Tmk 427/4
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2015/2392 E. 2016/934 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
tmk 427/4↗ tecdit↗ borcun yenilenmesi↗ ilmühaber↗ yönetim kayyımı↗ pay defteri kaydı↗ kayyım atanması↗ esas sözleşme↗ kayyım↗ alacağın temliki↗ depo kararı↗ ticaret sicili müdürlüğü↗ hisse senedi↗ hisse devri↗ ciro↗ pay defteri↗ hisse devir sözleşmesi↗ yenileme↗ temlik↗ vade↗ anonim şirket↗ protokol↗ ticaret sicili↗ geçersizlik↗ taahhütname↗ terkin↗ ilan↗ cy/cy kaydı↗ teslim↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında imzalanan 14.06.2002 tarihli protokolün borçlandırıcı işlem niteliğinde olduğu, davalı tarafın bu protokolle hisselerini devir borcu altına girdiği, 07.10.2002 tarihli protokolün önceki protokolün tasarruf işlemi niteliğinde olduğu iddia edilmiş ise de somut olayda hisselerin şirket pay defterine kaydı ve bunun Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından ilanının tasarrufi işlem niteliğinde olduğu, taraflar arasında imzalanan 07.10.2002 tarihli sözleşmenin “tecdit” niteliğinde, bedelin nasıl ödeneceği hususunda, önceki 14.06.2012 tarihli sözleşmeden farklı bir iradenin yansıdığı yine taahhüt (Borçlandırıcı) niteliğinde yeni bir sözleşme olduğu, önceki sözleşmenin tasarrufi işlemi niteliğinde olmadığı, 07.10.2002 tarihli sözleşme bedelin ödenmesi hususunda önceki sözleşmeden farklı vadenin kararlaştırıldığı yeni bir sözleşme olup Borçlar Kanunu'nun yenilemeye ilişkin hükümlerine göre bu ikinci sözleşme ile ilk sözleşmenin hükümsüz hale geldiği, hükümsüz hale gelen sözleşmenin ifasının da talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/28 Esas 2010/100 Karar sayılı dava dosyası ile işbu dava dosyasının tarafları aynı olsa dahi her iki davanın konusunun farklı bulunmasına göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, taraflar arasında imzalanan 14.06.2002 tarihli protokol uyarınca dava dışı.... pay defterinde davalı adına kayıtlı nama yazılı hissenin terkini ile davacı adına kayıt ve tescili, bakiye hisse devir bedelinin davalıya ödenmek üzere depo ettirilmesi, TMK'nun 427/4. maddesi uyarınca hisselere yönetim kayyımı atanması istemlerine ilişkindir.
Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı vekili müvekkili ile davalı arasında 14.06.2002 ve 07.10.2002 tarihli iki protokol imzalandığını, bunlardan ilkinin taahhüt işlemi, ikincisinin tasarruf işlemi niteliğinde olduğunu,Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/128 Esas 2010/100 Karar sayılı dosyasında 07.10.2002 tarihli protokolün geçersiz olduğuna karar verilerek kararın Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleştiğini, tasarruf işlemi niteliğindeki 07.10.2002 tarihli protokolün geçersizliğine karar verilse dahi 14.06.2002 tarihli taahhüt işlemi niteliğindeki protokolün geçerli olduğunu ve ifası gerektiğini iddia etmiştir.
Mahkeme gerekçesinde “tasarruf işleminin; borçlandırıcı işlemde kararlaştırılan davranışın- edimin kendisi olduğu, hisse devrinde ise hisselerin şirket pay defterine kaydı ve bunun Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından ilanının tasarruf işlemi olduğu” belirtilmiş ise de davaya uygulanacak mülga 6762 sayılı TTK’nın 416. maddesi “Nama yazılı hisse senetleri, esas mukavelede aksine hüküm olmadıkça devrolunabilir. Devir ciro edilmiş senedin devralana teslimi ile olur. Şu kadar ki; devir, şirkete karşı ancak pay defterine kayıtla hüküm ifade eder” hükmünü havidir. Buna göre nama yazılı hisse senetleri, esas sözleşmede aksine hüküm olmadıkça devrolunabilir. Devir, ciro edilmiş senedin devralana teslimi ile olur. Şu kadar ki; devir, şirkete karşı ancak pay defterine kayıtla hüküm ifade eder. Hisse senedine veya ilmühabere bağlanmamış nama yazılı payların devri ise alacağın temliki hükümlerine tabi olup, yazılı şekilde yapılması geçerlilik koşuludur. Anonim şirket hisse devir sözleşmeleri, menkul satımı niteliğindedir. Akdin nispiliği ilkesi gereği ancak tarafları hakkında hüküm ve sonuç doğurur (Dairemizin emsal 11.09.2012 tarih 2011/7183 Esas 2012/13029 Karar sayılı ilamı). Bu itibarla mahkemenin, “hisselerin şirket pay defterine kaydı ve bunun Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından ilanının tasarruf işlemi olduğu” yönündeki gerekçesi yerinde değildir.
Yine mahkeme gerekçesinde “taraflar arasında imzalanan 07.10.2002 tarihli sözleşmenin tecdit (yenileme) niteliğinde olduğu, Borçlar Kanunu'nun yenilemeye ilişkin hükümlerine göre, bu ikinci sözleşme ile ilk sözleşmenin hükümsüz hale geldiği, hükümsüz hale gelen sözleşmenin de ifasının istenemeyeceği” kabul edilmiş ise de tecdit, mevcut bir borcun, yeni bir borç meydana getirilerek sona erdirilmesidir. Tecditin söz konusu olabilmesi için, geçerli bir borç mevcut olmalıdır. Bundan başka yeni, geçerli bir borç meydana getirilmelidir. Ve tarafların “yenileme iradesi” olmalıdır. Diğer bir deyişle taraflar mevcut bir borcun, yeni bir borç meydana getirilmek suretiyle sona erdirilmesini istemiş olmalıdır. 818 sayılı BK'nın 114/1. maddesi “borcun yenilendiği sözleşmeden açıkça anlaşılmalıdır.” hükmünü içermektedir.
Tecdit sonucu bir borcun sukut edebilmesi yeni borcun muteber olarak doğumuna bağlıdır. Yeni borcun konusu imkansız olduğu veya kanuna, ahlaka, adaba aykırı bulunduğu için yeni borç muteber değilse veya yeni borcun doğumu şekle bağlı olup şekle riayet edilmemiş ise tecdit gerçekleşmeyeceği için eski borç sona ermez (Prof.Dr. Kemal OĞUZMAN, Doç.Dr. Turgut ÖZ, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Basım yılı 1995, syf. 416).
Yukarıda yapılan açıklamalar nazara alındığında mahkemenin taraflar arasında imzalanan 07.10.2002 tarihli sözleşmenin tecdit niteliğinde olduğu yönündeki kabulü de yerinde değildir. Bir an için 07.10.2002 tarihli sözleşmenin tecdit niteliğinde olduğu kabul edilse dahi Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleşenAsliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/128 Esas 2010/100 Karar sayılı kararı ile 07.10.2002 tarihli protokolün 22348 sayılı ve 24.08.1995 tarihli RG'de yayınlanan Yabancı Sermaye Hakkındaki Tebliğ hükümleri uyarınca yabancı uyruklu ortaklardan yerli ortaklara ya da Türkiye’de yerleşik diğer kişi ve kuruluşlara hisse devri için ..... Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü'nden izin alınmasının gerektiği, açıklanan izin koşulu sağlanmadan .... vatandaşı olan ...'un şirketteki hisselerinin tamamının devrine yönelik olarak ... ile 07.10.2002 tarihli sözleşmeyi imzalamış olması karşısında devrin geçerli sayılabilmesi için gerekli izin alma koşulunun yokluğu nedeniyle bu hisse devir sözleşmesinin geçersiz bulunduğuna karar verilmiş olması karşısında tecdit koşulları gerçekleşmeyip eski borç sona ermeyeceği için mahkemenin tecdit gerekçesi de doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/5067 E. 2024/1530 K.
Ortak:tecdit · borcun yenilenmesi · yenileme · protokol · geçersizlik
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında imzalanan 14.06.2002 tarihli «protokolün» borçlandırıcı işlem niteliğinde olduğu, davalı tarafın bu protokolle hisselerini devir borcu altına girdiği, 07.10.2002 tarihli protokolün önceki protokolün tasarruf işlemi niteliğinde olduğu iddia edilmiş ise de somut olayda hisselerin şirket «pay defterine kaydı» ve bunun Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından «ilanının» tasarrufi işlem niteliğinde olduğu, taraflar arasında imzalanan 07.10.2002 tarihli sözleşmenin “«tecdit»” niteliğinde, bedelin nasıl ödeneceği hususunda, önceki 14.06.2012 tarihli sözleşmeden farklı bir iradenin yansıdığı yine «taahhüt» (Borçlandırıcı) niteliğinde yeni bir sözleşme olduğu, önceki sözleşmenin tasarrufi işlemi niteliğinde olmadığı, 07.10.2002 tarihli sözleşme bedelin ödenmesi hususunda önceki sözleşmeden farklı «vadenin» kararlaştırıldığı yeni bir sözleşme olup Borçlar Kanunu'nun «yenilemeye» ilişkin hükümlerine göre bu ikinci sözleşme ile ilk sözleşmenin hükümsüz hale geldiği, hükümsüz hale gelen sözleşmenin ifasının da talep edilemeyeceği gerekçesiyle …
Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı vekili müvekkili ile davalı arasında 14.06.2002 ve 07.10.2002 tarihli iki «protokol» imzalandığını, bunlardan ilkinin «taahhüt» işlemi, ikincisinin tasarruf işlemi niteliğinde olduğunu,Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/128 Esas 2010/100 Karar sayılı dosyasında 07.10.2002 tarihli protokolün «geçersiz» olduğuna karar verilerek kararın Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleştiğini, tasarruf işlemi niteliğindeki 07.10.2002 tarihli protokolün geçersizliğine kara …
Yine mahkeme gerekçesinde “taraflar arasında imzalanan 07.10.2002 tarihli sözleşmenin «tecdit» («yenileme») niteliğinde olduğu, Borçlar Kanunu'nun yenilemeye ilişkin hükümlerine göre, bu ikinci sözleşme ile ilk sözleşmenin hükümsüz hale geldiği, hükümsüz hale gelen sözleşmenin de ifasının istenemeyeceği” kabul edilmiş ise de tecdit, mevcut bir borcun, yeni bir borç meydana getirilerek sona erdirilmesidir.
Benzer bu kararda… ve sayısı belirtilen kararı ile davalının sunduğu anlaşmayı davacı tarafın kabul etmediği, davacının anlaşmada borçlunun imzasının bulunmaması sebebiyle sözleşmenin «geçersiz» olduğunu ileri sürdüğü, ancak belge içeriğine itiraz edilmekle birlikte davacının kendi imzasını «taşıyan» belgedeki «imzayı inkar» etmediği, bu sebeple bu belgedeki imzanın «ikrar» edilmiş olması sebebiyle belge içeriğine yönelik itirazın yerinde olmadığı, ayrıca davacı tarafın davalı borçlunun imzası bulunmadığından bahisle sözleşmenin geçersiz olduğu iddiasının «tecdit» sözleşmesinde borçlunun imzasının bulunmasının zorunlu olmaması, davacı tarafça imzası inkar edilmeyen bir belge ile borçlunun borcunun yeniden yapılandırılmış olması sebebiyle yerinde olmadığı, bu kapsamda eski borcun diğer deyişle takibe konu «bonoya» dayalı borcun tecdit ile sona erdirildiği kanaatine varıldığı, davacı vekilinin ikinci sözleşmede belirtilen tüm ödemelerin yapılmamasına yönelik iddiasının davanın tecditle borç «yenilenmiş» olmasına rağmen davanın eski borca ilişkin olarak açılması ... borca karşı ileri sürülebilecek iddiaların eski borca yönelik davada ileri sürülememesi sebebiyle yerinde görülmediği, davanın 17.000,00 USD tutarlı bonoya dayalı itirazın iptali istemine ilişkin olduğu, takibe konu bonodan kaynaklanan borcun tecdit ile sona erdirildiği, bu sebeple eski borç olan bonoya dayalı olarak takip başlatılmasının yerinde olmadığı, davacının takibi yapmakta «kötüniyetli» olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine, davalının «kötü niyet tazminatına» yönelik talebinin şartları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında imzalanan «protokolün» «borcun yenilenmesi» mahiyetinde olmadığını, bu haliyle senetten kaynaklı borcun sona erdiğinden bahsedilemeyeceğini, protokolün yok hükmünde sayılması gerektiğini, Mahkemece harcın hatalı hesaplandığını belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
… n dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle; davacı tarafından imza inkarında bulunulmayan 17.04.2019 tarihli "ANLAŞMA" başlıklı «protokolün» «borcun yenilenmesi» mahiyetinde olduğu, bu haliyle takip dayanağı senetten kaynaklı hakların yenilemeyle birlikte sona erdiği, mahkemece verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı, mahkemece maktu karar ve ilam harcı alınarak fazlaca alınan harcın iadesine karar verildiği, bu hususa yönelik kararda da bir isabetsizlik olmadığı, davalının «katılma yoluyla istinaf» dilekçesinde istinaf sebeplerine yer vermediği, bu haliyle istinaf başvurusunun kamu düzeniyle sınırlı olarak incelenmesi gerektiği, mahkemece verilen kararda «kamu düzenine» aykırı bir hususun da tespit edilemediği, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:katılma yoluyla istinaf · imza inkarı · ilamsız icra takibi · ikrar · icra takibine itiraz · kötü niyet tazminatı · sebepsiz zenginleşme · keşideci
Benzer bu karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı tarafından Rize İcra Müdürlüğünün 2020/3298 E., sayılı dosyası üzerinden «zamanaşımına» uğramış «bonoya» istinaden ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 732 nci maddesi uyarınca «sebepsiz zenginleşen» «keşideci» davalı aleyhine «ilamsız icra takibi» yapıldığını, takibin davalının haksız ve kötü niyetli itirazı uyarınca durduğunu ileri sürerek icra takibine vaki itirazın 113.726,38 TL yönünden iptali ile takibi …
… ve sayısı belirtilen kararı ile davalının sunduğu anlaşmayı davacı tarafın kabul etmediği, davacının anlaşmada borçlunun imzasının bulunmaması sebebiyle sözleşmenin «geçersiz» olduğunu ileri sürdüğü, ancak belge içeriğine itiraz edilmekle birlikte davacının kendi imzasını «taşıyan» belgedeki «imzayı inkar» etmediği, bu sebeple bu belgedeki imzanın «ikrar» edilmiş olması sebebiyle belge içeriğine yönelik itirazın yerinde olmadığı, ayrıca davacı tarafın davalı borçlunun imzası bulunmadığından bahisle sözleşmenin geçersiz olduğu iddiasının «tecdit» sözleşmesinde borçlunun imzasının bulunmasının zorunlu olmaması, davacı tarafça imzası inkar edilmeyen bir belge ile borçlunun borcunun yeniden yapılandırılmış olması sebebiyle yerinde olmadığı, bu kapsamda eski borcun diğer deyişle takibe konu «bonoya» dayalı borcun tecdit ile sona erdirildiği kanaatine varıldığı, davacı vekilinin ikinci sözleşmede belirtilen tüm ödemelerin yapılmamasına yönelik iddiasının davanın tecditle borç «yenilenmiş» olmasına rağmen davanın eski borca ilişkin olarak açılması ... borca karşı ileri sürülebilecek iddiaların eski borca yönelik davada ileri sürülememesi sebebiyle yerinde görülmediği, davanın 17.000,00 USD tutarlı bonoya dayalı itirazın iptali istemine ilişkin olduğu, takibe konu bonodan kaynaklanan borcun tecdit ile sona erdirildiği, bu sebeple eski borç olan bonoya dayalı olarak takip başlatılmasının yerinde olmadığı, davacının takibi yapmakta «kötüniyetli» olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine, davalının «kötü niyet tazminatına» yönelik talebinin şartları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, «zamanaşımına» uğramış «bonoya» dayalı olarak «sebepsiz zenginleşme» hükümleri gereğince başlatılan «icra takibine itirazın» iptali istemine ilişkindir.
… n dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle; davacı tarafından imza inkarında bulunulmayan 17.04.2019 tarihli "ANLAŞMA" başlıklı «protokolün» «borcun yenilenmesi» mahiyetinde olduğu, bu haliyle takip dayanağı senetten kaynaklı hakların yenilemeyle birlikte sona erdiği, mahkemece verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı, mahkemece maktu karar ve ilam harcı alınarak fazlaca alınan harcın iadesine karar verildiği, bu hususa yönelik kararda da bir isabetsizlik olmadığı, davalının «katılma yoluyla istinaf» dilekçesinde istinaf sebeplerine yer vermediği, bu haliyle istinaf başvurusunun kamu düzeniyle sınırlı olarak incelenmesi gerektiği, mahkemece verilen kararda «kamu düzenine» aykırı bir hususun da tespit edilemediği, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/4804 E. 2023/574 K.
Ortak:tecdit · protokol · ticaret sicili
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında imzalanan 14.06.2002 tarihli «protokolün» borçlandırıcı işlem niteliğinde olduğu, davalı tarafın bu protokolle hisselerini devir borcu altına girdiği, 07.10.2002 tarihli protokolün önceki protokolün tasarruf işlemi niteliğinde olduğu iddia edilmiş ise de somut olayda hisselerin şirket «pay defterine kaydı» ve bunun Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından «ilanının» tasarrufi işlem niteliğinde olduğu, taraflar arasında imzalanan 07.10.2002 tarihli sözleşmenin “«tecdit»” niteliğinde, bedelin nasıl ödeneceği hususunda, önceki 14.06.2012 tarihli sözleşmeden farklı bir iradenin yansıdığı yine «taahhüt» (Borçlandırıcı) niteliğinde yeni bir sözleşme olduğu, önceki sözleşmenin tasarrufi işlemi niteliğinde olmadığı, 07.10.2002 tarihli sözleşme bedelin ödenmesi hususunda önceki sözleşmeden farklı «vadenin» kararlaştırıldığı yeni bir sözleşme olup Borçlar Kanunu'nun «yenilemeye» ilişkin hükümlerine göre bu ikinci sözleşme ile ilk sözleşmenin hükümsüz hale geldiği, hükümsüz hale gelen sözleşmenin ifasının da talep edilemeyeceği gerekçesiyle …
Bir an için 07.10.2002 tarihli sözleşmenin «tecdit» niteliğinde olduğu kabul edilse dahi Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleşenAsliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/128 Esas 2010/100 Karar sayılı kararı ile 07.10.2002 tarihli «protokolün» 22348 sayılı ve 24.08.1995 tarihli RG'de yayınlanan Yabancı Sermaye Hakkındaki Tebliğ hükümleri uyarınca yabancı uyruklu ortaklardan yerli ortaklara ya da Türkiye’de yerleşik diğer kişi ve kuruluşlara «hisse devri» için .....
2- Dava, taraflar arasında imzalanan 14.06.2002 tarihli «protokol» uyarınca dava dışı.... «pay defterinde» davalı adına kayıtlı nama yazılı hissenin «terkini» ile davacı adına kayıt ve tescili, bakiye hisse devir bedelinin davalıya ödenmek üzere «depo» ettirilmesi, TMK'nun 427/4. maddesi uyarınca hisselere «yönetim kayyımı atanması» istemlerine ilişkindir.
Benzer bu karardaTemyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkeme red kararı gerekçesi olan ve Bölge Adliye Mahkemesi tarafından da hukuka uygun bulunan «ödeme planı» niteliğindeki «protokollerin» «tecdit» niteliğinde olduğu hususunun, yargılama sürecinin hiçbir aşamasında gündeme gelmediğini, davalılarca bu yönde bir itirazda bulunulmadığını, konunun bilirkişi raporlarında da tartışılmadığını, her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesi kararında yerel Mahkemece 25.03.2020 tarihli rapora göre karar verildiği ifade edilmiş ise de söz konusu raporda bahsi geçen hususta hiçbir açıklama ve değerlendirme yer almadığını, «kefiller» imzalarının bulundukları sözleşmeler «sebebi» ile kendi «kefalet» limitleri kapsamında ve kendi «temerrütlerinin» sonuçları ile sınırlı olmak üzere borçtan sorumlu iseler de, protokolün 6,7,8. maddeleri ile borcun yapılandırılması sözleşmesi ile taraflar arasında imzalanan «genel kredi sözleşmeleri» arasında irtibat kurulduğunu, davalıların murisi kefilin de kefaletine güvenilerek kullandırılan kredilere ilişkin davalıların sorumluluğunun «yapılandırma protokolü» ile sona erdirildiğini söylemenin mümkün olmadığını, somut olayda yukarıdaki sözleşme maddeleri kanun hükmü çerçevesinde değerlendirildiğinde, bu protokoller ile b …
Şti.'ye 10.01.2012 tarihinde borçlu «cari hesap» ticari hesap kredisi kullandırıldığı, bu kredinin asıl borçlu şirket tarafından ödenmediği, bu kredi borcu ile başkaca kullandırılan kredi borçlarına ilişkin 29.12.2016 tarihinde «taksitli ticari kredi» olarak ilk yapılandırmanın, 31.01.2018 tarihinde ise yine taksitli ticari kredi olarak ikinci yapılandırmanın gerçekleştirildiği, davacı vekilinin de 31.01.2018 tarihli sözleşmeden bahsederken borcun yapılandırıldığını açıkça beyan ettiği ve bu hususun bilirkişi raporunda da tespit edildiği, kural olarak aynı borç için ikinci bir «genel kredi sözleşmesinin» imzalanmış olması, ilk sözleşmeyi hükümsüz kılmasa da 31.01.2018 tarihli sözleşmenin yapılandırma sözleşmesi olması, bu kuralın istisnasını teşkil etmekte olup yapılandırmanın («tecdit»), borcu sona erdiren sebeplerden sayılacağı ve işbu yapılandırma tarihlerinin davalılar ..., ... ve ... murisi...'in 06.10.2012 vefat tarihinden sonra olduğu ve bu yapılandırmada borçlu cari hesap kredisinin türünün değiştirilerek taksitli ticari krediye dönüştürüldüğü, bu nedenle de davalı «mirasçıların» dava konusu icra takibinde talep edilen kredi borçları yönünden sorumluluklarının bulunmadığı, davacının takip başlatmakta kötü niyetli olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davacının davalı ... hakkındaki «icra inkar tazminatı» talebinden vazgeçmiş olması nedeni ile bu hususta karar «verilmesine yer olmadığına», davacının davalılar ..., ... ve ... hakkındaki davasının reddine, davacının, davalılar ..., ... ve ... hakkındaki icra inkar tazminatı talebinin reddine, davalılar ..., ... ve ...'nın «kötü niyet tazminatı» taleplerinin reddine karar verilmiştir.
2.Davalılar ..., ... ve ... vekilleri temyiz dilekçesinde özetle; yerel Mahkeme ve Bölge Adliye Mahkemesi tarafından «kötü niyet tazminatının» şartları oluştuğu hâlde talebin reddedildiğini, zira murisin hissesini devrettiğinin «ticaret sicil» gazetesinde yayınlandığını, borca konu sözleşmenin murisin imzalamadığı sözleşme olmadığı hâlde icra takibine konu edildiği açık iken davacının kötü niyetle takip …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:taksitli ticari kredi · ödeme planı · yapılandırma protokolü · ticari kredi · cari hesap · müteselsil kefil · basiretli tacir · mirasçılık
Benzer bu karardaŞti.'ye 10.01.2012 tarihinde borçlu «cari hesap» ticari hesap kredisi kullandırıldığı, bu kredinin asıl borçlu şirket tarafından ödenmediği, bu kredi borcu ile başkaca kullandırılan kredi borçlarına ilişkin 29.12.2016 tarihinde «taksitli ticari kredi» olarak ilk yapılandırmanın, 31.01.2018 tarihinde ise yine taksitli ticari kredi olarak ikinci yapılandırmanın gerçekleştirildiği, davacı vekilinin de 31.01.2018 tarihli sözleşmeden bahsederken borcun yapılandırıldığını açıkça beyan ettiği ve bu hususun bilirkişi raporunda da tespit edildiği, kural olarak aynı borç için ikinci bir «genel kredi sözleşmesinin» imzalanmış olması, ilk sözleşmeyi hükümsüz kılmasa da 31.01.2018 tarihli sözleşmenin yapılandırma sözleşmesi olması, bu kuralın istisnasını teşkil etmekte olup yapılandırmanın («tecdit»), borcu sona erdiren sebeplerden sayılacağı ve işbu yapılandırma tarihlerinin davalılar ..., ... ve ... murisi...'in 06.10.2012 vefat tarihinden sonra olduğu ve bu yapılandırmada borçlu cari hesap kredisinin türünün değiştirilerek taksitli ticari krediye dönüştürüldüğü, bu nedenle de davalı «mirasçıların» dava konusu icra takibinde talep edilen kredi borçları yönünden sorumluluklarının bulunmadığı, davacının takip başlatmakta kötü niyetli olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davacının davalı ... hakkındaki «icra inkar tazminatı» talebinden vazgeçmiş olması nedeni ile bu hususta karar «verilmesine yer olmadığına», davacının davalılar ..., ... ve ... hakkındaki davasının reddine, davacının, davalılar ..., ... ve ... hakkındaki icra inkar tazminatı talebinin reddine, davalılar ..., ... ve ...'nın «kötü niyet tazminatı» taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkeme red kararı gerekçesi olan ve Bölge Adliye Mahkemesi tarafından da hukuka uygun bulunan «ödeme planı» niteliğindeki «protokollerin» «tecdit» niteliğinde olduğu hususunun, yargılama sürecinin hiçbir aşamasında gündeme gelmediğini, davalılarca bu yönde bir itirazda bulunulmadığını, konunun bilirkişi raporlarında da tartışılmadığını, her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesi kararında yerel Mahkemece 25.03.2020 tarihli rapora göre karar verildiği ifade edilmiş ise de söz konusu raporda bahsi geçen hususta hiçbir açıklama ve değerlendirme yer almadığını, «kefiller» imzalarının bulundukları sözleşmeler «sebebi» ile kendi «kefalet» limitleri kapsamında ve kendi «temerrütlerinin» sonuçları ile sınırlı olmak üzere borçtan sorumlu iseler de, protokolün 6,7,8. maddeleri ile borcun yapılandırılması sözleşmesi ile taraflar arasında imzalanan «genel kredi sözleşmeleri» arasında irtibat kurulduğunu, davalıların murisi kefilin de kefaletine güvenilerek kullandırılan kredilere ilişkin davalıların sorumluluğunun «yapılandırma protokolü» ile sona erdirildiğini söylemenin mümkün olmadığını, somut olayda yukarıdaki sözleşme maddeleri kanun hükmü çerçevesinde değerlendirildiğinde, bu protokoller ile b …
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ile dava dışı şirket arasında akdedilen «genel kredi sözleşmesine» davalı ... ve diğer davalılar murisinin müşterek «müteselsil kefil» olduğunu, kredinin zamanında ödenmemesi üzerine «ihtarname» gönderildiğini, ödenmeyen kredi borcuna istinaden başlatılan icra takiplerine davalılarca haksız itiraz edildiğini belirterek davalıların itirazlarının iptali ile aleyhlerine «icra inkar tazminatına» karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP 1.Davalı ..., ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; davalıların murisinin «kefaletinin» olduğu 05.01.2012 tarihli «kredi sözleşmesinden» dolayı borçları bulunmadığını, zira dava dışı şirketin, murisin 06.10.2012 tarihinde vefatından sonra da kredi sözleşmesi imzalanarak kredi kullandığını, borcun «sebebinin» hangi krediden kaynaklandığının tespit edilmesi gerektiğini, davalılar murisinin ölümünden 7 yıl sonra icra takibi başlatılmasında davacının «basiretli tacir» gibi davranmayıp kötü niyetli olduğunu savunarak davanın reddi ile davacı aleyhine «kötü niyet tazminatına» karar verilmesini istemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2006/8112 E. 2007/10405 K.
Ortak:ilmühaber · alacağın temliki · hisse devri · ciro · pay defteri · hisse devir sözleşmesi · temlik · ticaret sicili
İncelediğiniz karardaHisse senedine veya «ilmühabere» bağlanmamış nama yazılı payların devri ise «alacağın temliki» hükümlerine tabi olup, yazılı şekilde yapılması geçerlilik koşuludur.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında imzalanan 14.06.2002 tarihli «protokolün» borçlandırıcı işlem niteliğinde olduğu, davalı tarafın bu protokolle hisselerini devir borcu altına girdiği, 07.10.2002 tarihli protokolün önceki protokolün tasarruf işlemi niteliğinde olduğu iddia edilmiş ise de somut olayda hisselerin şirket «pay defterine kaydı» ve bunun Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından «ilanının» tasarrufi işlem niteliğinde olduğu, taraflar arasında imzalanan 07.10.2002 tarihli sözleşmenin “«tecdit»” niteliğinde, bedelin nasıl ödeneceği hususunda, önceki 14.06.2012 tarihli sözleşmeden farklı bir iradenin yansıdığı yine «taahhüt» (Borçlandırıcı) niteliğinde yeni bir sözleşme olduğu, önceki sözleşmenin tasarrufi işlemi niteliğinde olmadığı, 07.10.2002 tarihli sözleşme bedelin ödenmesi hususunda önceki sözleşmeden farklı «vadenin» kararlaştırıldığı yeni bir sözleşme olup Borçlar Kanunu'nun «yenilemeye» ilişkin hükümlerine göre bu ikinci sözleşme ile ilk sözleşmenin hükümsüz hale geldiği, hükümsüz hale gelen sözleşmenin ifasının da talep edilemeyeceği gerekçesiyle …
2- Dava, taraflar arasında imzalanan 14.06.2002 tarihli «protokol» uyarınca dava dışı.... «pay defterinde» davalı adına kayıtlı nama yazılı hissenin «terkini» ile davacı adına kayıt ve tescili, bakiye hisse devir bedelinin davalıya ödenmek üzere «depo» ettirilmesi, TMK'nun 427/4. maddesi uyarınca hisselere «yönetim kayyımı atanması» istemlerine ilişkindir.
Benzer bu karardaO halde, öncelikle mahkemece, şirket tarafından «nama yazılı pay» senetleri çıkarılıp çıkarılmadığı, çıkarılmış ise, devrin TTK'nın 416 ve devamı maddeleri ile anasözleşmeye uygun bulunup bulunmadığı, çıkarılmamış ise, dosyada bulunan sözleşmenin «alacağın temliki» hükmünde olup olmadığı şirket «ticaret sicil» dosyası, «defter» ve kayıtları üzerinde «bilirkişi incelemesi» yaptı- rılmadan nama yazılı pay senetlerinin çıkarılmış olduğu kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
TTK'nın 416. ve 417. maddeleri hükmü uyarınca, «nama yazılı pay» senetlerin devri için, bir «temlik» beyanı veya senedin arkasında tam bir «cironun» yapılması, ayrıca senet üzerindeki «zilyetliğin» devir ve «teslimi» gerekir.
Fakat, anonim ortaklığın çıplak paylarının devri biçime bağlı olmayıp, «alacağın temliki» suretiyle de mümkündür.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:nama yazılı pay · adi yazılı sözleşme · zilyetlik · pay devri · bilirkişi incelemesi · ibraz
Benzer bu karardaDavacılar, diğer davalılara şirketteki hisselerini devrettiklerini savunarak, «adi yazılı sözleşme» «ibraz» etmiştir.
TTK'nın 416. ve 417. maddeleri hükmü uyarınca, «nama yazılı pay» senetlerin devri için, bir «temlik» beyanı veya senedin arkasında tam bir «cironun» yapılması, ayrıca senet üzerindeki «zilyetliğin» devir ve «teslimi» gerekir.
O halde, öncelikle mahkemece, şirket tarafından «nama yazılı pay» senetleri çıkarılıp çıkarılmadığı, çıkarılmış ise, devrin TTK'nın 416 ve devamı maddeleri ile anasözleşmeye uygun bulunup bulunmadığı, çıkarılmamış ise, dosyada bulunan sözleşmenin «alacağın temliki» hükmünde olup olmadığı şirket «ticaret sicil» dosyası, «defter» ve kayıtları üzerinde «bilirkişi incelemesi» yaptı- rılmadan nama yazılı pay senetlerinin çıkarılmış olduğu kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davalılar, bu maddede yer alan hisselerin devir ve ferağ sözleşmesinin düzenlenmediğini savunmuş, davacı da böyle bir sözleşmeyi «ibraz» etmemiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/11015 E. 2010/2010 K.
Ortak:ilmühaber · pay defteri kaydı · alacağın temliki · hisse senedi · hisse devri · ciro · pay defteri · temlik
İncelediğiniz karardaHisse senedine veya «ilmühabere» bağlanmamış nama yazılı payların devri ise «alacağın temliki» hükümlerine tabi olup, yazılı şekilde yapılması geçerlilik koşuludur.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında imzalanan 14.06.2002 tarihli «protokolün» borçlandırıcı işlem niteliğinde olduğu, davalı tarafın bu protokolle hisselerini devir borcu altına girdiği, 07.10.2002 tarihli protokolün önceki protokolün tasarruf işlemi niteliğinde olduğu iddia edilmiş ise de somut olayda hisselerin şirket «pay defterine kaydı» ve bunun Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından «ilanının» tasarrufi işlem niteliğinde olduğu, taraflar arasında imzalanan 07.10.2002 tarihli sözleşmenin “«tecdit»” niteliğinde, bedelin nasıl ödeneceği hususunda, önceki 14.06.2012 tarihli sözleşmeden farklı bir iradenin yansıdığı yine «taahhüt» (Borçlandırıcı) niteliğinde yeni bir sözleşme olduğu, önceki sözleşmenin tasarrufi işlemi niteliğinde olmadığı, 07.10.2002 tarihli sözleşme bedelin ödenmesi hususunda önceki sözleşmeden farklı «vadenin» kararlaştırıldığı yeni bir sözleşme olup Borçlar Kanunu'nun «yenilemeye» ilişkin hükümlerine göre bu ikinci sözleşme ile ilk sözleşmenin hükümsüz hale geldiği, hükümsüz hale gelen sözleşmenin ifasının da talep edilemeyeceği gerekçesiyle …
Mahkeme gerekçesinde “tasarruf işleminin; borçlandırıcı işlemde kararlaştırılan davranışın- edimin kendisi olduğu, hisse devrinde ise hisselerin şirket «pay defterine kaydı» ve bunun Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından «ilanının» tasarruf işlemi olduğu” belirtilmiş ise de davaya uygulanacak mülga 6762 sayılı TTK’nın 416. maddesi “Nama yazılı hisse senetleri, esas mukavelede aksine hüküm olmadıkça devrolunabilir.
Benzer bu kararda… şmesinin 6. maddesine göre, şirket pay senetlerinin nama yazılı olacağı, nama yazılı hisse senetlerinin devri TTK’nun 416/2. maddesinde düzenlenmiş olup nama yazılı «hisse senedinin» devrinin BK’nun «167»-172. maddeleri uyarınca «alacağın temliki» hükümlerine tabi olacağı, alacağın temliki konusunda yazılı sözleşme yapılıp hisse senedinin fiilen karşı tarafa «tesliminin» gerektiği, şirket «pay defterine» işlenmedikçe bu devrin 3. kişiler yönünden hüküm ifade etmeyeceği, davacının hissesinin devri noterde düzenlenen sözleşme ile kararlaştırılmış ise de anasözleşmede öngörülen «nama yazılı pay» senetlerinin düzenlenip davacıya teslim edilmediği ve pay senetlerinin sözleşme ile ya da sonrasında davacı tarafından dava dışı devri alan kişiye teslim edilmediği için TTK’nun 416/2. maddesine göre nama yazılı pay senetlerinin devrinin yapılmadığı, bu devir işleminin «pay defterine kaydının» mümkün olmadığı, davacıya ait nama yazılı «hisse devrine» ilişkin 03.04.1987 tarihli devri sözleşmesi yasanın aradığı şekil ve geçerlik koşulunu taşımakla birlikte TTK’nun 416/2. maddesi uyarınca üretilip davacıya teslim edilmesi gereken nama yazılı pay senetleri üretilmediği ve dava dışı devir alan kişiye fiilen teslim edilmediği, «pay devri» konusunda alınmış bir «yönetim kurulu» kararı bulunmadığı için ortada yasaya uygun pay devri bulunmadığı, TTK’nun 417/2. maddesi uyarınca yasaya uygun olmayan pay devrinin şirket pay defterine işlenmesi …
1- Dava, «anonim şirket» «hisse devrine» dair sözleşmenin onaylanması ve «pay defterine kaydı» istemine ilişkindir.
TTK’nun 416. ve 417. maddeleri hükmü uyarınca, «nama yazılı pay» senetlerin devri için, bir «temlik» beyanı veya senedin arkasında tam bir «cironun» yapılması, ayrıca senet üzerindeki «zilyetliğin» devir ve «teslimi» gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:nama yazılı pay · zilyetlik · i̇i̇k 167 · ek mehil · pay devri · kâr payı · yönetim kurulu kararı
Benzer bu kararda… şmesinin 6. maddesine göre, şirket pay senetlerinin nama yazılı olacağı, nama yazılı hisse senetlerinin devri TTK’nun 416/2. maddesinde düzenlenmiş olup nama yazılı «hisse senedinin» devrinin BK’nun «167»-172. maddeleri uyarınca «alacağın temliki» hükümlerine tabi olacağı, alacağın temliki konusunda yazılı sözleşme yapılıp hisse senedinin fiilen karşı tarafa «tesliminin» gerektiği, şirket «pay defterine» işlenmedikçe bu devrin 3. kişiler yönünden hüküm ifade etmeyeceği, davacının hissesinin devri noterde düzenlenen sözleşme ile kararlaştırılmış ise de anasözleşmede öngörülen «nama yazılı pay» senetlerinin düzenlenip davacıya teslim edilmediği ve pay senetlerinin sözleşme ile ya da sonrasında davacı tarafından dava dışı devri alan kişiye teslim edilmediği için TTK’nun 416/2. maddesine göre nama yazılı pay senetlerinin devrinin yapılmadığı, bu devir işleminin «pay defterine kaydının» mümkün olmadığı, davacıya ait nama yazılı «hisse devrine» ilişkin 03.04.1987 tarihli devri sözleşmesi yasanın aradığı şekil ve geçerlik koşulunu taşımakla birlikte TTK’nun 416/2. maddesi uyarınca üretilip davacıya teslim edilmesi gereken nama yazılı pay senetleri üretilmediği ve dava dışı devir alan kişiye fiilen teslim edilmediği, «pay devri» konusunda alınmış bir «yönetim kurulu» kararı bulunmadığı için ortada yasaya uygun pay devri bulunmadığı, TTK’nun 417/2. maddesi uyarınca yasaya uygun olmayan pay devrinin şirket pay defterine işlenmesi …
Mahkemece, «hisse devrine» ilişkin 03.04.1987 tarihli devir sözleşmesinin geçerli olduğu ancak, TTK’nun 416/2. maddesi uyarınca üretilip davacıya «teslim» edilmesi gereken «nama yazılı pay» senetleri üretilmediği ve dava dışı devir alan kişiye fiilen teslim edilmediği, «pay devri» konusunda alınmış «yönetim kurulu» kararı bulunmadığı için ortada yasanın aradığı anlamda pay devrinin olmadığı, TTK’nun 417/2. maddesi uyarınca yasaya uygun olmayan pay devrinin de şirket «defterine» işlenmesinin mümkün olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere 03.04.1987 tarihli devir sözleşmesi geçerli olup, “TTK’nun 416/2. maddesi uyarınca üretilip davacıya «teslim» edilmesi gereken «nama yazılı pay» senetlerinin üretilmediği ve dava dışı devir alan kişiye fiilen teslim edilmediği için ve «pay devri» konusunda alınmış «yönetim kurulu» kararı bulunmadığı için pay devrinin yasaya uygun olmadığı” gerekçesi yapılan açıklamalar karşısında doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
TTK’nun 416. ve 417. maddeleri hükmü uyarınca, «nama yazılı pay» senetlerin devri için, bir «temlik» beyanı veya senedin arkasında tam bir «cironun» yapılması, ayrıca senet üzerindeki «zilyetliğin» devir ve «teslimi» gerekir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2015/2392 E. , 2016/934 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
(TİCARET MAHKEMESİ SIFATIYLA)
Taraflar arasında görülen davada Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 02.10.2014 tarih ve 2013/270-2014/822 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 26.01.2016 günü hazır bulunan davacı vekilleri Av. ...., Av. ... ..., Av. ..., Av. .... ve davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında 14.06.2002 tarihinde imzalanan ve "Taahhüt işlemi" niteliğinde olan protokol ile davalının....'de sahip olduğu hisselerin tümünü müvekkiline 500.000 Euro karşılığında devretmesinin, ayrıca yönetim kurulu başkanlığından istifa etmesinin kararlaştırıldığını, bu protokolü müteakip 14.06.2002 tarihli protokolün tasarruf işlemi niteliğinde olan 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesi imzalandığını, ödenmesi kararlaştırılan 500.000 Euro'nun ödeme planına bağlandığını, ilk iki taksitin ödendiğini, üçüncü taksitin davalı tarafından iade edildiğini, ödemenin tamamının tek seferde yapılmasının ihtar edildiğini, 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesinin geçersiz olduğunun tespiti içinAsliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/128 Esas sayılı dosyasında açılan dava kabul edilip kararın Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleştiğini, tasarruf işlemi niteliğindeki 07.10.2002 tarihli sözleşmenin geçersizliğine karar verilse dahi 14.06.2002 tarihli taahhüt işlemi niteliğindeki protokol geçerli olup ifasının gerektiğini ileri sürerek, 14.06.2002 tarihli protokolde kararlaştırılan....
pay defterinde davalı adına kayıtlı 2000 adet A grubu nama yazılı hissenin terkini ile davacı adına kayıt ve tescilini, davalıya ödenmesi gereken bakiye 400.000 Euro'nun davacı tarafça depo edilmesi konusunda karar verilmesini ve yargılama sonunda depo edilen bedelin davalıya ödenmesini, TMK'nın 427/4. maddesi uyarınca hisselere yönetim kayyımı atanmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının iddialarınınAsliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/28-2010/100 Karar sayılı dava dosyasında değerlendirildiğini, hükmün kesinleştiğini, davacının aynı sebeple dava açarak kötüniyetli davrandığını, davanın kesin hüküm nedeniyle reddedilmesi gerektiğini, 07.10.2002 tarihli hissse devir sözleşmesinin 14.06.2002 tarihli protokolün ön sözleşmesi değil yenileme (tecdit) sözleşmesi olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında imzalanan 14.06.2002 tarihli protokolün borçlandırıcı işlem niteliğinde olduğu, davalı tarafın bu protokolle hisselerini devir borcu altına girdiği, 07.10.2002 tarihli protokolün önceki protokolün tasarruf işlemi niteliğinde olduğu iddia edilmiş ise de somut olayda hisselerin şirket pay defterine kaydı ve bunun Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından ilanının tasarrufi işlem niteliğinde olduğu, taraflar arasında imzalanan 07.10.2002 tarihli sözleşmenin “tecdit” niteliğinde, bedelin nasıl ödeneceği hususunda, önceki 14.06.2012 tarihli sözleşmeden farklı bir iradenin yansıdığı yine taahhüt (Borçlandırıcı) niteliğinde yeni bir sözleşme olduğu, önceki sözleşmenin tasarrufi işlemi niteliğinde olmadığı, 07.10.2002 tarihli sözleşme bedelin ödenmesi hususunda önceki sözleşmeden farklı vadenin kararlaştırıldığı yeni bir sözleşme olup Borçlar Kanunu'nun yenilemeye ilişkin hükümlerine göre bu ikinci sözleşme ile ilk sözleşmenin hükümsüz hale geldiği, hükümsüz hale gelen sözleşmenin ifasının da talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/28 Esas 2010/100 Karar sayılı dava dosyası ile işbu dava dosyasının tarafları aynı olsa dahi her iki davanın konusunun farklı bulunmasına göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, taraflar arasında imzalanan 14.06.2002 tarihli protokol uyarınca dava dışı.... pay defterinde davalı adına kayıtlı nama yazılı hissenin terkini ile davacı adına kayıt ve tescili, bakiye hisse devir bedelinin davalıya ödenmek üzere depo ettirilmesi, TMK'nun 427/4. maddesi uyarınca hisselere yönetim kayyımı atanması istemlerine ilişkindir.
Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı vekili müvekkili ile davalı arasında 14.06.2002 ve 07.10.2002 tarihli iki protokol imzalandığını, bunlardan ilkinin taahhüt işlemi, ikincisinin tasarruf işlemi niteliğinde olduğunu,Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/128 Esas 2010/100 Karar sayılı dosyasında 07.10.2002 tarihli protokolün geçersiz olduğuna karar verilerek kararın Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleştiğini, tasarruf işlemi niteliğindeki 07.10.2002 tarihli protokolün geçersizliğine karar verilse dahi 14.06.2002 tarihli taahhüt işlemi niteliğindeki protokolün geçerli olduğunu ve ifası gerektiğini iddia etmiştir.
Mahkeme gerekçesinde “tasarruf işleminin; borçlandırıcı işlemde kararlaştırılan davranışın- edimin kendisi olduğu, hisse devrinde ise hisselerin şirket pay defterine kaydı ve bunun Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından ilanının tasarruf işlemi olduğu” belirtilmiş ise de davaya uygulanacak mülga 6762 sayılı TTK’nın 416. maddesi “Nama yazılı hisse senetleri, esas mukavelede aksine hüküm olmadıkça devrolunabilir. Devir ciro edilmiş senedin devralana teslimi ile olur. Şu kadar ki; devir, şirkete karşı ancak pay defterine kayıtla hüküm ifade eder” hükmünü havidir. Buna göre nama yazılı hisse senetleri, esas sözleşmede aksine hüküm olmadıkça devrolunabilir. Devir, ciro edilmiş senedin devralana teslimi ile olur.
Şu kadar ki; devir, şirkete karşı ancak pay defterine kayıtla hüküm ifade eder. Hisse senedine veya ilmühabere bağlanmamış nama yazılı payların devri ise alacağın temliki hükümlerine tabi olup, yazılı şekilde yapılması geçerlilik koşuludur. Anonim şirket hisse devir sözleşmeleri, menkul satımı niteliğindedir. Akdin nispiliği ilkesi gereği ancak tarafları hakkında hüküm ve sonuç doğurur (Dairemizin emsal 11.09.2012 tarih 2011/7183 Esas 2012/13029 Karar sayılı ilamı). Bu itibarla mahkemenin, “hisselerin şirket pay defterine kaydı ve bunun Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından ilanının tasarruf işlemi olduğu” yönündeki gerekçesi yerinde değildir.
Yine mahkeme gerekçesinde “taraflar arasında imzalanan 07.10.2002 tarihli sözleşmenin tecdit (yenileme) niteliğinde olduğu, Borçlar Kanunu'nun yenilemeye ilişkin hükümlerine göre, bu ikinci sözleşme ile ilk sözleşmenin hükümsüz hale geldiği, hükümsüz hale gelen sözleşmenin de ifasının istenemeyeceği” kabul edilmiş ise de tecdit, mevcut bir borcun, yeni bir borç meydana getirilerek sona erdirilmesidir. Tecditin söz konusu olabilmesi için, geçerli bir borç mevcut olmalıdır. Bundan başka yeni, geçerli bir borç meydana getirilmelidir. Ve tarafların “yenileme iradesi” olmalıdır. Diğer bir deyişle taraflar mevcut bir borcun, yeni bir borç meydana getirilmek suretiyle sona erdirilmesini istemiş olmalıdır.
818 sayılı BK'nın 114/1. maddesi “borcun yenilendiği sözleşmeden açıkça anlaşılmalıdır.” hükmünü içermektedir.
Tecdit sonucu bir borcun sukut edebilmesi yeni borcun muteber olarak doğumuna bağlıdır. Yeni borcun konusu imkansız olduğu veya kanuna, ahlaka, adaba aykırı bulunduğu için yeni borç muteber değilse veya yeni borcun doğumu şekle bağlı olup şekle riayet edilmemiş ise tecdit gerçekleşmeyeceği için eski borç sona ermez (Prof.Dr. Kemal OĞUZMAN, Doç.Dr. Turgut ÖZ, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Basım yılı 1995, syf. 416).
Yukarıda yapılan açıklamalar nazara alındığında mahkemenin taraflar arasında imzalanan 07.10.2002 tarihli sözleşmenin tecdit niteliğinde olduğu yönündeki kabulü de yerinde değildir. Bir an için 07.10.2002 tarihli sözleşmenin tecdit niteliğinde olduğu kabul edilse dahi Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleşenAsliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/128 Esas 2010/100 Karar sayılı kararı ile 07.10.2002 tarihli protokolün 22348 sayılı ve 24.08.1995 tarihli RG'de yayınlanan Yabancı Sermaye Hakkındaki Tebliğ hükümleri uyarınca yabancı uyruklu ortaklardan yerli ortaklara ya da Türkiye’de yerleşik diğer kişi ve kuruluşlara hisse devri için ..... Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü'nden izin alınmasının gerektiği, açıklanan izin koşulu sağlanmadan ....
vatandaşı olan ...'un şirketteki hisselerinin tamamının devrine yönelik olarak ... ile 07.10.2002 tarihli sözleşmeyi imzalamış olması karşısında devrin geçerli sayılabilmesi için gerekli izin alma koşulunun yokluğu nedeniyle bu hisse devir sözleşmesinin geçersiz bulunduğuna karar verilmiş olması karşısında tecdit koşulları gerçekleşmeyip eski borç sona ermeyeceği için mahkemenin tecdit gerekçesi de doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.350,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, aşağıda yazılı bakiye 04,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 28.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/215319300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz