İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/11508 E. 2015/7972 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': '8 gün', 'kanun': ['6102/23']}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
aliud ifa↗ ayıplı ifa↗ ayıplı teslim↗ ayıplı mal↗ teslim tutanağı↗ iade faturası↗ i̇i̇k 194↗ ayıp↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ iş bölümü↗ ifa↗ tbk 99↗ hak düşürücü süre↗ fatura↗ asıl alacak↗ taşıyan↗ inkar tazminatı↗ ibraz↗ teslim↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında 06/04/2012 tarih 12541 numaralı faturadaki malların satıldığı ve teslim edildiği konusunda ihtilaf bulunmadığı, davalı ile dava dışı N. Gıda Tarım Ür. Ltd Şti. arasında 06/06/2011 tarihli yazılı sözleşme mevcut ise de davalı ile davacı arasında yazılı bir sözleşme ibraz edilmediği, davacının taraf olmadığı sözleşme hükümlerinin bu olayda uygulanma imkanı bulunmadığı, taraflar arasında satıma konu mallar 03/04/2012 tarihli "teslim tutanağı" ile davalı tarafa teslim edilmiş olup davalı tarafın itirazının malların "ayıplı olarak teslim edildiği" noktasında toplandığı, davacı taraf ayıplı mal teslim edildiğini kabul etmediğine göre davalının 6102 sayılı TTK'nun 23/c maddesine göre belirtilen hak düşürücü sürelerde ve nihayet 8 gün içinde ayıp ihbarında bulunmasının kanuni zorunluluk olduğu, teslimden yaklaşık 4 ay sonra ayıp ihbarında bulunulmasının anılan "hak düşürücü" süreler nedeniyle dikkate alınamayacağı, davalı-alıcı hak düşürücü süreyi geçirdiği için malı kabul etmiş sayılacağı, satıcı, ileri sürülen hiç bir ayıbı kabul etmediğinden davalı taraf ise ileri sürdüğü ayıpların teslim anında mevcut olduğunu ispatlayamadığından BK'nun 225. ve 231/2 maddelerinin de somut olayda uygulanma imkanı bulunmadığı, her iki taraf çalışanları arasında düzenlenen "teslim tutanağında" 4170 kg 6x6 patatesin iadesi konusunda anlaşma sağlanmış ise de davalı taraf iade faturası kestiğini iddia ve ispat etmediğinden bu malları, davacının geri olma zorunluluğu bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, itirazın asıl alacak yönünden iptaline, takibe 170.802,00 TL üzerinden devam edilmesine, 34.160,40 TL inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, ticari satımdan kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı vekili, davacı tarafından 12543 nolu 02.04.2012 tarihli 486.106,49 TL bedelli, 12541 nolu 06.04.2012 tarihli 363.448,08 TL bedelli fatura düzenlenmesine rağmen fatura konusu dondurulmuş patateslerin üretim sürecinde yapılan kontrollerinde ayıplı olduğunun anlaşıldığını, 4.710 Kg’lık 6X6 ebatlı kararmış haldeki patatesin iadesi kararlaştırılarak davacının yetkilisinin imzasını taşıyan 09.04.2012 tarihli tutanak düzenlendiği halde halen teslim alınmadığını, davalı tarafça teslim edilen 63.400 kg patatesin 6x6 yerine 10x10 ebadında olduğunu, koliler üzerinden 1800 kg patates yazdığı halde kuru soğan çıktığını, 60,00 kg patates yazdığı halde vişne çıktığını, sonuç olarak sözleşmeye uygun teslimat yapılmadığını savunmuştur.
818 sayılı BK’nun 194. maddesine göre (6098 sayılı TBK’nun 219. maddesi) “ayıp, bir malın satıcı tarafından açıkça veya üstü kapalı olarak vaadedilmiş ya da sözleşmeyle izlenen amaç gereği bulunması gerekir ve beklenir (vaadedildiği varsayılmış) niteliklerden yoksun olması demektir. Eğer alıcı tarafından istendiği bildirilmiş eşyadan apayrı, bambaşka bir eşya teslim edilmişse, yani basit bir nitelik sapması(nitelik eksikliği) değil de apaçık bir özdeşlik veya türdeşlik sapması gerçekleşmişse, artık ayıplı ifadan değil de başka bir şeyle yanlış ifadan(aliud ifadan)söz edilir”(Prof.Dr. Rona Serozan, Borçlar Hukuku Özel Bölüm, İstanbul, 2002, syf.126,130). Başka bir deyişle “çeşidiyle belirlenen bir menkulün satımında, sözleşenlerin çeşidini belirlemek için sözleşmede öngördükleri vasıflardan biri teslim edilen şeyde bulunmazsa artık ayıplı teslim değil satılandan başka bir şeyin teslimi (aliud teslimi) söz konusudur”(Yargıtay 11.HD. 20.02.1999 tarih, 1988/9372 E., 1990/1085 K. sayılı ilamı). Bu durumda ise uyuşmazlığın çözümünde 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 96. ve devamı hükümlerinin nazara alınması gerekecektir.
Bu itibarla mahkemece, somut uyuşmazlığın yukarıda bahsedilen açıklamalar çerçevesinde değerlendirilip çözüme kavuşturulması gerekirken ayıplı ifa mı, yanlış ifa(aliud ifa) mı bulunduğu konusunda herhangi bir ayrım ve değerlendirme yapılmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/250 E. 2023/3067 K.
Ortak:aliud ifa · ayıplı ifa · ayıplı teslim · iade faturası · i̇i̇k 194 · ayıp · ifa · asıl alacak · İtirazın iptali, İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
İncelediğiniz karardaLtd Şti. arasında 06/06/2011 tarihli yazılı sözleşme mevcut ise de davalı ile davacı arasında yazılı bir sözleşme «ibraz» edilmediği, davacının taraf olmadığı sözleşme hükümlerinin bu olayda uygulanma imkanı bulunmadığı, taraflar arasında satıma konu mallar 03/04/2012 tarihli "«teslim tutanağı»" ile davalı tarafa teslim edilmiş olup davalı tarafın itirazının malların "ayıplı olarak teslim edildiği" noktasında toplandığı, davacı taraf «ayıplı mal» teslim edildiğini kabul etmediğine göre davalının 6102 sayılı TTK'nun 23/c maddesine göre belirtilen «hak düşürücü sürelerde» ve nihayet 8 gün içinde «ayıp» ihbarında bulunmasının kanuni zorunluluk olduğu, teslimden yaklaşık 4 ay sonra ayıp ihbarında bulunulmasının anılan "hak düşürücü" süreler nedeniyle dikkate alınamayacağı, davalı-alıcı hak düşürücü süreyi geçirdiği için malı kabul etmiş sayılacağı, satıcı, ileri sürülen hiç bir ayıbı kabul etmediğinden davalı taraf ise ileri sürdüğü ayıpların teslim anında mevcut olduğunu ispatlayamadığından BK'nun 225. ve 231/2 maddelerinin de somut olayda uygulanma imkanı bulunmadığı, her iki taraf çalışanları arasında düzenlenen "teslim tutanağında" 4170 kg 6x6 patatesin iadesi konusunda anlaşma sağlanmış ise de davalı taraf «iade faturası» kestiğini iddia ve ispat etmediğinden bu malları, davacının geri olma zorunluluğu bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, itirazın «asıl alacak» yönünden iptaline, takibe 170.802,00 TL üzerinden devam edilmesine, 34.160,40 TL «inkar tazminatının» davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bu itibarla mahkemece, somut uyuşmazlığın yukarıda bahsedilen açıklamalar çerçevesinde değerlendirilip çözüme kavuşturulması gerekirken «ayıplı ifa» mı, yanlış ifa(«aliud ifa») mı bulunduğu konusunda herhangi bir ayrım ve değerlendirme yapılmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
818 sayılı BK’nun «194». maddesine göre (6098 sayılı TBK’nun 219. maddesi) “«ayıp», bir malın satıcı tarafından açıkça veya üstü kapalı olarak vaadedilmiş ya da sözleşmeyle izlenen amaç gereği bulunması gerekir ve beklenir (vaadedildiği varsayılmış) niteliklerden yoksun olması demektir.
Benzer bu kararda… K DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı tarafça her ne kadar süresinde tahhüt edilen tutarda malzeme «teslim» edilmediği ileri sürülmüş ise de bu nedenle sözleşmenin feshedilmediği, uğranıldığı ileri sürülen zararın mahsubu talebinde bulunulmadığı, dolayısıyla bu yöndeki savunmanın dikkate alınmadığı, davacının düzenlediği faturaların davalı «defterine» kaydedildiği, ancak davalının düzenlediği «iade faturasının» davacı defterlerinde kayıtlı olmadığı, uyuşmazlığın bu faturadan kaynaklandığı, davalı ile TCDD arasında düzenlenen tutanağın davacıyı bağlamayacağı, ayrıca Türk Akreditasyon Kurumu tarafından düzenlenen raporun da davalı savunmasını ispat için yeterli olmadığı, iade faturasına konu malzeme üzerinde Mahkememizce teknik «bilirkişi incelemesi» yaptırılması gerektiği, ancak davalı tarafın beyanı ve sunulan fotoğraflardan iade faturasına konu kullanılmayan malzemenin, etrafı her türlü müdahaleye açık bir arazide sahipsiz olarak bırakılmış olduğunun anlaşıldığı, davacı tarafın ise söz konusu malzemenin kendileri tarafından teslim edilen ve iade faturasına konu edilen malzeme olmayabileceği yönünde itirazda bulunduğu, malzemenin ayırt edici bir özelliğinin bulunmadığı da dikkate alındığında davacı tarafın bu itirazında haklı görüldüğü, dolayısıyla teknik bilirkişi incelemesinin davanın esasına etkisinin olmayacağının anlaşıldığı, hem «ayıp ihbarının» ispatının tanıkla mümkün olmaması hem de davalı savunmasının malın ayıplı olduğu yönünde değil, «aliud ifa» («sözleşmeye aykırılık») yönünde olması nedeniyle tanık dinletme talebinin reddedildiği, buna göre davalının sözleşmeye ve standartlara uygun olmayan malzeme teslim edildiği yönündeki savunmasını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davalının asıl alacağa yönelik itirazının iptaline, takibin 128.839,52 TL «asıl alacak» ve buna takip tarihinden itibaren uygulanacak değişen oranlarda (%10.5’i geçmemek kaydıyla) «avans faizi» yönünden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, hüküm altına alınan 128.839,52 TL’nin %20’si oranındaki «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsiline, davalının «kötü niyet tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı, malların ayıplı olduğuna dair «ayıp» ihbarında bulunularak davacıya bildirildiğine ilişkin «ispat külfetinin» davalı üzerinde olduğu, «ayıp ihbarının» whatsapp mesajıyla yapıldığının öne sürüldüğü, ayıp ihbarının şekle tabi tutulmadığı, mahkemenin «tacirler» arasındaki ayıp ihbarının yazılı olması gerektiği yönündeki hatalı tespitin aksine, bu şekilde yapılan bir ayıp ihbarının da geçerli olmakla birlikte somut olayda, mesaj içeriğinin ayıp ihbarı olarak kabul edilemeyeceği, mesajda ayıplı olduğu söylenen malın miktarı, niteliği, bu sonuca nasıl ulaşıldığının belirtilmediği, bildirimin davacının kabulünde olmadığı, her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği, faturaya konu malzemenin sözleşme ve standartlara uygun olmadığı, davalı ile TCDD arasında düzenlenen tutanak ve Türk Akreditasyon Kurumu raporu ile tespit edilmişse de davalı ile TCDD arasında düzenlenen tutanağın davacıyı bağlamayacağı, bu tutanağa dayalı olarak davalı tarafından yapılan ayıp ihbarının da bu tutanak baz alınarak «gizli ayıp» kabul edilse bile, yaklaşık altı ay sonra 12.06.2015 tarihinde «iade faturası» ve noterlik «ihtarnamesiyle» yapılan bildirimin süresinde yapılmadığından geçerli kabul edilemeyeceği, ayıp ihbarı süresinde yapıldığı kabul edilse bile, davalıya «teslim» edilen malın yargılama sırasında teknik «bilirkişi incelemesi» yaptırılması gerektiği, ancak dosya kapsamına göre ayıplı olduğu söylenen ve kullanılmayan malzemenin, etrafı her türlü müdahaleye açık bir arazide sahipsiz olarak bırakıldığının anlaşıldığı, davacının ise söz konusu malzemenin kendileri tarafından teslim edilen ve iade faturasına konu edilen malzeme olmayabileceği yönünde itiraz ettiği, malzemenin ayırt edici bir özelliğinin bulunmadığı da dikkate alınarak «keşif» yapılamadığı, teknik bilirkişi raporu alınamadığı, davalının ayıp husunda usulüne uygun «delil tespiti» yaptırmadığı, «ispat yükü» kendisinde olan davalının dava konusu malzemenin ayıplı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçesiyle davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin esastan reddine ka …
… e miktarı, özellikleri, nitelikleri, standartlarının belirtildiğini, teknik şartnamelerin sözleşmeye eklendiğini, malzemenin şartnameye uygun olup olmadığının ancak «akreditasyon» testlerinin yapılması ile anlaşılabileceğini, nitekim müvekkili ile TCDD’nin bu testleri yaptırıp tutanağa bağladığını, davacıya da iletildiğini, davacının sözleşmeye aykırı davrandığının belgeler ile belirlendiğini, sözleşmeye ve standartlara uygunluk taşımayan ürünlerin bir kısmının başka işlerde kullanılmasına rağmen bakiyesinin kullanılamadığını, «ayıp ihbarının» süresinde yapıldığının her türlü delille ispatlanabileceğini, «gizli ayıp» vasfındaki ayıplar hakkında tanık dinletme taleplerinin reddinin «savunma hakkını» engellediğini, müvekkilinin proje müdürünün tespit edilen ayıbı derhal SMS ile ilettiğini, ekran görüntüsünün sunulduğunu, davacının bu ihbara itiraz etmediğini, nitekim Bölge Adliye Mahkemesinin ihbarın kabul edilebileceği sonucuna vardığını, sadece davacı beyanlarına dayalı olarak ayıplı mallar üzerinde teknik inceleme yapılmamasının hukuka aykırılık taşıdığını, sözleşmeye göre nakliye sorumluluğunun davacı üzerinde bulunduğunu, malzemeyi stok sahasından davacının götürmesi gerekirken müdahaleye açık bir şekilde arazide sahipsiz bıraktığını, malzemeleri stok sahasına kendisi nakletmiş olan davacının hangi stok sahasına ne kadar malzemeyi naklettiğini bilmemesinin mümkün olmadığını, davacının stok sahasında bulunan malzemenin kendisi tarafından «teslim» edilen malzeme olup olmadığını bilmediğini ileri sürmesinin malzemelerdeki ayıbı gizleyerek haksız kazanç elde etmeyi amaçladığını gösterdiğini, davacının kötü niyetli eylemlerinin ve «eksik inceleme» ile hatalı değerlendirmeyle varılan sonucun müvekkiline yüklenemeyeceğini, «iade faturası» hususunda görüşmeler sürerken davacının haksız takip başlattığını, «kötü niyet tazminatı» taleplerinin reddinin hukuka aykırılık taşıdığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:akreditif · faturaya itiraz · gizli ayıp · ayıp ihbarı · delil tespiti · keşif · savunma hakkı · ispat külfeti
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı, malların ayıplı olduğuna dair «ayıp» ihbarında bulunularak davacıya bildirildiğine ilişkin «ispat külfetinin» davalı üzerinde olduğu, «ayıp ihbarının» whatsapp mesajıyla yapıldığının öne sürüldüğü, ayıp ihbarının şekle tabi tutulmadığı, mahkemenin «tacirler» arasındaki ayıp ihbarının yazılı olması gerektiği yönündeki hatalı tespitin aksine, bu şekilde yapılan bir ayıp ihbarının da geçerli olmakla birlikte somut olayda, mesaj içeriğinin ayıp ihbarı olarak kabul edilemeyeceği, mesajda ayıplı olduğu söylenen malın miktarı, niteliği, bu sonuca nasıl ulaşıldığının belirtilmediği, bildirimin davacının kabulünde olmadığı, her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği, faturaya konu malzemenin sözleşme ve standartlara uygun olmadığı, davalı ile TCDD arasında düzenlenen tutanak ve Türk Akreditasyon Kurumu raporu ile tespit edilmişse de davalı ile TCDD arasında düzenlenen tutanağın davacıyı bağlamayacağı, bu tutanağa dayalı olarak davalı tarafından yapılan ayıp ihbarının da bu tutanak baz alınarak «gizli ayıp» kabul edilse bile, yaklaşık altı ay sonra 12.06.2015 tarihinde «iade faturası» ve noterlik «ihtarnamesiyle» yapılan bildirimin süresinde yapılmadığından geçerli kabul edilemeyeceği, ayıp ihbarı süresinde yapıldığı kabul edilse bile, davalıya «teslim» edilen malın yargılama sırasında teknik «bilirkişi incelemesi» yaptırılması gerektiği, ancak dosya kapsamına göre ayıplı olduğu söylenen ve kullanılmayan malzemenin, etrafı her türlü müdahaleye açık bir arazide sahipsiz olarak bırakıldığının anlaşıldığı, davacının ise söz konusu malzemenin kendileri tarafından teslim edilen ve iade faturasına konu edilen malzeme olmayabileceği yönünde itiraz ettiği, malzemenin ayırt edici bir özelliğinin bulunmadığı da dikkate alınarak «keşif» yapılamadığı, teknik bilirkişi raporu alınamadığı, davalının ayıp husunda usulüne uygun «delil tespiti» yaptırmadığı, «ispat yükü» kendisinde olan davalının dava konusu malzemenin ayıplı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçesiyle davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin esastan reddine ka …
… e miktarı, özellikleri, nitelikleri, standartlarının belirtildiğini, teknik şartnamelerin sözleşmeye eklendiğini, malzemenin şartnameye uygun olup olmadığının ancak «akreditasyon» testlerinin yapılması ile anlaşılabileceğini, nitekim müvekkili ile TCDD’nin bu testleri yaptırıp tutanağa bağladığını, davacıya da iletildiğini, davacının sözleşmeye aykırı davrandığının belgeler ile belirlendiğini, sözleşmeye ve standartlara uygunluk taşımayan ürünlerin bir kısmının başka işlerde kullanılmasına rağmen bakiyesinin kullanılamadığını, «ayıp ihbarının» süresinde yapıldığının her türlü delille ispatlanabileceğini, «gizli ayıp» vasfındaki ayıplar hakkında tanık dinletme taleplerinin reddinin «savunma hakkını» engellediğini, müvekkilinin proje müdürünün tespit edilen ayıbı derhal SMS ile ilettiğini, ekran görüntüsünün sunulduğunu, davacının bu ihbara itiraz etmediğini, nitekim Bölge Adliye Mahkemesinin ihbarın kabul edilebileceği sonucuna vardığını, sadece davacı beyanlarına dayalı olarak ayıplı mallar üzerinde teknik inceleme yapılmamasının hukuka aykırılık taşıdığını, sözleşmeye göre nakliye sorumluluğunun davacı üzerinde bulunduğunu, malzemeyi stok sahasından davacının götürmesi gerekirken müdahaleye açık bir şekilde arazide sahipsiz bıraktığını, malzemeleri stok sahasına kendisi nakletmiş olan davacının hangi stok sahasına ne kadar malzemeyi naklettiğini bilmemesinin mümkün olmadığını, davacının stok sahasında bulunan malzemenin kendisi tarafından «teslim» edilen malzeme olup olmadığını bilmediğini ileri sürmesinin malzemelerdeki ayıbı gizleyerek haksız kazanç elde etmeyi amaçladığını gösterdiğini, davacının kötü niyetli eylemlerinin ve «eksik inceleme» ile hatalı değerlendirmeyle varılan sonucun müvekkiline yüklenemeyeceğini, «iade faturası» hususunda görüşmeler sürerken davacının haksız takip başlattığını, «kötü niyet tazminatı» taleplerinin reddinin hukuka aykırılık taşıdığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
… i istinaf dilekçesinde özetle; sözleşmede malzemenin TCDD standartlarına uygun olması gerektiğinin belirtildiğini, ürünlerin şartnameye uygun olup olmadığının ancak «akreditasyon» testlerinin yapılması ile anlaşılabileceğini, nitekim müvekkili ile TCDD’nin bu testleri yaptırıp tutanağa bağladığını, davacıya da iletildiğini, sözleşmeye ve standartlara uygunluk taşımayan ürünlerin bir kısmının başka işlerde kullanılmasına rağmen bakiyesinin kullanılamadığını, tanık dinletme taleplerinin reddinin «savunma hakkını» engellediğini, müvekkilinin proje müdürünün tespit edilen ayıbı derhal SMS ile ilettiğini, davacının bu «ihbara» karşı çıkmadığını, malzemeyi stok sahasından davacının götürmesi gerekirken müdahaleye açık bir şekilde arazide sahipsiz bıraktığını, malzemeleri stok sahasına kendisi nakletmiş olan davacının hangi stok sahasına ne kadar malzemeyi naklettiğini bilmemesinin mümkün olmadığını, davacının stok sahasında bulunan malzemenin kendisi tarafından «teslim» edilen malzeme olup olmadığını bilmediğini ileri sürmesinin malzemelerdeki ayıbı gizleyerek haksız kazanç elde etmeyi amaçladığını gösterdiğini, stok sahasındaki ürün üzerinde teknik «bilirkişi incelemesi» gerektiğini, «kötüniyet tazminatı» taleplerinin reddinin hukuka aykırılık taşıdığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasındaki sözleşme gereği müvekkilinin davalıya balast ve subbalast dolgu malzemelerini «tesliminden» sonra bir «ayıp ihbarı» da yapılmaksızın malların davalı yanca kabul edildiğini, davalının bu satışa ilişkin faturaları kayıtlarına işlediğini, bir kısım ödemeler de yapıldığı halde bakiyesinin ödenmediğini, tahsil amacıyla başlatılan icra takibine davalının itirazının haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptalini ve «icra inkar tazminatının» tahsilini talep etmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/1719 E. 2013/2598 K.
Ortak:ayıplı ifa · ifa · inkar tazminatı · teslim
İncelediğiniz karardaLtd Şti. arasında 06/06/2011 tarihli yazılı sözleşme mevcut ise de davalı ile davacı arasında yazılı bir sözleşme «ibraz» edilmediği, davacının taraf olmadığı sözleşme hükümlerinin bu olayda uygulanma imkanı bulunmadığı, taraflar arasında satıma konu mallar 03/04/2012 tarihli "«teslim tutanağı»" ile davalı tarafa teslim edilmiş olup davalı tarafın itirazının malların "ayıplı olarak teslim edildiği" noktasında toplandığı, davacı taraf «ayıplı mal» teslim edildiğini kabul etmediğine göre davalının 6102 sayılı TTK'nun 23/c maddesine göre belirtilen «hak düşürücü sürelerde» ve nihayet 8 gün içinde «ayıp» ihbarında bulunmasının kanuni zorunluluk olduğu, teslimden yaklaşık 4 ay sonra ayıp ihbarında bulunulmasının anılan "hak düşürücü" süreler nedeniyle dikkate alınamayacağı, davalı-alıcı hak düşürücü süreyi geçirdiği için malı kabul etmiş sayılacağı, satıcı, ileri sürülen hiç bir ayıbı kabul etmediğinden davalı taraf ise ileri sürdüğü ayıpların teslim anında mevcut olduğunu ispatlayamadığından BK'nun 225. ve 231/2 maddelerinin de somut olayda uygulanma imkanı bulunmadığı, her iki taraf çalışanları arasında düzenlenen "teslim tutanağında" 4170 kg 6x6 patatesin iadesi konusunda anlaşma sağlanmış ise de davalı taraf «iade faturası» kestiğini iddia ve ispat etmediğinden bu malları, davacının geri olma zorunluluğu bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, itirazın «asıl alacak» yönünden iptaline, takibe 170.802,00 TL üzerinden devam edilmesine, 34.160,40 TL «inkar tazminatının» davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bu itibarla mahkemece, somut uyuşmazlığın yukarıda bahsedilen açıklamalar çerçevesinde değerlendirilip çözüme kavuşturulması gerekirken «ayıplı ifa» mı, yanlış ifa(«aliud ifa») mı bulunduğu konusunda herhangi bir ayrım ve değerlendirme yapılmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında 06/04/2012 tarih 12541 numaralı faturadaki malların satıldığı ve «teslim» edildiği konusunda ihtilaf bulunmadığı, davalı ile dava dışı N.
Benzer bu kararda… tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve somut uyuşmazlıkta alıcı tarafından istendiği bildirilmiş eşyadan bambaşka bir eşya «teslimi» edilmesi suretiyle basit bir nitelik sapması değilde apaçık bir özdeşlik veya türdeşlik sapması gerçekleştiğinden artık «ayıplı ifa» değil, başka şeyle yanlış ifada (Aliud İfası) bulunulması nedeniyle davalının «zamanaşımı definin» yerinde olmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. ...- Ancak, dava dilekçesinde toplam 400.000 USD’nin faizi ile tahsiline karar verilmesi talep edildiği ve mahkemece davanın kısmen kabulü ile 390.000 USD’nin tahsiline karar verildiği halde reddedilen miktar üzerinden davada kendisini vekille «temsil» ettiren davalı yararına «vekalet ücreti takdir» edilmemesi, yine «harç» ve «yargılama giderinin» hesabında kabul ve ret oranları dikkate alınmadan karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu yönden davalı yararına bozulması gerekmiştir.
İcra müdürlüğü dosyasından borçlu olmadığının tesbitine, takipler dava devam ederken açıldığından davacının %40 «icra inkar tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:gemi sicili · ipoteğin fekki · zamanaşımı defi · vekalet ücreti takdiri · yargılama gideri · harç · icra inkar tazminatı · vekalet ücreti
Benzer bu kararda… tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve somut uyuşmazlıkta alıcı tarafından istendiği bildirilmiş eşyadan bambaşka bir eşya «teslimi» edilmesi suretiyle basit bir nitelik sapması değilde apaçık bir özdeşlik veya türdeşlik sapması gerçekleştiğinden artık «ayıplı ifa» değil, başka şeyle yanlış ifada (Aliud İfası) bulunulması nedeniyle davalının «zamanaşımı definin» yerinde olmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. ...- Ancak, dava dilekçesinde toplam 400.000 USD’nin faizi ile tahsiline karar verilmesi talep edildiği ve mahkemece davanın kısmen kabulü ile 390.000 USD’nin tahsiline karar verildiği halde reddedilen miktar üzerinden davada kendisini vekille «temsil» ettiren davalı yararına «vekalet ücreti takdir» edilmemesi, yine «harç» ve «yargılama giderinin» hesabında kabul ve ret oranları dikkate alınmadan karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu yönden davalı yararına bozulması gerekmiştir.
… avunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, geminin 1972 yapımı olduğu, sonraki yıllarda gemi üzerinde küçük ve büyük tadilatlar yapıldığı, ancak bunların «gemi siciline» yazılmadığı, yapılan ödeme miktarında uyuşmazlık olmadığı, geminin değerinin 850.00 USD olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacı ve müdahillerin davalı …
İcra müdürlüğü 2009/9971 esas sayılı dosyasından borçlu olmadıklarının tesbitine, geminin borcu ödenmiş olduğundan gemi üzerindeki «ipoteğin fekkine», davacının ... ....
İcra müdürlüğü dosyasından borçlu olmadığının tesbitine, takipler dava devam ederken açıldığından davacının %40 «icra inkar tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/4913 E. 2021/2796 K.
Ortak:ayıp · ifa · asıl alacak · inkar tazminatı
İncelediğiniz karardaLtd Şti. arasında 06/06/2011 tarihli yazılı sözleşme mevcut ise de davalı ile davacı arasında yazılı bir sözleşme «ibraz» edilmediği, davacının taraf olmadığı sözleşme hükümlerinin bu olayda uygulanma imkanı bulunmadığı, taraflar arasında satıma konu mallar 03/04/2012 tarihli "«teslim tutanağı»" ile davalı tarafa teslim edilmiş olup davalı tarafın itirazının malların "ayıplı olarak teslim edildiği" noktasında toplandığı, davacı taraf «ayıplı mal» teslim edildiğini kabul etmediğine göre davalının 6102 sayılı TTK'nun 23/c maddesine göre belirtilen «hak düşürücü sürelerde» ve nihayet 8 gün içinde «ayıp» ihbarında bulunmasının kanuni zorunluluk olduğu, teslimden yaklaşık 4 ay sonra ayıp ihbarında bulunulmasının anılan "hak düşürücü" süreler nedeniyle dikkate alınamayacağı, davalı-alıcı hak düşürücü süreyi geçirdiği için malı kabul etmiş sayılacağı, satıcı, ileri sürülen hiç bir ayıbı kabul etmediğinden davalı taraf ise ileri sürdüğü ayıpların teslim anında mevcut olduğunu ispatlayamadığından BK'nun 225. ve 231/2 maddelerinin de somut olayda uygulanma imkanı bulunmadığı, her iki taraf çalışanları arasında düzenlenen "teslim tutanağında" 4170 kg 6x6 patatesin iadesi konusunda anlaşma sağlanmış ise de davalı taraf «iade faturası» kestiğini iddia ve ispat etmediğinden bu malları, davacının geri olma zorunluluğu bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, itirazın «asıl alacak» yönünden iptaline, takibe 170.802,00 TL üzerinden devam edilmesine, 34.160,40 TL «inkar tazminatının» davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
818 sayılı BK’nun «194». maddesine göre (6098 sayılı TBK’nun 219. maddesi) “«ayıp», bir malın satıcı tarafından açıkça veya üstü kapalı olarak vaadedilmiş ya da sözleşmeyle izlenen amaç gereği bulunması gerekir ve beklenir (vaadedildiği varsayılmış) niteliklerden yoksun olması demektir.
Bu itibarla mahkemece, somut uyuşmazlığın yukarıda bahsedilen açıklamalar çerçevesinde değerlendirilip çözüme kavuşturulması gerekirken «ayıplı ifa» mı, yanlış ifa(«aliud ifa») mı bulunduğu konusunda herhangi bir ayrım ve değerlendirme yapılmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer bu kararda… sında satım akdine dayalı ilişki olduğu, davalının bakiye borcun ödenmemesinin ayıplı ve eksik ifadan kaynaklandığına dair iddiasını TTK ve TBK gereği usulüne uygun «ihbar» bulunmadığından kanıtlayamadığı, davacının, davalı tarafından verilen çekin başka hukuki ilişkiye dayalı olarak alındığı iddiasına karşılık davalının davacıya verdiği 21.500 TL ‘lik «çek» borcunun kaynağının hangi borç «sebebine» ilişkin olduğuna dair ispat yükünü yerine getirmediği ve davacının «yasal faiz» isteme hakkı bulunduğu gerekçesiyle «asıl alacak» üzerinden davanın kabulü ile davalı aleyhine «icra inkar tazminatına» karar verilmiştir.
Davalı, cari ilişkiden kaynaklanan alacağın «ayıp» ve eksik «ifa» nedeniyle tahakkuk etmediği itirazında bulunmuş ise de TBK’nın «eser sözleşmesine» ilişkin hükümleri çerçevesinde ayıp ihbarında bulunduğunu da ispatlayamamıştır.
Bu durumda taraflar arasındaki ilişki «eser sözleşmesi» şeklinde nitelendirilse dahi davalının savunmalarını ispatlayamadığı anlaşıldığından alacağın sözleşmenin niteliğine göre likit olmadığı gözetilerek «icra inkar tazminatının» reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulü yönünde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:eser sözleşmesi · ispat yükü · ihbar · çek · icra inkar tazminatı · yasal faiz · dava sebebi · i̇i̇k 72/son
Benzer bu kararda… sında satım akdine dayalı ilişki olduğu, davalının bakiye borcun ödenmemesinin ayıplı ve eksik ifadan kaynaklandığına dair iddiasını TTK ve TBK gereği usulüne uygun «ihbar» bulunmadığından kanıtlayamadığı, davacının, davalı tarafından verilen çekin başka hukuki ilişkiye dayalı olarak alındığı iddiasına karşılık davalının davacıya verdiği 21.500 TL ‘lik «çek» borcunun kaynağının hangi borç «sebebine» ilişkin olduğuna dair ispat yükünü yerine getirmediği ve davacının «yasal faiz» isteme hakkı bulunduğu gerekçesiyle «asıl alacak» üzerinden davanın kabulü ile davalı aleyhine «icra inkar tazminatına» karar verilmiştir.
Bu durumda taraflar arasındaki ilişki «eser sözleşmesi» şeklinde nitelendirilse dahi davalının savunmalarını ispatlayamadığı anlaşıldığından alacağın sözleşmenin niteliğine göre likit olmadığı gözetilerek «icra inkar tazminatının» reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulü yönünde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Ayrıca davacı tarafından «son» kesilen faturadan sonra davalının verdiği 17.8.2012 keşide tarihli 21.500 TL’lik müşteri çekinin başka bir hukuki münasebete mahsuben alındığı yönündeki iddianın «ispat yükünün» davacı tarafta olduğunun gözetilmemesi de usul ve yasaya aykırıdır.
2-Taraflar arasında akdi ilişkiyi gösteren faturalar incelendiğinde önemli bir oranda işcilik faturası kesildiği, hukuki ilişkinin bu yönüyle nitelikli satış olmaktan öte «eser sözleşmesi» niteliğinde olduğu görülmektedir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/11508 E. , 2015/7972 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 07/05/2014
NUMARASI 2012/620-2014/281
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 07/05/2014 tarih ve 2012/620-2014/281 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 09/06/2015 günü hazır bulunan davacı vekili Av. Ö.. S.. ile davalı vekili Av. E.Ş.Y. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının müvekkilinden 02.04.2012 tarihli 486.106,49 TL bedelli ve 06.04.2012 tarihli 363.448,08 TL bedelli faturalarla mal almasına rağmen mal bedelinin 170.802,00 TL’sını ödemediğini, davalı tarafın kendilerine teslim edilen malların sözleşmede kararlaştırılan evsafa uygun olmadığı, ayıplı olduğunu mal tesliminden yaklaşık 4 ay sonra kötüniyetli olarak mal bedelini ödemek için ileri sürdüğünü, malların tam, eksiksiz ve sözleşmeye uygun tesliminden yaklaşık 4 ay sonra ayıplı olduğu iddiasında bulunulmasının kabul edilemeyeceğini, söz konusu malların müvekkili şirkete ait olup olmadığı, sonradan davalı tarafça değiştirilip değiştirilmediğini bilmenin mümkün olmadığını, 6102 sayılı TTK’nun 23(6762 sayılı TTK’nun 25) maddelerindeki sürelere uyulmadığını, alacağın tahsili için başlatılan takibe haksız yere itiraz edildiğini ileri sürerek, itirazın iptaline, takibin devamına, icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili ile dava dışı N. Gıda Tarım Ür. Tic. Ltd Şti arasında 06/06/2011 tarihinde "kontrollü üretim sözleşmesi" imzalandığını, N. Gıda Ltd Şti'nin mali sıkıntıya düşmesi nedeniyle kararlaştırılan malların anılan şirketin onayı ile davacı şirketten tedarik edildiğini, davalı tarafça 12543 nolu 02.04.2012 tarihli 486.106,49 TL bedelli, 12541 nolu 06.04.2012 tarihli 363.448,08 TL bedelli fatura düzenlenmiş ise de fatura konusu dondurulmuş patateslerin üretim sürecinde yapılan kontrollerinde ayıplı olduğunun anlaşıldığını, 4.710 Kg’lık 6X6 ebatlı kararmış haldeki patatesin iadesi kararlaştırılarak davacının yetkilisinin imzasını taşıyan 09.04.2012 tarihli tutanak düzenlendiği halde halen teslim alınmadığını, davalı tarafça teslim edilen 63.400 kg patatesin 6x6 yerine 10x10 ebadında olduğunu, koliler üzerinden 1800 kg patates yazdığı halde kuru soğan çıktığını, 60 kg patates yazdığı halde vişne çıktığını, ürünlerin karton kutularının üzerinde cins ve evsafları yazılı etiketleri olduğu halde teslim alınıp ihracat öncesi fabrikada yeni ürün haline getirilinceye kadar açılıp kontrol edilmediğini, kontrollü üretim sözleşmesinde “[…] fabrikasına teslimi akabinde Hero’nun yapacağı kontrol neticesinde uygun bulunmayan ürünler üreticiye iade edilecektir, iade edilen ürünler nedeniyle üreticiye ödeme yapılmayacaktır.
Üretici işbu sözleşme ile H.’yu TTK ve BK ile alıcıya getirilen muayene ve ayıp ihbarının belirli sürelerde yapılmasına ilişkin yükümlülüklerinden beri kıldığını, H.’nun kendisine teslim edilen ürünleri herhangi bir zaman kısıtlaması olmaksızın dilediği şekilde muayeneye tabi tutabileceğini ve ayıplı olan ürünleri herhangi bir zaman sınırlamasına tabi olmadan iade edebileceğini kabul eder” hükmü uyarınca davalının gizli ayıp halinde sorumlu olduğu taahhüdünde bulunduğunu, anılan hüküm uyarınca davacının tüm ayıplı ürünleri geri alması gerektiğini, davacının açık ayıp olduğunu ileri sürme hakkı da olmadığını, ürünlerin şeffaf, beyaz, naylon torbalar içinde olmayıp kapalı karton kutular içinde olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında 06/04/2012 tarih 12541 numaralı faturadaki malların satıldığı ve teslim edildiği konusunda ihtilaf bulunmadığı, davalı ile dava dışı N. Gıda Tarım Ür. Ltd Şti. arasında 06/06/2011 tarihli yazılı sözleşme mevcut ise de davalı ile davacı arasında yazılı bir sözleşme ibraz edilmediği, davacının taraf olmadığı sözleşme hükümlerinin bu olayda uygulanma imkanı bulunmadığı, taraflar arasında satıma konu mallar 03/04/2012 tarihli "teslim tutanağı" ile davalı tarafa teslim edilmiş olup davalı tarafın itirazının malların "ayıplı olarak teslim edildiği" noktasında toplandığı, davacı taraf ayıplı mal teslim edildiğini kabul etmediğine göre davalının 6102 sayılı TTK'nun 23/c maddesine göre belirtilen hak düşürücü sürelerde ve nihayet 8 gün içinde ayıp ihbarında bulunmasının kanuni zorunluluk olduğu, teslimden yaklaşık 4 ay sonra ayıp ihbarında bulunulmasının anılan "hak düşürücü" süreler nedeniyle dikkate alınamayacağı, davalı-alıcı hak düşürücü süreyi geçirdiği için malı kabul etmiş sayılacağı, satıcı, ileri sürülen hiç bir ayıbı kabul etmediğinden davalı taraf ise ileri sürdüğü ayıpların teslim anında mevcut olduğunu ispatlayamadığından BK'nun 225.
ve 231/2 maddelerinin de somut olayda uygulanma imkanı bulunmadığı, her iki taraf çalışanları arasında düzenlenen "teslim tutanağında" 4170 kg 6x6 patatesin iadesi konusunda anlaşma sağlanmış ise de davalı taraf iade faturası kestiğini iddia ve ispat etmediğinden bu malları, davacının geri olma zorunluluğu bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, itirazın asıl alacak yönünden iptaline, takibe 170.802,00 TL üzerinden devam edilmesine, 34.160,40 TL inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, ticari satımdan kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı vekili, davacı tarafından 12543 nolu 02.04.2012 tarihli 486.106,49 TL bedelli, 12541 nolu 06.04.2012 tarihli 363.448,08 TL bedelli fatura düzenlenmesine rağmen fatura konusu dondurulmuş patateslerin üretim sürecinde yapılan kontrollerinde ayıplı olduğunun anlaşıldığını, 4.710 Kg’lık 6X6 ebatlı kararmış haldeki patatesin iadesi kararlaştırılarak davacının yetkilisinin imzasını taşıyan 09.04.2012 tarihli tutanak düzenlendiği halde halen teslim alınmadığını, davalı tarafça teslim edilen 63.400 kg patatesin 6x6 yerine 10x10 ebadında olduğunu, koliler üzerinden 1800 kg patates yazdığı halde kuru soğan çıktığını, 60,00 kg patates yazdığı halde vişne çıktığını, sonuç olarak sözleşmeye uygun teslimat yapılmadığını savunmuştur.
818 sayılı BK’nun 194. maddesine göre (6098 sayılı TBK’nun 219. maddesi) “ayıp, bir malın satıcı tarafından açıkça veya üstü kapalı olarak vaadedilmiş ya da sözleşmeyle izlenen amaç gereği bulunması gerekir ve beklenir (vaadedildiği varsayılmış) niteliklerden yoksun olması demektir. Eğer alıcı tarafından istendiği bildirilmiş eşyadan apayrı, bambaşka bir eşya teslim edilmişse, yani basit bir nitelik sapması(nitelik eksikliği) değil de apaçık bir özdeşlik veya türdeşlik sapması gerçekleşmişse, artık ayıplı ifadan değil de başka bir şeyle yanlış ifadan(aliud ifadan)söz edilir”(Prof.Dr. Rona Serozan, Borçlar Hukuku Özel Bölüm, İstanbul, 2002, syf.126,130). Başka bir deyişle “çeşidiyle belirlenen bir menkulün satımında, sözleşenlerin çeşidini belirlemek için sözleşmede öngördükleri vasıflardan biri teslim edilen şeyde bulunmazsa artık ayıplı teslim değil satılandan başka bir şeyin teslimi (aliud teslimi) söz konusudur”(Yargıtay 11.HD.
20. 02.1999 tarih, 1988/9372 E., 1990/1085 K. sayılı ilamı). Bu durumda ise uyuşmazlığın çözümünde 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 96. ve devamı hükümlerinin nazara alınması gerekecektir.
Bu itibarla mahkemece, somut uyuşmazlığın yukarıda bahsedilen açıklamalar çerçevesinde değerlendirilip çözüme kavuşturulması gerekirken ayıplı ifa mı, yanlış ifa(aliud ifa) mı bulunduğu konusunda herhangi bir ayrım ve değerlendirme yapılmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 09/06/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/133059100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz