Ayıplı Malın İadesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/5758 E. 2021/3108 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
gizli ayıp↗ hmk 297↗ ayıp↗ istinaf başvurusunun reddi↗ bedel iadesi↗ tahkikat↗ münhasırlık↗ yargılama giderleri↗ taşıyıcı↗ ihtar↗ yargılama gideri↗ ihtarname↗ dahili dava↗ avans faizi↗ hmk 353(1)b-2↗ teslim↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk Derece Mahkemesince, dava konusu olan Alpin M 100 Marka mini taşıyıcının ayıplı olduğu, ayıbın gizli ayıp olduğu, davacının davalıdan araç bedeli olarak ödediği 90.000,00 TL’nin iadesini isteyerek sözleşmeyi feshedebileceği, dava konusu olan araç yerine ikame araç kullandığı ve bunun maliyetinin 2.000,00 TL olduğu yönündeki davacı iddiasının ispatlanamadığı ve bu nedenle bu talebin reddi gerektiği, harçlandırılan dava değeri içerisinde bulunan 788,85 TL tespit gideri ile 152,52 TL ihtar giderinin yargılama giderleri içerisinde değerlendirilmesi gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 90.000,00 TL araç bedelinin aracın davacı tarafından davalıya teslimi koşulu ile davalıdan tahsiline, alacağa dava tarihinden itibaren avans faizi yürütülmesine, tespit giderinin ve ihtarname giderinin yargılama giderlerine dahil edilmesine, ikame araç kullanılmasından kaynaklı 2.000,00 TL tazminat talebinin reddine dair karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekilince istinaf isteminde bulunulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davalının itirazlarının değerlendirilmesi maksadıyla bilirkişi raporu alındığı, raporda makinenin bir "mini" yükleyici olsa da yük kaldırmaya uygun olmadığının belirtildiği, bu durumda dava konusu olan Alpin M 100 marka mini taşıyıcının ayıplı olduğu, ayıbın gizli ayıp niteliğinde olduğu, davacının davalıdan araç bedelini ve ikame araç bedelini talep edebileceği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, satın alınan malın ayıplı olduğu iddiası ile satım bedelinin iadesi ve satımdan kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, malın ayıplı satıldığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, satım bedeli olan 90.000TL’nin malın davalıya teslimi şartıyla tahsiline, zarara ilişkin tazminat isteminin reddine karar verilmiş, davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece yargılamasında eksiklik görülmesi üzerine duruşma açılmış ve davalı itirazlarını karşılamak üzere bilirkişi raporu alınarak İlk Derece Mahkemesinin davanın kısmen kabulü yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın karar tarihinde yürürlükte olan 353/1-b-1 maddesi uyarınca yargılamada eksiklik bulunmadığının ve kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediğinin anlaşılması karşısında istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekir. Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale münhasır olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda da açıklandığı üzere yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde duruşma açılarak inceleme yapılması durumunda HMK’nın 353/1-b-3. maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmesi gerekmektedir. Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşacağı açık olup bu gibi bir durum ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil eder niteliktedir.
Hükümden sonra 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 356. maddesine eklenen ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 2. fıkra, yukarıda belirtilen hallerde, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirir nitelikte değildir. Maddede yapılan değişiklik ile Bölge Adliye Mahkemelerine, istinaf başvurularının duruşmalı olarak incelenmesi halinde dilediği kararı verebilme hak ve yetkisi tanındığından söz edilemez. Bu açıdan bakıldığında, Bölge Adliye Mahkemesince bu gibi hallerde verilecek hükümlerin, Yargıtay tarafından belirtilen kapsamda ve HMK’nın 369 vd. maddelerinde öngörüldüğü üzere “yerindelik” denetimine tabi tutulması gerektiği de izahtan varestedir.
Bilindiği ve HMK’nın 354. maddesinde ve özellikle bu maddenin gerekçesinde değinildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemelerince yapılacak incelemenin biri denetim açısından, diğeri ise dava konusu uyuşmazlık bakımından olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince, yapılan denetim incelemesi sonucu İlk Derece Mahkemesince yapılan tahkikatın eksik yahut hatalı olduğunun anlaşılması ve bu nedenle duruşma açılarak bu kerre dava konusu uyuşmazlık üzerinde gerekli görülen inceleme (tahkikat) işlemlerinin yapılması halinde, Bölge Adliye Mahkemesince verilecek kararda, HMK’nın 297/1c maddesinde tarif olunan biçimiyle ilk derece mahkemesinden farklı bir gerekçenin yer alması kaçınılmazdır. Bu
durumda, aynen HMK’nın 353/1b-2. maddesinde belirtildiği üzere, 356/2. maddede verilmesi öngörülen “gerekli karar” yeniden esas hakkında bir karar olmak durumundadır. Yapılan bu değerlendirme, Bölge Adliye Mahkemelerinin aynı zamanda “hüküm mahkemesi” olma vasfının bir gereği olduğu gibi istinaf başvurusunun esastan reddinin ancak ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygunluğunun anlaşılması hallerine münhasır olduğuna ilişkin HMK’nın 353/1b-1 maddesine de uygun niteliktedir. Tüm bu nedenlerle, HMK m. 353/1-b-1 kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3102 E. 2021/4688 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · tahkikat · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince, yapılan denetim incelemesi sonucu İlk Derece Mahkemesince yapılan «tahkikatın» eksik yahut hatalı olduğunun anlaşılması ve bu nedenle duruşma açılarak bu kerre dava konusu uyuşmazlık üzerinde gerekli görülen inceleme (tahkikat) işlemlerinin y …
Yapılan bu değerlendirme, Bölge Adliye Mahkemelerinin aynı zamanda “hüküm mahkemesi” olma vasfının bir gereği olduğu gibi istinaf başvurusunun esastan reddinin ancak ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygunluğunun anlaşılması hallerine «münhasır» olduğuna ilişkin HMK’nın 353/1b-1 maddesine de uygun niteliktedir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince, yapılan denetim incelemesi sonucu İlk Derece Mahkemesince yapılan «tahkikatın» eksik yahut hatalı olduğunun anlaşılması ve bu nedenle duruşma açılarak bu kerre dava konusu uyuşmazlık üzerinde gerekli görülen inceleme (tahkikat) işlemlerinin y …
Yapılan bu değerlendirme, Bölge Adliye Mahkemelerinin aynı zamanda “hüküm mahkemesi” olma vasfının bir gereği olduğu gibi istinaf başvurusunun esastan reddinin ancak ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygunluğunun anlaşılması hallerine «münhasır» olduğuna ilişkin HMK’nın 353/1b-1 maddesine de uygun niteliktedir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bilirkişi raporunun denetime elverişliliği · denetime elverişlilik · genel kredi sözleşmesi · kredi sözleşmesi · asıl alacak
Benzer bu kararda… ilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli bulunmadığından, davalılar tarafından yapılan ödemeler de değerlendirilerek mahalinde inceleme yaptırılarak düzenlenen ek «bilirkişi raporunun denetime elverişli» ve karar vermek için yeterli bulunduğu ve davacı alacağının ilk derece mahkemesince saptanan miktar kadar olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davacı vekilinin istin …
1-Dava; «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince, yapılan yargılama, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı banka alacağının 1.768.157,75 TL «asıl alacak» olarak belirlendiği gerekçesiyle bu bedel üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/4993 E. 2021/3187 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · tahkikat · münhasırlık · ihtar
İncelediğiniz karardaİlk Derece Mahkemesince, dava konusu olan Alpin M 100 Marka mini «taşıyıcının» ayıplı olduğu, ayıbın «gizli ayıp» olduğu, davacının davalıdan araç bedeli olarak ödediği 90.000,00 TL’nin iadesini isteyerek sözleşmeyi feshedebileceği, dava konusu olan araç yerine ikame araç kullandığı ve bunun maliyetinin 2.000,00 TL olduğu yönündeki davacı iddiasının ispatlanamadığı ve bu nedenle bu talebin reddi gerektiği, harçlandırılan dava değeri içerisinde bulunan 788,85 TL tespit gideri ile 152,52 TL «ihtar» giderinin «yargılama giderleri» içerisinde değerlendirilmesi gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 90.000,00 TL araç bedelinin aracın davacı tarafından davalıya «teslimi» koşulu ile davalıdan tahsiline, alacağa dava tarihinden itibaren «avans faizi» yürütülmesine, tespit giderinin ve «ihtarname» giderinin «yargılama giderlerine» «dahil» edilmesine, ikame araç kullanılmasından kaynaklı 2.000,00 TL tazminat talebinin reddine dair karar verilmiştir.
Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince, yapılan denetim incelemesi sonucu İlk Derece Mahkemesince yapılan «tahkikatın» eksik yahut hatalı olduğunun anlaşılması ve bu nedenle duruşma açılarak bu kerre dava konusu uyuşmazlık üzerinde gerekli görülen inceleme (tahkikat) işlemlerinin y …
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesi’nce, iddia, savunma, tarafların «ticari defterleri» üzerinde inceleme yaptırılarak alınan mali müşavir bilirkişilerin tespit raporları ile daha sonra heyet oluşturularak aldırılan bilirkişi rapor ve ek raporlarındaki tespitler ile sözleşme hükümleri birlikte değerlendirilerek davacının 2009, 2010, 2011 yıllarına ilişkin satışlarında artış gözükmediği, sözleşmenin sona ermesinden sonra davalının dava dışı bayii ile yaptığı sözleşme döneminde ise satışların 2-3 katına çıktığı, buna göre davacının sözleşme hükümlerine aykırı davranarak satışların artması için gerekli çabayı göstermediğinden, sözleşmenin davalı tarafça haklı sebeple feshedildiğinin kabulü ile sözleşmenin 9. maddesi gereğince davalının bir «ihtara» gerek olmaksızın «sözleşmeyi fesh» etme «yetkisinin» bulunup, ihtar yapılmamasının sonuca etkili olmadığı, aynı sözleşmenin 9. maddesine göre de davacının herhangi bir tazminat talebinde bulunmasının mümkün olmadığı …
… ki üç kat oranında arttığı, davacı satışlarında sözleşmenin kurulmasından itibaren nüfus artışına rağmen herhangi bir ilerleme bulunmadığı, buna göre davacı tarafın «tacir» olarak imzası bulunduğu sözleşmenin 9/a maddesinde düzenlenen yükümlülüklerini yerine getirmediği, satış artışı için nüfus artışına rağmen gerekli çabayı göstermediği, davalının sözleşmeyi «haklı sebeple fesih» ettiği, her ne kadar sözleşmenin üç ay önceden fesih «ihtarının» yapılması gerektiği ileri sürülmüş ise de, aynı sözleşmenin 9. maddesinde herhangi bir ihtara gerek olmaksızın davalı ...'ın sözleşmeyi fesih etme yetkisi bulunduğu, davacının bizzat «sözleşmenin feshine» sebebiyet verdiğinin anlaşıldığı, sözleşmenin 9. maddesi uyarınca davalının herhangi bir tazminat yükümlülüğü bulunmadan sözleşmeyi fesih hakkının oluştuğu, davanı …
Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:haklı sebeple fesih · sözleşmenin feshi · fesih · ticari defter · tacir · yetkisizlik kararı · e-defter
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesi’nce, iddia, savunma, tarafların «ticari defterleri» üzerinde inceleme yaptırılarak alınan mali müşavir bilirkişilerin tespit raporları ile daha sonra heyet oluşturularak aldırılan bilirkişi rapor ve ek raporlarındaki tespitler ile sözleşme hükümleri birlikte değerlendirilerek davacının 2009, 2010, 2011 yıllarına ilişkin satışlarında artış gözükmediği, sözleşmenin sona ermesinden sonra davalının dava dışı bayii ile yaptığı sözleşme döneminde ise satışların 2-3 katına çıktığı, buna göre davacının sözleşme hükümlerine aykırı davranarak satışların artması için gerekli çabayı göstermediğinden, sözleşmenin davalı tarafça haklı sebeple feshedildiğinin kabulü ile sözleşmenin 9. maddesi gereğince davalının bir «ihtara» gerek olmaksızın «sözleşmeyi fesh» etme «yetkisinin» bulunup, ihtar yapılmamasının sonuca etkili olmadığı, aynı sözleşmenin 9. maddesine göre de davacının herhangi bir tazminat talebinde bulunmasının mümkün olmadığı …
… ki üç kat oranında arttığı, davacı satışlarında sözleşmenin kurulmasından itibaren nüfus artışına rağmen herhangi bir ilerleme bulunmadığı, buna göre davacı tarafın «tacir» olarak imzası bulunduğu sözleşmenin 9/a maddesinde düzenlenen yükümlülüklerini yerine getirmediği, satış artışı için nüfus artışına rağmen gerekli çabayı göstermediği, davalının sözleşmeyi «haklı sebeple fesih» ettiği, her ne kadar sözleşmenin üç ay önceden fesih «ihtarının» yapılması gerektiği ileri sürülmüş ise de, aynı sözleşmenin 9. maddesinde herhangi bir ihtara gerek olmaksızın davalı ...'ın sözleşmeyi fesih etme yetkisi bulunduğu, davacının bizzat «sözleşmenin feshine» sebebiyet verdiğinin anlaşıldığı, sözleşmenin 9. maddesi uyarınca davalının herhangi bir tazminat yükümlülüğü bulunmadan sözleşmeyi fesih hakkının oluştuğu, davanı …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/7892 E. 2022/4561 K.
Ortak:ayıp · teslim
İncelediğiniz karardaİlk Derece Mahkemesince, dava konusu olan Alpin M 100 Marka mini «taşıyıcının» ayıplı olduğu, ayıbın «gizli ayıp» olduğu, davacının davalıdan araç bedeli olarak ödediği 90.000,00 TL’nin iadesini isteyerek sözleşmeyi feshedebileceği, dava konusu olan araç yerine ikame araç kullandığı ve bunun maliyetinin 2.000,00 TL olduğu yönündeki davacı iddiasının ispatlanamadığı ve bu nedenle bu talebin reddi gerektiği, harçlandırılan dava değeri içerisinde bulunan 788,85 TL tespit gideri ile 152,52 TL «ihtar» giderinin «yargılama giderleri» içerisinde değerlendirilmesi gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 90.000,00 TL araç bedelinin aracın davacı tarafından davalıya «teslimi» koşulu ile davalıdan tahsiline, alacağa dava tarihinden itibaren «avans faizi» yürütülmesine, tespit giderinin ve «ihtarname» giderinin «yargılama giderlerine» «dahil» edilmesine, ikame araç kullanılmasından kaynaklı 2.000,00 TL tazminat talebinin reddine dair karar verilmiştir.
… şi raporu alındığı, raporda makinenin bir "mini" yükleyici olsa da yük kaldırmaya uygun olmadığının belirtildiği, bu durumda dava konusu olan Alpin M 100 marka mini «taşıyıcının» ayıplı olduğu, ayıbın «gizli ayıp» niteliğinde olduğu, davacının davalıdan araç bedelini ve ikame araç bedelini talep edebileceği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine kar …
İlk Derece Mahkemesince, malın ayıplı satıldığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, satım bedeli olan 90.000TL’nin malın davalıya «teslimi» şartıyla tahsiline, zarara ilişkin tazminat isteminin reddine karar verilmiş, davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece yarg …
Benzer bu karardaMahkemece, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporuna göre, icra takibine konu edilen 2 adet çekin «ticari defterlerinde kayıtlı» olduğu ve davalı tarafça ödenmediği, her ne kadar davalı taraf malların ayıplı olduğunu iddia etmiş ise de, davacının gönderdiği malları kabul ettiği, ancak TTK 23/c maddesi gereğince süresinde «ayıp» ihbarında bulunmadığı, ayıp iddiasının tanıkla ispatının mümkün olmadığı, davalının ayıp iddiasını TTK 18/3 maddesine göre «yazılı delil» ile ispat etmesi gerektiği, ancak «ihbara» dair yazılı delil sunmadığı ve malları ayıbı ile kabul ettiği, bu nedenle davacının icra takibine konu alacağa ilişkin mal «teslimini» ispat ettiği, bedelin ödenmediği, davacının icra takibinin haklı ve yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yazılı delil · ticari defter kayıtları · yenileme · ihbar · ticari defter · fatura · çek · e-defter
Benzer bu karardaMahkemece, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporuna göre, icra takibine konu edilen 2 adet çekin «ticari defterlerinde kayıtlı» olduğu ve davalı tarafça ödenmediği, her ne kadar davalı taraf malların ayıplı olduğunu iddia etmiş ise de, davacının gönderdiği malları kabul ettiği, ancak TTK 23/c maddesi gereğince süresinde «ayıp» ihbarında bulunmadığı, ayıp iddiasının tanıkla ispatının mümkün olmadığı, davalının ayıp iddiasını TTK 18/3 maddesine göre «yazılı delil» ile ispat etmesi gerektiği, ancak «ihbara» dair yazılı delil sunmadığı ve malları ayıbı ile kabul ettiği, bu nedenle davacının icra takibine konu alacağa ilişkin mal «teslimini» ispat ettiği, bedelin ödenmediği, davacının icra takibinin haklı ve yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
… na göre ve özellikle Davalı,Takibe konu olan diğer 25.11.2013 keşide tarihli 35.400.- TL'lik çekin malın ayıplı olması nedeniyle ödenmediğini savunmuş ise de ürünün «son» kabul merci olan Tülomsaş tarafından ayıbın kendisine bildirildiğinde bunun davacıya «ihbar» edildiği usulüne uygun delille ispatlanamadığından,ayıba dayalı savunması ile ödenmeyen 35.400.- TL’lik çeke dayalı davalının temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir 2- Taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında kesilen faturalar ve bu «fatura» bedeli tutarı kadar «çek» verildiği, verilen ve takibe konu çeklerden 06.11.2013 keşide tarihli 56.400 TL'lik çekin iki kez aynı bedelli farklı tarihli çek ile değiştirildiği ve bu durumun davacının kabulünde olduğu ve «yenilenen» çekin bankadan gelen cevabi yazı ile ödendiği sabittir.
Bu durumda takip ve dava konusu olan 06.11.2013 keşide tarihli 56.400.- TL'lik çekin «yenilenme» amacıyla verilen 341121 «çek» nolu 56.400.- TL'lik çek ile 17.02.2014 tarihinde ödendiğinden davalının bu çek yönünden borçlu olmadığı anlaşılmakla davanın bu çek yönünden reddine karar verilmesi gerekirken davanın tam kabulüne dair karar doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5183 E. 2021/4740 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Yapılan bu değerlendirme, Bölge Adliye Mahkemelerinin aynı zamanda “hüküm mahkemesi” olma vasfının bir gereği olduğu gibi istinaf başvurusunun esastan reddinin ancak ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygunluğunun anlaşılması hallerine «münhasır» olduğuna ilişkin HMK’nın 353/1b-1 maddesine de uygun niteliktedir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kefaletin kapsamı · imza inkarı · bedelsizlik · kefalet · genel kredi sözleşmesi · bono · kefil · kredi sözleşmesi
Benzer bu karardaBölge adliye mahkemesince, yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli «genel kredi sözleşmelerinde» davacının imzasının bulunduğu ve bankaca bildirilen bu kredi sözleşmelerindeki imzasının davacının eli ürünü olmadığına dair açık bir «imza inkarının» olmadığı, bu nedenle davacının bu sözleşmelere konu borçtan sorumlu olduğu, borçlu cari hesabının hiç bir zaman sıfırlanmadığı, dava konusu genel kredi sözleşmesinin «teminatı» olarak davacı tarafından «bono» verildiği kabul edilmiş olup, borcun ödenmediği ve bankaca senedin takibe konu edilerek borcun davacı tarafından ödendiği, genel kredi sözleşmesine konu borcun ödenmemesi nedeniyle söz konusu senedin «bedelsiz» kaldığından söz etme imkanı olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davaya konu borcun, davacının da «kefil» olarak imzaladığı ilk sözleşme kapsamında ve ilk sözleşmeden itibaren açılan ve hiç kapatılmadığı gibi sıfırlanmamış da olan sözleşme kapsamında kaldığı, bu nedenle davacının «kefaleti kapsamında» kalan davaya konu borçtan kefil sıfatıyla sorumlu olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, karara karşı asıl ve birleşen davada davacı …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/5758 E. , 2021/3108 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 10.07.2017 tarih ve 2013/489 E. - 2017/410 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nce verilen 26.02.2020 tarih ve 2017/1453 E. - 2020/220 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 30.01.2013 tarih 186410 seri nolu fatura ve 90.000,00 TL bedel karşılığında davalıdan Alpin M100 marka mini taşıyıcı satın aldığını, taşıyıcıda gizli ayıpların olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak 90.000,00 TL makine bedeli, 788,85 TL tespit gideri, 152,50 TL ihtar gideri ve 2.000,00 TL ikame olarak satın alınmak zorunda kalınan hizmet bedeli olmak üzere toplam 92.941,35 TL'nin işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, taşıyıcıda görülen hasarların kullanım hatasından kaynaklandığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, dava konusu olan Alpin M 100 Marka mini taşıyıcının ayıplı olduğu, ayıbın gizli ayıp olduğu, davacının davalıdan araç bedeli olarak ödediği 90.000,00 TL’nin iadesini isteyerek sözleşmeyi feshedebileceği, dava konusu olan araç yerine ikame araç kullandığı ve bunun maliyetinin 2.000,00 TL olduğu yönündeki davacı iddiasının ispatlanamadığı ve bu nedenle bu talebin reddi gerektiği, harçlandırılan dava değeri içerisinde bulunan 788,85 TL tespit gideri ile 152,52 TL ihtar giderinin yargılama giderleri içerisinde değerlendirilmesi gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 90.000,00 TL araç bedelinin aracın davacı tarafından davalıya teslimi koşulu ile davalıdan tahsiline, alacağa dava tarihinden itibaren avans faizi yürütülmesine, tespit giderinin ve ihtarname giderinin yargılama giderlerine dahil edilmesine, ikame araç kullanılmasından kaynaklı 2.000,00 TL tazminat talebinin reddine dair karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekilince istinaf isteminde bulunulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davalının itirazlarının değerlendirilmesi maksadıyla bilirkişi raporu alındığı, raporda makinenin bir "mini" yükleyici olsa da yük kaldırmaya uygun olmadığının belirtildiği, bu durumda dava konusu olan Alpin M 100 marka mini taşıyıcının ayıplı olduğu, ayıbın gizli ayıp niteliğinde olduğu, davacının davalıdan araç bedelini ve ikame araç bedelini talep edebileceği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, satın alınan malın ayıplı olduğu iddiası ile satım bedelinin iadesi ve satımdan kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, malın ayıplı satıldığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, satım bedeli olan 90.000TL’nin malın davalıya teslimi şartıyla tahsiline, zarara ilişkin tazminat isteminin reddine karar verilmiş, davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece yargılamasında eksiklik görülmesi üzerine duruşma açılmış ve davalı itirazlarını karşılamak üzere bilirkişi raporu alınarak İlk Derece Mahkemesinin davanın kısmen kabulü yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın karar tarihinde yürürlükte olan 353/1-b-1 maddesi uyarınca yargılamada eksiklik bulunmadığının ve kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediğinin anlaşılması karşısında istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekir. Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale münhasır olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda da açıklandığı üzere yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde duruşma açılarak inceleme yapılması durumunda HMK’nın 353/1-b-3. maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmesi gerekmektedir.
Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşacağı açık olup bu gibi bir durum ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil eder niteliktedir.
Hükümden sonra 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 356. maddesine eklenen ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 2. fıkra, yukarıda belirtilen hallerde, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirir nitelikte değildir. Maddede yapılan değişiklik ile Bölge Adliye Mahkemelerine, istinaf başvurularının duruşmalı olarak incelenmesi halinde dilediği kararı verebilme hak ve yetkisi tanındığından söz edilemez. Bu açıdan bakıldığında, Bölge Adliye Mahkemesince bu gibi hallerde verilecek hükümlerin, Yargıtay tarafından belirtilen kapsamda ve HMK’nın 369 vd. maddelerinde öngörüldüğü üzere “yerindelik” denetimine tabi tutulması gerektiği de izahtan varestedir.
Bilindiği ve HMK’nın 354. maddesinde ve özellikle bu maddenin gerekçesinde değinildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemelerince yapılacak incelemenin biri denetim açısından, diğeri ise dava konusu uyuşmazlık bakımından olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince, yapılan denetim incelemesi sonucu İlk Derece Mahkemesince yapılan tahkikatın eksik yahut hatalı olduğunun anlaşılması ve bu nedenle duruşma açılarak bu kerre dava konusu uyuşmazlık üzerinde gerekli görülen inceleme (tahkikat) işlemlerinin yapılması halinde, Bölge Adliye Mahkemesince verilecek kararda, HMK’nın 297/1c maddesinde tarif olunan biçimiyle ilk derece mahkemesinden farklı bir gerekçenin yer alması kaçınılmazdır.
Bu
durumda, aynen HMK’nın 353/1b-2. maddesinde belirtildiği üzere, 356/2. maddede verilmesi öngörülen “gerekli karar” yeniden esas hakkında bir karar olmak durumundadır. Yapılan bu değerlendirme, Bölge Adliye Mahkemelerinin aynı zamanda “hüküm mahkemesi” olma vasfının bir gereği olduğu gibi istinaf başvurusunun esastan reddinin ancak ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygunluğunun anlaşılması hallerine münhasır olduğuna ilişkin HMK’nın 353/1b-1 maddesine de uygun niteliktedir. Tüm bu nedenlerle, HMK m. 353/1-b-1 kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 31.03.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık, İlk Derece yargılamasında eksiklik görülmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılması durumunda, duruşma sonunda hangi kararın verileceğine ilişkindir.
Konu ile ilgili yasal düzenleme 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Yasa'nın 36 maddesi ile eklenen 6100 sayılı HMK 356/2 maddesidir.
Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK 356 maddesinde "353'ncü maddede belirtilen haller dışında incelemenin duruşmalı olarak yapılacağı, bu durumda duruşma gününün taraflar tebliğ edileceği" düzenlenmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince incelemenin duruşmalı olarak yapılmasına karar vermesinden sonra HMK 352 veya 353 maddelerde belirtilen hallerin mevcudiyetinin tespiti halinde ne şekilde karar vereceği hususunda kanunun mevcut halinde açık bir hüküm bulunmadığından, uygulamada duruşma açılmasından sonra istinaf başvurusunun esastan reddi kararı ile HMK 352 veya 353'ncü maddelerdeki hallerde gerekli kararların verilip verilemeyeceğine ilişkin tereddütler oluştuğundan, bölge adliye mahkemeleri arasında farklı kararlar verilmekte iken uygulama birliğinin sağlanması ve durumun açıklığa kavuşturulması için madde başlığı da değiştirilmek suretiyle HMK 356 maddesine, 7251 sayılı yasanın 36 maddesi ile ikinci fıkra eklenmiştir.
HMK 356/2 maddesi "Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmek veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dâhil gerekli kararları verir" hükmünü taşımaktadır.
HMK 356/2 maddesi hükmü hiçbir tefsir-tevil ve yoruma muhtaç olmayacak derecede vazıh ve sarih olup, hüküm gerek kendi içinde gerekse HMK'nın diğer hükümleri ile herhangi bir tenakuzu da barındırmamaktadır.
Madde gerekçesinde vurgulandığı ve madde metninde de açıkça zikredildiği üzere bölge adliye mahkemesince duruşma açıldıktan sonra, dosya içeriğine ve hukuka uygun her türlü kararın verilmesi mümkündür.
Bölge Adliye Mahkemesi, duruşma açılarak eksik görülen deliller toplandıktan sonra istinaf başvurusunun esastan reddine veya ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabul veya reddine karar verilmesi hususunda HMK 356/2 maddesi değişikliği ile takdir hakkı tanınmıştır.
Bölge Adliye Mahkemesi takdir hakkını elbetteki keyfi değil, dosya içeriğine ve hukuka uygun şekilde kullanacaktır.
HMK 356/2 maddesi hükmü, yorumu gerektirmeyecek derecede bu kadar açık iken, yasa hükmünü işlevsiz bırakacak bir yorumla yasanın öngörmediği bir sonuca ulaşmak mümkün değildir.
Yargı organları, yasaları uygulamakla mükellef olup, yasaların Anayasa'ya aykırılığı halinde başvurulacak yol, o yasa hükmünün Anayasa Mahkemesince iptalinin sağlanmasıdır.
Somut uyuşmazlığa dönüldüğünde, Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece yargılamasında eksiklik görülmesi üzerine HMK 356/1 maddesi gereğince duruşma açılmış, eksikliklerin giderilmesinden sonra İlk Derece Mahkemesinin aynı gerekçesi ile davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Temyiz aşamasında yürürlüğe giren HMK 356/2 maddesi hükmü derhal uygulama ilkesi gereğince derdest davalarda da uygulanacağından, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulü yerine istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Bu halde davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesi kararının yazılı gerekçe ile bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/662859600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz