Cezai şart
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2016/8625 E. 2017/2833 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- 10 yıllık
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
cezai şartın tenkisi↗ hissedarlar sözleşmesi↗ gerçek kişi tacir↗ menfi zarar↗ rekabet yasağı sözleşmesi↗ tacir sıfatı↗ sözleşmenin ihlali↗ ortaklık sözleşmesi↗ rekabet yasağı↗ ticari işletme↗ cezai şart↗ oy yasağı↗ uyuşmazlık konusu↗ husumet yokluğu↗ feragat↗ ticaret sicili↗ iflas↗ yönetim kurulu kararı↗ tacir↗ ilan↗ cy/cy kaydı↗ haksız rekabet↗ dahili dava↗ zamanaşımı↗ husumet↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsmaına göre, davalılardan ..., ... ile tarihli hissedarlar sözleşmesinin tarafı olup sözleşmenin rekabet yasağını düzenleyen 7. maddesinin taraflardan birinin doğrudan veya dolaylı olarak rüzgar değirmen kulesinin üretimini yapıp, ortaklıkla rekabet yapmalarını engellemek için düzenlendiği, pay sahiplerinin sözleşmenin taraflarının doğrudan bu faaliyette bulunmamaları gerektiği, davalıların bu sözleşme hükmüne aykırı olarak davranışta bulundukları anlaşıldığından, bunun sonucu olarak aynı sözleşmenin 14. maddesinde öngörülen cezai şarttan sorumlu oldukları, sözleşmeye taraf olmayan sorumluluğundan söz edilemeyeceği, cezai şart alacağı için BK'nın 146. maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı, davalılar ..., ...'nun birden fazla şirketin ortağı ve yöneticisi oldukları anlaşıldığından anılan davalıların tacir olduklarının kabulü gerektiği, cezai şart indiriminden yararlanmalarının mümkün olmadığı, cezai şartın miktarı tarafların ekonomik durumları da göz önünde bulundurulduğunda davalıların ekonomik mahvına sebep olacak miktarda olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 500.000 EURO cezai şartın 27/02/2013 tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalılar ..., ...,.Ş'den tahsiline, müspet ve menfi zarara ilişkin davanın feragat nedeni ile reddine, davalı yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalılar vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, cezai şart istemine ilişkindir. Mahkemece, yazılı gerekçe ile davalı gerçek kişiler ... ve ... yanında davalı yönünden de davanın kabulüne karar verilmiştir. dava konusu 01.12.2009 tarihli ortaklık sözleşmesinin tarafı olduğu uyuşmazlık konusu değildir. Ancak davacı vekili, davalı gerçek kişilerin ile iş ortaklığı kurduklarını ve tesislerinde aynı konuda üretim yaparak davacıyı zarara uğrattıklarını, davalılardan .Ş'nin işlerini, kendilerine ait başka bir şirket olan aynı zamanda bilahare üzerinden başka bir iş ortaklığına transfer ederek,
hem hissedarlar sözleşmesinin rekabet yasağı hükmünün ihlal edildiğini hem faaliyetlerini durma noktasına getirip şirketi iflas noktasına getirdiklerini, davalıların 01/12/2009 tarihli hissedarlar sözleşmesini ihlal ettiklerini ileri sürmüş ise de davalı dava konusu ortak olmadığı gibi, anılan İş Ortaklığına dahil davalı de ortağı değildir. Mahkemece hükme esas alınan Sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda da davacının haksız rekabet oluşturduğunu iddia ettiği ibaresinin yazılı olduğu çelik rüzgar kulelerinin üretiminin hakkında açılan davanın ispatlanamadığından reddine karar verilmek gerekirken somut delilleri gösterilmeden salt 01.12.2009 tarihli ortaklık sözleşmesinin tarafı olduğundan bahisle davalı hakkında açılan davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
3-Davalılar cevap dilekçesinde, 01.12.2009 tarihinde rekabet yasağı sözleşmesi imzalanmış olsa bile, tarafların birlikte kurduklar şirketinin 14.10.2010 ve 23.03.2011 tarihli genel kurul toplantılarında Yönetim Kurulu üyelerine TTK 335. maddesi uyarınca işlem yapabilmeleri için izin verildiğini ve bu sebeple rekabet yasağının ortadan kalktığını savunmuş olmalarına ve bu husustaki genel kurul karar örneklerini dosyaya sundukları halde mahkemece, alınan bu genel kurul kararının, tarafların şirket kurulmadan once yaptıkları 01.12.2009 tarihli sözleşmedeki rekabet yasağı hükmüne etkisi değerlendirilip, tartışılmadan karar verilmesi yerinde görülmediğinden hükmün davalılar ..., ... yararına bozulması gerekmiştir.
4-Yine kabule göre, davalılar ... ve ...'nun birden fazla şirketin ortağı ve yöneticisi olmaları sebebiyle tacir oldukları kabul edilmiş ise de 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 12. maddesi); “Bir ticari işletmeyi, kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo ve sair ilan vasıtalarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline kaydettirerek keyfiyeti ilan etmiş olan kimse fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan, diğer bir şirket adına (ortak sıfatıyla) muamelelerde bulunan kimse, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı tacir gibi mesul olur.” hükmünü haiz olup, kural olarak ticaret ortaklıkları tacir olup, bunların ortağı veya organı olan gerçek kişiler tacir değildir. Davalılar ... ve ...'nun mahkemenin kabulünün aksine birden fazla şirket ortağı olması sırf bu nedenle tacir sayılmaları sonucunu doğurmaz. Bir başka deyişle davalılar ... ve ...'nun şirket ortağı ve yöneticisi olmaları onlara tacir sıfatını kazandırmaz.
Mahkemece celp edilen 31.07.2015 tarihli yazısında da “davalılar ... ve ...'nun tacir olarak kaydına rastlanılmadığı, sicil kayıtlarında mevcut olan şirket ortaklıkları bulunduğu” bildirilmiştir.
Bu itibarla davalı ... ve ...'nun şirket ortağı ve yöneticisi olmaları dışında tacir sıfatını haiz olduklarına dair bir delil bulunmadığı anlaşıldığından mahkemece, davalılar ... ve ...'nun tacir sıfatını haiz olmadıkları göz önünde bulundurularak cezai şartın tenkisi talebinin değerlendirilek sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken anılan davalıların tacir oldukları kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
5-Bozma neden ve şekline göre, davalılar vekilinin tazminat miktarına ilişkin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/11066 E. 2016/4996 K.
Ortak:tacir sıfatı · ticari işletme · cezai şart · ticaret sicili · tacir · ilan
İncelediğiniz karardaBir «ticari işletmeyi» kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo ve sair «ilan» vasıtalarıyla halka bildirmiş veya işletmesini «ticaret siciline» kaydettirerek keyfiyeti ilan etmiş olan kimse fiilen işletmeye başlamamış olsa bile «tacir» sayılır.
Bu itibarla davalı ... ve ...'nun şirket ortağı ve yöneticisi olmaları dışında «tacir sıfatını» haiz olduklarına dair bir delil bulunmadığı anlaşıldığından mahkemece, davalılar ... ve ...'nun tacir sıfatını haiz olmadıkları göz önünde bulundurularak «cezai şartın tenkisi» talebinin değerlendirilek sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken anılan davalıların tacir oldukları kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülm …
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsmaına göre, davalılardan ..., ... ile tarihli «hissedarlar sözleşmesinin» tarafı olup sözleşmenin «rekabet yasağını» düzenleyen 7. maddesinin taraflardan birinin doğrudan veya dolaylı olarak rüzgar değirmen kulesinin üretimini yapıp, ortaklıkla rekabet yapmalarını engellemek için düzenlendiği, pay sahiplerinin sözleşmenin taraflarının doğrudan bu faaliyette bulunmamaları gerektiği, davalıların bu sözleşme hükmüne aykırı olarak davranışta bulundukları anlaşıldığından, bunun sonucu olarak aynı sözleşmenin 14. maddesinde öngörülen cezai şarttan sorumlu oldukları, sözleşmeye taraf olmayan sorumluluğundan söz edilemeyeceği, «cezai şart» alacağı için BK'nın 146. maddesi uyarınca 10 yıllık «zamanaşımı» süresinin dolmadığı, davalılar ..., ...'nun birden fazla şirketin ortağı ve yöneticisi oldukları anlaşıldığından anılan davalıların «tacir» olduklarının kabulü gerektiği, cezai şart indiriminden yararlanmalarının mümkün olmadığı, cezai şartın miktarı tarafların ekonomik durumları da göz önünde bulundurulduğunda davalıların ekonomik mahvına sebep olacak miktarda olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 500.000 EURO cezai şartın 27/02/2013 tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalılar ..., ...,.Ş'den tahsiline, müspet ve «menfi zarara» ilişkin davanın «feragat» nedeni ile reddine, davalı yönünden davanın «husumet yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaBir «ticari işletmeyi» kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo ve sair «ilan» vasıtalarıyla halka bildirmiş veya işletmesini «ticaret siciline» kaydettirerek keyfiyeti ilan etmiş olan kimse fiilen işletmeye başlamamış olsa bile «tacir» sayılır.
2-Dava, «limited şirket» «hisse devir sözleşmesinin» ihlalinden kaynaklanan «cezai şartın» tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece davalı «tacir» olsa da ticari açıdan onun mahvına yol açacak cezai şartın indirilebileceği, somut olayda cezai şartın davalının ekonomik mahvına yol açmayacağı gerekçesiyle, 500.000 TL cezai şartın tahsiline karar verilmiştir.
Ne var ki, borçlu «tacir» olsa bile «cezai şart» iktisaden mahvına mucip olacak derecede ağır ve yüksek ise adap ve ahlaka aykırı sayılarak tamamen veya kısmen iptal edilmesi gerekir. (YHGK.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hisse devir protokolü · hisse devir sözleşmesi · reeskont faizi · iş bölümü · kefalet · ifa · protokol · limited şirket
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, taraflar arasında «limited şirket» «hisse devir protokolü» düzenlendiği, protokol uyarınca davacının bankalara olan «kefalet» ve «teminatlarının» kaldırılmadığı, davalının iki adet kooperatif hissesi devir borcunun bulunduğu, ancak protokolden önce kooperatif tarafından hisseye isabet eden bağımsız bölümlerin üçüncü kişilere devredildiği, davalının konusu başlangıçta imkansız olan taşınmazların devrini «taahhüt» ettiği, protokol ile güdülen amaç nazara alındığında kooperatif hisselerinin noterde devrinin tek başına yeterli olmadığı, davalının iki adet bağımsız «bölümün» değerini ödemesi gerektiği, protokolün ihlali durumunda 500.000 TL «cezai şart» öngörüldüğü, bu miktarın davalının iktisaden mahvına neden olacak miktarda bulunmadığı, diğer taleplerin yerinde olmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, ko …
… lgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, somut uyuşmazlık «limited şirket» «hisse devir sözleşmesinden» kaynaklandığından davacının «avans faizi» isteyebilecek olmasına, yasa metninde 01.05.2005 tarihinden itibaren yer almasa da davacının ticari işten doğan dava konusu alacağı için avans faizi yerine, bu faizden daha düşük ancak «yasal faiz» oranından daha yüksek orandaki «reeskont faizi» talep etmesinin mümkün bulunmasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, «limited şirket» «hisse devir sözleşmesinin» ihlalinden kaynaklanan «cezai şartın» tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece davalı «tacir» olsa da ticari açıdan onun mahvına yol açacak cezai şartın indirilebileceği, somut olayda cezai şartın davalının ekonomik mahvına yol açmayacağı gerekçesiyle, 500.000 TL cezai şartın tahsiline karar verilmiştir.
Bir olayda «cezai şart» miktarının fahiş olup olmadığı belirlenirken, tarafların ekonomik durumları, borçlunun ödeme gücü, alacaklının, asıl borcun «ifa» edilmesi halinde elde edeceği yarar ile cezai şartın ödenmesinin sağlayacağı yarar arasındaki makul ve adil ölçü, sözleşmeye aykırı davranılması yüzünden alacaklının uğradığı zarar, borçlunun borcunu yerine getirmemek suretiyle sağladığı yarar, borçlunun «kusur» derecesi ve borca aykırı davranışının ağırlığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/10380 E. 2014/17441 K.
Ortak:ticari işletme · ticaret sicili · tacir · ilan · husumet · dava şartı
İncelediğiniz karardaBir «ticari işletmeyi» kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo ve sair «ilan» vasıtalarıyla halka bildirmiş veya işletmesini «ticaret siciline» kaydettirerek keyfiyeti ilan etmiş olan kimse fiilen işletmeye başlamamış olsa bile «tacir» sayılır.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsmaına göre, davalılardan ..., ... ile tarihli «hissedarlar sözleşmesinin» tarafı olup sözleşmenin «rekabet yasağını» düzenleyen 7. maddesinin taraflardan birinin doğrudan veya dolaylı olarak rüzgar değirmen kulesinin üretimini yapıp, ortaklıkla rekabet yapmalarını engellemek için düzenlendiği, pay sahiplerinin sözleşmenin taraflarının doğrudan bu faaliyette bulunmamaları gerektiği, davalıların bu sözleşme hükmüne aykırı olarak davranışta bulundukları anlaşıldığından, bunun sonucu olarak aynı sözleşmenin 14. maddesinde öngörülen cezai şarttan sorumlu oldukları, sözleşmeye taraf olmayan sorumluluğundan söz edilemeyeceği, «cezai şart» alacağı için BK'nın 146. maddesi uyarınca 10 yıllık «zamanaşımı» süresinin dolmadığı, davalılar ..., ...'nun birden fazla şirketin ortağı ve yöneticisi oldukları anlaşıldığından anılan davalıların «tacir» olduklarının kabulü gerektiği, cezai şart indiriminden yararlanmalarının mümkün olmadığı, cezai şartın miktarı tarafların ekonomik durumları da göz önünde bulundurulduğunda davalıların ekonomik mahvına sebep olacak miktarda olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 500.000 EURO cezai şartın 27/02/2013 tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalılar ..., ...,.Ş'den tahsiline, müspet ve «menfi zarara» ilişkin davanın «feragat» nedeni ile reddine, davalı yönünden davanın «husumet yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmiştir.
4-Yine kabule göre, davalılar ... ve ...'nun birden fazla şirketin ortağı ve yöneticisi olmaları sebebiyle «tacir» oldukları kabul edilmiş ise de 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 12. maddesi); “Bir «ticari işletmeyi», kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.
Benzer bu karardaBir «ticari işletmeyi» kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer «ilan» araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini «ticaret siciline tescil» ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile «tacir» sayılır.
Mahkemece iddia, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, 6102 sayılı TTK'nın 82/7. maddesi uyarınca sadece tacirlerin «zayi belgesi» verilmesi talebinde bulunabileceği, bir «ticari işletmeyi» kısmen de olsa kendi adına işleten kimseye «tacir» denileceği, «esnafın» «tanımının» da TTK'da açıkça yapıldığı ve bunların tacir olmadıklarının belirtildiği, somut olayda davacının kendisine ait kamyonla taşımacılık yaptığı, gerçek kişi olarak ver …
TTK'nın 12. maddesinde “Bir «ticari işletmeyi», kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye «tacir» denir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zayi belgesi · esnaf · aktif husumet ehliyeti · ticaret sicili tescili · tanıma · aktif husumet · iyiniyet · husumet ehliyeti
Benzer bu karardaBu itibarla, mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar nazara alınmak suretiyle davacının faaliyetinin «esnaf» faaliyeti olup olmadığı, işin hacmi itibariyle ticari muhasebeyi gerektirip gerektirmediği, ticari faaliyet boyutuna erişip erişmediği değerlendirilerek davacının «tacir» olduğu kanaatine varıldığı taktirde yargılamaya devam edilerek sonucuna göre bir karar vermek, esnaf olduğunun tespit edilmesi halinde ise, davanın «aktif husumet ehliyeti» nedeniyle reddine karar vermek gerekirken «eksik incelemeye» dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Mahkemece iddia, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, 6102 sayılı TTK'nın 82/7. maddesi uyarınca sadece tacirlerin «zayi belgesi» verilmesi talebinde bulunabileceği, bir «ticari işletmeyi» kısmen de olsa kendi adına işleten kimseye «tacir» denileceği, «esnafın» «tanımının» da TTK'da açıkça yapıldığı ve bunların tacir olmadıklarının belirtildiği, somut olayda davacının kendisine ait kamyonla taşımacılık yaptığı, gerçek kişi olarak ver …
Bir «ticari işletme» açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, «iyiniyetli» üçüncü kişilere karşı «tacir» gibi sorumlu olur.“ hükmünün, anılan Yasa'nın 11. maddesinde“ Ticari işletme, «esnaf» işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir.
Dava, 6102 sayılı TTK'nın 82. maddesine dayalı olarak açılmış «zayi belgesi» verilmesi istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/12426 E. 2018/6512 K.
Ortak:dava şartı
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:makul süre · dava şartı yokluğu · usulden reddi · kesin hüküm
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller ve tüm dosya kapsmaına göre, davanın «kesin» hüküm ve «makul sürede» açılmaması nedeniyle, HMK'nın 114/1-i ve 115/2. m. gereğince dava «şartı yokluğundan» «usulden reddine» dair verilen kararın davacı vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce re'sen bozulmuş, davacı vekilinin temyiz itirazları şimdilik incelenmemiştir.
3 benzer karar daha
-
İhtiyati haciz kararının kaldırılması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/3898 E. 2017/5384 K.
Ortak:ticari işletme · ticaret sicili · tacir · ilan · cy/cy kaydı
İncelediğiniz karardaBir «ticari işletmeyi» kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo ve sair «ilan» vasıtalarıyla halka bildirmiş veya işletmesini «ticaret siciline» kaydettirerek keyfiyeti ilan etmiş olan kimse fiilen işletmeye başlamamış olsa bile «tacir» sayılır.
4-Yine kabule göre, davalılar ... ve ...'nun birden fazla şirketin ortağı ve yöneticisi olmaları sebebiyle «tacir» oldukları kabul edilmiş ise de 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 12. maddesi); “Bir «ticari işletmeyi», kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.
Bir «ticari işletme» açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan, diğer bir şirket adına (ortak sıfatıyla) muamelelerde bulunan kimse, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı «tacir» gibi mesul olur.” hükmünü haiz olup, kural olarak ticaret ortaklıkları tacir olup, bunların ortağı veya organı olan «gerçek kişiler tacir» değildir.
Benzer bu karardaBir «ticari işletmeyi» kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer «ilan» araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini «ticaret siciline tescil» ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile «tacir» sayılır.
Mahkemelerinin yetkili olduğu kararlaştırılmış olup, itiraz eden ...'nun yapılan araştırmada gelir vergisi mükellefiyet «kaydının» bulunduğu, Vergi Usul Kanununun 177. maddesine göre «tacir» olduğu, bu nedenle de bonodaki «yetki sözleşmesinin» geçerli olduğu gerekçesiyle yapılan itirazın reddine karar verilmiştir.
Ancak, TTK'nin 12. maddesinde "Bir «ticari işletmeyi», kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye «tacir» denir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yetki sözleşmesi · esnaf · ticaret sicili tescili · ihtiyati hacze itiraz · yetki itirazı · iyiniyet · ihtiyati haciz · bono
Benzer bu karardaTalep, «bonoya» dayalı verilen «ihtiyati haciz» kararının kaldırılması istemine ilişkin olup, mahkemece bononun tüm unsurları bulunduğu, tarafların «tacir» olduğundan bonoda düzenlenen «yetki sözleşmesinin» geçerli olduğu gerekçesiyle «ihtiyati hacze itirazın» reddine karar verilmiştir.
Dosya kapsamı itibarıyla itiraz edenin faaliyetinin «esnaf» faaliyetleri sınırında kaldığı, «tacir» olduğuna dair dosya içerisinde herhangi bir bilgi ve belge olmadığı, sadece gelir vergisi mükellefi olmasının tacir sayılmasını gerektirmeyeceği, bu nedenle yukarda açıklanan esnaf/tacir ayrımı konusundaki düzenlemeler doğrultusunda değerlendirme yapılmadan «ihtiyati hacze itiraz» edenin tacir olduğunun kabulü ile sonuca varılması doğru olmadığı gibi dava konusu «bono» nedeniyle yapılan icra takibine yapılan «yetki itirazı» icra mahkemesince kabul edilerek kararın kesinleştiği ve takip dosyasının Isparta İcra Dairesine gönderildiği dikkate alınarak, yetki itirazının kabul edilerek mahkemece «yetkisizlik» nedeniyle ihtiyati haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçelerle ihtiyati hacze itirazın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmay …
Mahkemece bozma ilamına uyularak tüm dosya kapsamına göre; «ihtiyati haciz» kararına konu senedin incelenmesinde yasal unsurları ihtiva eden geçerli bir «bono» olduğu, dava konusu bonoda ...
Bir «ticari işletme» açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, «iyiniyetli» üçüncü kişilere karşı «tacir» gibi sorumlu olur." hükmü ile anılan Yasa'nın 11. maddesinde "Ticari işletme, «esnaf» işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/13790 E. 2017/1798 K.
Ortak:ticari işletme · ticaret sicili · tacir · ilan · cy/cy kaydı · husumet · dava şartı
İncelediğiniz karardaBir «ticari işletmeyi» kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo ve sair «ilan» vasıtalarıyla halka bildirmiş veya işletmesini «ticaret siciline» kaydettirerek keyfiyeti ilan etmiş olan kimse fiilen işletmeye başlamamış olsa bile «tacir» sayılır.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsmaına göre, davalılardan ..., ... ile tarihli «hissedarlar sözleşmesinin» tarafı olup sözleşmenin «rekabet yasağını» düzenleyen 7. maddesinin taraflardan birinin doğrudan veya dolaylı olarak rüzgar değirmen kulesinin üretimini yapıp, ortaklıkla rekabet yapmalarını engellemek için düzenlendiği, pay sahiplerinin sözleşmenin taraflarının doğrudan bu faaliyette bulunmamaları gerektiği, davalıların bu sözleşme hükmüne aykırı olarak davranışta bulundukları anlaşıldığından, bunun sonucu olarak aynı sözleşmenin 14. maddesinde öngörülen cezai şarttan sorumlu oldukları, sözleşmeye taraf olmayan sorumluluğundan söz edilemeyeceği, «cezai şart» alacağı için BK'nın 146. maddesi uyarınca 10 yıllık «zamanaşımı» süresinin dolmadığı, davalılar ..., ...'nun birden fazla şirketin ortağı ve yöneticisi oldukları anlaşıldığından anılan davalıların «tacir» olduklarının kabulü gerektiği, cezai şart indiriminden yararlanmalarının mümkün olmadığı, cezai şartın miktarı tarafların ekonomik durumları da göz önünde bulundurulduğunda davalıların ekonomik mahvına sebep olacak miktarda olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 500.000 EURO cezai şartın 27/02/2013 tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalılar ..., ...,.Ş'den tahsiline, müspet ve «menfi zarara» ilişkin davanın «feragat» nedeni ile reddine, davalı yönünden davanın «husumet yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmiştir.
4-Yine kabule göre, davalılar ... ve ...'nun birden fazla şirketin ortağı ve yöneticisi olmaları sebebiyle «tacir» oldukları kabul edilmiş ise de 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 12. maddesi); “Bir «ticari işletmeyi», kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.
Benzer bu karardaBir «ticari işletmeyi» kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer «ilan» araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini «ticaret siciline tescil» ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile «tacir» sayılır.
TTK'nın 12. maddesinde "Bir «ticari işletmeyi», kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye «tacir» denir.
Bir «ticari işletme» açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, «iyiniyetli» üçüncü kişilere karşı «tacir» gibi sorumlu olur." hükmü ile anılan Yasa'nın 11. maddesinde "Ticari işletme, «esnaf» işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zayi belgesi · esnaf · aktif husumet ehliyeti · ticaret sicili tescili · aktif husumet · iyiniyet · husumet ehliyeti · zayi
Benzer bu karardaBu itibarla, mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar nazara alınmak suretiyle davacının faaliyetinin «esnaf» faaliyeti olup olmadığı, işin hacmi itibariyle ticari muhasebeyi gerektirip gerektirmediği, ticari faaliyet boyutuna erişip erişmediği değerlendirilip gerekirse bu hususta «bilirkişi incelemesi» yapılarak davacının «tacir» olduğu kanaatine varıldığı taktirde yargılamaya devam edilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi, esnaf olduğunun tespit edilmesi halinde ise, davanın «aktif husumet ehliyeti» nedeniyle reddine dair hüküm tesis edilmesi gerekirken «eksik incelemeye» dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Dava, 6102 sayılı TTK'nın 82. maddesine dayalı olarak açılmış «zayi belgesi» verilmesi istemine ilişkin olup, mahkemece, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
6102 sayılı TTK'nın 82/7 madde ve fıkrası uyarınca sadece «tacirler» «zayi belgesi» isteminde bulunabilirler.
Bir «ticari işletme» açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, «iyiniyetli» üçüncü kişilere karşı «tacir» gibi sorumlu olur." hükmü ile anılan Yasa'nın 11. maddesinde "Ticari işletme, «esnaf» işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/11515 E. 2018/1718 K.
Ortak:ticari işletme · ticaret sicili · tacir · ilan · cy/cy kaydı
İncelediğiniz karardaBir «ticari işletmeyi» kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo ve sair «ilan» vasıtalarıyla halka bildirmiş veya işletmesini «ticaret siciline» kaydettirerek keyfiyeti ilan etmiş olan kimse fiilen işletmeye başlamamış olsa bile «tacir» sayılır.
4-Yine kabule göre, davalılar ... ve ...'nun birden fazla şirketin ortağı ve yöneticisi olmaları sebebiyle «tacir» oldukları kabul edilmiş ise de 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 12. maddesi); “Bir «ticari işletmeyi», kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.
Bir «ticari işletme» açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan, diğer bir şirket adına (ortak sıfatıyla) muamelelerde bulunan kimse, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı «tacir» gibi mesul olur.” hükmünü haiz olup, kural olarak ticaret ortaklıkları tacir olup, bunların ortağı veya organı olan «gerçek kişiler tacir» değildir.
Benzer bu karardaBir «ticari işletmeyi» kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer «ilan» araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini «ticaret siciline tescil» ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile «tacir» sayılır.
TTK'nin 12. maddesinde "Bir «ticari işletmeyi», kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye «tacir» denir.
Bir «ticari işletme» açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, «iyiniyetli» üçüncü kişilere karşı «tacir» gibi sorumlu olur." hükmü ile anılan Yasa'nın 11. maddesinde "Ticari işletme, «esnaf» işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:saklama yükümlülüğü · zayi belgesi · esnaf · ticaret sicili tescili · ziya · iyiniyet · zayi · bilirkişi incelemesi
Benzer bu karardaMahkemece tüm dosya kapsamına göre, TTK 82. maddesi uyarınca ancak «tacirin» «saklamakla yükümlü» olduğu «defter» ve belgelerin «ziyaa» uğraması halinde «zayi belgesi» verilmesi için tacir tarafından dava açılabileceği, davacının «esnaf» olduğu, bu nedenle zayi belgesi isteyemeyeceği gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.
Dava, 6102 sayılı TTK'nin 82. maddesine dayalı olarak açılmış «zayi belgesi» verilmesi istemine ilişkin olup, mahkemece, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
6102 sayılı TTK'nin 82/7 madde ve fıkrası uyarınca sadece «tacirler» «zayi belgesi» isteminde bulunabilirler.
Bir «ticari işletme» açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, «iyiniyetli» üçüncü kişilere karşı «tacir» gibi sorumlu olur." hükmü ile anılan Yasa'nın 11. maddesinde "Ticari işletme, «esnaf» işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2016/8625 E. , 2017/2833 K.
"İçtihat Metni"
Taraflar arasında görülen davada verilen 11/12/2015 tarih ve 2013/143-2015/1218 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 09/05/2017 günü hazır bulunan davacı veki davalılar vekili dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalılar ile davacı arasında 01/12/2009 tarihinde imzalanan uyarınca, taraflarca bir şirket kurmak ve rüzgar santrallerinde kullanılacak çelik rüzgar kulesi/türbini üretilmesi kararı alındığını, bu sözleşme uyarınca kurduklarını, 10/12/2009 tarihinde ticaret sicile tescil edilerek çelik rüzgar kulesi üretimi alanında faaliyet göstermeye başladığını, daha sonra şirketine ortak olduğunu, firmasının dava dışı ile çelik rüzgar kulesi üretimi işi ile iştigal ettiğini, faaliyetlerine devam ederken üzerinden, dava dışı ile iş ortaklığı kurduklarını ve tesislerinde aynı konuda üretim yaparak davacıyı zarara uğrattıklarını, davalılardan ... ve ...'nun müvekkilinin ortağı olduğunu, işlerini kendilerine ait başka bir şirket olan aynı zamanda .
üzerinden başka bir iş ortaklığına transfer ederek, hem hissedarlar sözleşmesinin ihlal edildiğini hem de faaliyetlerini durma noktasına getirip şirketi iflas noktasına getirdiklerini, 8/05/2012 tarihinde ortaklığını kurarak ticaret sicile tescil edildiğini, iş ortaklığı sözleşmesinin 2. maddesinde, iş ortaklığının "davacı şirket ortağı olduğu ve işini yaptıklar sipariş ettiği 19 adet tam donanımlı çelik rüzgar kulesinin üretimi maksadı ile kurulduğunun yazılı olduğunu,"
sözleşmenin 4.7. maddesinde ise üretimin tesis ve makinelerinin kullanılacağının belirtildiği, ortaklığının adresinin, davacının ortağı olduğu adresi ile aynı yer gösterildiğini, taraflar arasında akdedilen 01/12/2009 tarihli hissedarlar sözleşmesi çerçevesinde tarafların, "rekabet etmeme taahhütleri" başlıklı 7. maddesi ile hissedarların, anonim ortaklıkla rekabet etmesinin akdi olarak yasaklanmışken, davalılarca bu taahhütlerine aykırı davranıldığını ileri sürerek, sözleşmenin ihlal edilmesi nedeni ile 500.000 EURO ceza-i şartın 01/11/2012 tarihi itibari ile avans faizi ile birlikte davalılardan tazmin edilmesini, müvekkillinin uğradığı menfi ve müspet zararın tespit ve tanzim edilmesi hususunda şimdilik 20.000 Euro'nun faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davalı davacının davaya konu yaptığı alacağın dayanağı olarak gösterilen 01.12.2009 tarihli ortaklar sözleşmesinin tarafı olmadığını, bu sebeple davacı yana rekabete ilişkin herhangi bir taahhüdünün de bulunmadığını, bu sebeple de rekabet yasağını ihlal etmesinin söz konusu olmadığını, davalı husumet düşmediğini, diğer müvekkillerinin sözleşmenin ihlali niteliğinden ya da haksız rekabet yaratan eylemleri olmadığını, rüzgar kulesi üretimini yapanın Alke-Abaş İş ortaklığı olup müvekkillerinin rüzgar kulesi üretmesinin söz konusu olmadığını, davacının iş ortaklığının kuruluş faaliyetinden başından beri bilgi sahibi olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsmaına göre, davalılardan ..., ... ile tarihli hissedarlar sözleşmesinin tarafı olup sözleşmenin rekabet yasağını düzenleyen 7. maddesinin taraflardan birinin doğrudan veya dolaylı olarak rüzgar değirmen kulesinin üretimini yapıp, ortaklıkla rekabet yapmalarını engellemek için düzenlendiği, pay sahiplerinin sözleşmenin taraflarının doğrudan bu faaliyette bulunmamaları gerektiği, davalıların bu sözleşme hükmüne aykırı olarak davranışta bulundukları anlaşıldığından, bunun sonucu olarak aynı sözleşmenin 14. maddesinde öngörülen cezai şarttan sorumlu oldukları, sözleşmeye taraf olmayan sorumluluğundan söz edilemeyeceği, cezai şart alacağı için BK'nın 146.
maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı, davalılar ..., ...'nun birden fazla şirketin ortağı ve yöneticisi oldukları anlaşıldığından anılan davalıların tacir olduklarının kabulü gerektiği, cezai şart indiriminden yararlanmalarının mümkün olmadığı, cezai şartın miktarı tarafların ekonomik durumları da göz önünde bulundurulduğunda davalıların ekonomik mahvına sebep olacak miktarda olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 500.000 EURO cezai şartın 27/02/2013 tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalılar ..., ...,.Ş'den tahsiline, müspet ve menfi zarara ilişkin davanın feragat nedeni ile reddine, davalı yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalılar vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, cezai şart istemine ilişkindir. Mahkemece, yazılı gerekçe ile davalı gerçek kişiler ... ve ... yanında davalı yönünden de davanın kabulüne karar verilmiştir. dava konusu 01.12.2009 tarihli ortaklık sözleşmesinin tarafı olduğu uyuşmazlık konusu değildir. Ancak davacı vekili, davalı gerçek kişilerin ile iş ortaklığı kurduklarını ve tesislerinde aynı konuda üretim yaparak davacıyı zarara uğrattıklarını, davalılardan .Ş'nin işlerini, kendilerine ait başka bir şirket olan aynı zamanda bilahare üzerinden başka bir iş ortaklığına transfer ederek,
hem hissedarlar sözleşmesinin rekabet yasağı hükmünün ihlal edildiğini hem faaliyetlerini durma noktasına getirip şirketi iflas noktasına getirdiklerini, davalıların 01/12/2009 tarihli hissedarlar sözleşmesini ihlal ettiklerini ileri sürmüş ise de davalı dava konusu ortak olmadığı gibi, anılan İş Ortaklığına dahil davalı de ortağı değildir. Mahkemece hükme esas alınan Sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda da davacının haksız rekabet oluşturduğunu iddia ettiği ibaresinin yazılı olduğu çelik rüzgar kulelerinin üretiminin hakkında açılan davanın ispatlanamadığından reddine karar verilmek gerekirken somut delilleri gösterilmeden salt 01.12.2009 tarihli ortaklık sözleşmesinin tarafı olduğundan bahisle davalı hakkında açılan davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
3-Davalılar cevap dilekçesinde, 01.12.2009 tarihinde rekabet yasağı sözleşmesi imzalanmış olsa bile, tarafların birlikte kurduklar şirketinin 14.10.2010 ve 23.03.2011 tarihli genel kurul toplantılarında Yönetim Kurulu üyelerine TTK 335. maddesi uyarınca işlem yapabilmeleri için izin verildiğini ve bu sebeple rekabet yasağının ortadan kalktığını savunmuş olmalarına ve bu husustaki genel kurul karar örneklerini dosyaya sundukları halde mahkemece, alınan bu genel kurul kararının, tarafların şirket kurulmadan once yaptıkları 01.12.2009 tarihli sözleşmedeki rekabet yasağı hükmüne etkisi değerlendirilip, tartışılmadan karar verilmesi yerinde görülmediğinden hükmün davalılar ..., ... yararına bozulması gerekmiştir.
4-Yine kabule göre, davalılar ... ve ...'nun birden fazla şirketin ortağı ve yöneticisi olmaları sebebiyle tacir oldukları kabul edilmiş ise de 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 12. maddesi); “Bir ticari işletmeyi, kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo ve sair ilan vasıtalarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline kaydettirerek keyfiyeti ilan etmiş olan kimse fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan, diğer bir şirket adına (ortak sıfatıyla) muamelelerde bulunan kimse, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı tacir gibi mesul olur.” hükmünü haiz olup, kural olarak ticaret ortaklıkları tacir olup, bunların ortağı veya organı olan gerçek kişiler tacir değildir.
Davalılar ... ve ...'nun mahkemenin kabulünün aksine birden fazla şirket ortağı olması sırf bu nedenle tacir sayılmaları sonucunu doğurmaz. Bir başka deyişle davalılar ... ve ...'nun şirket ortağı ve yöneticisi olmaları onlara tacir sıfatını kazandırmaz.
Mahkemece celp edilen 31.07.2015 tarihli yazısında da “davalılar ... ve ...'nun tacir olarak kaydına rastlanılmadığı, sicil kayıtlarında mevcut olan şirket ortaklıkları bulunduğu” bildirilmiştir.
Bu itibarla davalı ... ve ...'nun şirket ortağı ve yöneticisi olmaları dışında tacir sıfatını haiz olduklarına dair bir delil bulunmadığı anlaşıldığından mahkemece, davalılar ... ve ...'nun tacir sıfatını haiz olmadıkları göz önünde bulundurularak cezai şartın tenkisi talebinin değerlendirilek sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken anılan davalıların tacir oldukları kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
5-Bozma neden ve şekline göre, davalılar vekilinin tazminat miktarına ilişkin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin davalı yönünden ileri sürdüğü temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı BOZULMASINA, (3) ve (4) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin davalı ... ve ... yönünden ileri sürdüğü temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalılar ... ve ... yararına BOZULMASINA, (5) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin tazminat miktarına ilişkin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek olmadığına, takdir olunan 1.480,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalılara verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 11/05/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/359457300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz