Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/4890 E. 2024/1296 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- 5 yıllık
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
iflasın açılması↗ tasfiye memurunun sorumluluğu↗ işçilik alacakları↗ esas sözleşme↗ şirketin tasfiyesi↗ muvazaa↗ illiyet bağı↗ şirketin ihyası↗ depo kararı↗ şirket zararı↗ basiretli tacir↗ ihya↗ tasfiye memuru↗ anonim şirket↗ kâr payı↗ tebligat↗ ticaret sicili↗ esastan ret↗ ek tasfiye↗ iflas↗ ıslah↗ taahhütname↗ tacir↗ kusur↗ cy/cy kaydı↗ yükleten (shipper)↗ zamanaşımı↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/382 E., 2020/150 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı K.Karadere Hazır Beton...A.Ş.'ye karşı işçilik alacaklarının tahsili amacıyla Ankara 8. İş Mahkemesi'nin 2007/931 E. sayılı dosyasında açtığı davanın kabul edildiğini ve bu kararın temyiz incelemesinden geçerek onandığını, alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibinde şirketin 22.05.2012 tarihinde tasfiyeye girdiğinin, tasfiye memuru olarak davalının atandığının, 30.05.2016 tarihinde de tasfiye kapanışı yapılarak şirketin sicilden kaydının silindiğinin öğrenildiğini, davalının icra dosyasında takibe konulan alacaktan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 541, 542, 543, 544 ve 553 üncü maddeleri kapsamında sorumluluğu bulunduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL'nin tasfiye kapanış tarihinden itibaren en yüksek meduat faiz oranıyla davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılama sırasında ıslah dilekçesiyle dava değerini 20.368,76 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; tasfiyenin 22.05.2012 tarihinde açıldığı bu nedenle dava tarihi itibariyle alacağın tahsili için 6102 sayılı Kanun'un 560 ıncı maddesinde öngörülen 2 ve 5 yıllık zamanaşımı sürelerinin dolmuş olduğunu, müvekkili tasfiye memurunun Ticaret Sicil Gazetesinde alacaklıların başvurması için usulüne uygun ilanları yaptığını, ancak davacının herhangi bir başvuruda bulunmadığını, kaldı ki icra dosyasında müvekkiline tebligat yapılmadığını, tasfiye memurunun davacı alacağı yönünden kusurlu davranışı olmadığını, müvekkilinin yükümlülüğünü yerine getirdiğini, davacının somut bir zararının doğduğunu ispatlayamadığını, tasfiye sürecinin usulüne uygun olarak sonuçlandırıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dışı şirketin mali durumu hakkında bilirkişi raporu alındığı, tasfiye tarihinde şirket borca batıkken davalının şirketin iflasını istemek yerine tasfiye işlemlerini başlattığı, böylece şirketi iflasın sonuçlarından azade kıldığı, davalının hatalı davrandığı sabit olmakla birlikte, tasfiye edilen şirketin ihyası da mümkün olduğundan, tasfiye memurunun sorumluluğunun doğabilmesi için ayrıca tasfiye memurunun haksız olarak ödedikleri paralardan söz edilmesi gerektiği, iflasın açılmasından bir yıllık süreden önce doğmuş işçilik alacaklarının imtiyazlı olmadığı, işçi iflas tarihinden önce işten ayrılmışsa iflas tarihinden geriye doğru bir yıllık sürenin başlangıcından işçinin işten ayrılma tarihine kadar olan süredeki ücret alacağının imtiyazlı olduğu, iflasın açılmasından bir yıl önce işten ayrılan işçinin işçilik hakları imtiyazlı olmadığından adi alacaklarla birlikte dördüncü sırada işlem göreceği, buna bağlı olarak davacı alacağı iflasta birinci sırada değerlendirilemeyeceğinden yapılan ödemeler yönünden haksız ödeme sonucuna varılamayacağı, dosyaya getirtilen kayıtlardan ve diğer dosyalarda alınmış olan bilirkişi raporlarından şirketin borca batık olduğu, vergi ve SGK borçlarını dahi ödeyemediği dikkate alındığında iflas kararı verilmiş olsaydı dahi davacıya ödeme yapılamayacağı, bu haliyle davacının talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı tasfiye memurunun iflas halindeki bir şirketin iflas bildirimini yapmayıp tasfiyesini gerçekleştirdiğini, tasfiye memurunun davacı alacağından haberdar olup alacak karşılığını depo etmediğini, davalının sorumluluğunu yerine getirmeyerek şirketin iflasına hukuka aykırı olarak engel olduğunu, şirketin tasfiye edildiği 30.05.2016 tarihinden itibaren 10 yıl süreyle saklanması gereken bilgi ve belgelerin dosyaya sunulmadığını, dolayısıyla müvekkilinin haklı olduğunun ispat edildiğini, bilirkişi raporundaki tespitlerde de yer aldığı üzere tasfiye memurunun davacıya ödemesi gereken alacağının verilmesini sağlamamakla üstlendiği görevi kötüye kullandığını, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 206 ncı maddesi uyarınca işçi alacaklarının iflasta imtiyazlı alacaklardan olduğunu, davalının kusurlu davaranışlarıyla şirketin zarara uğrattığını, yalnızca şirketin borca batık olduğunu söylemenin tasfiye memurunun sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını, tasfiye memurunun da şirket yöneticisi ve basiretli bir tacir gibi davranmak zorunda olduğunu, davalının yapılan muvazaalı işlemlere karşı işlem yapmaması nedeniyle şirketin zarara uğramasına neden olduğunu, şirket ortaklarının, şirketin borçlarından dolayı şirkete vermeyi taahhüt ettikleri sermaye payı nispetinde sorumlu olduklarını, tasfiye memuru tarafından söz konusu sermaye payı miktarlarının ortaklar tarafından şirket nezdine geçirilip geçirilmediği geçirildi ise o sermaye payı miktarlarının ne için kullanıldığına ilişkin bir inceleme veya işlem yapılmadığını, görevini yapmayan davalı tasfiye memurunun davacı işçinin ilama bağlanıp kesin hüküm haline dönüşmüş alacaklarından doğan zararının tazmininden sorumlu tutulması gerektiğini belirterek davanın kabulünü istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ilk derece mahkemesince davacının dava konusu işçi alacağını tahsil edememesi sebebiyle oluşan zararı ile davalı tasfiye memurunun kusuru arasında 6102 sayılı Kanun'un 553 üncü maddesi uyarınca illiyet bağı kurulamadığından ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; isitnaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekraren kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, dava dışı anonim şirketin tasfiye memuru olan davalının şirketin tasfiyesi sırasında esas sözleşmeden ve kanundan doğan yükümlülüklerini kusuruyla ihlal edip etmediği, kusuruyla ihlal etmiş olması halinde davacı alacaklıyı zarara uğratıp uğratıp uğratmadığı, varsa zararın davalı tasfiye memurundan tahsilinin mümkün olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Kanun'un 541, 542, 543, 544, 553 üncü maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/4494 E. 2024/975 K.
Ortak:tasfiye memurunun sorumluluğu · işçilik alacakları · esas sözleşme · şirketin tasfiyesi · depo kararı · tasfiye memuru · anonim şirket · kâr payı · zamanaşımı 5 yıllık · Tazminat
İncelediğiniz karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı «tasfiye» memurunun «iflas» halindeki bir şirketin iflas bildirimini yapmayıp tasfiyesini gerçekleştirdiğini, tasfiye memurunun davacı alacağından haberdar olup alacak karşılığını «depo» etmediğini, davalının sorumluluğunu yerine getirmeyerek şirketin iflasına hukuka aykırı olarak engel olduğunu, şirketin tasfiye edildiği 30.05.2016 tarihinden itibaren 10 yıl süreyle saklanması gereken bilgi ve belgelerin dosyaya sunulmadığını, dolayısıyla müvekkilinin haklı olduğunun ispat edildiğini, bilirkişi raporundaki tespitlerde de yer aldığı üzere tasfiye memurunun davacıya ödemesi gereken alacağının verilmesini sağlamamakla üstlendiği görevi kötüye kullandığını, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 206 ncı maddesi uyarınca işçi alacaklarının iflasta imtiyazlı alacaklardan olduğunu, davalının kusurlu davaranışlarıyla «şirketin zarara» uğrattığını, yalnızca şirketin borca batık olduğunu söylemenin «tasfiye memurunun sorumluluğunu» ortadan kaldırmayacağını, tasfiye memurunun da şirket yöneticisi ve basiretli bir «tacir» gibi davranmak zorunda olduğunu, davalının yapılan «muvazaalı» işlemlere karşı işlem yapmaması nedeniyle şirketin zarara uğramasına neden olduğunu, şirket ortaklarının, şirketin borçlarından dolayı şirkete vermeyi «taahhüt» ettikleri sermaye «payı» nispetinde sorumlu olduklarını, «tasfiye memuru» tarafından söz konusu sermaye payı miktarlarının ortaklar tarafından şirket nezdine geçirilip geçirilmediği geçirildi ise o sermaye payı miktarlarının ne için kullanıldığına ilişkin bir inceleme veya işlem yapılmadığını, görevini yapmayan davalı tasfiye memurunun davacı işçinin ilama bağlanıp «kesin» hüküm haline dönüşmüş alacaklarından doğan zararının tazmininden sorumlu tutulması gerektiğini belirterek davanın kabulünü istemiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, dava dışı «anonim şirketin» «tasfiye memuru» olan davalının «şirketin tasfiyesi» sırasında «esas sözleşmeden» ve kanundan doğan yükümlülüklerini kusuruyla ihlal edip etmediği, kusuruyla ihlal etmiş olması halinde davacı alacaklıyı zarara uğratıp uğratıp uğratmadığı, varsa zararın davalı tasfiye memurundan tahsilinin mümkün olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
… LK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dışı şirketin mali durumu hakkında bilirkişi raporu alındığı, «tasfiye» tarihinde şirket borca batıkken davalının şirketin «iflasını» istemek yerine tasfiye işlemlerini başlattığı, böylece şirketi iflasın sonuçlarından azade kıldığı, davalının hatalı davrandığı sabit olmakla birlikte, tasfiye edilen «şirketin ihyası» da mümkün olduğundan, «tasfiye memurunun sorumluluğunun» doğabilmesi için ayrıca tasfiye memurunun haksız olarak ödedikleri paralardan söz edilmesi gerektiği, «iflasın açılmasından» bir yıllık süreden önce doğmuş «işçilik alacaklarının» imtiyazlı olmadığı, işçi iflas tarihinden önce işten ayrılmışsa iflas tarihinden geriye doğru bir yıllık sürenin başlangıcından işçinin işten ayrılma tarihine kada …
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «tasfiye» memurunun «iflas» halindeki şirket hakkında iflas bildirimi yapmayıp tasfiye işlemini gerçekleştirdiğini, ayrıca tasfiye memurunun davacı alacağından haberdar olmasına rağmen alacak karşılığını «depo» etmeden tasfiye işlemini gerçekleştirdiğini, davalı tasfiye memurunun bilerek davacıyı zarara uğrattığını, tasfiye sonucunda «defterler» ve tasfiyeye ilişkin olanlar da «dahil» belgelerin saklanması gerektiği halde gereken bilgi ve belgelerin dosyaya sunulmadığından açılan davada haklılıklarının ortaya konulduğunu, davalı tasfiye memurunun davacıya ödemesi gereken alacağının belirlenmesini sağlamamakla üstlendiği görevi kötüye kullandığını, şirkete ait tesis, makine ve cihazları KDV dahil 56.640,00 TL'ye satıp, bunun da şirketin «şahsi sorumlusu» olan ortakların vergi borçlarını ödemede kullandığını, kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla sabit olan işçi alacaklarının, yine kesinleşmiş icra takipleri uyarınca öncelikle ödenmesinin yasanın amir hükmü olduğunu, «tasfiye memurunun sorumluluğu» yönünden davacının davalının «tasfiye memuru» olduğu dönemde başvurusunun bulunmadığı ifadesiyle ulaşılmak istenen sonucu hiçbir hukuk düzeninin tanımadığını, aksinin kabulünün davacının hakkının gasp anlamına geleceğini, tasfiye memurunun şirketin alacağının tespiti ve bu alacağın tahsili için gerekli işlemleri yapmak olduğu halde bu yönde herhangi bir girişimde bulunmadığını, tasfiye memuru tarafından sermaye «payı» miktarlarının ortaklar tarafından ödenip ödenmediği hususunda bir inceleme veya işlem yapılmadığını, ortakların sermaye «koyma» borcunu yerine getirmemesi halinde şahsi sorumluluklarına gidilebileceğini ve şirkete aktif katkı sağlanabileceğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, dava dışı «anonim şirketin» «tasfiye memuru» olan davalının «şirketin tasfiyesi» sırasında «esas sözleşmeden» ve kanundan doğan yükümlülüklerini kusuruyla ihlal edip etmediği, kusuruyla ihlal etmiş olması halinde davacı alacaklıyı zarara uğratıp uğratmadığı, varsa zararın davalı tasfiye memurundan tahsilinin mümkün olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
AŞ." den olan «işçilik alacaklarının» tahsili amacıyla Ankara 8.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:el koyma · şahsi sorumluluk · haksız eylem · sözleşmeden doğan dava · ilan · dahili dava · e-defter
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «tasfiye» memurunun «iflas» halindeki şirket hakkında iflas bildirimi yapmayıp tasfiye işlemini gerçekleştirdiğini, ayrıca tasfiye memurunun davacı alacağından haberdar olmasına rağmen alacak karşılığını «depo» etmeden tasfiye işlemini gerçekleştirdiğini, davalı tasfiye memurunun bilerek davacıyı zarara uğrattığını, tasfiye sonucunda «defterler» ve tasfiyeye ilişkin olanlar da «dahil» belgelerin saklanması gerektiği halde gereken bilgi ve belgelerin dosyaya sunulmadığından açılan davada haklılıklarının ortaya konulduğunu, davalı tasfiye memurunun davacıya ödemesi gereken alacağının belirlenmesini sağlamamakla üstlendiği görevi kötüye kullandığını, şirkete ait tesis, makine ve cihazları KDV dahil 56.640,00 TL'ye satıp, bunun da şirketin «şahsi sorumlusu» olan ortakların vergi borçlarını ödemede kullandığını, kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla sabit olan işçi alacaklarının, yine kesinleşmiş icra takipleri uyarınca öncelikle ödenmesinin yasanın amir hükmü olduğunu, «tasfiye memurunun sorumluluğu» yönünden davacının davalının «tasfiye memuru» olduğu dönemde başvurusunun bulunmadığı ifadesiyle ulaşılmak istenen sonucu hiçbir hukuk düzeninin tanımadığını, aksinin kabulünün davacının hakkının gasp anlamına geleceğini, tasfiye memurunun şirketin alacağının tespiti ve bu alacağın tahsili için gerekli işlemleri yapmak olduğu halde bu yönde herhangi bir girişimde bulunmadığını, tasfiye memuru tarafından sermaye «payı» miktarlarının ortaklar tarafından ödenip ödenmediği hususunda bir inceleme veya işlem yapılmadığını, ortakların sermaye «koyma» borcunu yerine getirmemesi halinde şahsi sorumluluklarına gidilebileceğini ve şirkete aktif katkı sağlanabileceğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; 6102 sayılı Kanun'un 560 ıncı maddesine göre davanın «zamanaşımı» nedeniyle reddi gerektiğini, «tasfiye» «ilanının» 25.05.2012 tarihinde yapıldığını, davanın ise 22.05.2018 tarihinde açıldığını, davaya kabul anlamına gelmemek üzere müvekkilinin sorumluluğuna gidilebilmesi için, müvekkilinin kanundan ve «esas sözleşmeden doğan» yükümlülüklerini «kusuru» ile ihlal etmiş bulunması gerektiğini, somut durumda müvekkilinin yükümlülüklerini ihlal eden hiçbir davranışının olmadığını, davacının alacağına ulaşmasını engell …
İcra Müdürlüğü'nün 2013/5496 Esas sayılı dosyaları ile takip başlatıldığını, borçlu şirketin 22.05.2012 tarihinde tasfiyeye girdiğini ve davalının «tasfiye memuru» olarak atandığını, 30.05.2016 tarihli genel kurulda da şirketin tasfiye kapanışının yapılarak sicil «kaydının» silindiğinin öğrenildiğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 541 vd. maddeleri ile 553 üncü maddesine göre davalı tasfiye memurunun icra takibine konu alacaklardan sorumlu olduğunu ileri sürerek davalı tasfiye memurunun «haksız eylem» ve işlemleri nedeniyle müvekkilini uğrattığı zararlardan fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL'nin faiziyle birlikte tahsilini talep et …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/5786 E. 2024/1215 K.
Ortak:iflasın açılması · işçilik alacakları · esas sözleşme · şirketin tasfiyesi · muvazaa · şirket zararı · tasfiye memuru · anonim şirket · dava şartı · zamanaşımı 5 yıllık · Tazminat
İncelediğiniz karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, dava dışı «anonim şirketin» «tasfiye memuru» olan davalının «şirketin tasfiyesi» sırasında «esas sözleşmeden» ve kanundan doğan yükümlülüklerini kusuruyla ihlal edip etmediği, kusuruyla ihlal etmiş olması halinde davacı alacaklıyı zarara uğratıp uğratıp uğratmadığı, varsa zararın davalı tasfiye memurundan tahsilinin mümkün olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı «tasfiye» memurunun «iflas» halindeki bir şirketin iflas bildirimini yapmayıp tasfiyesini gerçekleştirdiğini, tasfiye memurunun davacı alacağından haberdar olup alacak karşılığını «depo» etmediğini, davalının sorumluluğunu yerine getirmeyerek şirketin iflasına hukuka aykırı olarak engel olduğunu, şirketin tasfiye edildiği 30.05.2016 tarihinden itibaren 10 yıl süreyle saklanması gereken bilgi ve belgelerin dosyaya sunulmadığını, dolayısıyla müvekkilinin haklı olduğunun ispat edildiğini, bilirkişi raporundaki tespitlerde de yer aldığı üzere tasfiye memurunun davacıya ödemesi gereken alacağının verilmesini sağlamamakla üstlendiği görevi kötüye kullandığını, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 206 ncı maddesi uyarınca işçi alacaklarının iflasta imtiyazlı alacaklardan olduğunu, davalının kusurlu davaranışlarıyla «şirketin zarara» uğrattığını, yalnızca şirketin borca batık olduğunu söylemenin «tasfiye memurunun sorumluluğunu» ortadan kaldırmayacağını, tasfiye memurunun da şirket yöneticisi ve basiretli bir «tacir» gibi davranmak zorunda olduğunu, davalının yapılan «muvazaalı» işlemlere karşı işlem yapmaması nedeniyle şirketin zarara uğramasına neden olduğunu, şirket ortaklarının, şirketin borçlarından dolayı şirkete vermeyi «taahhüt» ettikleri sermaye «payı» nispetinde sorumlu olduklarını, «tasfiye memuru» tarafından söz konusu sermaye payı miktarlarının ortaklar tarafından şirket nezdine geçirilip geçirilmediği geçirildi ise o sermaye payı miktarlarının ne için kullanıldığına ilişkin bir inceleme veya işlem yapılmadığını, görevini yapmayan davalı tasfiye memurunun davacı işçinin ilama bağlanıp «kesin» hüküm haline dönüşmüş alacaklarından doğan zararının tazmininden sorumlu tutulması gerektiğini belirterek davanın kabulünü istemiştir.
… LK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dışı şirketin mali durumu hakkında bilirkişi raporu alındığı, «tasfiye» tarihinde şirket borca batıkken davalının şirketin «iflasını» istemek yerine tasfiye işlemlerini başlattığı, böylece şirketi iflasın sonuçlarından azade kıldığı, davalının hatalı davrandığı sabit olmakla birlikte, tasfiye edilen «şirketin ihyası» da mümkün olduğundan, «tasfiye memurunun sorumluluğunun» doğabilmesi için ayrıca tasfiye memurunun haksız olarak ödedikleri paralardan söz edilmesi gerektiği, «iflasın açılmasından» bir yıllık süreden önce doğmuş «işçilik alacaklarının» imtiyazlı olmadığı, işçi iflas tarihinden önce işten ayrılmışsa iflas tarihinden geriye doğru bir yıllık sürenin başlangıcından işçinin işten ayrılma tarihine kada …
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «işçilik alacaklarının» öncelikli alacak olduğunu, «tasfiye memuru» tarafından «ticari defterlerde» müvekkilinin işçilik alacağı kayıtlı olmasına rağmen vergi ödemelerine öncelik tanımasının doğru olmadığını, şirketin tasfiye döneminde hep borca batık olduğunu istense dahi davacının alacaklarının ödenmeyeceğine ilişkin mahkeme gerekçesinin yerinde olmadığını, tasfiye memurunun şirket borçları, şirket varlığından fazla olduğu takdirde durumu derhal «şirketin merkezinin» bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine bildirmesi gerektiğini, mahkemece ise «iflasın açılmasına» karar verileceğini, davalı tasfiye memuruna ise görevini kötüye kullanarak «şahsi sorumluluklarının» da olduğu vergi borçlarının ödenmesinde şirkete ait mal varlığının kullanıldığını, şirketin mal varlığından öncelikle işçilik alacaklarının ödenmesi gerektiğini, davalının koşulları oluşmasına rağmen iflas başvurusunda bulunmamasının başlı başına «kusur» olduğunu, davalının sorumluluğunu gerektirdiğini, iflas başvurusunun yapılması ve kararın alınması halinde davalının yok saydığı «muvazaalı» işler nedeniyle dava açılmasının sağlanabileceğini, işverenin iflası halinde işçi alacaklarının masa mallarının satışı sonucu elde edilen para için ilk sırada bulunduğunu, müvekkilinin alacaklarının süreye bakılmaksızın imtiyazlı kabul edilmesi gerektiğini, şirketin alacağını tespiti ile bu alacağın tahsili için gerekli işlemleri yapmanın tasfiye memurunun «görevleri» arasında yer aldığını, şirkete ait taşınmazın ilk satış işlemindeki «bedelin muvazaalı» olduğunu, «şirketin zarara» uğratıldığını, işlemlerin aynı kişiye ait şirketler arasında gerçekleştirildiğini, davalının muvazaalıda olsa satış bedelini şirket uhdesine geçirildiğine ilişkin delil sunmadığını, bedelin şirket aktifine mi yoksa ortakların uhdesine mi aktarıldığına ilişkin açıklık bulunmadığını, şirket ortaklarının şirketin borçlarından dolayı şirkete vermeyi «taahhüt» ettikleri sermaye «payı» nispetinde sorumlu olduklarını, tasfiye memuru tarafından sermaye paylarının ortaklar tarafından şirkete ödenip ödenmediği, ödenmiş ise sermaye payının ne için kullanıldığına ilişkin bir inceleme yapılmadığını, ortakların bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde şahsi sorumluluklarına gidilebileceğini, bu durumun bilirkişi raporunda irdelenmediğini, tasfiye memurunun tasfiye halinde bulunan şirketin tüm mal ve haklarının korunması için basiretli bir iş adamı gibi gerekli önlemleri almakla yükümlü olduğunu, müvekkilinin ilama bağlanıp «kesin» hüküm haline dönüşmüş alacaklarından doğan zararının tazmininden davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmes …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, dava dışı «anonim şirketin» «tasfiye memuru» olan davalının «şirketin tasfiyesi» sırasında «esas sözleşmeden» ve kanundan doğan yükümlülüklerini kusuruyla ihlal edip etmediği, kusuruyla ihlal etmiş olması halinde davacı alacaklıyı zarara uğratıp uğratmadığı, varsa zararın davalı tasfiye memurundan tahsilinin mümkün olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
İcra Müdürlüğünün 2008/13050 Esas sayılı dosyasında 19.11.2008 tarihinde icra takibi yapıldığı, icra dosyasındaki «takibin kesinleştiği», dosyanın «takipsiz» bırakılması «sebebi» ile «işlemden kaldırıldığı», alacaklı vekilinin talebi üzerine «yenilenerek» 2013/3809 numarasını aldığı, takip sırasında şirketin «tasfiye» edildiğinin öğrenildiği, «ticaret sicil» kayıtlarına göre şirketin 22.05.2012 tarihinde tasfiyeye girdiği, 30.05.2016 tarihli genel kurul kararı ile tasfiye kapanışının yapıldığı, ticaret sicile kararın tescil edildiği, bilirkişi raporunda şirket kayıtlarına göre 2008, 2009, 2010 ve 2011 yıllarında «şirketin zarar» ettiği, sermayesinin tamamını kaybederek özkaynaklarının negatif olduğu, tasfiye döneminde 468.816,68 TL vergi borcunun bulunduğunun anlaşıldığı,2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 206 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına göre; işçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflâsın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş «ihbar» ve «kıdem tazminatları» «dahil» alacakları ile iflâs nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları birinci sırada yer alan alacaklar arasında sayıldığı, somut olayda davacının işçi alacağının 2007 yılına dayandığı, «şirket tasfiyesinin» 2016 yılında tamamlandığı, buna göre 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 206 ncı maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan birinci sıradaki alacaklar arasında yer almadığının görüldüğü, buna göre, davacının alacağının birinci sırada olmaması, şirketin tasfiye öncesindeki mal varlığına göre «iflasına» karar verilse dahi ödenemeyeceği, şirketin tasfiye sonrası 468.816,68 TL vergi borcunun bulunması sebebi ile davalı tasfiye memurunun davacının alacağına kavuşamam …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bedelde muvazaa · hizmet akdi · kıdem tazminatı · takibin kesinleşmesi · takipsizlik kararı · şahsi sorumluluk · işlemden kaldırma · şirket merkezi mahkemesi
Benzer bu karardaİcra Müdürlüğünün 2008/13050 Esas sayılı dosyasında 19.11.2008 tarihinde icra takibi yapıldığı, icra dosyasındaki «takibin kesinleştiği», dosyanın «takipsiz» bırakılması «sebebi» ile «işlemden kaldırıldığı», alacaklı vekilinin talebi üzerine «yenilenerek» 2013/3809 numarasını aldığı, takip sırasında şirketin «tasfiye» edildiğinin öğrenildiği, «ticaret sicil» kayıtlarına göre şirketin 22.05.2012 tarihinde tasfiyeye girdiği, 30.05.2016 tarihli genel kurul kararı ile tasfiye kapanışının yapıldığı, ticaret sicile kararın tescil edildiği, bilirkişi raporunda şirket kayıtlarına göre 2008, 2009, 2010 ve 2011 yıllarında «şirketin zarar» ettiği, sermayesinin tamamını kaybederek özkaynaklarının negatif olduğu, tasfiye döneminde 468.816,68 TL vergi borcunun bulunduğunun anlaşıldığı,2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 206 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına göre; işçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflâsın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş «ihbar» ve «kıdem tazminatları» «dahil» alacakları ile iflâs nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları birinci sırada yer alan alacaklar arasında sayıldığı, somut olayda davacının işçi alacağının 2007 yılına dayandığı, «şirket tasfiyesinin» 2016 yılında tamamlandığı, buna göre 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 206 ncı maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan birinci sıradaki alacaklar arasında yer almadığının görüldüğü, buna göre, davacının alacağının birinci sırada olmaması, şirketin tasfiye öncesindeki mal varlığına göre «iflasına» karar verilse dahi ödenemeyeceği, şirketin tasfiye sonrası 468.816,68 TL vergi borcunun bulunması sebebi ile davalı tasfiye memurunun davacının alacağına kavuşamam …
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «işçilik alacaklarının» öncelikli alacak olduğunu, «tasfiye memuru» tarafından «ticari defterlerde» müvekkilinin işçilik alacağı kayıtlı olmasına rağmen vergi ödemelerine öncelik tanımasının doğru olmadığını, şirketin tasfiye döneminde hep borca batık olduğunu istense dahi davacının alacaklarının ödenmeyeceğine ilişkin mahkeme gerekçesinin yerinde olmadığını, tasfiye memurunun şirket borçları, şirket varlığından fazla olduğu takdirde durumu derhal «şirketin merkezinin» bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine bildirmesi gerektiğini, mahkemece ise «iflasın açılmasına» karar verileceğini, davalı tasfiye memuruna ise görevini kötüye kullanarak «şahsi sorumluluklarının» da olduğu vergi borçlarının ödenmesinde şirkete ait mal varlığının kullanıldığını, şirketin mal varlığından öncelikle işçilik alacaklarının ödenmesi gerektiğini, davalının koşulları oluşmasına rağmen iflas başvurusunda bulunmamasının başlı başına «kusur» olduğunu, davalının sorumluluğunu gerektirdiğini, iflas başvurusunun yapılması ve kararın alınması halinde davalının yok saydığı «muvazaalı» işler nedeniyle dava açılmasının sağlanabileceğini, işverenin iflası halinde işçi alacaklarının masa mallarının satışı sonucu elde edilen para için ilk sırada bulunduğunu, müvekkilinin alacaklarının süreye bakılmaksızın imtiyazlı kabul edilmesi gerektiğini, şirketin alacağını tespiti ile bu alacağın tahsili için gerekli işlemleri yapmanın tasfiye memurunun «görevleri» arasında yer aldığını, şirkete ait taşınmazın ilk satış işlemindeki «bedelin muvazaalı» olduğunu, «şirketin zarara» uğratıldığını, işlemlerin aynı kişiye ait şirketler arasında gerçekleştirildiğini, davalının muvazaalıda olsa satış bedelini şirket uhdesine geçirildiğine ilişkin delil sunmadığını, bedelin şirket aktifine mi yoksa ortakların uhdesine mi aktarıldığına ilişkin açıklık bulunmadığını, şirket ortaklarının şirketin borçlarından dolayı şirkete vermeyi «taahhüt» ettikleri sermaye «payı» nispetinde sorumlu olduklarını, tasfiye memuru tarafından sermaye paylarının ortaklar tarafından şirkete ödenip ödenmediği, ödenmiş ise sermaye payının ne için kullanıldığına ilişkin bir inceleme yapılmadığını, ortakların bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde şahsi sorumluluklarına gidilebileceğini, bu durumun bilirkişi raporunda irdelenmediğini, tasfiye memurunun tasfiye halinde bulunan şirketin tüm mal ve haklarının korunması için basiretli bir iş adamı gibi gerekli önlemleri almakla yükümlü olduğunu, müvekkilinin ilama bağlanıp «kesin» hüküm haline dönüşmüş alacaklarından doğan zararının tazmininden davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmes …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde;davanın «zamanaşımı» «sebebi» ile reddi gerektiğini, borçlu şirketin usulüne uygun olarak «tasfiye» sürecine girdiğini, ilanların yapıldığını, başvuru olmaması sebebi ile 04/08/2016 tarihinde tasfiye edildiğini, «ticaret sicile tescil» edildiğini, davacının yaptığı icra takibinin «takipsiz» bırakıldığını, 5 yıl sonra «yenilendiğini», akabinde 2015 yılında henüz şirket kapanmamışken yeniden takipsiz bırakıldığını, davalının alacaktan haberdar olmadığını, şirketin mali durumuna göre borcu ödeyecek mali durumunun bulunmadığını, «şirketin zararda» olduğunu, davacının alacağının imtiyazlı alacak olmadığını, şirketin vergi ve SGK borçlarının fazla olduğunu, müvekkilinin kusurlu bir davranışı olmadığını savunar …
İş Mahkemesinin 2007/994 Esas sayılı dosyasında «hizmet akdinin» haksız feshi «sebebi» ile işçi alacaklarına ilişkin dava açıldığı, yapılan yargılama sonucunda 06.11.2008 tarihli karar ile davanın kısmen kabulüne karar verildiği, kararın kesinleştiği, 20.907,33 TL toplam işçi alacağının tahsili için Ankara 26.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/17037 E. 2013/22036 K.
Ortak:tasfiye memuru · ek tasfiye
İncelediğiniz kararda… ğini ve bu kararın temyiz incelemesinden geçerek onandığını, alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibinde şirketin 22.05.2012 tarihinde tasfiyeye girdiğinin, «tasfiye memuru» olarak davalının atandığının, 30.05.2016 tarihinde de tasfiye kapanışı yapılarak şirketin sicilden «kaydının» silindiğinin öğrenildiğini, davalının icra dosyasında takibe konulan alacaktan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 541, 542, 543, 544 ve 553 üncü maddeleri kapsamında sorumluluğu bulunduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL'nin tasfiye kapanış tarihinden itibaren en yüksek meduat faiz oranıyla davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılama sırasında «ıslah» dilekçesiyle dava değerini 20.368,76 TL'ye yükseltmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı «tasfiye» memurunun «iflas» halindeki bir şirketin iflas bildirimini yapmayıp tasfiyesini gerçekleştirdiğini, tasfiye memurunun davacı alacağından haberdar olup alacak karşılığını «depo» etmediğini, davalının sorumluluğunu yerine getirmeyerek şirketin iflasına hukuka aykırı olarak engel olduğunu, şirketin tasfiye edildiği 30.05.2016 tarihinden itibaren 10 yıl süreyle saklanması gereken bilgi ve belgelerin dosyaya sunulmadığını, dolayısıyla müvekkilinin haklı olduğunun ispat edildiğini, bilirkişi raporundaki tespitlerde de yer aldığı üzere tasfiye memurunun davacıya ödemesi gereken alacağının verilmesini sağlamamakla üstlendiği görevi kötüye kullandığını, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 206 ncı maddesi uyarınca işçi alacaklarının iflasta imtiyazlı alacaklardan olduğunu, davalının kusurlu davaranışlarıyla «şirketin zarara» uğrattığını, yalnızca şirketin borca batık olduğunu söylemenin «tasfiye memurunun sorumluluğunu» ortadan kaldırmayacağını, tasfiye memurunun da şirket yöneticisi ve basiretli bir «tacir» gibi davranmak zorunda olduğunu, davalının yapılan «muvazaalı» işlemlere karşı işlem yapmaması nedeniyle şirketin zarara uğramasına neden olduğunu, şirket ortaklarının, şirketin borçlarından dolayı şirkete vermeyi «taahhüt» ettikleri sermaye «payı» nispetinde sorumlu olduklarını, «tasfiye memuru» tarafından söz konusu sermaye payı miktarlarının ortaklar tarafından şirket nezdine geçirilip geçirilmediği geçirildi ise o sermaye payı miktarlarının ne için kullanıldığına ilişkin bir inceleme veya işlem yapılmadığını, görevini yapmayan davalı tasfiye memurunun davacı işçinin ilama bağlanıp «kesin» hüküm haline dönüşmüş alacaklarından doğan zararının tazmininden sorumlu tutulması gerektiğini belirterek davanın kabulünü istemiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, dava dışı «anonim şirketin» «tasfiye memuru» olan davalının «şirketin tasfiyesi» sırasında «esas sözleşmeden» ve kanundan doğan yükümlülüklerini kusuruyla ihlal edip etmediği, kusuruyla ihlal etmiş olması halinde davacı alacaklıyı zarara uğratıp uğratıp uğratmadığı, varsa zararın davalı tasfiye memurundan tahsilinin mümkün olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Benzer bu karardaKararı, davalı «tasfiye memuru» temyiz etmiştir.
2- Ancak, talep edilmediği halde davacı lehine «vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru olmadığından kararın bu nedenle mümeyyiz davalı «tasfiye memuru» yararına bozulmasına karar vermek gerekmiş ise de, anılan hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HUMK'un 438/7 maddesi uyarınca kararın düzelterek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı «tasfiye» memurunun aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:vekalet ücreti
Benzer bu kararda2- Ancak, talep edilmediği halde davacı lehine «vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru olmadığından kararın bu nedenle mümeyyiz davalı «tasfiye memuru» yararına bozulmasına karar vermek gerekmiş ise de, anılan hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HUMK'un 438/7 maddesi uyarınca kararın düzelterek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/4890 E. , 2024/1296 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/648 Esas, 2022/550 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2018/382 E., 2020/150 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı K.Karadere Hazır Beton...A.Ş.'ye karşı işçilik alacaklarının tahsili amacıyla Ankara 8. İş Mahkemesi'nin 2007/931 E. sayılı dosyasında açtığı davanın kabul edildiğini ve bu kararın temyiz incelemesinden geçerek onandığını, alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibinde şirketin 22.05.2012 tarihinde tasfiyeye girdiğinin, tasfiye memuru olarak davalının atandığının, 30.05.2016 tarihinde de tasfiye kapanışı yapılarak şirketin sicilden kaydının silindiğinin öğrenildiğini, davalının icra dosyasında takibe konulan alacaktan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 541, 542, 543, 544 ve 553 üncü maddeleri kapsamında sorumluluğu bulunduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL'nin tasfiye kapanış tarihinden itibaren en yüksek meduat faiz oranıyla davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılama sırasında ıslah dilekçesiyle dava değerini 20.368,76 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; tasfiyenin 22.05.2012 tarihinde açıldığı bu nedenle dava tarihi itibariyle alacağın tahsili için 6102 sayılı Kanun'un 560 ıncı maddesinde öngörülen 2 ve 5 yıllık zamanaşımı sürelerinin dolmuş olduğunu, müvekkili tasfiye memurunun Ticaret Sicil Gazetesinde alacaklıların başvurması için usulüne uygun ilanları yaptığını, ancak davacının herhangi bir başvuruda bulunmadığını, kaldı ki icra dosyasında müvekkiline tebligat yapılmadığını, tasfiye memurunun davacı alacağı yönünden kusurlu davranışı olmadığını, müvekkilinin yükümlülüğünü yerine getirdiğini, davacının somut bir zararının doğduğunu ispatlayamadığını, tasfiye sürecinin usulüne uygun olarak sonuçlandırıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dışı şirketin mali durumu hakkında bilirkişi raporu alındığı, tasfiye tarihinde şirket borca batıkken davalının şirketin iflasını istemek yerine tasfiye işlemlerini başlattığı, böylece şirketi iflasın sonuçlarından azade kıldığı, davalının hatalı davrandığı sabit olmakla birlikte, tasfiye edilen şirketin ihyası da mümkün olduğundan, tasfiye memurunun sorumluluğunun doğabilmesi için ayrıca tasfiye memurunun haksız olarak ödedikleri paralardan söz edilmesi gerektiği, iflasın açılmasından bir yıllık süreden önce doğmuş işçilik alacaklarının imtiyazlı olmadığı, işçi iflas tarihinden önce işten ayrılmışsa iflas tarihinden geriye doğru bir yıllık sürenin başlangıcından işçinin işten ayrılma tarihine kadar olan süredeki ücret alacağının imtiyazlı olduğu, iflasın açılmasından bir yıl önce işten ayrılan işçinin işçilik hakları imtiyazlı olmadığından adi alacaklarla birlikte dördüncü sırada işlem göreceği, buna bağlı olarak davacı alacağı iflasta birinci sırada değerlendirilemeyeceğinden yapılan ödemeler yönünden haksız ödeme sonucuna varılamayacağı, dosyaya getirtilen kayıtlardan ve diğer dosyalarda alınmış olan bilirkişi raporlarından şirketin borca batık olduğu, vergi ve SGK borçlarını dahi ödeyemediği dikkate alındığında iflas kararı verilmiş olsaydı dahi davacıya ödeme yapılamayacağı, bu haliyle davacının talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı tasfiye memurunun iflas halindeki bir şirketin iflas bildirimini yapmayıp tasfiyesini gerçekleştirdiğini, tasfiye memurunun davacı alacağından haberdar olup alacak karşılığını depo etmediğini, davalının sorumluluğunu yerine getirmeyerek şirketin iflasına hukuka aykırı olarak engel olduğunu, şirketin tasfiye edildiği 30.05.2016 tarihinden itibaren 10 yıl süreyle saklanması gereken bilgi ve belgelerin dosyaya sunulmadığını, dolayısıyla müvekkilinin haklı olduğunun ispat edildiğini, bilirkişi raporundaki tespitlerde de yer aldığı üzere tasfiye memurunun davacıya ödemesi gereken alacağının verilmesini sağlamamakla üstlendiği görevi kötüye kullandığını, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 206 ncı maddesi uyarınca işçi alacaklarının iflasta imtiyazlı alacaklardan olduğunu, davalının kusurlu davaranışlarıyla şirketin zarara uğrattığını, yalnızca şirketin borca batık olduğunu söylemenin tasfiye memurunun sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını, tasfiye memurunun da şirket yöneticisi ve basiretli bir tacir gibi davranmak zorunda olduğunu, davalının yapılan muvazaalı işlemlere karşı işlem yapmaması nedeniyle şirketin zarara uğramasına neden olduğunu, şirket ortaklarının, şirketin borçlarından dolayı şirkete vermeyi taahhüt ettikleri sermaye payı nispetinde sorumlu olduklarını, tasfiye memuru tarafından söz konusu sermaye payı miktarlarının ortaklar tarafından şirket nezdine geçirilip geçirilmediği geçirildi ise o sermaye payı miktarlarının ne için kullanıldığına ilişkin bir inceleme veya işlem yapılmadığını, görevini yapmayan davalı tasfiye memurunun davacı işçinin ilama bağlanıp kesin hüküm haline dönüşmüş alacaklarından doğan zararının tazmininden sorumlu tutulması gerektiğini belirterek davanın kabulünü istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ilk derece mahkemesince davacının dava konusu işçi alacağını tahsil edememesi sebebiyle oluşan zararı ile davalı tasfiye memurunun kusuru arasında 6102 sayılı Kanun'un 553 üncü maddesi uyarınca illiyet bağı kurulamadığından ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; isitnaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekraren kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, dava dışı anonim şirketin tasfiye memuru olan davalının şirketin tasfiyesi sırasında esas sözleşmeden ve kanundan doğan yükümlülüklerini kusuruyla ihlal edip etmediği, kusuruyla ihlal etmiş olması halinde davacı alacaklıyı zarara uğratıp uğratıp uğratmadığı, varsa zararın davalı tasfiye memurundan tahsilinin mümkün olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Kanun'un 541, 542, 543, 544, 553 üncü maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1124367100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz