Hisse devir protokolü
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2015/11066 E. 2016/4996 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
hisse devir protokolü↗ tacir sıfatı↗ ticari işletme↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ cezai şart↗ hisse devir sözleşmesi↗ reeskont faizi↗ iş bölümü↗ kefalet↗ ifa↗ protokol↗ limited şirket↗ ticaret sicili↗ taahhütname↗ tacir↗ yasal faiz↗ ilan↗ kusur↗ avans faizi↗ teminat↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, taraflar arasında limited şirket hisse devir protokolü düzenlendiği, protokol uyarınca davacının bankalara olan kefalet ve teminatlarının kaldırılmadığı, davalının iki adet kooperatif hissesi devir borcunun bulunduğu, ancak protokolden önce kooperatif tarafından hisseye isabet eden bağımsız bölümlerin üçüncü kişilere devredildiği, davalının konusu başlangıçta imkansız olan taşınmazların devrini taahhüt ettiği, protokol ile güdülen amaç nazara alındığında kooperatif hisselerinin noterde devrinin tek başına yeterli olmadığı, davalının iki adet bağımsız bölümün değerini ödemesi gerektiği, protokolün ihlali durumunda 500.000 TL cezai şart öngörüldüğü, bu miktarın davalının iktisaden mahvına neden olacak miktarda bulunmadığı, diğer taleplerin yerinde olmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, kooperatif hisse devrinden doğan 408.675,12 TL ile 500.000 TL cezai şartın davalıdan reeskont faiziyle birlikte tahsiline, diğer taleplerin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, somut uyuşmazlık limited şirket hisse devir sözleşmesinden kaynaklandığından davacının avans faizi isteyebilecek olmasına, yasa metninde 01.05.2005 tarihinden itibaren yer almasa da davacının ticari işten doğan dava konusu alacağı için avans faizi yerine, bu faizden daha düşük ancak yasal faiz oranından daha yüksek orandaki reeskont faizi talep etmesinin mümkün bulunmasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, limited şirket hisse devir sözleşmesinin ihlalinden kaynaklanan cezai şartın tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece davalı tacir olsa da ticari açıdan onun mahvına yol açacak cezai şartın indirilebileceği, somut olayda cezai şartın davalının ekonomik mahvına yol açmayacağı gerekçesiyle, 500.000 TL cezai şartın tahsiline karar verilmiştir.
6762 Sayılı TTK.'nın 24. maddesinde "Tacir sıfatına haiz borçlu, 818 Sayılı Borçlar Kanunu' nun 104. maddesinin 2. fıkrası ile 161. maddesinin 3. fıkrasında ve 409. maddesinde yazılı hallerde, fahiş olduğu iddiasıyla bir ücret veya cezanın indirilmesini mahkemeden isteyemez." hükmü vardır. Ne var ki, borçlu tacir olsa bile cezai şart iktisaden mahvına mucip olacak derecede ağır ve yüksek ise adap ve ahlaka aykırı sayılarak tamamen veya kısmen iptal edilmesi gerekir. (YHGK. 20.03.1974 gün 1053/222 sayılı kararı). 818 sayılı BK'nın 161/son maddesine göre hakimin fahiş görmesi halinde cezai şartın indirilmesi mümkündür. Bir olayda cezai şart miktarının fahiş olup olmadığı belirlenirken, tarafların ekonomik durumları, borçlunun ödeme gücü, alacaklının, asıl borcun ifa edilmesi halinde elde edeceği yarar ile cezai şartın ödenmesinin sağlayacağı yarar arasındaki makul ve adil ölçü, sözleşmeye aykırı davranılması yüzünden alacaklının uğradığı zarar, borçlunun borcunu yerine getirmemek suretiyle sağladığı yarar, borçlunun kusur derecesi ve borca aykırı davranışının ağırlığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır.
6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 14. maddesinde; “Bir ticari işletmeyi, kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo ve sair ilan vasıtalarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline kaydettirerek keyfiyeti ilan etmiş olan kimse fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan, diğer bir şirket adına (ortak sıfatıyla) muamelelerde bulunan kimse, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı tacir gibi mesul olur.” hükmünü haiz olup, kural olarak davalının şirket ortağı olması sırf bu nedenle tacir sayılması sonucunu doğurmaz. Bir başka deyişle davalının şirket ortağı olması ona tacir sıfatını kazandırmaz.
Bu itibarla, mahkemece davalı şirket ortağının tacir sıfatında olmadığı, hakkında 6762 Sayılı TTK'nın 24. maddesinin tatbik edilemeyeceği nazara alınarak, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 161. maddesi uyarınca cezai şart talebi değerlendirilerek, neticesine göre bir karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/8625 E. 2017/2833 K.
Ortak:tacir sıfatı · ticari işletme · cezai şart · ticaret sicili · tacir · ilan
İncelediğiniz karardaBir «ticari işletmeyi» kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo ve sair «ilan» vasıtalarıyla halka bildirmiş veya işletmesini «ticaret siciline» kaydettirerek keyfiyeti ilan etmiş olan kimse fiilen işletmeye başlamamış olsa bile «tacir» sayılır.
2-Dava, «limited şirket» «hisse devir sözleşmesinin» ihlalinden kaynaklanan «cezai şartın» tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece davalı «tacir» olsa da ticari açıdan onun mahvına yol açacak cezai şartın indirilebileceği, somut olayda cezai şartın davalının ekonomik mahvına yol açmayacağı gerekçesiyle, 500.000 TL cezai şartın tahsiline karar verilmiştir.
Ne var ki, borçlu «tacir» olsa bile «cezai şart» iktisaden mahvına mucip olacak derecede ağır ve yüksek ise adap ve ahlaka aykırı sayılarak tamamen veya kısmen iptal edilmesi gerekir. (YHGK.
Benzer bu karardaBir «ticari işletmeyi» kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo ve sair «ilan» vasıtalarıyla halka bildirmiş veya işletmesini «ticaret siciline» kaydettirerek keyfiyeti ilan etmiş olan kimse fiilen işletmeye başlamamış olsa bile «tacir» sayılır.
Bu itibarla davalı ... ve ...'nun şirket ortağı ve yöneticisi olmaları dışında «tacir sıfatını» haiz olduklarına dair bir delil bulunmadığı anlaşıldığından mahkemece, davalılar ... ve ...'nun tacir sıfatını haiz olmadıkları göz önünde bulundurularak «cezai şartın tenkisi» talebinin değerlendirilek sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken anılan davalıların tacir oldukları kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülm …
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsmaına göre, davalılardan ..., ... ile tarihli «hissedarlar sözleşmesinin» tarafı olup sözleşmenin «rekabet yasağını» düzenleyen 7. maddesinin taraflardan birinin doğrudan veya dolaylı olarak rüzgar değirmen kulesinin üretimini yapıp, ortaklıkla rekabet yapmalarını engellemek için düzenlendiği, pay sahiplerinin sözleşmenin taraflarının doğrudan bu faaliyette bulunmamaları gerektiği, davalıların bu sözleşme hükmüne aykırı olarak davranışta bulundukları anlaşıldığından, bunun sonucu olarak aynı sözleşmenin 14. maddesinde öngörülen cezai şarttan sorumlu oldukları, sözleşmeye taraf olmayan sorumluluğundan söz edilemeyeceği, «cezai şart» alacağı için BK'nın 146. maddesi uyarınca 10 yıllık «zamanaşımı» süresinin dolmadığı, davalılar ..., ...'nun birden fazla şirketin ortağı ve yöneticisi oldukları anlaşıldığından anılan davalıların «tacir» olduklarının kabulü gerektiği, cezai şart indiriminden yararlanmalarının mümkün olmadığı, cezai şartın miktarı tarafların ekonomik durumları da göz önünde bulundurulduğunda davalıların ekonomik mahvına sebep olacak miktarda olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 500.000 EURO cezai şartın 27/02/2013 tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalılar ..., ...,.Ş'den tahsiline, müspet ve «menfi zarara» ilişkin davanın «feragat» nedeni ile reddine, davalı yönünden davanın «husumet yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:cezai şartın tenkisi · hissedarlar sözleşmesi · gerçek kişi tacir · menfi zarar · rekabet yasağı sözleşmesi · sözleşmenin ihlali · ortaklık sözleşmesi · rekabet yasağı
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsmaına göre, davalılardan ..., ... ile tarihli «hissedarlar sözleşmesinin» tarafı olup sözleşmenin «rekabet yasağını» düzenleyen 7. maddesinin taraflardan birinin doğrudan veya dolaylı olarak rüzgar değirmen kulesinin üretimini yapıp, ortaklıkla rekabet yapmalarını engellemek için düzenlendiği, pay sahiplerinin sözleşmenin taraflarının doğrudan bu faaliyette bulunmamaları gerektiği, davalıların bu sözleşme hükmüne aykırı olarak davranışta bulundukları anlaşıldığından, bunun sonucu olarak aynı sözleşmenin 14. maddesinde öngörülen cezai şarttan sorumlu oldukları, sözleşmeye taraf olmayan sorumluluğundan söz edilemeyeceği, «cezai şart» alacağı için BK'nın 146. maddesi uyarınca 10 yıllık «zamanaşımı» süresinin dolmadığı, davalılar ..., ...'nun birden fazla şirketin ortağı ve yöneticisi oldukları anlaşıldığından anılan davalıların «tacir» olduklarının kabulü gerektiği, cezai şart indiriminden yararlanmalarının mümkün olmadığı, cezai şartın miktarı tarafların ekonomik durumları da göz önünde bulundurulduğunda davalıların ekonomik mahvına sebep olacak miktarda olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 500.000 EURO cezai şartın 27/02/2013 tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalılar ..., ...,.Ş'den tahsiline, müspet ve «menfi zarara» ilişkin davanın «feragat» nedeni ile reddine, davalı yönünden davanın «husumet yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmiştir.
… ra uğrattıklarını, davalılardan .Ş'nin işlerini, kendilerine ait başka bir şirket olan aynı zamanda bilahare üzerinden başka bir iş ortaklığına transfer ederek, hem «hissedarlar sözleşmesinin» «rekabet yasağı» hükmünün ihlal edildiğini hem faaliyetlerini durma noktasına getirip şirketi «iflas» noktasına getirdiklerini, davalıların 01/12/2009 tarihli hissedarlar «sözleşmesini ihlal» ettiklerini ileri sürmüş ise de davalı dava konusu ortak olmadığı gibi, anılan İş Ortaklığına «dahil» davalı de ortağı değildir.
3-Davalılar cevap dilekçesinde, 01.12.2009 tarihinde «rekabet yasağı sözleşmesi» imzalanmış olsa bile, tarafların birlikte kurduklar şirketinin 14.10.2010 ve 23.03.2011 tarihli genel kurul toplantılarında Yönetim Kurulu üyelerine TTK 335. madde …
Mahkemece, yazılı gerekçe ile davalı gerçek kişiler ... ve ... yanında davalı yönünden de davanın kabulüne karar verilmiştir. dava konusu 01.12.2009 tarihli «ortaklık sözleşmesinin» tarafı olduğu «uyuşmazlık konusu» değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/820 E. 2014/7143 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:inkar tazminatı
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davanın kısmen kabulüne, 27.161 TL yönünden itirazın iptaline, bu miktar üzerinden %40 oranında «inkar tazminatının» davalıdan tahsiline dair verilen kararın davalı vekilince temyizi üzerine karar dairemizce bozulmuştur.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2015/11066 E. , 2016/4996 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 06/05/2015 tarih ve 2014/338-2015/219 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 03.05.2016 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalının .... ile ....'nin ortakları olduğunu, taraflar arasında 23.10.2010 tarihli protokolün imzalandığını, müvekkilinin şirketlerdeki hisselerini davalıya veya onun göstereceği kişilere devrettiğini, protokol hükmü uyarınca davacının şirketler nedeniyle bankalara olan teminat ve kefaletlerinin kaldırılmadığını, hisse devir bedeli için davacıya teslim edilmesi gereken çeklerin verilmediğini, davalıya ait iki adet kooperatif hissesinin devredilmediğini, protokol hükümlerinin yerine getirilmemesi durumunda 500.000 TL cezai şart öngörüldüğünü ileri sürerek, davalının edimlerini zamanında ve eksiksiz olarak ifa etmemesinden kaynaklanan zararları için şimdilik 50.000 TL, 500.000 TL cezai şart, iki adet kooperatif hissesi karşılığı 500.000 TL'nin ticari reeskont faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, protokol hükümlerinin büyük bir kısmının yerine getirildiğini, bankalar nezdinde teminatların kaldırılması için girişimlerde bulunulduğunu, kooperatif hisselerinin noterde davacıya devredildiğini, bundan sonraki işlemleri davacının yapacağını, cezai şart isteminin yerinde olmadığını, cezai şart miktarının indirilmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, taraflar arasında limited şirket hisse devir protokolü düzenlendiği, protokol uyarınca davacının bankalara olan kefalet ve teminatlarının kaldırılmadığı, davalının iki adet kooperatif hissesi devir borcunun bulunduğu, ancak protokolden önce kooperatif tarafından hisseye isabet eden bağımsız bölümlerin üçüncü kişilere devredildiği, davalının konusu başlangıçta imkansız olan taşınmazların devrini taahhüt ettiği, protokol ile güdülen amaç nazara alındığında kooperatif hisselerinin noterde devrinin tek başına yeterli olmadığı, davalının iki adet bağımsız bölümün değerini ödemesi gerektiği, protokolün ihlali durumunda 500.000 TL cezai şart öngörüldüğü, bu miktarın davalının iktisaden mahvına neden olacak miktarda bulunmadığı, diğer taleplerin yerinde olmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, kooperatif hisse devrinden doğan 408.675,12 TL ile 500.000 TL cezai şartın davalıdan reeskont faiziyle birlikte tahsiline, diğer taleplerin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, somut uyuşmazlık limited şirket hisse devir sözleşmesinden kaynaklandığından davacının avans faizi isteyebilecek olmasına, yasa metninde 01.05.2005 tarihinden itibaren yer almasa da davacının ticari işten doğan dava konusu alacağı için avans faizi yerine, bu faizden daha düşük ancak yasal faiz oranından daha yüksek orandaki reeskont faizi talep etmesinin mümkün bulunmasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, limited şirket hisse devir sözleşmesinin ihlalinden kaynaklanan cezai şartın tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece davalı tacir olsa da ticari açıdan onun mahvına yol açacak cezai şartın indirilebileceği, somut olayda cezai şartın davalının ekonomik mahvına yol açmayacağı gerekçesiyle, 500.000 TL cezai şartın tahsiline karar verilmiştir.
6762 Sayılı TTK.'nın 24. maddesinde "Tacir sıfatına haiz borçlu, 818 Sayılı Borçlar Kanunu' nun 104. maddesinin 2. fıkrası ile 161. maddesinin 3. fıkrasında ve 409. maddesinde yazılı hallerde, fahiş olduğu iddiasıyla bir ücret veya cezanın indirilmesini mahkemeden isteyemez." hükmü vardır. Ne var ki, borçlu tacir olsa bile cezai şart iktisaden mahvına mucip olacak derecede ağır ve yüksek ise adap ve ahlaka aykırı sayılarak tamamen veya kısmen iptal edilmesi gerekir. (YHGK.
20. 03.1974 gün 1053/222 sayılı kararı). 818 sayılı BK'nın 161/son maddesine göre hakimin fahiş görmesi halinde cezai şartın indirilmesi mümkündür. Bir olayda cezai şart miktarının fahiş olup olmadığı belirlenirken, tarafların ekonomik durumları, borçlunun ödeme gücü, alacaklının, asıl borcun ifa edilmesi halinde elde edeceği yarar ile cezai şartın ödenmesinin sağlayacağı yarar arasındaki makul ve adil ölçü, sözleşmeye aykırı davranılması yüzünden alacaklının uğradığı zarar, borçlunun borcunu yerine getirmemek suretiyle sağladığı yarar, borçlunun kusur derecesi ve borca aykırı davranışının ağırlığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır.
6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 14. maddesinde; “Bir ticari işletmeyi, kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo ve sair ilan vasıtalarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline kaydettirerek keyfiyeti ilan etmiş olan kimse fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan, diğer bir şirket adına (ortak sıfatıyla) muamelelerde bulunan kimse, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı tacir gibi mesul olur.” hükmünü haiz olup, kural olarak davalının şirket ortağı olması sırf bu nedenle tacir sayılması sonucunu doğurmaz.
Bir başka deyişle davalının şirket ortağı olması ona tacir sıfatını kazandırmaz.
Bu itibarla, mahkemece davalı şirket ortağının tacir sıfatında olmadığı, hakkında 6762 Sayılı TTK'nın 24. maddesinin tatbik edilemeyeceği nazara alınarak, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 161. maddesi uyarınca cezai şart talebi değerlendirilerek, neticesine göre bir karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
1-Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 03/05/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/217150200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz