Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2018/3159 E. 2019/5147 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
hmk 166↗ güveni kötüye kullanma↗ infazda tereddüt↗ tavzih↗ teamül↗ tasdik kararı↗ infaz↗ olumsuz oy↗ ticari defter↗ karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi↗ ıslah↗ kusur↗ karar verilmesine yer olmadığına↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre; bilirkişi raporları ve tüm bilgi ve belgeler dikkat alınarak davacının 2005, 2006 ve 2007 yıllarında yevmiye defterinin incelenmesi sonucunda ... tarafından davalı şirketin Ziraat Bankası'ndan bulunan hesabından çekilen paraların tamamının şirketin yasal defterlerinde kayıtlı olduğu, davacı şirketin ticari defterleri ve davalı banka hesapları ekstreleri üzerinde yapılan incelemelerde, davacının 2005, 2006 ve 2007 yıllarına ait yevmiye defterlerinin Noter açılış tastiklerinin süresinde yapıldığı, noter kapanış tasdiklerinin bulunmadığı, çekilen paraların tamamının şirket 100 Kasa hesabına işlenmiş olduğu, 2005 yılındaki ... tarafından yapılan ödemelerin her ne kadar bilirkişi raporuna göre yanlış muhasebeleştirilmiş olsa da, yine şirket kayıtlarına geçtiği, sonraki yıllara ait yine ... tarafından davacı şirket namına bankadan tahsilatlarının yapıldığı ve bunların şirket hesabına geçtiği, böylelikle banka nezdinde, şirket tarafından ... için bir güven oluşturulduğu, para transferlerinin bu şekilde yazılı talimat olmaksızın yapılmasının banka ile şirket arasında teamül haline geldiği, banka müşteri ilişkilerinin oluşturulan bu güven çerçeveside yürütüldüğü, davalı bankaya kusur izafe edilemeyeceği, ...'ın güveni kötüye kullanma hali söz konusu olsa bile bu hususu davacı şirket tarafından ...'a karşı ileri sürülebileceği, davalı bankaya izafe edilecek bir kusurun bulunmadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Davalı vekili de birleşen dava hakkında hüküm kurulmamasının infazda tereddüte sebebiyet vereceğini ileri sürerek tavzih talebinde bulunması üzerine mahkemece verilen ek kararla; bu hususun temyizen ileri sürülebileceği gerekçesiyle talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Ek kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme ek kararının gerekçesinde dayanılan hususların tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin 07.05.2018 tarihli ek karara yönelik tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
2-) Asıl ve birleşen dava, davacının davalı banka nezdinde bulunan hesabından usulsüz olarak para çekildiği iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir. 6100 sayılı HMK’nun 166. maddesine göre ayrı ayrı açılmış davaların aralarında bağlantı bulunmaları halinde birleştirilerek bakılabilmeleri mümkündür. Ancak, birleştirme kararı, taraflar arasındaki uyuşmazlığı esastan çözümleyen bir karar değildir. Bu karar, sadece birleştirilen davaların yargılama safhalarının müşterek cereyan etmesi sonucunu doğurup, her dava, ayrı ayrı hükme bağlanmalıdır. Davaların birbirlerinin içerisinde erimesi, tek bir davaya dönüşmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Başka bir anlatımla, birleştirmeye konu davalar bağımsız kimliklerini korurlar. Davacı tarafça, asıl davada ıslah beyanıyla 852.322,31 TL’nin, birleşen Kahramanmaraş 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2016/260 Esas sayılı davasında ise 421.844,00 TL’nin tahsili talep ve dava edilmiş olmasına rağmen birleşen dava karar başlığında yer almadığı gibi mahkemece asıl davanın reddine karar verilmekle yetinilerek birleşen dava hakkında olumlu ya da olumsuz hüküm kurulmaması doğru olmamış, kararın re’sen bozulması gerekmiştir.
3-) Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Haksız rekabet | Tazminat | Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/2906 E. 2013/20316 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:dosya masrafı · haksız rekabet
Benzer bu karardadava, «haksız rekabete» dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Bu karar, sadece birleştirilen davaların yargılama safhalarının müşterek cereyan etmesi sonucunu doğurup, her dava, ayrı ayrı hükme bağlanıp kabul ve reddedilen kısımlar ayrı ayrı gösterilerek vekalet ücretleri ve «masrafların» da buna göre belirlenmelidir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/8660 E. 2023/2904 K.
Ortak:güveni kötüye kullanma · teamül · tasdik kararı · ticari defter · ıslah · kusur · e-defter · Alacak
İncelediğiniz kararda… emece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre; bilirkişi raporları ve tüm bilgi ve belgeler dikkat alınarak davacının 2005, 2006 ve 2007 yıllarında yevmiye «defterinin» incelenmesi sonucunda ... tarafından davalı şirketin Ziraat Bankası'ndan bulunan hesabından çekilen paraların tamamının şirketin yasal defterlerinde kayıtlı olduğu, davacı şirketin «ticari defterleri» ve davalı banka hesapları ekstreleri üzerinde yapılan incelemelerde, davacının 2005, 2006 ve 2007 yıllarına ait yevmiye defterlerinin Noter açılış tastiklerinin süresinde yapıldığı, noter kapanış «tasdiklerinin» bulunmadığı, çekilen paraların tamamının şirket 100 Kasa hesabına işlenmiş olduğu, 2005 yılındaki ... tarafından yapılan ödemelerin her ne kadar bilirkişi raporuna göre yanlış muhasebeleştirilmiş olsa da, yine şirket kayıtlarına geçtiği, sonraki yıllara ait yine ... tarafından davacı şirket namına bankadan tahsilatlarının yapıldığı ve bunların şirket hesabına geçtiği, böylelikle banka nezdinde, şirket tarafından ... için bir güven oluşturulduğu, para transferlerinin bu şekilde yazılı talimat olmaksızın yapılmasının banka ile şirket arasında «teamül» haline geldiği, banka müşteri ilişkilerinin oluşturulan bu güven çerçeveside yürütüldüğü, davalı bankaya «kusur» izafe edilemeyeceği, ...'ın «güveni kötüye kullanma» hali söz konusu olsa bile bu hususu davacı şirket tarafından ...'a karşı ileri sürülebileceği, davalı bankaya izafe edilecek bir kusurun bulunmadığı gerekçesiyle a …
Davacı tarafça, asıl davada «ıslah» beyanıyla 852.322,31 TL’nin, birleşen Kahramanmaraş 2.
Benzer bu karardaMahkemece 21.03.2018 tarih, 2016/76 E. ve 2018/115 K. sayılı kararı ile; davacının 2005, 2006 ve 2007 yıllarında yevmiye «defterinin» incelenmesi sonucunda ... tarafından davalı şirketin Ziraat Bankası'ndan bulunan hesabından çekilen paraların tamamının şirketin yasal defterlerinde kayıtlı olduğu, davacı şirketin «ticari defterleri» ve davalı banka hesapları ekstreleri üzerinde yapılan incelemelerde, davacının 2005, 2006 ve 2007 yıllarına ait yevmiye defterlerinin Noter açılış tastiklerinin süresinde yapıldığı, noter kapanış «tasdiklerinin» bulunmadığı, çekilen paraların tamamının şirket 100 Kasa hesabına işlenmiş olduğu, 2005 yılındaki ... tarafından yapılan ödemelerin her ne kadar bilirkişi raporuna göre yanlış muhasebeleştirilmiş olsa da, yine şirket kayıtlarına geçtiği, sonraki yıllara ait yine ... tarafından davacı şirket namına bankadan tahsilatlarının yapıldığı ve bunların şirket hesabına geçtiği, böylelikle banka nezdinde, şirket tarafından ... için bir güven oluşturulduğu, para transferlerinin bu şekilde yazılı talimat olmaksızın yapılmasının banka ile şirket arasında «teamül» haline geldiği, banka müşteri ilişkilerinin oluşturulan bu güven çerçeveside yürütüldüğü, davalı bankaya «kusur» izafe edilemeyeceği, ...'ın «güveni kötüye kullanma» hali söz konusu olsa bile bu hususu davacı şirket tarafından ...'a karşı ileri sürülebileceği, davalı bankaya izafe edilecek bir kusurun bulunmadığı gerekçesiyle d …
Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 09.09.2021 tarih, 2019/785 E. ve 2021/406 K. sayılı kararı ile; davacı yana «ticari defterlerini ibraz» etmemesi halinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 222 nci maddesinin beşinci fıkrası hükmünün tarafı açısından hüküm ifade edeceği «ihtaratı» yapılmasına rağmen, davacı yanca 2005 yılına ait defteri kebir ve «muavin defter» ile envanter defterlerini dosyaya ibraz etmediği, davacı yevmiye defterlerinin açılışının yapılmış olması rağmen kapanışlarının yapılmadığı, dolayısı ile davalının davacı yana ait ticari defterlere dayandığı da nazara alınarak, davacıya ait yevmiye defterleri içeriğindeki kayıtların davacı lehe delil olma özelliğine haiz bulunmadığı ve davalı lehine delil olacağı da mahkememizce kabul edilmiş, yine bu kapsamda, davacı yanın yevmiye defterlerinde 100 KASA ve 120 ALICILAR hesabına işlendiği tespit edilen, usulsüz ve geçerli bir yetkiye dayanmadan ... tarafından çekildiği iddia edilen tüm paraların davacı yanca kasasına alındığı, davacının da kabulünde olduğu üzere, «feri müdahil» ... dışında davacı yanında çalışan 3 personel tarafından da davalı bankada bulunan hesaptan çekim yapıldığı, geçerli bir «yetki» söz konusu olmadığını iddia etmesine rağmen ...’ın yetkilerden azledildiğine ilişkin davalı bankaya «ihtarname» çekildiği, bu durumun davacı yanın davalı ile arasında «ticari teamül» haline getirilmiş bankadan talimatla para çekme işlemlerine zımnen onay verdiği anlamına geldiği, yine davacının «tacir sıfatı» ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 18 inci maddesinin ikinci fıkrası anlamında basiretli bir tacir gibi hareket etmesi gerektiği, bu anlamda 2005 yılı ve devamı 2 yıl itibari ile, iddia edilen tarihlerde usulsüz çekildiği iddia edilen paranın ekonomik değeri, davacı için ifade ettiği ekonomik anlam ve 2.000.000,00 TL üzerinde bir para girişinin mevcut olmadığının uzun yıllar, yani dava tarihine kadar fark edilmemesinin davacı şirketin bilirkişi raporları ile tespit edilen yıl içi ekonomik hesap hareketleri nazara alındığında hayatın olağan akışına aykırı olduğu, neticeten usulsüz ve «geçersiz» talimatlar ile Halil tarafından davalı bankadan çekildiği iddia edilen paraların davacı kasasına girdiğinin davacıya ait yevmiye defteri kayıtları ile sabit olduğu …
… epleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ... tarafından para çekme işlemlerinin yetkiye dayanmadığının sabit olduğunu, 2005 yılında çekilen paraların şirket «defterlerine» işlenmediğini, defterlerdeki kayıtların tarih ve yevmiye numaralarının olmadığını, bankanın dikkat ve «özen yükümlülüğünü» yerine getirmediğini, ... hakkında ceza davalarının bulunduğunu, bu kişinin şirketten ayrıldıkta sonra çok sayıda taşınmaz edindiğini, tüm defterlerin mahkemeye sunulduğunu, «eksik inceleme» yapıldığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:muavin defter · ticari teamül · ticari defter ibrazı · tacir sıfatı · ihtarat · özen yükümlülüğü · feri müdahil · yetki
Benzer bu karardaMahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 09.09.2021 tarih, 2019/785 E. ve 2021/406 K. sayılı kararı ile; davacı yana «ticari defterlerini ibraz» etmemesi halinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 222 nci maddesinin beşinci fıkrası hükmünün tarafı açısından hüküm ifade edeceği «ihtaratı» yapılmasına rağmen, davacı yanca 2005 yılına ait defteri kebir ve «muavin defter» ile envanter defterlerini dosyaya ibraz etmediği, davacı yevmiye defterlerinin açılışının yapılmış olması rağmen kapanışlarının yapılmadığı, dolayısı ile davalının davacı yana ait ticari defterlere dayandığı da nazara alınarak, davacıya ait yevmiye defterleri içeriğindeki kayıtların davacı lehe delil olma özelliğine haiz bulunmadığı ve davalı lehine delil olacağı da mahkememizce kabul edilmiş, yine bu kapsamda, davacı yanın yevmiye defterlerinde 100 KASA ve 120 ALICILAR hesabına işlendiği tespit edilen, usulsüz ve geçerli bir yetkiye dayanmadan ... tarafından çekildiği iddia edilen tüm paraların davacı yanca kasasına alındığı, davacının da kabulünde olduğu üzere, «feri müdahil» ... dışında davacı yanında çalışan 3 personel tarafından da davalı bankada bulunan hesaptan çekim yapıldığı, geçerli bir «yetki» söz konusu olmadığını iddia etmesine rağmen ...’ın yetkilerden azledildiğine ilişkin davalı bankaya «ihtarname» çekildiği, bu durumun davacı yanın davalı ile arasında «ticari teamül» haline getirilmiş bankadan talimatla para çekme işlemlerine zımnen onay verdiği anlamına geldiği, yine davacının «tacir sıfatı» ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 18 inci maddesinin ikinci fıkrası anlamında basiretli bir tacir gibi hareket etmesi gerektiği, bu anlamda 2005 yılı ve devamı 2 yıl itibari ile, iddia edilen tarihlerde usulsüz çekildiği iddia edilen paranın ekonomik değeri, davacı için ifade ettiği ekonomik anlam ve 2.000.000,00 TL üzerinde bir para girişinin mevcut olmadığının uzun yıllar, yani dava tarihine kadar fark edilmemesinin davacı şirketin bilirkişi raporları ile tespit edilen yıl içi ekonomik hesap hareketleri nazara alındığında hayatın olağan akışına aykırı olduğu, neticeten usulsüz ve «geçersiz» talimatlar ile Halil tarafından davalı bankadan çekildiği iddia edilen paraların davacı kasasına girdiğinin davacıya ait yevmiye defteri kayıtları ile sabit olduğu …
… epleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ... tarafından para çekme işlemlerinin yetkiye dayanmadığının sabit olduğunu, 2005 yılında çekilen paraların şirket «defterlerine» işlenmediğini, defterlerdeki kayıtların tarih ve yevmiye numaralarının olmadığını, bankanın dikkat ve «özen yükümlülüğünü» yerine getirmediğini, ... hakkında ceza davalarının bulunduğunu, bu kişinin şirketten ayrıldıkta sonra çok sayıda taşınmaz edindiğini, tüm defterlerin mahkemeye sunulduğunu, «eksik inceleme» yapıldığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/3844 E. 2012/5698 K.
Ortak:olumsuz oy
İncelediğiniz karardaAsliye Hukuk Mahkemesi’nin 2016/260 Esas sayılı davasında ise 421.844,00 TL’nin tahsili talep ve dava edilmiş olmasına rağmen birleşen dava karar başlığında yer almadığı gibi mahkemece asıl davanın reddine karar verilmekle yetinilerek birleşen dava hakkında olumlu ya da «olumsuz» hüküm kurulmaması doğru olmamış, kararın re’sen bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaSomut uyuşmazlıkta da asıl ve birleşen dava mevcut olmasına rağmen birleşen dava hakkında olumlu ya da «olumsuz» bir hüküm kurulmaması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir; 2-Bozma sebep ve şekline göre, davalılar Truva Tur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:uyuşmazlık konusu · terkin
Benzer bu karardaMahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davalı ... hakkındaki davanın atiye «terk» edilmesine, davacı eş ... için 2.000.00 TL maddi ve 2.000.00 TL manevi tazminatın, diğer davacılar için ayrı ayrı 1.000.00 TL manevi tazminatın davalı şirketlerden olay tarihinden itibaren işleyecek faiziyle tahsiline karar verilmiştir.
Davacıların murisinin davalıların işleten ve sürücü oldukları araçların kaza yapması sonucu öldüğü hususu «uyuşmazlık konusu» değildir.
4 benzer karar daha
-
Ticari Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan Davalar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/2510 E. 2015/1324 K.
Ortak:kusur
İncelediğiniz kararda… emece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre; bilirkişi raporları ve tüm bilgi ve belgeler dikkat alınarak davacının 2005, 2006 ve 2007 yıllarında yevmiye «defterinin» incelenmesi sonucunda ... tarafından davalı şirketin Ziraat Bankası'ndan bulunan hesabından çekilen paraların tamamının şirketin yasal defterlerinde kayıtlı olduğu, davacı şirketin «ticari defterleri» ve davalı banka hesapları ekstreleri üzerinde yapılan incelemelerde, davacının 2005, 2006 ve 2007 yıllarına ait yevmiye defterlerinin Noter açılış tastiklerinin süresinde yapıldığı, noter kapanış «tasdiklerinin» bulunmadığı, çekilen paraların tamamının şirket 100 Kasa hesabına işlenmiş olduğu, 2005 yılındaki ... tarafından yapılan ödemelerin her ne kadar bilirkişi raporuna göre yanlış muhasebeleştirilmiş olsa da, yine şirket kayıtlarına geçtiği, sonraki yıllara ait yine ... tarafından davacı şirket namına bankadan tahsilatlarının yapıldığı ve bunların şirket hesabına geçtiği, böylelikle banka nezdinde, şirket tarafından ... için bir güven oluşturulduğu, para transferlerinin bu şekilde yazılı talimat olmaksızın yapılmasının banka ile şirket arasında «teamül» haline geldiği, banka müşteri ilişkilerinin oluşturulan bu güven çerçeveside yürütüldüğü, davalı bankaya «kusur» izafe edilemeyeceği, ...'ın «güveni kötüye kullanma» hali söz konusu olsa bile bu hususu davacı şirket tarafından ...'a karşı ileri sürülebileceği, davalı bankaya izafe edilecek bir kusurun bulunmadığı gerekçesiyle a …
Benzer bu karardaMahkemece davacının şube müdürü tarafından yanıltıldığı, davacıya izafe edilebilecek bir «kusurun» bulunmadığı, bankanın objektif «özen borcu» karşısında ceza yargılamasına ilişkin sonucun beklenmesine gerek olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen karar davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 04/10/2012 tarihli kararı ile bozulmuştur.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:özen borcu
Benzer bu karardaMahkemece davacının şube müdürü tarafından yanıltıldığı, davacıya izafe edilebilecek bir «kusurun» bulunmadığı, bankanın objektif «özen borcu» karşısında ceza yargılamasına ilişkin sonucun beklenmesine gerek olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen karar davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 04/10/2012 tarihli kararı ile bozulmuştur.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2006/8099 E. 2007/10479 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:tahkikat · ihtisas mahkemesi · yargılama giderleri · yargılama gideri · görevsizlik kararı · vekalet ücreti · görevli mahkeme
Benzer bu kararda… ar ve tüm dosya kapsamına göre, 5846 sayılı Yasa'nın 5 ve 13. maddeleri uyarınca televizyon programının eser mahiyetinde bulunduğu, bu yasadan doğan uyuşmazlıklarda «ihtisas» mahkemesinin «görevli» olduğu gerekçesiyle, mahkemenin «görevsizliğine», dava dilekçesinin görev nedeniyle reddine, karar kesinleştiğinde ve talep halinde dosyanın İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine karar …
Bu nedenle, davaların ayrı ayrı karara bağlanması, «yargılama giderleri» ile «vekalet ücretlerinin» ayrı ayrı tayin edilmesi gerekmektedir.
Bu karar, sadece birleştirilen davaların «tahkikat» safhalarının müşterek cereyan etmesi sonucunu doğurup, davaların birbirlerinin içerisinde erimesi, tek bir davaya dönüşmeleri gibi bir durum söz konusu değildir.
O halde, asıl ve birleşen davalar bakımından ayrı ayrı vekalet ve «yargılama giderine» hükmediimemesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/16714 E. 2015/2806 K.
Ortak:ticari defter · e-defter
İncelediğiniz kararda… emece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre; bilirkişi raporları ve tüm bilgi ve belgeler dikkat alınarak davacının 2005, 2006 ve 2007 yıllarında yevmiye «defterinin» incelenmesi sonucunda ... tarafından davalı şirketin Ziraat Bankası'ndan bulunan hesabından çekilen paraların tamamının şirketin yasal defterlerinde kayıtlı olduğu, davacı şirketin «ticari defterleri» ve davalı banka hesapları ekstreleri üzerinde yapılan incelemelerde, davacının 2005, 2006 ve 2007 yıllarına ait yevmiye defterlerinin Noter açılış tastiklerinin süresinde yapıldığı, noter kapanış «tasdiklerinin» bulunmadığı, çekilen paraların tamamının şirket 100 Kasa hesabına işlenmiş olduğu, 2005 yılındaki ... tarafından yapılan ödemelerin her ne kadar bilirkişi raporuna göre yanlış muhasebeleştirilmiş olsa da, yine şirket kayıtlarına geçtiği, sonraki yıllara ait yine ... tarafından davacı şirket namına bankadan tahsilatlarının yapıldığı ve bunların şirket hesabına geçtiği, böylelikle banka nezdinde, şirket tarafından ... için bir güven oluşturulduğu, para transferlerinin bu şekilde yazılı talimat olmaksızın yapılmasının banka ile şirket arasında «teamül» haline geldiği, banka müşteri ilişkilerinin oluşturulan bu güven çerçeveside yürütüldüğü, davalı bankaya «kusur» izafe edilemeyeceği, ...'ın «güveni kötüye kullanma» hali söz konusu olsa bile bu hususu davacı şirket tarafından ...'a karşı ileri sürülebileceği, davalı bankaya izafe edilecek bir kusurun bulunmadığı gerekçesiyle a …
Benzer bu karardaMahkemece yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de; yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda, davacının «ticari defterlerinin» açılış kayıtlarının zamanında yapıldığı, 2012 yılına ilişkin ticari defterlerinin kapanış tastikinin usulüne uygun olduğu, 2011 yılına ilişkin defterlerinin ise kapanış tastikinin yapılmadığı, davalının ticari defterlerinin açılış kayıtlarının zamanında yapılmadığı, 2012 yılı ticari defterlerinin kapanış tastiklerinin yapılmasına karşın 2011 yılı ticari defterlerinin kapanış tastiklerinin yapılmadığı belirtilerek davalı şirketin ticari defterlerinde dava konusu edilen faturaların tamamının davacı adına alacak olarak kaydedildiği, davacının ticari defterlerinde ise dava konusu faturaların davalı şirket adına borç kaydedilmesine karşın «fatura» bedellerinin fatura tarihlerinde nakit olarak tahsil edildiğinin kayıtlı olduğu bilgisine yer verilmiştir.
Somut olayda her iki tarafın «ticari defterleri» kendi aleyhine kayıtlar içermekte olup alacağın varlığına ve miktarına ilişkin «ispat yükü» davacı yanda bulunmaktadır.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; davalının incelenen ve usulüne uygun tutulmayan «defter» kayıtlarında davacı tarafından düzenlenen faturaların tamamının kayıtlı olduğu davalının söz konusu faturalara süresinde itiraz etmediği, usulsüz tutulan defterlerin sahibi «aleyhine delil» mahiyetinde bulunabileceği, icra takip tarihi itibariyle davalının davacıya «fatura» tutarları kadar borcunun bulunduğu, takip tarihi öncesinde davalının usulüne uygun biçimde «temerrüde» düşürülmemesi nedeniyle «işlemiş faizin» talep edilemeyeceği, «alacağın likit olması» nedeniyle davacı yararına «icra inkar tazminatına» hükmedileceği gerekçesiyle davalı tarafından icra takibine yapılan itirazın iptaline, takibin 7.342,46 TL üzerinden devamına ve asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %9 oranında «yasal faiz» uygulanılmasına, fazlaya dair istemin reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:alacağın likit olması · aleyhe delil · yemin delili · yemin · ispat yükü · işlemiş faiz · fatura · icra inkar tazminatı
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; davalının incelenen ve usulüne uygun tutulmayan «defter» kayıtlarında davacı tarafından düzenlenen faturaların tamamının kayıtlı olduğu davalının söz konusu faturalara süresinde itiraz etmediği, usulsüz tutulan defterlerin sahibi «aleyhine delil» mahiyetinde bulunabileceği, icra takip tarihi itibariyle davalının davacıya «fatura» tutarları kadar borcunun bulunduğu, takip tarihi öncesinde davalının usulüne uygun biçimde «temerrüde» düşürülmemesi nedeniyle «işlemiş faizin» talep edilemeyeceği, «alacağın likit olması» nedeniyle davacı yararına «icra inkar tazminatına» hükmedileceği gerekçesiyle davalı tarafından icra takibine yapılan itirazın iptaline, takibin 7.342,46 TL üzerinden devamına ve asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %9 oranında «yasal faiz» uygulanılmasına, fazlaya dair istemin reddine karar verilmiştir.
Ancak; davacı davasını başkaca delillerle ispatlayabilecek olup bu hususta delil listesinde «yemin delili» de «dahil» olmak üzere başkaca delillere dayanmıştır.
Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de; yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda, davacının «ticari defterlerinin» açılış kayıtlarının zamanında yapıldığı, 2012 yılına ilişkin ticari defterlerinin kapanış tastikinin usulüne uygun olduğu, 2011 yılına ilişkin defterlerinin ise kapanış tastikinin yapılmadığı, davalının ticari defterlerinin açılış kayıtlarının zamanında yapılmadığı, 2012 yılı ticari defterlerinin kapanış tastiklerinin yapılmasına karşın 2011 yılı ticari defterlerinin kapanış tastiklerinin yapılmadığı belirtilerek davalı şirketin ticari defterlerinde dava konusu edilen faturaların tamamının davacı adına alacak olarak kaydedildiği, davacının ticari defterlerinde ise dava konusu faturaların davalı şirket adına borç kaydedilmesine karşın «fatura» bedellerinin fatura tarihlerinde nakit olarak tahsil edildiğinin kayıtlı olduğu bilgisine yer verilmiştir.
Usulüne uygun tutulmayan «defterler» ancak sahipleri «aleyhine delil» teşkil eder.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/10051 E. 2011/15327 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:tahkikat · yargılama giderleri · mirasçılık · taşıma sözleşmesi · maddi tazminat · dahili dava · vekalet ücreti
Benzer bu karardaMahkemece bozma kararına uyularak ve davalı ...'in 08.04.2009 tarihinde vefat etmesi nedeniyle «mirasçıları» davaya «dahil» edilerek önceki verilen kararda manevi tazminattan BK' nun 43. maddesi gereğince 1/4 oranında indirim yapılması bu oranın Yargıtay 11.
Bu nedenle, davaların ayrı ayrı karara bağlanması, «yargılama giderleri» ile «vekalet ücretlerinin» ayrı ayrı tayin edilmesi gerekmektedir.
Mahkemece, asıl davada taleple bağlı kalınarak 300 TL. maddi, 750 TL. manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, birleşen davanın ise kabulü ile 180.000 TL. «maddi tazminatın» 16.07.1995 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline dair verilen karar davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 10.02.2009 tarihli kararı ile bozulmuştur.
Hukuk Dairesi tarafından uygun bulunması karşısında, davacının «maddi tazminat» talebinden de BK. nun 43. maddesi gereğince 1/4 oranında indirim yapılarak davanın kısmen kabulü ile 135.225 TL. maddi tazminat ile 750 TL. manevi tazminatın 16.07.1995 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2018/3159 E. , 2019/5147 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada Kahramanmaraş 2. Asliye Hukuk Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 21/03/2018 tarih ve 2016/76-2018/115 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin asıl kararı davacı vekili, ek kararı ise davalı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl ve birleşen dosyada davacı vekili; müvekkilinin davalı banka nezdinde bulunan hesabından 2005, 2006 ve 2007 yıllarında şirket yetkililerinin bilgisi dışında talimat alınmaksızın ve geçerli bir vekalet bulunmaksızın yapılan işlemlerle usulsüz olarak para çekildiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000,00 TL’nin çekildiği tarihten itibaren işleyecek avans faiziyle tahsilini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesiyle talebini 851.322,31 TL'ye yükseltmiş, birleşen davada davanın açıldığı tarihten itibaren 10 yıl öncesine kadar olan alacak miktarı olan 421.844,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Asıl ve birleşen dosyada davalı vekili; dava konusu edilen işlemlerin davacı tarafından yetkili kılınan kişilerce yapıldığını, davacı şirket hesabından para çeken ...'ın davacı tarafından 12.01.2009 tarihinde azledildiğini, bu tarihten önceki yapılan işlemlerde yetkisinin bulunduğunu, adı geçen kişinin 2008 ve devam eden yıllarda da şirket hesabından para çektiğini, ancak bu yıllara ait dönemin dava konusu yapılmamasının davacı tarafça yapılan bütün işlemlere icazet verdiğinin kanıtı olduğunu savunarak asıl ve birleşen davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre; bilirkişi raporları ve tüm bilgi ve belgeler dikkat alınarak davacının 2005, 2006 ve 2007 yıllarında yevmiye defterinin incelenmesi sonucunda ... tarafından davalı şirketin Ziraat Bankası'ndan bulunan hesabından çekilen paraların tamamının şirketin yasal defterlerinde kayıtlı olduğu, davacı şirketin ticari defterleri ve davalı banka hesapları ekstreleri üzerinde yapılan incelemelerde, davacının 2005, 2006 ve 2007 yıllarına ait yevmiye defterlerinin Noter açılış tastiklerinin süresinde yapıldığı, noter kapanış tasdiklerinin bulunmadığı, çekilen paraların tamamının şirket 100 Kasa hesabına işlenmiş olduğu, 2005 yılındaki ... tarafından yapılan ödemelerin her ne kadar bilirkişi raporuna göre yanlış muhasebeleştirilmiş olsa da, yine şirket kayıtlarına geçtiği, sonraki yıllara ait yine ...
tarafından davacı şirket namına bankadan tahsilatlarının yapıldığı ve bunların şirket hesabına geçtiği, böylelikle banka nezdinde, şirket tarafından ... için bir güven oluşturulduğu, para transferlerinin bu şekilde yazılı talimat olmaksızın yapılmasının banka ile şirket arasında teamül haline geldiği, banka müşteri ilişkilerinin oluşturulan bu güven çerçeveside yürütüldüğü, davalı bankaya kusur izafe edilemeyeceği, ...'ın güveni kötüye kullanma hali söz konusu olsa bile bu hususu davacı şirket tarafından ...'a karşı ileri sürülebileceği, davalı bankaya izafe edilecek bir kusurun bulunmadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Davalı vekili de birleşen dava hakkında hüküm kurulmamasının infazda tereddüte sebebiyet vereceğini ileri sürerek tavzih talebinde bulunması üzerine mahkemece verilen ek kararla; bu hususun temyizen ileri sürülebileceği gerekçesiyle talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Ek kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme ek kararının gerekçesinde dayanılan hususların tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin 07.05.2018 tarihli ek karara yönelik tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
2-) Asıl ve birleşen dava, davacının davalı banka nezdinde bulunan hesabından usulsüz olarak para çekildiği iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir. 6100 sayılı HMK’nun 166. maddesine göre ayrı ayrı açılmış davaların aralarında bağlantı bulunmaları halinde birleştirilerek bakılabilmeleri mümkündür. Ancak, birleştirme kararı, taraflar arasındaki uyuşmazlığı esastan çözümleyen bir karar değildir. Bu karar, sadece birleştirilen davaların yargılama safhalarının müşterek cereyan etmesi sonucunu doğurup, her dava, ayrı ayrı hükme bağlanmalıdır. Davaların birbirlerinin içerisinde erimesi, tek bir davaya dönüşmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Başka bir anlatımla, birleştirmeye konu davalar bağımsız kimliklerini korurlar.
Davacı tarafça, asıl davada ıslah beyanıyla 852.322,31 TL’nin, birleşen Kahramanmaraş 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2016/260 Esas sayılı davasında ise 421.844,00 TL’nin tahsili talep ve dava edilmiş olmasına rağmen birleşen dava karar başlığında yer almadığı gibi mahkemece asıl davanın reddine karar verilmekle yetinilerek birleşen dava hakkında olumlu ya da olumsuz hüküm kurulmaması doğru olmamış, kararın re’sen bozulması gerekmiştir.
3-) Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin ek karara yönelik tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün re’sen BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, alınmadığı anlaşılan 44,40 TL temyiz ilam harcı ile 218,50 TL temyiz başvuru harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 09/09/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/538108700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz