İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/250 E. 2023/3067 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
aliud ifa↗ ayıplı ifa↗ ayıplı teslim↗ akreditif↗ kısmi ödeme↗ faturaya itiraz↗ gizli ayıp↗ ayıp ihbarı↗ iade faturası↗ i̇i̇k 194↗ ayıp↗ delil tespiti↗ keşif↗ savunma hakkı↗ ispat külfeti↗ ilamsız icra takibi↗ depo kararı↗ kötüniyet tazminatı↗ sözleşmeye aykırılık↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ icra takibine itiraz↗ iş bölümü↗ kötü niyet tazminatı↗ ispat yükü↗ ifa↗ garantörlük↗ tbk 99↗ kötü niyet↗ ihbar↗ bilirkişi incelemesi↗ ticari defter↗ esastan ret↗ taahhütname↗ ihtarname↗ asıl alacak↗ kötüniyet↗ icra inkar tazminatı↗ tacir↗ inkar tazminatı↗ eksik inceleme↗ yükleten (shipper)↗ vekalet ücreti↗ avans faizi↗ teslim↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ e-defter↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2015/1897 E., 2017/1046 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 16.05.2023 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ...dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasındaki sözleşme gereği müvekkilinin davalıya balast ve subbalast dolgu malzemelerini tesliminden sonra bir ayıp ihbarı da yapılmaksızın malların davalı yanca kabul edildiğini, davalının bu satışa ilişkin faturaları kayıtlarına işlediğini, bir kısım ödemeler de yapıldığı halde bakiyesinin ödenmediğini, tahsil amacıyla başlatılan icra takibine davalının itirazının haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptalini ve icra inkar tazminatının tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 80.000 ton standartlara uygun balast malzeme teslim etmeyi taahhüt ettiği halde 08.09.2014 tarihi itibariyle ancak 34.295,80 ton temin edebildiğini, müvekkilinin işverene karşı taahhüdünü yerine getirebilmek için daha yüksek fiyata malzeme bulup nakliye giderine katlandığını, davacının teslim ettiği malzemenin de standartlara uygun olmadığının Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın (TCDD) Türk Akreditasyon Kurumunda yaptırdığı testlerden anlaşıldığını, bu üründen 7.225,078 metreküplük kısmının başka amaçlarda kullanılabildiğini, buna ilişkin tutarın davacıya ödendiğini, ancak 2.774,922 metreküplük kısım başka bir işte kullanılamadığından ödemesinin yapılmadığını, bu hususta davacıya iade faturası düzenlenmesi hususundan görüşmeler yapılırken davacının kötü niyetle takip başlattığını, standartlara aykırılık TCDD ve Türk Akreditasyon Kurumunca yapılan incelemelerle anlaşıldığından süresinde faturalara itiraz edilemediğini, ardından davacıya iade faturasının kesildiğini, davacının kötü niyetle iade ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı tarafça her ne kadar süresinde tahhüt edilen tutarda malzeme teslim edilmediği ileri sürülmüş ise de bu nedenle sözleşmenin feshedilmediği, uğranıldığı ileri sürülen zararın mahsubu talebinde bulunulmadığı, dolayısıyla bu yöndeki savunmanın dikkate alınmadığı, davacının düzenlediği faturaların davalı defterine kaydedildiği, ancak davalının düzenlediği iade faturasının davacı defterlerinde kayıtlı olmadığı, uyuşmazlığın bu faturadan kaynaklandığı, davalı ile TCDD arasında düzenlenen tutanağın davacıyı bağlamayacağı, ayrıca Türk Akreditasyon Kurumu tarafından düzenlenen raporun da davalı savunmasını ispat için yeterli olmadığı, iade faturasına konu malzeme üzerinde Mahkememizce teknik bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği, ancak davalı tarafın beyanı ve sunulan fotoğraflardan iade faturasına konu kullanılmayan malzemenin, etrafı her türlü müdahaleye açık bir arazide sahipsiz olarak bırakılmış olduğunun anlaşıldığı, davacı tarafın ise söz konusu malzemenin kendileri tarafından teslim edilen ve iade faturasına konu edilen malzeme olmayabileceği yönünde itirazda bulunduğu, malzemenin ayırt edici bir özelliğinin bulunmadığı da dikkate alındığında davacı tarafın bu itirazında haklı görüldüğü, dolayısıyla teknik bilirkişi incelemesinin davanın esasına etkisinin olmayacağının anlaşıldığı, hem ayıp ihbarının ispatının tanıkla mümkün olmaması hem de davalı savunmasının malın ayıplı olduğu yönünde değil, aliud ifa (sözleşmeye aykırılık) yönünde olması nedeniyle tanık dinletme talebinin reddedildiği, buna göre davalının sözleşmeye ve standartlara uygun olmayan malzeme teslim edildiği yönündeki savunmasını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davalının asıl alacağa yönelik itirazının iptaline, takibin 128.839,52 TL asıl alacak ve buna takip tarihinden itibaren uygulanacak değişen oranlarda (%10.5’i geçmemek kaydıyla) avans faizi yönünden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, hüküm altına alınan 128.839,52 TL’nin %20’si oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline, davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; sözleşmede malzemenin TCDD standartlarına uygun olması gerektiğinin belirtildiğini, ürünlerin şartnameye uygun olup olmadığının ancak akreditasyon testlerinin yapılması ile anlaşılabileceğini, nitekim müvekkili ile TCDD’nin bu testleri yaptırıp tutanağa bağladığını, davacıya da iletildiğini, sözleşmeye ve standartlara uygunluk taşımayan ürünlerin bir kısmının başka işlerde kullanılmasına rağmen bakiyesinin kullanılamadığını, tanık dinletme taleplerinin reddinin savunma hakkını engellediğini, müvekkilinin proje müdürünün tespit edilen ayıbı derhal SMS ile ilettiğini, davacının bu ihbara karşı çıkmadığını, malzemeyi stok sahasından davacının götürmesi gerekirken müdahaleye açık bir şekilde arazide sahipsiz bıraktığını, malzemeleri stok sahasına kendisi nakletmiş olan davacının hangi stok sahasına ne kadar malzemeyi naklettiğini bilmemesinin mümkün olmadığını, davacının stok sahasında bulunan malzemenin kendisi tarafından teslim edilen malzeme olup olmadığını bilmediğini ileri sürmesinin malzemelerdeki ayıbı gizleyerek haksız kazanç elde etmeyi amaçladığını gösterdiğini, stok sahasındaki ürün üzerinde teknik bilirkişi incelemesi gerektiğini, kötüniyet tazminatı taleplerinin reddinin hukuka aykırılık taşıdığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı, malların ayıplı olduğuna dair ayıp ihbarında bulunularak davacıya bildirildiğine ilişkin ispat külfetinin davalı üzerinde olduğu, ayıp ihbarının whatsapp mesajıyla yapıldığının öne sürüldüğü, ayıp ihbarının şekle tabi tutulmadığı, mahkemenin tacirler arasındaki ayıp ihbarının yazılı olması gerektiği yönündeki hatalı tespitin aksine, bu şekilde yapılan bir ayıp ihbarının da geçerli olmakla birlikte somut olayda, mesaj içeriğinin ayıp ihbarı olarak kabul edilemeyeceği, mesajda ayıplı olduğu söylenen malın miktarı, niteliği, bu sonuca nasıl ulaşıldığının belirtilmediği, bildirimin davacının kabulünde olmadığı, her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği, faturaya konu malzemenin sözleşme ve standartlara uygun olmadığı, davalı ile TCDD arasında düzenlenen tutanak ve Türk Akreditasyon Kurumu raporu ile tespit edilmişse de davalı ile TCDD arasında düzenlenen tutanağın davacıyı bağlamayacağı, bu tutanağa dayalı olarak davalı tarafından yapılan ayıp ihbarının da bu tutanak baz alınarak gizli ayıp kabul edilse bile, yaklaşık altı ay sonra 12.06.2015 tarihinde iade faturası ve noterlik ihtarnamesiyle yapılan bildirimin süresinde yapılmadığından geçerli kabul edilemeyeceği, ayıp ihbarı süresinde yapıldığı kabul edilse bile, davalıya teslim edilen malın yargılama sırasında teknik bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği, ancak dosya kapsamına göre ayıplı olduğu söylenen ve kullanılmayan malzemenin, etrafı her türlü müdahaleye açık bir arazide sahipsiz olarak bırakıldığının anlaşıldığı, davacının ise söz konusu malzemenin kendileri tarafından teslim edilen ve iade faturasına konu edilen malzeme olmayabileceği yönünde itiraz ettiği, malzemenin ayırt edici bir özelliğinin bulunmadığı da dikkate alınarak keşif yapılamadığı, teknik bilirkişi raporu alınamadığı, davalının ayıp husunda usulüne uygun delil tespiti yaptırmadığı, ispat yükü kendisinde olan davalının dava konusu malzemenin ayıplı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçesiyle davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; sözleşme ve eklerinde malzeme miktarı, özellikleri, nitelikleri, standartlarının belirtildiğini, teknik şartnamelerin sözleşmeye eklendiğini, malzemenin şartnameye uygun olup olmadığının ancak akreditasyon testlerinin yapılması ile anlaşılabileceğini, nitekim müvekkili ile TCDD’nin bu testleri yaptırıp tutanağa bağladığını, davacıya da iletildiğini, davacının sözleşmeye aykırı davrandığının belgeler ile belirlendiğini, sözleşmeye ve standartlara uygunluk taşımayan ürünlerin bir kısmının başka işlerde kullanılmasına rağmen bakiyesinin kullanılamadığını, ayıp ihbarının süresinde yapıldığının her türlü delille ispatlanabileceğini, gizli ayıp vasfındaki ayıplar hakkında tanık dinletme taleplerinin reddinin savunma hakkını engellediğini, müvekkilinin proje müdürünün tespit edilen ayıbı derhal SMS ile ilettiğini, ekran görüntüsünün sunulduğunu, davacının bu ihbara itiraz etmediğini, nitekim Bölge Adliye Mahkemesinin ihbarın kabul edilebileceği sonucuna vardığını, sadece davacı beyanlarına dayalı olarak ayıplı mallar üzerinde teknik inceleme yapılmamasının hukuka aykırılık taşıdığını, sözleşmeye göre nakliye sorumluluğunun davacı üzerinde bulunduğunu, malzemeyi stok sahasından davacının götürmesi gerekirken müdahaleye açık bir şekilde arazide sahipsiz bıraktığını, malzemeleri stok sahasına kendisi nakletmiş olan davacının hangi stok sahasına ne kadar malzemeyi naklettiğini bilmemesinin mümkün olmadığını, davacının stok sahasında bulunan malzemenin kendisi tarafından teslim edilen malzeme olup olmadığını bilmediğini ileri sürmesinin malzemelerdeki ayıbı gizleyerek haksız kazanç elde etmeyi amaçladığını gösterdiğini, davacının kötü niyetli eylemlerinin ve eksik inceleme ile hatalı değerlendirmeyle varılan sonucun müvekkiline yüklenemeyeceğini, iade faturası hususunda görüşmeler sürerken davacının haksız takip başlattığını, kötü niyet tazminatı taleplerinin reddinin hukuka aykırılık taşıdığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nin (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi.
3.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 233 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Taraflar arasındaki sözleşmenin 11.1. maddesi uyarınca usulünce yapılmış bir bildirimin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/7892 E. 2022/4561 K.
Ortak:ayıp · ihbar · ticari defter · teslim · e-defter · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz kararda… K DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı tarafça her ne kadar süresinde tahhüt edilen tutarda malzeme «teslim» edilmediği ileri sürülmüş ise de bu nedenle sözleşmenin feshedilmediği, uğranıldığı ileri sürülen zararın mahsubu talebinde bulunulmadığı, dolayısıyla bu yöndeki savunmanın dikkate alınmadığı, davacının düzenlediği faturaların davalı «defterine» kaydedildiği, ancak davalının düzenlediği «iade faturasının» davacı defterlerinde kayıtlı olmadığı, uyuşmazlığın bu faturadan kaynaklandığı, davalı ile TCDD arasında düzenlenen tutanağın davacıyı bağlamayacağı, ayrıca Türk Akreditasyon Kurumu tarafından düzenlenen raporun da davalı savunmasını ispat için yeterli olmadığı, iade faturasına konu malzeme üzerinde Mahkememizce teknik «bilirkişi incelemesi» yaptırılması gerektiği, ancak davalı tarafın beyanı ve sunulan fotoğraflardan iade faturasına konu kullanılmayan malzemenin, etrafı her türlü müdahaleye açık bir arazide sahipsiz olarak bırakılmış olduğunun anlaşıldığı, davacı tarafın ise söz konusu malzemenin kendileri tarafından teslim edilen ve iade faturasına konu edilen malzeme olmayabileceği yönünde itirazda bulunduğu, malzemenin ayırt edici bir özelliğinin bulunmadığı da dikkate alındığında davacı tarafın bu itirazında haklı görüldüğü, dolayısıyla teknik bilirkişi incelemesinin davanın esasına etkisinin olmayacağının anlaşıldığı, hem «ayıp ihbarının» ispatının tanıkla mümkün olmaması hem de davalı savunmasının malın ayıplı olduğu yönünde değil, «aliud ifa» («sözleşmeye aykırılık») yönünde olması nedeniyle tanık dinletme talebinin reddedildiği, buna göre davalının sözleşmeye ve standartlara uygun olmayan malzeme teslim edildiği yönündeki savunmasını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davalının asıl alacağa yönelik itirazının iptaline, takibin 128.839,52 TL «asıl alacak» ve buna takip tarihinden itibaren uygulanacak değişen oranlarda (%10.5’i geçmemek kaydıyla) «avans faizi» yönünden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, hüküm altına alınan 128.839,52 TL’nin %20’si oranındaki «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsiline, davalının «kötü niyet tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasındaki sözleşme gereği müvekkilinin davalıya balast ve subbalast dolgu malzemelerini «tesliminden» sonra bir «ayıp ihbarı» da yapılmaksızın malların davalı yanca kabul edildiğini, davalının bu satışa ilişkin faturaları kayıtlarına işlediğini, bir kısım ödemeler de yapıldığı halde bakiyesinin ödenmediğini, tahsil amacıyla başlatılan icra takibine davalının itirazının haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptalini ve «icra inkar tazminatının» tahsilini talep etmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı, malların ayıplı olduğuna dair «ayıp» ihbarında bulunularak davacıya bildirildiğine ilişkin «ispat külfetinin» davalı üzerinde olduğu, «ayıp ihbarının» whatsapp mesajıyla yapıldığının öne sürüldüğü, ayıp ihbarının şekle tabi tutulmadığı, mahkemenin «tacirler» arasındaki ayıp ihbarının yazılı olması gerektiği yönündeki hatalı tespitin aksine, bu şekilde yapılan bir ayıp ihbarının da geçerli olmakla birlikte somut olayda, mesaj içeriğinin ayıp ihbarı olarak kabul edilemeyeceği, mesajda ayıplı olduğu söylenen malın miktarı, niteliği, bu sonuca nasıl ulaşıldığının belirtilmediği, bildirimin davacının kabulünde olmadığı, her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği, faturaya konu malzemenin sözleşme ve standartlara uygun olmadığı, davalı ile TCDD arasında düzenlenen tutanak ve Türk Akreditasyon Kurumu raporu ile tespit edilmişse de davalı ile TCDD arasında düzenlenen tutanağın davacıyı bağlamayacağı, bu tutanağa dayalı olarak davalı tarafından yapılan ayıp ihbarının da bu tutanak baz alınarak «gizli ayıp» kabul edilse bile, yaklaşık altı ay sonra 12.06.2015 tarihinde «iade faturası» ve noterlik «ihtarnamesiyle» yapılan bildirimin süresinde yapılmadığından geçerli kabul edilemeyeceği, ayıp ihbarı süresinde yapıldığı kabul edilse bile, davalıya «teslim» edilen malın yargılama sırasında teknik «bilirkişi incelemesi» yaptırılması gerektiği, ancak dosya kapsamına göre ayıplı olduğu söylenen ve kullanılmayan malzemenin, etrafı her türlü müdahaleye açık bir arazide sahipsiz olarak bırakıldığının anlaşıldığı, davacının ise söz konusu malzemenin kendileri tarafından teslim edilen ve iade faturasına konu edilen malzeme olmayabileceği yönünde itiraz ettiği, malzemenin ayırt edici bir özelliğinin bulunmadığı da dikkate alınarak «keşif» yapılamadığı, teknik bilirkişi raporu alınamadığı, davalının ayıp husunda usulüne uygun «delil tespiti» yaptırmadığı, «ispat yükü» kendisinde olan davalının dava konusu malzemenin ayıplı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçesiyle davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin esastan reddine ka …
Benzer bu karardaMahkemece, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporuna göre, icra takibine konu edilen 2 adet çekin «ticari defterlerinde kayıtlı» olduğu ve davalı tarafça ödenmediği, her ne kadar davalı taraf malların ayıplı olduğunu iddia etmiş ise de, davacının gönderdiği malları kabul ettiği, ancak TTK 23/c maddesi gereğince süresinde «ayıp» ihbarında bulunmadığı, ayıp iddiasının tanıkla ispatının mümkün olmadığı, davalının ayıp iddiasını TTK 18/3 maddesine göre «yazılı delil» ile ispat etmesi gerektiği, ancak «ihbara» dair yazılı delil sunmadığı ve malları ayıbı ile kabul ettiği, bu nedenle davacının icra takibine konu alacağa ilişkin mal «teslimini» ispat ettiği, bedelin ödenmediği, davacının icra takibinin haklı ve yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
… na göre ve özellikle Davalı,Takibe konu olan diğer 25.11.2013 keşide tarihli 35.400.- TL'lik çekin malın ayıplı olması nedeniyle ödenmediğini savunmuş ise de ürünün «son» kabul merci olan Tülomsaş tarafından ayıbın kendisine bildirildiğinde bunun davacıya «ihbar» edildiği usulüne uygun delille ispatlanamadığından,ayıba dayalı savunması ile ödenmeyen 35.400.- TL’lik çeke dayalı davalının temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir 2- Taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında kesilen faturalar ve bu «fatura» bedeli tutarı kadar «çek» verildiği, verilen ve takibe konu çeklerden 06.11.2013 keşide tarihli 56.400 TL'lik çekin iki kez aynı bedelli farklı tarihli çek ile değiştirildiği ve bu durumun davacının kabulünde olduğu ve «yenilenen» çekin bankadan gelen cevabi yazı ile ödendiği sabittir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yazılı delil · ticari defter kayıtları · yenileme · fatura · çek
Benzer bu kararda… na göre ve özellikle Davalı,Takibe konu olan diğer 25.11.2013 keşide tarihli 35.400.- TL'lik çekin malın ayıplı olması nedeniyle ödenmediğini savunmuş ise de ürünün «son» kabul merci olan Tülomsaş tarafından ayıbın kendisine bildirildiğinde bunun davacıya «ihbar» edildiği usulüne uygun delille ispatlanamadığından,ayıba dayalı savunması ile ödenmeyen 35.400.- TL’lik çeke dayalı davalının temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir 2- Taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında kesilen faturalar ve bu «fatura» bedeli tutarı kadar «çek» verildiği, verilen ve takibe konu çeklerden 06.11.2013 keşide tarihli 56.400 TL'lik çekin iki kez aynı bedelli farklı tarihli çek ile değiştirildiği ve bu durumun davacının kabulünde olduğu ve «yenilenen» çekin bankadan gelen cevabi yazı ile ödendiği sabittir.
Mahkemece, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporuna göre, icra takibine konu edilen 2 adet çekin «ticari defterlerinde kayıtlı» olduğu ve davalı tarafça ödenmediği, her ne kadar davalı taraf malların ayıplı olduğunu iddia etmiş ise de, davacının gönderdiği malları kabul ettiği, ancak TTK 23/c maddesi gereğince süresinde «ayıp» ihbarında bulunmadığı, ayıp iddiasının tanıkla ispatının mümkün olmadığı, davalının ayıp iddiasını TTK 18/3 maddesine göre «yazılı delil» ile ispat etmesi gerektiği, ancak «ihbara» dair yazılı delil sunmadığı ve malları ayıbı ile kabul ettiği, bu nedenle davacının icra takibine konu alacağa ilişkin mal «teslimini» ispat ettiği, bedelin ödenmediği, davacının icra takibinin haklı ve yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bu durumda takip ve dava konusu olan 06.11.2013 keşide tarihli 56.400.- TL'lik çekin «yenilenme» amacıyla verilen 341121 «çek» nolu 56.400.- TL'lik çek ile 17.02.2014 tarihinde ödendiğinden davalının bu çek yönünden borçlu olmadığı anlaşılmakla davanın bu çek yönünden reddine karar verilmesi gerekirken davanın tam kabulüne dair karar doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
-
İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/11508 E. 2015/7972 K.
Ortak:aliud ifa · ayıplı ifa · ayıplı teslim · iade faturası · i̇i̇k 194 · ayıp · ifa · asıl alacak · İtirazın iptali, İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
İncelediğiniz kararda… K DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı tarafça her ne kadar süresinde tahhüt edilen tutarda malzeme «teslim» edilmediği ileri sürülmüş ise de bu nedenle sözleşmenin feshedilmediği, uğranıldığı ileri sürülen zararın mahsubu talebinde bulunulmadığı, dolayısıyla bu yöndeki savunmanın dikkate alınmadığı, davacının düzenlediği faturaların davalı «defterine» kaydedildiği, ancak davalının düzenlediği «iade faturasının» davacı defterlerinde kayıtlı olmadığı, uyuşmazlığın bu faturadan kaynaklandığı, davalı ile TCDD arasında düzenlenen tutanağın davacıyı bağlamayacağı, ayrıca Türk Akreditasyon Kurumu tarafından düzenlenen raporun da davalı savunmasını ispat için yeterli olmadığı, iade faturasına konu malzeme üzerinde Mahkememizce teknik «bilirkişi incelemesi» yaptırılması gerektiği, ancak davalı tarafın beyanı ve sunulan fotoğraflardan iade faturasına konu kullanılmayan malzemenin, etrafı her türlü müdahaleye açık bir arazide sahipsiz olarak bırakılmış olduğunun anlaşıldığı, davacı tarafın ise söz konusu malzemenin kendileri tarafından teslim edilen ve iade faturasına konu edilen malzeme olmayabileceği yönünde itirazda bulunduğu, malzemenin ayırt edici bir özelliğinin bulunmadığı da dikkate alındığında davacı tarafın bu itirazında haklı görüldüğü, dolayısıyla teknik bilirkişi incelemesinin davanın esasına etkisinin olmayacağının anlaşıldığı, hem «ayıp ihbarının» ispatının tanıkla mümkün olmaması hem de davalı savunmasının malın ayıplı olduğu yönünde değil, «aliud ifa» («sözleşmeye aykırılık») yönünde olması nedeniyle tanık dinletme talebinin reddedildiği, buna göre davalının sözleşmeye ve standartlara uygun olmayan malzeme teslim edildiği yönündeki savunmasını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davalının asıl alacağa yönelik itirazının iptaline, takibin 128.839,52 TL «asıl alacak» ve buna takip tarihinden itibaren uygulanacak değişen oranlarda (%10.5’i geçmemek kaydıyla) «avans faizi» yönünden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, hüküm altına alınan 128.839,52 TL’nin %20’si oranındaki «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsiline, davalının «kötü niyet tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı, malların ayıplı olduğuna dair «ayıp» ihbarında bulunularak davacıya bildirildiğine ilişkin «ispat külfetinin» davalı üzerinde olduğu, «ayıp ihbarının» whatsapp mesajıyla yapıldığının öne sürüldüğü, ayıp ihbarının şekle tabi tutulmadığı, mahkemenin «tacirler» arasındaki ayıp ihbarının yazılı olması gerektiği yönündeki hatalı tespitin aksine, bu şekilde yapılan bir ayıp ihbarının da geçerli olmakla birlikte somut olayda, mesaj içeriğinin ayıp ihbarı olarak kabul edilemeyeceği, mesajda ayıplı olduğu söylenen malın miktarı, niteliği, bu sonuca nasıl ulaşıldığının belirtilmediği, bildirimin davacının kabulünde olmadığı, her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği, faturaya konu malzemenin sözleşme ve standartlara uygun olmadığı, davalı ile TCDD arasında düzenlenen tutanak ve Türk Akreditasyon Kurumu raporu ile tespit edilmişse de davalı ile TCDD arasında düzenlenen tutanağın davacıyı bağlamayacağı, bu tutanağa dayalı olarak davalı tarafından yapılan ayıp ihbarının da bu tutanak baz alınarak «gizli ayıp» kabul edilse bile, yaklaşık altı ay sonra 12.06.2015 tarihinde «iade faturası» ve noterlik «ihtarnamesiyle» yapılan bildirimin süresinde yapılmadığından geçerli kabul edilemeyeceği, ayıp ihbarı süresinde yapıldığı kabul edilse bile, davalıya «teslim» edilen malın yargılama sırasında teknik «bilirkişi incelemesi» yaptırılması gerektiği, ancak dosya kapsamına göre ayıplı olduğu söylenen ve kullanılmayan malzemenin, etrafı her türlü müdahaleye açık bir arazide sahipsiz olarak bırakıldığının anlaşıldığı, davacının ise söz konusu malzemenin kendileri tarafından teslim edilen ve iade faturasına konu edilen malzeme olmayabileceği yönünde itiraz ettiği, malzemenin ayırt edici bir özelliğinin bulunmadığı da dikkate alınarak «keşif» yapılamadığı, teknik bilirkişi raporu alınamadığı, davalının ayıp husunda usulüne uygun «delil tespiti» yaptırmadığı, «ispat yükü» kendisinde olan davalının dava konusu malzemenin ayıplı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçesiyle davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin esastan reddine ka …
… e miktarı, özellikleri, nitelikleri, standartlarının belirtildiğini, teknik şartnamelerin sözleşmeye eklendiğini, malzemenin şartnameye uygun olup olmadığının ancak «akreditasyon» testlerinin yapılması ile anlaşılabileceğini, nitekim müvekkili ile TCDD’nin bu testleri yaptırıp tutanağa bağladığını, davacıya da iletildiğini, davacının sözleşmeye aykırı davrandığının belgeler ile belirlendiğini, sözleşmeye ve standartlara uygunluk taşımayan ürünlerin bir kısmının başka işlerde kullanılmasına rağmen bakiyesinin kullanılamadığını, «ayıp ihbarının» süresinde yapıldığının her türlü delille ispatlanabileceğini, «gizli ayıp» vasfındaki ayıplar hakkında tanık dinletme taleplerinin reddinin «savunma hakkını» engellediğini, müvekkilinin proje müdürünün tespit edilen ayıbı derhal SMS ile ilettiğini, ekran görüntüsünün sunulduğunu, davacının bu ihbara itiraz etmediğini, nitekim Bölge Adliye Mahkemesinin ihbarın kabul edilebileceği sonucuna vardığını, sadece davacı beyanlarına dayalı olarak ayıplı mallar üzerinde teknik inceleme yapılmamasının hukuka aykırılık taşıdığını, sözleşmeye göre nakliye sorumluluğunun davacı üzerinde bulunduğunu, malzemeyi stok sahasından davacının götürmesi gerekirken müdahaleye açık bir şekilde arazide sahipsiz bıraktığını, malzemeleri stok sahasına kendisi nakletmiş olan davacının hangi stok sahasına ne kadar malzemeyi naklettiğini bilmemesinin mümkün olmadığını, davacının stok sahasında bulunan malzemenin kendisi tarafından «teslim» edilen malzeme olup olmadığını bilmediğini ileri sürmesinin malzemelerdeki ayıbı gizleyerek haksız kazanç elde etmeyi amaçladığını gösterdiğini, davacının kötü niyetli eylemlerinin ve «eksik inceleme» ile hatalı değerlendirmeyle varılan sonucun müvekkiline yüklenemeyeceğini, «iade faturası» hususunda görüşmeler sürerken davacının haksız takip başlattığını, «kötü niyet tazminatı» taleplerinin reddinin hukuka aykırılık taşıdığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Benzer bu karardaLtd Şti. arasında 06/06/2011 tarihli yazılı sözleşme mevcut ise de davalı ile davacı arasında yazılı bir sözleşme «ibraz» edilmediği, davacının taraf olmadığı sözleşme hükümlerinin bu olayda uygulanma imkanı bulunmadığı, taraflar arasında satıma konu mallar 03/04/2012 tarihli "«teslim tutanağı»" ile davalı tarafa teslim edilmiş olup davalı tarafın itirazının malların "ayıplı olarak teslim edildiği" noktasında toplandığı, davacı taraf «ayıplı mal» teslim edildiğini kabul etmediğine göre davalının 6102 sayılı TTK'nun 23/c maddesine göre belirtilen «hak düşürücü sürelerde» ve nihayet 8 gün içinde «ayıp» ihbarında bulunmasının kanuni zorunluluk olduğu, teslimden yaklaşık 4 ay sonra ayıp ihbarında bulunulmasının anılan "hak düşürücü" süreler nedeniyle dikkate alınamayacağı, davalı-alıcı hak düşürücü süreyi geçirdiği için malı kabul etmiş sayılacağı, satıcı, ileri sürülen hiç bir ayıbı kabul etmediğinden davalı taraf ise ileri sürdüğü ayıpların teslim anında mevcut olduğunu ispatlayamadığından BK'nun 225. ve 231/2 maddelerinin de somut olayda uygulanma imkanı bulunmadığı, her iki taraf çalışanları arasında düzenlenen "teslim tutanağında" 4170 kg 6x6 patatesin iadesi konusunda anlaşma sağlanmış ise de davalı taraf «iade faturası» kestiğini iddia ve ispat etmediğinden bu malları, davacının geri olma zorunluluğu bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, itirazın «asıl alacak» yönünden iptaline, takibe 170.802,00 TL üzerinden devam edilmesine, 34.160,40 TL «inkar tazminatının» davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bu itibarla mahkemece, somut uyuşmazlığın yukarıda bahsedilen açıklamalar çerçevesinde değerlendirilip çözüme kavuşturulması gerekirken «ayıplı ifa» mı, yanlış ifa(«aliud ifa») mı bulunduğu konusunda herhangi bir ayrım ve değerlendirme yapılmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
818 sayılı BK’nun «194». maddesine göre (6098 sayılı TBK’nun 219. maddesi) “«ayıp», bir malın satıcı tarafından açıkça veya üstü kapalı olarak vaadedilmiş ya da sözleşmeyle izlenen amaç gereği bulunması gerekir ve beklenir (vaadedildiği varsayılmış) niteliklerden yoksun olması demektir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ayıplı mal · teslim tutanağı · hak düşürücü süre · fatura · taşıyan · ibraz
Benzer bu karardaLtd Şti. arasında 06/06/2011 tarihli yazılı sözleşme mevcut ise de davalı ile davacı arasında yazılı bir sözleşme «ibraz» edilmediği, davacının taraf olmadığı sözleşme hükümlerinin bu olayda uygulanma imkanı bulunmadığı, taraflar arasında satıma konu mallar 03/04/2012 tarihli "«teslim tutanağı»" ile davalı tarafa teslim edilmiş olup davalı tarafın itirazının malların "ayıplı olarak teslim edildiği" noktasında toplandığı, davacı taraf «ayıplı mal» teslim edildiğini kabul etmediğine göre davalının 6102 sayılı TTK'nun 23/c maddesine göre belirtilen «hak düşürücü sürelerde» ve nihayet 8 gün içinde «ayıp» ihbarında bulunmasının kanuni zorunluluk olduğu, teslimden yaklaşık 4 ay sonra ayıp ihbarında bulunulmasının anılan "hak düşürücü" süreler nedeniyle dikkate alınamayacağı, davalı-alıcı hak düşürücü süreyi geçirdiği için malı kabul etmiş sayılacağı, satıcı, ileri sürülen hiç bir ayıbı kabul etmediğinden davalı taraf ise ileri sürdüğü ayıpların teslim anında mevcut olduğunu ispatlayamadığından BK'nun 225. ve 231/2 maddelerinin de somut olayda uygulanma imkanı bulunmadığı, her iki taraf çalışanları arasında düzenlenen "teslim tutanağında" 4170 kg 6x6 patatesin iadesi konusunda anlaşma sağlanmış ise de davalı taraf «iade faturası» kestiğini iddia ve ispat etmediğinden bu malları, davacının geri olma zorunluluğu bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, itirazın «asıl alacak» yönünden iptaline, takibe 170.802,00 TL üzerinden devam edilmesine, 34.160,40 TL «inkar tazminatının» davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
… tten de anlaşılacağı üzere davalı vekili, davacı tarafından 12543 nolu 02.04.2012 tarihli 486.106,49 TL bedelli, 12541 nolu 06.04.2012 tarihli 363.448,08 TL bedelli «fatura» düzenlenmesine rağmen fatura konusu dondurulmuş patateslerin üretim sürecinde yapılan kontrollerinde ayıplı olduğunun anlaşıldığını, 4.710 Kg’lık 6X6 ebatlı kararmış haldeki patatesin iadesi kararlaştırılarak davacının yetkilisinin imzasını «taşıyan» 09.04.2012 tarihli tutanak düzenlendiği halde halen «teslim» alınmadığını, davalı tarafça teslim edilen 63.400 kg patatesin 6x6 yerine 10x10 ebadında olduğunu, koliler üzerinden 1800 kg patates yazdığı halde kuru soğan çıktı …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/3894 E. 2021/1890 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/250 E. , 2023/3067 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/554 Esas, 2021/1314 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2015/1897 E., 2017/1046 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 16.05.2023 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ...dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasındaki sözleşme gereği müvekkilinin davalıya balast ve subbalast dolgu malzemelerini tesliminden sonra bir ayıp ihbarı da yapılmaksızın malların davalı yanca kabul edildiğini, davalının bu satışa ilişkin faturaları kayıtlarına işlediğini, bir kısım ödemeler de yapıldığı halde bakiyesinin ödenmediğini, tahsil amacıyla başlatılan icra takibine davalının itirazının haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptalini ve icra inkar tazminatının tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 80.000 ton standartlara uygun balast malzeme teslim etmeyi taahhüt ettiği halde 08.09.2014 tarihi itibariyle ancak 34.295,80 ton temin edebildiğini, müvekkilinin işverene karşı taahhüdünü yerine getirebilmek için daha yüksek fiyata malzeme bulup nakliye giderine katlandığını, davacının teslim ettiği malzemenin de standartlara uygun olmadığının Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın (TCDD) Türk Akreditasyon Kurumunda yaptırdığı testlerden anlaşıldığını, bu üründen 7.225,078 metreküplük kısmının başka amaçlarda kullanılabildiğini, buna ilişkin tutarın davacıya ödendiğini, ancak 2.774,922 metreküplük kısım başka bir işte kullanılamadığından ödemesinin yapılmadığını, bu hususta davacıya iade faturası düzenlenmesi hususundan görüşmeler yapılırken davacının kötü niyetle takip başlattığını, standartlara aykırılık TCDD ve Türk Akreditasyon Kurumunca yapılan incelemelerle anlaşıldığından süresinde faturalara itiraz edilemediğini, ardından davacıya iade faturasının kesildiğini, davacının kötü niyetle iade ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı tarafça her ne kadar süresinde tahhüt edilen tutarda malzeme teslim edilmediği ileri sürülmüş ise de bu nedenle sözleşmenin feshedilmediği, uğranıldığı ileri sürülen zararın mahsubu talebinde bulunulmadığı, dolayısıyla bu yöndeki savunmanın dikkate alınmadığı, davacının düzenlediği faturaların davalı defterine kaydedildiği, ancak davalının düzenlediği iade faturasının davacı defterlerinde kayıtlı olmadığı, uyuşmazlığın bu faturadan kaynaklandığı, davalı ile TCDD arasında düzenlenen tutanağın davacıyı bağlamayacağı, ayrıca Türk Akreditasyon Kurumu tarafından düzenlenen raporun da davalı savunmasını ispat için yeterli olmadığı, iade faturasına konu malzeme üzerinde Mahkememizce teknik bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği, ancak davalı tarafın beyanı ve sunulan fotoğraflardan iade faturasına konu kullanılmayan malzemenin, etrafı her türlü müdahaleye açık bir arazide sahipsiz olarak bırakılmış olduğunun anlaşıldığı, davacı tarafın ise söz konusu malzemenin kendileri tarafından teslim edilen ve iade faturasına konu edilen malzeme olmayabileceği yönünde itirazda bulunduğu, malzemenin ayırt edici bir özelliğinin bulunmadığı da dikkate alındığında davacı tarafın bu itirazında haklı görüldüğü, dolayısıyla teknik bilirkişi incelemesinin davanın esasına etkisinin olmayacağının anlaşıldığı, hem ayıp ihbarının ispatının tanıkla mümkün olmaması hem de davalı savunmasının malın ayıplı olduğu yönünde değil, aliud ifa (sözleşmeye aykırılık) yönünde olması nedeniyle tanık dinletme talebinin reddedildiği, buna göre davalının sözleşmeye ve standartlara uygun olmayan malzeme teslim edildiği yönündeki savunmasını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davalının asıl alacağa yönelik itirazının iptaline, takibin 128.839,52 TL asıl alacak ve buna takip tarihinden itibaren uygulanacak değişen oranlarda (%10.5’i geçmemek kaydıyla) avans faizi yönünden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, hüküm altına alınan 128.839,52 TL’nin %20’si oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline, davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; sözleşmede malzemenin TCDD standartlarına uygun olması gerektiğinin belirtildiğini, ürünlerin şartnameye uygun olup olmadığının ancak akreditasyon testlerinin yapılması ile anlaşılabileceğini, nitekim müvekkili ile TCDD’nin bu testleri yaptırıp tutanağa bağladığını, davacıya da iletildiğini, sözleşmeye ve standartlara uygunluk taşımayan ürünlerin bir kısmının başka işlerde kullanılmasına rağmen bakiyesinin kullanılamadığını, tanık dinletme taleplerinin reddinin savunma hakkını engellediğini, müvekkilinin proje müdürünün tespit edilen ayıbı derhal SMS ile ilettiğini, davacının bu ihbara karşı çıkmadığını, malzemeyi stok sahasından davacının götürmesi gerekirken müdahaleye açık bir şekilde arazide sahipsiz bıraktığını, malzemeleri stok sahasına kendisi nakletmiş olan davacının hangi stok sahasına ne kadar malzemeyi naklettiğini bilmemesinin mümkün olmadığını, davacının stok sahasında bulunan malzemenin kendisi tarafından teslim edilen malzeme olup olmadığını bilmediğini ileri sürmesinin malzemelerdeki ayıbı gizleyerek haksız kazanç elde etmeyi amaçladığını gösterdiğini, stok sahasındaki ürün üzerinde teknik bilirkişi incelemesi gerektiğini, kötüniyet tazminatı taleplerinin reddinin hukuka aykırılık taşıdığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı, malların ayıplı olduğuna dair ayıp ihbarında bulunularak davacıya bildirildiğine ilişkin ispat külfetinin davalı üzerinde olduğu, ayıp ihbarının whatsapp mesajıyla yapıldığının öne sürüldüğü, ayıp ihbarının şekle tabi tutulmadığı, mahkemenin tacirler arasındaki ayıp ihbarının yazılı olması gerektiği yönündeki hatalı tespitin aksine, bu şekilde yapılan bir ayıp ihbarının da geçerli olmakla birlikte somut olayda, mesaj içeriğinin ayıp ihbarı olarak kabul edilemeyeceği, mesajda ayıplı olduğu söylenen malın miktarı, niteliği, bu sonuca nasıl ulaşıldığının belirtilmediği, bildirimin davacının kabulünde olmadığı, her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği, faturaya konu malzemenin sözleşme ve standartlara uygun olmadığı, davalı ile TCDD arasında düzenlenen tutanak ve Türk Akreditasyon Kurumu raporu ile tespit edilmişse de davalı ile TCDD arasında düzenlenen tutanağın davacıyı bağlamayacağı, bu tutanağa dayalı olarak davalı tarafından yapılan ayıp ihbarının da bu tutanak baz alınarak gizli ayıp kabul edilse bile, yaklaşık altı ay sonra 12.06.2015 tarihinde iade faturası ve noterlik ihtarnamesiyle yapılan bildirimin süresinde yapılmadığından geçerli kabul edilemeyeceği, ayıp ihbarı süresinde yapıldığı kabul edilse bile, davalıya teslim edilen malın yargılama sırasında teknik bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği, ancak dosya kapsamına göre ayıplı olduğu söylenen ve kullanılmayan malzemenin, etrafı her türlü müdahaleye açık bir arazide sahipsiz olarak bırakıldığının anlaşıldığı, davacının ise söz konusu malzemenin kendileri tarafından teslim edilen ve iade faturasına konu edilen malzeme olmayabileceği yönünde itiraz ettiği, malzemenin ayırt edici bir özelliğinin bulunmadığı da dikkate alınarak keşif yapılamadığı, teknik bilirkişi raporu alınamadığı, davalının ayıp husunda usulüne uygun delil tespiti yaptırmadığı, ispat yükü kendisinde olan davalının dava konusu malzemenin ayıplı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçesiyle davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; sözleşme ve eklerinde malzeme miktarı, özellikleri, nitelikleri, standartlarının belirtildiğini, teknik şartnamelerin sözleşmeye eklendiğini, malzemenin şartnameye uygun olup olmadığının ancak akreditasyon testlerinin yapılması ile anlaşılabileceğini, nitekim müvekkili ile TCDD’nin bu testleri yaptırıp tutanağa bağladığını, davacıya da iletildiğini, davacının sözleşmeye aykırı davrandığının belgeler ile belirlendiğini, sözleşmeye ve standartlara uygunluk taşımayan ürünlerin bir kısmının başka işlerde kullanılmasına rağmen bakiyesinin kullanılamadığını, ayıp ihbarının süresinde yapıldığının her türlü delille ispatlanabileceğini, gizli ayıp vasfındaki ayıplar hakkında tanık dinletme taleplerinin reddinin savunma hakkını engellediğini, müvekkilinin proje müdürünün tespit edilen ayıbı derhal SMS ile ilettiğini, ekran görüntüsünün sunulduğunu, davacının bu ihbara itiraz etmediğini, nitekim Bölge Adliye Mahkemesinin ihbarın kabul edilebileceği sonucuna vardığını, sadece davacı beyanlarına dayalı olarak ayıplı mallar üzerinde teknik inceleme yapılmamasının hukuka aykırılık taşıdığını, sözleşmeye göre nakliye sorumluluğunun davacı üzerinde bulunduğunu, malzemeyi stok sahasından davacının götürmesi gerekirken müdahaleye açık bir şekilde arazide sahipsiz bıraktığını, malzemeleri stok sahasına kendisi nakletmiş olan davacının hangi stok sahasına ne kadar malzemeyi naklettiğini bilmemesinin mümkün olmadığını, davacının stok sahasında bulunan malzemenin kendisi tarafından teslim edilen malzeme olup olmadığını bilmediğini ileri sürmesinin malzemelerdeki ayıbı gizleyerek haksız kazanç elde etmeyi amaçladığını gösterdiğini, davacının kötü niyetli eylemlerinin ve eksik inceleme ile hatalı değerlendirmeyle varılan sonucun müvekkiline yüklenemeyeceğini, iade faturası hususunda görüşmeler sürerken davacının haksız takip başlattığını, kötü niyet tazminatı taleplerinin reddinin hukuka aykırılık taşıdığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nin (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi.
3.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 233 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Taraflar arasındaki sözleşmenin 11.1. maddesi uyarınca usulünce yapılmış bir bildirimin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.05.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
1 - Dava, mal satımından kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacılar vekili, müvekkilinin davacıya "balast" ve “subbalast" isimli dolgu malzemesi niteliğinde hammadde satışı yaptığını, satışa ilişkin faturaların ticari defterlere işlendiğini, kısmi ödeme de yapıldığını, satışa konu malların sözleşmeye uygun şekilde teslim edildiğini, bakiye alacak ödenmediği için takip başlattığını ileri sürerek itirazın iptali isteminde bulunmuştur.
Davalı taraf ise savunmasında, davacının 80.000 m3 standartlara uygun mal teslimini garanti ettiği halde ancak 34.295 m3 teslim edebildiğini, kendisinin de bu malzemeyi vereceği kişiye piyasadan daha yüksek bedel ödeyerek bu eksikliği tamamladığını, ayrıca davacının teslim ettiği malzemenin 10.000 m3 lük kısmının standartlara uygun olmadığının malların teslim edildiği TCDD tarafından Türk Akreditasyon Kurumunda (Türkak) yapılan testlerle belirlendiğini, bu durumun müvekkili proje müdürü Burak tarafından SMS ile davacı tarafa 12.01.2015 tarihinde bildirildiğini, davacının buna karşı çıkmadığını, ancak bu ürünün 7.225 m3 lük kısmının TCDD tarafından dolgu malzemesi değil başka amaçlarla kullanımı için kabul edildiğini, kalan 2.775 m3 lük kısmının işe yaramadığını ve bu miktar mal için iade faturası düzenlendiğini, bu kısma ilişkin bir ödeme yapılmadığını, ancak davalı tarafça kötü niyetle takip başlatıldığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın kabulüne. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından ise davalı tarafın istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiş, karar Daire çoğunluğunca onanmıştır.
Somut olayda davacı taraf "aliud teslim" iddiasında bulunmakta, davalı taraf ise malzemenin ayıplı çıkması halinde davalının ayıp ihbarında bulunması gerekirken bu süreyi kaçırdığını savunmaktadır.
Aliud ifa en genel tanımıyla borcun, borçlanılan edimden başka bir edimle ifa edilmiş olması halidir. İfanın, borçlanılan edime uygun olmaması ise gereği gibi ifa etmeme veya yanlış edimle ifa etme gibi hukuki sonuçlara sebebiyet vermektedir. Aliud ifa yani yanlış edimle ifa etme durumunda asli edim yükümlülüğünün ihlali söz konusu olduğundan ifadan bahsedilemeyecek bu nedenle borç son bulmuş olmayacak, ifa nedeniyle de karşı taraftan bir şey talep edemeyecektir. Oysa ayıplı ifada, satıcı sözleşmeye konu malı teslim etmiştir. O nedenle alıcıdan semeni talep edebilir. Alıcı ancak ayıp ihbarında bulunur ve ayıbı ispat ederse bir ayıptan doğan seçimlik talep haklarını ileri sürebilir.
Dairemize yansıyan bir olayda, alıcının 6x6 cm ebadında patates siparişine karşılık 10x10 ebadında patates gönderilmesini ayıplı ifa olarak yerel mahkeme kararı Dairenin 09/06/2015 tarih ve 2014/11508 E. - 2015/7972 K. sayılı kararıyla “818 sayılı BK'nıın 194. maddesine göre (6098 sayılı TBK'nım 219. maddesi) "ayıp, bir malın satıcı tarafından açıkça veya üstü kapalı olarak vaadedilmiş ya da sözleşmeyle izlenen amaç gereği bulunması gerekir ve beklenir (vaadedildiği varsayılmış) niteliklerden yoksun olması demektir. Eğer alıcı tarafından istendiği bildirilmiş eşyadan apayrı, bambaşka bir eşya teslim edilmişse, yani basit bir nitelik sapması(nitelik eksikliği) değil de apaçık bir özdeşlik veya türdeşlik sapması gerçekleşmişse, artık ayıplı ifadan değil de başka bir şeyle yanlış ifadan(aliud ifadan)söz edilir "(Prof Dr Rona Serozan, Borçlar Hukuku Özel Bölüm, İstanbul, 2002, syf126,120).
Başka bir deyişle "çeşidiyle belirlenen bir menkulün satımında, sözleşenlerin çeşidini belirlemek için sözleşmede öngördükleri vasıflardan biri teslim edilen şeyde bulunmazsa artık ayıplı teslim değil satılandan başka bir şeyin teslimi (aliud teslimi) söz konusudur"(Yargıtay 11.HD.
20. 02.1999 tarih. 1988/9372 E., 1990/1085 K. sayılı ilamı). Bu durumda ise uyuşmazlığın çözümünde 818 sayılı Borçlar Kanunu’nıın 96. ve devamı hükümlerinin nazara alınması gerekecektir. Bu itibarla mahkemece, somut uyuşmazlığın yukarıda bahsedilen açıklamalar çerçevesinde değerlendirilip çözüme kavuşturulması gerekirken ayıplı ifa mı, yanlış ifa(aliud ifa) mı bulunduğu konusunda herhangi bir ayrım ve değerlendirme yapılmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir' gerekçeleriyle bozulmuştur.
Somut olayda da taraflar arasında mevcut yazılı sözleşme ekinde, TCDD’ye sunulmak üzere davacı taraftan temin edilecek "balast" ve “subbalast" malzemelerinin nitelikleri ve ebatlarının ayrıntılarıyla sözleşme ekinde yer aldığı, malın 10.000 m3 lük kısmının standartlara uygun olmadığının malların teslim edildiği TCDD tarafından Türkak tarafından yapılan testlerle belirlendiğine ilişkin belge ve raporların sunulması karşısında teslimin aliud teslim mi yoksa ayıplı teslim mi olduğu hususunda bir değerlendirme yapılmadan teslim edilen mal bedelinin tamamının tahsiline karar verilmesini isabetli bulmuyorum.
2- Bir an için davacı tarafın ayıplı teslimde bulunduğu kabul edilse dahi, ayıbın ancak TCDD'nin yaptığı analiz ve Türk Akreditasyon Kurumu'nun labaratuar incelemeleri sonucu anlaşılması nedeniyle gizli ayıp niteliğinde olduğunun kabulü ve davacının Türkak raporunu whatsapp üzerinden 12.01.2015 tarihinde yaptığı yazışma ile gönderdiği noter ihtarname tarihleri baz alınarak ayıp ihbar süresinin hesaplanması gerekirken aylar sonra kesilen iade faturası tarihinin esas alınması isabetli olmamıştır.
3- Öte yandan Bölge Adliye Mahkemesi tarafından ayıp ihbarının süresinde yapıldığı kabul edilse dahi, malzemenin açıkta bırakılmasından davacının sorumlu tutulamayacağına ilişkin yaklaşımı da isabetli değildir. Zira malzeme dolgu malzemesi olarak kullanılacak taş niteliğinde olduğundan bu malzemenin alıcı tarafından kapalı depolarda tutulması yükümlülüğü bulunmadığı gibi ve süresinde ayıp ihbarında bulunulmasına göre davacının derhal malı teslim alması gerektiğinden teslim alınmamasının yükümlülüğü de alıcıya yüklenemez. Kaldı ki malzemenin açıkta kalmasından dolayı davacı bir zarara uğradığını da iddia etmemiştir.
Anılan nedenlerle Mahkeme kararının bozulması gerektiğini düşündüğümden, kararı onayan Daire çoğunluğunun görüşlerine katılmıyorum.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/950129500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz