Munzam zarar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2011/9235 E. 2013/12377 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
borçlunun temerrüdü↗ munzam zarar↗ ticari faiz↗ iş bölümü↗ temerrüt faizi↗ yasal faiz↗ kusur↗ eksik inceleme↗ temerrüt↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davada somut vakıalara dayanılarak zararın gerçekleştiği ileri sürülüp kanıtlanamadığı, bu nedenle alınan bilirkişi raporunun da benimsenmediği, munzam zarar isteminin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, mülga Borçlar Kanunu'nun 105. maddesine dayalı munzam zarar istemine ilişkindir. Davacı, davalıya verdiği borç paranın davalı tarafından zamanında ödenmediğini
ve davalının yaptığı geç ödeme için yasal faiz ödediğini, kendisinin aynı dönemdeki takibe konu bir borcu için ise ticari faiz ödediğini, davalının yaptığı geç ödeme nedeniyle yasal faiz ile ödediği ticari faiz arasındaki miktar kadar zarara uğradığı iddiasıyla geç ödeme nedeniyle faiz ile karşılanamayan zararını istemiştir.
Mülga BK'nun 105. maddesi uyarınca alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir.Kanun koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiş, bu zararın tazminini iki bölümde düşünmüştür.Birinci bölüm, ispat edilmeden tahsili talep edilebilecek zarar miktarı olup, bu zararın temerrüt faizi ile karşılanması kabul edilmiştir.Bunun dışında alacaklının herhangi bir karineden istifade etmek olanağı yasal olarak mevcut değildir.Bu nedenle, munzam zarar isteminde bulunan alacaklı öncelikle borçlunun borcunu geç ödemesi nedeniyle uğradığı zararın temerrüt faizi ile karşılanamadığını, temerrüt faizini aşan bir zarara uğradığını ispat etmelidir.Alacaklı, borçlunun ilk temerrüde düştüğü tarihten alacağını faizi ile birlikte tahsil ettiği tarihe kadar olan dönem için munzam zararını isteyebilecektir.
Somut olayda, davacının kendi alacaklısına karşı daha önce temerrüde düştüğü ve temerrüde düştükten sonra davalıya borç para verdiği anlaşıldığından bu yöne ilişkin somut zarar iddiası ispat edilememiş ise de davanın munzam zarar istemine ilişkin olması nedeniyle Dairemizin yerleşik içtihatları doğrultusunda sepet formülüne göre munzam zarar hesabı yapılacaktır.Bu durumda, munzam zararın tespit edilebilmesi için borçlunun temerrüde düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurum veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarının yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın mülga BK'nun 42 ve 43. maddeleri çerçevesinde değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken aldığı temerrüt faizi miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde davacının munzam zararının olup olmadığı ve miktarı tayin ve tespit edilmelidir. Bu husus tespit edildikten sonra somut olayda davacı ödediği faiz ile kendisine ödenen faiz arasındaki farkı istemiş olmasına göre bu durumda davacı, alacağını davalıdan zamanında tahsil etmiş olsaydı kendisinin borçlu olduğu miktarın ne kadarını ödeyebilecek ise ödeyebileceği kısma isabet eden ticari faizden kurtulacak olması karşısında bu hususun da hesaplattırılarak, sonuçta davacı yararına hüküm altına alınacak munzam zararın davalıdan alacağını zamanında tahsil etseydi ödeyeceği kendi borcuna isabet eden ticari faiz miktarını geçemeyeceği nazara alınarak hüküm tesis edilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/3959 E. 2011/14860 K.
Ortak:borçlunun temerrüdü · munzam zarar · temerrüt faizi · temerrüt
İncelediğiniz karardaSomut olayda, davacının kendi alacaklısına karşı daha önce «temerrüde» düştüğü ve temerrüde düştükten sonra davalıya borç para verdiği anlaşıldığından bu yöne ilişkin somut zarar iddiası ispat edilememiş ise de davanın «munzam zarar» istemine ilişkin olması nedeniyle Dairemizin yerleşik içtihatları doğrultusunda sepet formülüne göre munzam zarar hesabı yapılacaktır.Bu durumda, munzam zararın tespit edilebilmesi için «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurum veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarının yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın mülga BK'nun 42 ve 43. maddeleri çerçevesinde değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken aldığı «temerrüt faizi» miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde davacının munzam zararının olup olmadığı ve miktarı tayin ve tespit edilmelidir.
Mülga BK'nun 105. maddesi uyarınca alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir «kusur» isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir.Kanun koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiş, bu zararın tazminini iki «bölümde» düşünmüştür.Birinci bölüm, ispat edilmeden tahsili talep edilebilecek zarar miktarı olup, bu zararın «temerrüt faizi» ile karşılanması kabul edilmiştir.Bunun dışında alacaklının herhangi bir karineden istifade etmek olanağı yasal olarak mevcut değildir.Bu nedenle, «munzam zarar» isteminde bulunan alacaklı öncelikle borçlunun borcunu geç ödemesi nedeniyle uğradığı zararın temerrüt faizi ile karşılanamadığını, temerrüt faizini aşan bir zarar …
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davada somut vakıalara dayanılarak zararın gerçekleştiği ileri sürülüp kanıtlanamadığı, bu nedenle alınan bilirkişi raporunun da benimsenmediği, «munzam zarar» isteminin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaAncak, «munzam zararın» hesaplanmasında mahkemece yapılacak iş, «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklikler belirlenerek, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarının yukarıda belirtilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43. maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının 10.000,00 TL. olan alacağına ödeme tarihine kadar geçen süre için altın, döviz, mevduat faizi ve enflasyon rakamlarında oluşan değişiklikler uygulanmak suretiyle yapılan hesaplama sonucu davacının «munzam zararının» bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
2- Dava, B.K.nun 105/1. maddesine dayalı alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanamayan «munzam zararın» tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece, davacının davalıdan aldığı faiz miktarından daha fazla bir zararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/9072 E. 2011/2976 K.
Ortak:borçlunun temerrüdü · munzam zarar · temerrüt faizi · temerrüt
İncelediğiniz karardaSomut olayda, davacının kendi alacaklısına karşı daha önce «temerrüde» düştüğü ve temerrüde düştükten sonra davalıya borç para verdiği anlaşıldığından bu yöne ilişkin somut zarar iddiası ispat edilememiş ise de davanın «munzam zarar» istemine ilişkin olması nedeniyle Dairemizin yerleşik içtihatları doğrultusunda sepet formülüne göre munzam zarar hesabı yapılacaktır.Bu durumda, munzam zararın tespit edilebilmesi için «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurum veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarının yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın mülga BK'nun 42 ve 43. maddeleri çerçevesinde değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken aldığı «temerrüt faizi» miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde davacının munzam zararının olup olmadığı ve miktarı tayin ve tespit edilmelidir.
Mülga BK'nun 105. maddesi uyarınca alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir «kusur» isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir.Kanun koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiş, bu zararın tazminini iki «bölümde» düşünmüştür.Birinci bölüm, ispat edilmeden tahsili talep edilebilecek zarar miktarı olup, bu zararın «temerrüt faizi» ile karşılanması kabul edilmiştir.Bunun dışında alacaklının herhangi bir karineden istifade etmek olanağı yasal olarak mevcut değildir.Bu nedenle, «munzam zarar» isteminde bulunan alacaklı öncelikle borçlunun borcunu geç ödemesi nedeniyle uğradığı zararın temerrüt faizi ile karşılanamadığını, temerrüt faizini aşan bir zarar …
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davada somut vakıalara dayanılarak zararın gerçekleştiği ileri sürülüp kanıtlanamadığı, bu nedenle alınan bilirkişi raporunun da benimsenmediği, «munzam zarar» isteminin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaMunzam zararın hesaplanmasında mahkemenin görevi, «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43. maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Mahkemece, davalının yat bedelinin tahsiline ilişkin dosyanın açılmasına neden olmakla «temerrüde» düştüğünü ve kusurlu davrandığı, davacı tarafından tahsil edilen toplam faizin 30.861,00 TL olup faiz ile karşılanamayan zararın ise bu miktarın altında 20.753,00 TL olduğu, dolayısıyla somut olayda davacının «munzam zararının» doğmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, BK’nun 105/1. maddesi hükmüne dayanılarak açılan alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmadığı iddia edilen «munzam zararın» tahsili istemine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/18009 E. 2013/17840 K.
Ortak:borçlunun temerrüdü · munzam zarar · temerrüt faizi · temerrüt
İncelediğiniz karardaSomut olayda, davacının kendi alacaklısına karşı daha önce «temerrüde» düştüğü ve temerrüde düştükten sonra davalıya borç para verdiği anlaşıldığından bu yöne ilişkin somut zarar iddiası ispat edilememiş ise de davanın «munzam zarar» istemine ilişkin olması nedeniyle Dairemizin yerleşik içtihatları doğrultusunda sepet formülüne göre munzam zarar hesabı yapılacaktır.Bu durumda, munzam zararın tespit edilebilmesi için «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurum veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarının yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın mülga BK'nun 42 ve 43. maddeleri çerçevesinde değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken aldığı «temerrüt faizi» miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde davacının munzam zararının olup olmadığı ve miktarı tayin ve tespit edilmelidir.
Mülga BK'nun 105. maddesi uyarınca alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir «kusur» isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir.Kanun koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiş, bu zararın tazminini iki «bölümde» düşünmüştür.Birinci bölüm, ispat edilmeden tahsili talep edilebilecek zarar miktarı olup, bu zararın «temerrüt faizi» ile karşılanması kabul edilmiştir.Bunun dışında alacaklının herhangi bir karineden istifade etmek olanağı yasal olarak mevcut değildir.Bu nedenle, «munzam zarar» isteminde bulunan alacaklı öncelikle borçlunun borcunu geç ödemesi nedeniyle uğradığı zararın temerrüt faizi ile karşılanamadığını, temerrüt faizini aşan bir zarar …
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davada somut vakıalara dayanılarak zararın gerçekleştiği ileri sürülüp kanıtlanamadığı, bu nedenle alınan bilirkişi raporunun da benimsenmediği, «munzam zarar» isteminin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaBuna göre, somut uyuşmazlıkta mahkemece «munzam zararın» tespit edilebilmesi için ikame değer değil, «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarı yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43'ncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurulması gerekmektedir.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davacının zarara uğrayan malının sigorta güvencesinde olduğu, bu tür mallarla ilgili olarak «munzam zarar» hesabında ikame değerin esas alınması gerektiği, davacının «gerçek zararının» tazmin edildiği, munzam zararının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, davalı taşıma şirketi tarafından taşınan ve diğer davalı ... şirketine CMR «sorumluluk sigorta poliçesi» kapsamında sigortalı bulunan emtianın «zayi» olması sebebiyle «munzam zarar» istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:mal sigortası · sorumluluk sigortası · gerçek zarar · zayi · sigorta poliçesi · teminat
Benzer bu karardaAncak, her ne kadar mahkemece sigortalı emtiaya ilişkin olarak «munzam zarar» hesabında ikame değerin esas alınması gerektiği belirtilmiş ise de, davaya konu «sigorta poliçesi» mal varlığında meydana gelecek azalmaya karşı «teminat» sağlayan «mal sigortası» kapsamında bulunmayıp, CMR «sorumluluk sigortası» kapsamındadır.
Dava, davalı taşıma şirketi tarafından taşınan ve diğer davalı ... şirketine CMR «sorumluluk sigorta poliçesi» kapsamında sigortalı bulunan emtianın «zayi» olması sebebiyle «munzam zarar» istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davacının zarara uğrayan malının sigorta güvencesinde olduğu, bu tür mallarla ilgili olarak «munzam zarar» hesabında ikame değerin esas alınması gerektiği, davacının «gerçek zararının» tazmin edildiği, munzam zararının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/2631 E. 2015/685 K.
Ortak:borçlunun temerrüdü · munzam zarar · temerrüt faizi · temerrüt
İncelediğiniz karardaSomut olayda, davacının kendi alacaklısına karşı daha önce «temerrüde» düştüğü ve temerrüde düştükten sonra davalıya borç para verdiği anlaşıldığından bu yöne ilişkin somut zarar iddiası ispat edilememiş ise de davanın «munzam zarar» istemine ilişkin olması nedeniyle Dairemizin yerleşik içtihatları doğrultusunda sepet formülüne göre munzam zarar hesabı yapılacaktır.Bu durumda, munzam zararın tespit edilebilmesi için «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurum veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarının yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın mülga BK'nun 42 ve 43. maddeleri çerçevesinde değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken aldığı «temerrüt faizi» miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde davacının munzam zararının olup olmadığı ve miktarı tayin ve tespit edilmelidir.
Mülga BK'nun 105. maddesi uyarınca alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir «kusur» isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir.Kanun koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiş, bu zararın tazminini iki «bölümde» düşünmüştür.Birinci bölüm, ispat edilmeden tahsili talep edilebilecek zarar miktarı olup, bu zararın «temerrüt faizi» ile karşılanması kabul edilmiştir.Bunun dışında alacaklının herhangi bir karineden istifade etmek olanağı yasal olarak mevcut değildir.Bu nedenle, «munzam zarar» isteminde bulunan alacaklı öncelikle borçlunun borcunu geç ödemesi nedeniyle uğradığı zararın temerrüt faizi ile karşılanamadığını, temerrüt faizini aşan bir zarar …
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davada somut vakıalara dayanılarak zararın gerçekleştiği ileri sürülüp kanıtlanamadığı, bu nedenle alınan bilirkişi raporunun da benimsenmediği, «munzam zarar» isteminin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… alacağını geç alması nedeniyle bundan oluşan zararını BK'nın 105. maddesi hükmü kapsamında talep etmesinin mümkün olduğu, bu tür davalarda mahkemece yapılacak işin «borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri getirtilerek tüm bu unsurların toplanarak ortalamasının alınmak suretiyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarının belirlenmesi ve bulunacak miktarın BK'nın 43. maddesi çerçevesinde değerlendirmeye tabi tutulması ve bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği" gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davacının «munzam zararının» 22.896,00 TL olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile anılan bedelin temerrüt faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
2- Dava, «munzam zararın» tazmini istemine ilişkin olup, Dairemizin bozma kararında davacının uğradığı munzam zararın tesbiti için “«borçlunun temerrüde» düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvillerine verilen faiz oranları ve döviz kurlarındaki artış oranlarının toplamının ortalaması alınmak suretiyle davacının maruz kaldığı zarar miktarının belirlenmesi ve bulunacak miktarın BK'nın 43. maddesi çerçevesinde değerlendirmeye tabi tutulması ve bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken «temerrüt faizi» miktarı düşülerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği" belirtilmiş olup, her ne kadar mahkemece bozma ilamında belirtilen unsurların ortalaması alınarak da …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2011/9235 E. , 2013/12377 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada...
8. Asliye Hukuk (...
1. Asliye Hukuk) Mahkemesi’nce verilen 15.03.2011 tarih ve 2009/21-2011/97 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 11.06.2013 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalıya 04.11.2003 tarihinde 15.000,00 TL borç para verdiğini, ancak davalının bu parayı ödememesi üzerine müvekkili tarafından yapılan icra takibi ve açılan itirazın iptali davası sonucu paranın 13.01.2009 tarihinde tahsilinin sağlandığını, davalının geç ödeme nedeniyle yasal faiz ödediğini, müvekkilinin aynı dönemdeki takibe konu bir borcu için ise ticari faiz ödediğini, müvekkilinin davalının geç ödemesi nedeniyle yasal faiz ile ticari faiz arasındaki miktar kadar zarara uğradığını ileri sürerek, davalının müvekkiline olan borcunu geç ödemesi nedeniyle faiz ile temin edilemeyen zararı karşılığı olarak şimdilik 17.000,00 TL'nin BK'nın 105. maddesi uyarınca munzam zarar olarak davalıdan tahsilini talep etmiş, yargılama sırasında yapılan ıslah ile 14.524,00 TL munzam zarar, 2.360,00 TL dava ve ıslah tarihi arasındaki yasal faiz olmak üzere toplam 16.884,00 TL'nin ıslah tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin temerrütte kusurunun olmadığı gibi davacının da somut zararını ispat etmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davada somut vakıalara dayanılarak zararın gerçekleştiği ileri sürülüp kanıtlanamadığı, bu nedenle alınan bilirkişi raporunun da benimsenmediği, munzam zarar isteminin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, mülga Borçlar Kanunu'nun 105. maddesine dayalı munzam zarar istemine ilişkindir. Davacı, davalıya verdiği borç paranın davalı tarafından zamanında ödenmediğini
ve davalının yaptığı geç ödeme için yasal faiz ödediğini, kendisinin aynı dönemdeki takibe konu bir borcu için ise ticari faiz ödediğini, davalının yaptığı geç ödeme nedeniyle yasal faiz ile ödediği ticari faiz arasındaki miktar kadar zarara uğradığı iddiasıyla geç ödeme nedeniyle faiz ile karşılanamayan zararını istemiştir.
Mülga BK'nun 105. maddesi uyarınca alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir.Kanun koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiş, bu zararın tazminini iki bölümde düşünmüştür.Birinci bölüm, ispat edilmeden tahsili talep edilebilecek zarar miktarı olup, bu zararın temerrüt faizi ile karşılanması kabul edilmiştir.Bunun dışında alacaklının herhangi bir karineden istifade etmek olanağı yasal olarak mevcut değildir.Bu nedenle, munzam zarar isteminde bulunan alacaklı öncelikle borçlunun borcunu geç ödemesi nedeniyle uğradığı zararın temerrüt faizi ile karşılanamadığını, temerrüt faizini aşan bir zarara uğradığını ispat etmelidir.Alacaklı, borçlunun ilk temerrüde düştüğü tarihten alacağını faizi ile birlikte tahsil ettiği tarihe kadar olan dönem için munzam zararını isteyebilecektir.
Somut olayda, davacının kendi alacaklısına karşı daha önce temerrüde düştüğü ve temerrüde düştükten sonra davalıya borç para verdiği anlaşıldığından bu yöne ilişkin somut zarar iddiası ispat edilememiş ise de davanın munzam zarar istemine ilişkin olması nedeniyle Dairemizin yerleşik içtihatları doğrultusunda sepet formülüne göre munzam zarar hesabı yapılacaktır.Bu durumda, munzam zararın tespit edilebilmesi için borçlunun temerrüde düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurum veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarının yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın mülga BK'nun 42 ve 43.
maddeleri çerçevesinde değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken aldığı temerrüt faizi miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde davacının munzam zararının olup olmadığı ve miktarı tayin ve tespit edilmelidir. Bu husus tespit edildikten sonra somut olayda davacı ödediği faiz ile kendisine ödenen faiz arasındaki farkı istemiş olmasına göre bu durumda davacı, alacağını davalıdan zamanında tahsil etmiş olsaydı kendisinin borçlu olduğu miktarın ne kadarını ödeyebilecek ise ödeyebileceği kısma isabet eden ticari faizden kurtulacak olması karşısında bu hususun da hesaplattırılarak, sonuçta davacı yararına hüküm altına alınacak munzam zararın davalıdan alacağını zamanında tahsil etseydi ödeyeceği kendi borcuna isabet eden ticari faiz miktarını geçemeyeceği nazara alınarak hüküm tesis edilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 13.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/467022500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz