Sigorta tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/5385 E. 2013/5377 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
alacaklı temerrüdü↗ borcun ifası↗ munzam zarar↗ sigorta tazminatı↗ işyeri sigortası↗ aktif dava ehliyeti↗ ibra↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ protokol↗ taraf ehliyeti↗ temerrüt faizi↗ feragat↗ sulh↗ kusur↗ temerrüt↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacı firma, 2008 yılında meydana gelen yangın nedeniyle açtığı davadaki talebi ile ilgili olarak 18.11.2009 tarihinde sulh ve feragat protokolü imzaladığı, sözleşmede belirtilen şartın (ödeme) gerçekleşmesi nedeniyle 18.11.2009 tarihi itibariyle dava konusu olayla ilgili tüm haklardan feragat ettiği, davalıyı ibra ettiği, bu tarihten önceki zararlar yönünden davalı ibra edildiğine, bu tarihten sonra protokol hükümlerine göre yapılması gereken ve yapılan ödemenin de geç yapıldığı iddia edilmediğine göre munzam zararın oluşmadığı, şirket ortaklarının üçüncü kişilerin şirkete verdiği zararlar nedeniyle doğrudan talepte bulunamayacakları, gerçek kişi davacıların aktif dava ehliyetlerinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışındaki sair temyiz itirazları yerinde değildir.
...- Dava, işyeri sigortasından kaynaklanan munzam zararın tazmini istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda anılan gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemenin gerekçesine dayanak 18.11.2009 tarihli Sulh ve Feragat Protokolü "İş bu protokol, ...Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2009/240 esas sayılı dosyası ile ilgili olarak" ifadelerini barındırmakla, söz konusu Sulh ve Feragat Protokolünün açıkca ...Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2009/140 esas sayılı dosyasına ilişkin olduğu, ilişkin olduğu dosyanın incelenmesinde ise, davacı tarafın, davalı ... şirketinden işyerinde meydana gelen yangın nedeniyle tazminat ve faiz isteminde bulunduğu anlaşılmakta olup, adı geçen dava dosyasında munzam zarar dava konusu değildir. Dava tarihinde yürürlükte bulanan 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 105. maddesi “Alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir kusur isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir.” hükmünü haiz olup, munzam zarar yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl borcun ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Munzam zarar borcunun hukuki nedeni asıl alacağın temerrüde uğramasıdır. Alacağın temerrüde uğraması, esas alacağın kaynaklandığı hukuki işlem ve olaydan ayrı ve farklı bir hukuki sebep teşkil etmektedir. Munzam zarara dayalı talep hakkı, esas itibariyle bir alacak hakkıdır. (Dairemizin 2012/275 esas-2013/759 karar sayılı kararı) BK 105. maddesinde düzenlenen munzam zarar, borçlunun mütemerrit olması durumunda, alacaklının, temerrüt faiziyle karşılanmayan ve temerrüt faizini aşan zararıdır ve faizden ayrı talep edilebilir.
Bu durumda, ...Asliye Ticaret Mahkamesi'nin 2009/240 esas sayılı dosyası için ve o dosyada dava konusu olan sigorta tazminatı ve faizine ilişkin olarak düzenlenen Sulh ve Feragat Protokolünün munzam zarar alacağını kapsamadığı değerlendirilerek, davanın esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/3490 E. 2017/2140 K.
Ortak:alacaklı temerrüdü · borcun ifası · munzam zarar · temerrüt faizi · kusur · temerrüt
İncelediğiniz kararda… yürürlükte bulanan 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 105. maddesi “Alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir «kusur» isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir.” hükmünü haiz olup, «munzam zarar» yükümlülüğü, asıl borç ve «temerrüt faizi» ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl «borcun ifasına» kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Munzam zarara dayalı talep hakkı, esas itibariyle bir alacak hakkıdır. (Dairemizin 2012/275 esas-2013/759 karar sayılı kararı) BK 105. maddesinde düzenlenen «munzam zarar», borçlunun mütemerrit olması durumunda, «alacaklının, temerrüt» faiziyle karşılanmayan ve «temerrüt faizini» aşan zararıdır ve faizden ayrı talep edilebilir.
… ece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacı firma, 2008 yılında meydana gelen yangın nedeniyle açtığı davadaki talebi ile ilgili olarak 18.11.2009 tarihinde «sulh» ve «feragat» «protokolü» imzaladığı, sözleşmede belirtilen şartın (ödeme) gerçekleşmesi nedeniyle 18.11.2009 tarihi itibariyle dava konusu olayla ilgili tüm haklardan feragat ettiği, davalıyı «ibra» ettiği, bu tarihten önceki zararlar yönünden davalı ibra edildiğine, bu tarihten sonra protokol hükümlerine göre yapılması gereken ve yapılan ödemenin de geç yapıldığı iddia edilmediğine göre «munzam zararın» oluşmadığı, şirket ortaklarının üçüncü kişilerin şirkete verdiği zararlar nedeniyle doğrudan talepte bulunamayacakları, gerçek kişi davacıların aktif dava «ehliyetlerinin» bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda818 sayılı BK'nın 105. maddesinde düzenlenen «munzam zarar», borçlunun mütemerrit olması durumunda, «alacaklının, temerrüt» faiziyle karşılanmayan ve «temerrüt faizini» aşan zararıdır ve faizden ayrı talep edilebilir.
Munzam zarar yükümlülüğü, asıl borç ve «temerrüt faizi» ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl «borcun ifasına» kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Bu suretle, 74,22 TL tazminat hüküm altına alınmadığından kesinleşen 14,00 TL alacağın «temerrüt» faiziyle karşılanmayan ve «temerrüt faizini» aşan kısmının «munzam zarar» alacağı olarak hesaplanması, BK'nın 105 nci maddesinde «zamanaşımı» yönünden de ayrık özel bir hüküm getirilmemiş olup, bu durumda, bu alacağa da BK'nın 125 nci maddesindeki, on yıllık zamanaşımı uygulanacağından munzam zarar davasının açıldığı işbu dava tarihinden geriye doğru on yıllık süre içerisinde «gerçekleşen zarar» bölümünün talep edilebileceği nazara alınarak istenebilecek munzam zarar miktarının belirlenmesi gerekmektedir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yoksun kalınan kâr · gerçek zarar · ıslah · maddi tazminat · zamanaşımı
Benzer bu karardaBu suretle, 74,22 TL tazminat hüküm altına alınmadığından kesinleşen 14,00 TL alacağın «temerrüt» faiziyle karşılanmayan ve «temerrüt faizini» aşan kısmının «munzam zarar» alacağı olarak hesaplanması, BK'nın 105 nci maddesinde «zamanaşımı» yönünden de ayrık özel bir hüküm getirilmemiş olup, bu durumda, bu alacağa da BK'nın 125 nci maddesindeki, on yıllık zamanaşımı uygulanacağından munzam zarar davasının açıldığı işbu dava tarihinden geriye doğru on yıllık süre içerisinde «gerçekleşen zarar» bölümünün talep edilebileceği nazara alınarak istenebilecek munzam zarar miktarının belirlenmesi gerekmektedir.
2- Dava, «munzam zarar» ve «maddi tazminat» istemine ilişkindir. ...
Otel ve Tesisleri Limited Şirketi'nin otel inşaatının davalıların kusurlu hareketleri nedeniyle tamamlanamaması nedeniyle 1977-1986 tarihleri arasındaki «yoksun kalınan» gelirin tazmini istenmiş, mahkemenin 11/03/2008 tarihli kararı ile davanın kısmen kabulü ile 14,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2006/48 Esas sayılı dosyası ile bozma ilamından sonra «ıslah» yapılamadığı için hüküm altına alınamayan bakiye 74,22 TL maddi zarar ile «munzam zararın» tahsili talep edilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/275 E. 2013/759 K.
Ortak:alacaklı temerrüdü · borcun ifası · munzam zarar · işyeri sigortası · temerrüt faizi · kusur · temerrüt · Sigorta tazminatı
İncelediğiniz kararda… yürürlükte bulanan 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 105. maddesi “Alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir «kusur» isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir.” hükmünü haiz olup, «munzam zarar» yükümlülüğü, asıl borç ve «temerrüt faizi» ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl «borcun ifasına» kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Munzam zarara dayalı talep hakkı, esas itibariyle bir alacak hakkıdır. (Dairemizin 2012/275 esas-2013/759 karar sayılı kararı) BK 105. maddesinde düzenlenen «munzam zarar», borçlunun mütemerrit olması durumunda, «alacaklının, temerrüt» faiziyle karşılanmayan ve «temerrüt faizini» aşan zararıdır ve faizden ayrı talep edilebilir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışındaki sair temyiz itirazları yerinde değildir. ...- Dava, «işyeri sigortasından» kaynaklanan «munzam zararın» tazmini istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda anılan gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… yürürlükte bulanan 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 105. maddesi “ Alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir «kusur» isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir.” hükmünü haiz olup, «munzam zarar» yükümlülüğü, asıl borç ve «temerrüt faizi» ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl «borcun ifasına» kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
105.maddesinde düzenlenen «munzam zarar», borçlunun mütemerrit olması durumunda, «alacaklının, temerrüt» faiziyle karşılanmayan ve «temerrüt faizini» aşan zararıdır ve faizden ayrı talep edilebilir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, «rehin» alacaklısı bankanın davalı ... şirketinden «hasar» bedelinin kendisine ödenmesini talep ettiği, tazminatın öncelikle «dain mürtehin» hakkı sahibine ödeneceği, varsa «munzam zarar» alacağını dava dışı bankanın isteyebileceği, alacağın yargılamayı gerektirdiği, davalının olayda «kusuru» bulunmadığı, kendisinden munzam zarar talep edilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:dain-i mürtehin · rehin · hasar
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, «rehin» alacaklısı bankanın davalı ... şirketinden «hasar» bedelinin kendisine ödenmesini talep ettiği, tazminatın öncelikle «dain mürtehin» hakkı sahibine ödeneceği, varsa «munzam zarar» alacağını dava dışı bankanın isteyebileceği, alacağın yargılamayı gerektirdiği, davalının olayda «kusuru» bulunmadığı, kendisinden munzam zarar talep edilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta; davacı taraf, davalıya sigortalı işyerinde 19.03.2005 tarihinde meydana gelen yangın nedeniyle «hasar» oluştuğunu, davalıdan 1.834.719 TL talep ettiklerini, davalının ödemede bulunmadığını, işyerinin aynı zamanda kredi kullandıkları dava dışı bankaya «dain mürtehinli» olduğunu, kredileri ödeyememeleri nedeniyle «temerrüte» düştüklerini, bankanın % 90 «temerrüt faizi» yürüttüğünü, davalı ... şirketinin bankanın dain mürtehin hakkı sahibi olduğunu bildiği halde ödemede bulunmayarak yüksek temerrüt faizi ödemesine neden olduğunu i …
Bu itibarla, mahkemece bilirkişilerden ek rapor veya gerektiğinde yeni bir heyetten rapor alınarak, davalı ... şirketi dava dışı «dain mürtehin» hakkı sahibi bankaya yukarıda açıklanan tarihler itibariyle «hasar» bedelini ödemiş olsaydı, davacının kredi borcundan dolayı bankaya daha az faiz ödeyip ödemeyeceği belirlenerek, eğer yapılan tespit sonucu böyle bir durumun varlığı halinde, bu miktar kadar davacının «munzam zarara» uğradığı kabul edilip, neticesine göre bir karar vermek gerekirken, yanılgılı değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozu …
Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2008/210 esas sayılı dosyasında, davacı taraf, davalıdan «hasar» bedelinin tahsilini talep etmiş, dava dışı bankada davaya müdahil olarak katılmış olup, mahkemece asıl davada 29.03.2006, birleşen davada ise 21.04.2005 tarihlerinden itibaren faiziyle birlikte tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm Dairemizce onanarak kesinleşmiş olup, artık anılan tarihler itibariyle davalının «temerrüde» düştüğünün kabulü gerekir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/1269 E. 2014/8520 K.
Ortak:alacaklı temerrüdü · borcun ifası · munzam zarar · temerrüt faizi · kusur · temerrüt
İncelediğiniz kararda… yürürlükte bulanan 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 105. maddesi “Alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir «kusur» isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir.” hükmünü haiz olup, «munzam zarar» yükümlülüğü, asıl borç ve «temerrüt faizi» ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl «borcun ifasına» kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Munzam zarara dayalı talep hakkı, esas itibariyle bir alacak hakkıdır. (Dairemizin 2012/275 esas-2013/759 karar sayılı kararı) BK 105. maddesinde düzenlenen «munzam zarar», borçlunun mütemerrit olması durumunda, «alacaklının, temerrüt» faiziyle karşılanmayan ve «temerrüt faizini» aşan zararıdır ve faizden ayrı talep edilebilir.
… ece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacı firma, 2008 yılında meydana gelen yangın nedeniyle açtığı davadaki talebi ile ilgili olarak 18.11.2009 tarihinde «sulh» ve «feragat» «protokolü» imzaladığı, sözleşmede belirtilen şartın (ödeme) gerçekleşmesi nedeniyle 18.11.2009 tarihi itibariyle dava konusu olayla ilgili tüm haklardan feragat ettiği, davalıyı «ibra» ettiği, bu tarihten önceki zararlar yönünden davalı ibra edildiğine, bu tarihten sonra protokol hükümlerine göre yapılması gereken ve yapılan ödemenin de geç yapıldığı iddia edilmediğine göre «munzam zararın» oluşmadığı, şirket ortaklarının üçüncü kişilerin şirkete verdiği zararlar nedeniyle doğrudan talepte bulunamayacakları, gerçek kişi davacıların aktif dava «ehliyetlerinin» bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda818 sayılı BK'nın 105. maddesinde düzenlenen «munzam zarar», borçlunun mütemerrit olması durumunda, «alacaklının, temerrüt» faiziyle karşılanmayan ve «temerrüt faizini» aşan zararıdır ve faizden ayrı talep edilebilir.
Munzam zarar yükümlülüğü, asıl borç ve «temerrüt faizi» ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl «borcun ifasına» kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu gerekse Dairemiz’ce Türk Lirası borçlarının ödenmesi nedeniyle oluşan «munzam zararın» hesabında ilke olarak; ayrıca ve daha yükseği kanıtlanamadıkça, veyahut «mal sigorta sözleşmelerinden» kaynaklanan alacaklarda olduğu gibi tahsil edilecek paranın sarf edileceği amacı ve yeri açıkça belli olmadıkça «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılmaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulanacak miktarın 818 sayılı BK'nın 42 ve 43. maddeleri çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek belirlenecek miktarın munzam zarar olarak istenebileceği benimsenmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:mal sigortası · borçlunun temerrüdü · saklama yükümlülüğü · tahsilde tekerrür olmaması · tahsilde tekerrür · sigorta sözleşmesi · denetime elverişlilik · dolandırıcılık
Benzer bu karardaGerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu gerekse Dairemiz’ce Türk Lirası borçlarının ödenmesi nedeniyle oluşan «munzam zararın» hesabında ilke olarak; ayrıca ve daha yükseği kanıtlanamadıkça, veyahut «mal sigorta sözleşmelerinden» kaynaklanan alacaklarda olduğu gibi tahsil edilecek paranın sarf edileceği amacı ve yeri açıkça belli olmadıkça «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılmaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulanacak miktarın 818 sayılı BK'nın 42 ve 43. maddeleri çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek belirlenecek miktarın munzam zarar olarak istenebileceği benimsenmiştir.
İ.. hakkındaki davanın kısmen kabulü ile «tahsilde tekerrür olmamak» üzere 112.363,35 TL'nın bu davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 25.11.2009 tarihinden itibaren «avans faizi» uygulanmasına, fazla istemin reddine, davalı B..
İ..'ın ele geçirdiği boş mevduat cüzdanlarını kullanarak davacı ve diğer başka kişilerden para topladığı ve onları «dolandırdığı», davacının zararından sorumlu bulunduğu, davalı bankanın E..Bank A.Ş.'nin hukuki halefi olduğu, kullanılmayacak olan mevduat cüzdanlarının gereği gibi muhafaza edilmemesinden kaynaklanan zarardan sorumlu bulunduğu, mevduat cüzdanlarının fiziken davalı holding bünyesindeyken personeli tarafından ele geçirilerek kullanıldığı gerçeği karşısında her halükarda E..Bank A.Ş.'nin basiretli bir «tacir» gibi vadeli mevduat cüzdanlarının devredilme veya imha aşamasına kadar muhafaza etmekle yükümlü olduğu, ceza dosyası içeriği ve alınan bilirkişi ek raporundan davacının ve davalı bankanın zararın meydana gelmesinde % 50 nispetinde kusurlu bulundukları, davacının 104.738,35 TL «munzam zararı» olduğu gerekçesiyle davalı E..
Davalı bankanın «saklamakla yükümlü» olduğu mevduat cüzdanlarının davalı N..
3 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/5039 E. 2014/8908 K.
Ortak:borcun ifası · munzam zarar · temerrüt faizi · temerrüt
İncelediğiniz kararda… yürürlükte bulanan 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 105. maddesi “Alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir «kusur» isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir.” hükmünü haiz olup, «munzam zarar» yükümlülüğü, asıl borç ve «temerrüt faizi» ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl «borcun ifasına» kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Munzam zarara dayalı talep hakkı, esas itibariyle bir alacak hakkıdır. (Dairemizin 2012/275 esas-2013/759 karar sayılı kararı) BK 105. maddesinde düzenlenen «munzam zarar», borçlunun mütemerrit olması durumunda, «alacaklının, temerrüt» faiziyle karşılanmayan ve «temerrüt faizini» aşan zararıdır ve faizden ayrı talep edilebilir.
… ece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacı firma, 2008 yılında meydana gelen yangın nedeniyle açtığı davadaki talebi ile ilgili olarak 18.11.2009 tarihinde «sulh» ve «feragat» «protokolü» imzaladığı, sözleşmede belirtilen şartın (ödeme) gerçekleşmesi nedeniyle 18.11.2009 tarihi itibariyle dava konusu olayla ilgili tüm haklardan feragat ettiği, davalıyı «ibra» ettiği, bu tarihten önceki zararlar yönünden davalı ibra edildiğine, bu tarihten sonra protokol hükümlerine göre yapılması gereken ve yapılan ödemenin de geç yapıldığı iddia edilmediğine göre «munzam zararın» oluşmadığı, şirket ortaklarının üçüncü kişilerin şirkete verdiği zararlar nedeniyle doğrudan talepte bulunamayacakları, gerçek kişi davacıların aktif dava «ehliyetlerinin» bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaBK'nın 105'inci maddesinde sözü edilen «munzam zararın» tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve «temerrüt faizi» ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl «borcun ifasına» kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız, yeni bir borçtur.
2- Dava, davacının davalı bankadan olan alacağını geç tahsil etmesi nedeniyle «temerrüt faizi» ile karşılanamayan «munzam zararının» tahsili istemine ilişkindir.
… ka çalışanı olan uzaktan akrabası aracılığıyla yaptığını, bu kişinin usulsüzlüklerinin öğrenilmesiyle davalı aleyhine davalar açıldığını, kararların kesinleştiğini, «ilamların icra» edildiğini, ancak müvekkilinin alacağını geç tahsil etmesi sebebiyle faizi ile karşılanamayan «munzam zararlarının» bulunduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmış, mahkemece yapılan yargılama sonunda, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ilamların icrası · gerçek zarar · haksız eylem · zamanaşımı def'i · iş bölümü · def'i · zamanaşımı
Benzer bu karardaBuna karşın davalı vekili davaya cevap dilekçesinde «zamanaşımı def»’inde bulunmuştur.
Asıl davanın açılması, işbu davadaki «munzam zarar» talebi yönünden «zamanaşımını» kesmeyeceğine göre, munzam zarar davasının açıldığı tarihten geriye doğru on yıllık süre içerisinde «gerçekleşen zarar» bölümünün talep edilmesi mümkün olup, bu süre dışında kalan zarar «bölümü» ise zamanaşımına uğramıştır.
… ka çalışanı olan uzaktan akrabası aracılığıyla yaptığını, bu kişinin usulsüzlüklerinin öğrenilmesiyle davalı aleyhine davalar açıldığını, kararların kesinleştiğini, «ilamların icra» edildiğini, ancak müvekkilinin alacağını geç tahsil etmesi sebebiyle faizi ile karşılanamayan «munzam zararlarının» bulunduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmış, mahkemece yapılan yargılama sonunda, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Asıl borcun hukuki nedeni kural olarak «haksız eylem», nedensiz zenginleşme veya sözleşme olduğu halde, bu borcun hukuki nedeni asıl alacağın «temerrüde» uğraması, diğer anlatımla borcun ödenmemesi veya zamanında ödenmemesi gibi bir hukuka aykırılıktır.
-
Munzam zarar tahsili | Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/14866 E. 2014/4388 K.
Ortak:borcun ifası · munzam zarar · temerrüt faizi · kusur · temerrüt
İncelediğiniz kararda… yürürlükte bulanan 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 105. maddesi “Alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir «kusur» isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir.” hükmünü haiz olup, «munzam zarar» yükümlülüğü, asıl borç ve «temerrüt faizi» ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl «borcun ifasına» kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Munzam zarara dayalı talep hakkı, esas itibariyle bir alacak hakkıdır. (Dairemizin 2012/275 esas-2013/759 karar sayılı kararı) BK 105. maddesinde düzenlenen «munzam zarar», borçlunun mütemerrit olması durumunda, «alacaklının, temerrüt» faiziyle karşılanmayan ve «temerrüt faizini» aşan zararıdır ve faizden ayrı talep edilebilir.
… ece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacı firma, 2008 yılında meydana gelen yangın nedeniyle açtığı davadaki talebi ile ilgili olarak 18.11.2009 tarihinde «sulh» ve «feragat» «protokolü» imzaladığı, sözleşmede belirtilen şartın (ödeme) gerçekleşmesi nedeniyle 18.11.2009 tarihi itibariyle dava konusu olayla ilgili tüm haklardan feragat ettiği, davalıyı «ibra» ettiği, bu tarihten önceki zararlar yönünden davalı ibra edildiğine, bu tarihten sonra protokol hükümlerine göre yapılması gereken ve yapılan ödemenin de geç yapıldığı iddia edilmediğine göre «munzam zararın» oluşmadığı, şirket ortaklarının üçüncü kişilerin şirkete verdiği zararlar nedeniyle doğrudan talepte bulunamayacakları, gerçek kişi davacıların aktif dava «ehliyetlerinin» bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaBK'nın 105'inci maddesinde sözü edilen «munzam zararın» tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve «temerrüt faizi» ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl «borcun ifasına» kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız, yeni bir borçtur.
4- Diğer taraftan, her ne kadar «munzam zararın» istenebilir olduğu hallerde zarara uğrayanın «müterafik kusuru» söz konusu edilemez ise de Dairemizin emsal kararlarında da belirtildiği üzere munzam zarar, temel yapısı itibariyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve …
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davanın mülga BK'nın 105/1. maddesine dayalı «munzam zararın» tahsili istemine ilişkin olduğu, bu zararın asıl borçtan bağımsız olup, 10 yıllık «zamanaşımı» süresinde talep edilebileceği, İstanbul 8.Asliye Ticaret Mahkemesi'nce hükmolunan alacağın davalı tarafça 19.08.2010 tarihinde ödendiği, bu durumda davalının zamanaşımı itirazının yerinde bulunmadığı, davacının altın ve döviz fiyatları, bankalar tarafından mevduat hesaplarına uygulanan faiz hesabı ile enflasyon oranlarının ortalamasına göre tespit edilen munzam zarardan davacının kendi kusuruna isabet eden kısmın düşüldüğü, ayrıca davalı yanca icra dosyasına ödenen meblağın «mahsup» edilmesi ile davalının sorumlu bulunduğu kısmın tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 366.759,17 TL'nin davalıdan tahsiline, hükmolunan alacağın 30.000,00 TL'sine dava tarihinden, 336.759,17 TL'sine «ıslah» tarihinden itibaren «avans faizi» işletilmesine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:müterafik kusur · gerçek zarar · haksız eylem · muacceliyet · denetime elverişlilik · iş bölümü · mahsup · ıslah
Benzer bu karardaAsıl davanın açılması, iş bu davadaki «munzam zarar» talebi yönünden «zamanaşımını» kesmeyeceğine göre, munzam zarar davasının açıldığı ve davanın «ıslah» edildiği tarihlerden geriye doğru on yıllık süre içerisinde «gerçekleşen zarar» bölümünün talep edilmesi mümkün olup, bu süre dışında kalan zarar «bölümü» ise zamanaşımına uğramıştır.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davanın mülga BK'nın 105/1. maddesine dayalı «munzam zararın» tahsili istemine ilişkin olduğu, bu zararın asıl borçtan bağımsız olup, 10 yıllık «zamanaşımı» süresinde talep edilebileceği, İstanbul 8.Asliye Ticaret Mahkemesi'nce hükmolunan alacağın davalı tarafça 19.08.2010 tarihinde ödendiği, bu durumda davalının zamanaşımı itirazının yerinde bulunmadığı, davacının altın ve döviz fiyatları, bankalar tarafından mevduat hesaplarına uygulanan faiz hesabı ile enflasyon oranlarının ortalamasına göre tespit edilen munzam zarardan davacının kendi kusuruna isabet eden kısmın düşüldüğü, ayrıca davalı yanca icra dosyasına ödenen meblağın «mahsup» edilmesi ile davalının sorumlu bulunduğu kısmın tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 366.759,17 TL'nin davalıdan tahsiline, hükmolunan alacağın 30.000,00 TL'sine dava tarihinden, 336.759,17 TL'sine «ıslah» tarihinden itibaren «avans faizi» işletilmesine karar verilmiştir.
Asıl borcun hukuki nedeni kural olarak «haksız eylem», nedensiz zenginleşme veya sözleşme olduğu halde, bu borcun hukuki nedeni asıl alacağın «temerrüde» uğraması, diğer anlatımla borcun ödenmemesi veya zamanında ödenmemesi gibi bir hukuka aykırılıktır.
Sürenin başlangıcı da, «munzam zararın» hukuki yapısından hareketle genel hüküm uyarınca alacağın «muaccel» olduğu zamandan başlatılacaktır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/9183 E. 2023/188 K.
Ortak:munzam zarar
İncelediğiniz kararda… ece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacı firma, 2008 yılında meydana gelen yangın nedeniyle açtığı davadaki talebi ile ilgili olarak 18.11.2009 tarihinde «sulh» ve «feragat» «protokolü» imzaladığı, sözleşmede belirtilen şartın (ödeme) gerçekleşmesi nedeniyle 18.11.2009 tarihi itibariyle dava konusu olayla ilgili tüm haklardan feragat ettiği, davalıyı «ibra» ettiği, bu tarihten önceki zararlar yönünden davalı ibra edildiğine, bu tarihten sonra protokol hükümlerine göre yapılması gereken ve yapılan ödemenin de geç yapıldığı iddia edilmediğine göre «munzam zararın» oluşmadığı, şirket ortaklarının üçüncü kişilerin şirkete verdiği zararlar nedeniyle doğrudan talepte bulunamayacakları, gerçek kişi davacıların aktif dava «ehliyetlerinin» bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışındaki sair temyiz itirazları yerinde değildir. ...- Dava, «işyeri sigortasından» kaynaklanan «munzam zararın» tazmini istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda anılan gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemenin gerekçesine dayanak 18.11.2009 tarihli Sulh ve Feragat Protokolü "İş bu «protokol», ...Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2009/240 esas sayılı dosyası ile ilgili olarak" ifadelerini barındırmakla, söz konusu Sulh ve Feragat Protokolünün açıkca ...Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2009/140 esas sayılı dosyasına ilişkin olduğu, ilişkin olduğu dosyanın incelenmesinde ise, davacı tarafın, davalı ... şirketinden işyerinde meydana gelen yangın nedeniyle tazminat ve faiz isteminde bulunduğu anlaşılmakta olup, adı geçen dava dosyasında «munzam zarar» dava konusu değildir.
Benzer bu karardaDava, 818 sayılı Kanun'un 105 inci maddesine dayanan «munzam zararın» tazmini istemine ilişkin olup uyuşmazlık, uygulanacak «zamanaşımı» süresinin başlangıcı ve munzam zararın söz konusu olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:zamanaşımı
Benzer bu karardaDava, 818 sayılı Kanun'un 105 inci maddesine dayanan «munzam zararın» tazmini istemine ilişkin olup uyuşmazlık, uygulanacak «zamanaşımı» süresinin başlangıcı ve munzam zararın söz konusu olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/5385 E. , 2013/5377 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ...
49. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 20.12.201 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, davalı ... tarafından sigortalı olan müvekkili şirkete ait işyerinde, ....12.2008 tarihinde çıkan yangında müvekkili şirketin çok büyük zarara uğradığını, davalı ... şirketinin müvekkilini geçikmiş kısmi ödemelerle oyalayarak zararın tamamının tazminine yanaşmadığını, daha önce 14 ülkeye ihracat yapan müvekkili şirketin, sigorta tazminatının ödenmemesi nedeniyle maddi sıkıntıya düştüğünü, hakkında başlatılan icra takipleri nedeniyle vekalet ücreti ve faizler ödemek zorunda kaldığını, müvekkili şirketin iflas sürecine girdiğini, munzam zararının davalı tarafından karşılanması gerektiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 1.000,00 TL maddi tazminat ile mağdur olan müvekkili şirket yetkilileri için de 25.000'er TL manevi tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, davacıların ...Ticaret Mahkemesinde açılan davadan sulh protokolü ile feragat ettiklerini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacı firma, 2008 yılında meydana gelen yangın nedeniyle açtığı davadaki talebi ile ilgili olarak 18.11.2009 tarihinde sulh ve feragat protokolü imzaladığı, sözleşmede belirtilen şartın (ödeme) gerçekleşmesi nedeniyle 18.11.2009 tarihi itibariyle dava konusu olayla ilgili tüm haklardan feragat ettiği, davalıyı ibra ettiği, bu tarihten önceki zararlar yönünden davalı ibra edildiğine, bu tarihten sonra protokol hükümlerine göre yapılması gereken ve yapılan ödemenin de geç yapıldığı iddia edilmediğine göre munzam zararın oluşmadığı, şirket ortaklarının üçüncü kişilerin şirkete verdiği zararlar nedeniyle doğrudan talepte bulunamayacakları, gerçek kişi davacıların aktif dava ehliyetlerinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışındaki sair temyiz itirazları yerinde değildir.
...- Dava, işyeri sigortasından kaynaklanan munzam zararın tazmini istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda anılan gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemenin gerekçesine dayanak 18.11.2009 tarihli Sulh ve Feragat Protokolü "İş bu protokol, ...Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2009/240 esas sayılı dosyası ile ilgili olarak" ifadelerini barındırmakla, söz konusu Sulh ve Feragat Protokolünün açıkca ...Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2009/140 esas sayılı dosyasına ilişkin olduğu, ilişkin olduğu dosyanın incelenmesinde ise, davacı tarafın, davalı ... şirketinden işyerinde meydana gelen yangın nedeniyle tazminat ve faiz isteminde bulunduğu anlaşılmakta olup, adı geçen dava dosyasında munzam zarar dava konusu değildir.
Dava tarihinde yürürlükte bulanan 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 105. maddesi “Alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir kusur isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir.” hükmünü haiz olup, munzam zarar yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl borcun ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Munzam zarar borcunun hukuki nedeni asıl alacağın temerrüde uğramasıdır. Alacağın temerrüde uğraması, esas alacağın kaynaklandığı hukuki işlem ve olaydan ayrı ve farklı bir hukuki sebep teşkil etmektedir.
Munzam zarara dayalı talep hakkı, esas itibariyle bir alacak hakkıdır. (Dairemizin 2012/275 esas-2013/759 karar sayılı kararı) BK 105. maddesinde düzenlenen munzam zarar, borçlunun mütemerrit olması durumunda, alacaklının, temerrüt faiziyle karşılanmayan ve temerrüt faizini aşan zararıdır ve faizden ayrı talep edilebilir.
Bu durumda, ...Asliye Ticaret Mahkamesi'nin 2009/240 esas sayılı dosyası için ve o dosyada dava konusu olan sigorta tazminatı ve faizine ilişkin olarak düzenlenen Sulh ve Feragat Protokolünün munzam zarar alacağını kapsamadığı değerlendirilerek, davanın esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (...) numarılı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 19.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/460692500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz