İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/11771 E. 2013/10309 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
pay devri↗ hisse devri↗ pay defteri↗ hisse devir sözleşmesi↗ ispat yükü↗ ifa↗ anonim şirket↗ protokol↗ yönetim kurulu kararı↗ asıl alacak↗ icra inkar tazminatı↗ taşıyan↗ inkar tazminatı↗ avans faizi↗ kesin hüküm↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, taraflar arasındaki 10.03.2010 tarihli hisse devir sözleşmesinde, hisselerin tamamının nominal değer üzerinde davalıya devredildiği ve hisselerle ilgili bu tarihe kadar sorumluluğun satıcıya, bu tarihten sonra ise devir alan alıcıya ait olduğu düzenlenmiş olup, devir bedelinin ödendiği veya hemen ödeneceği hususunda kesin ifadelerin protokolde yer almadığı, bu protokol kapsamında davacı satıcının edimini yerine getirdiği, hisse devir işleminin şirket yönetim kurulu tarafından kabul edilerek pay defterine işlendiği, şirketin yeni ortakları tarafından yapılan 15.03.2010 tarihli genel kurul toplantısında davalı alıcının yönetim kurulu üyesi olduğu, bu tarihten sonra 18.03.2010 tarihinde şirket ile davacı arasında bir protokol daha düzenlendiği, bu protokolde yine taraflara hisse devri kapsamında bir takım edimlerin yerine getirilmesi hususunda mükellefiyetler yüklendiği, dolayısıyla, 10.03.2010 tarihli hisse devir sözleşmesinin yapılması ile taraflar arasındaki hisse devir işlemlerinin sona ermemiş olduğu, hisselerin davacı tarafından davalıya devrinden sonra dahi hisse devri kapsamında birtakım işlemlerin
daha yerine getirilmesi gerektiği yolunda düzenleme yapıldığı, 18.03.2010 tarihli sözleşmedeki edimler nazara alındığında taraflar arasındaki ilişkinin BK'nın 182. maddesi kapsamında peşin satış olduğunun kabulü mümkün olmayıp, veresiye satış bulunduğu ve satım bedelini ödemiş oılduğunu ispat yükünün davalı alıcıya ait olduğu,davalı alıcının ise bu iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın kabulü ile, icra takip dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin 9.000,00 TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %15 oranını aşmayacak şekilde değişen oranlarda avans faizi uygulanmak suretiyle devamına, alacak likit olduğundan asıl alacak miktarının % 40'ı olan 3.600,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2) Dava, anonim şirket pay devir bedelinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, yukarıda açıklandığı gibi, devirden sonra hissesi devredilen dava dışı şirketin yönetim kurulu başkan ve üyesi ile davacı arasında imzalanan 18.03.2010 tarihli iki adet protokol içeriği itibariyle devrin veresiye satış şeklinde yapıldığı, devir bedelinin ödenmesi hususunun ispatının davalıya düştüğü ve davalının da bu hususu kanıtlayamadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme gerekçesinde de açıkca belirtildiği gibi olay tarihinde yürürülükte bulunan BK'nın 182/2. maddesi uyarınca aksine adet veya sözleşme yok ise, alıcı ve satıcı borçlarını aynı zamanda ifa etmekle mükelleftir. Bu itibarla, tarafların imzasını taşıyan 10.03.2010 tarihli hisse devir senedine göre, menkul niteliği taşıyan anonim şirket paylarının devri davacıya yapılmakla, bedelinin de aynı zamanda ödendiğinin kabulü gerekir. Yine mahkeme gerekçesinde 10.03.2010 tarihli hisse devir senedine rağmen, pay devrinin veresiye satış olduğuna dayanak olarak davalının imzası bulunmayan 18.03.2010 tarihli dava dışı anonim şirket başkanı ve yünetim kurulu üyesi ile davacı arasında imzalanan protokollerin devir ile alakalı olduğu, dolayısıyla 10.03.2010 tarihli hisse devir sözleşmesi ile devir ilişkinin sona ermediği ve devrin veresiye olduğu kabul edilmiştir. Ancak yukarıda bahsi geçen iki adet protokolde davacının imzası yoktur. Her ne kadar mahkemece, davalının yönetim kurulu üyesi olması sebebiyle, bu protokollerden haberi olmadığının düşünülemiyeceği belirtilmiş ise de, bunun kabulü mümkün olmadığı gibi, protokol içeriği gözetildiğinde de dava dışı şirketin kredi borçlarının ödenmesi karşılığında şirkete ait birtakım araçların davacının göstereceği kişilere ve onun talimatı doğrultusunda satılması ile satış bedellerinin davacıya nakden ödeneceğinin öngörüldüğü ve pay devrinden bahsedilmediği dolayısıyla protokollerin açıklanan bu içerikleri itibariyle taraflar arasındaki yapılan anonim şirket pay devri sözleşmesi ile ilişkilendirilmesinin söz konusu olamayacağı açıktır. Bu durum karşısında aksi görüş ve yazılı gerekçe ile protokol ile devir sözleşmesi ilişkilendirilerek davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/18795 E. 2015/4323 K.
Ortak:hisse devri · anonim şirket · protokol · yönetim kurulu kararı · taşıyan · kesin hüküm · İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
İncelediğiniz karardaMahkemece, taraflar arasındaki 10.03.2010 tarihli «hisse devir sözleşmesinde», hisselerin tamamının nominal değer üzerinde davalıya devredildiği ve hisselerle ilgili bu tarihe kadar sorumluluğun satıcıya, bu tarihten sonra ise devir alan alıcıya ait olduğu düzenlenmiş olup, devir bedelinin ödendiği veya hemen ödeneceği hususunda «kesin» ifadelerin «protokolde» yer almadığı, bu protokol kapsamında davacı satıcının edimini yerine getirdiği, hisse devir işleminin şirket «yönetim kurulu» tarafından kabul edilerek «pay defterine» işlendiği, şirketin yeni ortakları tarafından yapılan 15.03.2010 tarihli genel kurul toplantısında davalı alıcının yönetim kurulu üyesi olduğu, bu tarihten sonra 18.03.2010 tarihinde şirket ile davacı arasında bir protokol daha düzenlendiği, bu protokolde yine taraflara «hisse devri» kapsamında bir takım edimlerin yerine getirilmesi hususunda mükellefiyetler yüklendiği, dolayısıyla, 10.03.2010 tarihli hisse devir sözleşmesinin yapılması ile taraflar arasındaki hisse devir işlemlerinin sona ermemiş olduğu, hisselerin davacı tarafından davalıya devrinden sonra dahi hisse devri kapsamında birtakım işlemlerin daha yerine getirilmesi gerektiği yolunda düzenleme yapıldığı, 18.03.2010 tarihli sözleşmedeki edimler nazara alındığında taraflar arasındaki ilişkinin BK'nın 182. maddesi kapsamında peşin satış olduğunun kabulü mümkün olmayıp, veresiye satış bulunduğu ve satım bedelini ödemiş oılduğunu «ispat yükünün» davalı alıcıya ait olduğu,davalı alıcının ise bu iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın kabulü ile, icra takip dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin 9.000,00 TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %15 oranını aşmayacak şekilde değişen oranlarda «avans faizi» uygulanmak suretiyle devamına, alacak likit olduğundan «asıl alacak» miktarının % 40'ı olan 3.600,00 TL «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Her ne kadar mahkemece, davalının «yönetim kurulu» üyesi olması sebebiyle, bu «protokollerden» haberi olmadığının düşünülemiyeceği belirtilmiş ise de, bunun kabulü mümkün olmadığı gibi, protokol içeriği gözetildiğinde de dava dışı şirketin kredi borçlarının ödenmesi karşılığında şirkete ait birtakım araçların davacının göstereceği kişilere ve onun talimatı doğrultusunda satılması ile satış bedellerinin davacıya nakden ödeneceğinin öngörüldüğü ve pay devrinden bahsedilmediği dolayısıyla protokollerin açıklanan bu içerikleri itibariyle taraflar arasındaki yapılan «anonim şirket» «pay devri» sözleşmesi ile ilişkilendirilmesinin söz konusu olamayacağı açıktır.
Mahkemece, yukarıda açıklandığı gibi, devirden sonra hissesi devredilen dava dışı şirketin «yönetim kurulu» başkan ve üyesi ile davacı arasında imzalanan 18.03.2010 tarihli iki adet «protokol» içeriği itibariyle devrin veresiye satış şeklinde yapıldığı, devir bedelinin ödenmesi hususunun ispatının davalıya düştüğü ve davalının da bu hususu kanıtlayamadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, olay tarihinde yürürlükte bulunan BK'nın 182/2. maddesi uyarınca tarafların imzasını «taşıyan» 10.03.2010 tarihli hisse devir senedine göre, menkul niteliği taşıyan «anonim şirket» paylarının devri davacıya yapılmakla, bedelinin de aynı zamanda ödendiğinin kabulü gerektiği, 18.03.2010 tarihli dava dışı anonim şirket başkanı ve «yönetim kurulu» üyesi ile davacı arasında imzalanan «protokollerde» davacının imzasının bulunmaması nedeniyle «hisse devrinin» veresiye olarak yapılmış olduğunun kabul edilemeyeceği, davacının iddiasını yazılı belge ile ispat edemediği, davacı vekili tarafından dava dilekçesinde hisse bedelinin alınmadığı hususunda açıkça «yemin deliline dayanmadığı», dava dilekçesi ve delil listesindeki "her türlü yasal delil" ibaresinin 6100 sayılı HMK'nın yeni düzenlenmesi karşısında yemin deliline de dayanılmış olduğunu kabule yeterli olmadığı, ayrıca alacak likit olmadığı gibi, davacının «kötüniyetli» olduğu hususunun da davalı tarafından ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine, davalının «kötüniyet tazminatı» isteminin reddine karar verilmiştir.
Davaya konu «hisse devri» 10/03/2010 tarihli devir senedine istinaden yapılmış ve «ticaret siciline» de tescil edilmiştir.
Ancak davacı iddiasını yazılı belge ile ispat edemediğinden, davalı lehine oluşan karinenin aksini «kesin delil» olan «yemin delili» ile de ispat edebilir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yemin teklif hakkı · yemin deliline dayanma · kesin delil · yemin teklifi · karine · yemin delili · kötüniyet tazminatı · yemin
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, olay tarihinde yürürlükte bulunan BK'nın 182/2. maddesi uyarınca tarafların imzasını «taşıyan» 10.03.2010 tarihli hisse devir senedine göre, menkul niteliği taşıyan «anonim şirket» paylarının devri davacıya yapılmakla, bedelinin de aynı zamanda ödendiğinin kabulü gerektiği, 18.03.2010 tarihli dava dışı anonim şirket başkanı ve «yönetim kurulu» üyesi ile davacı arasında imzalanan «protokollerde» davacının imzasının bulunmaması nedeniyle «hisse devrinin» veresiye olarak yapılmış olduğunun kabul edilemeyeceği, davacının iddiasını yazılı belge ile ispat edemediği, davacı vekili tarafından dava dilekçesinde hisse bedelinin alınmadığı hususunda açıkça «yemin deliline dayanmadığı», dava dilekçesi ve delil listesindeki "her türlü yasal delil" ibaresinin 6100 sayılı HMK'nın yeni düzenlenmesi karşısında yemin deliline de dayanılmış olduğunu kabule yeterli olmadığı, ayrıca alacak likit olmadığı gibi, davacının «kötüniyetli» olduğu hususunun da davalı tarafından ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine, davalının «kötüniyet tazminatı» isteminin reddine karar verilmiştir.
Ancak davacı iddiasını yazılı belge ile ispat edemediğinden, davalı lehine oluşan karinenin aksini «kesin delil» olan «yemin delili» ile de ispat edebilir.
Mahkemece davacının «yemin deliline dayanmadığı» ve bu nedenle iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
… kanuni delil” şeklinde belirtmek suretiyle diğer yasal delillere de dayanmış olduğundan, mahkemece davacıya hisse devir bedellerinin miktarı ve ödenmediği konusunda «yemin teklifi hakkı» hatırlatılarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, davacı vekilinin buna ilişkin …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3685 E. 2021/1595 K.
Ortak:icra inkar tazminatı · inkar tazminatı · e-defter
İncelediğiniz karardaMahkemece, taraflar arasındaki 10.03.2010 tarihli «hisse devir sözleşmesinde», hisselerin tamamının nominal değer üzerinde davalıya devredildiği ve hisselerle ilgili bu tarihe kadar sorumluluğun satıcıya, bu tarihten sonra ise devir alan alıcıya ait olduğu düzenlenmiş olup, devir bedelinin ödendiği veya hemen ödeneceği hususunda «kesin» ifadelerin «protokolde» yer almadığı, bu protokol kapsamında davacı satıcının edimini yerine getirdiği, hisse devir işleminin şirket «yönetim kurulu» tarafından kabul edilerek «pay defterine» işlendiği, şirketin yeni ortakları tarafından yapılan 15.03.2010 tarihli genel kurul toplantısında davalı alıcının yönetim kurulu üyesi olduğu, bu tarihten sonra 18.03.2010 tarihinde şirket ile davacı arasında bir protokol daha düzenlendiği, bu protokolde yine taraflara «hisse devri» kapsamında bir takım edimlerin yerine getirilmesi hususunda mükellefiyetler yüklendiği, dolayısıyla, 10.03.2010 tarihli hisse devir sözleşmesinin yapılması ile taraflar arasındaki hisse devir işlemlerinin sona ermemiş olduğu, hisselerin davacı tarafından davalıya devrinden sonra dahi hisse devri kapsamında birtakım işlemlerin daha yerine getirilmesi gerektiği yolunda düzenleme yapıldığı, 18.03.2010 tarihli sözleşmedeki edimler nazara alındığında taraflar arasındaki ilişkinin BK'nın 182. maddesi kapsamında peşin satış olduğunun kabulü mümkün olmayıp, veresiye satış bulunduğu ve satım bedelini ödemiş oılduğunu «ispat yükünün» davalı alıcıya ait olduğu,davalı alıcının ise bu iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın kabulü ile, icra takip dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin 9.000,00 TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %15 oranını aşmayacak şekilde değişen oranlarda «avans faizi» uygulanmak suretiyle devamına, alacak likit olduğundan «asıl alacak» miktarının % 40'ı olan 3.600,00 TL «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, dosyaya celp ve «ibraz» edilen belge içerikleri, bilirkişi raporu, Adli Tıp raporu dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne, davalının 20.442,40 TL alacağa yönelik itirazın iptaline, 20.442,40 TL alacak aslının 08.06.2012 takip tarihinden tahsil edilinceye kadar işleyecek % 9 oranında faizi ile birlikte tahsiline, takibin bu şekilde devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, «icra inkar tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
Ancak söz konusu raporlarda «mahsup» fişlerinin neye ilişkin düzenlendiği noktasında açıklama olmadığı gibi davacı «defterlerinde» de mahsup fişine dair bir belirleme yapılmamıştır.
Mahkemece yapılması gereken iş, konusunda uzman mali müşavir bilirkişiye dosya tevdi edilerek tarafların «defter» ve kayıtları tekrar incelenmek suretiyle davalının kayıtlarında 19 adet veresiye fişinin kayıtlı olduğu dikkate alınmak suretiyle «mahsup» fişlerinin içeriği ve ne şekilde verildiği de değerlendirilerek takip tarihi itibariyle veresiye fişlerinden kaynaklanan alacağın miktarının varlığını tespit etmekten ibarettir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:çekle ödeme · mahsup · havale · ibraz
Benzer bu karardaMahkemece bozmadan sonra alınan 07.12.2018 «havale» tarihli bilirkişi raporu içerisinde toplam 19 adet veresiye fişinin davalı şirketin kayıtlarına alındığı ve bu şekilde toplam alacağın 36.463,40 TL olduğu belirtilmiş, aynı raporda davalının «mahsup» fişlerinden hareketle cari bakiyesinin 12.795,02 TL olduğu tespit edilmiş, aynı bilirkişiden alınan ek raporda da aynı sonuca ulaşıldığı ifade edilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, dosyaya celp ve «ibraz» edilen belge içerikleri, bilirkişi raporu, Adli Tıp raporu dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne, davalının 20.442,40 TL alacağa yönelik itirazın iptaline, 20.442,40 TL alacak aslının 08.06.2012 takip tarihinden tahsil edilinceye kadar işleyecek % 9 oranında faizi ile birlikte tahsiline, takibin bu şekilde devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, «icra inkar tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
Ancak söz konusu raporlarda «mahsup» fişlerinin neye ilişkin düzenlendiği noktasında açıklama olmadığı gibi davacı «defterlerinde» de mahsup fişine dair bir belirleme yapılmamıştır.
Mahkemece yapılması gereken iş, konusunda uzman mali müşavir bilirkişiye dosya tevdi edilerek tarafların «defter» ve kayıtları tekrar incelenmek suretiyle davalının kayıtlarında 19 adet veresiye fişinin kayıtlı olduğu dikkate alınmak suretiyle «mahsup» fişlerinin içeriği ve ne şekilde verildiği de değerlendirilerek takip tarihi itibariyle veresiye fişlerinden kaynaklanan alacağın miktarının varlığını tespit etmekten ibarettir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/1044 E. 2022/5160 K.
Ortak:ispat yükü · ifa · asıl alacak · icra inkar tazminatı · inkar tazminatı
İncelediğiniz karardaMahkemece, taraflar arasındaki 10.03.2010 tarihli «hisse devir sözleşmesinde», hisselerin tamamının nominal değer üzerinde davalıya devredildiği ve hisselerle ilgili bu tarihe kadar sorumluluğun satıcıya, bu tarihten sonra ise devir alan alıcıya ait olduğu düzenlenmiş olup, devir bedelinin ödendiği veya hemen ödeneceği hususunda «kesin» ifadelerin «protokolde» yer almadığı, bu protokol kapsamında davacı satıcının edimini yerine getirdiği, hisse devir işleminin şirket «yönetim kurulu» tarafından kabul edilerek «pay defterine» işlendiği, şirketin yeni ortakları tarafından yapılan 15.03.2010 tarihli genel kurul toplantısında davalı alıcının yönetim kurulu üyesi olduğu, bu tarihten sonra 18.03.2010 tarihinde şirket ile davacı arasında bir protokol daha düzenlendiği, bu protokolde yine taraflara «hisse devri» kapsamında bir takım edimlerin yerine getirilmesi hususunda mükellefiyetler yüklendiği, dolayısıyla, 10.03.2010 tarihli hisse devir sözleşmesinin yapılması ile taraflar arasındaki hisse devir işlemlerinin sona ermemiş olduğu, hisselerin davacı tarafından davalıya devrinden sonra dahi hisse devri kapsamında birtakım işlemlerin daha yerine getirilmesi gerektiği yolunda düzenleme yapıldığı, 18.03.2010 tarihli sözleşmedeki edimler nazara alındığında taraflar arasındaki ilişkinin BK'nın 182. maddesi kapsamında peşin satış olduğunun kabulü mümkün olmayıp, veresiye satış bulunduğu ve satım bedelini ödemiş oılduğunu «ispat yükünün» davalı alıcıya ait olduğu,davalı alıcının ise bu iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın kabulü ile, icra takip dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin 9.000,00 TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %15 oranını aşmayacak şekilde değişen oranlarda «avans faizi» uygulanmak suretiyle devamına, alacak likit olduğundan «asıl alacak» miktarının % 40'ı olan 3.600,00 TL «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Mahkeme gerekçesinde de açıkca belirtildiği gibi olay tarihinde yürürülükte bulunan BK'nın 182/2. maddesi uyarınca aksine adet veya sözleşme yok ise, alıcı ve satıcı borçlarını aynı zamanda «ifa» etmekle mükelleftir.
Benzer bu kararda… ından yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, davalının itirazında haksız ve kötü niyetli olduğu gerekçesiyle asıl alacağın %20'si olan 28.163,50 TL üzerinden «icra inkar tazminatının» tahsiline karar verilmiş, kararı davalı vekili istinaf etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince, davalı vekilinin «işlemiş faize» de itiraz ettiği, davalının takipten önce usulüne uygun şekilde «temerrüde» düşürüldüğünün davacı taraça ispatlanamadığı, bu halde «temerrüt tarihi» takip tarihi olacağından «asıl alacak» dışında işlemiş faize yönelik davacının davalıdan bir alacağının bulunmadığı, o nedenle davalının takibe ve borca yaptığı itirazının haklı olduğu, mahkemece yanılg …
Yapılan yargılama sonucunda «ispat yükünün» peşin ödediğini belirten davalıda olduğu, davalının bu iddiasını yazılı delillerle ispatlayamadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, istinaf mahkemesince İlk Derece Mahkeme kararının gerekçesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamasına göre davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:karine · temerrüt tarihi · işlemiş faiz · temerrüt
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince, davalı vekilinin «işlemiş faize» de itiraz ettiği, davalının takipten önce usulüne uygun şekilde «temerrüde» düşürüldüğünün davacı taraça ispatlanamadığı, bu halde «temerrüt tarihi» takip tarihi olacağından «asıl alacak» dışında işlemiş faize yönelik davacının davalıdan bir alacağının bulunmadığı, o nedenle davalının takibe ve borca yaptığı itirazının haklı olduğu, mahkemece yanılg …
Bilindiği üzere TBK 207/2. maddesindeki “Sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça veya aksine bir âdet bulunmadıkça, satıcı ve alıcı borçlarını aynı anda «ifa» etmekle yükümlüdürler.” hükmünden çıkan «karine» uyarınca aynı anda ifa gereği ödemenin peşin olduğu kabulü gerekir.
2 benzer karar daha
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5545 E. 2021/50 K.
Ortak:ispat yükü · ifa · e-defter · İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
İncelediğiniz karardaMahkemece, taraflar arasındaki 10.03.2010 tarihli «hisse devir sözleşmesinde», hisselerin tamamının nominal değer üzerinde davalıya devredildiği ve hisselerle ilgili bu tarihe kadar sorumluluğun satıcıya, bu tarihten sonra ise devir alan alıcıya ait olduğu düzenlenmiş olup, devir bedelinin ödendiği veya hemen ödeneceği hususunda «kesin» ifadelerin «protokolde» yer almadığı, bu protokol kapsamında davacı satıcının edimini yerine getirdiği, hisse devir işleminin şirket «yönetim kurulu» tarafından kabul edilerek «pay defterine» işlendiği, şirketin yeni ortakları tarafından yapılan 15.03.2010 tarihli genel kurul toplantısında davalı alıcının yönetim kurulu üyesi olduğu, bu tarihten sonra 18.03.2010 tarihinde şirket ile davacı arasında bir protokol daha düzenlendiği, bu protokolde yine taraflara «hisse devri» kapsamında bir takım edimlerin yerine getirilmesi hususunda mükellefiyetler yüklendiği, dolayısıyla, 10.03.2010 tarihli hisse devir sözleşmesinin yapılması ile taraflar arasındaki hisse devir işlemlerinin sona ermemiş olduğu, hisselerin davacı tarafından davalıya devrinden sonra dahi hisse devri kapsamında birtakım işlemlerin daha yerine getirilmesi gerektiği yolunda düzenleme yapıldığı, 18.03.2010 tarihli sözleşmedeki edimler nazara alındığında taraflar arasındaki ilişkinin BK'nın 182. maddesi kapsamında peşin satış olduğunun kabulü mümkün olmayıp, veresiye satış bulunduğu ve satım bedelini ödemiş oılduğunu «ispat yükünün» davalı alıcıya ait olduğu,davalı alıcının ise bu iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın kabulü ile, icra takip dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin 9.000,00 TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %15 oranını aşmayacak şekilde değişen oranlarda «avans faizi» uygulanmak suretiyle devamına, alacak likit olduğundan «asıl alacak» miktarının % 40'ı olan 3.600,00 TL «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Mahkeme gerekçesinde de açıkca belirtildiği gibi olay tarihinde yürürülükte bulunan BK'nın 182/2. maddesi uyarınca aksine adet veya sözleşme yok ise, alıcı ve satıcı borçlarını aynı zamanda «ifa» etmekle mükelleftir.
Benzer bu kararda… ak yapılan yargılama sonucunda benimsenen bilirkişi raporuna göre, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 73. maddesine göre para borçlarının alacaklının ikametgahında «ifa» edileceğinden icra dairesinin yetkili olduğu, davacı tarafından «ibraz» edilen veresiye fişlerini imzalayan ... ve ...’ın Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre 2008 Aralık ve 2009 Ocak arasında davalının çalışanı olmadığı, bilirkişi raporunda çeke ilişkin banka ekstresini ve davalı şirket vergi «kaydının» da incelenmesi suretiyle yeniden rapor düzenlenebileceğini belirtildiği, ancak çekle yapılan ödeme sonrasında bakiye alacak faturalandırıldığından ödemeye ilişkin bir uyuşmazlık bulunmadığı, diğer taraftan davacı, davalının vergi kaydı ve beyanlarına dayanmadığı, davalı tarafından da «ticari defterlerinin ibraz» edilmediği, «fatura» konusu malın «teslimini» «ispat yükünün» davacıya ait olduğu, davacı tarafından ibraz edilen veresiye fişlerindeki imzalarının davalının yetkilisi ya da çalışanına ait olduğu ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın ve davalının «kötüniyet tazminatı» isteminin reddine karar verilmiş, hüküm davacı ve katılma yoluyla da davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, davacının davalıya «fatura» karşılığı malzeme satışı yaptığı, bu satışı «ticari defterlerine» alacak olarak kaydettiği, borcun ödenmediği, davacının davalıdan 8.019,28 TL alacaklı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (kapatılan) 19.
Ayrıca faturaların davacı «defterlerinde» kayıtlı olması da «teslimini» kanıtlamaya yeterli değildir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:icra dairesinin yetkisine itiraz · ticari defter ibrazı · yetkisizlik itirazı · itirazın iptali davası · ilamsız icra takibi · ba formu · kötüniyet tazminatı · olumsuz oy
Benzer bu karardaSomut olayda mahkemece, «icra dairesinin yetkisine itiraz» ile ilgili olumlu veya «olumsuz» bir karar verilmemesi doğru olmadığı gibi kabule göre de davalı vekili, takip ve dava konusu «fatura» içeriği malların alınmadığını savunduğundan davacının sözkonusu faturalardaki malları davalıya satıp, «teslim» ettiğini ispatlaması gerekir.
Davalı, aleyhindeki icra takibine yönelik olarak hem borca hem de «icra dairesinin yetkisine itiraz» etmiştir.
… ak yapılan yargılama sonucunda benimsenen bilirkişi raporuna göre, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 73. maddesine göre para borçlarının alacaklının ikametgahında «ifa» edileceğinden icra dairesinin yetkili olduğu, davacı tarafından «ibraz» edilen veresiye fişlerini imzalayan ... ve ...’ın Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre 2008 Aralık ve 2009 Ocak arasında davalının çalışanı olmadığı, bilirkişi raporunda çeke ilişkin banka ekstresini ve davalı şirket vergi «kaydının» da incelenmesi suretiyle yeniden rapor düzenlenebileceğini belirtildiği, ancak çekle yapılan ödeme sonrasında bakiye alacak faturalandırıldığından ödemeye ilişkin bir uyuşmazlık bulunmadığı, diğer taraftan davacı, davalının vergi kaydı ve beyanlarına dayanmadığı, davalı tarafından da «ticari defterlerinin ibraz» edilmediği, «fatura» konusu malın «teslimini» «ispat yükünün» davacıya ait olduğu, davacı tarafından ibraz edilen veresiye fişlerindeki imzalarının davalının yetkilisi ya da çalışanına ait olduğu ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın ve davalının «kötüniyet tazminatı» isteminin reddine karar verilmiş, hüküm davacı ve katılma yoluyla da davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Hukuk Dairesinin 2015/29 esas ve 2015/5420 karar sayılı ve 14.04.2015 tarihli kararı ile; "Dava, faturaya dayalı alacağın tahsili için yapılan «ilamsız icra takibine» vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3594 E. 2021/374 K.
Ortak:icra inkar tazminatı · inkar tazminatı · e-defter
İncelediğiniz karardaMahkemece, taraflar arasındaki 10.03.2010 tarihli «hisse devir sözleşmesinde», hisselerin tamamının nominal değer üzerinde davalıya devredildiği ve hisselerle ilgili bu tarihe kadar sorumluluğun satıcıya, bu tarihten sonra ise devir alan alıcıya ait olduğu düzenlenmiş olup, devir bedelinin ödendiği veya hemen ödeneceği hususunda «kesin» ifadelerin «protokolde» yer almadığı, bu protokol kapsamında davacı satıcının edimini yerine getirdiği, hisse devir işleminin şirket «yönetim kurulu» tarafından kabul edilerek «pay defterine» işlendiği, şirketin yeni ortakları tarafından yapılan 15.03.2010 tarihli genel kurul toplantısında davalı alıcının yönetim kurulu üyesi olduğu, bu tarihten sonra 18.03.2010 tarihinde şirket ile davacı arasında bir protokol daha düzenlendiği, bu protokolde yine taraflara «hisse devri» kapsamında bir takım edimlerin yerine getirilmesi hususunda mükellefiyetler yüklendiği, dolayısıyla, 10.03.2010 tarihli hisse devir sözleşmesinin yapılması ile taraflar arasındaki hisse devir işlemlerinin sona ermemiş olduğu, hisselerin davacı tarafından davalıya devrinden sonra dahi hisse devri kapsamında birtakım işlemlerin daha yerine getirilmesi gerektiği yolunda düzenleme yapıldığı, 18.03.2010 tarihli sözleşmedeki edimler nazara alındığında taraflar arasındaki ilişkinin BK'nın 182. maddesi kapsamında peşin satış olduğunun kabulü mümkün olmayıp, veresiye satış bulunduğu ve satım bedelini ödemiş oılduğunu «ispat yükünün» davalı alıcıya ait olduğu,davalı alıcının ise bu iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın kabulü ile, icra takip dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin 9.000,00 TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %15 oranını aşmayacak şekilde değişen oranlarda «avans faizi» uygulanmak suretiyle devamına, alacak likit olduğundan «asıl alacak» miktarının % 40'ı olan 3.600,00 TL «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… davalı şirket çalışanı tarafından davalı şirkete ait araç için davacı şirketten yakıt alındığı ve yakıt bedelleriyle ilgili dava konusu faturaların düzenlendiği ve «fatura» bedellerinin davalı tarafından ödenmediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, asıl alacağın %20’si oranında «icra inkar tazminatının» davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, tarafların «ticari defterlerinin» ve eki belgelerin «ibrazı» sağlanarak bilirkişiden rapor alınıp ayrıca Ülkemizde sigortasız işçi çalıştırılması yaygın olduğundan veresiye fişlerinde ismi bulunan ...’nun davalı yanında çalışıp çalışmadığı yönünde araştırma yapılmak suretiyle davalı çalışanı olup olmadığı tespit edilip, toplanacak deliller sonucunda oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken «eksik inceleme» ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ticari defter · fatura · eksik inceleme · ibraz · teslim
Benzer bu karardaMahkemece, tarafların «ticari defterlerinin» ve eki belgelerin «ibrazı» sağlanarak bilirkişiden rapor alınıp ayrıca Ülkemizde sigortasız işçi çalıştırılması yaygın olduğundan veresiye fişlerinde ismi bulunan ...’nun davalı yanında çalışıp çalışmadığı yönünde araştırma yapılmak suretiyle davalı çalışanı olup olmadığı tespit edilip, toplanacak deliller sonucunda oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken «eksik inceleme» ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
… davalı şirket çalışanı tarafından davalı şirkete ait araç için davacı şirketten yakıt alındığı ve yakıt bedelleriyle ilgili dava konusu faturaların düzenlendiği ve «fatura» bedellerinin davalı tarafından ödenmediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, asıl alacağın %20’si oranında «icra inkar tazminatının» davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, akaryakıt veresiye fişleri ve davacı çalışanı olan tanıkların beyanına göre davanın kabulüne karar verilmiş ise de akaryakıt mal «tesliminin» tanık dinlenilmesi suretiyle ispatı, dava değeri dikkate alındığında mümkün değildir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/11771 E. , 2013/10309 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 07.06.2012 tarih ve 2012/21-2012/342 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava konusu meblağ 17.220 TL'nin altında bulunduğundan HUMK'nun 3156 sayılı kanunla değişik 438. maddesi gereğince duruşma isteğinin reddiyle tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin Gimak Akaryakıt Servis Pazarlama ve Ticaret A.Ş'ne ait hisselerinin devrine ilişkin olarak 10.03.2010 tarihinde hisse devir sözleşmesi düzenlendiğini, bu sözleşmeye göre müvekkilinin şirkette bulunan 3.600,00 pay karşılığı 9.000,00 TL'lik hissesini davalıya devrettiğini, bu devrin aynı tarihte şirket yönetim kurulunun 2010/3 nolu toplantısında görüşülerek oybirliği ile kabul edilip, pay defterine işlendiğini, devir bedelinin ödenmemesi üzerine Ankara 15. İcra Müdürlüğü'nün 2011/8252 sayılı takip dosyası ile başlattıkları icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına ve %40 icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı ile müvekkili arasında hisse devir sözleşmesi düzenlenip, şirket yönetim kurulu tarafından da kabul edilerek pay defterine işlendiğini, 15.03.2010 tarihinde yeni hissedarların genel kurul toplantısı yaparak görev taksimi yaptıklarını, olayların bu gelişimine rağmen davacının 16 ay sonra devir bedelini alamadığından bahisle icra takibi başlattığını, BK'nın 182. maddesi uyarınca peşin satışın söz konusu olup, davacının devir bedelini almadığını ispatlaması gerektiğini, devir bedeli alınmadan işlemlerin yapılmasının mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, taraflar arasındaki 10.03.2010 tarihli hisse devir sözleşmesinde, hisselerin tamamının nominal değer üzerinde davalıya devredildiği ve hisselerle ilgili bu tarihe kadar sorumluluğun satıcıya, bu tarihten sonra ise devir alan alıcıya ait olduğu düzenlenmiş olup, devir bedelinin ödendiği veya hemen ödeneceği hususunda kesin ifadelerin protokolde yer almadığı, bu protokol kapsamında davacı satıcının edimini yerine getirdiği, hisse devir işleminin şirket yönetim kurulu tarafından kabul edilerek pay defterine işlendiği, şirketin yeni ortakları tarafından yapılan 15.03.2010 tarihli genel kurul toplantısında davalı alıcının yönetim kurulu üyesi olduğu, bu tarihten sonra 18.03.2010 tarihinde şirket ile davacı arasında bir protokol daha düzenlendiği, bu protokolde yine taraflara hisse devri kapsamında bir takım edimlerin yerine getirilmesi hususunda mükellefiyetler yüklendiği, dolayısıyla, 10.03.2010 tarihli hisse devir sözleşmesinin yapılması ile taraflar arasındaki hisse devir işlemlerinin sona ermemiş olduğu, hisselerin davacı tarafından davalıya devrinden sonra dahi hisse devri kapsamında birtakım işlemlerin
daha yerine getirilmesi gerektiği yolunda düzenleme yapıldığı, 18.03.2010 tarihli sözleşmedeki edimler nazara alındığında taraflar arasındaki ilişkinin BK'nın 182. maddesi kapsamında peşin satış olduğunun kabulü mümkün olmayıp, veresiye satış bulunduğu ve satım bedelini ödemiş oılduğunu ispat yükünün davalı alıcıya ait olduğu,davalı alıcının ise bu iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın kabulü ile, icra takip dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin 9.000,00 TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %15 oranını aşmayacak şekilde değişen oranlarda avans faizi uygulanmak suretiyle devamına, alacak likit olduğundan asıl alacak miktarının % 40'ı olan 3.600,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2) Dava, anonim şirket pay devir bedelinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, yukarıda açıklandığı gibi, devirden sonra hissesi devredilen dava dışı şirketin yönetim kurulu başkan ve üyesi ile davacı arasında imzalanan 18.03.2010 tarihli iki adet protokol içeriği itibariyle devrin veresiye satış şeklinde yapıldığı, devir bedelinin ödenmesi hususunun ispatının davalıya düştüğü ve davalının da bu hususu kanıtlayamadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme gerekçesinde de açıkca belirtildiği gibi olay tarihinde yürürülükte bulunan BK'nın 182/2. maddesi uyarınca aksine adet veya sözleşme yok ise, alıcı ve satıcı borçlarını aynı zamanda ifa etmekle mükelleftir. Bu itibarla, tarafların imzasını taşıyan 10.03.2010 tarihli hisse devir senedine göre, menkul niteliği taşıyan anonim şirket paylarının devri davacıya yapılmakla, bedelinin de aynı zamanda ödendiğinin kabulü gerekir. Yine mahkeme gerekçesinde 10.03.2010 tarihli hisse devir senedine rağmen, pay devrinin veresiye satış olduğuna dayanak olarak davalının imzası bulunmayan 18.03.2010 tarihli dava dışı anonim şirket başkanı ve yünetim kurulu üyesi ile davacı arasında imzalanan protokollerin devir ile alakalı olduğu, dolayısıyla 10.03.2010 tarihli hisse devir sözleşmesi ile devir ilişkinin sona ermediği ve devrin veresiye olduğu kabul edilmiştir.
Ancak yukarıda bahsi geçen iki adet protokolde davacının imzası yoktur. Her ne kadar mahkemece, davalının yönetim kurulu üyesi olması sebebiyle, bu protokollerden haberi olmadığının düşünülemiyeceği belirtilmiş ise de, bunun kabulü mümkün olmadığı gibi, protokol içeriği gözetildiğinde de dava dışı şirketin kredi borçlarının ödenmesi karşılığında şirkete ait birtakım araçların davacının göstereceği kişilere ve onun talimatı doğrultusunda satılması ile satış bedellerinin davacıya nakden ödeneceğinin öngörüldüğü ve pay devrinden bahsedilmediği dolayısıyla protokollerin açıklanan bu içerikleri itibariyle taraflar arasındaki yapılan anonim şirket pay devri sözleşmesi ile ilişkilendirilmesinin söz konusu olamayacağı açıktır.
Bu durum karşısında aksi görüş ve yazılı gerekçe ile protokol ile devir sözleşmesi ilişkilendirilerek davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, kararın (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 20.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/521951700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz