Yönetim kurulu üyesi sorumluluğunda ispat yükü davacıdadır
İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi · 2022/1624 E. 2026/604 K. ·
Kesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
yönetim kurulu üyesi sorumluluğu↗ TTK 553↗ ispat yükü↗ kusur sorumluluğu↗ belirsiz alacak davası↗ temerrüt faizi↗ zamanaşımı↗ uzamış ceza zamanaşımı↗ kesin hüküm↗ derdestlik↗ amortisman↗
Gerekçe özeti
6102 sayılı TTK döneminde yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna dayalı tazminat davalarında ispat yükü davacıya aittir; salt zararın varlığı yeterli olmayıp davalıların kusurlarıyla şirkete zarar verdiklerinin de ispatlanması gerekir, aksi ispatlanamayan iddialar reddedilir. Belirsiz alacak davasında dava öncesi bir temerrüt olgusu bulunmuyorsa, yargılama sonucunda belirlenen alacağın tümü için faiz dava tarihinden itibaren işletilir; talep artırım/ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmesi hatalıdır. Sorumluluk davalarında zamanaşımı süresi TTK 560 uyarınca öğrenmeden itibaren iki yıl, herhalde fiilin meydana geldiği tarihten itibaren beş yıldır; fiil cezayı gerektiriyorsa ve ceza zamanaşımı daha uzunsa bu süre uygulanır. Kesin hükümden söz edilebilmesi için her iki davanın tarafları, dava sebepleri ve talep sonuçlarının aynı olması gerekir; talep sonuçları farklıysa kesin hükümden söz edilemez.
Ele alınan sorunlar
Fazla kasa mevcudunun davalılarca kullanıldığı iddiası (yönetim kurulu üyesi sorumluluğu) → ret
İddia: Davacılar, kasada kağıt üzerinde görünen ancak fiilen bulunmayan tutarın davalı yöneticilerce alındığını, bu tutarın nereye harcandığının ispat yükünün davalılarda olduğunu ileri sürmüştür.
Gerekçe: TTK'nın 553. maddesindeki sorumluluk kusur sorumluluğu olup salt zararın kanıtlanması yeterli değildir; davalıların kusurlarıyla şirkete zarar verdiklerinin de kanıtlanması gerekir. Yeni TTK döneminde ispat yükü davacıya aittir. Kasa düzeltmesi neticesinde bulunan miktarın fiilen kasada bulunmadığı tartışmasız olsa da, söz konusu bedelin davalılar tarafından alındığına veya harcandığına yönelik herhangi bir tespit ve ispat gerçekleşmemiştir. İddiayı ispat külfeti davacılar üzerinde olduğundan, bu husustaki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Amortisman (VUK/... ) oranının hatalı uygulanması nedeniyle şirket zararı → kabul
Gerekçe: Giyim üretiminde kullanılan makine, tesis ve cihazların amortisman oranı %12,5 iken %20 uygulanmış olması sebebiyle yıllık amortisman giderlerinde, amortisman sürelerinde ve dolayısıyla yıllık kâr tutarlarında farklılık oluştuğu; inceleme döneminde amortismanların toplam 1.083.821,77 TL fazla gider kaydedildiği ve bu farkın şirket karını aynı oranda azalttığı bilirkişi incelemesiyle tespit edilmiştir. Davalılar tarafından aksinin ispatına yarar somut bir delil ibraz edilmemiştir. Bu nedenle şirketin uğradığı zarar yönünden davanın kabulünde isabetsizlik görülmemiştir. (BAM'ca yerinde görülen İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi gerekçesi)
Belirsiz alacak davasında faiz başlangıç tarihi → kabul
İddia: Davacılar, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, temerrüt tarihinin dava tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğini, talep artırım tarihinin faiz başlangıcı olarak alınmasının belirsiz alacak davası kurumuna aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Gerekçe: Belirsiz alacak davasının kanuna konuluş amacı ve davanın niteliği dikkate alındığında, dava tarihinden önce gerçekleşen bir temerrüt olgusu bulunmadığı durumlarda, yargılama sonucunda miktarı tam ve kesin olarak belirlenen alacağın tümü için temerrüt davanın açıldığı tarihte gerçekleşeceğinden, faize de dava tarihinden itibaren hükmedilmesi gerekir. Mahkemece kabul edilen alacağın tümü yönünden faizin dava tarihinden itibaren işletilmesi gerekirken kısmen kabul edilen miktara bedel artırım tarihinden itibaren faiz işletilmiş olması isabetli görülmemiş, bu husustaki istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün düzeltilmesi gerekmiştir.
Gerekçe kaynağı: düzeltme
Zamanaşımı def'i → ret
İddia: Davalılar, zararın 2009-2015 dönemine ilişkin olduğunu, TTK 560. madde uyarınca zamanaşımı süresinin dolduğunu, ayrıca ibra kararlarına karşı TTK 558/2 uyarınca altı aylık hak düşürücü sürenin geçtiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: TTK'nın 560. maddesi uyarınca tazminat talep etme hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve herhalde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl içinde zamanaşımına uğrar; fiil cezayı gerektirip TCK'ya göre daha uzun zamanaşımına tabi ise tazminat davasında da bu uzamış zamanaşımı uygulanır. Davacılar zarardan ve failden 15.06.2018 tarihli bilirkişi raporu ile haberdar olmuştur. Davalı yönetim kurulu üyelerinin eylemlerinin güveni kötüye kullanma olarak değerlendirilmesi uygun düşeceğinden, TCK'nın 66/1-e bendi uyarınca sekiz yıllık dava zamanaşımı süresi uygulanır. Davanın eylem başlangıcı olan 2015 yılından itibaren üç yıl içerisinde, bedel artırım isteminin ise altı yıl içerisinde, yani sekiz yıllık dava zamanaşımı süresinde açılmış olduğu anlaşıldığından zamanaşımı def'i yerinde görülmemiştir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Kesin hüküm itirazı → ret
İddia: Davalılar, davacıların İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açtığı önceki tazminat davasının kesin hüküm niteliğinde olduğunu, bu nedenle davanın reddi gerektiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: HMK 303/1 uyarınca bir davaya ait kesinleşmiş hükmün diğer davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. Somut olayda her iki davanın tarafları aynı olmakla birlikte davaların talep sonuçları farklı olduğundan kesin hükmün varlığından söz etmek mümkün değildir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Yeni TTK döneminde yönetim kurulu üyesi sorumluluğu davalarında ispat yükünün davacıda olduğu ve belirsiz alacak davasında faiz başlangıcının dava tarihi olması gerektiği yönündeki tespitler bakımından bölgesel ve ikna edici emsal değeri taşımaktadır.
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- TTK'nın 560. maddesi uyarınca yönetim kurulu üyesinin sorumluluğuna ilişkin tazminat talep etme hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve herhalde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl içinde zamanaşımına uğrar; fiil cezayı gerektirip TCK'ya göre daha uzun zamanaşımına tabi ise (somut olayda TCK 155 güveni kötüye kullanma - TCK 66/1-e uyarınca sekiz yıl) bu uzamış zamanaşımı süresi uygulanır.
- Dava şartı
- kesin hüküm, derdestlik
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO 2022/1624
KARAR NO 2026/604
TÜRK MİLLETİ ADINA
İSTİNAF KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 21/10/2021
NUMARASI 2018/1072 Esas - 2021/837 Karar
DAVANIN KONUSU Tazminat (Şirket yöneticilerinin sorumluluğundan kaynaklanan)
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacılar ve davalılar vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin, muris ...'nın vefatı ile ... Şirketi'nde pay sahibi hâline geldiğini, murisin vefatının ardından müvekkillerinin davalıların kötüniyetli tutum ve davranışları neticesinde, ortak oldukları şirketten dışlandıklarını, şirket yöneticilerinin şirketi zarara uğrattıklarını, bu durumun15.06.2018 tarihli uzman raporu ile öğrenildiğini,uzman raporunda mali tablolar ve sair ticari kayıtlardan, hangi ortağın şirkete ne kadar borçlandığının anlaşılamadığını, Dr. ... ve SMMM ... tarafından hazırlanan uzman raporda; 2015 yılı sonu itibariyle, ortakların şirkete üç milyon küsür Türk lirası borcunun bulunduğunun tespit edildiğini, ancak işbu borcun, hangi yıllarda vuku bulduğu, ilk borçlanmanın ne zaman yapıldığı, hangi ortağın şirketin kasasından ne kadar borç aldığı ve en önemlisi işbu zararlandırıcı işlemlerin hangi yönetim zamanında başladığı tespit edilemediğini, İstanbul 13.
Asliye Ticaret Mahkemesi 2016/630 esas sayılı dosyada açılan bilgi edinme davasının lehe sonuçlanması sonucu, bağımsız uzmanlarca şirkette 1 hafta süreyle inceleme yapıldığını ve şirketin kasasından ortaklar tarafından 500 bin küsür TL kadar ana para çekildiği, faiziyle birlikte 2015 yılı sonunda bu paranın 3 milyon küsür TL'lere kadar çıktığının tespit edildiğini, 15.06.2018 tarihli bu rapor ile davaya konu usulsüzlüklerden haberdar olunduğunu, ancak; kasadan paraların kim tarafından çekildiği, ne zaman çekildiği, hangi pay sahibinin ne kadar borcu olduğu ve dava tarihi itibariyle şirketin zararının ne kadar olduğunun tespit edilemediğini, bu sebeple murisin vefatından itibaren; eski ve yeni tüm yöneticilerin işbu davada hasım olarak gösterildiğini, ayrıca kasadan alınan borçlar ve faizlerin kurumlar vergisinde gösterilmediğini ve vergi zıyaına da sebebiyet verildiğini, her ne kadar geçmiş dönemlere ilişkin olarak şirket yöneticileri ibra edilmiş olsa da, Yargıtay içtihatları gereği gerçeğe aykırı bilgi, belge ve beyanlara dayanan ibranın hukuki sonuç doğurmayacağını, yapılan işbu usulsüzlüklerin önceden somutlaşmış olması durumunda ibra kararlarının yargı mercilerince iptal edileceğini, ibra geçerli sayılsa dahi zincirleme bir şekilde zararlandırıcı işlemlerin bugünlere kadar sirayet ettiğini, 2016 yılı için verilen ibra kararının davası devam etmekte olduğunu ilgili davada bilirkişi raporunun lehe geldiğini, 2017 ve 2018 hesap dönemleri için ise henüz toplantı yapılmadığından ibra kararı mevcut olmadığını, dava tarihi itibariyle zararın tam miktarı ve sorumluların belirlenerek, faiziyle birlikte sorumlu yöneticilerden tahsili ve şirkete iadesi konulu işbu davanın açıldığı, ayrıca menfaat çatışmasının önüne geçilmek üzere temsil kayyımı, şirketin yargılama süresince kontrol edilmesi açısından denetim kayyımı atanması, dava tarihi itibariyle, yöneticilerin kusurlu davranışları neticesinde hakim şirkete verdikleri zararın, dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiz ile birlikte, kusurları oranında müşterek ve müteselsil olarak davalılardan alınarak ....
A.Ş.'ne iadesine, menfaat çatışmasının önüne geçmek adına, şirkete temsil kayyımı atanmasına, yargılama süresince, zararlandırıcı işlemlerin devam etmemesi için, şirkete denetim kayyımı atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacılar vekili 29.03.2021 tarihli dilekçe ile; HMK'nın 107/2. maddesi uyarınca dava değerini artırarak toplam 2.323.821,77 TL'nin davalılardan faizi ile birlikte tahsiline ve şirkete ödenmesine karar verilmesini talep etmişlerdir.Davalılar vekili, savunmasında özetle; şirket yöneticilerinin sorumluluğu için somut bir zararın ve kusurun olması gerektiğini, dava dilekçesinde soyut iddialardan öte somut bir zarar veya yönetim kurulu üyelerine yüklenebilecek bir kusur gösterilemediğini, ....
A.Ş.'nin bir aile ortaklığı olduğunu, davacılar ... ve ...’nın toplam paylarının 162.500 olup sermayenin yüzde sekizine (% 8,125) karşılık geldiğini, davacıların, şirket ortağı muris ...’nın 31.03.2009 tarihinde vefatı üzerine anılan tarih itibarıyla mirasçı sıfatıyla şirket ortağı olduğunu, davacılar dışındaki paydaşların şirketin yüzde doksan iki (% 91,875) pay sahibi olduğunu, her konuda oybirliğiyle hareket ettiğini, davacı şirket ortaklarının her fırsatta şirkete ve yönetim kuruluna karşı dava açtığını ve uyuşmazlık çıkardığını, ... A.Ş. ticari defterlerinin muhasebe usul ve tekniklerine uygun olarak tutulduğunu, şirketin işletme sermayesinin fazlasıyla korunduğunu ve öz varlık yapısının güçlü olduğunun tespit edildiğini, anılan raporlarda şirket yönetim kurulunun basiretli bir tüccar gibi hareket ettiğini, başarılı çalışmalar yürüttüğünü, özellikle arsa ve arazi yatırımları ile şirket malvarlığını büyüttüğünü, şirket ortaklarının hak ve menfaatlerini tehlikeye sokacak herhangi bir kararın da bulunmadığını, gerçekten de ....
A.Ş.’nin özvarlığının sermayesinin çok üzerinde olduğunu, şirket sermayesinin 2.000.000,00 TL olduğunu ve tamamen ödendiğini, şirket özvarlığının yıldan yıla arttığını, uzmanlar tarafından hazırlanan raporda, yalnızca yıllar içerisinde kasa hesabında görülen tutarların makul olmadığı yönünde yorumda bulunulduğunu, yerli ve yabancı piyasalardaki ekonomik rekabetten kaynaklanan zorunluluklar nedeniyle pek çok işletmede zaman zaman belgelendirilemeyen giderlerinden kaynaklanan kasa bakiyesinin sözkonusu olabildiğini, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2015/1103 E. sayılı davanın reddine karar verildikten sonra aynı döneme (2009-2015) ilişkin olarak şirketin zarara uğratıldığı iddiası ile yönetim kurulu üyeleri aleyhine tazminat istemiyle bu kez mahkemede dava açıldığını, bu nedenle kesin hüküm ve tarafları ve konusu aynı başka bir davanın söz konusu olduğunu, açılan davanın öncelikle kesin hüküm ve derdestlik nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, 2009-2015 arası 7 yıllık döneme ilişkin 15.06.2018 günlü özel inceleme raporuna dayanılarak şirketin zarara uğratıldığı iddiası ile yönetim kurulu üyeleri aleyhine tazminat istemiyle açılan davada zamanaşımı süresinin de dolduğunu, davanın öncelikle zamanaşımı yönünden reddine, kesin hüküm, derdestlik ve zamanaşımı itirazları doğrultusunda davanın reddine, esas yönünden de haksız ve yersiz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Davacılar, dava dışı .... A.Ş.'nin kurucu ortaklarından olan ...'nın mirasçıları ve şirket ortakları olup davalılar ise 2015-2016-2017 ve 2018 yılları arasında görev yapmış ve yapmakta olan yönetim kurulu başkan ve üyeleridir. Açılan davada davacılar İstanbul 13. ATM'nin 2016/630 Esas sayılı dosyasında verilen karar sonrasında aldıkları 15.06.2018 tarihli uzman raporuna dayanarak davalıların usulsuz işlemleri ile şirketi zarara uğrattıkları, fazla kasa mevcudunun davalılarca kullanıldığı ve fahiş borçlanmalar yaptıkları, ... giderlerinin yanlış hesaplandığını ve vergi beyannamelerinin gerçeğe aykırı oldukları iddia edilmekte olup davalılar İstanbul 1.
ATM'nin 2015/1103 Esas sayılı dosyası baz alınarak derdestlik ve kesin hüküm itirazında bulunmuşlardır. Mahkememizce İstanbul 1. ATM'nin 2015/1103 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde çok fazla sayıda taşınmaz alımı yapılması, fabrika binasının bilançoya kayıtlı olmaması v.b. Nedenlerle 2009-2015 yıllarını kapsayan ve yönetim kurulu üyelerine karşı yöneltilmiş tazminat davası olduğu anlaşılmış olup bu dava ile mahkememizde devam etmekte olan davanın dava sebepleri ve talep edilen yılların farklı olması nedeniyle derdestlik ve kesin hüküm itirazı reddedilmiş ayrıca zamanaşımı itirazı yönünden de 2015-2018 yıllarına ilişkin zararın varlığı ve miktarı henüz tespit edilememiş olduğundan şartları oluşmayan zamanaşımı itirazının da reddine karar verilmiş ve dosyanın esasına geçilerek yargılamaya devam edilmiştir.Davacıların dayandıkları uzman raporu, ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan ayrıntılı ve denetime açık bilirkişi incelemeleri sonucunda Dava dışı şirketin 2015 yılı ve sonrasında ortaklara dağıtılacak karın sürekli arttığı, TTK hükümlerine göre özvarlık sermaye oranının yüksek olup şirketin borca batık durumda olmadığı, genel tespitlere göre şirketin kötü yönetilmediği fakat dava konusu iddialara gelince kasada fazla para bulunması hususunda şirketin çalıştığı sektöre, aktif büyüklüğüne ve satış tutarına göre bu miktarın değişiklik gösterebileceği ve somut olayda kasada bulunan miktarın şirketin bünyesine göre normal bir nakdi miktar olduğu, fazla tutulan kasa mevcudunun davalılar tarafından alınarak fahiş borçlanmalar yapıldığı iddiasında ise fiilen kasada olmayan fakat hesaplarda bulunan 2016 yılı için 590.000 TL ve 2018 yılı için 650.000 TL bedelin hangi davalı veya davalılar tarafından alındığı, nereye ve niçin harcandığı ispat ve tespit edilememiş olduğu beyan edilmiştir.
Buna göre fazla kasa mevcudunun davalılar tarafından kullanıldığı ve şirkete fahiş borçlanmaların yapıldığı iddiası TTK 553 Md. Uyarınca yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna gidebilmek için gerek kusur, illiyet bağı ve zarar şartlarını taşımadığından ve sorumluluklarının bulunduğu ispat edilemediğinden bu iddia yönünden davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
... giderlerinin hesaplanmasına yönelik yapılan incelemede ise binalar hariç tüm kalemler yönünden götürü bir tek oranın kullanıldığı, bu durumun yıllık ... giderlerinde, ... sürelerinde ve dolayısıyla yıllık kar tutarlarında farklılık oluşturduğu, 1.083.821,77 TL karın, fazla kaydedilen giderler kadar azaldığı tespit edilmiş, bu zararın tüm pay sahiplerini ve davacıları etkilediği, yapılan yanlış hesaplamaların yönetim kurulu üyelerinin denetim ve sorumluluğunda olduğu, TTK 553 Md. Şartlarının oluşması nedeniyle davalıların bu bedelden sorumlu olup şirkete iadesinin gerektiği, bu alacak kalemi yönünden açılan ve ispatlanan davanın kabulüne ve netice olarak davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş..." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, hatalı hesaplanan ...
bedeline ilişkin 1.083.821,77 TL bedelin, 1.000 TL'lik kısmına dava tarihi olan 16/11/2018 tarihinden 1.082.821,77 TL'lik kısmına ıslah tarihi olan 29/03/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak .... AŞ'ye verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacılar vekili,istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dava dışı ve zarara uğratılan .... AŞ şirketinin müvekkillerinin murisi ... ve kardeşleri tarafından kurulan bir anonim şirket olduğunu, murisin vefatının ardından müvekkili davacıların davalıların kötü niyetli tutum ve davranışları neticesinde ortak oldukları şirketten ve şirketin faaliyetinden dışlandıklarını, müvekkillerinin hak arama çabaları sonrasında şirket yöneticilerinin şirkete zarara uğrattıklarının 15.06.2018 tarihli uzman raporu ile öğrenildiğini, şirketin 2015 yılı mali dönemine ilişkin olarak açılan İstanbul 13 ATM'nin 2016/630 Esas sayılı dosyasında görülen bilgi edinme davasının müvekkilleri lehine sonuçlandığını, müvekkillerinin ilamda yazılı yıllar ve konularla sınırlı olarak şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde bağımsız denetim marifeti ile araştırma ve inceleme imkanı bulduğunu, söz konusu raporda 2015 yılına dek yansıyan ve devamında süregelen ve vuku bulan usulsüzlüklerin tespit edildiğini bunun üzerine istinafa konu davanın açıldığını, yöneticilerin kusurlu davranışları neticesinde şirkete verdikleri zararın alınarak şirkete iadesine ve şirkete temsil kayyımı ile denetim kayyımı atanmasının talep edildiğini, mahkeme tarafından kısmen kabul kararı verildiğini, kararın kısmen hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, fazla kasa mevcuduna yönelik zarar ve tazminat talebi yönünden açılan davanın reddine dair verilen kararın hakkaniyete ve hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda şirket kasasının yönetim kurulu üyeleri tarafından kendi kasalarıymış gibi kullanıldığı, bazı ortakların şirket kasasına karşı borçlandıkları ve borcu ödemediklerinin tespit edildiği ayrıca ortakların şirket kasasındaki parayı borç olarak alıp bunları faiziyle ödemedikleri için şirketin kasasında likit sıkıntısının oluştuğunu, normal şartlarda bunların yapılmış olması durumunda ihtiyaç duymadığı kredilerin kullanıldığı her bir kredinin şirkete masraf ve yük getirdiğini, dosyadaki kök ve ek raporu incelendiğinde şirket kasasında kağıt üzerinde 1.240.000,00 TL kasada gözüktüğü, ama kasada aslında böyle bir meblağın olmadığının tespit edildiğini, kasada bulunması gereken fakat fiilen bulunmayan 1.240.000,00 TL'nin nereye harcandığının hesabını verme ve bunu ispat etme yükünün davalı yöneticiler üzerinde olduğunu, mahkemenin bu hususu göz ardı ederek hüküm tesis edilmesinin kabul edilemeyeceğini, ücretle çalışan yönetim kurulu üyelerinin objektif özen göstermekle yükümlü olduklarını,TTK'nın 553/1.maddesinde düzenlenen tüm şartların oluştuğunu, rapordan anlaşılacağı üzere kasada bulunması gereken 1.240.000,00 TL fiilen bulunmadığından şirketin net zararının oluştuğunu, şirket kasasında paranın muhafazasının sağlanmasının yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunda olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin kusurlu olmadıklarının ispat külfetinin davalılar üzerinde olduğunu, davalıların TTK 369.maddeden doğan özen yükümlülüğünü ihlal ettiklerini, mahkemenin gerekçeli kararının 6.sayfasında hatalı faiz hesaplaması yaptığını, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, temerrüt tarihinin dava tarihi olarak kabulü gerektiğini, talep belirleme kurumunun işletildiğini, 29.03.2021 tarihli talep artırım dilekçesinin faiz hesaplanmasında başlangıç kabul edilmesinin alacak davası kurumuna aykırı olduğunu,YHGK'nin 2015/9-3162 Esas, 2018/369 Karar sayılı ilamında belirsiz alacak davasının tespit davası olarak açılması ve ardından eda davasına ıslahla dönüştürülmesinin davanın belirli bir miktar üzerinden açılmasından farkının faiz başlangıcı noktasında kendisini gösterdiği, belirsiz alacak davasının tespit davası olarak açıldığında faiz başlangıcının alacakların rakam olarak ıslah tarihi olması gerektiğinin belirtildiğini, faiz başlangıcının düzeltilmesi gerektiğini iddia ederek, istinaf nedenleri doğrultusunda kararın düzeltilerek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir Davalılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;
kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, zamanaşımı hak düşürücü süre kesin hüküm itirazlarının davanın konusunu oluşturan 2009 - 2015 yıllarını kapsadığını, İstanbul 13 ATM'nin 2016/630 Esas sayılı dosyasında rapor hazırlandığını, söz konusu 15.06.2018 günlü özel inceleme raporu olduğunu, şirketin 2009- 2015 yıllarına ilişkin kayıtların incelenerek rapor hazırlandığını,bu döneme ilişkin 15.06.2018 günlü inceleme raporuna dayanılarak şirketin zarara uğratıldığı iddiasıyla yönetim kurulu üyeleri aleyhine açılan davada TTK 560.maddesi gereğince zamanaşımı süresinin dolduğunu, söz konusu dönemin 7 yıllık dönem olduğunu, davacı pay sahiplerinin tüm şirket genel kurul toplantılarında bizzat veya temsilen hazır bulunduklarını, yönetim kurulu üyelerinin ibrasında olumsuz oy kullandıklarını, TTK 558/2.maddesi uyarınca dava hakkının ibra tarihinden itibaren altı ay geçmesi ile düşeceğini, ibra kararlarına karşı açılan iptal davalarının hak düşürücü süreyi durdurması veya kesmesinin söz konusu olmadığını, ayrıca davacı şirket ortakları tarafından şirket yönetim kurulu üyeleri aleyhine İstanbul 1.
ATM'nin 2015/1103 Esas sayılı dosyada tazminat davası açtıklarını, davanın 07.12.2017 günü reddine karar verildiğini, sonra aynı döneme ilişkin olarak şirketin zarara uğratıldığı iddiası ile yönetim kurulu üyeleri aleyhine tazminat istemli iş bu davanın açıldığını, kesin hüküm ve tarafları ile konusu aynı başka bir davanın derdestliğinin söz konusu olduğunu, davanın konusunun 2009 - 2015 yıllarını kapsadığını ancak kararın dayanağı bilirkişi raporlarında ,2015 - 2016 - 2017 - 2018 yıllarına ilişkin kayıtların incelendiğini, bilirkişi raporlarında dava konusu dönem dışı kayıtlar incelenerek rapor hazırlandığını, iddianın genişletilmesine muvafakatlarının bulunmadığını, rapor doğrultusunda verilen kararın yasa ve dosya içeriğine aykırı olduğunu, mahkeme tarafından haklı olarak kasa mevcuduna ilişkin zarar ve tazminat isteminin reddedildiğini, şirketin sırf 2016 - 2018 yıllarında 6736 ve 7143 sayılı yasalar uyarınca defter kayıtlarında kasa düzeltilmesinden yararlanmasının şirket zararı olarak nitelendirilemeyeceğini ve değerlendirilemeyeceğini, delillerin değerlendirilmesinde mahkeme tarafından hataya düşüldüğünü, şirketin ...
hesaplarında yanlışlığın olmadığını, ... indiriminde hata bulunsa dahi bundan şirketin zarara uğratılmış olduğunun sonucuna varılamayacağını, şirkete ait makine tesis ve cihazların hemen tamamının yurt dışından ithal edildiğini, bilgisayarlı makineler olduğunu, şirketin yurt dışına ihracat (fason-imalat) yaptığını, kullanılan makinelerin son teknoloji ürünü olduğunu, yararlı ömürlerinin beş yıldan fazla olmadığını, ... oranının %20 olarak uygulanmasında mevzuata aykırılık bulunmadığını iddia ederek, kararın kısmen kabulüne dair bölümünün kaldırılmasını ve davanın tümüyle reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, TTK'nın 553. maddesi gereğince anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğundan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, her iki taraf vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, davacı ve davalıların dava dışı .... AŞ'nin hissedarlarından oldukları hususunda herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, dava konusu alacak kalemlerinden kasa mevcudiyetine dair talebin reddi ile bedel artırımına ilişkin isteme yönelik talep yönünden faizin bedel artırım tarihinden itibaren işletilmiş olmasının usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığı, ayrıca davanın zamanaşımı, hak düşürücü süreye uğrayıp uğramadığı, kesin delil veya derdestlikle ilgili olumsuz dava şartlarının mevcut olup olmadığı, davanın şirketin 2009 -2015 dönemine dair açılmış olduğu iddiasına karşılık hükme esas alının bilirkişi raporlarında talep dışında ticari defter ve belgelerin incelenip incelenmediği, kararın usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Dosya kapsamından, dava dışı .... AŞ şirketinin 20.01.1988 yılında ticaret sicile tescil edildiği, dava dışı şirketin yönetim kurulu üyelerinin davalılar ..., ..., ..., yetkililerin ..., ..., ... olduğu, 06.04.2015 tarihli şirketin genel kurulunda davacılardan ... ve ...'nında yönetim kurulu üyeliklerine seçilmiş oldukları, davacıların babası dava dışı ...'nın 31.03.2009 tarihinde vefatı ile mirasçı olarak davacılardan eş ... ile davacı ... ve çocuk ...'nın kaldıkları, ...'nın ayrıca şirket yönetim kurulu üyesi olmasından dolayı davalılar arasında yer aldığı, dava dışı şirketin aile şirketi olarak kurulmuş olduğu, davacıların şirketin hissedarı, sermaye paylarının %8 olduğu, davalıların ise şirketin yönetim kurulu üyeleri oldukları, davacılar tarafından iş bu davadan önce İstanbul 16.
Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/783 Esas sayılı dosyasında (bozmadan önce İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/78 Esas) 15.02.2017 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında alınan kararların iptali amacı ile dava açtıkları, mahkemenin 19.06.2014 tarihli kararı ile davanın reddine dair hüküm tesis edildiği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2015/353 Esas, 2015/5705 Karar ve 22.04.2015 tarihli ilamı ile sonuç olarak bilirkişi raporunda varılan sonuca aykırı şekilde hüküm kurulmasının raporda varılan sonucun benimsenmemesi halinde hangi usul çerçevesinde inceleme yapılacağının HMK maddelerinde belirtildiği, mevcut rapora karşı kayyım tarafından verilen rapor çerçevesinde kayyım raporu benimsenmek suretiyle hüküm tesisin doğru olmadığının belirtildiği, İstanbul 2.
Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1057 Esas sayılı dosyasında davacılar tarafından dava açılmış olduğu, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/538 Esas sayılı dosyasında davacıların 26.05.2015 tarihinde şirketin 31.03.2015 tarihinde yapılan genel kurul kararının iptali istemi dava açtıkları, mahkemenin 07.10.2016 tarihli kararı ile davanın reddedilmiş olduğu, davacıların 2016/630 Esas sayılı dosyasında 06.06.2016 tarihinde şirket aleyhine TTK 437/5 uyarınca şirket ortaklarının bilgi alma ve inceleme hakkının kullandırılması talebine ilişkin dava açtıkları, mahkemenin 14.12.2017 tarihli kararı ile davanın TTK 437/5 maddesi gereğince kabulüne, şirketin 2015 yılına ilişkin 01.06.2016 tarihli genel kurul toplantı tutanağında 10 madde halinde bilgi talep ettiği hususlarla sınırlı olmak üzere bilgi alma ve inceleme hakkının kullandırılmasına dair kesin olarak karar verildiği, İstanbul 2.
Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1057 Esas sayılı dosyasında davacılar tarafından 17.09.2014 tarihinde şirketin 15.02.2013 tarihli genel kurulda alınan kararlarının iptali ile kayyım ve özel denetçi atanmasını talep edildiği, talebin reddine karar verildiği, davacılar tarafından İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/684 Esas sayılı dosyasında 10.07.2017 tarihinde yapılan 2016 yılına ilişkin olağan genel kurul toplantısının gündeminin görüşülmesi sırasında yönetim kurulunun ibrası, yönetim kuruluna üye seçimi, 2016 yılı karının dağıtılmaması, huzur hakkı ödenmesine yönelik kararların iptali istemi ile dava açtıkları, mahkemenin 15.11.2018 tarihli kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verildiği, söz konusu kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13.
Hukuk Dairesinin 2019/1015 Esas, 2021/194 Karar ve 15.02.2021 tarihli kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddedildiği, davacıların dava dışı Tasfiye Halinde ... AŞ aleyhine açmış oldukları 24.03.2016 tarihli genel kurul toplantısındaki 3 ve 4 nolu kararlarının batıl olduğunun tespiti ve iptali istemlerine dair davanın mahkemece kısmen kabulüne karar verildiği, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 2019/108 Esas, 2021/259 Karar ve 25.02.2021 tarihli kararı ile TTK 413/2 maddesi uyarınca gündemde bulunmayan konuların genel kurulda müzakere edilemeyeceği, karara bağlanamayacağı, davalı şirket tarafından düzenlenip ilan edilen toplantı gündeminde tasfiyeye ilişkin açık hükmün bulunduğu, gündemin 4 sayılı kararının gündeme bağlılık ilkesini ihlal ettiğinden söz edilmesinin olanaksız olduğunu, kararın tasfiye işlemlerine başlanmasına ilişkin olduğu gözetilmek suretiyle karar verilmesi gerektiği, delillerin toplanılmadığı ve değerlendirilmediği gerekçesiyle mahkeme kararın kaldırılmış olduğu, davacılar vekili tarafından kapatılan İstanbul 21.
Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/78 Esas, 2014/165 Karar sayılı kararının Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2015/353 Esas, 2015/5705 Karar ve 22.04.2015 tarihli ilamı ile bozulması üzerine davalı şirket yönetim kuruluna hitaben Beyoğlu ... Noterliğinde düzenlenen 31.08.2015 tarihli ihtarnamenin düzenlendiği, söz konusu ihtarnamede, Yargıtay'ın 2015/5705 Esas sayılı kararı ile mahkeme kararının bozulduğu belirtilerek bozma gerekçesinde yaptırılan bilirkişi incelemesinde ticari defter ve kayıtların usulüne uygun tutulmadığı, olması gereken bir takım hesapların defterlerde yer almadığı, buna göre düzenlenen kar zarar hesabı ile bilançonun gerçeği yansıtmadığının belirtildiği, yönetim ve denetim kurulunun ibrasında yasal dayanağı olmadan atanan kayyım raporunun esas alınmasının gerekçe gösterilerek kararın bozulduğunu, bilirkişi raporunda usulsüzlüklerin tespit edildiğini, 2009 yılına ait hesap incelemesinde şirketin kasasında bulunan 4.230.149,37 TL'nin neden hesaba yatırılmadığı ve 2010 yılında bu rakamın 382.913,0 TL'ye düşmesinin nedeninin yönetim kurulundan sorularak sorumluluk davası açılması gerektiğini, şirket için alınan 31.12.2010 yılı blançosunda gösterilen fabrika binasının değerinin 304.962,00 TL olduğu ancak bilançonun gerçeği yansıtmadığı için gayrimenkulün gerçek değerinin tespit edilerek fazlaya ilişkin durumun ortaya çıkarılması gerektiği ayrıca genel kurulda yönetim kurulu üyesi ...'lere ait olan yedi adet marka hakkında bu markaların şirket aleyhine zararlandırıcı işlem olarak kullanılıp kullanılmadığının tespitinin gerektiğinin belirtilerek yönetim kurulundan genel kurulun toplantısı için ortaklara belirtilen gündem maddeleri ile ilgili çağrı yapılmasının talep edildiği, davacılar vekili tarafından ihtarname tarihi sonrasında davalı yönetim kurulu üyelerinin şirkete kasti işlemleri ve eylemleri ile zarara uğrattıkları, İstanbul 21.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/78 sayılı dosyasında bilirkişilerce tüm mali ve kayıpların ve defterlerin incelendiği, davalı yönetim kurulu üyelerinin yapmış oldukları işlemlerle TTK 396.maddesi uyarınca açıkça rekabet yasağını ihlal ettiklerini, davalı şirketin büyük pay sahiplerinin yönetim kurulu üyelerinin kurmuş oldukları başka şirketlerin mevcut olduğunu, müvekkillerinin ...
AŞ şirketinde azınlık pay sahibi olduklarını, aynı davalılara ilişkin davaların kendi lehlerine sonuçlandığına dair iddiaların ileri sürülerek İstanbul 1. Asiye Ticaret Mahkemesinin 2015/1103 Esas, 2017/1061 Karar sayılı dosyasında alacak davası açtıkları, mahkemenin 07.12.2017 tarihli kararı ile davanın reddine karar verildiği, kararın davacılar tarafından istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 2021/1915 Esas, 2025/51 Karar ve 28.01.2025 tarihli kararı ile istinaf başvurusunun reddine karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2025/1691 Esas, 2025/6867 Karar ve 28.01.2025 tarihli ilamı ile onandığı, davacıların İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/864 Esas, 2018/1215 Karar sayılı dosyasında açmış oldukları 10.07.2017 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların iptali isteminin mahkemece kısmen kabulüne karar verildiği, kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13.
Hukuk Dairesinin 2019/1015 Esas, 2021/194 Karar ve 15.02.2021 tarihli kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddedildiği, kararın temyiz isteminin ise Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/4680 Esas, 2023/313 Karar ve 17.01.2023 tarihli ilamı ile onandığı, taraflar arasında çok sayıda uyuşmazlığın mevcut olduğu, davacıların iş bu davada ise İstanbul 13 .ATM'nin 2016/630 Esas sayılı dosyasında dava dışı şirket hakkında TTK 437.maddesi gereğince tespit talebinde bulundukları, mahkemenin 2017/957 Karar ve 14.12.2017 tarihli kararı ile davanın kabulüne, TTK 437/5.maddesi gereğince davalı şirketin 2015 yılına ilişkin 01.06.2016 tarihli genel kurul toplantı tutanağında 10.madde halinde bilgi talep ettiği hususlarla sınırlı olmak üzere bilgi alma ve inceleme hakkının kullandırılmasına, incelemeye münhasır tüm defter ve belgelerin davalı şirket merkezinde üç uzmana tevdi edilmesi suretiyle bilgi alma hakkının kullandırılmasına yönelik kesin olarak karar verildiği, mahkeme kararı neticesinde 15.06.2018 tarihli bilirkişi heyeti tarafından rapor düzenlendiği, söz konusu raporda;
... hesaplamalarında kanuni oranlara tam olarak riayet edilmediği, (binalar hariç) tüm kalemler için götürü bir tek oranın kullanıldığının görüldüğü, bu oran farklılığının, Makine, Tesis ve Cihazlar grubu dışında meydana getirdiği gider farklılığı, önemlilik seviyesinin altında olduğu, ancak, giyim üretiminde kullanılan makine tesis ve cihazların ... oranı % 12,5 iken %20 uygulanmış olması sebebiyle, yıllık ... giderlerinde, ... sürelerinde ve dolayısıyla yıllık kâr tutarlarında farklılık oluştuğu, bu farkların ise; 2009 - 2015 aralığında makine ... toplamının 157.156,00 TL fazla kaydedildiği, karın aynı tutarda noksan raporlandığı, stok alım ve sarf belge ve bilgilerinin taraflarına teslim edilmemesi sebebiyle incelenemediği ve stokların kullanımı, ortalama kârlılık ve satılan malların maliyeti hususlarında görüş oluşturulamadığı, şirket aktifi arasında yer alan nakdin kullanımı hariç önemlilik sınırının altında olduğunun görüldüğü, şirket nakdinin ise, yönetimden sorumlu ortaklarca serbestçe kullanıldığı, kasadan ödemelerin kanunen 8.000 TL sınırlı olması sebebiyle makul kasa seviyesinin 25.000 TL olması gerekirken 01.01.2009 - 31.12.2015 arasında ortalama kasa bakiyesinin 1.170.446 TL olduğu, bu bakiyenin azami 5.215.500 TL'ye kadar ulaştığı;
yargı kararlarında yer aldığı gibi bu kullanımlar için, "kullanılan nakdin yanında”, TCMB reeskont faiz hadlerine göre “hesaplanan faizleri" de şirkete karşı borçlu oldukları; 31 Aralık 2015 tarihi itibariyle; ana para borcunun 590.764,81 TL, inceleme dönemine ait faizlerin 2.774.772,00 TL toplam 3.365.536,81 TL olduğu, kasa bakiyesinin azami tutardan 590.764,81 TL'ye azaltılmasında kaynağın bilinmediğinin hesap ve tespit edildiğinin belirtildiği, davacıların 15.06.2018 tarihli raporu da göstererek 16.11.2018 tarihinde iş bu sorumluluk davasını açmış oldukları, dava dilekçesinde İstanbul 4. ATM'nin 2017/684 Esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporu ile de 2016 ve 2017 mali yıllara ilişkin olarak zararlandırıcı işlemlerinin halen devam ettiğinin açıkça anlaşılacağı belirterek ve ayrıca İstanbul 4.
ATM'nin 2017/684 Esas sayılı dosyasında alınan 01.10.2018 tarihli bilirkişi raporunda da şirketin bilançolarının gerçeğe aykırı tespit edildiğine yer verildiği iddiaları ile HMK 107.maddesi gereğince bebilançolarının gerçeğe aykırı tespit edildiğine yer verildiği iddiaları ile HMK 107.maddesi gereğince belirsiz alacak davasının açıldığı, ayrıca dava dilekçesinde davacıların 15.06.2018 tarihli rapor ile usulsüzlüklerden haberdar oldukları, TTK uyarınca sorumluluk davalarında zamanaşımının öğrenmeden itibaren iki yıl olduğu, ayrıca mevzuat gereği zararlandırıcı işlemlere konu fiilin TCK uyarınca suç teşkil etmesi durumunda ceza zamanaşımının uygulanacağı, zararlandırıcı fiillerin çok eski yıllara dayandığı tespit edilse dahi TTK'daki 5 yıllık zamanaşımının değil TCK 155.maddesi uyarınca güveni kötüye kullanma suçunun zamanaşımı olan 8 yıllık sürenin uygulanması gerektiği, yönetim kurulu üyelerine fiillerinden dolayı suç duyurusunda bulunulacağı belirtilerek iş bu davanın açılmış olduğu anlaşılmıştır.Davalılar tarafından cevap dilekçesi ile birlikte zamanaşımı, kesin hüküm ve derdestlik savunmasında bulunulmuştur.Mahkemenin 07.11.2019 tarihli duruşmasındaki ara kararları ile İstanbul 1.
ATM'nin 2015/1103 Esas sayılı dosyasındaki dava sebeplerinin ve talep edilen yılların farklı olması nedeniyle derdestlik kesin hüküm itirazlarının reddine, zararın henüz tespit edilememiş olmasından dolayı ise zamanaşımına ilişkin definin şartları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.Tarafların delillerini ibraz ve ilgili delillerin celbi sonrasında bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmiştir.
22. 09.2020 tarihli bilirkişi heyet raporunda; dava dışı ... AŞ şirketine ait 2015, 2016, 2017, 2018 yılı ticari defterlerin taraflarına ibraz edildiği, ibraz edilen ticari defterlerin kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş olduğu, delil niteliğinde bulunduğu, davada davacıların dava dışı firmaya %8,125 ortak olduğunun tespit edildiği, dava dışı şirket kasasında bulunan tutarların ortaklar tarafından alındığına dair herhangi bir tespit olmadığı gibi şirket kasasının herhangi bir tarihte fiili sayım yapılıp fiili durum tespiti yapılmadığı, fiili durum ile kaydi değerin karşılaştırılmadığının görüldüğü bu durumda dava dışı şirketin kasa bakiyelerinin işletme faaliyetlerinin aksatılmadan yürütülmesi bakımından zorunlu olduğu, zira bazı ihtiyaçlar için ödemelerin kasa hesabından karşılandığının tespit edildiği, bankacılık sisteminin geliştiği görülse de işletme tarafından bazı durum ve faaliyet giderlerinin fiili olarak nakit para ile ödenmesinin zorunlu olduğu, bir diğer önemli konunun ise dava dışı şirketin 6736 sayılı Kanun kapsamında kasa düzeltmesi ve 7143 sayılı Kanun kapsamında kasa düzeltmesini yaptığı, kasa düzeltmesi adı altında şirket kasa hesabına yapılan kayıtların ise 18.11.2016 tarihide 6736 sayılı Kanunun 6/3.maddesi gereğince 590.000,00 TL, 29.09.2018 tarihinde 2016/2017 kasa atfı olarak 650.000,00 TL olmak üzere 1.240.000,00 TL olduğu, gerçekte bu tutarların kasada olmadığı halde hesaplarda bulunması halinde ise bu tutarların fiilen nereye harcandığı, nasıl kullanıldığı konusunda genel kurula ve tüm ortaklara bilgi verilmesi gerektiğinin değerlendirildiği, genel kurul tutanakları incelendiğinde mali tablolarda faaliyet raporunda da genel kurul müzakerelerinde kasa düzeltmesinin ortakların bilgisine sunulmadığının anlaşıldığı, toplam 1.240.000,00 TL olan dava dışı şirkette fiili olarak yer almayan ancak davalılar tarafından filen alındığı/harcandığı yönünde herhangi bir tespit ve değerlendirme yapılmadığı, şu halde 1.200.000,00 TL tutarın davalılar tarafından nereye, niçin ve hangi şirket amaçları için harcandığının ispat edilmesi gerektiği, taraflar arasındaki uyuşmazlık konularından birisinin de dava dışı şirketin ...
giderlerinin hatalı olduğu yönünde olduğu, konu hakkında dava dışı şirketin ... hesaplarının kanuni oranlara tam olarak riayet edilmediği, (binalar hariç) tüm kalemler için götürü bir tek oranın kullanıldığının görüldüğü, bu oran farklılığının, makine tesis ve cihazlar grubu dışında meydana getirdiği gider farklılığı, önemlilik seviyesinin altında olduğu, ancak, giyim üretiminde kullanılan makine tesis ve cihazların ... oranı % 12,5 iken % 20 uygulanmış olması sebebiyle, yıllık ... giderlerinde, ... sürelerinde ve dolayısıyla yıllık kâr tutarlarında farklılık oluştuğu, bu farkların, inceleme dönemi olan 2015-2016-2017-2018 aralığında, Makine, Tesis ve Cihazlar amortismanları toplam 1.083.821,77 TL fazla gider kaydedildiği, mevcut gider dava dışı şirketin karını fazla kaydedilen giderler kadar azalttığının tespit edildiği, dava dışı şirketin dava konusu iddia ile ilgili olarak kasasında fiili olarak olmayan ancak muhasebe kayıtlarında tespit edilen 590.000.-TL ve 650.000 TL harcamanın mali tablolara doğru yansıtılmadığı ve ortaklara doğru sunulmadığının tespit edildiği, dava dışı şirkette fiili olarak kasada olmayan 590.000.-TL ve 650.000 TL'nin neden ve niçin nereye harcandığının somut olarak ispat edilmesi gerektiği, dava dışı şirkette fiili olarak kasada olmayan 590.000.-TL ve 650.000-TL hangi davalı / davalılar tarafından fiilen alındığı / harcandığı yönünde herhangi bir tespit ve değerlendirme yapılamadığı, inceleme dönemi olan 2015-2016-2017-2018 aralığında Makine Tesis ve Cihazlar amortismanları toplamının 1.083.821,77.
TL fazla gider kaydedildiğinin tespit edildiği, yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda mevcut zararın 2.323.821,77 -TL olduğu (kasa hesabı, ... hesabının 590.0004 650.000--1.083.821,77) olduğu belirtilmiştir. Davacılar vekili bilirkişi raporuna karşı beyan dilekçesinde; şirketin zarara uğratıldığına dair tespitlere aynen katıldıklarını, şirket kasasında kağıt üzerinde 1.240.000,00 TL'nin kasada gözüktüğü ancak böyle bir meblağın bulunmadığının tespit edildiği ve ayrıca amortismanların toplamda fazla gider kaydedildiğinin ve şirketi zarara uğratıldığının belirlendiği, kasada bulunmayan 1.240.000,00 TL'nin nereye harcandığının ispat yükünün davalılar üzerinde olduğunu, zamanaşımı savunmasının dayanaksız olduğunu,TTK 560/1.cümlesi gereğince iki yıllık zamanaşımı süresinin geçerli olduğunu belirterek, dava değerinin belirlenmesine müteakip kabul kararı verilmesini talep etmiştir.21.01.2021 tarihli bilirkişi heyet raporunda;
inceleme dönemi olan 2015-2016-2017-2018 aralığında makine, tesis ve cihazlar amortismanları toplamının 1.083.821,77 TL fazla gider kaydedildiği, mevcut giderin dava dışı şirketin karını fazla kaydedilen giderler kadar azalttığının tespit edildiği, davalı vekilinin amortismana yönelik itirazlarının tekrar değerlendirilmiş olduğu, kök raporda görüşte herhangi bir değişme olmadığının değerlendirildiği, önemli itirazlardan birisininde inceleme dönemi ile ilgili olduğu, dava dilekçesinde açıkça 2009- 2015 arası uyuşmazlık dönemi olduğu hakkında somut bir talep olmadığı, ancak dava talep dilekçesinin 13.sayfasında davacıların 2015-2016-2017-2018 yılları iddiaları olduğunun görüldüğü, öte yandan dava dosyasında yer alan İstanbul 1.
Asliye Ticaret Mahkemesi 2015/1103 E. Sayılı dosyasının inceleme dönemi 2014 ve önceki yılları olduğunun görüldüğü, sonuç olarak sayın mahkemenin talebi doğrultusunda bilirkişi raporu ile ibraz edilen bilgi ve belgelerin yeniden incelenmesi ve değerlendirilmesi sonucunda kök rapordaki görüşlerini aynen geçerli olduğu belirtilmiştir. Davacılar vekili, bilirkişi raporu kapsamında ve mahkeme ara kararı da dikkate alınarak dava değerini artırmıştır. Davalılar vekili ek bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçesinde; kök rapordaki aynı görüşün belirtildiğini, bu görüşe itiraz ettiklerini, şirket tarafından 2016 ve 2018 yıllarında 6736 ve 7143 sayılı Yasalar kapsamında defter kayıtlarında kasa düzeltilmesinde yararlanılmış olmasının ek raporda şirket yönetim kurulu aleyhine yorumlanmasının asla kabul edilemeyeceğini, şirket sermayesinin tamamen ödendiğini, yönetim kurulu üyelerinin sorumlu tutulabilmesi için kusur ve zararın olması gerektiğini, kök ve ek raporda yönetim kurulu üyelerine yüklenebilecek herhangi bir kusurun saptanamadığını, raporda açıkça şirketin kasasında bulunan tutarların ortaklar tarafından alındığına dair herhangi bir tesipt olmadığı gibi şirket kasasında fiili sayımın yapılmadığının belirtildiği bu nedenle 6736 ve 7413 yasalar kapsamında kasa affından yararlanmanın yönetim kurulu üyeleri yönünden değerlendirilemeyeceğini, kasa hesabının düzeltilmesinin şirket yönünden zarar olarak değerlendirilmesininde mümkün olmadığını, ...
hesapları ile ilgili itirazlarının aynen tekrar ettiklerini, makinelerin kullanım ömürlerinin 5 yıldan fazla olmadığını belirtmiştir.Mahkemece, bilirkişi rapor ve ek rapora göre davanın kısmen kabulüne dair hüküm tesis edilmiştir. Kabul edilen bedelden, artırılan bedele yönelik faiz ıslah tarihinden itibaren işletilmiştir. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 553 vd. maddelerde anonim şirket kurucularının yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerinin ve tasfiye memurlarının sorumluluğu düzenlenmiştir. Anılan madde uyarınca, kanun veya ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmedikleri, kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete, hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı sorumludurlar ve bu sorumluluğun müeyyidesi tazminattır.
Yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin, tasfiye memurlarının ve kurucuların vermiş oldukları bu zararlar nedeniyle TTK'nın 553 ve 555. maddeleri uyarınca ortaklık, ortaklar ve ortaklık alacaklıları tarafından sorumluluk davası açılabilir. Bu durumda her bir pay sahibi şirketin uğradığı zararın şirkete ödenmesini talep eder. Söz konusu yasal düzenlemelere göre ortak, şirketin zararı için tazminatın şirkete ödenmesi talebi ile maddede yazılı kişilere karşı tazminat davası açabilecektir. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin uygulamalarına göre ise, tapu iptali talebi muvazaa nedeniyle geçersizlik iddiasına dayalı olduğunda, nispilik ilkesi sebebiyle ancak sözleşmenin tarafları sözleşmeyle ilgili istemde bulunabilirse de yokluk durumunda, menfaati olan herkes ilgili sıfatıyla geçersizliğin tespiti davası açabilecektir (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 12.03.20214 tarihli ve 2014/2395 Esas, 2014/4815 Karar sayılı kararı ile 26.11.2014 tarihli ve 2014/11111 Esas,014/18464 Karar sayılı kararları).
Yani şirket ortağı, yasadaki bu hâl kapsamında şirketin zararı yönünden tazminat talebini sadece şirket yöneticilerine ileri sürebilecek, tapu iptal tescil talebini ise Yargıtay uygulaması sebebiyle, üçüncü kişilere de ileri sürebilecektir. Bununla birlikte şirket ortağının üçüncü kişilere karşı, şirketin uğradığı zarar nedeniyle tazminat davası açma hakkı yoktur. Bu konudaki aktif husumet yetkisi, sadece şirket yöneticilerine karşı açılacak tazminat davaları bakımından verilmiştir.Davalılara atfedilen eylemlere 6102 sayılı TTK hükümleri uygulanacaktır. Eski TTK' da ispat yükü davalı olan yönetim kurulu üyelerinde iken yeni TTK'da ise ispat yükü davacıya aittir. Yargıtay 11.HD'nin 2016/3725 E- 2017/5626 K.
sayılı, 23.10.2017 tarihli emsal kararında da belirtildiği üzere; TTK'nın 553.maddesindeki sorumluluk kusur sorumluluğu olup, salt zararın kanıtlanması sorumluluk için yeterli olmayıp, ayrıca davalıların kusurlarıyla şirkete zarar vermiş olduklarının kanıtlanması gerekir. Davacılar, davalıların kusurlu olduklarını, şirketin uğradığı zararın davalıların kusurlu eylem ve işlemlerinden kaynaklandığını ispat etmeleri gerekmektedir. Dosya kapsamından ve özellikle tespit yargılaması neticesinde alınan 15.08.2018 tarihli bilirkişi heyet raporu ve mahkemece alınan bilirkişi raporu neticesinde, davalı yöneticilerin dava dışı şirkete ait giyim üretiminde kullanılan makine, tesis ve cihazların ... oranı %12,5 iken %20 uygulanmış olması sebebiyle yılık ...
giderlerinde, ... sürelerinde ve dolayısıyla yıllık kar tutarlarında farklılık oluştuğu tespit edilmiştir. İnceleme dönemi olan 2015 - 2016 - 2017 - 2018 aralarında makine, tesis ve cihazlar amortismanlarının toplam 1.083.821,77 TL fazla gider kaydedildiği tespit edilmiştir. Kaydedilen ... gideri 2.890.191,39 TL'dir. Kaydedilmesi gereken ... gideri 1.806.369,62 TL olarak hesaplanmıştır. Aradaki fark şirket zararı olarak tespit edilmiştir. Çünkü ... giderinin fazla olması durumunda şirket karı aynı oranda düşmektedir. Davalılar tarafından aksinin ispatına yarar somut bir delil dosyaya ibraz edilmemiştir. Bu kapsamda, mahkemece dava dışı şirketin uğramış olduğu zarar yönünden davanın kabulünde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.
Diğer taraftan, dava dışı şirketin 18.11.2016 tarihinde 6736 sayılı Kanun kapsamında kasa düzeltmesi yaptığı ayrıca 29.09.2018 tarihinde ise 2016 - 2017 kasa affından yararlandığı, söz konusu tutarların toplamının 1.240.000,00 TL olduğu hesaplanmıştır. Kasa düzeltmesi neticesinde bulunan miktarın fiili olarak kasada bulunmadığı tartışmasızdır. Ancak söz konusu bedelin davalılar tarafından alındığına veya harcandığına yönelik herhangi bir tespit ve ispat gerçekleşmemiştir.Yukarıda yer verilen 553/1.fıkrası kapsamında iddiayı ispat külfeti davacılar üzerinde olduğundan davacıların reddedilen bu alacak kalemine yönelik istemlerine ilişkin istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.Davacılar, davalarını HMK'nın 107.
maddesi kapsamında belirsiz alacak davası şeklinde açmışlardır. Dava dilekçesinde, dava tarihinden itibaren kabul edilecek alacağa reeskont faizi işletilmesi talep edilmiş iken talep artırımına dair 29.03.2021 tarihli dilekçede, faiz başlangıcı ile ilgili herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir. Mahkeme tarafından kabul edilen alacak miktarının 1.000,00 TL'lik kısmına dava tarihi olan 16.10.2018 tarihinden itibaren, bakiye kısmı ise 29.03.2021 tarihinden itibaren faiz işletilmesine dair hüküm tesis edilmiştir. Davacılar faizin tüm alacak yönünden dava tarihinden itibaren işletilmesi gerektiğine dair istinaf talebinde bulunmuştur.Belirsiz alacak davasının Kanuna konuluş amacı ve davanın niteliği dikkate alındığında, dava tarihinden önce gerçekleşen bir temerrüt olgusunun bulunmadığı durumlarda belirsiz alacak davasında yargılama sonucunda miktarı tam ve kesin olarak belirlenen alacağın tümü için temerrüt, davanın açıldığı tarihte gerçekleşeceğinden, faize de dava tarihinden itibaren hükmedilmesi gerekir (Emsal YHGK 2015/9-316 Esas, 2018/369 Karar sayılı ilamı).
Bu durumda mahkemece kabul edilen alacağın tümü yönünden faizin 16.11.2018 dava tarihinden itibaren işletilmesi gerekir iken kısmen kabul edilen miktara bedel artırım tarihinden itibaren faiz işletilmiş olması isabetli görülmemiş, davacı vekilinin bu konuya ilişkin istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün düzeltilmesi gerekmiştir.Davalıların istinaf nedenleri arasında zamanaşımı defi ile birlikte kesin hüküm iddiaları da bulunmaktadır.TTK'nın 560. maddesinde; zamanaşımı düzenlenmiştir. Söz konusu maddede, sorumlulara ilişkin tazminat talep etme hakkının davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve herhalde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl içinde zaman aşımına uğrayacağını ve fiil cezayı gerektirip TCK'ya göre daha uzun bir dava zamanaşımına tabi ise tazminat davasında da bu zaman aşımının uygulanacağını düzenlemiştir.
Somut davada, davacılar vekili tarafından davanın dayanakları arasında İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/630 Esas sayılı dosyası neticesinde alınan 15.06.2018 tarihli bilirkişi raporuna atıf yapmış ise de dava dilekçesinde zararın meydana geldiği yıl olarak doğrudan 2009 yılı esas alınmamıştır. Dava dilekçesinde ayrıca İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/684 Esas sayılı dosyasında düzenlenen bilirkişi raporlarına da atıf yapılmıştır. Ayrıca 2016, 2017, 2018 yıllarınında zararlandırıcı iş ve işlemleri kapsayacağı belirtilmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda bu durum rapora itirazla birlikte açıklanmakla beraber, kabul edilen zarar miktarı 2015 yılından itibaren 2018 yılı ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi neticesinde tespit edilmiştir.
Davacılar, TTK'nın 560. maddesi gereğince zarardan ve failden 15.06.2018 tarihli bilirkişi raporu ile haberdar olmuşlardır. Dava, 16.11.2018 tarihinde açılmıştır. Bedel artırım istemi ise 29.03.2021 tarihlidir. Davalılar, bedel artırım dilekçesine karşı da zamanaşımı defi ile birlikte diğer itiraz nedenlerini tekrar etmişlerdir. Davalılar hakkında ceza davası açılmış olmamakla birlikte açılması durumunda uzamış zamanaşımı süresininde yasal düzenleme kapsamında değerlendirilmesi gerekecektir. Somut olayda, davalı yönetim kurulu başkan ve üyelerinin şirkete vermiş oldukları zarardan dolayı eylemlerinin güveni kötüye kullanma olarak değerlendirilmesi uygun düşecektir.Eylem tarihinde yürürlükte bulunan TCK'nın 155.
maddesinde; güveni kötüye kullanma başlığı ile; "(1) Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
(3) (Ek:24/12/2025-7571/18 md.) Suçun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı olması halinde yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır." ifadelerine yer verilmiştir. Dava zamanaşımı TCK'nın 66. maddede düzenlenmiştir. TCK 66/1-e bendinde; "Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl, geçmesiyle düşer." düzenlemesi mevcuttur. Bu durumda davanın, eylem başlangıcı olan 2015 yılından itibaren üç yıl içerisinde, bedel artırım isteminin ise 6 yıl içerisinde yani 8 yıllık dava zamanaşımı süresinde yapılmış olduğu anlaşıldığından, davalılar vekilinin zamanaşımı definin yerinde olmadığı kanaatine ulaşılmıştır.Davalılar, davacıların İstanbul 1.
Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/1103 Esas, 2017/1061 Karar sayılı dosyada açmış oldukları davanın kesin hüküm niteliğinde olduğunu istinaf nedenleri arasında belirtmişlerdir. Söz konusu dava, TTK'nın 553. maddesi gereğince anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğundan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Ancak iddialar, davalıların rekabet yasağını ihlal etmeleri, başkaca şirketlere nakit aktarım yapmaları, şirket defterlerinin usulüne uygun tutmamaları, sahte vekaletname ve sahte genel kurul tutanaklarının tanzimi nedeniyle şirketin zarara uğratıldığına ilişkindir. HMK'nın 303. maddesinde kesin hüküm düzenlenmiştir. HMK 303/1.fıkrasında; "Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir." ifadelerine yer verilmiştir.Somut olayda, her iki davanın tarafları aynı olmakla birlikte, davaların talep sonuçları farklıdır.
Bu sebeple kesin hükmün varlığından söz etmek mümkün değildir.Diğer taraftan davalılar her ne kadar ...giderlerinin kullanılan makinelerin niteliği gereğince doğru olarak hesaplanmış olduğunu savunmuş ise de iddialarını destekleyici herhangi bir bilgi ve belge ibraz edilmemiş olduğundan, aksine iddiaları yerinde görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.2 hükmü uyarınca kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının faiz başlangıç tarihi yönünden düzeltilmek üzere kaldırılmasına ve davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
Yukarıda açıklanan gerekçelerle;Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının HMK'nın 353/1.b.2 hükmü uyarınca düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda;
1-Davanın kısmen kabulü ile hatalı hesaplanan ... bedeline ilişkin 1.083.821,77 TL tazminatın, dava tarihi olan 16/11/2018 tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Kanun'un 2/2.maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak .... AŞ'ye verilmesine,Fazla kasa mevcuduna yönelik zarar ve tazminat talebinin reddine,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gerekli 74.035,87 TL nispi harçtan, peşin ve tamamlama harcı olarak alınan toplam 39.703,90 TL'nin mahsubu ile bakiye 34.331,97 TL harcın davalılardan müteselsilen tahsili eli Hazineye gelir kaydına,
3-Davacılar tarafından dava açılırken yatırılan (35,90 TL Başvurma Harcı, 35,90 TL Peşin Harç, 39.668,00 TL Tamamlama Harcı, 5,20 TL Vekalet Suret Harcı) toplam 39.745,00 TL harç giderinin davalılardan müteselsilen alınarak davacılara verilmesine,
4-Davacı tarafından harç dışında yapılan bilirkişi ücreti 2.400,00 TL, tebligat gideri 280,50 TL olmak üzere toplam 2.680,50 TL yargılama giderinin, red ve kabul oranına göre hesaplanan 1.250,18 TL'lik bölümünün davalıdan müteselsilen alınarak davacılara verilmesine,
5-Davalıların yaptığı 1.200,00 TL bilirkişi ücreti giderinin, red ve kabul oranına göre hesaplanan 640,32 TL'lik bölümünün davacılardan alınarak davalılara verilmesine,
6-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesaplanan 70.733,76 TL nispi vekalet ücretinin davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
7-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/3 hükmü gereğince hesaplanan 70.733,76 TL nispi vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalılara verilmesine,
8-Taraflarca yatırılan gider ve delil avansları bakiyelerinin, karar kesinleştikten sonra, yatıran taraflara iadesine,
9-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden:
a-Davacılar tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacılar tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, karar kesinleştikten sonra ve talepleri hâlinde, ilk derece mahkemesince davacılara iadesine,
b-Davacılar tarafından yapılan 220,70 TL istinaf başvuru harcı gideri ile 35,50 TL posta ve tebligat gideri olmak üzere toplam 256,20 TL kanun yolu giderinin davalılardan müteselsilen alınarak davacılara verilmesine,
c-Davalılar tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; ilk derece hükmü kaldırılıp yeniden karar verildiğinden, davalıların yatırdığı istinaf peşin karar harcının, karar kesinleştikten sonra ve talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davalılara iadesine,
d-Davalılar tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,
10-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 02.04.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
KANUN YOLU
HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1211008700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz