Limited şirket müdürünün sorumluluğu
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/15609 E. 2015/615 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
limited şirket müdürünün sorumluluğu↗ şirket müdürünün sorumluluğu↗ menfaat çatışması↗ temsil kayyımı↗ vesayet↗ kesin mehil↗ kayyım tayini↗ şirket yöneticisinin sorumluluğu↗ ihtarat↗ bilirkişi ücreti↗ yönetici sorumluluğu↗ ek mehil↗ sorumluluk davası↗ kayyım↗ kısıtlılık↗ ortaklar kurulu kararı↗ ara karar↗ kesin süre↗ anonim şirket↗ bilirkişi incelemesi↗ limited şirket↗ temsil↗ kesin hüküm↗ husumet↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacının iddialarının değerlendirilmesi için bilirkişi incelemesinin gerektiği, 10.02.2014 tarihi duruşmada bilirkişi ücretinin yatırılması için davacının temsil kayyımına kesin süre verildiği, verilen kesin süreye rağmen bilirkişi ücretinin yatırılmadığı bu haliyle dava ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı kayyımı temyiz etmiştir.
1-Dava, limited şirket müdürünün sorumluluğuna ilişkindir. Mülga 6762 sayılı TTK'nın 556. maddesinde şirket yöneticilerinin sorumlulukları hakkında anonim şirketin bu hususlara ilişkin hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüş olup, bu yollama ile uyuşmazlığa aynı Yasa'nın 341. maddesi uygulanacaktır. Bu maddeye göre sorumluluk davasının açılabilmesi için, bu yönde alınmış bir ortaklar kurulu kararı bulunması gerekmekte olup bu husus dava şartıdır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uygulaması da aynı yöndedir. ( m. 618/son ) Dava konusu olayda sorumluluk davası açılması için alınmış bir genel kurulu kararı bulunmadığından dava açma koşulu oluşmamış ise de bu husus yargılama sırasında tamamlanabilir. Bu durumda mahkemece genel kurul tarafından bu yönde bir karar alınması için davacı tarafa mehil ve gerektiğinde kesin mehil verildikten sonra sonucuna göre bir hüküm tesisi gerekirken bu eksiklik giderilmeden davanın esası hakkında karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın re'sen bozulması gerekmiştir.
2-Somut olayda; davada taraf olarak gösterilen davalı...'in kısıtlandığı ve kendisine diğer davalı ...'in vasi tayin edildiği anlaşılmaktadır. Davalılar aleyhine, şirket hissedarı ve münferit imza ile yetkili müdür oldukları ve görevlerine son verildikten sonra yapılan sayımda kasa mevcudunun açık verdiği iddiası ile dava açıldığına göre; bu dava bakımından davalı.... ile vasisi davalı... arasında menfaat çatışması bulunmaktadır. 4721 sayılı TMK'nın 426/2. maddesi uyarınca, "bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa kayyım tayini gerekir. "şeklindeki açık yasa hükmü karşısında; taraf teşkili bakımından kısıtl.....'in davada vasi ... dışındaki başka bir kişi tarafından temsil edilmesi gerektiğinden, davalı .....'i bu davada temsil etmek üzere, vesayet makamınca kayyım tayin edilmesi sağlanarak, husumetin bu kayyıma yöneltilmesi gerekirken, taraf teşkili bulunmaksızın işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle de re'sen bozulması gerekmiştir.
3-Ayrıca kabule göre mahkemece, davanın çözümünün teknik bilgiyi gerektirdiği kanaati ile bilirkişi incelemesi yaptırılması düşünülmüş ve 10/02/2014 tarihli celsede davacı kayyıma bilirkişi ücreti yatırılması konusunda kesin süre verilmiş ise de, bu konuda oluşturulan mahkeme ara kararı usulüne uygun değildir. HMK'nın 324/1. maddesinde delil ikamesi için ne kadar avans gerektiğinin tereddüde yer bırakmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği belirtilmiş olup, mahkeme ara kararında ise, avans miktarı açıkça gösterilmediği gibi uzmanlık alanı açıklanan bilirkişilerin isimleri de gösterilmemiştir. Bu nedenle kesin süreye bağlanan ihtarat sonuç doğurmayacağından, mahkemece usulüne uygun kesin süre verilmeden karar verilmesi de doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/2714 E. 2017/3119 K.
Ortak:ek mehil · kayyım · anonim şirket · temsil · husumet · dava şartı
İncelediğiniz kararda"şeklindeki açık yasa hükmü karşısında; taraf teşkili bakımından «kısıtl».....'in davada vasi ... dışındaki başka bir kişi tarafından «temsil» edilmesi gerektiğinden, davalı .....'i bu davada temsil etmek üzere, «vesayet» makamınca «kayyım tayin» edilmesi sağlanarak, «husumetin» bu kayyıma yöneltilmesi gerekirken, taraf teşkili bulunmaksızın işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle de re' …
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacının iddialarının değerlendirilmesi için «bilirkişi incelemesinin» gerektiği, 10.02.2014 tarihi duruşmada «bilirkişi ücretinin» yatırılması için davacının «temsil kayyımına» «kesin süre» verildiği, verilen kesin süreye rağmen bilirkişi ücretinin yatırılmadığı bu haliyle dava ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
4721 sayılı TMK'nın 426/2. maddesi uyarınca, "bir işte yasal «temsilcinin» menfaati ile küçüğün veya «kısıtlının» menfaati çatışıyorsa «kayyım tayini» gerekir.
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamına göre; dava «anonim şirketlerde» «pay sahipliğinin tespiti» ve tescil istemine ilişkin olduğu, dava konusu şirketin tek pay sahipli anonim şirket olduğu, tek pay sahibinin ... olduğu, «taahhütname» tarihi olan 09.10.2007 tarihinde şirketi «temsile» yetkili kişi ve kişilerin mevcut olmadığı, taahhütnamenin şirket «pay defterine» kaydedilmediği, anonim şirketlerde senede bağlanmamış ortaklık paylarının devri «alacağın temliki» hükümleri çerçevesinde gerçekleşeceği, gerçekleştirilen devir işleminin şirkete karşı hüküm ifade edebilmesi için şirketin pay defterine kaydedilmesi gerektiği, da …
1- Dava, «anonim şirket» hissesinin davacı adına tespit ve tescili, «şirketin müdürlük» yetkileri kaldırılarak şirkete «kayyım atanması» istemine ilişkindir.
Ancak, şirket hissesinin tesbit ve tesciline ilişkin davada şirketin %100 hissesini elinde bulunduran dava dışı ...'e «husumet» yöneltilmeden davanın esası hakkında karar verilmesi mümkün değildir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pay sahipliğinin tespiti · kayyım atanması · şirket müdürlüğü · pay sahipliği · alacağın temliki · hisse devri · pay defteri · temlik
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamına göre; dava «anonim şirketlerde» «pay sahipliğinin tespiti» ve tescil istemine ilişkin olduğu, dava konusu şirketin tek pay sahipli anonim şirket olduğu, tek pay sahibinin ... olduğu, «taahhütname» tarihi olan 09.10.2007 tarihinde şirketi «temsile» yetkili kişi ve kişilerin mevcut olmadığı, taahhütnamenin şirket «pay defterine» kaydedilmediği, anonim şirketlerde senede bağlanmamış ortaklık paylarının devri «alacağın temliki» hükümleri çerçevesinde gerçekleşeceği, gerçekleştirilen devir işleminin şirkete karşı hüküm ifade edebilmesi için şirketin pay defterine kaydedilmesi gerektiği, da …
1- Dava, «anonim şirket» hissesinin davacı adına tespit ve tescili, «şirketin müdürlük» yetkileri kaldırılarak şirkete «kayyım atanması» istemine ilişkindir.
Mahkemece «hisse devri» işleminin şirket «pay defterine» kaydedilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/11335 E. 2018/3458 K.
Ortak:temsil kayyımı · menfaat çatışması · vesayet · kayyım tayini · kayyım · temsil
İncelediğiniz kararda"şeklindeki açık yasa hükmü karşısında; taraf teşkili bakımından «kısıtl».....'in davada vasi ... dışındaki başka bir kişi tarafından «temsil» edilmesi gerektiğinden, davalı .....'i bu davada temsil etmek üzere, «vesayet» makamınca «kayyım tayin» edilmesi sağlanarak, «husumetin» bu kayyıma yöneltilmesi gerekirken, taraf teşkili bulunmaksızın işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle de re' …
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacının iddialarının değerlendirilmesi için «bilirkişi incelemesinin» gerektiği, 10.02.2014 tarihi duruşmada «bilirkişi ücretinin» yatırılması için davacının «temsil kayyımına» «kesin süre» verildiği, verilen kesin süreye rağmen bilirkişi ücretinin yatırılmadığı bu haliyle dava ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
4721 sayılı TMK'nın 426/2. maddesi uyarınca, "bir işte yasal «temsilcinin» menfaati ile küçüğün veya «kısıtlının» menfaati çatışıyorsa «kayyım tayini» gerekir.
Benzer bu karardaAncak TMK’nın 426/2. maddesi gereğince, «vesayet» makamı bir işte yasal «temsilcinin» menfaati ile küçüğün menfaati çatışıyorsa küçüğe ilgilisinin isteği üzerine veya re’sen «temsil kayyımı» atar.
Davacı ... «temsil kayyımı» talebinde bulunduğu küçük ...’un velisi, dolayısıyla yasal temsilcisi ise de, ikisinin de aynı şirketin ortakları olmaları nedeniyle aralarında «menfaat çatışması» bulunduğundan, TMK'nın 426. maddesi gereğince kayyım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Mahkemece, davacının küçüğün velisi ve yasal «temsilcisi» olup aralarında «menfaat çatışması» bulunmadığı, davacının «kayyım» talebinin TMK’nın 426. maddesi kapsamındaki hususlardan olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/12212 E. 2013/11335 K.
Ortak:vesayet · ek mehil · kısıtlılık · dava şartı
İncelediğiniz kararda"şeklindeki açık yasa hükmü karşısında; taraf teşkili bakımından «kısıtl».....'in davada vasi ... dışındaki başka bir kişi tarafından «temsil» edilmesi gerektiğinden, davalı .....'i bu davada temsil etmek üzere, «vesayet» makamınca «kayyım tayin» edilmesi sağlanarak, «husumetin» bu kayyıma yöneltilmesi gerekirken, taraf teşkili bulunmaksızın işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle de re' …
Bu durumda mahkemece genel kurul tarafından bu yönde bir karar alınması için davacı tarafa «mehil» ve gerektiğinde «kesin mehil» verildikten sonra sonucuna göre bir hüküm tesisi gerekirken bu eksiklik giderilmeden davanın esası hakkında karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın re'sen bozulması gerekmiştir.
2-Somut olayda; davada taraf olarak gösterilen davalı...'in «kısıtlandığı» ve kendisine diğer davalı ...'in vasi tayin edildiği anlaşılmaktadır.
Benzer bu karardaDava, banka aleyhine açılan zararın tahsili istemine ilişkin olup, dava «kısıtlı»...ye «vesayeten» vasisi ... tarafından açılmıştır.
Bu durumda, «vesayet» makamından dava açmaya izin kararı alması için davacı vasiye «mehil» vermek ve bu karar alındıktan sonra davaya devam edilerek oluşacak sonuç çerçevesinde karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş re'sen bozmayı gerektirmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 462/8. maddesi hükmü gereğince, acele hallerde vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere, vasinin dava açabilmesi «vesayet» makamının iznine tabidir (Dairemizin 07.06.2012 gün ve 2012/6837-9880 E.K., 27.11.2012 gün ve 2011/13488-19189 E.K. sayılı ilamlarında belirtildiği gibi).
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ibraz
Benzer bu karardaSomut olayda vasi, «vesayet» kararını «ibraz» etmişse de vesayet makamının iznine dair kararı ibraz etmemiş, mahkemece de bu husus üzerinde durulmamıştır.
2 benzer karar daha
-
Limited şirket müdürünün sorumluluğu
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/521 E. 2015/5538 K.
Ortak:limited şirket müdürünün sorumluluğu · şirket müdürünün sorumluluğu · kesin mehil · şirket yöneticisinin sorumluluğu · yönetici sorumluluğu · ek mehil · sorumluluk davası · ortaklar kurulu kararı · dava şartı
İncelediğiniz kararda1-Dava, «limited şirket müdürünün sorumluluğuna» ilişkindir.
Mülga 6762 sayılı TTK'nın 556. maddesinde «şirket yöneticilerinin sorumlulukları» hakkında «anonim şirketin» bu hususlara ilişkin hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüş olup, bu yollama ile uyuşmazlığa aynı Yasa'nın 341. maddesi uygulanacaktır.
Bu durumda mahkemece genel kurul tarafından bu yönde bir karar alınması için davacı tarafa «mehil» ve gerektiğinde «kesin mehil» verildikten sonra sonucuna göre bir hüküm tesisi gerekirken bu eksiklik giderilmeden davanın esası hakkında karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın re'sen bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBu durumda, mahkemece davacı şirket «ortaklar kurulu» tarafından bu yönde bir karar alınması için davacı tarafa «mehil» ve gerektiğinde «kesin mehil» verildikten sonra sonucuna göre bir hüküm tesisi gerekirken bu eksiklik giderilmeden davanın esası hakkında karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın re'sen bozulması gerekmiştir.
1-Dava, «limited şirket müdürünün sorumluluğuna» ilişkindir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı TTK'nın 556. maddesinde «şirket yöneticilerinin sorumlulukları» hakkında «anonim şirketin» bu hususlara ilişkin hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüş olup, bu yollama ile uyuşmazlığa aynı Yasa'nın 341. maddesinin uygulanması gerekmektedir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ticari defter · cy/cy kaydı · ibraz · teslim · e-defter
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirkete ait «ticari defter» ve kayıtlarda davaya konu çeklerin davacıya ait olduğuna ilişkin herhangi bir «kayda» yer verilmediği, anılan çeklerin davalıya «teslim» edildiğine ve davacının davalıdan alacaklı olduğuna dair bir kaydın da bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
618/«son») Dava konusu olayda «sorumluluk davası» açılması için alınmış bir «ortaklar kurulu» kararı dosyaya «ibraz» edilmediğinden dava açma koşulu oluşmamış ise de bu husus yargılama sırasında tamamlanabilir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/11412 E. 2018/3665 K.
Ortak:temsil kayyımı · menfaat çatışması · kayyım tayini · kayyım · limited şirket · temsil · husumet · dava şartı
İncelediğiniz kararda"şeklindeki açık yasa hükmü karşısında; taraf teşkili bakımından «kısıtl».....'in davada vasi ... dışındaki başka bir kişi tarafından «temsil» edilmesi gerektiğinden, davalı .....'i bu davada temsil etmek üzere, «vesayet» makamınca «kayyım tayin» edilmesi sağlanarak, «husumetin» bu kayyıma yöneltilmesi gerekirken, taraf teşkili bulunmaksızın işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle de re' …
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacının iddialarının değerlendirilmesi için «bilirkişi incelemesinin» gerektiği, 10.02.2014 tarihi duruşmada «bilirkişi ücretinin» yatırılması için davacının «temsil kayyımına» «kesin süre» verildiği, verilen kesin süreye rağmen bilirkişi ücretinin yatırılmadığı bu haliyle dava ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
4721 sayılı TMK'nın 426/2. maddesi uyarınca, "bir işte yasal «temsilcinin» menfaati ile küçüğün veya «kısıtlının» menfaati çatışıyorsa «kayyım tayini» gerekir.
Benzer bu karardaDavacı vekili, davalı «şirketin tasfiyesi» için dava açtığını, bu davada kendisine «kayyım tayini» için süre verildiğini ileri sürerek «kayyım atanmasını» istediği şirket ile bu şirketin diğer ortakları olan davalı gerçek kişilere karşı dava açmış olup, mahkemece, davanın kabulüyle «temsil kayyımı» tayinine karar verilmiş ise de somut olayda davanın şirkete yöneltilmesinin gerekli ve yeterli olduğu, şirket yönünden hüküm kurulduğu gözetildiğinde davalıların işbu davada «pasif husumetlerinin» ve menfaatlerinin bulunmadığı değerlendirilerek temyiz eden davalılar yönünden davanın reddi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gere …
Dava «limited şirket» «temsil kayyımı atanması» istemine ilişkindir.
Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/94 esas sayılı dosyasında dava açıldığı, davalı şirkete «kayyım tayini» için süre verildiği, şirket ile davacı arasında «menfaat çatışmasının» doğduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, ...
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kayyım atanması · şirketin tasfiyesi · pasif husumet
Benzer bu karardaDavacı vekili, davalı «şirketin tasfiyesi» için dava açtığını, bu davada kendisine «kayyım tayini» için süre verildiğini ileri sürerek «kayyım atanmasını» istediği şirket ile bu şirketin diğer ortakları olan davalı gerçek kişilere karşı dava açmış olup, mahkemece, davanın kabulüyle «temsil kayyımı» tayinine karar verilmiş ise de somut olayda davanın şirkete yöneltilmesinin gerekli ve yeterli olduğu, şirket yönünden hüküm kurulduğu gözetildiğinde davalıların işbu davada «pasif husumetlerinin» ve menfaatlerinin bulunmadığı değerlendirilerek temyiz eden davalılar yönünden davanın reddi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gere …
Dava «limited şirket» «temsil kayyımı atanması» istemine ilişkindir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/15609 E. , 2015/615 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada.....Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16/04/2014 tarih ve 2011/361-2014/118 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı kayyımı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi..... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalılardan.... ve ...'ın, müvekkili şirketin hissedarı olduklarını, ... şirket müdürü iken, 27/01/2011 tarihli ortaklar kurulu kararı ile .....'in vasisi-davalı ...'in kısıtlının hakim ortak olması durumunu kullanarak, şirket Müdürü seçildiğini ancak, ortaklar kurulu kararının iptali için açılan..... Ticaret Mahkemesi'nin 2011/87 esas sayılı dosyasında, oylamaya şirket müdürü seçilenin de katılmış olması nedeniyle 02/03/2011 tarihli ara karar ile görevden el çektirildiğini, mahkemece şirkete kayyım atandığını, kayyımın yaptığı inceleme neticesinde davalıların görev yaptığı döneme ilişkin kasa hesabında görünen meblağın kasa mevcudunda bulunmadığını tespit ettiği, bu meblağın tahsili amacıyla davalılar aleyhine başlatılan takibe itirazda bulunduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile her bir davalı-borçlu aleyhine %40'dan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... davacı şirketteki müdürlük görevinin 14/09/2010 tarihinde sonra erdiğini, ...'in, hakim ortak .....'in vasisi sıfatıyla ve tek başına aldığı ortaklar kurulu kararı ile müdür olarak seçildiğini, görevini kötüye kullanarak, bankalardan kredi çekmeye başladığını, davacı şirketin hesaplarına ve kasasına el koyduğunu, bu nedenle kendisinin sorumluluğunun bulunmadığını, ayrıca yasa gereği şirket kasasında 5.000,00 TL'den fazla nakit bulundurulmasının mümkün olmadığını, davacı şirket kasasında 182.548,77 TL tutarında nakit gözükmesinin hatalı bir tespit olabileceğini, alacağın zaman aşımına uğradığını ve son olarak sorumluluk davasının açılması yönünde usulüne uygun ortaklar kurulu kararı alınmadığından, dava koşullarının oluşmadığını ve takipte belirlenen faiz tutarının da hukuka uygun olmadığını savunarak, davanın reddi ile lehine %40'dan aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacının iddialarının değerlendirilmesi için bilirkişi incelemesinin gerektiği, 10.02.2014 tarihi duruşmada bilirkişi ücretinin yatırılması için davacının temsil kayyımına kesin süre verildiği, verilen kesin süreye rağmen bilirkişi ücretinin yatırılmadığı bu haliyle dava ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı kayyımı temyiz etmiştir.
1-Dava, limited şirket müdürünün sorumluluğuna ilişkindir. Mülga 6762 sayılı TTK'nın 556. maddesinde şirket yöneticilerinin sorumlulukları hakkında anonim şirketin bu hususlara ilişkin hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüş olup, bu yollama ile uyuşmazlığa aynı Yasa'nın 341. maddesi uygulanacaktır. Bu maddeye göre sorumluluk davasının açılabilmesi için, bu yönde alınmış bir ortaklar kurulu kararı bulunması gerekmekte olup bu husus dava şartıdır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uygulaması da aynı yöndedir. ( m. 618/son ) Dava konusu olayda sorumluluk davası açılması için alınmış bir genel kurulu kararı bulunmadığından dava açma koşulu oluşmamış ise de bu husus yargılama sırasında tamamlanabilir.
Bu durumda mahkemece genel kurul tarafından bu yönde bir karar alınması için davacı tarafa mehil ve gerektiğinde kesin mehil verildikten sonra sonucuna göre bir hüküm tesisi gerekirken bu eksiklik giderilmeden davanın esası hakkında karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın re'sen bozulması gerekmiştir.
2-Somut olayda; davada taraf olarak gösterilen davalı...'in kısıtlandığı ve kendisine diğer davalı ...'in vasi tayin edildiği anlaşılmaktadır. Davalılar aleyhine, şirket hissedarı ve münferit imza ile yetkili müdür oldukları ve görevlerine son verildikten sonra yapılan sayımda kasa mevcudunun açık verdiği iddiası ile dava açıldığına göre; bu dava bakımından davalı.... ile vasisi davalı... arasında menfaat çatışması bulunmaktadır. 4721 sayılı TMK'nın 426/2. maddesi uyarınca, "bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa kayyım tayini gerekir. "şeklindeki açık yasa hükmü karşısında; taraf teşkili bakımından kısıtl.....'in davada vasi ... dışındaki başka bir kişi tarafından temsil edilmesi gerektiğinden, davalı .....'i bu davada temsil etmek üzere, vesayet makamınca kayyım tayin edilmesi sağlanarak, husumetin bu kayyıma yöneltilmesi gerekirken, taraf teşkili bulunmaksızın işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle de re'sen bozulması gerekmiştir.
3-Ayrıca kabule göre mahkemece, davanın çözümünün teknik bilgiyi gerektirdiği kanaati ile bilirkişi incelemesi yaptırılması düşünülmüş ve 10/02/2014 tarihli celsede davacı kayyıma bilirkişi ücreti yatırılması konusunda kesin süre verilmiş ise de, bu konuda oluşturulan mahkeme ara kararı usulüne uygun değildir. HMK'nın 324/1. maddesinde delil ikamesi için ne kadar avans gerektiğinin tereddüde yer bırakmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği belirtilmiş olup, mahkeme ara kararında ise, avans miktarı açıkça gösterilmediği gibi uzmanlık alanı açıklanan bilirkişilerin isimleri de gösterilmemiştir. Bu nedenle kesin süreye bağlanan ihtarat sonuç doğurmayacağından, mahkemece usulüne uygun kesin süre verilmeden karar verilmesi de doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın re'sen ve davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 19.01.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/166609300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz