Banka Alacağı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/17567 E. 2015/12145 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ticari itibarın zedelenmesi↗ müterafik kusur↗ ticari itibar↗ ispat yükü↗ bono↗ kâr kaybı↗ maddi ve manevi tazminat↗ ıslah↗ kusur↗ dahili dava↗ avans faizi↗ ibraz↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, asıl dosyanın davalısı olan ... telefonla bono alımı hususunda banka şubesine talimat verdiği, bu talimata uygun olarak banka tarafından bono alımının gerçekleştirildiği, bono bedelinin bankaya yatırılmaması üzerine banka tarafından bononun daha ucuza satılması nedeniyle 934.900,00 TL zarara uğradığı, ıslah edilen faiz alacağının asıl dava da istenmemesi nedeniyle ıslahla da talep edilmesinin mümkün olmadığı, bankanın müterafik kusuru nedeniyle ihtilafta uygulanması gerekli 818 sayılı BK'nın 43. ve 44. maddeleri gereğince bilirkişiler tarafından belirlenen zararın yarısı olan 467.450,00 TL'nin asıl dosyanın davalısından talep edilebileceği, birleşen dosya yönünden ise davacının maddi ve manevi tazminat talepleri yerinde olmadığı gerekçeleriyle asıl davanın kısmen kabulüne, 467.450,00 TL'nin 30.12.2006 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Asıl dava, asıl dosyanın davalısının talimatı ile yapıldığı iddia olunan hazine bonosu alışı nedeniyle oluşan bedellerin ödenmemesi sonucu bankanın söz konusu bonoları daha düşük bedellerle elden çıkarmak zorunda kalması nedeniyle oluşan banka zararının tazminine, birleşen dava ise, birleşen dava davalısı bankanın bu davadaki davacıya yönelik aslı olmayan beyanları sonucu, davacının ticari itibarının zedelendiği iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Asıl dava dilekçesinde davacı vekili, müvekkili Banka'nın ... Şubesi müşterisi olan davalının 19.06.2006 tarihinde şube müdürüne telefon talimatı ile 13.09.2006 vadeli 17,7 Milyon nominal değerli devlet tahvilini ...'tan bulunan hesaplarından bankaya göndereceğini, bu kağıtların bankaca satılarak elde edilen tutar ile 17.10.2007 vadeli devlet tahvilinden 17 Milyon TL nominal tutarlı alış emri verdiğini, işlem gerçekleştirdikten sonra alış emri verdiğini kabul etmediğini, devlet tahvillerinin piyasalardaki dalgalanmaları sonucu alış ve satış fiyatı arasında oluşan 948.000,00 TL farkın şube geçici hesaplarından karşılandığını, 20.06.2006 tarihi itibariyle bu kadar banka kaybı oluştuğunu ileri sürmüş, davalı ise bu yönde bir sözlü talimat bulunmadığını savunmuştur.
Davalı bu olaya ilişkin ... Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdiği ifadesinde, 19/06/2006 tarihinde şube müdürünün kendisini aradığını, piyasalardaki dalgalanma sebebiyle yatırım yapılmasının karlı olacağını söylediğini, ancak kendisinin nakit parasının bulunmadığını söylemesi üzerine müdürün bu alımı kredi ile yapmasını teklif ettiğini, teklif edilen %17,25 kredi oranının uygun geldiğini ve bu şekilde anlaştıklarını, ancak daha sonra müdürün faiz oranının %18,50 olabileceğini söylemesi üzerine kendisinin vazgeçtiğini beyan etmiştir. Yine bu olaya ilişkin olarak davacı banka müdürünün verdiği ifadede de, davalının kendisini aradığını, 13.09.2006 vadeli 17,7 Milyon nominal değerli devlet tahvilini ...'tan bulunan hesaplarından bankaya göndereceğini, bu kağıtların bankaca satılarak elde edilen tutar ile 17.10.2007 vadeli devlet tahvilinden 17 Milyon TL nominal tutarlı alış emri verdiğini, bunun üzerine kağıt toplandığını, ancak davalının bu devlet tahvillerini gönderemeyeceğini bildirdiğini, kağıtların toplanmış olması karşısında davalının kredi kullanarak bu işlemi yapmak istediğini beyan ettiğini, bunun üzerine %16 faiz ile davalının ortak olduğu şirket adına 18.000.000 TL kredi kullandırılarak şahsi hesabına aktarıldığını, ancak davalının bu işlemden vazgeçmesi üzerine iptal edildiğini bildirmiştir.
Dosya kapsamında ileri sürülen ve karşılıklı olarak çelişki içeren beyanlar irdelendiğinde, davacı bankanın yetkilisi ile davalının telefon ile görüştükleri, bu telefon görüşmesi sırasında devlet tahvili alımı hususunun konuşulduğu, kredi kullanılarak alım konusunda bankaya talimat verildiği hususlarında beyanların birbiri ile kesiştiği görülmektedir. Bunun yanında, taraflar arasında yapılan görüşmeye dair ses kayıtlarının bir kısmı da banka tarafından sunulmuş, bu kayıtta da davalının “Toplayın” dediği, bunun üzerine banka yetkilisinin “Tamam o zaman ben söyledim bulabiliyor mu şimdi baksın toplarsa size döneceğim birazdan” şeklinde cevap verdiği belirlenmiştir. Zira mahkeme de, kesişen bu beyanları ve görüşme dökümünün ilgili kısmını esas alarak dava konusu devlet tahvili alımı talimatını davalının verdiği sonucuna ulaşmıştır.
Ancak, banka tarafından sunulan görüşme kayıtlarında davalının “Toplayın” ibaresini kullandığı zaten davalının da kabulünde olan bir husus olmakla beraber, davalı bu beyanından sonra faiz oranının artması nedeniyle alımdan vazgeçtiğini beyan ettiğini de bildirmiş, mahkemece davalının bu ifadesini usulüne uygun bir biçimde ispat edemediği değerlendirmesi ile taraflar arasındaki aktin kurulduğu belirlenmiştir. Oysa sırf bu konuşmadaki “banka yetkilisinin; size dönücem birazdan” ibaresi karşısında, bu konuşmadan sonra da konuşma veya konuşmalar olduğu anlaşılmaktadır.
Davada ileri sürülen maddi olay dava dilekçesinde başka şekilde ortaya konulmuş, sonrasında dosyaya dahil olan bilgi ve belgeler ışığında şekillenmiştir. Şekillenen bu maddi olay sonucu davanın temelini oluşturan husus davalı tarafından davacı Banka'ya devlet tahvili alımı hususunda verilmiş geçerli bir talimat bulunup bulunmadığı noktasında düğümlenmiştir. Mahkemece bu husustaki ispat yükü davalıya yüklenerek aradaki akdin kurulduğu yönünde bir değerlendirme yapılmış ise de, esasen davacının, iddiasını ispat kapsamında, davalının alım talimatı verdiğini bir tereddüte yer vermeyecek şekilde kanıtlaması gerekir.
Bu itibarla mahkemece, davacının elinde bulunduğu anlaşılan somut olaya ilişkin görüşme kayıtlarının başlangıcından bitişine kadar tümünün dosyaya ibrazının ardından çözümlenmesi ve bu çözüm sonucunda dosyadaki diğer iddia ve savunmalar karşısında davalının açık bir talimatının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi ve bunun sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, davalının davacı bankaya yönelik bir talimatının bulunduğu açıkça belirlenmeden hüküm kurulması doğru olmamış hükmün bu nedenle asıl dava davalısı lehine bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, taraf vekillerinin asıl ve birleşen davaya yönelik diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/2862 E. 2024/808 K.
Ortak:ticari itibarın zedelenmesi · ticari itibar
İncelediğiniz kararda… nedeniyle oluşan banka zararının tazminine, birleşen dava ise, birleşen dava davalısı bankanın bu davadaki davacıya yönelik aslı olmayan beyanları sonucu, davacının «ticari itibarının zedelendiği» iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaAsliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen manevi tazminat istemli dava kredi kartının sahtekar statülü ... olarak tanımlanması neticesinde «bloke» edilmesi ve mağaza sahibince karta el konulması «sebebine» dayalı olup işbu dava ise davalı bankanın ...’na yaptığı haksız bildirimlerle davacı ...’nun «ticari itibarını zedelediği» iddialarına dayalıdır.
Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen manevi tazminat istemli davasının kredi kartının sahtekar statülü ... olarak tanımlanması neticesinde «bloke» edilmesi ve mağaza sahibince karta el konulması «sebebine» dayalı olduğu, işbu davanın ise davalı bankanın ...’na yaptığı haksız bildirimlerle davacı ...’nun «ticari itibarını zedelediği» iddialarına dayandığı, her iki davada davacının farklı maddi vakıalara dayalı olarak tazminat talep ettiği ve bu nedenle «derdestliğin» söz konusu olmadığı, ayrıca «tacir» olduğu anlaşılan davacı hakkında herhangi bir talep ve icra takibi dahi yapılmamışken ...’na gerçeğe aykırı şekilde “Tahsili Mümkün Olmayan Batık Krediler” bülteni ile borcunu ödemediğine yönelik bildirimde bulunulmasının manevi hak ihlali niteliğinde olup tazminatı gerektirdiği, yine birleşen davada «maddi tazminatla» ilgili bozma olmadığı, önceki hükümde davanın reddedildiği ve maddi tazminat talebinin ispatlanmadığı asıl davaya yönelik önceki karar onanmakla ve karar düzeltme talebi de reddedilmekle kararın kesinleştiği gerekçesiyle asıl davada hüküm kurulmasına yer olmadığına, birleşen davanın kısmen kabulüyle 375.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalı bankadan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacının maddi tazminat davasının reddine karar verilmiştir.
… n sebebiyet verdiğini, müvekkilinin birleşen davada davalı bankaya borcu olmamasına rağmen bu bültende yer alması nedeniyle ticaret hayatının ciddi zarar gördüğünü, «ticari itibarının zedelendiğini» ve bunun «kişilik haklarına saldırı» mahiyetinde olduğunu, davadan bu yana geçen süre ve paranın değer kaybıyla oluşan mağduriyet gözetilerek hükmedilen manevi tazminatın çok az olduğunu, «maddi tazminat» istemlerinin reddinin hatalı olduğunu zira müvekkilinin kredi kullanamaması nedeniyle ticari faaliyetlerinde açık kayıplar yaşadığını, nitekim 2018 yılında yaptığı …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:kişilik haklarına saldırı · kişilik hakları · bloke · davanın konusu · illiyet bağı · derdestlik · usulden reddi · haksız fiil
Benzer bu karardaMahkemece 28.02.2019 tarih, 2018/35 E. ve 2019/182 K. sayılı karar ile davacı bankanın, davalı ile banka «görevlilerinin» devam eden görüşmelerini ve davalının talimatının bulunduğuna dair başkaca kayıt ya da delil de sunamadığı, davalının alım talimatı verdiğini ispat edemediği gerekçesiyle asıl davada davanın reddine; birleşen davanın daha önce «dava konusu» edilmesi ve davanın «derdest» olması nedeniyle «usulden reddi» gerektiği gibi, esasen, mevcut uyuşmazlık nedeniyle Garanti Bankasının davacı ... hakkında ...'na yaptığı bildirimin, Bankacılık Mevzuatının ve uygulamalarının gereği olduğu, davacı ...'yu rencide etmek ya da onun «kişilik haklarına saldırı» amacıyla bu işlemi yapmadığı, manevi zarar koşullarının oluşmadığı, maddi zararın ise ispat edilemediği gerekçesiyle birleşen davanın da reddine karar verilmiş, ta …
Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen manevi tazminat istemli davasının kredi kartının sahtekar statülü ... olarak tanımlanması neticesinde «bloke» edilmesi ve mağaza sahibince karta el konulması «sebebine» dayalı olduğu, işbu davanın ise davalı bankanın ...’na yaptığı haksız bildirimlerle davacı ...’nun «ticari itibarını zedelediği» iddialarına dayandığı, her iki davada davacının farklı maddi vakıalara dayalı olarak tazminat talep ettiği ve bu nedenle «derdestliğin» söz konusu olmadığı, ayrıca «tacir» olduğu anlaşılan davacı hakkında herhangi bir talep ve icra takibi dahi yapılmamışken ...’na gerçeğe aykırı şekilde “Tahsili Mümkün Olmayan Batık Krediler” bülteni ile borcunu ödemediğine yönelik bildirimde bulunulmasının manevi hak ihlali niteliğinde olup tazminatı gerektirdiği, yine birleşen davada «maddi tazminatla» ilgili bozma olmadığı, önceki hükümde davanın reddedildiği ve maddi tazminat talebinin ispatlanmadığı asıl davaya yönelik önceki karar onanmakla ve karar düzeltme talebi de reddedilmekle kararın kesinleştiği gerekçesiyle asıl davada hüküm kurulmasına yer olmadığına, birleşen davanın kısmen kabulüyle 375.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalı bankadan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacının maddi tazminat davasının reddine karar verilmiştir.
… n sebebiyet verdiğini, müvekkilinin birleşen davada davalı bankaya borcu olmamasına rağmen bu bültende yer alması nedeniyle ticaret hayatının ciddi zarar gördüğünü, «ticari itibarının zedelendiğini» ve bunun «kişilik haklarına saldırı» mahiyetinde olduğunu, davadan bu yana geçen süre ve paranın değer kaybıyla oluşan mağduriyet gözetilerek hükmedilen manevi tazminatın çok az olduğunu, «maddi tazminat» istemlerinin reddinin hatalı olduğunu zira müvekkilinin kredi kullanamaması nedeniyle ticari faaliyetlerinde açık kayıplar yaşadığını, nitekim 2018 yılında yaptığı …
Birleşen davaya ilişkin olarak davalı/birleşen davada davacı ... vekilinin temyiz itirazlarına gelince, dava, «haksız fiile» dayalı manevi tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece, davacının daha önce ...
-
Bankacılık işleminden kaynaklanan zararın tazmini
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/5155 E. 2013/22626 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:faks talimatı · müşterek temsilci · bankacılık sözleşmesi · icazet · garantörlük · yetkisizlik kararı · temsil
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, benimsenen 3. bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalı bankanın tahvil alım - satım işinde aracılık «yetkisinin» bulunduğu ve dava konusu tahvilin alımı için aracılık edildiği, tahvil ihracının yurt dışı şirket tarafından gerçekleştirildiği, dava konusu ürünün ana para korumalı ve 5 yıllık tahvil alımı olduğu, bu durumun ve risklerinin davacıya açıklandığı, «faks talimatı» ile işlem yapılmasının taraflar arasındaki «bankacılık sözleşmesine» göre mümkün olduğu, bir an için talimattaki imzanın davacıya ait olmadığı varsayılsa dahi, gerek iddianın ileri sürülüşü, gerekse davacının inkar etmediği mail yazışmaları doğrultusunda, yapılan işleme «icazet» verdiği, ancak sonrasında parayı bağladığına pişman olduğu yolunda mail gönderdiği, bununla sadece riski bulunan bu işlemden zarar görmesinden duyduğu rahatsızlığı …
Taraflar arasında düzenlenen 28.03.2007 tarihli Yapılandırılmış Tahviller Alış/Satış Talimat Formu'nun 8. maddesinde davalı Banka'nın anapara «garantisi» vermediği belirtilmesine ve 16. maddede de davalı Banka'nın tahvil satın alınması aşamasında tavsiye ve öneride bulunmayacağı hüküm altına alınmış olmasına rağmen, dava konusu tahvillerin alımı öncesinde, davalı Banka tarafından davacının da içinde bulunduğu müşterilerine sunulan “termesheet” (ürün açıklaması) belgesinde dava konusu tahviller bakımından ana para garantisi olduğu belirtildiği gibi, davacı tarafından sunulan ve davacı ile davalı Banka'nın «müşteri temsilcisi» arasında geçen e-mail yazışmalarından da davalı Banka'nın başlangıçta anapara garantisi verdiği anlaşılmaktadır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/1954 E. 2020/907 K.
Ortak:kâr kaybı
İncelediğiniz kararda… algalanmaları sonucu alış ve satış fiyatı arasında oluşan 948.000,00 TL farkın şube geçici hesaplarından karşılandığını, 20.06.2006 tarihi itibariyle bu kadar banka «kaybı» oluştuğunu ileri sürmüş, davalı ise bu yönde bir sözlü talimat bulunmadığını savunmuştur.
Benzer bu kararda… ddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı bankanın müşterisini yeterince bilgilendirmediği, imzalanan sözleşmenin sermaye piyasası işlemlerinde gerekli olen «çerçeve sözleşme» niteliğinde olmadığı gibi risk bildiriminin de bulunmadığı, davacı tarafından imzalanan talimatın yeterli açıklıkta olmadığı, «özen yükümlülüğünü» ihlal eden davalının davacının zararından sorumlu olduğu, davacının ana para «kaybının» 29.010,75 TL, faiz gelir kaybının 55.800,82 TL olduğu gerekçesiyle taleple bağlı kalınarak 22.000,00 TL ana «para alacağının» dava tarihi olan 02/03/2012 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile 3.000,00 TL faiz kaybı alacağının davalıdan alınarak davacı tarafa veri …
Davada, davalı bankanın, davacı hesabında bulunan 457.453 TL ile 10 yıl vadeli tahvil aldığı, davacının alınan tahvili vadeden önce bozdurması neticesinde anapara «kaybına» uğradığı taraflar arasında «uyuşmazlık konusu» değildir.
Ancak, davacı tarafından imzalanan alış talimatında, ürün adının “121T2D” olarak yazıldığı, ayrıca altında 6 bent halinde işlem risklerinin belirtildiği, aynı şekilde satış talimatında da risklerin hatırlatıldığı, anapara «kaybı» riskinin de hatırlatılan risklerden olduğu; yine taraflar arasında imzalanan bireysel müşteri sözleşmesinin 57. maddesinden de davacının davalıyı sermaye piyasası işlemleri için yetkilendirdiği anlaşılmaktadır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:aydınlatma yükümlülüğü · çerçeve sözleşme · para alacağı · özen yükümlülüğü · uyuşmazlık konusu · vade
Benzer bu kararda… ddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı bankanın müşterisini yeterince bilgilendirmediği, imzalanan sözleşmenin sermaye piyasası işlemlerinde gerekli olen «çerçeve sözleşme» niteliğinde olmadığı gibi risk bildiriminin de bulunmadığı, davacı tarafından imzalanan talimatın yeterli açıklıkta olmadığı, «özen yükümlülüğünü» ihlal eden davalının davacının zararından sorumlu olduğu, davacının ana para «kaybının» 29.010,75 TL, faiz gelir kaybının 55.800,82 TL olduğu gerekçesiyle taleple bağlı kalınarak 22.000,00 TL ana «para alacağının» dava tarihi olan 02/03/2012 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile 3.000,00 TL faiz kaybı alacağının davalıdan alınarak davacı tarafa veri …
… dava konusu uyuşmazlığın 2499 sayılı SPK mevzuatına tabi olduğu, kanunun işaret ettiği tebliğlere göre davalı bankanın, anılan işlemlerden önce düzenlemesi gereken «çerçeve sözleşme» ile risk bildirim formunun somut olayda bulunmadığı, alım talimatının ürün adı, «vade» ve cins gibi bilgilerden yoksun olduğu, bu nedenle bankanın «aydınlatma yükümlülüğünü» yerine getirmeden işlem yaptığı ve bu işlem nedeniyle doğan zarardan sorumlu olduğu belirtilmiştir.
Davacı, dava dilekçesinde, davalı bankanın kendisini aydınlatmadan 10 yıl vadeli tahvil alımı yaptığını, «vadenin» uzun olması ve kendisinin dava konusu meblağa ilişkin planları olması nedeniyle erken bozdurmak zorunda kaldığı ve anapara zararına uğradığını iddia etmiştir.
Davada, davalı bankanın, davacı hesabında bulunan 457.453 TL ile 10 yıl vadeli tahvil aldığı, davacının alınan tahvili vadeden önce bozdurması neticesinde anapara «kaybına» uğradığı taraflar arasında «uyuşmazlık konusu» değildir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/7689 E. 2013/11257 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bilirkişi raporları arasında çelişki · bankacılık işlemleri · garantörlük · sulh · taahhütname · ihtarname · kötüniyet · temerrüt
Benzer bu kararda… sseye yönlendirildiği ve avantajlı olduğu konusunda ikna edildiği, kaldı ki davalı bankanın zararın %50'sini karşılamaya yönelik ve davacı yanca kabul edilmeyen bir «sulh» teklifinin de bulunduğu, davalının zarardan sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 500.000,00 USD'nin 24.02.2009 cevabi «ihtarname» tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi uyarınca «temerrüt» faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Davacı vekili tarafından davalı bankanın yatırım uzmanlarının yönlendirme ve telkinleri ile müvekkilinin...’a ait tahvilleri satın aldığı, bu tahvillerin anapara «garantili» olduğunun özellikle vurgulandığı, ayrıca davalı bankanın...’tan olan alacağına karşılık bu tahvilleri alıp, «kötüniyetle» yatırımcılara pazarladığı, bu olay nedeniyle davalı banka hakkında yurtdışında soruşturmalar açıldığı, dolayısıyla davalının müvekkilinin uğradığı zarardan sorumlu …
Dava, «bankacılık işlemlerinden» kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Dosyaya sunulan ve benzer nedenlere dayalı üç farklı davada alınan bilirkişi raporlarının tamamında ise davalı bankanın anılan tahvillerin satımında bir «taahhüdünün» ve sorumluluğunun bulunmadığı bildirilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/17567 E. , 2015/12145 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada .... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 13/02/2014 tarih ve 2006/417-2014/86 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 17/11/2015 günü hazır bulunan davacı-birleşen davada davalı vekili Av. ... ile davalı-birleşen davada davacı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl davada davacı vekili, müvekkili Banka'nın ... Şubesi müşterisi olan davalının 19.06.2006 tarihinde şube müdürüne telefon talimatı ile 13.09.2006 vadeli 17,7 Milyon nominal değerli devlet tahvilini ...'tan bulunan hesaplarından bankaya göndereceğini, bu kağıtların bankaca satılarak elde edilen tutar ile 17.10.2007 vadeli devlet tahvilinden 17 Milyon TL nominal tutarlı alış emri verdiğini, işlem gerçekleştirdikten sonra alış emri verdiğini kabul etmediğini, devlet tahvillerinin piyasalardaki dalgalanmaları sonucu alış ve satış fiyatı arasında oluşan 948.000,00 TL farkın şube geçici hesaplarından karşılandığını, 20.06.2006 tarihi itibariyle bu kadar banka kaybı oluştuğunu, bu işlemlerin 19.06.2006 - 21.06.2006 tarihleri arasında gerçekleştiğini, bu hususun 27.06.2006 tarihli ihtar ile davalıya bildirildiğini ileri sürerek banka alacağının ihtar tarihinden itibaren banka kredilerine uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin yazılı talimatı olmadan herhangi bir bankacılık işlemi gerçekleştirilmediğini, iddia edildiği gibi herhangi bir sözlü talimat da olmadığını, 17 Milyon TL tutarında kapsamlı bir işlemin müvekkilinin hesabında karşılığı olmadan sözlü talimat ile yapılmasının mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemiş, birleşen davada ise, davalı Banka'nın müvekkili ile ilgili ... Bankası'na olumsuz ve aslı olmayan bildirimlerde bulunduğunu, bunların bir tacirin ticari hayatını son verebilecek çok ağır ve tamamen haksız beyanlar olduğunu, bu beyanlar neticesinde davacı ve çalışanlarının çalıştığı bankalar nezdinde itibar kaybettiğini ileri sürerek 750.000,00 TL manevi tazminat ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 250.000,00 TL maddi tazminat olmak üzere 1.000.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen davada davalı Banka vekili,davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, asıl dosyanın davalısı olan ... telefonla bono alımı hususunda banka şubesine talimat verdiği, bu talimata uygun olarak banka tarafından bono alımının gerçekleştirildiği, bono bedelinin bankaya yatırılmaması üzerine banka tarafından bononun daha ucuza satılması nedeniyle 934.900,00 TL zarara uğradığı, ıslah edilen faiz alacağının asıl dava da istenmemesi nedeniyle ıslahla da talep edilmesinin mümkün olmadığı, bankanın müterafik kusuru nedeniyle ihtilafta uygulanması gerekli 818 sayılı BK'nın 43. ve 44. maddeleri gereğince bilirkişiler tarafından belirlenen zararın yarısı olan 467.450,00 TL'nin asıl dosyanın davalısından talep edilebileceği, birleşen dosya yönünden ise davacının maddi ve manevi tazminat talepleri yerinde olmadığı gerekçeleriyle asıl davanın kısmen kabulüne, 467.450,00 TL'nin 30.12.2006 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Asıl dava, asıl dosyanın davalısının talimatı ile yapıldığı iddia olunan hazine bonosu alışı nedeniyle oluşan bedellerin ödenmemesi sonucu bankanın söz konusu bonoları daha düşük bedellerle elden çıkarmak zorunda kalması nedeniyle oluşan banka zararının tazminine, birleşen dava ise, birleşen dava davalısı bankanın bu davadaki davacıya yönelik aslı olmayan beyanları sonucu, davacının ticari itibarının zedelendiği iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Asıl dava dilekçesinde davacı vekili, müvekkili Banka'nın ... Şubesi müşterisi olan davalının 19.06.2006 tarihinde şube müdürüne telefon talimatı ile 13.09.2006 vadeli 17,7 Milyon nominal değerli devlet tahvilini ...'tan bulunan hesaplarından bankaya göndereceğini, bu kağıtların bankaca satılarak elde edilen tutar ile 17.10.2007 vadeli devlet tahvilinden 17 Milyon TL nominal tutarlı alış emri verdiğini, işlem gerçekleştirdikten sonra alış emri verdiğini kabul etmediğini, devlet tahvillerinin piyasalardaki dalgalanmaları sonucu alış ve satış fiyatı arasında oluşan 948.000,00 TL farkın şube geçici hesaplarından karşılandığını, 20.06.2006 tarihi itibariyle bu kadar banka kaybı oluştuğunu ileri sürmüş, davalı ise bu yönde bir sözlü talimat bulunmadığını savunmuştur.
Davalı bu olaya ilişkin ... Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdiği ifadesinde, 19/06/2006 tarihinde şube müdürünün kendisini aradığını, piyasalardaki dalgalanma sebebiyle yatırım yapılmasının karlı olacağını söylediğini, ancak kendisinin nakit parasının bulunmadığını söylemesi üzerine müdürün bu alımı kredi ile yapmasını teklif ettiğini, teklif edilen %17,25 kredi oranının uygun geldiğini ve bu şekilde anlaştıklarını, ancak daha sonra müdürün faiz oranının %18,50 olabileceğini söylemesi üzerine kendisinin vazgeçtiğini beyan etmiştir. Yine bu olaya ilişkin olarak davacı banka müdürünün verdiği ifadede de, davalının kendisini aradığını, 13.09.2006 vadeli 17,7 Milyon nominal değerli devlet tahvilini ...'tan bulunan hesaplarından bankaya göndereceğini, bu kağıtların bankaca satılarak elde edilen tutar ile 17.10.2007 vadeli devlet tahvilinden 17 Milyon TL nominal tutarlı alış emri verdiğini, bunun üzerine kağıt toplandığını, ancak davalının bu devlet tahvillerini gönderemeyeceğini bildirdiğini, kağıtların toplanmış olması karşısında davalının kredi kullanarak bu işlemi yapmak istediğini beyan ettiğini, bunun üzerine %16 faiz ile davalının ortak olduğu şirket adına 18.000.000 TL kredi kullandırılarak şahsi hesabına aktarıldığını, ancak davalının bu işlemden vazgeçmesi üzerine iptal edildiğini bildirmiştir.
Dosya kapsamında ileri sürülen ve karşılıklı olarak çelişki içeren beyanlar irdelendiğinde, davacı bankanın yetkilisi ile davalının telefon ile görüştükleri, bu telefon görüşmesi sırasında devlet tahvili alımı hususunun konuşulduğu, kredi kullanılarak alım konusunda bankaya talimat verildiği hususlarında beyanların birbiri ile kesiştiği görülmektedir. Bunun yanında, taraflar arasında yapılan görüşmeye dair ses kayıtlarının bir kısmı da banka tarafından sunulmuş, bu kayıtta da davalının “Toplayın” dediği, bunun üzerine banka yetkilisinin “Tamam o zaman ben söyledim bulabiliyor mu şimdi baksın toplarsa size döneceğim birazdan” şeklinde cevap verdiği belirlenmiştir. Zira mahkeme de, kesişen bu beyanları ve görüşme dökümünün ilgili kısmını esas alarak dava konusu devlet tahvili alımı talimatını davalının verdiği sonucuna ulaşmıştır.
Ancak, banka tarafından sunulan görüşme kayıtlarında davalının “Toplayın” ibaresini kullandığı zaten davalının da kabulünde olan bir husus olmakla beraber, davalı bu beyanından sonra faiz oranının artması nedeniyle alımdan vazgeçtiğini beyan ettiğini de bildirmiş, mahkemece davalının bu ifadesini usulüne uygun bir biçimde ispat edemediği değerlendirmesi ile taraflar arasındaki aktin kurulduğu belirlenmiştir. Oysa sırf bu konuşmadaki “banka yetkilisinin; size dönücem birazdan” ibaresi karşısında, bu konuşmadan sonra da konuşma veya konuşmalar olduğu anlaşılmaktadır.
Davada ileri sürülen maddi olay dava dilekçesinde başka şekilde ortaya konulmuş, sonrasında dosyaya dahil olan bilgi ve belgeler ışığında şekillenmiştir. Şekillenen bu maddi olay sonucu davanın temelini oluşturan husus davalı tarafından davacı Banka'ya devlet tahvili alımı hususunda verilmiş geçerli bir talimat bulunup bulunmadığı noktasında düğümlenmiştir. Mahkemece bu husustaki ispat yükü davalıya yüklenerek aradaki akdin kurulduğu yönünde bir değerlendirme yapılmış ise de, esasen davacının, iddiasını ispat kapsamında, davalının alım talimatı verdiğini bir tereddüte yer vermeyecek şekilde kanıtlaması gerekir.
Bu itibarla mahkemece, davacının elinde bulunduğu anlaşılan somut olaya ilişkin görüşme kayıtlarının başlangıcından bitişine kadar tümünün dosyaya ibrazının ardından çözümlenmesi ve bu çözüm sonucunda dosyadaki diğer iddia ve savunmalar karşısında davalının açık bir talimatının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi ve bunun sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, davalının davacı bankaya yönelik bir talimatının bulunduğu açıkça belirlenmeden hüküm kurulması doğru olmamış hükmün bu nedenle asıl dava davalısı lehine bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, taraf vekillerinin asıl ve birleşen davaya yönelik diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle asıl dava davalısı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün mümeyyiz taraf yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenle taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin taraflardan alınıp yekdiğerine verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 17/11/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/185397000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz