Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2008/4799 E. 2010/1264 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
mal sigortası↗ borçlunun temerrüdü↗ mahrum kalınan kâr↗ munzam zarar↗ usuli kazanılmış hak↗ kâr mahrumiyeti↗ sigorta sözleşmesi↗ kazanılmış hak↗ temerrüt faizi↗ temerrüt↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, İstanbul 1.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2000/1394 E, 2001/1113 K sayılı dosyası ile ...tarafından munzam zararın tazmini istemi ile açılan davada 80.572.104.523 TL munzam zarar alacağının davalılardan tahsiline karar verildiği, davacının bu kez 01.05.1997-19.11.2003 tarihleri arasındaki munzam zararın tazmini istemi ile işbu davayı açtığı, davacının muayyen paranın gününde ödenmemesinden doğan zararını ve miktarını kanıtlamak durumunda olup, bu zararın, paranın zamanında ödenmemesinden dolayı mahrum kalınan kâr veya faiz edilen gelir olmadığı, davacının somut olarak zararını kanıtlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, B.K.nun 105/1.maddesine dayanılarak açılmış olup, alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanamayan munzam zararın tahsiline ilişkindir. Davacı alacaklı, borçlunun ilk temerrüde düştüğü 08.11.1990 takip tarihinden, İcra Mahkemesince faiz hesabının yapıldığı 01.05.1997 tarihine kadar olan munzam zararın hüküm altına alındığını belirterek, 01.05.1997 tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği 19.11.2003 tarihine kadar oluşan munzam zararın tazminini istemiştir.
Dairemizin kararlarında, Ülkemizde talep tarihine ilişkin yıllarda süregelen yüksek enflasyon ve bunun sonucu para değerindeki düşmeler ve alacaklının alacağını geç alması nedeniyle bundan oluşan zararını BK'nun 105 nci maddesi hükmü kapsamında talep etmesinin mümkün olduğu açıkça benimsenmiştir.
Buna göre, ayrıca ve daha yükseği kanıtlanamadıkça, veyahut mal sigorta sözleşmelerinden kaynaklanan alacaklarda olduğu gibi tahsil edilecek paranın sarfedileceği amaç ve yer açıkça belli olmadıkça. mahkemece bu tür davalarda munzam zararın tespit edilebilmesi için yapılacak iş şu olmalıdır. Borçlunun temerrüde düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde (dava konusu olayda ise kısmi davada hesaplamada esas alınan 01.05.1997 tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği 19.11.2003 tarihe kadar geçen süre içerisinde), her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu sure içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan Ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43'ncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken temerrüt faizi miktarı düşülerek. hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir. Nitekim, davacı tarafından açılan kısmi davada da aynı yöntem ile munzam zarar hesabı yapılmış olup, belirtilen hesaplama yöntemi davacı yararına usuli kazanılmış hak oluşturmaktadır.
Yargılama sırasında alınan 29.08.2007 tarihli raporu düzenleyen bilirkişi heyetinde yer alan Levent Aroğuz tarafından yapılan hesaplamaya ve hesaplamada esas alınan değerlere karşı davacı vekili tarafından itiraz edilmiş olup, mahkemece, yukarıda açıklanan ilkelere gereğince davacı tarafın munzam zarar alacağı olup olmadığının uzman kişilerden oluşan heyet tarafından düzenlenecek bilirkişi raporuna göre belirlenmesi ve davacı vekilinin ciddi itirazlarının da cevaplandırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddedilmesi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/6824 E. 2011/333 K.
Ortak:mal sigortası · munzam zarar · sigorta sözleşmesi · temerrüt faizi · temerrüt
İncelediğiniz karardaBuna göre, ayrıca ve daha yükseği kanıtlanamadıkça, veyahut «mal sigorta sözleşmelerinden» kaynaklanan alacaklarda olduğu gibi tahsil edilecek paranın sarfedileceği amaç ve yer açıkça belli olmadıkça. mahkemece bu tür davalarda «munzam zararın» tespit edilebilmesi için yapılacak iş şu olmalıdır.
Davacı alacaklı, borçlunun ilk «temerrüde» düştüğü 08.11.1990 takip tarihinden, İcra Mahkemesince faiz hesabının yapıldığı 01.05.1997 tarihine kadar olan «munzam zararın» hüküm altına alındığını belirterek, 01.05.1997 tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği 19.11.2003 tarihine kadar oluşan munzam zararın tazminini istemiştir.
Borçlunun «temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde (dava konusu olayda ise kısmi davada hesaplamada esas alınan 01.05.1997 tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği 19.11.2003 tarihe kadar geçen süre içerisinde), her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu sure içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan Ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43'ncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek. hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Benzer bu karardaBuna göre, ayrıca ve daha yükseği kanıtlanamadıkça, veyahut «mal sigorta sözleşmelerinden» kaynaklanan alacaklarda olduğu gibi tahsil edilecek paranın sarfedileceği amaç ve yer açıkça belli olmadıkça mahkemece bu tür davalarda «munzam zararın» tespit edilebilmesi için yapılacak iş şu olmalıdır.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, haksız fiilden kaynaklanan uyuşmazlıklarda «haksız fiil» tarihi alacağın doğduğu tarih olarak kabul edilip bu tarihten itibaren «yasal faiz» uygulanmakta ise de haksız fiil tarihinin «temerrüt tarihi» değil alacağın doğduğu tarih olduğu, yapılan yargılama sonrasında davalının gerekli ödemeleri yaptığı, davalının yargılamanın gecikmesinde kusurlu olarak kabul edilemeyeceği, «munzam zarara» hükmedilmesi koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Borçlunun «temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde (dava konusu olayda ise olayın gerçekleştiği 30.07.1998 tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği 28.02.2005 tarihine kadar geçen süre içerisinde), her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu sure içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43'ncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:temerrüt tarihi · haksız fiil · yasal faiz · kusur
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, haksız fiilden kaynaklanan uyuşmazlıklarda «haksız fiil» tarihi alacağın doğduğu tarih olarak kabul edilip bu tarihten itibaren «yasal faiz» uygulanmakta ise de haksız fiil tarihinin «temerrüt tarihi» değil alacağın doğduğu tarih olduğu, yapılan yargılama sonrasında davalının gerekli ödemeleri yaptığı, davalının yargılamanın gecikmesinde kusurlu olarak kabul edilemeyeceği, «munzam zarara» hükmedilmesi koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece haksız fiilden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, «haksız fiil» tarihinin «temerrüt tarihi» değil alacağın doğduğu tarih olduğu, davalının yapılan yargılamasonucunda gerekli ödemeleri yaptığı, yargılamanın uzamasında «kusuru» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de davacının asıl alacağının, Kadıköy 4.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/3959 E. 2011/14860 K.
Ortak:borçlunun temerrüdü · munzam zarar · temerrüt faizi · temerrüt
İncelediğiniz karardaDavacı alacaklı, borçlunun ilk «temerrüde» düştüğü 08.11.1990 takip tarihinden, İcra Mahkemesince faiz hesabının yapıldığı 01.05.1997 tarihine kadar olan «munzam zararın» hüküm altına alındığını belirterek, 01.05.1997 tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği 19.11.2003 tarihine kadar oluşan munzam zararın tazminini istemiştir.
Borçlunun «temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde (dava konusu olayda ise kısmi davada hesaplamada esas alınan 01.05.1997 tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği 19.11.2003 tarihe kadar geçen süre içerisinde), her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu sure içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan Ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43'ncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek. hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Mahkemece bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, İstanbul 1.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2000/1394 E, 2001/1113 K sayılı dosyası ile ...tarafından «munzam zararın» tazmini istemi ile açılan davada 80.572.104.523 TL munzam zarar alacağının davalılardan tahsiline karar verildiği, davacının bu kez 01.05.1997-19.11.2003 tarihleri arasındaki munzam zararın tazmini istemi ile işbu davayı açtığı, davacının muayyen paranın gününde ödenmemesinden doğan zararını ve miktarını kanıtlamak durumunda olup, bu zararın, paranın zamanında ödenmemesinden dolayı «mahrum kalınan» kâr veya faiz edilen gelir olmadığı, davacının somut olarak zararını kanıtlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaAncak, «munzam zararın» hesaplanmasında mahkemece yapılacak iş, «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklikler belirlenerek, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarının yukarıda belirtilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43. maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının 10.000,00 TL. olan alacağına ödeme tarihine kadar geçen süre için altın, döviz, mevduat faizi ve enflasyon rakamlarında oluşan değişiklikler uygulanmak suretiyle yapılan hesaplama sonucu davacının «munzam zararının» bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
2- Dava, B.K.nun 105/1. maddesine dayalı alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanamayan «munzam zararın» tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece, davacının davalıdan aldığı faiz miktarından daha fazla bir zararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/645 E. 2010/3376 K.
Ortak:mal sigortası · munzam zarar · sigorta sözleşmesi · temerrüt faizi · temerrüt
İncelediğiniz karardaBuna göre, ayrıca ve daha yükseği kanıtlanamadıkça, veyahut «mal sigorta sözleşmelerinden» kaynaklanan alacaklarda olduğu gibi tahsil edilecek paranın sarfedileceği amaç ve yer açıkça belli olmadıkça. mahkemece bu tür davalarda «munzam zararın» tespit edilebilmesi için yapılacak iş şu olmalıdır.
Davacı alacaklı, borçlunun ilk «temerrüde» düştüğü 08.11.1990 takip tarihinden, İcra Mahkemesince faiz hesabının yapıldığı 01.05.1997 tarihine kadar olan «munzam zararın» hüküm altına alındığını belirterek, 01.05.1997 tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği 19.11.2003 tarihine kadar oluşan munzam zararın tazminini istemiştir.
Borçlunun «temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde (dava konusu olayda ise kısmi davada hesaplamada esas alınan 01.05.1997 tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği 19.11.2003 tarihe kadar geçen süre içerisinde), her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu sure içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan Ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43'ncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek. hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Benzer bu karardaBuna göre, ayrıca ve daha yükseği kanıtlanamadıkça, veyahut «mal sigortası sözleşmelerinden» kaynaklanan alacaklarda olduğu gibi tahsil edilecek paranın sarfedileceği amaç ve yer açıkça belli olmadıkça. mahkemece bu tür davalarda «munzam zararın» tespit edilebilmesi için yapılacak iş şu olmalıdır.
Mahkemece, davacının «temlik» ettiği 81.500 USD için 26.09.2001 ilk dava tarihinden 06.12.2005 temlik tarihine kadar, bakiye 38.500 USD için de 06.12.2005 «temerrüt»(ilk dava) tarihinden itibaren «munzam zarar» talebinde bulunabileceği gözetilerek, buna göre bir inceleme yapılması gerekirken, bilirkişi raporunda davacının temlik ettiği bedelin de munzam zarar hesabında esas alınması doğru değildir.
Borçlunun «temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde (dava konusu olayda ise 81.500 USD için 26.09.2001 ilk dava tarihinden 06.12.2005 «temlik» tarihine kadar, bakiye 38.500 USD için de 26.09.2001 temerrüt 'ilk dava' tarihinden tahsil tarihine kadar) her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, bir yıllık vadeli mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan Ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43.maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek. hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:temlik sözleşmesi · temerrüt tarihi · mevduat hesabı · temlik
Benzer bu karardaİstanbul 28.Noterliğinin 06.12.2005 tarih 39350 yevmiye numaralı düzenleme şeklindeki «temlik sözleşmesi» ile davalı MNG Bank AŞ'den olan alacağının 81.500 USD'lık kısmını dava dışı Ümit Boz'a tüm fer'ileriyle birlikte temlik etmiştir.
İlk davada «temerrüt tarihinin» 26.09.2001 olarak açıkça gösterilmesine rağmen bilirkişi raporunda 01.06.2001 tarihi esas alınması ve bir yıllık mevduat faiz oranı yerine 3'er aylık «mevduat hesabı» üzerinden hesaplama yapılması doğru olmadığı gibi, mahkemece BK'nun 105. maddesine dayalı munzam zarardan kaynaklanan tazminat davasında, BK'nun 43.maddesi çerçeve …
Tüm fer'ileriyle birlikte dava dışı 3.kişiye «temlik» ettiği 81.500 USD'lık kısım için temlik tarihine kadar «munzam zarar» talebinde bulunabilecek olan davacının, temlik tarihinden sonraki döneme ilişkin munzam zarar talebinde bulunması mümkün değildir.
Mahkemece, davacının «temlik» ettiği 81.500 USD için 26.09.2001 ilk dava tarihinden 06.12.2005 temlik tarihine kadar, bakiye 38.500 USD için de 06.12.2005 «temerrüt»(ilk dava) tarihinden itibaren «munzam zarar» talebinde bulunabileceği gözetilerek, buna göre bir inceleme yapılması gerekirken, bilirkişi raporunda davacının temlik ettiği bedelin de munzam zarar hesabında esas alınması doğru değildir.
5 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/9072 E. 2011/2976 K.
Ortak:borçlunun temerrüdü · munzam zarar · temerrüt faizi · temerrüt
İncelediğiniz karardaDavacı alacaklı, borçlunun ilk «temerrüde» düştüğü 08.11.1990 takip tarihinden, İcra Mahkemesince faiz hesabının yapıldığı 01.05.1997 tarihine kadar olan «munzam zararın» hüküm altına alındığını belirterek, 01.05.1997 tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği 19.11.2003 tarihine kadar oluşan munzam zararın tazminini istemiştir.
Borçlunun «temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde (dava konusu olayda ise kısmi davada hesaplamada esas alınan 01.05.1997 tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği 19.11.2003 tarihe kadar geçen süre içerisinde), her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu sure içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan Ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43'ncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek. hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Mahkemece bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, İstanbul 1.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2000/1394 E, 2001/1113 K sayılı dosyası ile ...tarafından «munzam zararın» tazmini istemi ile açılan davada 80.572.104.523 TL munzam zarar alacağının davalılardan tahsiline karar verildiği, davacının bu kez 01.05.1997-19.11.2003 tarihleri arasındaki munzam zararın tazmini istemi ile işbu davayı açtığı, davacının muayyen paranın gününde ödenmemesinden doğan zararını ve miktarını kanıtlamak durumunda olup, bu zararın, paranın zamanında ödenmemesinden dolayı «mahrum kalınan» kâr veya faiz edilen gelir olmadığı, davacının somut olarak zararını kanıtlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMunzam zararın hesaplanmasında mahkemenin görevi, «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43. maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Mahkemece, davalının yat bedelinin tahsiline ilişkin dosyanın açılmasına neden olmakla «temerrüde» düştüğünü ve kusurlu davrandığı, davacı tarafından tahsil edilen toplam faizin 30.861,00 TL olup faiz ile karşılanamayan zararın ise bu miktarın altında 20.753,00 TL olduğu, dolayısıyla somut olayda davacının «munzam zararının» doğmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, BK’nun 105/1. maddesi hükmüne dayanılarak açılan alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmadığı iddia edilen «munzam zararın» tahsili istemine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/2631 E. 2015/685 K.
Ortak:borçlunun temerrüdü · munzam zarar · temerrüt faizi · temerrüt
İncelediğiniz karardaDavacı alacaklı, borçlunun ilk «temerrüde» düştüğü 08.11.1990 takip tarihinden, İcra Mahkemesince faiz hesabının yapıldığı 01.05.1997 tarihine kadar olan «munzam zararın» hüküm altına alındığını belirterek, 01.05.1997 tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği 19.11.2003 tarihine kadar oluşan munzam zararın tazminini istemiştir.
Borçlunun «temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde (dava konusu olayda ise kısmi davada hesaplamada esas alınan 01.05.1997 tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği 19.11.2003 tarihe kadar geçen süre içerisinde), her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu sure içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan Ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43'ncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek. hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Mahkemece bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, İstanbul 1.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2000/1394 E, 2001/1113 K sayılı dosyası ile ...tarafından «munzam zararın» tazmini istemi ile açılan davada 80.572.104.523 TL munzam zarar alacağının davalılardan tahsiline karar verildiği, davacının bu kez 01.05.1997-19.11.2003 tarihleri arasındaki munzam zararın tazmini istemi ile işbu davayı açtığı, davacının muayyen paranın gününde ödenmemesinden doğan zararını ve miktarını kanıtlamak durumunda olup, bu zararın, paranın zamanında ödenmemesinden dolayı «mahrum kalınan» kâr veya faiz edilen gelir olmadığı, davacının somut olarak zararını kanıtlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… alacağını geç alması nedeniyle bundan oluşan zararını BK'nın 105. maddesi hükmü kapsamında talep etmesinin mümkün olduğu, bu tür davalarda mahkemece yapılacak işin «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri getirtilerek tüm bu unsurların toplanarak ortalamasının alınmak suretiyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarının belirlenmesi ve bulunacak miktarın BK'nın 43. maddesi çerçevesinde değerlendirmeye tabi tutulması ve bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği" gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davacının «munzam zararının» 22.896,00 TL olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile anılan bedelin temerrüt faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
2- Dava, «munzam zararın» tazmini istemine ilişkin olup, Dairemizin bozma kararında davacının uğradığı munzam zararın tesbiti için “«borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvillerine verilen faiz oranları ve döviz kurlarındaki artış oranlarının toplamının ortalaması alınmak suretiyle davacının maruz kaldığı zarar miktarının belirlenmesi ve bulunacak miktarın BK'nın 43. maddesi çerçevesinde değerlendirmeye tabi tutulması ve bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği" belirtilmiş olup, her ne kadar mahkemece bozma ilamında belirtilen unsurların ortalaması alınarak da …
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/18009 E. 2013/17840 K.
Ortak:mal sigortası · borçlunun temerrüdü · munzam zarar · temerrüt faizi · temerrüt
İncelediğiniz karardaDavacı alacaklı, borçlunun ilk «temerrüde» düştüğü 08.11.1990 takip tarihinden, İcra Mahkemesince faiz hesabının yapıldığı 01.05.1997 tarihine kadar olan «munzam zararın» hüküm altına alındığını belirterek, 01.05.1997 tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği 19.11.2003 tarihine kadar oluşan munzam zararın tazminini istemiştir.
Buna göre, ayrıca ve daha yükseği kanıtlanamadıkça, veyahut «mal sigorta sözleşmelerinden» kaynaklanan alacaklarda olduğu gibi tahsil edilecek paranın sarfedileceği amaç ve yer açıkça belli olmadıkça. mahkemece bu tür davalarda «munzam zararın» tespit edilebilmesi için yapılacak iş şu olmalıdır.
Borçlunun «temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde (dava konusu olayda ise kısmi davada hesaplamada esas alınan 01.05.1997 tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği 19.11.2003 tarihe kadar geçen süre içerisinde), her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu sure içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan Ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43'ncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek. hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Benzer bu karardaBuna göre, somut uyuşmazlıkta mahkemece «munzam zararın» tespit edilebilmesi için ikame değer değil, «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarı yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43'ncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurulması gerekmektedir.
Ancak, her ne kadar mahkemece sigortalı emtiaya ilişkin olarak «munzam zarar» hesabında ikame değerin esas alınması gerektiği belirtilmiş ise de, davaya konu «sigorta poliçesi» mal varlığında meydana gelecek azalmaya karşı «teminat» sağlayan «mal sigortası» kapsamında bulunmayıp, CMR «sorumluluk sigortası» kapsamındadır.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davacının zarara uğrayan malının sigorta güvencesinde olduğu, bu tür mallarla ilgili olarak «munzam zarar» hesabında ikame değerin esas alınması gerektiği, davacının «gerçek zararının» tazmin edildiği, munzam zararının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sorumluluk sigortası · gerçek zarar · zayi · sigorta poliçesi · teminat
Benzer bu karardaDava, davalı taşıma şirketi tarafından taşınan ve diğer davalı ... şirketine CMR «sorumluluk sigorta poliçesi» kapsamında sigortalı bulunan emtianın «zayi» olması sebebiyle «munzam zarar» istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, her ne kadar mahkemece sigortalı emtiaya ilişkin olarak «munzam zarar» hesabında ikame değerin esas alınması gerektiği belirtilmiş ise de, davaya konu «sigorta poliçesi» mal varlığında meydana gelecek azalmaya karşı «teminat» sağlayan «mal sigortası» kapsamında bulunmayıp, CMR «sorumluluk sigortası» kapsamındadır.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davacının zarara uğrayan malının sigorta güvencesinde olduğu, bu tür mallarla ilgili olarak «munzam zarar» hesabında ikame değerin esas alınması gerektiği, davacının «gerçek zararının» tazmin edildiği, munzam zararının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/15074 E. 2011/7765 K.
Ortak:munzam zarar · temerrüt · Alacak
İncelediğiniz karardaDavacı alacaklı, borçlunun ilk «temerrüde» düştüğü 08.11.1990 takip tarihinden, İcra Mahkemesince faiz hesabının yapıldığı 01.05.1997 tarihine kadar olan «munzam zararın» hüküm altına alındığını belirterek, 01.05.1997 tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği 19.11.2003 tarihine kadar oluşan munzam zararın tazminini istemiştir.
Mahkemece bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, İstanbul 1.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2000/1394 E, 2001/1113 K sayılı dosyası ile ...tarafından «munzam zararın» tazmini istemi ile açılan davada 80.572.104.523 TL munzam zarar alacağının davalılardan tahsiline karar verildiği, davacının bu kez 01.05.1997-19.11.2003 tarihleri arasındaki munzam zararın tazmini istemi ile işbu davayı açtığı, davacının muayyen paranın gününde ödenmemesinden doğan zararını ve miktarını kanıtlamak durumunda olup, bu zararın, paranın zamanında ödenmemesinden dolayı «mahrum kalınan» kâr veya faiz edilen gelir olmadığı, davacının somut olarak zararını kanıtlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, B.K.nun 105/1.maddesine dayanılarak açılmış olup, alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanamayan «munzam zararın» tahsiline ilişkindir.
Benzer bu kararda… nın açıldığı 12.04.2004 tarihinden itibaren % 48 ve sonrasında değişen oranlarda avans faiziyle tahsiline karar verildiği, kararın Yargıtayca onanarak kesinleştiği, «bilirkişi incelemesine» göre davacının «munzam zarar» istemi ile ilgili olarak 06.05.2009 tarihli ek bilirkişi raporunun iki seçenekli düzenlendiği, birinci seçenekte Şubat 1977'de 500 TL'nin dava tarihindeki satın al …
2- Dava, B.K.'nın 105/1. maddesine dayanılarak açılmış olup, alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanamayan «munzam zararın» tahsiline ilişkindir.
Buna göre, ayrıca ve daha yükseği kanıtlanamadıkça, veyahut tahsil edilecek paranın sarfedileceği amaç ve yer açıkça belli olmadıkça veya somut olarak «zararın ispat» edilememesi hallerinde mahkemece «munzam zararın» tespit edilebilmesi için yapılacak iş şu olmalıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:zararın ispatı · alacak davası · bilirkişi incelemesi
Benzer bu kararda… nın açıldığı 12.04.2004 tarihinden itibaren % 48 ve sonrasında değişen oranlarda avans faiziyle tahsiline karar verildiği, kararın Yargıtayca onanarak kesinleştiği, «bilirkişi incelemesine» göre davacının «munzam zarar» istemi ile ilgili olarak 06.05.2009 tarihli ek bilirkişi raporunun iki seçenekli düzenlendiği, birinci seçenekte Şubat 1977'de 500 TL'nin dava tarihindeki satın al …
Davacının davalı banka aleyhine açtığı «alacak davası» sonucunda, Kadıköy 2.
Buna göre, ayrıca ve daha yükseği kanıtlanamadıkça, veyahut tahsil edilecek paranın sarfedileceği amaç ve yer açıkça belli olmadıkça veya somut olarak «zararın ispat» edilememesi hallerinde mahkemece «munzam zararın» tespit edilebilmesi için yapılacak iş şu olmalıdır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/8697 E. 2010/9366 K.
Ortak:borçlunun temerrüdü · munzam zarar · temerrüt
İncelediğiniz karardaDavacı alacaklı, borçlunun ilk «temerrüde» düştüğü 08.11.1990 takip tarihinden, İcra Mahkemesince faiz hesabının yapıldığı 01.05.1997 tarihine kadar olan «munzam zararın» hüküm altına alındığını belirterek, 01.05.1997 tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği 19.11.2003 tarihine kadar oluşan munzam zararın tazminini istemiştir.
Mahkemece bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, İstanbul 1.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2000/1394 E, 2001/1113 K sayılı dosyası ile ...tarafından «munzam zararın» tazmini istemi ile açılan davada 80.572.104.523 TL munzam zarar alacağının davalılardan tahsiline karar verildiği, davacının bu kez 01.05.1997-19.11.2003 tarihleri arasındaki munzam zararın tazmini istemi ile işbu davayı açtığı, davacının muayyen paranın gününde ödenmemesinden doğan zararını ve miktarını kanıtlamak durumunda olup, bu zararın, paranın zamanında ödenmemesinden dolayı «mahrum kalınan» kâr veya faiz edilen gelir olmadığı, davacının somut olarak zararını kanıtlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, B.K.nun 105/1.maddesine dayanılarak açılmış olup, alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanamayan «munzam zararın» tahsiline ilişkindir.
Benzer bu karardaMahkemece, davanın reddine ilişkin verilen karar Dairemizce “«borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştiği güne kadar geçen süre içerisinde her yılın enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine uygulanan faiz oranları, TL karşısında döviz kurlarına ilişkin verilerden yola çıkılarak bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının uğradığı zarar miktarı yukarıda değinilen verilerin toplanıp ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın tazminat niteliğinde olması ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu genel sosyoekonomik ortamdan herkesin etkileneceği gözetilerek BK’nun 43. maddesince de değerlendirme yapıldıktan sonra bulunacak «munzam zararın» hüküm altına alınması gerektiği” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, davanın kısmen kabulüne karar veril …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2008/4799 E. , 2010/1264 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 12.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 26.12.2007 tarih ve 2005/688-2007/738 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 02.02.2010 gününde davacı avukatı davacı vekili ... gelip, davalı avukatı tebligata rağmen duruşmaya gelmediğinden, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, 26.08.2003 tarihli temlikname ile ...’un davalılardan olan “doğmuş munzam zararları ile ileride doğacak munzam zararları ve buna bağlı dava haklarını” müvekkiline temlik ettiğini, alacağını davacıya temlik eden ...’un bonolardan kaynaklanan alacağını tahsil amacı ile davalılar aleyhinde icra takipleri başlatıldığını, ancak borçluların çeşitli yöntemlerle alacağın tahsilini geciktirdiğini, ilk takip tarihi ile 01.05.1997 tarihleri arasındaki faizi aşan (munzam) zararın tahsili için İstanbul 1.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 200/1394 E. sayı ile açılan davada munzam zararın 01.05.1997 tarihine kadar hesaplandığını, hükmedilen tazminatın 19.11.2003 tarihinde tahsil edildiğini ileri sürerek, 01.05.1997-19.11.2003 tarihleri arasındaki munzam zararın tespiti ile şimdilik 50.000 YTL’nın 19.11.2003 tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava edilmiştir.
Davalı Turpem Uluslararası Turizm Paz.End.ve Tic.A.Ş. vekili ile davalı ... davanın zamanaşımı süresinde açılmadığını, davacının zarara uğradığını kanıtlaması gerektiğini, enflasyon artışının ileri sürülerek munzam zarar talep edilemeyeceğini, davacı alacağını tahsilde davalı tarafın kusuru olmadığını, davacı tarafa toplam ödenen bedel dikkate alındığında davacının bir zararı da olmadığını savunarak, davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, İstanbul 1.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2000/1394 E, 2001/1113 K sayılı dosyası ile ...tarafından munzam zararın tazmini istemi ile açılan davada 80.572.104.523 TL munzam zarar alacağının davalılardan tahsiline karar verildiği, davacının bu kez 01.05.1997-19.11.2003 tarihleri arasındaki munzam zararın tazmini istemi ile işbu davayı açtığı, davacının muayyen paranın gününde ödenmemesinden doğan zararını ve miktarını kanıtlamak durumunda olup, bu zararın, paranın zamanında ödenmemesinden dolayı mahrum kalınan kâr veya faiz edilen gelir olmadığı, davacının somut olarak zararını kanıtlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, B.K.nun 105/1.maddesine dayanılarak açılmış olup, alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanamayan munzam zararın tahsiline ilişkindir. Davacı alacaklı, borçlunun ilk temerrüde düştüğü 08.11.1990 takip tarihinden, İcra Mahkemesince faiz hesabının yapıldığı 01.05.1997 tarihine kadar olan munzam zararın hüküm altına alındığını belirterek, 01.05.1997 tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği 19.11.2003 tarihine kadar oluşan munzam zararın tazminini istemiştir.
Dairemizin kararlarında, Ülkemizde talep tarihine ilişkin yıllarda süregelen yüksek enflasyon ve bunun sonucu para değerindeki düşmeler ve alacaklının alacağını geç alması nedeniyle bundan oluşan zararını BK'nun 105 nci maddesi hükmü kapsamında talep etmesinin mümkün olduğu açıkça benimsenmiştir.
Buna göre, ayrıca ve daha yükseği kanıtlanamadıkça, veyahut mal sigorta sözleşmelerinden kaynaklanan alacaklarda olduğu gibi tahsil edilecek paranın sarfedileceği amaç ve yer açıkça belli olmadıkça. mahkemece bu tür davalarda munzam zararın tespit edilebilmesi için yapılacak iş şu olmalıdır. Borçlunun temerrüde düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde (dava konusu olayda ise kısmi davada hesaplamada esas alınan 01.05.1997 tarihinden asıl alacağın tahsil edildiği 19.11.2003 tarihe kadar geçen süre içerisinde), her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu sure içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan Ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43'ncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken temerrüt faizi miktarı düşülerek.
hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir. Nitekim, davacı tarafından açılan kısmi davada da aynı yöntem ile munzam zarar hesabı yapılmış olup, belirtilen hesaplama yöntemi davacı yararına usuli kazanılmış hak oluşturmaktadır.
Yargılama sırasında alınan 29.08.2007 tarihli raporu düzenleyen bilirkişi heyetinde yer alan Levent Aroğuz tarafından yapılan hesaplamaya ve hesaplamada esas alınan değerlere karşı davacı vekili tarafından itiraz edilmiş olup, mahkemece, yukarıda açıklanan ilkelere gereğince davacı tarafın munzam zarar alacağı olup olmadığının uzman kişilerden oluşan heyet tarafından düzenlenecek bilirkişi raporuna göre belirlenmesi ve davacı vekilinin ciddi itirazlarının da cevaplandırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddedilmesi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir edilen 750.00 TL duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 04.02.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1008997500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz