6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Menfi tespit

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/5183 E. 2021/4740 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kefaletin kapsamı imza inkarı istinaf başvurusunun reddi bedelsizlik münhasırlık kefalet genel kredi sözleşmesi bono kefil kredi sözleşmesi teminat hmk 353(1)b-2

Atıf yapılan mevzuat: HMK — HMK 353HMK 354HMK 356HMK 369

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davaya konu borcun, davacının da kefil olarak imzaladığı ilk sözleşme kapsamında ve ilk sözleşmeden itibaren açılan ve hiç kapatılmadığı gibi sıfırlanmamış da olan sözleşme kapsamında kaldığı, bu nedenle davacının kefaleti kapsamında kalan davaya konu borçtan kefil sıfatıyla sorumlu olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, karara karşı asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf talebinde bulunulmuştur.

Bölge adliye mahkemesince, yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli genel kredi sözleşmelerinde davacının imzasının bulunduğu ve bankaca bildirilen bu kredi sözleşmelerindeki imzasının davacının eli ürünü olmadığına dair açık bir imza inkarının olmadığı, bu nedenle davacının bu sözleşmelere konu borçtan sorumlu olduğu, borçlu cari hesabının hiç bir zaman sıfırlanmadığı, dava konusu genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak davacı tarafından bono verildiği kabul edilmiş olup, borcun ödenmediği ve bankaca senedin takibe konu edilerek borcun davacı tarafından ödendiği, genel kredi sözleşmesine konu borcun ödenmemesi nedeniyle söz konusu senedin bedelsiz kaldığından söz etme imkanı olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.

Karar asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

6100 sayılı HMK’nın karar tarihinde yürürlükte olan 353/1-b-1 maddesi uyarınca yargılamada eksiklik bulunmadığının ve kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediğinin anlaşılması halinde istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekir. Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale münhasır olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince yukarda da açıklandığı üzere yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde duruşma açılarak inceleme yapılması durumunda HMK’nın 353/1-b-3. maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmesi gerekmektedir. Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşacağı açık olup bu gibi bir durum ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil eder niteliktedir.

Hükümden sonra 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 356. maddesine eklenen ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 2. fıkra, yukarda belirtilen hallerde, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirir nitelikte değildir. Nitekim, bilindiği ve HMK’nın 354. maddesinde ve özellikle bu maddenin gerekçesinde değinildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemelerince yapılacak incelemenin biri denetim açısından, diğeri ise dava konusu uyuşmazlık bakımından olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılarak dava konusu uyuşmazlık üzerinde bir inceleme yapılması halinde, 356/2. maddede değinilen ve verilmesi öngörülen gerekli karar, “yeniden esas hakkında bir karar” olmak durumundadır. Tüm bu nedenlerle, HMK m. 353/1-b-1 kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/7568 E. 2022/819 K.

    Ortak:

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal

    Farklı:

  • İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5142 E. 2021/4979 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3102 E. 2021/4688 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

4 benzer karar daha
  • Hmk 357

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/1156 E. 2021/303 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • İstirdat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/434 E. 2021/941 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/7703 E. 2022/1619 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Menfi tespit

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5070 E. 2021/4974 K.

    Ortak: · Menfi tespit

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2020/5183 E.  ,  2021/4740 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 21.02.2018 tarih ve 2014/2713 E- 2018/189 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin Esastan Reddine dair Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi'nce verilen 01.10.2019 tarih ve 2018/884 E- 2019/1023 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 31.05.2021 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı.

Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davalı banka tarafından, dava dışı Ergel Tarım Ür. Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin kredi borcunun bulunduğu ve davacı şirket ile diğer muhataplar... ve ...'in bu borçta kefil olarak sorumluluklarının bulunduğu iddia edilerek toplam 728.895,00 TL'nin ödenmesi hususunda davacı şirkete ihtarname gönderdiğini, 2012/Nisan ayında imzalanan kredi sözleşmesinde davacı kefil olarak bulunmuş ise de bu sözleşmeye dayalı olarak verilen kredilerin ödendiğini ve davacının sorumluluğunun ortadan kalktığını, davalı banka ile dava dışı Ergel Tarım Ür. Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında 2013 ve 2014 yılı Nisan aylarında yeniden kredi sözleşmeleri imzalandığını, bu sözleşmelerde davacı şirketin kefil olarak hiçbir şekilde imzasının bulunmadığını, davacının kefalete dayalı sorumluluğunun olmadığını belirterek, davalı bankanın 04.11.2014 tarihli ihtarname içeriğinde dava dışı Ergel Tarım Ür.

Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne kullandırdığı kredi sözleşmeleri nedeniyle kefil olarak borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, davalı banka ile dava dışı Ergel Tarım Ür. Paz. San. Ve Tic. Ltd. Şti. arasında, davacı şirketin kefil olarak imzasının bulunduğu 23.02.2012 tarihli 750.000.-TL limitli, 08.08.2012 tarihli 750.000.-TL limitli, 21.01.2013 tarihli 2.000.000 USD limitli genel kredi sözleşmeleri imzalandığını, son olarak 10.05.2013 tarihli 3.000.000 TL limitli genel kredi sözleşmesinin imzalandığını ve bu sözleşmenin 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli sözleşmelerle bağlantılı ve sözleşmelerin devamı niteliğinde olup, iş bu sözleşmelere ilişkin borçların tamamen kapatılmadığını, bunun üzerine hesabın kat edilerek 728.895,00 TL'nin ödenmesi için dava dışı borçlu Ergel Tarım Ür. Paz. San. ve Tic.

Ltd.Şti. ile kefillere ihtarname gönderildiğini, ancak davacı şirketin cevabi ihtarname ile borca itiraz ederek ödeme yapmadığını, oysaki borcun tamamen kapanmadığını ve tüm kredi sözleşmelerinin birbirinin devamı niteliğinde olduğunu belirterek, haksız davanın reddine ve alacağın %20'sinden az olmamak üzere davacının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Birleşen davada davacı vekili, davalı banka tarafından 08.08.2012 keşide tarihli 27.11.2014 vade tarihli 750.000.-TL bedelli senet nedeniyle Adana 14. Noterliği vasıtasıyla protesto keşide edildiğini, davalı bankanın kapatılan kredi nedeniyle nezdinde kalan senedin vadesinin doldurulmak suretiyle protesto ettirilmesinin tamamen kötü niyetli olduğunu, davalı bankanın, diğer davalı şirkete rotatif kredi kullandırdığını, davacının davalı Ergel Tarım Ür. Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti. lehine kefil olduğunu, ancak kefil olduğu sözleşmelere konu kredilerin kapatıldığını, davalı banka tarafından protestoya konu edilen senedin 08.08.2012 tarihli sözleşme nedeniyle bankaya verildiğini, davacının kefil olarak imzaladığı 08.08.2012 tarihli kredi sözleşmesi nedeniyle asıl kredi borçlusu davalı şirketin, diğer davalı bankaya bir borcunun kalmadığını, bu nedenle bu sözleşme nedeniyle verilen senet nedeniyle borçlarının kalmadığını belirterek davalının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Birleşen davada davalı vekili davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davaya konu borcun, davacının da kefil olarak imzaladığı ilk sözleşme kapsamında ve ilk sözleşmeden itibaren açılan ve hiç kapatılmadığı gibi sıfırlanmamış da olan sözleşme kapsamında kaldığı, bu nedenle davacının kefaleti kapsamında kalan davaya konu borçtan kefil sıfatıyla sorumlu olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, karara karşı asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf talebinde bulunulmuştur.

Bölge adliye mahkemesince, yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, 23.02.2012, 08.08.2012 ve 21.01.2013 tarihli genel kredi sözleşmelerinde davacının imzasının bulunduğu ve bankaca bildirilen bu kredi sözleşmelerindeki imzasının davacının eli ürünü olmadığına dair açık bir imza inkarının olmadığı, bu nedenle davacının bu sözleşmelere konu borçtan sorumlu olduğu, borçlu cari hesabının hiç bir zaman sıfırlanmadığı, dava konusu genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak davacı tarafından bono verildiği kabul edilmiş olup, borcun ödenmediği ve bankaca senedin takibe konu edilerek borcun davacı tarafından ödendiği, genel kredi sözleşmesine konu borcun ödenmemesi nedeniyle söz konusu senedin bedelsiz kaldığından söz etme imkanı olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.

Karar asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

6100 sayılı HMK’nın karar tarihinde yürürlükte olan 353/1-b-1 maddesi uyarınca yargılamada eksiklik bulunmadığının ve kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediğinin anlaşılması halinde istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekir. Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale münhasır olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince yukarda da açıklandığı üzere yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde duruşma açılarak inceleme yapılması durumunda HMK’nın 353/1-b-3. maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmesi gerekmektedir.

Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşacağı açık olup bu gibi bir durum ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil eder niteliktedir.

Hükümden sonra 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 356. maddesine eklenen ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 2. fıkra, yukarda belirtilen hallerde, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirir nitelikte değildir. Nitekim, bilindiği ve HMK’nın 354. maddesinde ve özellikle bu maddenin gerekçesinde değinildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemelerince yapılacak incelemenin biri denetim açısından, diğeri ise dava konusu uyuşmazlık bakımından olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılarak dava konusu uyuşmazlık üzerinde bir inceleme yapılması halinde, 356/2. maddede değinilen ve verilmesi öngörülen gerekli karar, “yeniden esas hakkında bir karar” olmak durumundadır.

Tüm bu nedenlerle, HMK m. 353/1-b-1 kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen BOZULMASINA, davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 3.050,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 03.06.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dava, genel kredi sözleşmesi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti talebine ilişkindir.

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde genel kredi sözleşmesi nedeniyle davacının borçlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davacının istinaf kanun yoluna müracaatı üzerine yeni bilirkişi raporu alan Bölge Adliye mahkemesi, neticede itirazların yersiz olduğu kanaatine vararak istinaf başvurusunu esastan reddine karar vermiştir.

Sayın çoğunlukla aramızdaki görüş ayrılığı, Bölge Adliye Mahkemesinin bir takım ek deliller topladıktan sonra, ilk derece mahkemesiyle aynı sonuca varması halinde yeni hüküm kurmasının zorunlu olup olmadığı, başka bir deyişle esastan ret kararı verip veremeyeceği hususundan kaynaklanmaktadır.

Konuyu değerlendirmeye geçmeden evvel HMK’nun konuya dair hükümlerine ve özellikle 22.07.2020 tarihli değişikliğe göz atmakta fayda bulunmaktadır.

HMK’daki konuya dair düzenleme:

Duruşma yapılması ve karar verilmesi (2)

MADDE 356- (1) 353 üncü maddede belirtilen hâller dışında inceleme, duruşmalı olarak yapılır. Bu durumda duruşma günü taraflara tebliğ edilir.

Şeklinde iken, 22.07.2020 gün ve 7251 sayılı kanunla yapılan değişiklik sonucunda aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

(2) (Ek:22/7/2020-7251/36 md.) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmek veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dâhil gerekli kararları verir.

7251 sayılı Kanunla eklenen fıkra uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi duruşma açıp ilave delil toplamasına rağmen ilk derece mahkemesi kararına yönelik istinaf itirazlarını yerinde olmadığı ve dolayısıyla kararın isabetli olduğu kanaatine varırsa esastan ret şeklinde hüküm kurma yetkisine de haiz olacaktır. Zira bu halde Bölge adliye Mahkemesi ilave tahkikat yapmasına rağmen ilk derece mahkemesinin kararının yerinde olduğu sonucuna varmış bir başka deyişle istinafa konu kararı ilave gerekçe koymak suretiyle teyit etmekle yetinmiştir.

Değilse, bahsi geçen değişikliğin başka türlü yorumlanması, 2020 yılında yapılan değişikliği işlevsiz bırakacak, fiilen yürürlüğe girmeme gibi bir durumla karşılaşılacaktır. Bu arada, esastan retle sonuçlanan binlerce Bölge Adliye Mahkemesi karanının sair temyiz itirazlarına girilmeksizin usul bozmalarına konu yapılması Anayasanın 141. maddesinde  “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” ve buna paralel HMK madde 30 yer alan: “Hakim yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür” şeklindeki emredici usul ekonomisi ilkesiyle de bağdaşmayacaktır.

Yukarıda açıklanan gerekçelerle Dairemizce işin esasına girilerek sair temyiz itirazlarının incelenmesi gerekirken yazılı gerekçeyle usul bozulması yapılması şeklinde tezahür eden çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/681346100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.