...'in takip dayanağı tüm «kredi sözleşmelerinden», davalı ...'in 05.05.2004 tarih 200.000 TL limitli kredi sözleşmesinden, davalı ...'in 16.05.2005 tarih 250.000 TL limitli, 16.05.2005 tarih 250.000.- TL limitli, 10.10.2005 tarihli 290.000.00 USD limitli kredi sözleşmelerinden, davalı ...
Bölge adliye mahkemesince yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporuna göre, dosya kapsamına, taraflar arasındaki sözleşmelere, hesap bilirkişi raporlarına ve «imza incelemesine» ilişkin Adli Tıp Kurumu raporlarına göre kısmen kabule dair mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu, davacı vekilinin istinaf taleplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5758 E. 2021/3108 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · tahkikat · münhasırlık · ihtar
İncelediğiniz karardaİlk Derece Mahkemesi’nce, iddia, savunma, tarafların «ticari defterleri» üzerinde inceleme yaptırılarak alınan mali müşavir bilirkişilerin tespit raporları ile daha sonra heyet oluşturularak aldırılan bilirkişi rapor ve ek raporlarındaki tespitler ile sözleşme hükümleri birlikte değerlendirilerek davacının 2009, 2010, 2011 yıllarına ilişkin satışlarında artış gözükmediği, sözleşmenin sona ermesinden sonra davalının dava dışı bayii ile yaptığı sözleşme döneminde ise satışların 2-3 katına çıktığı, buna göre davacının sözleşme hükümlerine aykırı davranarak satışların artması için gerekli çabayı göstermediğinden, sözleşmenin davalı tarafça haklı sebeple feshedildiğinin kabulü ile sözleşmenin 9. maddesi gereğince davalının bir «ihtara» gerek olmaksızın «sözleşmeyi fesh» etme «yetkisinin» bulunup, ihtar yapılmamasının sonuca etkili olmadığı, aynı sözleşmenin 9. maddesine göre de davacının herhangi bir tazminat talebinde bulunmasının mümkün olmadığı …
… ki üç kat oranında arttığı, davacı satışlarında sözleşmenin kurulmasından itibaren nüfus artışına rağmen herhangi bir ilerleme bulunmadığı, buna göre davacı tarafın «tacir» olarak imzası bulunduğu sözleşmenin 9/a maddesinde düzenlenen yükümlülüklerini yerine getirmediği, satış artışı için nüfus artışına rağmen gerekli çabayı göstermediği, davalının sözleşmeyi «haklı sebeple fesih» ettiği, her ne kadar sözleşmenin üç ay önceden fesih «ihtarının» yapılması gerektiği ileri sürülmüş ise de, aynı sözleşmenin 9. maddesinde herhangi bir ihtara gerek olmaksızın davalı ...'ın sözleşmeyi fesih etme yetkisi bulunduğu, davacının bizzat «sözleşmenin feshine» sebebiyet verdiğinin anlaşıldığı, sözleşmenin 9. maddesi uyarınca davalının herhangi bir tazminat yükümlülüğü bulunmadan sözleşmeyi fesih hakkının oluştuğu, davanı …
Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, dava konusu olan Alpin M 100 Marka mini «taşıyıcının» ayıplı olduğu, ayıbın «gizli ayıp» olduğu, davacının davalıdan araç bedeli olarak ödediği 90.000,00 TL’nin iadesini isteyerek sözleşmeyi feshedebileceği, dava konusu olan araç yerine ikame araç kullandığı ve bunun maliyetinin 2.000,00 TL olduğu yönündeki davacı iddiasının ispatlanamadığı ve bu nedenle bu talebin reddi gerektiği, harçlandırılan dava değeri içerisinde bulunan 788,85 TL tespit gideri ile 152,52 TL «ihtar» giderinin «yargılama giderleri» içerisinde değerlendirilmesi gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 90.000,00 TL araç bedelinin aracın davacı tarafından davalıya «teslimi» koşulu ile davalıdan tahsiline, alacağa dava tarihinden itibaren «avans faizi» yürütülmesine, tespit giderinin ve «ihtarname» giderinin «yargılama giderlerine» «dahil» edilmesine, ikame araç kullanılmasından kaynaklı 2.000,00 TL tazminat talebinin reddine dair karar verilmiştir.
Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince, yapılan denetim incelemesi sonucu İlk Derece Mahkemesince yapılan «tahkikatın» eksik yahut hatalı olduğunun anlaşılması ve bu nedenle duruşma açılarak bu kerre dava konusu uyuşmazlık üzerinde gerekli görülen inceleme (tahkikat) işlemlerinin y …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:gizli ayıp · ayıp · bedel iadesi · yargılama giderleri · taşıyıcı · yargılama gideri · ihtarname · dahili dava
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, dava konusu olan Alpin M 100 Marka mini «taşıyıcının» ayıplı olduğu, ayıbın «gizli ayıp» olduğu, davacının davalıdan araç bedeli olarak ödediği 90.000,00 TL’nin iadesini isteyerek sözleşmeyi feshedebileceği, dava konusu olan araç yerine ikame araç kullandığı ve bunun maliyetinin 2.000,00 TL olduğu yönündeki davacı iddiasının ispatlanamadığı ve bu nedenle bu talebin reddi gerektiği, harçlandırılan dava değeri içerisinde bulunan 788,85 TL tespit gideri ile 152,52 TL «ihtar» giderinin «yargılama giderleri» içerisinde değerlendirilmesi gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 90.000,00 TL araç bedelinin aracın davacı tarafından davalıya «teslimi» koşulu ile davalıdan tahsiline, alacağa dava tarihinden itibaren «avans faizi» yürütülmesine, tespit giderinin ve «ihtarname» giderinin «yargılama giderlerine» «dahil» edilmesine, ikame araç kullanılmasından kaynaklı 2.000,00 TL tazminat talebinin reddine dair karar verilmiştir.
… şi raporu alındığı, raporda makinenin bir "mini" yükleyici olsa da yük kaldırmaya uygun olmadığının belirtildiği, bu durumda dava konusu olan Alpin M 100 marka mini «taşıyıcının» ayıplı olduğu, ayıbın «gizli ayıp» niteliğinde olduğu, davacının davalıdan araç bedelini ve ikame araç bedelini talep edebileceği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine kar …
1- Dava, satın alınan malın ayıplı olduğu iddiası ile satım «bedelinin iadesi» ve satımdan kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/1618 E. 2010/7386 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:sermaye taahhüdü · taahhütname
Benzer bu kararda… lmeden karar verildiği gerekçesiyle bozulmuş, mahalli mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sırasında alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, davalının «sermaye taahhüdünü» davacının ödediği, bu ödeme sonunda davalının sermaye payında artış olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/7568 E. 2022/819 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Yapılan bu değerlendirme, Bölge Adliye Mahkemelerinin aynı zamanda “hüküm mahkemesi” olma vasfının bir gereği olduğu gibi istinaf başvurusunun esastan reddinin ancak ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygunluğunun anlaşılması hallerine «münhasır» olduğuna ilişkin HMK’nın 353/1b-1 maddesine de uygun niteliktedir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, İlk Derece Mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:istinaf incelemesi · kefalet · genel kredi sözleşmesi · temlik · kaldırma ve yeniden hüküm · kefil · bilirkişi incelemesi · kredi sözleşmesi
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, takibin hangi krediden kaynaklandığının belirlenemediği, «genel kredi sözleşmelerinde» «kefilin», yalnızca imzaladığı sözleşme nedeniyle, bu sözleşmeye istinaden kullandırılan kredi nedeniyle ödenmeyen borçtan sorumlu tutulacağı, davalıların takip konusu borçtan sorumlu olmadıkları gerekçesiyle davanın reddine dair kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesince, davalıların 26/04/2011 tarihinde şirketteki hisselerini dava dışı ...'a devrettikleri, bu devir tarihinden sonra «temlik» eden banka ile dava dışı şirket arasında 29/03/2012 tarihli 250.000,00 TL limitli yeni genel kredi sözleşmesi imzalandığı, yeniden yaptırılan «bilirkişi incelemesi» sonucu tanzim edilen raporla davalıların kefili olduğu 2009 tarihli krediden kaynaklı herhangi bir borç bulunmadığının tespit edildiği, 29/03/2012 tarihli kredi sö …
… ularak yapılan yargılamada, 28/07/2020 tarihinde yayınlanan ve yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanunun 36. maddesi ile değişik HMK'nın 356/2. maddesi uyarınca duruşmalı «istinaf incelemesi» yapılan dosyalarda duruşma sonunda istinafı reddetmek veya İlk Derece Mahkemesi kararı «kaldırılarak yeniden» hüküm kurmak «dahil» gerekli kararların verilebileceğinin düzenlenmiş olması karşısında, davalıların «kefalet» imzalarının bulunmadığı «kredi sözleşmesine» istinaden kullandırılan kredilerden kaynaklanan borçtan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen karar, usul ve yas …
1- Dava, «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Bu kararın davacı-«temlik» alan vekili tarafından temyizi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince kurulan karar Yargıtay (Kapatılan) 19.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/4993 E. , 2021/3187 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 09/05/2017 tarih ve 2014/406 E. - 2017/489 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nce verilen 09/07/2019 tarih ve 2017/1148 E. - 2019/1402 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 29.03.2021 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı.
Tetkik Hakimi Dr. ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacı ile davalının 17.02.2003 tarihli tek elden dağıtım sözleşmesi imzaladıklarını, davalının Bornova 5. Noterliği’nin 12.10.2011 tarih 26191 yevmiye sayılı ihtarnamesi ile bu ihtarnamenin tebliğinden itibaren 1 ay içerisinde sözleşmeyi feshettiğini, kendilerinin karşı ihtarname ile bu fesihe itiraz ettiklerini, davalı tarafın feshinin haksız olduğunu iddia ederek 63.524,00 TL katılım payı, 29.478,00 TL personel gideri, 4,898,00 TL kira gideri ile 21.184,00 TL kâr oranından oluşan 119.084,00 TL müspet ve menfi zararlarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, sözleşmenin feshinin, keşide ettikleri ihtarnamenin 15.10.2011 günü tebliğ edilmiş olduğundan 1 ay sonrası olan 15.11.2011 tarihinde gerçekleştiğini, feshin haklı nedenlere dayandığını, fesih olmasaydı sözleşmenin sona ereceği 17.02.2012 tarihi arasında 90 gün kaldığını, davalının ürünlerinin ülke genelinde satış ve pazar payının artmasına rağmen, davacının pazar payının zaman içerisinde azalma gösterdiğini, feshin haklı olduğunu, eldeki davada davacının hem menfi hem de müspet zarar talep etmesinin mümkün olmadığını, menfi zararların sözleşmeyi fesheden tarafından talep edilebileceğini, kaldı ki sözleşmenin 9/son maddesine göre her ne sebeple olursa olsun feshi halinde doğacak tüm sorumluluğun davacıya ait olduğunun ve davalı şirketten hiçbir ad altında talepte bulunulamayacağının kararlaştırıldığını, tacir olan davacının bu taahhüde uymasının yasal bir zorunluluk olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi’nce, iddia, savunma, tarafların ticari defterleri üzerinde inceleme yaptırılarak alınan mali müşavir bilirkişilerin tespit raporları ile daha sonra heyet oluşturularak aldırılan bilirkişi rapor ve ek raporlarındaki tespitler ile sözleşme hükümleri birlikte değerlendirilerek davacının 2009, 2010, 2011 yıllarına ilişkin satışlarında artış gözükmediği, sözleşmenin sona ermesinden sonra davalının dava dışı bayii ile yaptığı sözleşme döneminde ise satışların 2-3 katına çıktığı, buna göre davacının sözleşme hükümlerine aykırı davranarak satışların artması için gerekli çabayı göstermediğinden, sözleşmenin davalı tarafça haklı sebeple feshedildiğinin kabulü ile sözleşmenin 9. maddesi gereğince davalının bir ihtara gerek olmaksızın sözleşmeyi fesh etme yetkisinin bulunup, ihtar yapılmamasının sonuca etkili olmadığı, aynı sözleşmenin 9.
maddesine göre de davacının herhangi bir tazminat talebinde bulunmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi’nce, istinaf aşamasında duruşma açılarak bilirkişiden rapor alındığı, dava konusu somut olayda yerel mahkeme ve Bölge Adliye Mahkemesince aldırılan bilirkişi kurulu raporlarında, 2009-2010 ve 2011 yıllarına ilişkin davacı satışlarında herhangi bir artışın gözükmediği, davalı tarafça sözleşmenin feshinden sonra yeni bayi tarafından yapılan satışlarda ise satışların iki üç kat oranında arttığı, davacı satışlarında sözleşmenin kurulmasından itibaren nüfus artışına rağmen herhangi bir ilerleme bulunmadığı, buna göre davacı tarafın tacir olarak imzası bulunduğu sözleşmenin 9/a maddesinde düzenlenen yükümlülüklerini yerine getirmediği, satış artışı için nüfus artışına rağmen gerekli çabayı göstermediği, davalının sözleşmeyi haklı sebeple fesih ettiği, her ne kadar sözleşmenin üç ay önceden fesih ihtarının yapılması gerektiği ileri sürülmüş ise de, aynı sözleşmenin 9.
maddesinde herhangi bir ihtara gerek olmaksızın davalı ...'ın sözleşmeyi fesih etme yetkisi bulunduğu, davacının bizzat sözleşmenin feshine sebebiyet verdiğinin anlaşıldığı, sözleşmenin 9. maddesi uyarınca davalının herhangi bir tazminat yükümlülüğü bulunmadan sözleşmeyi fesih hakkının oluştuğu, davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1) 6100 sayılı HMK’nın karar tarihinde yürürlükte olan 353/1-b-1 maddesi uyarınca yargılamada eksiklik bulunmadığının ve kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediğinin anlaşılması karşısında istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekir. Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale münhasır olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince yukarda da açıklandığı üzere yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde duruşma açılarak inceleme yapılması durumunda HMK’nın 353/1-b-3. maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmesi gerekmektedir.
Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşacağı açık olup bu gibi bir durum ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil eder niteliktedir.
Hükümden sonra 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 356. maddesine eklenen ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 2. fıkra, yukarda belirtilen hallerde, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirir nitelikte değildir. Maddede yapılan değişiklik ile Bölge Adliye Mahkemelerine, istinaf başvurularının duruşmalı olarak incelenmesi halinde dilediği kararı verebilme hak ve yetkisi tanındığından söz edilemez. Bu açıdan bakıldığında, Bölge Adliye Mahkemesince bu gibi hallerde verilecek hükümlerin, Yargıtay tarafından belirtilen kapsamda ve HMK’nın 369 vd. maddelerinde öngörüldüğü üzere “yerindelik” denetimine tabi tutulması gerektiği de izahtan varestedir.
Bilindiği ve HMK’nın 354. maddesinde ve özellikle bu maddenin gerekçesinde değinildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemelerince yapılacak incelemenin biri denetim açısından, diğeri ise dava konusu uyuşmazlık bakımından olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince, yapılan denetim incelemesi sonucu İlk Derece Mahkemesince yapılan tahkikatın eksik yahut hatalı olduğunun anlaşılması ve bu nedenle duruşma açılarak bu kerre dava konusu uyuşmazlık üzerinde gerekli görülen inceleme (tahkikat) işlemlerinin yapılması halinde, Bölge Adliye Mahkemesince verilecek kararda, HMK’nın 297/1c maddesinde tarif olunan biçimiyle ilk derece mahkemesinden farklı bir gerekçenin yer alması kaçınılmazdır.
Bu durumda, aynen HMK’nın 353/1b-2. maddesinde belirtildiği üzere, 356/2. maddede verilmesi öngörülen “gerekli karar” yeniden esas hakkında bir karar olmak durumundadır. Yapılan bu değerlendirme, Bölge Adliye Mahkemelerinin aynı zamanda “hüküm mahkemesi” olma vasfının bir gereği olduğu gibi istinaf başvurusunun esastan reddinin ancak ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygunluğunun anlaşılması hallerine münhasır olduğuna ilişkin HMK’nın 353/1b-1 maddesine de uygun niteliktedir. Tüm bu nedenlerle, HMK m. 353/1-b-1 kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
2) Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 3.050,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 01/04/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Dava, sözleşmenin haksız feshinden kaynaklanan tazminat talebine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde feshin haklı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacının istinaf kanun yoluna müracaatı üzerine yeni bilirkişi raporu alan Bölge Adliye mahkemesi, neticede itirazların yersiz olduğu kanaatine vararak istinaf başvurusunu esastan reddine karar vermiştir.
Sayın çoğunlukla aramızdaki görüş ayrılığı, Bölge Adliye Mahkemesinin bir takım ek deliller topladıktan sonra, ilk derece mahkemesiyle aynı sonuca varması halinde yeni hüküm kurmasının zorunlu olup olmadığı, başka bir deyişle esastan ret kararı verip veremeyeceği hususundan kaynaklanmaktadır.
Konuyu değerlendirmeye geçmeden evvel HMK’nun konuya dair hükümlerine ve özellikle 22.07.2020 tarihli değişikliğe göz atmakta fayda bulunmaktadır.
HMK’daki konuya dair düzenleme:
Duruşma yapılması ve karar verilmesi (2)
MADDE 356- (1) 353 üncü maddede belirtilen hâller dışında inceleme, duruşmalı olarak yapılır. Bu durumda duruşma günü taraflara tebliğ edilir.
Şeklinde iken, 22.07.2020 gün ve 7251 sayılı kanunla yapılan değişiklik sonucunda aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
(2) (Ek:22/7/2020-7251/36 md.) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmek veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dâhil gerekli kararları verir.
7251 sayılı kanunla eklenen fıkra uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi duruşma açıp ilave delil toplamasına rağmen ilk derece mahkemesi kararına yönelik istinaf itirazlarını yerinde olmadığı ve dolayısıyla kararın isabetli olduğu kanaatine varırsa esastan ret şeklinde hüküm kurma yetkisine de haiz olacaktır. Zira bu halde Bölge adliye Mahkemesi ilave tahkikat yapmasına rağmen ilk derece mahkemesinin kararının yerinde olduğu sonucuna varmış bir başka deyişle istinafa konu kararı ilave gerekçe koymak suretiyle teyit etmekle yetinmiştir.
Değilse, bahsi geçen değişikliğin başka türlü yorumlanması, 2020 yılında yapılan değişikliği işlevsiz bırakacak, fiilen yürürlüğe girmeme gibi bir durumla karşılaşılacaktır. Bu arada, esastan retle sonuçlanan binlerce Bölge Adliye Mahkemesi karanının sair temyiz itirazlarına girilmeksizin usul bozmalarına konu yapılması Anayasanın 141. maddesinde “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” ve buna paralel HMK madde 30 yer alan: “Hakim yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür” şeklindeki emredici usul ekonomisi ilkesiyle de bağdaşmayacaktır.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle Dairemizce işin esasına girilerek sair temyiz itirazlarının incelenmesi gerekirken yazılı gerekçeyle usul bozulması yapılması şeklinde tezahür eden çoğunluk görüşüne iştirak etmiyoruz.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/669808400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz