Çıplak gemi kira sözleşmesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2019/1444 E. 2021/2040 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
çıplak gemi kira sözleşmesi↗ kurtuluş kanıtı↗ gemi kira sözleşmesi↗ deniz ticareti↗ sıfat yokluğu↗ zilyetlik↗ delil tespiti↗ davanın konusu↗ haksız eylem↗ ticari dava niteliği↗ kira sözleşmesi↗ riziko↗ kusur↗ hasar↗ kesin hüküm↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davanın konusu ve uygulanacak kanun hükümlerine göre aktif taraf sıfatının T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na ait olduğu, karar başlığının bu tespit doğrultusunda düzenlendiği, davacı tarafından itiraz edilmeyen İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2005/9 D.iş sayılı dosyasında alınan raporun davacı bakımından kesinleştiği, Çevre Kanunu'ndaki hukuki sorumluluğa ilişkin hükümlerin kusura dayanmayan ve kurtuluş kanıtı getirilemeyen objektif sorumluluk olduğu, kazanın davalı şirketin işletmesinde iken meydana geldiği, Danıştay denetiminden geçerek kesinleşen Mersin 2. İdare Mahkemesi'nin 2008/1002 esas 2009/256 karar sayılı emsal kararı ve Çevre Kanun'un 28. maddesi hükmü uyarınca geminin zilyetliğini çıplak gemi kirası sözleşmesi uyarınca devralan davalı şirketin, kaptan vasıtasıyla kendi adına ve hesabına deniz ticaretinde kullanan kişi olarak kirleten sıfatıyla yol açtığı zarardan sorumlu olduğu, diğer davalıların oluşan zarardan sorumlu olmadığı, olay sebebiyle çevre kirliliğinin doğduğu sabit olmakla beraber kirlilik kavramının kesin ve açık olmaması sebebiyle tazmini gereken zararın kapsamının tayinin güç olduğu, hükme esas alınan ikinci bilirkişi raporu uyarınca geminin battığı yerin Zeytinburnu Demir Mahalli sınırlarının dışında olduğu ve bu mevkide deniz derinliğinin 60 metre olduğu, batığın en üst noktasından deniz yüzeyine olan mesafenin 55 metre olduğu ve bu mesafe üzerinden geçecek gemiler için tehlike yaratmayacağı, batığın çıkarılmasının ekonomik olarak bir anlam taşımadığı, davacı tarafından bu konuda yapılan bir gider olmadığı, Liman Başkanlığı ve idarenin bu hususta Limanlar Kanununun 7. maddesine göre yerine getirmesi gereken prosedürü yerine getirmediği, potansiyel ciddi bir çevre kirliliği rizikosunun bulunmadığı ve zararın doğmadığı, denize karışmış olan yağ ve yakıtın denizden çıkarılmasının mümkün olmadığı, ekolojik hasar olarak etkilenen su ürünlerinin değeri kapsamında takdir olunan tazminatın özü itibariyle yağ ve yakıtın denize boşalması sonucu doğan zarar kalemi kapsamında olduğu, davacının yağ ve yakıtın çıkartılması yönünde bir talep hakkının olmadığı, Çevre Kanunu'nun 2. maddesi kapsamında kirleten olan ve aynı kanunun 28. maddesi gereğince verdiği zarardan sorumlu olan davalı şirketin, davacı tarafın itiraz etmediği, bu itibarla haklarında kesinleşen delil tespiti raporu ve ikinci bilirkişi kurulu raporuna göre denize yağ ve yakıtın boşalması suretiyle etkilenecek olan su ürünü miktarına göre tayin olunan 414.375,00 TL zarardan sorumlu olduğu, haksız eylemin ticari iş niteliği taşıdığı gerekçesiyle davalı Alize Denizcilik San. ve Tic. Ltd. Şti. yönünden açılan davanın kısmen kabulü ile 414.375,00 TL tazminatın 12.03.2005 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle tahsiline, diğer davalılar yönünden açılan davanın taraf sıfatı yokluğundan reddine dair verilen kararın davacı vekili ve davalı şirket vekili tarafından temyizi üzerine karar Dairemizce onanmıştır.
Davacı vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Tazminat 🔁 aynen tekrar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/3044 E. 2019/306 K.
Ortak:çıplak gemi kira sözleşmesi · kurtuluş kanıtı · gemi kira sözleşmesi · deniz ticareti · sıfat yokluğu · zilyetlik · delil tespiti · davanın konusu
İncelediğiniz karardaİdare Mahkemesi'nin 2008/1002 esas 2009/256 karar sayılı emsal kararı ve Çevre Kanun'un 28. maddesi hükmü uyarınca geminin «zilyetliğini» «çıplak gemi kirası sözleşmesi» uyarınca devralan davalı şirketin, kaptan vasıtasıyla kendi adına ve hesabına «deniz ticaretinde» kullanan kişi olarak kirleten sıfatıyla yol açtığı zarardan sorumlu olduğu, diğer davalıların oluşan zarardan sorumlu olmadığı, olay sebebiyle çevre kirliliğinin doğduğu sabit olmakla beraber kirlilik kavramının «kesin» ve açık olmaması sebebiyle tazmini gereken zararın kapsamının tayinin güç olduğu, hükme esas alınan ikinci bilirkişi raporu uyarınca geminin battığı yerin Zeytinburnu Demir Mahalli sınırlarının dışında olduğu ve bu mevkide deniz derinliğinin 60 metre olduğu, batığın en üst noktasından deniz yüzeyine olan mesafenin 55 metre olduğu ve bu mesafe üzerinden geçecek gemiler için tehlike yaratmayacağı, batığın çıkarılmasının ekonomik olarak bir anlam taşımadığı, davacı tarafından bu konuda yapılan bir gider olmadığı, Liman Başkanlığı ve idarenin bu hususta Limanlar Kanununun 7. maddesine göre yerine getirmesi gereken prosedürü yerine getirmediği, potansiyel ciddi bir çevre kirliliği «rizikosunun» bulunmadığı ve zararın doğmadığı, denize karışmış olan yağ ve yakıtın denizden çıkarılmasının mümkün olmadığı, ekolojik «hasar» olarak etkilenen su ürünlerinin değeri kapsamında takdir olunan tazminatın özü itibariyle yağ ve yakıtın denize boşalması sonucu doğan zarar kalemi kapsamında olduğu, davacının yağ ve yakıtın çıkartılması yönünde bir talep hakkının olmadığı, Çevre Kanunu'nun 2. maddesi kapsamında kirleten olan ve aynı kanunun 28. maddesi gereğince verdiği zarardan sorumlu olan davalı şirketin, davacı tarafın itiraz etmediği, bu itibarla haklarında kesinleşen «delil tespiti» raporu ve ikinci bilirkişi kurulu raporuna göre denize yağ ve yakıtın boşalması suretiyle etkilenecek olan su ürünü miktarına göre tayin olunan 414.375,00 TL zarardan sorumlu olduğu, «haksız eylemin» ticari iş niteliği taşıdığı gerekçesiyle davalı Alize Denizcilik San. ve Tic.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; «davanın konusu» ve uygulanacak kanun hükümlerine göre aktif taraf sıfatının T.C.
Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2005/9 D.iş sayılı dosyasında alınan raporun davacı bakımından kesinleştiği, Çevre Kanunu'ndaki hukuki sorumluluğa ilişkin hükümlerin «kusura» dayanmayan ve «kurtuluş kanıtı» getirilemeyen objektif sorumluluk olduğu, kazanın davalı şirketin işletmesinde iken meydana geldiği, Danıştay denetiminden geçerek kesinleşen Mersin 2.
Benzer bu kararda2 İdare Mahkemesinin 2008/1002 esas 2009/256 karar sayılı emsal kararı ve Çevre Kanunun 28.maddesi hükmü uyarınca geminin «zilyetliğini» «çıplak gemi kirası sözleşmesi» uyarınca devralan davalı şirketin, kaptan vasıtasıyla kendi adına ve hesabına «deniz ticaretinde» kullanan kişi olarak kirleten sıfatıyla yol açtığı zarardan sorumlu olduğu, diğer davalıların oluşan zarardan sorumlu olmadığı, olay sebebiyle çevre kirliliğinin doğduğu sabit olmakla beraber kirlilik kavramının «kesin» ve açık olmaması sebebiyle tazmini gereken zararın kapsamının tayinin güç olduğu, hükme esas alınan ikinci bilirkişi raporu uyarınca geminin battığı yerin ...
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; «davanın konusu» ve uygulanacak kanun hükümlerine göre aktif taraf sıfatının T.C.
Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2005/9 d.iş sayılı dosyasında alınan raporun davacı bakımından kesinleştiği, Çevre Kanunu'ndaki hukuki sorumluluğa ilişkin hükümlerin «kusura» dayanmayan ve «kurtuluş kanıtı» getirilemeyen objektif sorumluluk olduğu, kazanın davalı şirketin işletmesinde iken meydana geldiği, Danıştay denetiminden geçerek kesinleşen ...
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/12965 E. 2017/4048 K.
Ortak:kurtuluş kanıtı · kusur
İncelediğiniz karardaAsliye Hukuk Mahkemesi'nin 2005/9 D.iş sayılı dosyasında alınan raporun davacı bakımından kesinleştiği, Çevre Kanunu'ndaki hukuki sorumluluğa ilişkin hükümlerin «kusura» dayanmayan ve «kurtuluş kanıtı» getirilemeyen objektif sorumluluk olduğu, kazanın davalı şirketin işletmesinde iken meydana geldiği, Danıştay denetiminden geçerek kesinleşen Mersin 2.
Benzer bu kararda… 872 sayılı Çevre Kanunu’nun 28/1 madde ve fıkrasında “ Çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenler sebep oldukları kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı «kusur» şartı aranmaksızın sorumludurlar.”, aynı Yasa’nın 3/g bendinde de “Kirlenme ve bozulmanın önlenmesi, sınırlandırılması, giderilmesi ve çevrenin iyileştirilmesi içi …
Ancak, baskın görüş gerek «kurtuluş kanıtı» getirme imkanı tanınmamış olması ve gerekse de tazminat sorumluluğuna yer vermiş olması nedeniyle sorumluluğun ağırlaştırılmış sebep sorumluluğu olduğu yönündedir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:çatma · kusursuz sorumluluk · donatan · haksız fiil sorumluluğu · gerçek zarar · aktif husumet · hakkaniyet · olumsuz oy
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, denizde oluşan çevre zararını talep «yetkisinin» Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı’na ait olduğundan Maliye Bakanlığı’nın açtığı davanın «aktif husumet» yönünden, Çevre Kanunu’nun 28 m. gereğince kaptanlar oluşan zarardan sorumlu olmadığından davalı gemi kaptanı aleyhine açılan davanın ise, «pasif husumetten» reddi gerektiği zira, işbu maddeye göre gemi malik ve «donatanlarının» «çatma» sonucu oluşan çevre kirliliğine ilişkin zarardan sorumlu olduğu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı’nın çatmaya karışan davalı do …
Çevre Kanunu’nun 28. maddesinde düzenlenen bu sorumluluk «haksız fiil sorumluluğu» olmakla birlikte bir «kusursuz sorumluluktur».
Bu maddede öngörülen «kusursuz sorumluluğun» objektif özen gösterme yükümlülüğünün ihlaline dayanan bir kusursuz sorumluluk esasına mı, yoksa «hakkaniyet» düşüncesinden doğan fedakarlığın denkleştirilmesi esasına mı ya da tehlike esasına dayanan bir sorumluluk türü mü olduğu konusunda doktrinde bir görüş birliği bulunmamaktadır.
… k tekne nedeniyle ekolojik potansiyel tehlikeden bahsedilerek 3.000 USD’den 79.000 USD’ye kadar çevre kirliliği zararının oluştuğunu belirleyen bilirkişilerin henüz «gerçekleşmeyen zarara» ilişkin olarak, ileride gerçekleşebileceğinden bahisle zarar tespit etmelerinin tazminat ilkeleri ile bağdaşmayacağı, dava konusu batık nedeniyle zararın oluşması …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/3464 E. 2017/2513 K.
Ortak:kusur
İncelediğiniz karardaAsliye Hukuk Mahkemesi'nin 2005/9 D.iş sayılı dosyasında alınan raporun davacı bakımından kesinleştiği, Çevre Kanunu'ndaki hukuki sorumluluğa ilişkin hükümlerin «kusura» dayanmayan ve «kurtuluş kanıtı» getirilemeyen objektif sorumluluk olduğu, kazanın davalı şirketin işletmesinde iken meydana geldiği, Danıştay denetiminden geçerek kesinleşen Mersin 2.
Benzer bu kararda… ru ve dosya kapsamına göre, Çevre Kanunu 2. maddesine göre çevre kirliliğine neden olan bir faaliyet yürüten kişinin kirleten olduğu, dolayısıyla kirleten sıfatının «donatanlara» ait bulunduğu, kaptanların donatanlara «hizmet sözleşmesi» ile bağlı gemi adamları olduğundan pasif dava «ehliyetlerinin» olmadığı, çevre kirliliğinden doğan zararların «kusura» dayanmadığı, davalıların eylemi ile zarar arasında «illiyet bağı» bulunduğu, toplam zarar miktarının 2.696.360 USD olduğu, 818 sayılı BK'nın 83. maddesi uyarınca tazminatın memleket parası ile hesaplanması gerektiği, birleşen davada 818 sayılı BK'nın 60. maddesine göre 1 ve 10 yıllık «zamanaşımına» tabi bulunduğu, olayın 07.11.1999 tarihinde gerçekleştiği, birleşen davanın 28.05.2002 tarihinde açıldığı gerekçesiyle, asıl davanın 1 ve 2 nolu davalılar yönünden kısmen kabulüne, 1.320.895,53 TL'nin olay tarihinden itibaren avans faiziyle tahsiline, 3 ve 4 nolu davalılar yönünden «pasif husumetten» davanın reddine, birleşen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:izafeten dava · tavzih · donatan · illiyet bağı · acentelik · hizmet sözleşmesi · pasif husumet · taraf ehliyeti
Benzer bu kararda… ru ve dosya kapsamına göre, Çevre Kanunu 2. maddesine göre çevre kirliliğine neden olan bir faaliyet yürüten kişinin kirleten olduğu, dolayısıyla kirleten sıfatının «donatanlara» ait bulunduğu, kaptanların donatanlara «hizmet sözleşmesi» ile bağlı gemi adamları olduğundan pasif dava «ehliyetlerinin» olmadığı, çevre kirliliğinden doğan zararların «kusura» dayanmadığı, davalıların eylemi ile zarar arasında «illiyet bağı» bulunduğu, toplam zarar miktarının 2.696.360 USD olduğu, 818 sayılı BK'nın 83. maddesi uyarınca tazminatın memleket parası ile hesaplanması gerektiği, birleşen davada 818 sayılı BK'nın 60. maddesine göre 1 ve 10 yıllık «zamanaşımına» tabi bulunduğu, olayın 07.11.1999 tarihinde gerçekleştiği, birleşen davanın 28.05.2002 tarihinde açıldığı gerekçesiyle, asıl davanın 1 ve 2 nolu davalılar yönünden kısmen kabulüne, 1.320.895,53 TL'nin olay tarihinden itibaren avans faiziyle tahsiline, 3 ve 4 nolu davalılar yönünden «pasif husumetten» davanın reddine, birleşen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili, asıl ve ek kararı, davalı ...'ye «izafeten» «acentesi» ... ise asıl kararı temyiz etmiştir.
Davalı ...'ye «izafeten» «acentesi» ... vekili, ek kararın bozulmasına dair Dairemiz ilamına karşı karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili, gerekçeli karar başlığının düzeltilmesi için «tavzih» talebinde bulunmuş, mahkemece 26.09.2014 tarihli ek kararla talep reddedilmiştir.
3 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2400 E. 2023/2376 K.
Ortak:davanın konusu · kusur
İncelediğiniz karardaMahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; «davanın konusu» ve uygulanacak kanun hükümlerine göre aktif taraf sıfatının T.C.
Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2005/9 D.iş sayılı dosyasında alınan raporun davacı bakımından kesinleştiği, Çevre Kanunu'ndaki hukuki sorumluluğa ilişkin hükümlerin «kusura» dayanmayan ve «kurtuluş kanıtı» getirilemeyen objektif sorumluluk olduğu, kazanın davalı şirketin işletmesinde iken meydana geldiği, Danıştay denetiminden geçerek kesinleşen Mersin 2.
Benzer bu karardaDavalı Modisk 3 Gemisi Donatanı vekili temyiz dilekçesinde özetle; «dava konusu» olayda tespit edilmiş bir kirliliğin bulunmadığının bilirkişilerce belirtildiğini, ancak yakıt kirliliğinden oluşması muhtemel bir tazminat hesabı yapıldığını, teknenin battığı 2002 yılından bu yana oluşmuş bir zararın olmadığını, bozma öncesi alınan bilirkişi raporlarında da teknenin yakıt tankının hasarlı olup olmadığının anlaşılmadığı ve herhangi bir yakıt sızıntısı görülemediğinin tespit edildiğini, teknenin boyutu ve türü dikkate alındığında «çatma» anında teknede bulunması muhtemel yakıt miktarının en fazla 40 litre olduğunu, batığın ahşap olduğu ve güçlü deniz dibi akıntıları dikkate alındığında deniz dibi yapılarına zarar verme riskinden bahsedilemeyeceğinin «bozma sonrası» alınan raporlarda da dile getirildiğini, bilirkişi raporlarında çevre kirliliğini oluşturacak muhtemel nedenlerin yakıt ve batıktan oluşacağı yönündeki tespitlerinin kirlilliğin gerçekten meydana gelmiş olduğu ve bu sebeple tazminata hükmedilmesi gerektiği sonucunu doğrumadığını, davacının somut olayda hiçbir zararının doğmadığını, olayın üzerinden geçen 20 yıl içinde davacı idarenin de batığın çıkarılması yönünde adım atmadığını, herhangi bir çevre kirliliği tespit edilmediğini, davacını ileride doğabilecek bir zarara karşılık tazminat istemesinin tazminat hukuku ile bağdaşmadığını, 2872 sayılı Kanun'a göre tazminat sorumluluğundan bahsedilebilmesi için bir kirliliğin meydana gelmiş olması gerektiğini, ancak ortada tespit edilmiş bir kirliliğin olmadığını, dolayısıyla Mahkemece tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin çatmada «kusuru» bulunmadığından diğer davalı ile birlikte «müteselsil sorumluluğuna» gidilemeyeceğini, bilirkişilerin teknede kalmış olabilecek yakıt miktarını tahmini olarak tank kapasitesinin yarısına tekabül eden miktar şeklinde 250 litre olarak …
… enizde oluşan çevre zararını talep yetkisi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığına ait olduğundan Maliye Bakanlığının açtığı davanın «aktif husumet» yönünden; 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun (2782 sayılı Kanun) 28 inci maddesi gereğince kaptanlar oluşan zarardan sorumlu olmadığından davalı gemi kaptanı aleyhine açılan davanın ise «pasif husumetten» reddi gerektiği zira işbu maddeye göre gemi malik ve «donatanlarının» «çatma» sonucu oluşan çevre kirliliğine ilişkin zarardan sorumlu olduğu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığının çatmaya karışan davalı donatan ve gemi malikleri aleyhine açtıkları davanın ise «dava konusu» çatmaya karışan “...” motorunun İstanbul Boğazı'nda battığı, ancak batığın bulunduğu mevki, derinlik, teknenin yakıt kapasitesi ve bulunduğu yerin potansiyel ciddi çevre kirliliği doğurmadığı, batığın 12 yıl geçmesine rağmen çıkartılmadığı ve çıkartılmasının yasal yükümlülük olmadığı, davacı kurumların aradan uzun süre geçmesine rağmen batığı çıkarmadığı, denizde fiilen gerçekleşen bir çevre kirliliği ve zarar tespit edilemediği, bir yandan batığın çıkartılmasının zorunluluk olmadığı ve çevre kirliliğinin gerçekleşmediği tespit edilirken diğer yandan deniz altında bulunan batık tekne nedeniyle ekolojik potansiyel tehlikeden bahsedilerek 3.000,00 USD’den 79.000,00 USD’ye kadar çevre kirliliği zararının oluştuğunu belirleyen bilirkişilerin henüz «gerçekleşmeyen zarara» ilişkin olarak ileride gerçekleşebileceğinden bahisle zarar tespit etmelerinin tazminat ilkeleri ile bağdaşmayacağı, dava konusu batık nedeniyle zararın oluşması h …
… oluşturduğu çevre kirliliğini de içeren bir tazminatın davalılarca ödenmesi gerektiğini, 2872 sayılı Kanun uyarınca tehlike sorumluluğu esasına göre oluşan zarardan «kusur» şartı aranmaksızın çatmanın meydana geldiği tarihte kirletenlerin sorumlu olması gerektiği dikkate alındığında zararının tümünün ...
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:çatma · davanın konusuz kalması · izafeten dava · donatan · bozma sonrası karar · pasif husumet ehliyeti · aktif husumet ehliyeti · gerçek zarar
Benzer bu kararda… enizde oluşan çevre zararını talep yetkisi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığına ait olduğundan Maliye Bakanlığının açtığı davanın «aktif husumet» yönünden; 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun (2782 sayılı Kanun) 28 inci maddesi gereğince kaptanlar oluşan zarardan sorumlu olmadığından davalı gemi kaptanı aleyhine açılan davanın ise «pasif husumetten» reddi gerektiği zira işbu maddeye göre gemi malik ve «donatanlarının» «çatma» sonucu oluşan çevre kirliliğine ilişkin zarardan sorumlu olduğu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığının çatmaya karışan davalı donatan ve gemi malikleri aleyhine açtıkları davanın ise «dava konusu» çatmaya karışan “...” motorunun İstanbul Boğazı'nda battığı, ancak batığın bulunduğu mevki, derinlik, teknenin yakıt kapasitesi ve bulunduğu yerin potansiyel ciddi çevre kirliliği doğurmadığı, batığın 12 yıl geçmesine rağmen çıkartılmadığı ve çıkartılmasının yasal yükümlülük olmadığı, davacı kurumların aradan uzun süre geçmesine rağmen batığı çıkarmadığı, denizde fiilen gerçekleşen bir çevre kirliliği ve zarar tespit edilemediği, bir yandan batığın çıkartılmasının zorunluluk olmadığı ve çevre kirliliğinin gerçekleşmediği tespit edilirken diğer yandan deniz altında bulunan batık tekne nedeniyle ekolojik potansiyel tehlikeden bahsedilerek 3.000,00 USD’den 79.000,00 USD’ye kadar çevre kirliliği zararının oluştuğunu belirleyen bilirkişilerin henüz «gerçekleşmeyen zarara» ilişkin olarak ileride gerçekleşebileceğinden bahisle zarar tespit etmelerinin tazminat ilkeleri ile bağdaşmayacağı, dava konusu batık nedeniyle zararın oluşması h …
… ndığında birinci maddede açıklanan miktarın daha kabul edilebilir bir yaklaşım olacağının bilirkişilerce açıklandığı gerekçesiyle davacı Maliye Bakanlığı bakımından «aktif husumet ehliyeti» yokluğu nedeni ile davanın reddi kararı kesinleştiğinden yeniden karar «verilmesini yer olmadığına», davacı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı tarafından davalı Modisk 3 Gemisi kaptanı Ignatento Aleksandr Yuryevich aleyhine açılan davanın «pasif husumet ehliyeti» yoktuğu nedeni ile davanın reddi kararı kesinleştiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına, davalı Modisk 3 Gemisi Donatanı Modisk Shipping CO.
2.Davalı ... motoru sahibi «mirasçıları» vekili temyiz dilekçesinde özetle: 2872 sayılı Kanun'un 28 inci maddesi gereği «dava konusu» tazminatın zaman aşımına uğradığını, denizcilere «ilan» fasikülünde dava konusu tekne ile ilgili bir batık tespitine yer verilmediğini, Devlet tarafından temizlenip bedeli istenilen bir talep de olmadığına göre ortada çevreyi kirleten bir tekneden bahsedilemeyeceğini, teknenin boyutu ve bulundurulabileceği azami yakıt miktarı bilirkişilerce hesaplanmışsa da çevreye verilmiş bir zarar tespiti olmadığından davanın reddi gerektiğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1003 üncü maddesi dikkate alındığında ortada yararlanılabilir bir enkaz da olmadığına göre müvekkilinin maddede sayılan yükümlülüklerden sorumluluğunun bulunmadığını, tazminatın 146 litre kalmış yakıttan kaynaklanalabileceğinden hareket ediliyorsa bu tespitin de 5312 sayılı Deniz Çevresinden Petrol ve Diğer Zararları Maddelerin Kirlenmesinde Acil Durumlarda Müdahale Ve Zararların Tazmini Esaslarına Dair Kanun hükümlerine göre yapılması gerektiğini ancak bahse konu Kanun'un beşyüz grosstondan küöük gemileri kapsamadığını, gerekçeye göre «davanın konusuz kalması» gerektiğini, 27.11.2019 tarihli ve 3061 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Deniz Kaza ve Olayların İnceleme Yönetmeliğine göre müvekkili teknesi ile ilgili olarak deniz kazaları hükümlerine göre değerlendirilmemesi, «çatma» hükümlerinin MODİSK Gemisi hakkında incelenebileceğini, geçimini balıkçılıkla sağlayan küçük balıkçı teknesinin olduğu yerde başka bir deniz aracı tarafından zayı oluşunun aynı derecede değerlendirilmemesi gerektiğini, ahşap teknenin dağılmış yok olmuş olmasının muhtemel olması «sebebi» ile fiziken çıkarılmadığı dolaysıyla bunun için bir «masraf» yapılmadığının sabit olduğu, olay sırasında teknede bulunan müvekkilinin kardeşinin tekne ile birlikte kaybolduğu ve ihtimal verilse idi naaşının bulunması için çaba sarf edilebileceği husuları birlikte değerlendirildiğinde olayların tek yönlü ele alınmasının «hakkaniyete» aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Davalı Modisk 3 Gemisi Donatanı vekili temyiz dilekçesinde özetle; «dava konusu» olayda tespit edilmiş bir kirliliğin bulunmadığının bilirkişilerce belirtildiğini, ancak yakıt kirliliğinden oluşması muhtemel bir tazminat hesabı yapıldığını, teknenin battığı 2002 yılından bu yana oluşmuş bir zararın olmadığını, bozma öncesi alınan bilirkişi raporlarında da teknenin yakıt tankının hasarlı olup olmadığının anlaşılmadığı ve herhangi bir yakıt sızıntısı görülemediğinin tespit edildiğini, teknenin boyutu ve türü dikkate alındığında «çatma» anında teknede bulunması muhtemel yakıt miktarının en fazla 40 litre olduğunu, batığın ahşap olduğu ve güçlü deniz dibi akıntıları dikkate alındığında deniz dibi yapılarına zarar verme riskinden bahsedilemeyeceğinin «bozma sonrası» alınan raporlarda da dile getirildiğini, bilirkişi raporlarında çevre kirliliğini oluşturacak muhtemel nedenlerin yakıt ve batıktan oluşacağı yönündeki tespitlerinin kirlilliğin gerçekten meydana gelmiş olduğu ve bu sebeple tazminata hükmedilmesi gerektiği sonucunu doğrumadığını, davacının somut olayda hiçbir zararının doğmadığını, olayın üzerinden geçen 20 yıl içinde davacı idarenin de batığın çıkarılması yönünde adım atmadığını, herhangi bir çevre kirliliği tespit edilmediğini, davacını ileride doğabilecek bir zarara karşılık tazminat istemesinin tazminat hukuku ile bağdaşmadığını, 2872 sayılı Kanun'a göre tazminat sorumluluğundan bahsedilebilmesi için bir kirliliğin meydana gelmiş olması gerektiğini, ancak ortada tespit edilmiş bir kirliliğin olmadığını, dolayısıyla Mahkemece tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin çatmada «kusuru» bulunmadığından diğer davalı ile birlikte «müteselsil sorumluluğuna» gidilemeyeceğini, bilirkişilerin teknede kalmış olabilecek yakıt miktarını tahmini olarak tank kapasitesinin yarısına tekabül eden miktar şeklinde 250 litre olarak …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/7089 E. 2016/6225 K.
Ortak:kusur
İncelediğiniz karardaAsliye Hukuk Mahkemesi'nin 2005/9 D.iş sayılı dosyasında alınan raporun davacı bakımından kesinleştiği, Çevre Kanunu'ndaki hukuki sorumluluğa ilişkin hükümlerin «kusura» dayanmayan ve «kurtuluş kanıtı» getirilemeyen objektif sorumluluk olduğu, kazanın davalı şirketin işletmesinde iken meydana geldiği, Danıştay denetiminden geçerek kesinleşen Mersin 2.
Benzer bu karardaGerek hükme esas alınan bilirkişi raporunda gerekse 01.10.2013 tarihli bilirkişi ek raporunda isabetli olarak, Çevre Kanunu'nun 2. maddesi gereğince davalı gemi kaptanının da kirleten sıfatına sahip olduğu ve aynı Kanun'un 28. maddesi hükmü gereğince çevre zararından sorumlu olduğu, hatta sorumluluk için «kusur» şartının gerçekleşmesinin gerekmediği, davalı kaptanın pasif dava «ehliyetinin» bulunduğu belirtilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:gemi adamı · donatan · taraf ehliyeti · avans faizi · husumet
Benzer bu karardaDavacı, söz konusu zararın tahsili için gemi «donatanı» ile gemi kaptanı hakkında işbu davayı açmış ise de mahkemece davalı gemi kaptanı hakkında, gemide iş sözleşmesi ile çalışan bir «gemi adamı» olduğu ve Çevre Kanunu anlamında bir faaliyeti olmadığından kirleten olmadığı, bu nedenle davada taraf sıfatı bulunmadığı gerekçesiyle pasif dava «ehliyeti» yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.
Şti. aleyhine açtığı davanın kısmen kabulü ile 462.279.00 TL'nin olay tarihi 06.10.2002 tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte işbu davalıdan tahsiline, davalı gemi kaptanı ... aleyhine açtığı davanın, davalının Çevre Kanunu gereğince kirleten olmadığı, bu nedenle dava konusu zarardan işbu davalının sorumlu olmadığı gerekçesiyle, «husumet» yönünden reddine karar verilmiştir.
Bayraklı “...” gemisi «donatanı» ...
Dosyadaki bilgi ve belgelerden, 06.10.2002 tarihinde, davalı «donatana» ait, diğer davalı gemi kaptanının sevk ve idaresinde ilerleyen ...
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/12959 E. 2018/7928 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:donatan · avans faizi · husumet
Benzer bu karardaŞti. aleyhine açtığı davanın kısmen kabulü ile 462.279.00 TL'nin olay tarihi 06.10.2002 tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte işbu davalıdan tahsiline, davalı gemi kaptanı ... aleyhine açtığı davanın, davalının Çevre Kanunu gereğince kirleten olmadığı, bu nedenle dava konusu zarardan işbu davalının sorumlu olmadığı gerekçesiyle, «husumet» yönünden reddine dair verilen kararın davacı vekili ve katılma yoluyla davalı şirket vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce bozulmuştur.
Mahkemece, davacıların davalı ... “...” gemisi «donatanı» ...
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2019/1444 E. , 2021/2040 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul (Kapatılan) 51. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 13.03.2014 gün ve 2007/432 - 2014/110 sayılı kararı onayan Daire'nin 14.01.2019 gün ve 2017/3044 - 2019/306 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, 12.03.2005 tarihinde Kartal-Zeytinburnu seferi yapan T.C. Bayraklı DDD 1 adlı RO-RO gemisinin battığını, taşıdığı 7 adet LPG tankerinin denizde sürüklendiğini, bazılarının kayalıklara çarpıp delinerek içlerindeki LPG'nin atmosfere karıştığını, denizden tankerlerin kurtarma çalışmalarının 12.03.2005 ve 13.03.2005 tarihleri arasında yapıldığını, bu süre içerisinde sahil yolunun ulaşıma kapandığını, deniz trafiğinin de engellediğini, batma sonucu geminin kendi yağ ve yakıtı ile yükünü oluşturan kamyon ve tankerlerin yağ ve yakıtlarının, geminin kendisinin ve yükünün kirliliğe neden olduğunu, İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2005/9 D.iş sayılı dosyasında yapılan tespitte kirliliğin devamının engellenmesi için gemide bulunan yağın, yakıtın, batığın çıkarılmasının gerektiğini, bu işlemlerin ve meydana gelen ekolojik hasar bedelinin toplam 2.474.375,00 TL olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2.474.375,00 TL'nin 12.03.2005 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiş;
12. 06.2008 havale tarihli ıslah dilekçesiyle talebini 2.500.000,00 TL'ye yükseltmiştir.
Davalı Alize Denizcilik San. ve Tic. Ltd. Şti. ile davalı Denizciler Dayanışma Derneği vekillleri, ayrı ayrı davanın reddini istemiştir.
Davalı ..., davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davanın konusu ve uygulanacak kanun hükümlerine göre aktif taraf sıfatının T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na ait olduğu, karar başlığının bu tespit doğrultusunda düzenlendiği, davacı tarafından itiraz edilmeyen İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2005/9 D.iş sayılı dosyasında alınan raporun davacı bakımından kesinleştiği, Çevre Kanunu'ndaki hukuki sorumluluğa ilişkin hükümlerin kusura dayanmayan ve kurtuluş kanıtı getirilemeyen objektif sorumluluk olduğu, kazanın davalı şirketin işletmesinde iken meydana geldiği, Danıştay denetiminden geçerek kesinleşen Mersin 2. İdare Mahkemesi'nin 2008/1002 esas 2009/256 karar sayılı emsal kararı ve Çevre Kanun'un 28.
maddesi hükmü uyarınca geminin zilyetliğini çıplak gemi kirası sözleşmesi uyarınca devralan davalı şirketin, kaptan vasıtasıyla kendi adına ve hesabına deniz ticaretinde kullanan kişi olarak kirleten sıfatıyla yol açtığı zarardan sorumlu olduğu, diğer davalıların oluşan zarardan sorumlu olmadığı, olay sebebiyle çevre kirliliğinin doğduğu sabit olmakla beraber kirlilik kavramının kesin ve açık olmaması sebebiyle tazmini gereken zararın kapsamının tayinin güç olduğu, hükme esas alınan ikinci bilirkişi raporu uyarınca geminin battığı yerin Zeytinburnu Demir Mahalli sınırlarının dışında olduğu ve bu mevkide deniz derinliğinin 60 metre olduğu, batığın en üst noktasından deniz yüzeyine olan mesafenin 55 metre olduğu ve bu mesafe üzerinden geçecek gemiler için tehlike yaratmayacağı, batığın çıkarılmasının ekonomik olarak bir anlam taşımadığı, davacı tarafından bu konuda yapılan bir gider olmadığı, Liman Başkanlığı ve idarenin bu hususta Limanlar Kanununun 7.
maddesine göre yerine getirmesi gereken prosedürü yerine getirmediği, potansiyel ciddi bir çevre kirliliği rizikosunun bulunmadığı ve zararın doğmadığı, denize karışmış olan yağ ve yakıtın denizden çıkarılmasının mümkün olmadığı, ekolojik hasar olarak etkilenen su ürünlerinin değeri kapsamında takdir olunan tazminatın özü itibariyle yağ ve yakıtın denize boşalması sonucu doğan zarar kalemi kapsamında olduğu, davacının yağ ve yakıtın çıkartılması yönünde bir talep hakkının olmadığı, Çevre Kanunu'nun 2. maddesi kapsamında kirleten olan ve aynı kanunun 28. maddesi gereğince verdiği zarardan sorumlu olan davalı şirketin, davacı tarafın itiraz etmediği, bu itibarla haklarında kesinleşen delil tespiti raporu ve ikinci bilirkişi kurulu raporuna göre denize yağ ve yakıtın boşalması suretiyle etkilenecek olan su ürünü miktarına göre tayin olunan 414.375,00 TL zarardan sorumlu olduğu, haksız eylemin ticari iş niteliği taşıdığı gerekçesiyle davalı Alize Denizcilik San.
ve Tic. Ltd. Şti. yönünden açılan davanın kısmen kabulü ile 414.375,00 TL tazminatın 12.03.2005 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle tahsiline, diğer davalılar yönünden açılan davanın taraf sıfatı yokluğundan reddine dair verilen kararın davacı vekili ve davalı şirket vekili tarafından temyizi üzerine karar Dairemizce onanmıştır.
Davacı vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK 442. maddesi gereğince REDDİNE, davacıdan harç ve ceza alınmasına yer olmadığına, 04.03.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, hareket halinde iken fırtına nedeniyle demirleme alanında batan geminin sebep olduğu kirlilikten doğan zararın Çevre Kanunu uyarınca gemi maliki, kira sözleşmesine dayalı gemi işleteni ve gemi kaptanından müştereken ve müteselsilen tahsili talebine ilişkin olup, Mahkemece, kira sözleşmesine istinaden geminin davalı şirketin işletmesi sırasında kazanın oluştuğu, Danıştay denetiminden geçen ve böylece kesinleşen Mersin 2. İdare mahkemesinin kararına göre Çevre Kanunu’nun 28 nci maddesi uyarınca geminin zilyetliğini çıplak gemi sözleşmesi ile devralan ve kaptan vasıtası ile kendi adına deniz ticaretinde kullanan davalı şirketin Çevre Kanunu m. 2 kapsamında kirleten olduğu ve dolayısıyla oluşan zarardan sorumlu olduğu, gemi maliki olan dernek ile gemi kaptanı olan diğer davalıların kirleten olmadıkları ve dolayısıyla sorumluluklarının bulunmadığı, geminin 60 metre derinde olduğu ve en üst noktasından deniz seviyesine yüksekliğinin ise 55 metre olduğu, bu nedenle de limanlar arasında gemi trafiğine engel olmayacağı, geminin çıkarılmasının ise ekonomik olmadığı, denize karışan yağ ve gazın ise temizlenmesinin mümkün olamadığı, yağ ve gazın çıkarılması hususunda ise talep hakkının bulunmadığı, davacının delil tespiti raporu ile ikinci bilirkişi raporuna itiraz etmediği gerekçesiyle kiracı davalı şirket yönünden davanın kısmen kabulüne, diğer davalılar yönünden ise açılan davanın sıfat yokluğundan reddine karar verilmiştir.
Davacı ve davalı şirket vekilinin temyizi üzerine Karar oy çokluğu ile Dairemizin 14.01.2019 gün ve 2017/3074-306 sayılı Kararı ile onanmıştır.
Davacı vekili karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
Dosya kapsamından anlaşıldığına göre, biri tespit raporu olmak üzere üç rapor ve mahkemece alınan raporlara itiraz edildiğinden her iki bilirkişi kurulundan ek rapor da alınmıştır. Tespit raporunda özet olarak, geminin batmasını takiben donatan ve/veya işletenin kirlilikle ilgili önlem almadığı, gemide yük olarak bulunan tırlardaki maddelerin de kirliliğe sebebiyet verdiği, olay nedeniyle oluşan kirliliği temizlemenin donatan ve/veya işletene ait olduğu, deniz dibinde bulunan gemi ve tırların kirliliğe sebep olacağı, demirleme alanında yer aldığından liman sahası bakımından da sorun olacağı, dolayısıyla batıkların çıkartılması gerektiği; Mahkemece alınan 14.05.2008 tarihli kök raporda özetle, denize karışan gazın ve yağın çıkartılmasının olası olduğu, batan gemi ve yükününde deniz dibinde kirliliğe sebep olacağı ve dolayısıyla çıkartılması gerektiği, söz konusu batığın çıkartılabileceği, itiraz üzerine bilirkişi kurulu verdiği ek raporda özetle, kiraya veren gemi sahibinin TK’ya göre donatan olmamakla birlikte, Çevre Kanunu m.
2 kapsamında faaliyette bulunan sayıldığı, bu nedenle de kirleten olduğu belirtilmiştir. Mahkemece alınan 15.02.2012 tarihli bilirkişi kök raporunda ise özetle, gemi batması olayı nedeniyle denize karışan yağ ve gazın çıkarılmasının olası olmadığı, batık geminin de çıkarılamayacağı, çıkarılmasının ekonomik olmadığı, Çevre Kanunu m. 28 kapsamında zarardan 2' nci maddeye göre kirletenin kiracı sıfatıyla gemiyi işleten şirket olduğu, gemi maliki ve kaptanın sorumlu olmadıkları, batığın limanlar arasında seyre engel olmayacağı ve dolayısıyla Limanlar Kanunu m. 7’nin uygulama durumu bulunmadığı, itiraz üzerine düzenlenen ek raporda ise özetle, 5312 sayılı Kanun'un olaydan sonra yürürlüğe girdiği, fırtınaya rağmen kaptanın demir atma yerine yola devam etmesinin sevk ve idare etme kusuru sayılamayacağı, bu hususun kaptanın kararı olduğu belirtilmiştir.
Gemilerin sebep oldukları çevre kirliliğinden kaynaklı zararlar, olay tarihinde yürürlükte bulunan TTK m. 1235 kapsamında gemi alacağı olmadığından, donatan olmayan gemi maliki m. 947 uyarınca söz konusu zarardan sorumlu olmamakla birlikte, kaptanın ve gemi sahibinin Çevre Kanunu kapsamında sorumlu olup olmadıklarının tartışılması gerekmektedir.
Bu kapsam incelenmesi gereken hükümler Çevre Kanunu’nun ilgili hükümleridir. Çevre Kanunu m. 28’göre, “çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenler sebep oldukları kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı kusur şartı aranmaksızın sorumludurlar. Kirletenin, meydana gelen zararlardan ötürü genel hükümlere göre tazminat yükümlülüğü saklıdır”. Bu hüküm ile kirletenin kusursuz sorumlu olduğu düzenlendikten sonra, genel hükümlere göre de sorumlu olduğu açıkça düzenlenmiştir. Kirleten ise, m. 2/1-bnt 8’de tanımlanmıştır. Bu hükme göre, faaliyetleri sırasında veya sonrasında doğrudan veya dolaylı olarak çevre kirliliğine, ekolojik dengenin ve çevrenin bozulmasına neden olan gerçek ve tüzel kişiler kirletendir.
Bu tanıma göre, yalnız gemiyi doğrudan işleten değil kiralamak suretiyle gemisini deniz ticaretinde bir başkasına işlettirende dolaylı işleten olarak kirleten olduğu gibi, faaliyetin sona erdiği batma olayı sonrasında da batığı çıkarmakla yükümlü olan malik ve işleten batıkları çıkarmayarak da kirliliğin artmasına sebep olmuşlardır. Zira batığın çıkarılmasından gemi malikinin sorumlu olmadığını düşünmenin hiçbir hukuki dayanağı olamaz. Bu ve benzeri nedenlerden dolayı, gemi maliki de kiracı işleten gibi kirletendir. Nitekim yeterli ve denetime elverişli olan 14.05. 2008 tarihli bilirkişi kurulu kök raporu ve bu rapora yönelik itiraz üzerine verilen ek raporda donatan olmayan gemi malikinin de Çevre Kanunu kapsamında kirleten olduğu haklı olarak belirtilmiştir.
Diğer taraftan fırtınaya rağmen kaptanın demir atmayı tercih etmeyip sefere devam etmesi sonucu gemi battığından, olayda hem Çevre Kanunu m. 2 kapsamında kirleten sıfatıyla hem de sevk ve idarede kusurlu olduğundan genel hükümlere göre kaptanın da sorumluluğu bulunmaktadır. Ayni zamanda malikinde olaydan sonra kirliliğin artmasını önlemek için kirliliği artıran batıkları çıkarmak vs. gibi girişimlerde bulunmaması genel hükümlere göre de sorumlu olmasını gerektirmektedir.
Belirtilmesi gereken bir hususu ise tespit raporu ile mahkemece alınan 14.05.2008 tarihli kök ve ek rapor arasında, kirliliğin giderilmesi, batığın çıkarılması vs yönlerden farklılık bulunmamasına, yani bu raporlar aynı yönde olmasına rağmen, bu raporların neden yeterli görülmediği açıklanmadan, Mahkemece yeni bir rapor alınma cihetine gidilmesi ve böylece alınan 15.02.2012 tarihli kök ve ek rapora itibar edilmesinin gerekçesi de gösterilmemiştir. Şöyle ki aynı yönde olan ilk iki rapor varken, bu raporların neden yeterli olmadıkları açıklanmadan yeni bir rapor alınıp ona itibar edilmesi yeterli gerekçe ile ortaya konmamıştır. Ayrıca hukuken bağlayıcılığı bulunmadığı halde idare mahkemesi kararındaki hukuki değerlendirmeye itibar edilmesinin de sebebi gösterilmemiştir.
Bu durum karşısında, davacı tarafın karar düzeltme talebinin kabulü ile onama kararının kaldırılması ve kararın bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan, karar düzeltme talebinin reddi yönündeki sayın çoğunluğun görüşene katılmamaktayım.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/656088900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz