Deniz Ticaret
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2015/12965 E. 2017/4048 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kurtuluş kanıtı↗ çatma↗ kusursuz sorumluluk↗ donatan↗ haksız fiil sorumluluğu↗ gerçek zarar↗ aktif husumet↗ hakkaniyet↗ olumsuz oy↗ pasif husumet↗ haksız fiil↗ yetkisizlik kararı↗ kusur↗ husumet↗ i̇i̇k 72/son↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, denizde oluşan çevre zararını talep yetkisinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı’na ait olduğundan Maliye Bakanlığı’nın açtığı davanın aktif husumet yönünden, Çevre Kanunu’nun 28 m. gereğince kaptanlar oluşan zarardan sorumlu olmadığından davalı gemi kaptanı aleyhine açılan davanın ise, pasif husumetten reddi gerektiği zira, işbu maddeye göre gemi malik ve donatanlarının çatma sonucu oluşan çevre kirliliğine ilişkin zarardan sorumlu olduğu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı’nın çatmaya karışan davalı donatan ve gemi malikleri aleyhine açtıkları davanın incelenmesinde ise, dava konusu çatmaya karışan “...” motorunun ... Boğazı’nda battığı ancak, batığın bulunduğu mevki, derinlik, teknenin yakıt kapasitesi ve bulunduğu yerin potansiyel ciddi çevre kirliliği doğurmadığı, batığın 12 yıl geçmesine rağmen çıkartılmadığı ve çıkartılmasının yasal yükümlülük olmadığı, davacı kurumların aradan uzun süre geçmesine rağmen batığı çıkarmadığı, denizde fiilen gerçekleşen bir çevre kirliliği ve zarar tespit edilemediği, bir yandan batığın çıkartılmasının zorunluluk olmadığı ve çevre kirliliğinin gerçekleşmediği tespit edilirken diğer yandan deniz altında bulunan batık tekne nedeniyle ekolojik potansiyel tehlikeden bahsedilerek 3.000 USD’den 79.000 USD’ye kadar çevre kirliliği zararının oluştuğunu belirleyen bilirkişilerin henüz gerçekleşmeyen zarara ilişkin olarak, ileride gerçekleşebileceğinden bahisle zarar tespit etmelerinin tazminat ilkeleri ile bağdaşmayacağı, dava konusu batık nedeniyle zararın oluşması halinde zararın oluştuğu tarihten itibaren davacıların tazminat talep edebileceği, fiilen oluşmayan bir zararın tazminin talep edilemeyeceği gerekçesiyle, koşulları oluşmayan tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Davacı tarafça, 16/06/2002 tarihinde ... Boğazı ... önlerinde Kamboçya bayraklı “...-3” isimli kuru yük gemisi ile T.C. bayraklı “...” isimli yolcu motorunun çatması neticesinde meydana gelen deniz kazasında “...” isimli yolcu motorunun batması nedeniyle oluşan çevre kirliliğinin Çevre Kanunu’nun 28. maddesi uyarınca tazmini istemi ile açılan işbu davada mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, olay ve dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 28/1 madde ve fıkrasında “ Çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenler sebep oldukları kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı kusur şartı aranmaksızın sorumludurlar.”, aynı Yasa’nın 3/g bendinde de “Kirlenme ve bozulmanın önlenmesi, sınırlandırılması, giderilmesi ve çevrenin iyileştirilmesi için yapılan harcamalar kirleten veya bozulmaya neden olan tarafından karşılanır. Kirletenin kirlenmeyi veya bozulmayı durdurmak, gidermek veya azaltmak için gerekli önlemleri almaması veya bu önlemlerin yetkili makamlarca doğrudan alınması nedeniyle kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan gerekli harcamalar 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre kirletenden tahsil edilir.” hükmü düzenlenmiştir.
Çevre Kanunu’nun 28. maddesinde düzenlenen bu sorumluluk haksız fiil sorumluluğu olmakla birlikte bir kusursuz sorumluluktur. Bu maddede öngörülen kusursuz sorumluluğun objektif özen gösterme yükümlülüğünün ihlaline dayanan bir kusursuz sorumluluk esasına mı, yoksa hakkaniyet düşüncesinden doğan fedakarlığın denkleştirilmesi esasına mı ya da tehlike esasına dayanan bir sorumluluk türü mü olduğu konusunda doktrinde bir görüş birliği bulunmamaktadır. Ancak, baskın görüş gerek kurtuluş kanıtı getirme imkanı tanınmamış olması ve gerekse de tazminat sorumluluğuna yer vermiş olması nedeniyle sorumluluğun ağırlaştırılmış sebep sorumluluğu olduğu yönündedir.
Çevre Kanunu’nun 2. maddesi kirleteni, faaliyetleri sırasında veya sonrasında doğrudan veya dolaylı olarak çevre kirliliğine, ekolojik dengenin ve çevrenin bozulmasına neden olan gerçek ve tüzel kişiler olarak tanımlamaktadır. Buna göre, çevre kirliliğinin yol açtığı zarardan kirleten sorumludur.
Çevrenin kirlenmesi ile çevrede meydana gelen ve canlıların sağlığını, çevresel değerleri ve ekolojik dengeyi bozabilecek her türlü olumsuz etki anlatılmaktadır. Çevrenin kirlenmesi olayının gerçekleşmesi sorumluluğun doğuşu için yeterlidir.
618 sayılı Limanlar Kanunu’nun 7/1 madde ve fıkrasında da “ Limanlar dahilinde seyir ve seferin selametine engel olabilecek suret ve vaziyette batan bilcümle gemileri ve eşyasını liman reisleri tarafından tayin olunacak kısa bir müddet zarfında çıkarmaya bunların sahip, kaptan ve acentaları mecburdurlar.” hükmü düzenlenmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, mahkemece yargılama sırasında 4 farklı bilirkişi raporu ve en son bilirkişi raporu sunan heyetten bir de ek rapor alındığı, ... Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü öğretim görevlisi Doç. Dr. ... tarafından düzenlenen 03/10/2004 tarihli bilirkişi raporunda; “..Denizel ortamda oluşan bu tür kazalarda batan gemi veya teknenin yakıt tanklarında var olan her türlü motorin ve yakıt, gemi veya teknenin makine dairesindeki sintine veya pis su ve her türlü kirli su denizel ortama hızla karışmakta ve çevre kirliliğini oluşturmaktadır. Oluşan çevre kirliliği tamamen batık gemi veya teknede var olan ve deniz kirliliğine sebep olabilecek her türlü atık ile doğru orantılıdır. ... Batan teknenin, hem var olan yakıt ve atıkları ile hem de mevcut hali ile sorun oluşturacağından ilgili tarafların ivedilikle önlem alma, mevcut durumu tespit ederek gerekli işlemleri ivedilikle başlatma sorumlulukları Çevre Kanunu’nun 28. maddesi gereği vardır. ...Batan geminin dipte sahip olduğu risk ve kirliliğe sebep olma durumu net olduğundan bu tespitlerin mevcut Çevre Kanunu gereği davalılar tarafından yaptırılması gerekir. ... Seyir ve seferin selametine engel olabilecek suret ve vaziyette batan bilcümle gemileri ve eşyalarını liman reisleri tarafından tayin olunacak kısa bir müddet zarfında çıkarmaya mecburiyet olduğu, limanlar dahilinde seyir ve seferin selametine engel olmayacak durumda batan gemilerin çıkarılmasının zorunlu olmayacağı anlamında değerlendirmek yanlıştır. Burada söz konusu olan sadece seyir ve sefer açısından engel teşkil eden veya tehlike oluşturan deniz vasıtalarından bahsedilirken bunun dışındakilerin hangi kapsamda değerlendirilmesi gerektiği diğer mevzuatlarda belirtilmiştir. Bu kapsamda sadece Çevre Kanunu söz konusu batığın çıkarılması ve çıkarılmadığı takdirde tazminat ödenmesi gerekmektedir.... Sonuç olarak söz konusu batık nedeni ile çevreye verilen bir zarar ve çevreyi kirletme fiili oluşmuştur...” şeklinde görüş bildirilmiş, Gemi İnşaat ve Makine Müh. ..., Uzak Yol Kaptanı ..., Doç. Dr. ... tarafından düzenlenen 09/03/2012 tarihli bilirkişi kurulu “...Ancak, çevre kirliliği açısından, batıkların ve içerisinde bulunan yakıtların potansiyel bir tehlike oldukları da kabul edilmelidir. ... Kalıcı deniz ve çevre kirliliği meydana getirdiği, kıyıdaki ve denizdeki giderilebilen ve giderilmesi mümkün olmayan zararlara yol açtığı...”, ... Üniversitesi Su Ürünleri Fak. Öğretim Üyesi Prof. Dr. ... tarafından düzenlenen 03/01/2012 tarihli bilirkişi raporunda; “... ... Boğazı gibi hem ... hem de ... için biyolojik koridor görevi yapan bir ortama verilen kirletici yükleri biyolojik yaşamı olumsuz etkilemektedir. .. Batan tekne hem var olan yakıt ve atıkları ile hem de mevcut hali ile sorun oluşturacağından ilgili tarafların ivedilikle önlem alma, mevcut durumu tespit ederek gerekli işlemleri ivedilikle başlatma sorumlulukları Çevre Kanunu’nun 28. maddesi gereğidir. ...” şeklinde açıklama yaparak ilk bilirkişi raporunda belirtilen görüşlere atıfta bulunulmak sureti ile rapor düzenlenmiştir. ... Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi Prof. Dr. ..., gemi inşa yüksek mühendisi ... ve uzakyol kaptanı ... tarafından düzenlenen 26/02/2014 tarihli kök ve kök raporu teyit eden 05/03/2015 tarihli ek raporda ise; “...Çevre kirliliği açısından batıkların ve içerisinde bulunan yakıtların potansiyel tehlike olduklarının kabul edilmesi gerekir. ...” şeklinde görüş belirtilmiştir. Bu durumda batığın ve içerisinde bulunan yakıtın çevre kirliliğine yol açtığı anlaşılmakla, böyle bir çevre kirliliği nedeniyle ödenmesi gereken tazminat hususunda bilirkişi kurulundan ek rapor veya yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınarak sonucuna göre karar vermek gerekirken yazılı şekilde çevre kirliliğinin oluşmadığından bahisle yanılgılı değerlendirmeye dayalı, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2400 E. 2023/2376 K.
Ortak:çatma · donatan · gerçek zarar · aktif husumet · hakkaniyet · pasif husumet · kusur · husumet · dava şartı
İncelediğiniz karardaMahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, denizde oluşan çevre zararını talep «yetkisinin» Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı’na ait olduğundan Maliye Bakanlığı’nın açtığı davanın «aktif husumet» yönünden, Çevre Kanunu’nun 28 m. gereğince kaptanlar oluşan zarardan sorumlu olmadığından davalı gemi kaptanı aleyhine açılan davanın ise, «pasif husumetten» reddi gerektiği zira, işbu maddeye göre gemi malik ve «donatanlarının» «çatma» sonucu oluşan çevre kirliliğine ilişkin zarardan sorumlu olduğu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı’nın çatmaya karışan davalı do …
… k tekne nedeniyle ekolojik potansiyel tehlikeden bahsedilerek 3.000 USD’den 79.000 USD’ye kadar çevre kirliliği zararının oluştuğunu belirleyen bilirkişilerin henüz «gerçekleşmeyen zarara» ilişkin olarak, ileride gerçekleşebileceğinden bahisle zarar tespit etmelerinin tazminat ilkeleri ile bağdaşmayacağı, dava konusu batık nedeniyle zararın oluşması …
… 872 sayılı Çevre Kanunu’nun 28/1 madde ve fıkrasında “ Çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenler sebep oldukları kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı «kusur» şartı aranmaksızın sorumludurlar.”, aynı Yasa’nın 3/g bendinde de “Kirlenme ve bozulmanın önlenmesi, sınırlandırılması, giderilmesi ve çevrenin iyileştirilmesi içi …
Benzer bu kararda… enizde oluşan çevre zararını talep yetkisi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığına ait olduğundan Maliye Bakanlığının açtığı davanın «aktif husumet» yönünden; 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun (2782 sayılı Kanun) 28 inci maddesi gereğince kaptanlar oluşan zarardan sorumlu olmadığından davalı gemi kaptanı aleyhine açılan davanın ise «pasif husumetten» reddi gerektiği zira işbu maddeye göre gemi malik ve «donatanlarının» «çatma» sonucu oluşan çevre kirliliğine ilişkin zarardan sorumlu olduğu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığının çatmaya karışan davalı donatan ve gemi malikleri aleyhine açtıkları davanın ise «dava konusu» çatmaya karışan “...” motorunun İstanbul Boğazı'nda battığı, ancak batığın bulunduğu mevki, derinlik, teknenin yakıt kapasitesi ve bulunduğu yerin potansiyel ciddi çevre kirliliği doğurmadığı, batığın 12 yıl geçmesine rağmen çıkartılmadığı ve çıkartılmasının yasal yükümlülük olmadığı, davacı kurumların aradan uzun süre geçmesine rağmen batığı çıkarmadığı, denizde fiilen gerçekleşen bir çevre kirliliği ve zarar tespit edilemediği, bir yandan batığın çıkartılmasının zorunluluk olmadığı ve çevre kirliliğinin gerçekleşmediği tespit edilirken diğer yandan deniz altında bulunan batık tekne nedeniyle ekolojik potansiyel tehlikeden bahsedilerek 3.000,00 USD’den 79.000,00 USD’ye kadar çevre kirliliği zararının oluştuğunu belirleyen bilirkişilerin henüz «gerçekleşmeyen zarara» ilişkin olarak ileride gerçekleşebileceğinden bahisle zarar tespit etmelerinin tazminat ilkeleri ile bağdaşmayacağı, dava konusu batık nedeniyle zararın oluşması h …
… ndığında birinci maddede açıklanan miktarın daha kabul edilebilir bir yaklaşım olacağının bilirkişilerce açıklandığı gerekçesiyle davacı Maliye Bakanlığı bakımından «aktif husumet ehliyeti» yokluğu nedeni ile davanın reddi kararı kesinleştiğinden yeniden karar «verilmesini yer olmadığına», davacı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı tarafından davalı Modisk 3 Gemisi kaptanı Ignatento Aleksandr Yuryevich aleyhine açılan davanın «pasif husumet ehliyeti» yoktuğu nedeni ile davanın reddi kararı kesinleştiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına, davalı Modisk 3 Gemisi Donatanı Modisk Shipping CO.
Motoru ve Modisk 3 Gemisi Donatanlarından müteselsilen talep haklarının olduğunu, bu tespitlere rağmen Modisk Gemisi kaptanı hakkında davanın «pasif husumetten» reddi kararının doğru olmadığını, davacı Maliye Bakanlığı yönünden verilen kararın hatalı olduğunu, bozmada bu konuya değinilmediğini, Maliye Bakanlığı tarafından üstlenilen bedellerle çevre zararı önlenmeye çalışıldığından hazine zararı yönünden Maliye Bakanlığının «husumet ehliyetinin» olduğunu, lehlerine hükmedilen vekâlet ücreti kabul edilen miktar üzerinden hesaplanması gerekirken maktu vekâlet ücretine hükmedildiğini, birden fazla davacı olduğunun unutulduğunu, davalılar lehine fazla «vekalet ücretine» hükmedildiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:davanın konusuz kalması · izafeten dava · bozma sonrası karar · pasif husumet ehliyeti · aktif husumet ehliyeti · davanın konusu · mevduat hesabı · müteselsil sorumluluk
Benzer bu karardaDavalı Modisk 3 Gemisi Donatanı vekili temyiz dilekçesinde özetle; «dava konusu» olayda tespit edilmiş bir kirliliğin bulunmadığının bilirkişilerce belirtildiğini, ancak yakıt kirliliğinden oluşması muhtemel bir tazminat hesabı yapıldığını, teknenin battığı 2002 yılından bu yana oluşmuş bir zararın olmadığını, bozma öncesi alınan bilirkişi raporlarında da teknenin yakıt tankının hasarlı olup olmadığının anlaşılmadığı ve herhangi bir yakıt sızıntısı görülemediğinin tespit edildiğini, teknenin boyutu ve türü dikkate alındığında «çatma» anında teknede bulunması muhtemel yakıt miktarının en fazla 40 litre olduğunu, batığın ahşap olduğu ve güçlü deniz dibi akıntıları dikkate alındığında deniz dibi yapılarına zarar verme riskinden bahsedilemeyeceğinin «bozma sonrası» alınan raporlarda da dile getirildiğini, bilirkişi raporlarında çevre kirliliğini oluşturacak muhtemel nedenlerin yakıt ve batıktan oluşacağı yönündeki tespitlerinin kirlilliğin gerçekten meydana gelmiş olduğu ve bu sebeple tazminata hükmedilmesi gerektiği sonucunu doğrumadığını, davacının somut olayda hiçbir zararının doğmadığını, olayın üzerinden geçen 20 yıl içinde davacı idarenin de batığın çıkarılması yönünde adım atmadığını, herhangi bir çevre kirliliği tespit edilmediğini, davacını ileride doğabilecek bir zarara karşılık tazminat istemesinin tazminat hukuku ile bağdaşmadığını, 2872 sayılı Kanun'a göre tazminat sorumluluğundan bahsedilebilmesi için bir kirliliğin meydana gelmiş olması gerektiğini, ancak ortada tespit edilmiş bir kirliliğin olmadığını, dolayısıyla Mahkemece tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin çatmada «kusuru» bulunmadığından diğer davalı ile birlikte «müteselsil sorumluluğuna» gidilemeyeceğini, bilirkişilerin teknede kalmış olabilecek yakıt miktarını tahmini olarak tank kapasitesinin yarısına tekabül eden miktar şeklinde 250 litre olarak …
… ndığında birinci maddede açıklanan miktarın daha kabul edilebilir bir yaklaşım olacağının bilirkişilerce açıklandığı gerekçesiyle davacı Maliye Bakanlığı bakımından «aktif husumet ehliyeti» yokluğu nedeni ile davanın reddi kararı kesinleştiğinden yeniden karar «verilmesini yer olmadığına», davacı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı tarafından davalı Modisk 3 Gemisi kaptanı Ignatento Aleksandr Yuryevich aleyhine açılan davanın «pasif husumet ehliyeti» yoktuğu nedeni ile davanın reddi kararı kesinleştiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına, davalı Modisk 3 Gemisi Donatanı Modisk Shipping CO.
2.Davalı ... motoru sahibi «mirasçıları» vekili temyiz dilekçesinde özetle: 2872 sayılı Kanun'un 28 inci maddesi gereği «dava konusu» tazminatın zaman aşımına uğradığını, denizcilere «ilan» fasikülünde dava konusu tekne ile ilgili bir batık tespitine yer verilmediğini, Devlet tarafından temizlenip bedeli istenilen bir talep de olmadığına göre ortada çevreyi kirleten bir tekneden bahsedilemeyeceğini, teknenin boyutu ve bulundurulabileceği azami yakıt miktarı bilirkişilerce hesaplanmışsa da çevreye verilmiş bir zarar tespiti olmadığından davanın reddi gerektiğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1003 üncü maddesi dikkate alındığında ortada yararlanılabilir bir enkaz da olmadığına göre müvekkilinin maddede sayılan yükümlülüklerden sorumluluğunun bulunmadığını, tazminatın 146 litre kalmış yakıttan kaynaklanalabileceğinden hareket ediliyorsa bu tespitin de 5312 sayılı Deniz Çevresinden Petrol ve Diğer Zararları Maddelerin Kirlenmesinde Acil Durumlarda Müdahale Ve Zararların Tazmini Esaslarına Dair Kanun hükümlerine göre yapılması gerektiğini ancak bahse konu Kanun'un beşyüz grosstondan küöük gemileri kapsamadığını, gerekçeye göre «davanın konusuz kalması» gerektiğini, 27.11.2019 tarihli ve 3061 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Deniz Kaza ve Olayların İnceleme Yönetmeliğine göre müvekkili teknesi ile ilgili olarak deniz kazaları hükümlerine göre değerlendirilmemesi, «çatma» hükümlerinin MODİSK Gemisi hakkında incelenebileceğini, geçimini balıkçılıkla sağlayan küçük balıkçı teknesinin olduğu yerde başka bir deniz aracı tarafından zayı oluşunun aynı derecede değerlendirilmemesi gerektiğini, ahşap teknenin dağılmış yok olmuş olmasının muhtemel olması «sebebi» ile fiziken çıkarılmadığı dolaysıyla bunun için bir «masraf» yapılmadığının sabit olduğu, olay sırasında teknede bulunan müvekkilinin kardeşinin tekne ile birlikte kaybolduğu ve ihtimal verilse idi naaşının bulunması için çaba sarf edilebileceği husuları birlikte değerlendirildiğinde olayların tek yönlü ele alınmasının «hakkaniyete» aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
… enizde oluşan çevre zararını talep yetkisi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığına ait olduğundan Maliye Bakanlığının açtığı davanın «aktif husumet» yönünden; 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun (2782 sayılı Kanun) 28 inci maddesi gereğince kaptanlar oluşan zarardan sorumlu olmadığından davalı gemi kaptanı aleyhine açılan davanın ise «pasif husumetten» reddi gerektiği zira işbu maddeye göre gemi malik ve «donatanlarının» «çatma» sonucu oluşan çevre kirliliğine ilişkin zarardan sorumlu olduğu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığının çatmaya karışan davalı donatan ve gemi malikleri aleyhine açtıkları davanın ise «dava konusu» çatmaya karışan “...” motorunun İstanbul Boğazı'nda battığı, ancak batığın bulunduğu mevki, derinlik, teknenin yakıt kapasitesi ve bulunduğu yerin potansiyel ciddi çevre kirliliği doğurmadığı, batığın 12 yıl geçmesine rağmen çıkartılmadığı ve çıkartılmasının yasal yükümlülük olmadığı, davacı kurumların aradan uzun süre geçmesine rağmen batığı çıkarmadığı, denizde fiilen gerçekleşen bir çevre kirliliği ve zarar tespit edilemediği, bir yandan batığın çıkartılmasının zorunluluk olmadığı ve çevre kirliliğinin gerçekleşmediği tespit edilirken diğer yandan deniz altında bulunan batık tekne nedeniyle ekolojik potansiyel tehlikeden bahsedilerek 3.000,00 USD’den 79.000,00 USD’ye kadar çevre kirliliği zararının oluştuğunu belirleyen bilirkişilerin henüz «gerçekleşmeyen zarara» ilişkin olarak ileride gerçekleşebileceğinden bahisle zarar tespit etmelerinin tazminat ilkeleri ile bağdaşmayacağı, dava konusu batık nedeniyle zararın oluşması h …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/3044 E. 2019/306 K.
Ortak:kurtuluş kanıtı · kusur
İncelediğiniz kararda… 872 sayılı Çevre Kanunu’nun 28/1 madde ve fıkrasında “ Çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenler sebep oldukları kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı «kusur» şartı aranmaksızın sorumludurlar.”, aynı Yasa’nın 3/g bendinde de “Kirlenme ve bozulmanın önlenmesi, sınırlandırılması, giderilmesi ve çevrenin iyileştirilmesi içi …
Ancak, baskın görüş gerek «kurtuluş kanıtı» getirme imkanı tanınmamış olması ve gerekse de tazminat sorumluluğuna yer vermiş olması nedeniyle sorumluluğun ağırlaştırılmış sebep sorumluluğu olduğu yönündedir.
Benzer bu karardaAsliye Hukuk Mahkemesi'nin 2005/9 d.iş sayılı dosyasında alınan raporun davacı bakımından kesinleştiği, Çevre Kanunu'ndaki hukuki sorumluluğa ilişkin hükümlerin «kusura» dayanmayan ve «kurtuluş kanıtı» getirilemeyen objektif sorumluluk olduğu, kazanın davalı şirketin işletmesinde iken meydana geldiği, Danıştay denetiminden geçerek kesinleşen ...
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:çıplak gemi kira sözleşmesi · gemi kira sözleşmesi · deniz ticareti · sıfat yokluğu · zilyetlik · delil tespiti · davanın konusu · haksız eylem
Benzer bu kararda2 İdare Mahkemesinin 2008/1002 esas 2009/256 karar sayılı emsal kararı ve Çevre Kanunun 28.maddesi hükmü uyarınca geminin «zilyetliğini» «çıplak gemi kirası sözleşmesi» uyarınca devralan davalı şirketin, kaptan vasıtasıyla kendi adına ve hesabına «deniz ticaretinde» kullanan kişi olarak kirleten sıfatıyla yol açtığı zarardan sorumlu olduğu, diğer davalıların oluşan zarardan sorumlu olmadığı, olay sebebiyle çevre kirliliğinin doğduğu sabit olmakla beraber kirlilik kavramının «kesin» ve açık olmaması sebebiyle tazmini gereken zararın kapsamının tayinin güç olduğu, hükme esas alınan ikinci bilirkişi raporu uyarınca geminin battığı yerin ...
… n Başkanlığı ve idarenin bu hususta Limanlar Kanununun 7. maddesine göre yerine getirmesi gereken prosedürü yerine getirmediği, potansiyel ciddi bir çevre kirliliği «rizikosunun» bulunmadığı ve zararın doğmadığı, denize karışmış olan yağ ve yakıtın denizden çıkarılmasının mümkün olmadığı, ekolojik «hasar» olarak etkilenen su ürünlerinin değeri kapsamında takdir olunan tazminatın özü itibariyle yağ ve yakıtın denize boşalması sonucu doğan zarar kalemi kapsamında olduğu, davacının yağ ve yakıtın çıkartılması yönünde bir talep hakkının olmadığı, Çevre Kanununun 2.maddesi kapsamında kirleten olan ve aynı kanunun 28.maddesi gereğince verdiği zarardan sorumlu olan davalı şirketin, davacı tarafın itiraz etmediği, bu itibarla haklarında kesinleşen «delil tespiti» raporu ve ikinci bilirkişi kurulu raporuna göre denize yağ ve yakıtın boşalması suretiyle etkilenecek olan su ürünü miktarına göre tayin olunan 414.375,00 TL zarardan sorumlu olduğu, «haksız eylemin» ticari iş niteliği taşıdığı gerekçesiyle davalı...
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; «davanın konusu» ve uygulanacak kanun hükümlerine göre aktif taraf sıfatının T.C.
Şti. yönünden açılan davanın kısmen kabulü ile 414.375,00 TL tazminatın 12.03.2005 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle tahsiline, diğer davalılar yönünden açılan davanın taraf «sıfatı yokluğundan» reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/1444 E. 2021/2040 K.
Ortak:kurtuluş kanıtı · kusur
İncelediğiniz kararda… 872 sayılı Çevre Kanunu’nun 28/1 madde ve fıkrasında “ Çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenler sebep oldukları kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı «kusur» şartı aranmaksızın sorumludurlar.”, aynı Yasa’nın 3/g bendinde de “Kirlenme ve bozulmanın önlenmesi, sınırlandırılması, giderilmesi ve çevrenin iyileştirilmesi içi …
Ancak, baskın görüş gerek «kurtuluş kanıtı» getirme imkanı tanınmamış olması ve gerekse de tazminat sorumluluğuna yer vermiş olması nedeniyle sorumluluğun ağırlaştırılmış sebep sorumluluğu olduğu yönündedir.
Benzer bu karardaAsliye Hukuk Mahkemesi'nin 2005/9 D.iş sayılı dosyasında alınan raporun davacı bakımından kesinleştiği, Çevre Kanunu'ndaki hukuki sorumluluğa ilişkin hükümlerin «kusura» dayanmayan ve «kurtuluş kanıtı» getirilemeyen objektif sorumluluk olduğu, kazanın davalı şirketin işletmesinde iken meydana geldiği, Danıştay denetiminden geçerek kesinleşen Mersin 2.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:çıplak gemi kira sözleşmesi · gemi kira sözleşmesi · deniz ticareti · sıfat yokluğu · zilyetlik · delil tespiti · davanın konusu · haksız eylem
Benzer bu karardaİdare Mahkemesi'nin 2008/1002 esas 2009/256 karar sayılı emsal kararı ve Çevre Kanun'un 28. maddesi hükmü uyarınca geminin «zilyetliğini» «çıplak gemi kirası sözleşmesi» uyarınca devralan davalı şirketin, kaptan vasıtasıyla kendi adına ve hesabına «deniz ticaretinde» kullanan kişi olarak kirleten sıfatıyla yol açtığı zarardan sorumlu olduğu, diğer davalıların oluşan zarardan sorumlu olmadığı, olay sebebiyle çevre kirliliğinin doğduğu sabit olmakla beraber kirlilik kavramının «kesin» ve açık olmaması sebebiyle tazmini gereken zararın kapsamının tayinin güç olduğu, hükme esas alınan ikinci bilirkişi raporu uyarınca geminin battığı yerin Zeytinburnu Demir Mahalli sınırlarının dışında olduğu ve bu mevkide deniz derinliğinin 60 metre olduğu, batığın en üst noktasından deniz yüzeyine olan mesafenin 55 metre olduğu ve bu mesafe üzerinden geçecek gemiler için tehlike yaratmayacağı, batığın çıkarılmasının ekonomik olarak bir anlam taşımadığı, davacı tarafından bu konuda yapılan bir gider olmadığı, Liman Başkanlığı ve idarenin bu hususta Limanlar Kanununun 7. maddesine göre yerine getirmesi gereken prosedürü yerine getirmediği, potansiyel ciddi bir çevre kirliliği «rizikosunun» bulunmadığı ve zararın doğmadığı, denize karışmış olan yağ ve yakıtın denizden çıkarılmasının mümkün olmadığı, ekolojik «hasar» olarak etkilenen su ürünlerinin değeri kapsamında takdir olunan tazminatın özü itibariyle yağ ve yakıtın denize boşalması sonucu doğan zarar kalemi kapsamında olduğu, davacının yağ ve yakıtın çıkartılması yönünde bir talep hakkının olmadığı, Çevre Kanunu'nun 2. maddesi kapsamında kirleten olan ve aynı kanunun 28. maddesi gereğince verdiği zarardan sorumlu olan davalı şirketin, davacı tarafın itiraz etmediği, bu itibarla haklarında kesinleşen «delil tespiti» raporu ve ikinci bilirkişi kurulu raporuna göre denize yağ ve yakıtın boşalması suretiyle etkilenecek olan su ürünü miktarına göre tayin olunan 414.375,00 TL zarardan sorumlu olduğu, «haksız eylemin» ticari iş niteliği taşıdığı gerekçesiyle davalı Alize Denizcilik San. ve Tic.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; «davanın konusu» ve uygulanacak kanun hükümlerine göre aktif taraf sıfatının T.C.
Şti. yönünden açılan davanın kısmen kabulü ile 414.375,00 TL tazminatın 12.03.2005 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle tahsiline, diğer davalılar yönünden açılan davanın taraf «sıfatı yokluğundan» reddine dair verilen kararın davacı vekili ve davalı şirket vekili tarafından temyizi üzerine karar Dairemizce onanmıştır.
3 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/3464 E. 2017/2513 K.
Ortak:donatan · pasif husumet · kusur · husumet · dava şartı
İncelediğiniz karardaMahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, denizde oluşan çevre zararını talep «yetkisinin» Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı’na ait olduğundan Maliye Bakanlığı’nın açtığı davanın «aktif husumet» yönünden, Çevre Kanunu’nun 28 m. gereğince kaptanlar oluşan zarardan sorumlu olmadığından davalı gemi kaptanı aleyhine açılan davanın ise, «pasif husumetten» reddi gerektiği zira, işbu maddeye göre gemi malik ve «donatanlarının» «çatma» sonucu oluşan çevre kirliliğine ilişkin zarardan sorumlu olduğu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı’nın çatmaya karışan davalı do …
… 872 sayılı Çevre Kanunu’nun 28/1 madde ve fıkrasında “ Çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenler sebep oldukları kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı «kusur» şartı aranmaksızın sorumludurlar.”, aynı Yasa’nın 3/g bendinde de “Kirlenme ve bozulmanın önlenmesi, sınırlandırılması, giderilmesi ve çevrenin iyileştirilmesi içi …
Benzer bu kararda… ru ve dosya kapsamına göre, Çevre Kanunu 2. maddesine göre çevre kirliliğine neden olan bir faaliyet yürüten kişinin kirleten olduğu, dolayısıyla kirleten sıfatının «donatanlara» ait bulunduğu, kaptanların donatanlara «hizmet sözleşmesi» ile bağlı gemi adamları olduğundan pasif dava «ehliyetlerinin» olmadığı, çevre kirliliğinden doğan zararların «kusura» dayanmadığı, davalıların eylemi ile zarar arasında «illiyet bağı» bulunduğu, toplam zarar miktarının 2.696.360 USD olduğu, 818 sayılı BK'nın 83. maddesi uyarınca tazminatın memleket parası ile hesaplanması gerektiği, birleşen davada 818 sayılı BK'nın 60. maddesine göre 1 ve 10 yıllık «zamanaşımına» tabi bulunduğu, olayın 07.11.1999 tarihinde gerçekleştiği, birleşen davanın 28.05.2002 tarihinde açıldığı gerekçesiyle, asıl davanın 1 ve 2 nolu davalılar yönünden kısmen kabulüne, 1.320.895,53 TL'nin olay tarihinden itibaren avans faiziyle tahsiline, 3 ve 4 nolu davalılar yönünden «pasif husumetten» davanın reddine, birleşen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:izafeten dava · tavzih · illiyet bağı · acentelik · hizmet sözleşmesi · taraf ehliyeti · zamanaşımı
Benzer bu kararda… ru ve dosya kapsamına göre, Çevre Kanunu 2. maddesine göre çevre kirliliğine neden olan bir faaliyet yürüten kişinin kirleten olduğu, dolayısıyla kirleten sıfatının «donatanlara» ait bulunduğu, kaptanların donatanlara «hizmet sözleşmesi» ile bağlı gemi adamları olduğundan pasif dava «ehliyetlerinin» olmadığı, çevre kirliliğinden doğan zararların «kusura» dayanmadığı, davalıların eylemi ile zarar arasında «illiyet bağı» bulunduğu, toplam zarar miktarının 2.696.360 USD olduğu, 818 sayılı BK'nın 83. maddesi uyarınca tazminatın memleket parası ile hesaplanması gerektiği, birleşen davada 818 sayılı BK'nın 60. maddesine göre 1 ve 10 yıllık «zamanaşımına» tabi bulunduğu, olayın 07.11.1999 tarihinde gerçekleştiği, birleşen davanın 28.05.2002 tarihinde açıldığı gerekçesiyle, asıl davanın 1 ve 2 nolu davalılar yönünden kısmen kabulüne, 1.320.895,53 TL'nin olay tarihinden itibaren avans faiziyle tahsiline, 3 ve 4 nolu davalılar yönünden «pasif husumetten» davanın reddine, birleşen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili, asıl ve ek kararı, davalı ...'ye «izafeten» «acentesi» ... ise asıl kararı temyiz etmiştir.
Davalı ...'ye «izafeten» «acentesi» ... vekili, ek kararın bozulmasına dair Dairemiz ilamına karşı karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili, gerekçeli karar başlığının düzeltilmesi için «tavzih» talebinde bulunmuş, mahkemece 26.09.2014 tarihli ek kararla talep reddedilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/17985 E. 2015/12485 K.
Ortak:donatan · pasif husumet · kusur · husumet · dava şartı
İncelediğiniz karardaMahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, denizde oluşan çevre zararını talep «yetkisinin» Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı’na ait olduğundan Maliye Bakanlığı’nın açtığı davanın «aktif husumet» yönünden, Çevre Kanunu’nun 28 m. gereğince kaptanlar oluşan zarardan sorumlu olmadığından davalı gemi kaptanı aleyhine açılan davanın ise, «pasif husumetten» reddi gerektiği zira, işbu maddeye göre gemi malik ve «donatanlarının» «çatma» sonucu oluşan çevre kirliliğine ilişkin zarardan sorumlu olduğu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı’nın çatmaya karışan davalı do …
… 872 sayılı Çevre Kanunu’nun 28/1 madde ve fıkrasında “ Çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenler sebep oldukları kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı «kusur» şartı aranmaksızın sorumludurlar.”, aynı Yasa’nın 3/g bendinde de “Kirlenme ve bozulmanın önlenmesi, sınırlandırılması, giderilmesi ve çevrenin iyileştirilmesi içi …
Benzer bu kararda… ru ve dosya kapsamına göre, Çevre Kanunu 2. maddesine göre çevre kirliliğine neden olan bir faaliyet yürüten kişinin kirleten olduğu, dolayısıyla kirleten sıfatının «donatanlara» ait bulunduğu, kaptanların donatanlara «hizmet sözleşmesi» ile bağlı gemi adamları olduğundan pasif dava «ehliyetlerinin» olmadığı, çevre kirliliğinden doğan zararların «kusura» dayanmadığı, davalıların eylemi ile zarar arasında «illiyet bağı» bulunduğu, toplam zarar miktarının 2.696.360 USD olduğu, 818 sayılı BK'nın 83. maddesi uyarınca tazminatın memleket parası ile hesaplanması gerektiği, birleşen davada 818 sayılı BK'nın 60. maddesine göre 1 ve 10 yıllık «zamanaşımına» tabi bulunduğu, olayın 07.11.1999 tarihinde gerçekleştiği, birleşen davanın 28.05.2002 tarihinde açıldığı gerekçesiyle, asıl davanın 1 ve 2 nolu davalılar yönünden kısmen kabulüne, 1.320.895,53 TL'nin olay tarihinden itibaren avans faiziyle tahsiline, 3 ve 4 nolu davalılar yönünden «pasif husumetten» davanın reddine, birleşen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zamanaşımının kesilmesi · infazda tereddüt · izafeten dava · tavzih · ceza zamanaşımı · haksız eylem · illiyet bağı · maddi hata
Benzer bu karardaBu itibarla, mahkemece davacının «maddi hata» dilekçesi nazara alınarak, gerekçeli kararın «infazda tereddüte» neden olmayacak şekilde düzenlenerek, neticesine göre bir karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, asıl davaya yönelik hükmün ve «tavzih» talebinin reddine dair 26.09.2014 tarihli ek kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Bu itibarla, mahkemece davacının «haksız eylem» devam ettiği sürece «zamanaşımının kesilmeyeceğine» yönelik itirazı ve olayda «ceza zamanaşımı» süresinin uygulanıp uygulanmayacağı değerlendirilerek, neticesine göre bir karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Gemisi Donatanı ... «izafeten» «acentesi» .... firmasını göstermiş, sonradan 30.12.1999 tarihli «maddi hata» dilekçesi vermiş, 1 ve 2 nolu davalıların acentelerinin ters gösterildiğini belirterek, 1 nolu davalı olarak ...
Gemisi Donatanı ... «izafeten» «acentesi» .... gösterilmiş, hüküm kısmında ise davanın 1 ve 2 nolu davalılar yönünden kısmen kabulüne karar verilmiş, davacı tarafın karar başlığının düzeltilmesine yönelik «tavzih» dilekçesi de hata bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/7089 E. 2016/6225 K.
Ortak:donatan · kusur · husumet · dava şartı
İncelediğiniz karardaMahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, denizde oluşan çevre zararını talep «yetkisinin» Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı’na ait olduğundan Maliye Bakanlığı’nın açtığı davanın «aktif husumet» yönünden, Çevre Kanunu’nun 28 m. gereğince kaptanlar oluşan zarardan sorumlu olmadığından davalı gemi kaptanı aleyhine açılan davanın ise, «pasif husumetten» reddi gerektiği zira, işbu maddeye göre gemi malik ve «donatanlarının» «çatma» sonucu oluşan çevre kirliliğine ilişkin zarardan sorumlu olduğu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı’nın çatmaya karışan davalı do …
… 872 sayılı Çevre Kanunu’nun 28/1 madde ve fıkrasında “ Çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenler sebep oldukları kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı «kusur» şartı aranmaksızın sorumludurlar.”, aynı Yasa’nın 3/g bendinde de “Kirlenme ve bozulmanın önlenmesi, sınırlandırılması, giderilmesi ve çevrenin iyileştirilmesi içi …
Benzer bu karardaBayraklı “...” gemisi «donatanı» ...
Şti. aleyhine açtığı davanın kısmen kabulü ile 462.279.00 TL'nin olay tarihi 06.10.2002 tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte işbu davalıdan tahsiline, davalı gemi kaptanı ... aleyhine açtığı davanın, davalının Çevre Kanunu gereğince kirleten olmadığı, bu nedenle dava konusu zarardan işbu davalının sorumlu olmadığı gerekçesiyle, «husumet» yönünden reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden, 06.10.2002 tarihinde, davalı «donatana» ait, diğer davalı gemi kaptanının sevk ve idaresinde ilerleyen ...
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:gemi adamı · taraf ehliyeti · avans faizi
Benzer bu karardaDavacı, söz konusu zararın tahsili için gemi «donatanı» ile gemi kaptanı hakkında işbu davayı açmış ise de mahkemece davalı gemi kaptanı hakkında, gemide iş sözleşmesi ile çalışan bir «gemi adamı» olduğu ve Çevre Kanunu anlamında bir faaliyeti olmadığından kirleten olmadığı, bu nedenle davada taraf sıfatı bulunmadığı gerekçesiyle pasif dava «ehliyeti» yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.
Şti. aleyhine açtığı davanın kısmen kabulü ile 462.279.00 TL'nin olay tarihi 06.10.2002 tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte işbu davalıdan tahsiline, davalı gemi kaptanı ... aleyhine açtığı davanın, davalının Çevre Kanunu gereğince kirleten olmadığı, bu nedenle dava konusu zarardan işbu davalının sorumlu olmadığı gerekçesiyle, «husumet» yönünden reddine karar verilmiştir.
Gerek hükme esas alınan bilirkişi raporunda gerekse 01.10.2013 tarihli bilirkişi ek raporunda isabetli olarak, Çevre Kanunu'nun 2. maddesi gereğince davalı gemi kaptanının da kirleten sıfatına sahip olduğu ve aynı Kanun'un 28. maddesi hükmü gereğince çevre zararından sorumlu olduğu, hatta sorumluluk için «kusur» şartının gerçekleşmesinin gerekmediği, davalı kaptanın pasif dava «ehliyetinin» bulunduğu belirtilmiştir.
Somut olayda, Çevre Kanunu'nun 2 ve 28. maddeleri gereğince davalı gemi kaptanın da kirleten olarak kabulü ile işbu davada pasif dava «ehliyetinin» bulunduğunun kabulü gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davalı gemi kaptanı hakkında pasif dava ehliyeti bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi hatalı olup, hüküm bozmayı gerektirmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2015/12965 E. , 2017/4048 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ...
17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 07.05.2015 tarih ve 2014/300-2015/186 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, 16/06/2002 tarihinde, saat 00.10 sularında ... Boğazı ... önlerinde ... bayraklı “...-3” isimli kuru yük gemisi ile T.C. bayraklı “...” isimli yolcu motorunun çatışması neticesinde meydana gelen deniz kazasında “...” isimli yolcu motorunun battığını ileri sürerek, tekne bünyesindeki yakıt ve yağın denize karışması sonucunda oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek için batık yolcu motorunun çıkartılma ve uygun yere çekilme maliyetinin karşılanması hususundaki tazminat miktarı olan 79.000 USD’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı “...” motoru donatanı ... vekili, tazmini talep edilen tutarın, çevreye verildiği iddia edilen zarar ve kirliliğin temizlenmesi işlemi için mi yoksa batığın çıkarılması işlemi için mi harcanacağının belli olmadığını, müvekkili ...'ın teknenin kaptanı değil, sahibi/donatanı olduğunu, tazminat davası açılabilmesi için çevre zararının mevcudiyeti ve seyir durumuna engel teşkil edecek durumun varlığının gerektiğini ancak, böyle bir durumun bulunmadığını, batan teknenin küçük yolcu motoru olduğu ve günlük seferin sonunda olayın meydana gelmesi sebebiyle küçük kapasiteli motorin yakıt deposunun adeta boş olduğunu, teknenin ahşap ve parçalanmış bir şekilde 30 m. derinlikte bulunması nedeniyle seyir emniyetini menfi yönde etkilemeyeceğini, talep edilen tazminat miktarının fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalılar vekili, geminin idaresinden sorumlu kaptanın husumet yöneltilen müvekkili değil başka bir kişi olduğunu, bu nedenle kendisine husumet yöneltilemeyeceğini, Limanlar Kanunu’nun 7. ve 11. maddeleri uyarınca sorumluluğun batan gemilerin sahip, kaptan ve acentelerine yüklendiğini, dava konusu zararın doğmadığını, çatmada müvekkili donatana ait geminin kusursuz olduğunu, kendisine sorumluluk atfedilecek her davalının müşterek ve müteselsilen değil, kusuru oranında sorumlu olduğunu, batık olan yolcu motorunun battığı mevkinin derinlik ve koordinatı itibariyle seyir emniyetine engel teşkil etmediğini ayrıca, ahşap olması, kaza tarihinden bu yana güçlü boğaz akıntılarının etkisiyle parçalanmış ve sürüklenmiş olabileceği, teknenin gezi teknesi olması dolayısıyla mevcut mazotun kaza anında yok olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, denizde oluşan çevre zararını talep yetkisinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı’na ait olduğundan Maliye Bakanlığı’nın açtığı davanın aktif husumet yönünden, Çevre Kanunu’nun 28 m. gereğince kaptanlar oluşan zarardan sorumlu olmadığından davalı gemi kaptanı aleyhine açılan davanın ise, pasif husumetten reddi gerektiği zira, işbu maddeye göre gemi malik ve donatanlarının çatma sonucu oluşan çevre kirliliğine ilişkin zarardan sorumlu olduğu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı’nın çatmaya karışan davalı donatan ve gemi malikleri aleyhine açtıkları davanın incelenmesinde ise, dava konusu çatmaya karışan “...” motorunun ...
Boğazı’nda battığı ancak, batığın bulunduğu mevki, derinlik, teknenin yakıt kapasitesi ve bulunduğu yerin potansiyel ciddi çevre kirliliği doğurmadığı, batığın 12 yıl geçmesine rağmen çıkartılmadığı ve çıkartılmasının yasal yükümlülük olmadığı, davacı kurumların aradan uzun süre geçmesine rağmen batığı çıkarmadığı, denizde fiilen gerçekleşen bir çevre kirliliği ve zarar tespit edilemediği, bir yandan batığın çıkartılmasının zorunluluk olmadığı ve çevre kirliliğinin gerçekleşmediği tespit edilirken diğer yandan deniz altında bulunan batık tekne nedeniyle ekolojik potansiyel tehlikeden bahsedilerek 3.000 USD’den 79.000 USD’ye kadar çevre kirliliği zararının oluştuğunu belirleyen bilirkişilerin henüz gerçekleşmeyen zarara ilişkin olarak, ileride gerçekleşebileceğinden bahisle zarar tespit etmelerinin tazminat ilkeleri ile bağdaşmayacağı, dava konusu batık nedeniyle zararın oluşması halinde zararın oluştuğu tarihten itibaren davacıların tazminat talep edebileceği, fiilen oluşmayan bir zararın tazminin talep edilemeyeceği gerekçesiyle, koşulları oluşmayan tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Davacı tarafça, 16/06/2002 tarihinde ... Boğazı ... önlerinde Kamboçya bayraklı “...-3” isimli kuru yük gemisi ile T.C. bayraklı “...” isimli yolcu motorunun çatması neticesinde meydana gelen deniz kazasında “...” isimli yolcu motorunun batması nedeniyle oluşan çevre kirliliğinin Çevre Kanunu’nun 28. maddesi uyarınca tazmini istemi ile açılan işbu davada mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, olay ve dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 28/1 madde ve fıkrasında “ Çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenler sebep oldukları kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı kusur şartı aranmaksızın sorumludurlar.”, aynı Yasa’nın 3/g bendinde de “Kirlenme ve bozulmanın önlenmesi, sınırlandırılması, giderilmesi ve çevrenin iyileştirilmesi için yapılan harcamalar kirleten veya bozulmaya neden olan tarafından karşılanır. Kirletenin kirlenmeyi veya bozulmayı durdurmak, gidermek veya azaltmak için gerekli önlemleri almaması veya bu önlemlerin yetkili makamlarca doğrudan alınması nedeniyle kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan gerekli harcamalar 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre kirletenden tahsil edilir.” hükmü düzenlenmiştir.
Çevre Kanunu’nun 28. maddesinde düzenlenen bu sorumluluk haksız fiil sorumluluğu olmakla birlikte bir kusursuz sorumluluktur. Bu maddede öngörülen kusursuz sorumluluğun objektif özen gösterme yükümlülüğünün ihlaline dayanan bir kusursuz sorumluluk esasına mı, yoksa hakkaniyet düşüncesinden doğan fedakarlığın denkleştirilmesi esasına mı ya da tehlike esasına dayanan bir sorumluluk türü mü olduğu konusunda doktrinde bir görüş birliği bulunmamaktadır. Ancak, baskın görüş gerek kurtuluş kanıtı getirme imkanı tanınmamış olması ve gerekse de tazminat sorumluluğuna yer vermiş olması nedeniyle sorumluluğun ağırlaştırılmış sebep sorumluluğu olduğu yönündedir.
Çevre Kanunu’nun 2. maddesi kirleteni, faaliyetleri sırasında veya sonrasında doğrudan veya dolaylı olarak çevre kirliliğine, ekolojik dengenin ve çevrenin bozulmasına neden olan gerçek ve tüzel kişiler olarak tanımlamaktadır. Buna göre, çevre kirliliğinin yol açtığı zarardan kirleten sorumludur.
Çevrenin kirlenmesi ile çevrede meydana gelen ve canlıların sağlığını, çevresel değerleri ve ekolojik dengeyi bozabilecek her türlü olumsuz etki anlatılmaktadır. Çevrenin kirlenmesi olayının gerçekleşmesi sorumluluğun doğuşu için yeterlidir.
618 sayılı Limanlar Kanunu’nun 7/1 madde ve fıkrasında da “ Limanlar dahilinde seyir ve seferin selametine engel olabilecek suret ve vaziyette batan bilcümle gemileri ve eşyasını liman reisleri tarafından tayin olunacak kısa bir müddet zarfında çıkarmaya bunların sahip, kaptan ve acentaları mecburdurlar.” hükmü düzenlenmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, mahkemece yargılama sırasında 4 farklı bilirkişi raporu ve en son bilirkişi raporu sunan heyetten bir de ek rapor alındığı, ... Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü öğretim görevlisi Doç. Dr. ... tarafından düzenlenen 03/10/2004 tarihli bilirkişi raporunda; “..Denizel ortamda oluşan bu tür kazalarda batan gemi veya teknenin yakıt tanklarında var olan her türlü motorin ve yakıt, gemi veya teknenin makine dairesindeki sintine veya pis su ve her türlü kirli su denizel ortama hızla karışmakta ve çevre kirliliğini oluşturmaktadır. Oluşan çevre kirliliği tamamen batık gemi veya teknede var olan ve deniz kirliliğine sebep olabilecek her türlü atık ile doğru orantılıdır.
... Batan teknenin, hem var olan yakıt ve atıkları ile hem de mevcut hali ile sorun oluşturacağından ilgili tarafların ivedilikle önlem alma, mevcut durumu tespit ederek gerekli işlemleri ivedilikle başlatma sorumlulukları Çevre Kanunu’nun 28. maddesi gereği vardır. ...Batan geminin dipte sahip olduğu risk ve kirliliğe sebep olma durumu net olduğundan bu tespitlerin mevcut Çevre Kanunu gereği davalılar tarafından yaptırılması gerekir. ... Seyir ve seferin selametine engel olabilecek suret ve vaziyette batan bilcümle gemileri ve eşyalarını liman reisleri tarafından tayin olunacak kısa bir müddet zarfında çıkarmaya mecburiyet olduğu, limanlar dahilinde seyir ve seferin selametine engel olmayacak durumda batan gemilerin çıkarılmasının zorunlu olmayacağı anlamında değerlendirmek yanlıştır.
Burada söz konusu olan sadece seyir ve sefer açısından engel teşkil eden veya tehlike oluşturan deniz vasıtalarından bahsedilirken bunun dışındakilerin hangi kapsamda değerlendirilmesi gerektiği diğer mevzuatlarda belirtilmiştir. Bu kapsamda sadece Çevre Kanunu söz konusu batığın çıkarılması ve çıkarılmadığı takdirde tazminat ödenmesi gerekmektedir.... Sonuç olarak söz konusu batık nedeni ile çevreye verilen bir zarar ve çevreyi kirletme fiili oluşmuştur...” şeklinde görüş bildirilmiş, Gemi İnşaat ve Makine Müh. ..., Uzak Yol Kaptanı ..., Doç. Dr. ... tarafından düzenlenen 09/03/2012 tarihli bilirkişi kurulu “...Ancak, çevre kirliliği açısından, batıkların ve içerisinde bulunan yakıtların potansiyel bir tehlike oldukları da kabul edilmelidir.
... Kalıcı deniz ve çevre kirliliği meydana getirdiği, kıyıdaki ve denizdeki giderilebilen ve giderilmesi mümkün olmayan zararlara yol açtığı...”, ... Üniversitesi Su Ürünleri Fak. Öğretim Üyesi Prof. Dr. ... tarafından düzenlenen 03/01/2012 tarihli bilirkişi raporunda; “... ... Boğazı gibi hem ... hem de ... için biyolojik koridor görevi yapan bir ortama verilen kirletici yükleri biyolojik yaşamı olumsuz etkilemektedir. .. Batan tekne hem var olan yakıt ve atıkları ile hem de mevcut hali ile sorun oluşturacağından ilgili tarafların ivedilikle önlem alma, mevcut durumu tespit ederek gerekli işlemleri ivedilikle başlatma sorumlulukları Çevre Kanunu’nun 28. maddesi gereğidir. ...” şeklinde açıklama yaparak ilk bilirkişi raporunda belirtilen görüşlere atıfta bulunulmak sureti ile rapor düzenlenmiştir.
... Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi Prof. Dr. ..., gemi inşa yüksek mühendisi ... ve uzakyol kaptanı ... tarafından düzenlenen 26/02/2014 tarihli kök ve kök raporu teyit eden 05/03/2015 tarihli ek raporda ise; “...Çevre kirliliği açısından batıkların ve içerisinde bulunan yakıtların potansiyel tehlike olduklarının kabul edilmesi gerekir. ...” şeklinde görüş belirtilmiştir. Bu durumda batığın ve içerisinde bulunan yakıtın çevre kirliliğine yol açtığı anlaşılmakla, böyle bir çevre kirliliği nedeniyle ödenmesi gereken tazminat hususunda bilirkişi kurulundan ek rapor veya yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınarak sonucuna göre karar vermek gerekirken yazılı şekilde çevre kirliliğinin oluşmadığından bahisle yanılgılı değerlendirmeye dayalı, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, 03.07.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/355108100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz