Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/4494 E. 2024/975 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- ['6102/560']
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
tasfiye memurunun sorumluluğu↗ işçilik alacakları↗ el koyma↗ esas sözleşme↗ şahsi sorumluluk↗ şirketin tasfiyesi↗ haksız eylem↗ sözleşmeden doğan dava↗ depo kararı↗ tasfiye memuru↗ anonim şirket↗ kâr payı↗ esastan ret↗ ek tasfiye↗ iflas↗ ilan↗ kusur↗ cy/cy kaydı↗ yükleten (shipper)↗ dahili dava↗ zamanaşımı↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/376 Esas, 2021/35 Karar
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin iş akdinin haksız feshi nedeniyle "... Hazır Beton Asfalt Taşımacılık San. Tic. AŞ." den olan işçilik alacaklarının tahsili amacıyla Ankara 8. İş Mahkemesi'nin 2008/66 E. -2010/650 K.sayılı dosyasında görülen davada verilen kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiğini, alacakların tahsili için şirket hakkında Ankara 13. İcra Müdürlüğü'nün 2013/5281 Esas sayılı ve Ankara 27. İcra Müdürlüğü'nün 2013/5496 Esas sayılı dosyaları ile takip başlatıldığını, borçlu şirketin 22.05.2012 tarihinde tasfiyeye girdiğini ve davalının tasfiye memuru olarak atandığını, 30.05.2016 tarihli genel kurulda da şirketin tasfiye kapanışının yapılarak sicil kaydının silindiğinin öğrenildiğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 541 vd. maddeleri ile 553 üncü maddesine göre davalı tasfiye memurunun icra takibine konu alacaklardan sorumlu olduğunu ileri sürerek davalı tasfiye memurunun haksız eylem ve işlemleri nedeniyle müvekkilini uğrattığı zararlardan fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL'nin faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; 6102 sayılı Kanun'un 560 ıncı maddesine göre davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, tasfiye ilanının 25.05.2012 tarihinde yapıldığını, davanın ise 22.05.2018 tarihinde açıldığını, davaya kabul anlamına gelmemek üzere müvekkilinin sorumluluğuna gidilebilmesi için, müvekkilinin kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusuru ile ihlal etmiş bulunması gerektiğini, somut durumda müvekkilinin yükümlülüklerini ihlal eden hiçbir davranışının olmadığını, davacının alacağına ulaşmasını engelleyecek herhangi bir kusurlu hareketinin de bulunmadığını, tasfiye sürecinin usulüne uygun şekilde yürütüldüğünü ve tasfiyenin sona erdirildiğini, bu süre içerisinde davacının alacağının şirketten tahsili hususunda gerekli özeni göstermediğini, üzerine düşen yükümlülük ve işlemleri yerine getirmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dışı borçlu şirketin 22.05.2012 tarihinde tasfiyeye girdiği ve tasfiye memurluğuna davalının atandığı, 30.05.2016 tarihli Genel Kurulda şirketin tasfiye kapanışının yapıldığı, kaydının silindiği, şirketin 2013-2014 ve 2015 yıllarında borca batık durumda olduğu, tasfiye döneminde şirketin borç ödemesinde kullanılabilecek likit bir varlığının bulunmadığı, tasfiye kapanışının yapılmamış ve iflas etmiş olması halinde dahi davacının alacağının ödenme ihtimalinin olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; tasfiye memurunun iflas halindeki şirket hakkında iflas bildirimi yapmayıp tasfiye işlemini gerçekleştirdiğini, ayrıca tasfiye memurunun davacı alacağından haberdar olmasına rağmen alacak karşılığını depo etmeden tasfiye işlemini gerçekleştirdiğini, davalı tasfiye memurunun bilerek davacıyı zarara uğrattığını, tasfiye sonucunda defterler ve tasfiyeye ilişkin olanlar da dahil belgelerin saklanması gerektiği halde gereken bilgi ve belgelerin dosyaya sunulmadığından açılan davada haklılıklarının ortaya konulduğunu, davalı tasfiye memurunun davacıya ödemesi gereken alacağının belirlenmesini sağlamamakla üstlendiği görevi kötüye kullandığını, şirkete ait tesis, makine ve cihazları KDV dahil 56.640,00 TL'ye satıp, bunun da şirketin şahsi sorumlusu olan ortakların vergi borçlarını ödemede kullandığını, kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla sabit olan işçi alacaklarının, yine kesinleşmiş icra takipleri uyarınca öncelikle ödenmesinin yasanın amir hükmü olduğunu, tasfiye memurunun sorumluluğu yönünden davacının davalının tasfiye memuru olduğu dönemde başvurusunun bulunmadığı ifadesiyle ulaşılmak istenen sonucu hiçbir hukuk düzeninin tanımadığını, aksinin kabulünün davacının hakkının gasp anlamına geleceğini, tasfiye memurunun şirketin alacağının tespiti ve bu alacağın tahsili için gerekli işlemleri yapmak olduğu halde bu yönde herhangi bir girişimde bulunmadığını, tasfiye memuru tarafından sermaye payı miktarlarının ortaklar tarafından ödenip ödenmediği hususunda bir inceleme veya işlem yapılmadığını, ortakların sermaye koyma borcunu yerine getirmemesi halinde şahsi sorumluluklarına gidilebileceğini ve şirkete aktif katkı sağlanabileceğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, dava dışı anonim şirketin tasfiye memuru olan davalının şirketin tasfiyesi sırasında esas sözleşmeden ve kanundan doğan yükümlülüklerini kusuruyla ihlal edip etmediği, kusuruyla ihlal etmiş olması halinde davacı alacaklıyı zarara uğratıp uğratmadığı, varsa zararın davalı tasfiye memurundan tahsilinin mümkün olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 541,542,543,544,553 üncü maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/4890 E. 2024/1296 K.
Ortak:tasfiye memurunun sorumluluğu · işçilik alacakları · esas sözleşme · şirketin tasfiyesi · depo kararı · tasfiye memuru · anonim şirket · kâr payı · zamanaşımı ['6102/560'] · Tazminat
İncelediğiniz karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «tasfiye» memurunun «iflas» halindeki şirket hakkında iflas bildirimi yapmayıp tasfiye işlemini gerçekleştirdiğini, ayrıca tasfiye memurunun davacı alacağından haberdar olmasına rağmen alacak karşılığını «depo» etmeden tasfiye işlemini gerçekleştirdiğini, davalı tasfiye memurunun bilerek davacıyı zarara uğrattığını, tasfiye sonucunda «defterler» ve tasfiyeye ilişkin olanlar da «dahil» belgelerin saklanması gerektiği halde gereken bilgi ve belgelerin dosyaya sunulmadığından açılan davada haklılıklarının ortaya konulduğunu, davalı tasfiye memurunun davacıya ödemesi gereken alacağının belirlenmesini sağlamamakla üstlendiği görevi kötüye kullandığını, şirkete ait tesis, makine ve cihazları KDV dahil 56.640,00 TL'ye satıp, bunun da şirketin «şahsi sorumlusu» olan ortakların vergi borçlarını ödemede kullandığını, kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla sabit olan işçi alacaklarının, yine kesinleşmiş icra takipleri uyarınca öncelikle ödenmesinin yasanın amir hükmü olduğunu, «tasfiye memurunun sorumluluğu» yönünden davacının davalının «tasfiye memuru» olduğu dönemde başvurusunun bulunmadığı ifadesiyle ulaşılmak istenen sonucu hiçbir hukuk düzeninin tanımadığını, aksinin kabulünün davacının hakkının gasp anlamına geleceğini, tasfiye memurunun şirketin alacağının tespiti ve bu alacağın tahsili için gerekli işlemleri yapmak olduğu halde bu yönde herhangi bir girişimde bulunmadığını, tasfiye memuru tarafından sermaye «payı» miktarlarının ortaklar tarafından ödenip ödenmediği hususunda bir inceleme veya işlem yapılmadığını, ortakların sermaye «koyma» borcunu yerine getirmemesi halinde şahsi sorumluluklarına gidilebileceğini ve şirkete aktif katkı sağlanabileceğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, dava dışı «anonim şirketin» «tasfiye memuru» olan davalının «şirketin tasfiyesi» sırasında «esas sözleşmeden» ve kanundan doğan yükümlülüklerini kusuruyla ihlal edip etmediği, kusuruyla ihlal etmiş olması halinde davacı alacaklıyı zarara uğratıp uğratmadığı, varsa zararın davalı tasfiye memurundan tahsilinin mümkün olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
AŞ." den olan «işçilik alacaklarının» tahsili amacıyla Ankara 8.
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı «tasfiye» memurunun «iflas» halindeki bir şirketin iflas bildirimini yapmayıp tasfiyesini gerçekleştirdiğini, tasfiye memurunun davacı alacağından haberdar olup alacak karşılığını «depo» etmediğini, davalının sorumluluğunu yerine getirmeyerek şirketin iflasına hukuka aykırı olarak engel olduğunu, şirketin tasfiye edildiği 30.05.2016 tarihinden itibaren 10 yıl süreyle saklanması gereken bilgi ve belgelerin dosyaya sunulmadığını, dolayısıyla müvekkilinin haklı olduğunun ispat edildiğini, bilirkişi raporundaki tespitlerde de yer aldığı üzere tasfiye memurunun davacıya ödemesi gereken alacağının verilmesini sağlamamakla üstlendiği görevi kötüye kullandığını, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 206 ncı maddesi uyarınca işçi alacaklarının iflasta imtiyazlı alacaklardan olduğunu, davalının kusurlu davaranışlarıyla «şirketin zarara» uğrattığını, yalnızca şirketin borca batık olduğunu söylemenin «tasfiye memurunun sorumluluğunu» ortadan kaldırmayacağını, tasfiye memurunun da şirket yöneticisi ve basiretli bir «tacir» gibi davranmak zorunda olduğunu, davalının yapılan «muvazaalı» işlemlere karşı işlem yapmaması nedeniyle şirketin zarara uğramasına neden olduğunu, şirket ortaklarının, şirketin borçlarından dolayı şirkete vermeyi «taahhüt» ettikleri sermaye «payı» nispetinde sorumlu olduklarını, «tasfiye memuru» tarafından söz konusu sermaye payı miktarlarının ortaklar tarafından şirket nezdine geçirilip geçirilmediği geçirildi ise o sermaye payı miktarlarının ne için kullanıldığına ilişkin bir inceleme veya işlem yapılmadığını, görevini yapmayan davalı tasfiye memurunun davacı işçinin ilama bağlanıp «kesin» hüküm haline dönüşmüş alacaklarından doğan zararının tazmininden sorumlu tutulması gerektiğini belirterek davanın kabulünü istemiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, dava dışı «anonim şirketin» «tasfiye memuru» olan davalının «şirketin tasfiyesi» sırasında «esas sözleşmeden» ve kanundan doğan yükümlülüklerini kusuruyla ihlal edip etmediği, kusuruyla ihlal etmiş olması halinde davacı alacaklıyı zarara uğratıp uğratıp uğratmadığı, varsa zararın davalı tasfiye memurundan tahsilinin mümkün olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
… LK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dışı şirketin mali durumu hakkında bilirkişi raporu alındığı, «tasfiye» tarihinde şirket borca batıkken davalının şirketin «iflasını» istemek yerine tasfiye işlemlerini başlattığı, böylece şirketi iflasın sonuçlarından azade kıldığı, davalının hatalı davrandığı sabit olmakla birlikte, tasfiye edilen «şirketin ihyası» da mümkün olduğundan, «tasfiye memurunun sorumluluğunun» doğabilmesi için ayrıca tasfiye memurunun haksız olarak ödedikleri paralardan söz edilmesi gerektiği, «iflasın açılmasından» bir yıllık süreden önce doğmuş «işçilik alacaklarının» imtiyazlı olmadığı, işçi iflas tarihinden önce işten ayrılmışsa iflas tarihinden geriye doğru bir yıllık sürenin başlangıcından işçinin işten ayrılma tarihine kada …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:iflasın açılması · muvazaa · illiyet bağı · şirketin ihyası · şirket zararı · ihya · tebligat · ıslah
Benzer bu kararda… LK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dışı şirketin mali durumu hakkında bilirkişi raporu alındığı, «tasfiye» tarihinde şirket borca batıkken davalının şirketin «iflasını» istemek yerine tasfiye işlemlerini başlattığı, böylece şirketi iflasın sonuçlarından azade kıldığı, davalının hatalı davrandığı sabit olmakla birlikte, tasfiye edilen «şirketin ihyası» da mümkün olduğundan, «tasfiye memurunun sorumluluğunun» doğabilmesi için ayrıca tasfiye memurunun haksız olarak ödedikleri paralardan söz edilmesi gerektiği, «iflasın açılmasından» bir yıllık süreden önce doğmuş «işçilik alacaklarının» imtiyazlı olmadığı, işçi iflas tarihinden önce işten ayrılmışsa iflas tarihinden geriye doğru bir yıllık sürenin başlangıcından işçinin işten ayrılma tarihine kada …
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı «tasfiye» memurunun «iflas» halindeki bir şirketin iflas bildirimini yapmayıp tasfiyesini gerçekleştirdiğini, tasfiye memurunun davacı alacağından haberdar olup alacak karşılığını «depo» etmediğini, davalının sorumluluğunu yerine getirmeyerek şirketin iflasına hukuka aykırı olarak engel olduğunu, şirketin tasfiye edildiği 30.05.2016 tarihinden itibaren 10 yıl süreyle saklanması gereken bilgi ve belgelerin dosyaya sunulmadığını, dolayısıyla müvekkilinin haklı olduğunun ispat edildiğini, bilirkişi raporundaki tespitlerde de yer aldığı üzere tasfiye memurunun davacıya ödemesi gereken alacağının verilmesini sağlamamakla üstlendiği görevi kötüye kullandığını, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 206 ncı maddesi uyarınca işçi alacaklarının iflasta imtiyazlı alacaklardan olduğunu, davalının kusurlu davaranışlarıyla «şirketin zarara» uğrattığını, yalnızca şirketin borca batık olduğunu söylemenin «tasfiye memurunun sorumluluğunu» ortadan kaldırmayacağını, tasfiye memurunun da şirket yöneticisi ve basiretli bir «tacir» gibi davranmak zorunda olduğunu, davalının yapılan «muvazaalı» işlemlere karşı işlem yapmaması nedeniyle şirketin zarara uğramasına neden olduğunu, şirket ortaklarının, şirketin borçlarından dolayı şirkete vermeyi «taahhüt» ettikleri sermaye «payı» nispetinde sorumlu olduklarını, «tasfiye memuru» tarafından söz konusu sermaye payı miktarlarının ortaklar tarafından şirket nezdine geçirilip geçirilmediği geçirildi ise o sermaye payı miktarlarının ne için kullanıldığına ilişkin bir inceleme veya işlem yapılmadığını, görevini yapmayan davalı tasfiye memurunun davacı işçinin ilama bağlanıp «kesin» hüküm haline dönüşmüş alacaklarından doğan zararının tazmininden sorumlu tutulması gerektiğini belirterek davanın kabulünü istemiştir.
… ğini ve bu kararın temyiz incelemesinden geçerek onandığını, alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibinde şirketin 22.05.2012 tarihinde tasfiyeye girdiğinin, «tasfiye memuru» olarak davalının atandığının, 30.05.2016 tarihinde de tasfiye kapanışı yapılarak şirketin sicilden «kaydının» silindiğinin öğrenildiğini, davalının icra dosyasında takibe konulan alacaktan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 541, 542, 543, 544 ve 553 üncü maddeleri kapsamında sorumluluğu bulunduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL'nin tasfiye kapanış tarihinden itibaren en yüksek meduat faiz oranıyla davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılama sırasında «ıslah» dilekçesiyle dava değerini 20.368,76 TL'ye yükseltmiştir.
… e; tasfiyenin 22.05.2012 tarihinde açıldığı bu nedenle dava tarihi itibariyle alacağın tahsili için 6102 sayılı Kanun'un 560 ıncı maddesinde öngörülen 2 ve 5 yıllık «zamanaşımı» sürelerinin dolmuş olduğunu, müvekkili «tasfiye» memurunun Ticaret Sicil Gazetesinde alacaklıların başvurması için usulüne uygun ilanları yaptığını, ancak davacının herhangi bir başvuruda bulunmadığını, kaldı ki icra dosyasında müvekkiline «tebligat» yapılmadığını, tasfiye memurunun davacı alacağı yönünden kusurlu davranışı olmadığını, müvekkilinin yükümlülüğünü yerine getirdiğini, davacının somut bir zararının …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/17037 E. 2013/22036 K.
Ortak:tasfiye memuru · ek tasfiye
İncelediğiniz karardaİcra Müdürlüğü'nün 2013/5496 Esas sayılı dosyaları ile takip başlatıldığını, borçlu şirketin 22.05.2012 tarihinde tasfiyeye girdiğini ve davalının «tasfiye memuru» olarak atandığını, 30.05.2016 tarihli genel kurulda da şirketin tasfiye kapanışının yapılarak sicil «kaydının» silindiğinin öğrenildiğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 541 vd. maddeleri ile 553 üncü maddesine göre davalı tasfiye memurunun icra takibine konu alacaklardan sorumlu olduğunu ileri sürerek davalı tasfiye memurunun «haksız eylem» ve işlemleri nedeniyle müvekkilini uğrattığı zararlardan fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL'nin faiziyle birlikte tahsilini talep et …
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «tasfiye» memurunun «iflas» halindeki şirket hakkında iflas bildirimi yapmayıp tasfiye işlemini gerçekleştirdiğini, ayrıca tasfiye memurunun davacı alacağından haberdar olmasına rağmen alacak karşılığını «depo» etmeden tasfiye işlemini gerçekleştirdiğini, davalı tasfiye memurunun bilerek davacıyı zarara uğrattığını, tasfiye sonucunda «defterler» ve tasfiyeye ilişkin olanlar da «dahil» belgelerin saklanması gerektiği halde gereken bilgi ve belgelerin dosyaya sunulmadığından açılan davada haklılıklarının ortaya konulduğunu, davalı tasfiye memurunun davacıya ödemesi gereken alacağının belirlenmesini sağlamamakla üstlendiği görevi kötüye kullandığını, şirkete ait tesis, makine ve cihazları KDV dahil 56.640,00 TL'ye satıp, bunun da şirketin «şahsi sorumlusu» olan ortakların vergi borçlarını ödemede kullandığını, kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla sabit olan işçi alacaklarının, yine kesinleşmiş icra takipleri uyarınca öncelikle ödenmesinin yasanın amir hükmü olduğunu, «tasfiye memurunun sorumluluğu» yönünden davacının davalının «tasfiye memuru» olduğu dönemde başvurusunun bulunmadığı ifadesiyle ulaşılmak istenen sonucu hiçbir hukuk düzeninin tanımadığını, aksinin kabulünün davacının hakkının gasp anlamına geleceğini, tasfiye memurunun şirketin alacağının tespiti ve bu alacağın tahsili için gerekli işlemleri yapmak olduğu halde bu yönde herhangi bir girişimde bulunmadığını, tasfiye memuru tarafından sermaye «payı» miktarlarının ortaklar tarafından ödenip ödenmediği hususunda bir inceleme veya işlem yapılmadığını, ortakların sermaye «koyma» borcunu yerine getirmemesi halinde şahsi sorumluluklarına gidilebileceğini ve şirkete aktif katkı sağlanabileceğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, dava dışı «anonim şirketin» «tasfiye memuru» olan davalının «şirketin tasfiyesi» sırasında «esas sözleşmeden» ve kanundan doğan yükümlülüklerini kusuruyla ihlal edip etmediği, kusuruyla ihlal etmiş olması halinde davacı alacaklıyı zarara uğratıp uğratmadığı, varsa zararın davalı tasfiye memurundan tahsilinin mümkün olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Benzer bu karardaKararı, davalı «tasfiye memuru» temyiz etmiştir.
2- Ancak, talep edilmediği halde davacı lehine «vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru olmadığından kararın bu nedenle mümeyyiz davalı «tasfiye memuru» yararına bozulmasına karar vermek gerekmiş ise de, anılan hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HUMK'un 438/7 maddesi uyarınca kararın düzelterek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı «tasfiye» memurunun aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:vekalet ücreti
Benzer bu kararda2- Ancak, talep edilmediği halde davacı lehine «vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru olmadığından kararın bu nedenle mümeyyiz davalı «tasfiye memuru» yararına bozulmasına karar vermek gerekmiş ise de, anılan hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HUMK'un 438/7 maddesi uyarınca kararın düzelterek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/4494 E. , 2024/975 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
SAYISI 2021/408 Esas, 2022/548 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2018/376 Esas, 2021/35 Karar
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin iş akdinin haksız feshi nedeniyle "... Hazır Beton Asfalt Taşımacılık San. Tic. AŞ." den olan işçilik alacaklarının tahsili amacıyla Ankara 8. İş Mahkemesi'nin 2008/66 E. -2010/650 K.sayılı dosyasında görülen davada verilen kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiğini, alacakların tahsili için şirket hakkında Ankara 13. İcra Müdürlüğü'nün 2013/5281 Esas sayılı ve Ankara 27. İcra Müdürlüğü'nün 2013/5496 Esas sayılı dosyaları ile takip başlatıldığını, borçlu şirketin 22.05.2012 tarihinde tasfiyeye girdiğini ve davalının tasfiye memuru olarak atandığını, 30.05.2016 tarihli genel kurulda da şirketin tasfiye kapanışının yapılarak sicil kaydının silindiğinin öğrenildiğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 541 vd.
maddeleri ile 553 üncü maddesine göre davalı tasfiye memurunun icra takibine konu alacaklardan sorumlu olduğunu ileri sürerek davalı tasfiye memurunun haksız eylem ve işlemleri nedeniyle müvekkilini uğrattığı zararlardan fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL'nin faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; 6102 sayılı Kanun'un 560 ıncı maddesine göre davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, tasfiye ilanının 25.05.2012 tarihinde yapıldığını, davanın ise 22.05.2018 tarihinde açıldığını, davaya kabul anlamına gelmemek üzere müvekkilinin sorumluluğuna gidilebilmesi için, müvekkilinin kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusuru ile ihlal etmiş bulunması gerektiğini, somut durumda müvekkilinin yükümlülüklerini ihlal eden hiçbir davranışının olmadığını, davacının alacağına ulaşmasını engelleyecek herhangi bir kusurlu hareketinin de bulunmadığını, tasfiye sürecinin usulüne uygun şekilde yürütüldüğünü ve tasfiyenin sona erdirildiğini, bu süre içerisinde davacının alacağının şirketten tahsili hususunda gerekli özeni göstermediğini, üzerine düşen yükümlülük ve işlemleri yerine getirmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dışı borçlu şirketin 22.05.2012 tarihinde tasfiyeye girdiği ve tasfiye memurluğuna davalının atandığı, 30.05.2016 tarihli Genel Kurulda şirketin tasfiye kapanışının yapıldığı, kaydının silindiği, şirketin 2013-2014 ve 2015 yıllarında borca batık durumda olduğu, tasfiye döneminde şirketin borç ödemesinde kullanılabilecek likit bir varlığının bulunmadığı, tasfiye kapanışının yapılmamış ve iflas etmiş olması halinde dahi davacının alacağının ödenme ihtimalinin olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; tasfiye memurunun iflas halindeki şirket hakkında iflas bildirimi yapmayıp tasfiye işlemini gerçekleştirdiğini, ayrıca tasfiye memurunun davacı alacağından haberdar olmasına rağmen alacak karşılığını depo etmeden tasfiye işlemini gerçekleştirdiğini, davalı tasfiye memurunun bilerek davacıyı zarara uğrattığını, tasfiye sonucunda defterler ve tasfiyeye ilişkin olanlar da dahil belgelerin saklanması gerektiği halde gereken bilgi ve belgelerin dosyaya sunulmadığından açılan davada haklılıklarının ortaya konulduğunu, davalı tasfiye memurunun davacıya ödemesi gereken alacağının belirlenmesini sağlamamakla üstlendiği görevi kötüye kullandığını, şirkete ait tesis, makine ve cihazları KDV dahil 56.640,00 TL'ye satıp, bunun da şirketin şahsi sorumlusu olan ortakların vergi borçlarını ödemede kullandığını, kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla sabit olan işçi alacaklarının, yine kesinleşmiş icra takipleri uyarınca öncelikle ödenmesinin yasanın amir hükmü olduğunu, tasfiye memurunun sorumluluğu yönünden davacının davalının tasfiye memuru olduğu dönemde başvurusunun bulunmadığı ifadesiyle ulaşılmak istenen sonucu hiçbir hukuk düzeninin tanımadığını, aksinin kabulünün davacının hakkının gasp anlamına geleceğini, tasfiye memurunun şirketin alacağının tespiti ve bu alacağın tahsili için gerekli işlemleri yapmak olduğu halde bu yönde herhangi bir girişimde bulunmadığını, tasfiye memuru tarafından sermaye payı miktarlarının ortaklar tarafından ödenip ödenmediği hususunda bir inceleme veya işlem yapılmadığını, ortakların sermaye koyma borcunu yerine getirmemesi halinde şahsi sorumluluklarına gidilebileceğini ve şirkete aktif katkı sağlanabileceğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, dava dışı anonim şirketin tasfiye memuru olan davalının şirketin tasfiyesi sırasında esas sözleşmeden ve kanundan doğan yükümlülüklerini kusuruyla ihlal edip etmediği, kusuruyla ihlal etmiş olması halinde davacı alacaklıyı zarara uğratıp uğratmadığı, varsa zararın davalı tasfiye memurundan tahsilinin mümkün olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 541,542,543,544,553 üncü maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1124306600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz