Genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/7568 E. 2022/819 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
hmk 357↗ istinaf başvurusunun reddi↗ münhasırlık↗ istinaf incelemesi↗ kefalet↗ genel kredi sözleşmesi↗ temlik↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ kefil↗ bilirkişi incelemesi↗ kredi sözleşmesi↗ dahili dava↗ hmk 353(1)b-2↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk Derece Mahkemesince, takibin hangi krediden kaynaklandığının belirlenemediği, genel kredi sözleşmelerinde kefilin, yalnızca imzaladığı sözleşme nedeniyle, bu sözleşmeye istinaden kullandırılan kredi nedeniyle ödenmeyen borçtan sorumlu tutulacağı, davalıların takip konusu borçtan sorumlu olmadıkları gerekçesiyle davanın reddine dair kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesince, davalıların 26/04/2011 tarihinde şirketteki hisselerini dava dışı ...'a devrettikleri, bu devir tarihinden sonra temlik eden banka ile dava dışı şirket arasında 29/03/2012 tarihli 250.000,00 TL limitli yeni genel kredi sözleşmesi imzalandığı, yeniden yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu tanzim edilen raporla davalıların kefili olduğu 2009 tarihli krediden kaynaklı herhangi
bir borç bulunmadığının tespit edildiği, 29/03/2012 tarihli kredi sözleşmesinde imzaları bulunmayan davalılar kredi borcundan sorumlu tutulamayacağından, İlk Derece Mahkemesince davanın reddi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı-temlik alan vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bu kararın davacı-temlik alan vekili tarafından temyizi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince kurulan karar Yargıtay (Kapatılan) 19. H.D.’nin 2018/2457 E. – 2020/234 K. sayılı ve 03/02/2020 tarihli ilamıyla bozulmuştur.
Antalya Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada, 28/07/2020 tarihinde yayınlanan ve yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanunun 36. maddesi ile değişik HMK'nın 356/2. maddesi uyarınca duruşmalı istinaf incelemesi yapılan dosyalarda duruşma sonunda istinafı reddetmek veya İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurmak dahil gerekli kararların verilebileceğinin düzenlenmiş olması karşısında, davalıların kefalet imzalarının bulunmadığı kredi sözleşmesine istinaden kullandırılan kredilerden kaynaklanan borçtan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen karar, usul ve yasaya uygun olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, temlik alan davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece yargılamasında eksiklik görülerek duruşma açılarak yapılan inceleme sırasında bilirkişi raporu alınmış, İlk Derece Mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın karar tarihinde yürürlükte olan 353/1-b-1 maddesi uyarınca yargılamada eksiklik bulunmadığının ve kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediğinin anlaşılması karşısında istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekir. Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, İlk Derece Mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale münhasır olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda da açıklandığı üzere yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık bakımından duruşma açılarak inceleme yapılması durumunda HMK’nın 353/1-b-3. maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmesi gerekmektedir.
Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşacağı açık olup bu gibi bir durum ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil eder niteliktedir.
Hükümden sonra 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 356. maddesine eklenen ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 2. fıkra, yukarda belirtilen hallerde, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirir nitelikte değildir. Nitekim, bilindiği ve HMK’nın 357. maddesinde ve özellikle bu maddenin gerekçesinde değinildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemelerince yapılacak incelemenin biri denetim açısından, diğeri ise dava konusu uyuşmazlık bakımından olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılarak dava konusu uyuşmazlık üzerinde bir inceleme yapılması halinde, 356/2. maddede değinilen ve verilmesi öngörülen gerekli karar, “yeniden esas hakkında bir karar” olmak durumundadır.
Tüm bu nedenlerle, HMK m. 353/1-b-1 kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5183 E. 2021/4740 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık · kefalet · genel kredi sözleşmesi · kefil · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaİlk Derece Mahkemesince, takibin hangi krediden kaynaklandığının belirlenemediği, «genel kredi sözleşmelerinde» «kefilin», yalnızca imzaladığı sözleşme nedeniyle, bu sözleşmeye istinaden kullandırılan kredi nedeniyle ödenmeyen borçtan sorumlu tutulacağı, davalıların takip konusu borçtan sorumlu olmadıkları gerekçesiyle davanın reddine dair kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesince, davalıların 26/04/2011 tarihinde şirketteki hisselerini dava dışı ...'a devrettikleri, bu devir tarihinden sonra «temlik» eden banka ile dava dışı şirket arasında 29/03/2012 tarihli 250.000,00 TL limitli yeni genel kredi sözleşmesi imzalandığı, yeniden yaptırılan «bilirkişi incelemesi» sonucu tanzim edilen raporla davalıların kefili olduğu 2009 tarihli krediden kaynaklı herhangi bir borç bulunmadığının tespit edildiği, 29/03/2012 tarihli kredi sö …
… ularak yapılan yargılamada, 28/07/2020 tarihinde yayınlanan ve yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanunun 36. maddesi ile değişik HMK'nın 356/2. maddesi uyarınca duruşmalı «istinaf incelemesi» yapılan dosyalarda duruşma sonunda istinafı reddetmek veya İlk Derece Mahkemesi kararı «kaldırılarak yeniden» hüküm kurmak «dahil» gerekli kararların verilebileceğinin düzenlenmiş olması karşısında, davalıların «kefalet» imzalarının bulunmadığı «kredi sözleşmesine» istinaden kullandırılan kredilerden kaynaklanan borçtan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen karar, usul ve yas …
1- Dava, «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaMahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davaya konu borcun, davacının da «kefil» olarak imzaladığı ilk sözleşme kapsamında ve ilk sözleşmeden itibaren açılan ve hiç kapatılmadığı gibi sıfırlanmamış da olan sözleşme kapsamında kaldığı, bu nedenle davacının «kefaleti kapsamında» kalan davaya konu borçtan kefil sıfatıyla sorumlu olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, karara karşı asıl ve birleşen davada davacı …
Bölge adliye mahkemesince, yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli «genel kredi sözleşmelerinde» davacının imzasının bulunduğu ve bankaca bildirilen bu kredi sözleşmelerindeki imzasının davacının eli ürünü olmadığına dair açık bir «imza inkarının» olmadığı, bu nedenle davacının bu sözleşmelere konu borçtan sorumlu olduğu, borçlu cari hesabının hiç bir zaman sıfırlanmadığı, dava konusu genel kredi sözleşmesinin «teminatı» olarak davacı tarafından «bono» verildiği kabul edilmiş olup, borcun ödenmediği ve bankaca senedin takibe konu edilerek borcun davacı tarafından ödendiği, genel kredi sözleşmesine konu borcun ödenmemesi nedeniyle söz konusu senedin «bedelsiz» kaldığından söz etme imkanı olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:kefaletin kapsamı · imza inkarı · bedelsizlik · bono · teminat
Benzer bu karardaBölge adliye mahkemesince, yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli «genel kredi sözleşmelerinde» davacının imzasının bulunduğu ve bankaca bildirilen bu kredi sözleşmelerindeki imzasının davacının eli ürünü olmadığına dair açık bir «imza inkarının» olmadığı, bu nedenle davacının bu sözleşmelere konu borçtan sorumlu olduğu, borçlu cari hesabının hiç bir zaman sıfırlanmadığı, dava konusu genel kredi sözleşmesinin «teminatı» olarak davacı tarafından «bono» verildiği kabul edilmiş olup, borcun ödenmediği ve bankaca senedin takibe konu edilerek borcun davacı tarafından ödendiği, genel kredi sözleşmesine konu borcun ödenmemesi nedeniyle söz konusu senedin «bedelsiz» kaldığından söz etme imkanı olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davaya konu borcun, davacının da «kefil» olarak imzaladığı ilk sözleşme kapsamında ve ilk sözleşmeden itibaren açılan ve hiç kapatılmadığı gibi sıfırlanmamış da olan sözleşme kapsamında kaldığı, bu nedenle davacının «kefaleti kapsamında» kalan davaya konu borçtan kefil sıfatıyla sorumlu olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, karara karşı asıl ve birleşen davada davacı …
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5142 E. 2021/4979 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık · kefalet · genel kredi sözleşmesi · kefil · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaİlk Derece Mahkemesince, takibin hangi krediden kaynaklandığının belirlenemediği, «genel kredi sözleşmelerinde» «kefilin», yalnızca imzaladığı sözleşme nedeniyle, bu sözleşmeye istinaden kullandırılan kredi nedeniyle ödenmeyen borçtan sorumlu tutulacağı, davalıların takip konusu borçtan sorumlu olmadıkları gerekçesiyle davanın reddine dair kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesince, davalıların 26/04/2011 tarihinde şirketteki hisselerini dava dışı ...'a devrettikleri, bu devir tarihinden sonra «temlik» eden banka ile dava dışı şirket arasında 29/03/2012 tarihli 250.000,00 TL limitli yeni genel kredi sözleşmesi imzalandığı, yeniden yaptırılan «bilirkişi incelemesi» sonucu tanzim edilen raporla davalıların kefili olduğu 2009 tarihli krediden kaynaklı herhangi bir borç bulunmadığının tespit edildiği, 29/03/2012 tarihli kredi sö …
… ularak yapılan yargılamada, 28/07/2020 tarihinde yayınlanan ve yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanunun 36. maddesi ile değişik HMK'nın 356/2. maddesi uyarınca duruşmalı «istinaf incelemesi» yapılan dosyalarda duruşma sonunda istinafı reddetmek veya İlk Derece Mahkemesi kararı «kaldırılarak yeniden» hüküm kurmak «dahil» gerekli kararların verilebileceğinin düzenlenmiş olması karşısında, davalıların «kefalet» imzalarının bulunmadığı «kredi sözleşmesine» istinaden kullandırılan kredilerden kaynaklanan borçtan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen karar, usul ve yas …
1- Dava, «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaŞti.'nin 22/09/2008 tarihli 1.554.974.00 Euro limitli «kredi sözleşmelerinden» «müteselsil kefil» sıfatı ile sorumlu oldukları, ...'in 05.05.2004 tarihli «genel kredi sözleşmesindeki» «kefalet» imzasının kendisine ait olduğunun kanıtlanamadığı, 09.07.2010 tarihli sözleşmede de imzası bulunmadığı, gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı ...'in takip dayanağı tüm «kredi sözleşmelerinden», davalı ...'in 05.05.2004 tarih 200.000 TL limitli kredi sözleşmesinden, davalı ...'in 16.05.2005 tarih 250.000 TL limitli, 16.05.2005 tarih 250.000.- TL limitli, 10.10.2005 tarihli 290.000.00 USD limitli kredi sözleşmelerinden, davalı ...
Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:imza incelemesi · müteselsil kefil
Benzer bu karardaŞti.'nin 22/09/2008 tarihli 1.554.974.00 Euro limitli «kredi sözleşmelerinden» «müteselsil kefil» sıfatı ile sorumlu oldukları, ...'in 05.05.2004 tarihli «genel kredi sözleşmesindeki» «kefalet» imzasının kendisine ait olduğunun kanıtlanamadığı, 09.07.2010 tarihli sözleşmede de imzası bulunmadığı, gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.
Bölge adliye mahkemesince yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporuna göre, dosya kapsamına, taraflar arasındaki sözleşmelere, hesap bilirkişi raporlarına ve «imza incelemesine» ilişkin Adli Tıp Kurumu raporlarına göre kısmen kabule dair mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu, davacı vekilinin istinaf taleplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/1156 E. 2021/303 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, İlk Derece Mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:konşimento · yetki itirazı · acente · husumet ehliyeti · pasif husumet yokluğu · taşıma sözleşmesi · pasif husumet · husumet yokluğu
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının dayandığı MSCUXY01907 nolu «konşimento» aslı ile davalının dayandığı aynı seri nolu konşimento arasında taşınan mal ve «acente» bakımından farklılık olduğu, davalının sunduğu konşimentodaki dökme boru cinsinden ürünlerin İzmir Gümrüğüne getirilerek işlemlerinin yapıldığı, ithalatının yasal şekilde tamamlandığı, davacının sunduğu konşimentodaki çinko malzemesi ile ilgili bir işlem yapılmadığı, davalının «taşıma sözleşmesinin» tarafı olmadığı, bu sebeple «husumet ehliyeti» bulunmadığı, «yetki itirazının» yerinde görülmediği gerekçesiyle davanın «pasif husumet yokluğundan» reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu yükün davalı ...Ş. tarafından taşınmadığı, davalının «taşıma sözleşmesinin» tarafı olmadığı, bu nedenle davalıya «husumet» yöneltilemeyeceği, mahkemenin gerekçesin yerinde olduğu gerekçesiyle, göre davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince davanın «pasif husumet» nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece yargılamasında eksiklik görülerek duruşma açılarak yapılan inceleme sırasında bilirkişi raporu alınmış, ilk derece mahkemesinin «pasif husumet» nedeniyle davanın reddi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
4 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/434 E. 2021/941 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık · kefalet · genel kredi sözleşmesi · kefil · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaİlk Derece Mahkemesince, takibin hangi krediden kaynaklandığının belirlenemediği, «genel kredi sözleşmelerinde» «kefilin», yalnızca imzaladığı sözleşme nedeniyle, bu sözleşmeye istinaden kullandırılan kredi nedeniyle ödenmeyen borçtan sorumlu tutulacağı, davalıların takip konusu borçtan sorumlu olmadıkları gerekçesiyle davanın reddine dair kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesince, davalıların 26/04/2011 tarihinde şirketteki hisselerini dava dışı ...'a devrettikleri, bu devir tarihinden sonra «temlik» eden banka ile dava dışı şirket arasında 29/03/2012 tarihli 250.000,00 TL limitli yeni genel kredi sözleşmesi imzalandığı, yeniden yaptırılan «bilirkişi incelemesi» sonucu tanzim edilen raporla davalıların kefili olduğu 2009 tarihli krediden kaynaklı herhangi bir borç bulunmadığının tespit edildiği, 29/03/2012 tarihli kredi sö …
… ularak yapılan yargılamada, 28/07/2020 tarihinde yayınlanan ve yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanunun 36. maddesi ile değişik HMK'nın 356/2. maddesi uyarınca duruşmalı «istinaf incelemesi» yapılan dosyalarda duruşma sonunda istinafı reddetmek veya İlk Derece Mahkemesi kararı «kaldırılarak yeniden» hüküm kurmak «dahil» gerekli kararların verilebileceğinin düzenlenmiş olması karşısında, davalıların «kefalet» imzalarının bulunmadığı «kredi sözleşmesine» istinaden kullandırılan kredilerden kaynaklanan borçtan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen karar, usul ve yas …
1- Dava, «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Benzer bu kararda… davalı banka arasında 13/04/2010 tarihinde kredi genel sözleşmesi imzalandığı ve bu kredi çerçevesinde ...’a taşıt kredisi kullandırıldığı, davacıların müşterek ve «müteselsil kefil» sıfatıyla imzaladıkları bu kredinin 23.02.2015 tarihinde ödenmek suretiyle kapatılmasından sonra aynı gün ...’la davalı banka arasında yeni bir «genel kredi sözleşmesi» imzalandığı ve kredi kullandırıldığı, davacıların sonraki tarihli krediye ilişkin «kefaletlerinin» bulunmadığı, davacılardan talep edilen ve «bononun» takibe konulmasına sebep olan borcun sonraki tarihli ve davacıların kefaletnamesinin bulunmadığı krediden kaynaklandığı, davalı yanca, 13.04.2010 tarihli kredi için verilen kefaletin sonraki tarihli kredi için de geçerli olduğu iddia edilmişse de, bankanın önceki tarihli genel kredi sözleşmesi çerçevesinde kredi tahsisi yoluna gitmeyip, ...’le yeni bir genel kredi sözleşmesi imzalama yoluna gittiği ve borcu doğuran hususun bu kredinin ödenmemesi olduğu, bu nedenle davacıların 13/04/2010 tarihli kefaletlerinin geçerliliğini yitirdiği zira bononun düzenleme tarihinin 13.04.2010 olduğu da gözetildiğinde davacıların kefillik iradesinin 2010 tarihli krediye ilişkin olduğunun anlaşıldığı ve davacıların davalı bankanın takipteki «kötü niyetini» ispat edemediği gerekçesiyle, davanın kabulüne, 68.457,08 TL'nin davalıdan tahsiline, «kötü niyet tazminatı» talebinin ise reddine karar verilmiştir.
… e ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, mahkemenin davanın reddine ilişkin gerekçesinin isabetli olduğu, davalı yanca, taşıt kredisinin kapatılmış olmasının «kefaleti» sona erdirmeyeceği savunulmuş ise de, davalı vekilinin aşamalardaki beyanlarında dava konusu icra takibinin dayanağı olan «bononun» 13/04/2010 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi kapsamında verildiği iddiasına itiraz etmediği, bunun yanında istinaf aşamasında aldırılan bilirkişi raporuyla, davalı bankanın kayıtlarında söz konusu bononun 13/04/2010 tarihli Genel Kredi Sözleşmesinin munzam «teminatı» olarak alındığının kayıtlı olduğu bu nedenle davalı vekilinin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı, davacıların takipteki «kötü niyeti» ispat edemediği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:tahkikat · müteselsil kefil · kötü niyet tazminatı · bono · istirdat · kötü niyet · eksik inceleme · teminat
Benzer bu kararda… davalı banka arasında 13/04/2010 tarihinde kredi genel sözleşmesi imzalandığı ve bu kredi çerçevesinde ...’a taşıt kredisi kullandırıldığı, davacıların müşterek ve «müteselsil kefil» sıfatıyla imzaladıkları bu kredinin 23.02.2015 tarihinde ödenmek suretiyle kapatılmasından sonra aynı gün ...’la davalı banka arasında yeni bir «genel kredi sözleşmesi» imzalandığı ve kredi kullandırıldığı, davacıların sonraki tarihli krediye ilişkin «kefaletlerinin» bulunmadığı, davacılardan talep edilen ve «bononun» takibe konulmasına sebep olan borcun sonraki tarihli ve davacıların kefaletnamesinin bulunmadığı krediden kaynaklandığı, davalı yanca, 13.04.2010 tarihli kredi için verilen kefaletin sonraki tarihli kredi için de geçerli olduğu iddia edilmişse de, bankanın önceki tarihli genel kredi sözleşmesi çerçevesinde kredi tahsisi yoluna gitmeyip, ...’le yeni bir genel kredi sözleşmesi imzalama yoluna gittiği ve borcu doğuran hususun bu kredinin ödenmemesi olduğu, bu nedenle davacıların 13/04/2010 tarihli kefaletlerinin geçerliliğini yitirdiği zira bononun düzenleme tarihinin 13.04.2010 olduğu da gözetildiğinde davacıların kefillik iradesinin 2010 tarihli krediye ilişkin olduğunun anlaşıldığı ve davacıların davalı bankanın takipteki «kötü niyetini» ispat edemediği gerekçesiyle, davanın kabulüne, 68.457,08 TL'nin davalıdan tahsiline, «kötü niyet tazminatı» talebinin ise reddine karar verilmiştir.
… e ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, mahkemenin davanın reddine ilişkin gerekçesinin isabetli olduğu, davalı yanca, taşıt kredisinin kapatılmış olmasının «kefaleti» sona erdirmeyeceği savunulmuş ise de, davalı vekilinin aşamalardaki beyanlarında dava konusu icra takibinin dayanağı olan «bononun» 13/04/2010 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi kapsamında verildiği iddiasına itiraz etmediği, bunun yanında istinaf aşamasında aldırılan bilirkişi raporuyla, davalı bankanın kayıtlarında söz konusu bononun 13/04/2010 tarihli Genel Kredi Sözleşmesinin munzam «teminatı» olarak alındığının kayıtlı olduğu bu nedenle davalı vekilinin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı, davacıların takipteki «kötü niyeti» ispat edemediği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
1-) Dava, icra tehdidi altında ödenen «bono» bedelinin «istirdadı» istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinaf dilekçesinde, kararın esasa ilişkin sebeplerle hukuka aykırı olduğu iddia edilmiş, bunun yanında, özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunu tanzim eden bilirkişinin bankacılık alanında uzmanlığı bulunmadığından bahsedilerek kararının «eksik incelemeyle» verildiği iddia edilmiştir.
-
İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3102 E. 2021/4688 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık · genel kredi sözleşmesi · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaİlk Derece Mahkemesince, takibin hangi krediden kaynaklandığının belirlenemediği, «genel kredi sözleşmelerinde» «kefilin», yalnızca imzaladığı sözleşme nedeniyle, bu sözleşmeye istinaden kullandırılan kredi nedeniyle ödenmeyen borçtan sorumlu tutulacağı, davalıların takip konusu borçtan sorumlu olmadıkları gerekçesiyle davanın reddine dair kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesince, davalıların 26/04/2011 tarihinde şirketteki hisselerini dava dışı ...'a devrettikleri, bu devir tarihinden sonra «temlik» eden banka ile dava dışı şirket arasında 29/03/2012 tarihli 250.000,00 TL limitli yeni genel kredi sözleşmesi imzalandığı, yeniden yaptırılan «bilirkişi incelemesi» sonucu tanzim edilen raporla davalıların kefili olduğu 2009 tarihli krediden kaynaklı herhangi bir borç bulunmadığının tespit edildiği, 29/03/2012 tarihli kredi sö …
1- Dava, «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
… ularak yapılan yargılamada, 28/07/2020 tarihinde yayınlanan ve yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanunun 36. maddesi ile değişik HMK'nın 356/2. maddesi uyarınca duruşmalı «istinaf incelemesi» yapılan dosyalarda duruşma sonunda istinafı reddetmek veya İlk Derece Mahkemesi kararı «kaldırılarak yeniden» hüküm kurmak «dahil» gerekli kararların verilebileceğinin düzenlenmiş olması karşısında, davalıların «kefalet» imzalarının bulunmadığı «kredi sözleşmesine» istinaden kullandırılan kredilerden kaynaklanan borçtan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen karar, usul ve yas …
Benzer bu kararda1-Dava; «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir.
Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
Yapılan bu değerlendirme, Bölge Adliye Mahkemelerinin aynı zamanda “hüküm mahkemesi” olma vasfının bir gereği olduğu gibi istinaf başvurusunun esastan reddinin ancak ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygunluğunun anlaşılması hallerine «münhasır» olduğuna ilişkin HMK’nın 353/1b-1 maddesine de uygun niteliktedir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:bilirkişi raporunun denetime elverişliliği · tahkikat · denetime elverişlilik · asıl alacak
Benzer bu kararda… ilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli bulunmadığından, davalılar tarafından yapılan ödemeler de değerlendirilerek mahalinde inceleme yaptırılarak düzenlenen ek «bilirkişi raporunun denetime elverişli» ve karar vermek için yeterli bulunduğu ve davacı alacağının ilk derece mahkemesince saptanan miktar kadar olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davacı vekilinin istin …
İlk derece mahkemesince, yapılan yargılama, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı banka alacağının 1.768.157,75 TL «asıl alacak» olarak belirlendiği gerekçesiyle bu bedel üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince, yapılan denetim incelemesi sonucu İlk Derece Mahkemesince yapılan «tahkikatın» eksik yahut hatalı olduğunun anlaşılması ve bu nedenle duruşma açılarak bu kerre dava konusu uyuşmazlık üzerinde gerekli görülen inceleme (tahkikat) işlemlerinin y …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/7703 E. 2022/1619 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık · bilirkişi incelemesi
İncelediğiniz karardaİlk Derece Mahkemesince, takibin hangi krediden kaynaklandığının belirlenemediği, «genel kredi sözleşmelerinde» «kefilin», yalnızca imzaladığı sözleşme nedeniyle, bu sözleşmeye istinaden kullandırılan kredi nedeniyle ödenmeyen borçtan sorumlu tutulacağı, davalıların takip konusu borçtan sorumlu olmadıkları gerekçesiyle davanın reddine dair kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesince, davalıların 26/04/2011 tarihinde şirketteki hisselerini dava dışı ...'a devrettikleri, bu devir tarihinden sonra «temlik» eden banka ile dava dışı şirket arasında 29/03/2012 tarihli 250.000,00 TL limitli yeni genel kredi sözleşmesi imzalandığı, yeniden yaptırılan «bilirkişi incelemesi» sonucu tanzim edilen raporla davalıların kefili olduğu 2009 tarihli krediden kaynaklı herhangi bir borç bulunmadığının tespit edildiği, 29/03/2012 tarihli kredi sö …
Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, İlk Derece Mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında süt ve süt ürünleri «teslimine» ilişkin ticari ilişki bulunduğu, bu ilişkinin 30/04/2012 tarihinde başlayıp 10/01/2014 tarihine kadar devam ettiği, tarafların «ticari defter» ve kayıtları üzerinde yapılan «bilirkişi incelemesine» sonucu davacı tarafın ticari defter ve kayıtlarına göre davalı tarafın davacı tarafa 10/01/2014 tarihi itibariyle 256.324,12 TL borçlu olduğu, davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarına göre söz konusu faturaların mevcut olmaması durumunda davalı tarafın davacı tarafa 253.789,20 TL borçlu olduğunun tespit edildiği, dava konusu miktarın destek «primine» ilişkin olduğu iddiasını «ispat yükünün» davalı tarafta olduğu, davalı taraf, taraflar arasında destek primine ilişkin süregelen fiili bir durumu ve sözlü bir anlaşma olduğunu iddia etmiş ise de, yazılı bir anlaşma bulunmadığı ve buna ilişkin delilin de dosyaya sunulmadığı, davacı tarafın da bu şekilde bir anlaşma olduğunu kabul etmediği, taraflar arasında süre gelen ticari bir «teamülün» varlığının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:teamül · tahkikat · ek prim · ispat yükü · ticari defter · teslim · e-defter
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında süt ve süt ürünleri «teslimine» ilişkin ticari ilişki bulunduğu, bu ilişkinin 30/04/2012 tarihinde başlayıp 10/01/2014 tarihine kadar devam ettiği, tarafların «ticari defter» ve kayıtları üzerinde yapılan «bilirkişi incelemesine» sonucu davacı tarafın ticari defter ve kayıtlarına göre davalı tarafın davacı tarafa 10/01/2014 tarihi itibariyle 256.324,12 TL borçlu olduğu, davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarına göre söz konusu faturaların mevcut olmaması durumunda davalı tarafın davacı tarafa 253.789,20 TL borçlu olduğunun tespit edildiği, dava konusu miktarın destek «primine» ilişkin olduğu iddiasını «ispat yükünün» davalı tarafta olduğu, davalı taraf, taraflar arasında destek primine ilişkin süregelen fiili bir durumu ve sözlü bir anlaşma olduğunu iddia etmiş ise de, yazılı bir anlaşma bulunmadığı ve buna ilişkin delilin de dosyaya sunulmadığı, davacı tarafın da bu şekilde bir anlaşma olduğunu kabul etmediği, taraflar arasında süre gelen ticari bir «teamülün» varlığının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, taraflar arasında cari ilişki bulunduğu, davacı «ticari defter» ve kayıtlarına göre alacağının 256.324,12 TL olduğu, davalı tarafından düzenlenen destek «prim» faturaları bedeli ise 253.789,20 TL bulunduğu, aradaki farkın 2.534,92 TL olduğu, davalı tarafından düzenlenen destek prim faturalarının davacının ticari defter ve …
Bölge adliye mahkemesince davalı vekilinin ileri sürdüğü bir kısım istinaf sebepleri benimsenerek, başka bir deyişle yargılamada eksiklik görülerek duruşma açılıp, «tahkikat» yapılmış ve bilirkişi heyetinden raporve ek rapor alınmıştır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3155 E. 2021/4855 K.
Ortak:istinaf başvurusunun reddi · münhasırlık
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, İlk Derece Mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale «münhasır» olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir.
353/1-b-1 kapsamında «istinaf başvurusunun reddine» karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:takipsizlik kararı · usulüne uygun tebliğ · yemin delili · yazılı delil · ticari defter kayıtları · satış sözleşmesi · yemin · ciro
Benzer bu karardaİlk derece mahkemesince, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, davacı tarafından davalıya 100.000.- TL bedelli çekin «ciro» edilerek verildiği, davacının «çek» bedelinin tahsil edilerek kendisine verilmesi amacıyla çekin davalıya ciro edildiğini iddia ettiği, davalının ise çekin araç ve malzeme satış bedeline ilişkin olarak verildiğini belirterek, araç «satış sözleşmesini» ve satış faturalarını sunduğu, araç satış sözleşmesinin noterden düzenlendiği, davalının düzenlediği faturaların usulüne uygun tutulmuş «ticari defterlerinde kayıtlı» olduğu, davalı şirket yetkilisi hakkında tefecilik suçundan dolayı başlatılan ceza soruşturmasında «takipsizlik» kararı verildiği ve kararın kesinleştiği, davacının iddia ettiği şekilde çekin piyasadaki adıyla kırdırılmak üzere davalıya verildiğini ve bedelinin kendisine öden …
Bölge Adliye Mahkemesince, «çek» bir ödeme vasıtası olduğundan kural olarak mevcut bir borcun tasfiyesi amacıyla verildiğinin kabulü gerektiği, davacı çeki kırdırarak nakit ihtiyacı için davalıya verdiğini iddia etmiş ise de, bu hususta «yazılı delil» sunamadığı, davalının da, dava konusu çekin satın alınan mal bedeline karşılık verildiğini ve malın «teslim» edildiğini ileri sürdüğü, ancak mal teslimini kanıtlayamadığı, dava ve takip konusu, 100.000.- TL bedelli çekin 07.02.2015 tarihinde davalı tarafından tahsil edildiği, davacı tarafın dava dilekçesinde, delil listesinde «yemin deliline» dayandığı, ilk derece yargılamasında yemin delilinin hatırlatılmamış olması sebebiyle davacı tarafa «tebligat» çıkartılarak yemin deliline başvurup başvurmayacağının sorulduğu, davacı vekilinin «usulüne uygun tebliğe» rağmen cevap vermediği, ilk derece mahkemesince davanın reddine dair verilen kararın usul yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteminin esast …
Davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece yargılamasında eksiklik görülerek davacıya «yemin» hakkının hatırlatılması için davetiye gönderilmiş, yeni delil toplanmış, gerekçesinde bu delile dayanarak, ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/7568 E. , 2022/819 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nce bozmaya uyularak davanın reddine dair verilen 22.09.2020 tarih ve 2020/882 E. - 2020/1055 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi temlik alan davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı (temlik alan) vekili, temlik eden İng Bank A.Ş. ile dava dışı Beyinoğlu Metal Taah. İnş. Sanayi ve Tic. Ltd. Şti. ile arasında akdedilen genel kredi sözleşmesini davalıların müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıklarını, borcun ödenmemesi üzerine başlatılan icra takibine davalılar tarafından itiraz edildiğini ileri sürerek, itirazın iptaline, takibin devamına ve davalılar aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davalıların, 26/04/2014 tarihine kadar dava dışı şirketin hissedarı olduğunu, daha sonra hisselerini dava dışı ... isimli kişiye devrettiklerini, bu devir esnasında şirket aleyhine hiçbir icra takibi olmadığı gibi şirketin herhangi bir kuruma veya şahsa borcunun da bulunmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, takibin hangi krediden kaynaklandığının belirlenemediği, genel kredi sözleşmelerinde kefilin, yalnızca imzaladığı sözleşme nedeniyle, bu sözleşmeye istinaden kullandırılan kredi nedeniyle ödenmeyen borçtan sorumlu tutulacağı, davalıların takip konusu borçtan sorumlu olmadıkları gerekçesiyle davanın reddine dair kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesince, davalıların 26/04/2011 tarihinde şirketteki hisselerini dava dışı ...'a devrettikleri, bu devir tarihinden sonra temlik eden banka ile dava dışı şirket arasında 29/03/2012 tarihli 250.000,00 TL limitli yeni genel kredi sözleşmesi imzalandığı, yeniden yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu tanzim edilen raporla davalıların kefili olduğu 2009 tarihli krediden kaynaklı herhangi
bir borç bulunmadığının tespit edildiği, 29/03/2012 tarihli kredi sözleşmesinde imzaları bulunmayan davalılar kredi borcundan sorumlu tutulamayacağından, İlk Derece Mahkemesince davanın reddi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı-temlik alan vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bu kararın davacı-temlik alan vekili tarafından temyizi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince kurulan karar Yargıtay (Kapatılan) 19. H.D.’nin 2018/2457 E. – 2020/234 K. sayılı ve 03/02/2020 tarihli ilamıyla bozulmuştur.
Antalya Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada, 28/07/2020 tarihinde yayınlanan ve yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanunun 36. maddesi ile değişik HMK'nın 356/2. maddesi uyarınca duruşmalı istinaf incelemesi yapılan dosyalarda duruşma sonunda istinafı reddetmek veya İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurmak dahil gerekli kararların verilebileceğinin düzenlenmiş olması karşısında, davalıların kefalet imzalarının bulunmadığı kredi sözleşmesine istinaden kullandırılan kredilerden kaynaklanan borçtan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen karar, usul ve yasaya uygun olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, temlik alan davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece yargılamasında eksiklik görülerek duruşma açılarak yapılan inceleme sırasında bilirkişi raporu alınmış, İlk Derece Mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın karar tarihinde yürürlükte olan 353/1-b-1 maddesi uyarınca yargılamada eksiklik bulunmadığının ve kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediğinin anlaşılması karşısında istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekir. Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, İlk Derece Mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale münhasır olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda da açıklandığı üzere yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık bakımından duruşma açılarak inceleme yapılması durumunda HMK’nın 353/1-b-3. maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmesi gerekmektedir.
Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşacağı açık olup bu gibi bir durum ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil eder niteliktedir.
Hükümden sonra 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 356. maddesine eklenen ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 2. fıkra, yukarda belirtilen hallerde, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirir nitelikte değildir. Nitekim, bilindiği ve HMK’nın 357. maddesinde ve özellikle bu maddenin gerekçesinde değinildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemelerince yapılacak incelemenin biri denetim açısından, diğeri ise dava konusu uyuşmazlık bakımından olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılarak dava konusu uyuşmazlık üzerinde bir inceleme yapılması halinde, 356/2. maddede değinilen ve verilmesi öngörülen gerekli karar, “yeniden esas hakkında bir karar” olmak durumundadır.
Tüm bu nedenlerle, HMK m. 353/1-b-1 kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden temlik alan davacıya iadesine, 07/02/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Usul ve Yasa'ya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesi gerekirken aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/742030900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz