Borçlu Olmadığının Tespiti
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2019/31 E. 2019/811 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
teslim tutanağı↗ hakediş↗ taşıtan↗ kesin delil↗ acentelik sözleşmesi↗ teminat senedi↗ acente↗ ticari defter kayıtları↗ sözleşmeden doğan dava↗ müteselsil sorumluluk↗ münhasırlık↗ acentelik↗ cy/cy şerhi↗ protokol↗ ticari defter↗ fatura↗ teminat↗ teslim↗ kesin hüküm↗ e-defter↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya ve alınan ek bilirkişi raporuna göre, davalı kayıtlarında acenteyi davacıdan devralan dava dışı ... Ltd. Şti.nin 31/.../2009 tarihi itibariyle 56.465,61 TL, takip ve dava tarihi itibariyle 61.279,58 TL borçlu bulunduğunun anlaşıldığı, davacının Eylül ve Ekim 2009 dönem hakedişleri nedeniyle toplam ....072,... TL davalıdan alacaklı olduğunu iddia etmesine rağmen, dava dışı devralan şirketin davalıya mezkur alacaklar için Aralık 2011 tarihli ... adet fatura düzenlediği ve bunların kanuni süresi içinde düzenlenmemiş olması yanında davalı şirket ticari defterlerinde de kayıtlı olmaması nedeniyle borcu söndürücü nitelikte olmadığı, ........2009 tarihli demirbaş teslim tutanağında daha sonra düzenlenmesi yönünden şerh düşülen demirbaş bedellerine dair faturanın 5.965,... TL bedelle teslim tutanağından kanuni süresinden çok sonra düzenlendiği ve ayrıca mezkur faturanın da davalı şirketin ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı, bunun yanında demirbaş sayısı bakımından da teslim tutanağı ve kesilen faturanın birbiriyle örtüşmediğinden davacının bu kalem alacak iddiasının da borcu söndürücü etkisinin olmadığı, dava dışı acentenin acentelik sözleşmesinin .... maddesi gereği davalı adına taşıma bedelini tahsil ile yükümlü olduğu ve taşıtandan tahsili gereken 36.690,42 TL’yi tahsil etmediği, bu bedel karşılığı taşıtan tarafından davalıya verilen 4 adet çekin de gününde
ödenmemiş olmasından davacının sorumlu olacağı ve buna istinaden davalının ticari defterlerine mezkur bedelin dava dışı acente borcu olarak kaydedilmesinin yanlış olmadığı, tüm bunlardan hareketle davalı şirketin acente sözleşmesinden doğan cari alacağına istinaden dava konusu teminat senedini takibe koymasında hukuka aykırılık bulunmadığı, davacının davasını taraflar arasındaki acente sözleşmesinin davalının ticari defterlerinin doğacak uyuşmazlıkta kesin delil olacağı yönündeki hükmü karşısında davalı delillerine eş değer delillerle ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, taraflar arasında vaki olup son bulan acentelik sözleşmesi kapsamında düzenlenen ve davalı tarafından icra takibine konu edilen senetten ötürü borçlu bulunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Takip ve dava konusu senedin, taraflar arasında düzenlenen acentelik protokolü sırasında tanzim ve davalıya tevdi edildiği belirgin olup taraflar arasında bu hususta bir ihtilaf bulunmamaktadır. Şu halde, işbu senedin davacının, acentelik sözleşmesinden kaynaklanan ve münhasıran bu sözleşme sona erene değin oluşan borçlarına karşılık teminat senedi olarak düzenlendiğinin kabulü gerekir. Davacı ile ... Kargo Ltd. Şti. arasında, davalının da katılımıyla düzenlenen devir protokolünde, dava konusu senedin, 818 sayılı BK’nın 179. maddesi hükmü çerçevesinde, iki yıl süre ile, davacının devirden sonra devralan ile birlikte müteselsil olarak sorumlu bulunduğu borçları da temin ettiğine yahut edeceğine dair bir hüküm bulunmamaktadır. Mahkemece bozma ilamı çerçevesinde alınan ek raporda, davalı defterlerine göre, işletmenin dava dışı .... Kargo Ltd. Şti’ye devir tarihi olan ....06.2009 itibariyle davacının davalıdan 9.654,... TL alacaklı bulunduğu belirtilmiştir. Şu halde, davalının, taraflar arasındaki sözleşmenin hitam tarihi itibariyle davacıdan acentelik sözleşmesinden kaynaklanan bir alacağı bulunmadığından, elinde bulundurduğu teminat senedini, tek taraflı bir tasarruf ile, devir tarihinden sonra doğan alacaklarının ödenmediğinden bahisle davacı aleyhine icra takibine koymasında hukuka uyarlılık bulunmamaktadır.
Açıklanan hususlar çerçevesinde, davacının takip konusu senetten ötürü davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle yerel mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/6792 E. 2014/14429 K.
Ortak:teslim tutanağı · hakediş · kesin delil · acentelik sözleşmesi · teminat senedi · acente · acentelik · protokol
İncelediğiniz karardaTL bedelle «teslim tutanağından» kanuni süresinden çok sonra düzenlendiği ve ayrıca mezkur faturanın da davalı şirketin «ticari defterlerinde kayıtlı» olmadığı, bunun yanında demirbaş sayısı bakımından da teslim tutanağı ve kesilen faturanın birbiriyle örtüşmediğinden davacının bu kalem alacak iddiasının da borcu söndürücü etkisinin olmadığı, dava dışı «acentenin» «acentelik sözleşmesinin» .... maddesi gereği davalı adına taşıma bedelini tahsil ile yükümlü olduğu ve «taşıtandan» tahsili gereken 36.690,42 TL’yi tahsil etmediği, bu bedel karşılığı taşıtan tarafından davalıya verilen 4 adet çekin de gününde ödenmemiş olmasından davacının sorumlu olacağı ve buna istinaden davalının ticari defterlerine mezkur bedelin dava dışı «acente» borcu olarak kaydedilmesinin yanlış olmadığı, tüm bunlardan hareketle davalı şirketin acente «sözleşmesinden doğan» cari alacağına istinaden dava konusu «teminat senedini» takibe koymasında hukuka aykırılık bulunmadığı, davacının davasını taraflar arasındaki acente sözleşmesinin davalının ticari defterlerinin doğacak uyuşmazlıkta «kesin delil» olacağı yönündeki hükmü karşısında davalı delillerine eş değer delillerle ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Şu halde, işbu senedin davacının, «acentelik sözleşmesinden» kaynaklanan ve «münhasıran» bu sözleşme sona erene değin oluşan borçlarına karşılık «teminat senedi» olarak düzenlendiğinin kabulü gerekir.
Şu halde, davalının, taraflar arasındaki sözleşmenin hitam tarihi itibariyle davacıdan «acentelik sözleşmesinden» kaynaklanan bir alacağı bulunmadığından, elinde bulundurduğu «teminat senedini», tek taraflı bir tasarruf ile, devir tarihinden sonra doğan alacaklarının ödenmediğinden bahisle davacı aleyhine icra takibine koymasında hukuka uyarlılık bulunmamaktadır.
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma, toplanan deliller, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, her ne kadar davacı tarafça daha önce «acentesi» olduğu davalı şirkete «teminat» olarak verilen imzalı boş senet niteliğindeki «bononun» acentenin devrinden sonra kendisine iade edilmediği belirtilerek takip konusu yapılan bu senet ile borçlu olmadığının tespiti ve takibin iptali istenilmiş ise de, davacının davalı ile olan «acentelik ilişkisinin» 3. bir şirkete devir edilerek sona erdiği, bu devir «protokolü» uyarınca, davacı ile davalı arasında önceden geçerli olan «acente» sözleşmesi hükümleri kapsamında devirden sonra da 2 yıl süre ile acentenin borçlarından dolayı sorumluluğunun devam ettiği, davalı tarafça yapılan incelemede devir alan şirketin davalı adına kestiği bir kısım «fatura» bedellerini davalıya göndermeyip acente bünyesinde tuttuğu, yine bir kısım demirbaşları «fesih» sonrası iade etmediği, borca mahsuben verilen bir kısım çeklerin de karşılığının bulunmadığının tespit edildiği, bu nedenle takip tarihi itibariyle davalı şirketin devir alan dava dışı şirketten 61.279,58 TL alacaklı bulunduğu, «teminat senedi» niteliğindeki dava konusu 16.000 USD bedelli senedin ise bu alacak miktarının altında kalmakla davalının söz konusu senedi takip konusu yapmakta haklı bulunduğu gerekçesiyle, davacının «menfi tespit» ve iptale yönelik davasının reddine, dava reddedilmekle birlikte dava nedeniyle takibin tedbiren durdurulmadığı anlaşıldığından, davalı tarafın davacı aleyhine «inkar tazminatına» hükmedilmesine yönelik talebinin de reddine karar verilmiştir.
Ancak, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, taraflar arasında münakit 10.09.2005 tarihli «acentelik sözleşmesinin» 43. maddesinde çıkacak ihtilaflarda davalının «defter» ve kayıtlarının geçerli ve «kesin delil» teşkil edeceği, davalı şirketin, defter kayıtları uyarınca davacıdan takip ve dava tarihi itibariyle 61.279,58 TL alacaklı olup, davalının bu alacağının tahsilini teminen senedi takibe koymasında yasa, sözleşme ve «objektif iyiniyet kurallarına» aykırılık bulunmadığının belirtildiği, davacı tarafın da «bilirkişi raporuna itirazında» dosyada mevcut iddia ve beyanları ile bu iddialarını destekler mahiyetteki delil ve belgelerinin özellikle de malzemelerin «teslimine» ilişkin tutanaklar ile diğer ilgili tutanaklar, çekler, «hakedişler», bu kapsamda keşide edilen «ihtarnameler», delil olarak sunulan icra dosyaları ve dava dosyası kapsamları incelenmeksizin rapor düzenlendiği belirtilmek suretiyle bilirkişi raporuna yönelik somut ve ciddi itirazlarda bulunduğunun anlaşılması karşısında, mahkemece davacının rapora yönelik işbu itirazlarının ve dayanılan belgelerin iddia edildiği üzere borcu söndürücü nitelikte bulunup bulunmadığının değerlendirilip, gerekirse bu itirazları karşılayacak şekilde ek rapor ya da farklı bir bilirkişi heyetinden yeni bir bilirkişi raporu alınmak ve sonucuna göre karar vermek gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2-Dava, taraflar arasında akdedilen «acentelik sözleşmesi» uyarınca «teminat» olarak verildiği iddia edilen senedin icra takibine konulması nedeniyle bu senetten dolayı borçlu bulunmadığının tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:acentelik ilişkisi · objektif iyiniyet · iyiniyet kuralı · bilirkişi raporuna itiraz · menfi tespit davası · itirazın iptali davası · yetki itirazı · iyiniyet
Benzer bu karardaAncak, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, taraflar arasında münakit 10.09.2005 tarihli «acentelik sözleşmesinin» 43. maddesinde çıkacak ihtilaflarda davalının «defter» ve kayıtlarının geçerli ve «kesin delil» teşkil edeceği, davalı şirketin, defter kayıtları uyarınca davacıdan takip ve dava tarihi itibariyle 61.279,58 TL alacaklı olup, davalının bu alacağının tahsilini teminen senedi takibe koymasında yasa, sözleşme ve «objektif iyiniyet kurallarına» aykırılık bulunmadığının belirtildiği, davacı tarafın da «bilirkişi raporuna itirazında» dosyada mevcut iddia ve beyanları ile bu iddialarını destekler mahiyetteki delil ve belgelerinin özellikle de malzemelerin «teslimine» ilişkin tutanaklar ile diğer ilgili tutanaklar, çekler, «hakedişler», bu kapsamda keşide edilen «ihtarnameler», delil olarak sunulan icra dosyaları ve dava dosyası kapsamları incelenmeksizin rapor düzenlendiği belirtilmek suretiyle bilirkişi raporuna yönelik somut ve ciddi itirazlarda bulunduğunun anlaşılması karşısında, mahkemece davacının rapora yönelik işbu itirazlarının ve dayanılan belgelerin iddia edildiği üzere borcu söndürücü nitelikte bulunup bulunmadığının değerlendirilip, gerekirse bu itirazları karşılayacak şekilde ek rapor ya da farklı bir bilirkişi heyetinden yeni bir bilirkişi raporu alınmak ve sonucuna göre karar vermek gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması, davanın «itirazın iptali davası» olmayıp, «menfi tespit davası» olması ve davalının «yetki itirazında» bulunmamış olmasına göre, davacının yetki itirazı ile aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanan deliller, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, her ne kadar davacı tarafça daha önce «acentesi» olduğu davalı şirkete «teminat» olarak verilen imzalı boş senet niteliğindeki «bononun» acentenin devrinden sonra kendisine iade edilmediği belirtilerek takip konusu yapılan bu senet ile borçlu olmadığının tespiti ve takibin iptali istenilmiş ise de, davacının davalı ile olan «acentelik ilişkisinin» 3. bir şirkete devir edilerek sona erdiği, bu devir «protokolü» uyarınca, davacı ile davalı arasında önceden geçerli olan «acente» sözleşmesi hükümleri kapsamında devirden sonra da 2 yıl süre ile acentenin borçlarından dolayı sorumluluğunun devam ettiği, davalı tarafça yapılan incelemede devir alan şirketin davalı adına kestiği bir kısım «fatura» bedellerini davalıya göndermeyip acente bünyesinde tuttuğu, yine bir kısım demirbaşları «fesih» sonrası iade etmediği, borca mahsuben verilen bir kısım çeklerin de karşılığının bulunmadığının tespit edildiği, bu nedenle takip tarihi itibariyle davalı şirketin devir alan dava dışı şirketten 61.279,58 TL alacaklı bulunduğu, «teminat senedi» niteliğindeki dava konusu 16.000 USD bedelli senedin ise bu alacak miktarının altında kalmakla davalının söz konusu senedi takip konusu yapmakta haklı bulunduğu gerekçesiyle, davacının «menfi tespit» ve iptale yönelik davasının reddine, dava reddedilmekle birlikte dava nedeniyle takibin tedbiren durdurulmadığı anlaşıldığından, davalı tarafın davacı aleyhine «inkar tazminatına» hükmedilmesine yönelik talebinin de reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/11796 E. 2010/10326 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ilan
Benzer bu karardaYargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere, karar düzeltme aşamasında kesinleşmiş ancak temyiz inceleme tarihinde henüz kesinleşmemiş ceza mahkemesi kararının mahkemece bozma «ilanına» uyulması halinde değerlendirilecek olmasına göre davacı vekilinin HUMK' nun 440.maddesi de sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme itirazlarının reddi gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/11512 E. 2011/4127 K.
Ortak:hakediş · acentelik sözleşmesi · teminat senedi · acente · acentelik · teminat · teslim
İncelediğiniz karardaTL bedelle «teslim tutanağından» kanuni süresinden çok sonra düzenlendiği ve ayrıca mezkur faturanın da davalı şirketin «ticari defterlerinde kayıtlı» olmadığı, bunun yanında demirbaş sayısı bakımından da teslim tutanağı ve kesilen faturanın birbiriyle örtüşmediğinden davacının bu kalem alacak iddiasının da borcu söndürücü etkisinin olmadığı, dava dışı «acentenin» «acentelik sözleşmesinin» .... maddesi gereği davalı adına taşıma bedelini tahsil ile yükümlü olduğu ve «taşıtandan» tahsili gereken 36.690,42 TL’yi tahsil etmediği, bu bedel karşılığı taşıtan tarafından davalıya verilen 4 adet çekin de gününde ödenmemiş olmasından davacının sorumlu olacağı ve buna istinaden davalının ticari defterlerine mezkur bedelin dava dışı «acente» borcu olarak kaydedilmesinin yanlış olmadığı, tüm bunlardan hareketle davalı şirketin acente «sözleşmesinden doğan» cari alacağına istinaden dava konusu «teminat senedini» takibe koymasında hukuka aykırılık bulunmadığı, davacının davasını taraflar arasındaki acente sözleşmesinin davalının ticari defterlerinin doğacak uyuşmazlıkta «kesin delil» olacağı yönündeki hükmü karşısında davalı delillerine eş değer delillerle ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Şu halde, işbu senedin davacının, «acentelik sözleşmesinden» kaynaklanan ve «münhasıran» bu sözleşme sona erene değin oluşan borçlarına karşılık «teminat senedi» olarak düzenlendiğinin kabulü gerekir.
Şu halde, davalının, taraflar arasındaki sözleşmenin hitam tarihi itibariyle davacıdan «acentelik sözleşmesinden» kaynaklanan bir alacağı bulunmadığından, elinde bulundurduğu «teminat senedini», tek taraflı bir tasarruf ile, devir tarihinden sonra doğan alacaklarının ödenmediğinden bahisle davacı aleyhine icra takibine koymasında hukuka uyarlılık bulunmamaktadır.
Benzer bu kararda2- Dava, «acentelik sözleşmesinin» haksız feshi nedenine dayalı «acente» alacağı için başlatılan takibe itirazın iptali, alacağın geç ödenmesi nedeniyle yapılan harcamalar, eşya bedeli, «portföy tazminatı» ve işçi ücretleri için davalı-karşı davacı tarafından yapılan kesintinin tahsili, isim hakkı için ödenen miktarın «istirdadı», «teminat senedinin» iptali ve iadesi istemine; karşı dava ise, acente sözleşmesinin davacı-karşı davalı acente tarafından haksız feshi nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre, davacı tarafça yapılan icra takibinde «hakediş alacağının» tamamının tahsil edildiği, vergi ve SSK «primlerinin» geç ödenmesindeki sorumluluğun davacıya ait olduğu, davacı sözleşme süresince davalı şirketin ismini kullandığından isim hakkı için ödenen ücretin geri istenemeyeceği, davacının T.T.K.nun 134. maddesi kapsamında başlamış ve tamamlanmayan işi bulunduğunu kanıtlayamadığı, davacı tarafça çalıştırılan ancak ücretleri ödenmeyen işçiler için davalının yapıtığı kesintinin yerinde olduğu gerekçesiyle anılan istemlerin reddine, 2.000,00 TL eşya bedeli alacağının davalıdan tahsiline, davacının 30.000 USD’lık «teminat senedi» nedeniyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
Davacı vekilince «teminat» olarak verilen 30.000 USD tutarındaki «bononun» müvekkiline iadesi veya iptali istenilmesine rağmen mahkemece uyuşmazlığın «menfi tespit» istemi olarak değerlendirilerek davacı-karşı davalının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi doğru olmadığı gibi, istem menfi tespit olarak değerlendirildiği halde, davacı-karşı davalı yararına «nispi vekalet ücreti» yerine «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi de doğru görülmemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hakediş alacağı · portföy tazminatı · nispi vekalet ücreti · maktu vekalet ücreti · ek prim · olumsuz oy · bono · istirdat
Benzer bu karardaDavacı vekilince «teminat» olarak verilen 30.000 USD tutarındaki «bononun» müvekkiline iadesi veya iptali istenilmesine rağmen mahkemece uyuşmazlığın «menfi tespit» istemi olarak değerlendirilerek davacı-karşı davalının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi doğru olmadığı gibi, istem menfi tespit olarak değerlendirildiği halde, davacı-karşı davalı yararına «nispi vekalet ücreti» yerine «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi de doğru görülmemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre, davacı tarafça yapılan icra takibinde «hakediş alacağının» tamamının tahsil edildiği, vergi ve SSK «primlerinin» geç ödenmesindeki sorumluluğun davacıya ait olduğu, davacı sözleşme süresince davalı şirketin ismini kullandığından isim hakkı için ödenen ücretin geri istenemeyeceği, davacının T.T.K.nun 134. maddesi kapsamında başlamış ve tamamlanmayan işi bulunduğunu kanıtlayamadığı, davacı tarafça çalıştırılan ancak ücretleri ödenmeyen işçiler için davalının yapıtığı kesintinin yerinde olduğu gerekçesiyle anılan istemlerin reddine, 2.000,00 TL eşya bedeli alacağının davalıdan tahsiline, davacının 30.000 USD’lık «teminat senedi» nedeniyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
2- Dava, «acentelik sözleşmesinin» haksız feshi nedenine dayalı «acente» alacağı için başlatılan takibe itirazın iptali, alacağın geç ödenmesi nedeniyle yapılan harcamalar, eşya bedeli, «portföy tazminatı» ve işçi ücretleri için davalı-karşı davacı tarafından yapılan kesintinin tahsili, isim hakkı için ödenen miktarın «istirdadı», «teminat senedinin» iptali ve iadesi istemine; karşı dava ise, acente sözleşmesinin davacı-karşı davalı acente tarafından haksız feshi nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.
3- Davalı-karşı davacının süresinde verdiği cevap dilekçesi ile harcını da ödeyerek karşı dava açtığı halde, karşı dava ile ilgili olumlu yada «olumsuz» bir karar verilmemesi doğru olmamış, davalı - karşılık davacı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz isteminin kabulü ile kararın bu bakımındalar da anılan taraf yararına bozulması gerekmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/7784 E. 2012/404 K.
Ortak:acente · acentelik · teminat
İncelediğiniz karardaTL bedelle «teslim tutanağından» kanuni süresinden çok sonra düzenlendiği ve ayrıca mezkur faturanın da davalı şirketin «ticari defterlerinde kayıtlı» olmadığı, bunun yanında demirbaş sayısı bakımından da teslim tutanağı ve kesilen faturanın birbiriyle örtüşmediğinden davacının bu kalem alacak iddiasının da borcu söndürücü etkisinin olmadığı, dava dışı «acentenin» «acentelik sözleşmesinin» .... maddesi gereği davalı adına taşıma bedelini tahsil ile yükümlü olduğu ve «taşıtandan» tahsili gereken 36.690,42 TL’yi tahsil etmediği, bu bedel karşılığı taşıtan tarafından davalıya verilen 4 adet çekin de gününde ödenmemiş olmasından davacının sorumlu olacağı ve buna istinaden davalının ticari defterlerine mezkur bedelin dava dışı «acente» borcu olarak kaydedilmesinin yanlış olmadığı, tüm bunlardan hareketle davalı şirketin acente «sözleşmesinden doğan» cari alacağına istinaden dava konusu «teminat senedini» takibe koymasında hukuka aykırılık bulunmadığı, davacının davasını taraflar arasındaki acente sözleşmesinin davalının ticari defterlerinin doğacak uyuşmazlıkta «kesin delil» olacağı yönündeki hükmü karşısında davalı delillerine eş değer delillerle ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Şu halde, işbu senedin davacının, «acentelik sözleşmesinden» kaynaklanan ve «münhasıran» bu sözleşme sona erene değin oluşan borçlarına karşılık «teminat senedi» olarak düzenlendiğinin kabulü gerekir.
Şu halde, davalının, taraflar arasındaki sözleşmenin hitam tarihi itibariyle davacıdan «acentelik sözleşmesinden» kaynaklanan bir alacağı bulunmadığından, elinde bulundurduğu «teminat senedini», tek taraflı bir tasarruf ile, devir tarihinden sonra doğan alacaklarının ödenmediğinden bahisle davacı aleyhine icra takibine koymasında hukuka uyarlılık bulunmamaktadır.
Benzer bu karardaDavalı ... şirketinin «acentesi» tarafından düzenlenen poliçede demirbaş mallar için «teminat» verilmemiştir.
Rizikonun gerçekleşmesinden sonra poliçeyi düzenleyen «acente» tarafından davalı ... şirketine yazılan yazıda yanlışlıkla demirbaş «teminatı» yerine emtia teminatı yazıldığının bildirilmesi demirbaş malların teminat altına alındığını göstermez.
Mahkemece, demirbaş «hırsızlığının» «sigorta poliçesi» kapsamında olduğu, 2.400,00-TL’yi aşan bilgisayar, aksam ve teferruatlarının «teminat» dışında kaldığı gerekçeleriyle davanın kısmen kabulü ile, 1.986,95-TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek «reeskont faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hırsızlık · reeskont faizi · sigorta poliçesi
Benzer bu karardaMahkemece, demirbaş «hırsızlığının» «sigorta poliçesi» kapsamında olduğu, 2.400,00-TL’yi aşan bilgisayar, aksam ve teferruatlarının «teminat» dışında kaldığı gerekçeleriyle davanın kısmen kabulü ile, 1.986,95-TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek «reeskont faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2019/31 E. , 2019/811 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada ... .... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen .../04/2016 tarih ve 2015/217-2016/264 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davacı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için mahalline gönderilen dosyanın eksikliklerin giderilmesinden sonra gönderildiği anlaşılmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı asil, davalı tarafından aleyhine yürütülen icra takibinin yetkili icra dairesinde başlatılmadığını, yetkili icra dairesinin ... İcra Daireleri olması nedeniyle öncelikle yetki yönünden takibin yasal olmadığını, daha önce davalı şirketin ... acentesi olduğunu, kendisinden acenteliği sırasında açığa imzalı bono alındığını, acenteliği sona erince bononun iadesini istemesine rağmen davalı tarafından iade edilmediği gibi, üzerinin doldurularak takibe konulduğunu, aleyhine yürütülen takibe ayrıca itiraz da ettiğini, takibe konu bono nedeniyle herhangi bir borcunun bulunmadığını ileri sürerek, davalıya borçlu olmadığının tespiti ile takibin iptaline ve davacının %40'dan aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini ve davacı aleyhine %40'dan az olmamak üzere tazminata hükmedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya ve alınan ek bilirkişi raporuna göre, davalı kayıtlarında acenteyi davacıdan devralan dava dışı ... Ltd. Şti.nin 31/.../2009 tarihi itibariyle 56.465,61 TL, takip ve dava tarihi itibariyle 61.279,58 TL borçlu bulunduğunun anlaşıldığı, davacının Eylül ve Ekim 2009 dönem hakedişleri nedeniyle toplam ....072,... TL davalıdan alacaklı olduğunu iddia etmesine rağmen, dava dışı devralan şirketin davalıya mezkur alacaklar için Aralık 2011 tarihli ... adet fatura düzenlediği ve bunların kanuni süresi içinde düzenlenmemiş olması yanında davalı şirket ticari defterlerinde de kayıtlı olmaması nedeniyle borcu söndürücü nitelikte olmadığı, ........2009 tarihli demirbaş teslim tutanağında daha sonra düzenlenmesi yönünden şerh düşülen demirbaş bedellerine dair faturanın 5.965,...
TL bedelle teslim tutanağından kanuni süresinden çok sonra düzenlendiği ve ayrıca mezkur faturanın da davalı şirketin ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı, bunun yanında demirbaş sayısı bakımından da teslim tutanağı ve kesilen faturanın birbiriyle örtüşmediğinden davacının bu kalem alacak iddiasının da borcu söndürücü etkisinin olmadığı, dava dışı acentenin acentelik sözleşmesinin .... maddesi gereği davalı adına taşıma bedelini tahsil ile yükümlü olduğu ve taşıtandan tahsili gereken 36.690,42 TL’yi tahsil etmediği, bu bedel karşılığı taşıtan tarafından davalıya verilen 4 adet çekin de gününde
ödenmemiş olmasından davacının sorumlu olacağı ve buna istinaden davalının ticari defterlerine mezkur bedelin dava dışı acente borcu olarak kaydedilmesinin yanlış olmadığı, tüm bunlardan hareketle davalı şirketin acente sözleşmesinden doğan cari alacağına istinaden dava konusu teminat senedini takibe koymasında hukuka aykırılık bulunmadığı, davacının davasını taraflar arasındaki acente sözleşmesinin davalının ticari defterlerinin doğacak uyuşmazlıkta kesin delil olacağı yönündeki hükmü karşısında davalı delillerine eş değer delillerle ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, taraflar arasında vaki olup son bulan acentelik sözleşmesi kapsamında düzenlenen ve davalı tarafından icra takibine konu edilen senetten ötürü borçlu bulunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Takip ve dava konusu senedin, taraflar arasında düzenlenen acentelik protokolü sırasında tanzim ve davalıya tevdi edildiği belirgin olup taraflar arasında bu hususta bir ihtilaf bulunmamaktadır. Şu halde, işbu senedin davacının, acentelik sözleşmesinden kaynaklanan ve münhasıran bu sözleşme sona erene değin oluşan borçlarına karşılık teminat senedi olarak düzenlendiğinin kabulü gerekir. Davacı ile ... Kargo Ltd. Şti. arasında, davalının da katılımıyla düzenlenen devir protokolünde, dava konusu senedin, 818 sayılı BK’nın 179. maddesi hükmü çerçevesinde, iki yıl süre ile, davacının devirden sonra devralan ile birlikte müteselsil olarak sorumlu bulunduğu borçları da temin ettiğine yahut edeceğine dair bir hüküm bulunmamaktadır.
Mahkemece bozma ilamı çerçevesinde alınan ek raporda, davalı defterlerine göre, işletmenin dava dışı .... Kargo Ltd. Şti’ye devir tarihi olan ....06.2009 itibariyle davacının davalıdan 9.654,... TL alacaklı bulunduğu belirtilmiştir. Şu halde, davalının, taraflar arasındaki sözleşmenin hitam tarihi itibariyle davacıdan acentelik sözleşmesinden kaynaklanan bir alacağı bulunmadığından, elinde bulundurduğu teminat senedini, tek taraflı bir tasarruf ile, devir tarihinden sonra doğan alacaklarının ödenmediğinden bahisle davacı aleyhine icra takibine koymasında hukuka uyarlılık bulunmamaktadır.
Açıklanan hususlar çerçevesinde, davacının takip konusu senetten ötürü davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle yerel mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan gerekçeyle, davacı vekilinin temyiz talebinin kabulü ile yerel mahkeme hükmünün anılan taraf yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 04/02/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/481622400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz