Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/12449 E. 2012/21448 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- ['818/53']
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': 'bir yıllık', 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
tahsilat makbuzu↗ istirdat davası↗ sermaye piyasası kanunu↗ tasdik kararı↗ hile↗ pay defteri↗ dolandırıcılık↗ komisyon↗ vade↗ kâr dağıtımı↗ istirdat↗ ortaklık ilişkisi↗ kâr payı↗ ticari defter↗ yetki↗ zamanaşımı↗ ibraz↗ kesin hüküm↗ e-defter↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin pay defterinde davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı tahsilat makbuzu içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca hile iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkindir.
Dosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait ticari defterlerin bulunamadığından incelenemediği, ancak ibraz edilen davalı şirkete ait pay defterinin 1999 yılında tasdik edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı tahsil makbuzlarında belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere yetki verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin komisyon karşılığı şirket adına para toplamada görevlendirilen kişi olduğu belirtilmiştir.
Davalı şirket yöneticileri hakkında teşekkül oluşturmak suretiyle dolandırıcılıktan dolayı Konya 2. ACM’nin 2001/474 Esas sayılı dosyası ile açılan davada mahkemece verilen beraat kararı Yargıtay 8. Ceza Dairesi tarafından bir kısım sanıkların eylemlerinin dolandırıcılık, Sermaye Piyasası Kanunu’na ve Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununa muhalefet amacıyla suç örgütü kurmak olarak nitelendirilerek sanıklar hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuş, yapılan yargılama sonucunda mahkemece zamanaşımı nedeniyle davanın ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir.
Bilindiği üzere BK'nun 53. maddesi gereğince kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmünde ceza mahkemesi tarafından belirlenen maddi vakıalar hukuk hakimini bağlayacağı, zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığından hukuk hakimini bağlamayacağı, ancak hukuk hakiminin ceza dosyasındaki delilleri de değerlendirerek neticeye varacağı hususu nazara alınarak ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakaların neler olduğunun belirlenmesi, tespit edilen maddi vakıalar varsa, bu maddi vakıaların dosyada mevcut, davacı tarafından ibraz edilen deliller ve görülmekte olan davada alınan bilirkişi raporuyla birlikte değerlendirilerek davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olup olmayacağının saptanması gerekmektedir.
Ayrıca mahkemece davacının ortak olduğu gerekçesiyle dava reddedilmiş ise de, dava tarihi itibariyle davacının davalı şirketin sermayesinde payı bulunup bulunmadığı, payı mevcut ise bu payı kimden devraldığı da açıklığı kavuşturulmamış, davalı tarafından davacının ortak sıfatıyla genel kurullara katıldığı veya usulünce dağıtılmasına karar verilen kâr payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girdiği de iddia ve ispat edilmemiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir istirdat davası niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek ceza dosyasındaki delillerin davacının dayandığı delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının payının yer alıp almadığının belirlenerek davacının ortak olup olmadığının kesin bir şekilde saptanması ve davacıdan para tahsil eden kişinin davalı ile ilgisinin belirlenmesi gerekir. Delillerin değerlendirilmesi neticesinde davacının ortak olmadığının anlaşılması halinde ise hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10. maddesindeki ''Bu Kanunun uygulanmasında yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir
şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında istendiğinde ya da belli bir vadede iade edilmek üzere para kabulü mevduat kabulü sayılır. Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.'' hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak 🔁 aynen tekrar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/12381 E. 2012/21445 K.
Ortak:tahsilat makbuzu · istirdat davası · tasdik kararı · hile · pay defteri · dolandırıcılık · komisyon · vade · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı ['818/53'] · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı «tahsilat makbuzu» içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı şirket yöneticileri hakkında teşekkül oluşturmak suretiyle «dolandırıcılıktan» dolayı Konya 2.
Benzer bu karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı 04.06.1999 tarihli «tahsil makbuzunda» belirtilen paranın defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı «tahsilat makbuzu» içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre verilen paranın istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı şirket yöneticileri hakkında teşekkül oluşturmak suretiyle «dolandırıcılıktan» dolayı Konya 2.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/12428 E. 2012/21447 K.
Ortak:tahsilat makbuzu · istirdat davası · tasdik kararı · hile · pay defteri · dolandırıcılık · komisyon · vade · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı ['818/53'] · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı «tahsilat makbuzu» içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı şirket yöneticileri hakkında teşekkül oluşturmak suretiyle «dolandırıcılıktan» dolayı Konya 2.
Benzer bu karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacıların ortak olarak kayıtlı olmadıkları, ancak buna rağmen davacıların dayandıkları «tahsilat makbuzları» içeriğine göre davacıların pay senedi almak amacı ile para verdikleri, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı şirket yöneticileri hakkında teşekkül oluşturmak suretiyle «dolandırıcılıktan» dolayı Konya 2.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak 🔁 aynen tekrar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/12425 E. 2012/21446 K.
Ortak:tahsilat makbuzu · istirdat davası · tasdik kararı · hile · pay defteri · dolandırıcılık · komisyon · vade · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı ['818/53'] · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı «tahsilat makbuzu» içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı şirket yöneticileri hakkında teşekkül oluşturmak suretiyle «dolandırıcılıktan» dolayı Konya 2.
Benzer bu karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı «tahsilat makbuzu» içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı şirket yöneticileri hakkında teşekkül oluşturmak suretiyle «dolandırıcılıktan» dolayı Konya 2.
Sonuç: 🔶 iki emsal
5 benzer karar daha
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak 🔁 aynen tekrar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/15679 E. 2014/4987 K.
Ortak:tahsilat makbuzu · istirdat davası · tasdik kararı · hile · pay defteri · dolandırıcılık · komisyon · vade · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı ['818/53'] · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı «tahsilat makbuzu» içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı şirket yöneticileri hakkında teşekkül oluşturmak suretiyle «dolandırıcılıktan» dolayı Konya 2.
Benzer bu karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği, 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığının da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı «tahsilat makbuzu» içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nın 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı şirket yöneticileri hakkında teşekkül oluşturmak suretiyle «dolandırıcılıktan» dolayı Konya 2.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak 🔁 aynen tekrar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/12453 E. 2012/21449 K.
Ortak:tahsilat makbuzu · istirdat davası · tasdik kararı · hile · pay defteri · dolandırıcılık · komisyon · vade · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı ['818/53'] · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı «tahsilat makbuzu» içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı şirket yöneticileri hakkında teşekkül oluşturmak suretiyle «dolandırıcılıktan» dolayı Konya 2.
Benzer bu karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı «tahsilat makbuzu» içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı şirket yöneticileri hakkında teşekkül oluşturmak suretiyle «dolandırıcılıktan» dolayı Konya 2.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/15377 E. 2014/5008 K.
Ortak:tahsilat makbuzu · istirdat davası · tasdik kararı · pay defteri · dolandırıcılık · vade · kâr dağıtımı · istirdat · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı ['818/53'] · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı «tahsilat makbuzu» içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek ceza dosyasındaki delillerin davacının dayandığı delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «payının» yer alıp almadığının belirlenerek davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması ve davacıdan para tahsil eden kişinin davalı ile ilgisinin belirlenmesi gerekir.
Benzer bu karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının şirket ortakları arasında yer almadığı, «tahsil makbuzundan» paranın hisse almak için yatırıldığının anlaşıldığı, 6762 Sayılı TTK'nın 329 ve 405. maddeleri uyarınca yatırılan «hisse senedi» bedelinin talep edilemeyeceği, davalı hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmadığı, hileden dolayı açılacak davanın 818 Sayılı BK'nın 31. maddesine göre 1 yıllık «hak düşürücü süreye» tabi olduğu, paranın yatırıldığı tarih itibariyle anılan sürenin dolduğu, aradan 10 yıl geçtikten sonra davacının ortak olmadığı ve «dolandırıldığı» iddiasını ileri sürmesinin TMK'nın 2. maddesi ile bağdaşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek ceza dosyasındaki delillerin davacının dayandığı delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «payının» yer alıp almadığının belirlenerek davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması ve davacıdan para tahsil eden kişinin davalı ile ilgisinin belirlenmesi gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hisse senedi · hak düşürücü süre
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının şirket ortakları arasında yer almadığı, «tahsil makbuzundan» paranın hisse almak için yatırıldığının anlaşıldığı, 6762 Sayılı TTK'nın 329 ve 405. maddeleri uyarınca yatırılan «hisse senedi» bedelinin talep edilemeyeceği, davalı hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmadığı, hileden dolayı açılacak davanın 818 Sayılı BK'nın 31. maddesine göre 1 yıllık «hak düşürücü süreye» tabi olduğu, paranın yatırıldığı tarih itibariyle anılan sürenin dolduğu, aradan 10 yıl geçtikten sonra davacının ortak olmadığı ve «dolandırıldığı» iddiasını ileri sürmesinin TMK'nın 2. maddesi ile bağdaşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/16027 E. 2013/15519 K.
Ortak:istirdat davası · pay defteri · dolandırıcılık · komisyon · vade · kâr dağıtımı · istirdat · ortaklık ilişkisi · zamanaşımı ['818/53'] · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek ceza dosyasındaki delillerin davacının dayandığı delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «payının» yer alıp almadığının belirlenerek davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması ve davacıdan para tahsil eden kişinin davalı ile ilgisinin belirlenmesi gerekir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı «tahsilat makbuzu» içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaBu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53'üncü maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına, toplanan delillere ve düzenlenen bilirkişi raporuna göre, davacının şirketteki ortaklık «kaydı» gözetildiğinde, TTK 329 ve 405 maddelerine göre, şirketin kendi hisselerini temellük edemeyeceği, davacının «hisse senedi» bedelini alamayacağı, kâr «payı dağıtılmasına» ilişkin ise, herhangi bir genel kurul kararı bulunmadığı gerekçesi ile, davanın reddine karar verilmiştir.
Dava geçerli şekilde «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kâr payı dağıtımı · hisse senedi · zamanaşımı def'i · def'i · taahhütname · cy/cy kaydı
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına, toplanan delillere ve düzenlenen bilirkişi raporuna göre, davacının şirketteki ortaklık «kaydı» gözetildiğinde, TTK 329 ve 405 maddelerine göre, şirketin kendi hisselerini temellük edemeyeceği, davacının «hisse senedi» bedelini alamayacağı, kâr «payı dağıtılmasına» ilişkin ise, herhangi bir genel kurul kararı bulunmadığı gerekçesi ile, davanın reddine karar verilmiştir.
… ılmasına engel değildir.'' hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Dairemize intikal eden emsal dosyalara sunulan bilirkişi raporlarından «defter» kayıtlarında 997, 998, 999 yıllarında 30 adet ortak ismi bulunduğu şirket sermayesinin tamamının bu ortaklar tarafından «taahhüt» edilmiş olduğu davacının bu ortaklar arasında isminin geçmediği anlaşılmış, bilirkişi raporlarında ceza dosyası ve resmi kurum raporları ile davalılar tarafından h …
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/7128 E. 2012/13941 K.
Ortak:istirdat davası · tasdik kararı · hile · pay defteri · dolandırıcılık · komisyon · vade · kâr dağıtımı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı ['818/53'] · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı «tahsilat makbuzu» içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı şirket yöneticileri hakkında teşekkül oluşturmak suretiyle «dolandırıcılıktan» dolayı Konya 2.
Benzer bu karardaDosyada mübrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirketin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 2600 TL nominal değerde 1300 adet hisse sahibi olduğu kayıtlı ise de hangi tarihte ortak olduğu ve hisse senetlerinin ne tür olduğunun kayıtlı olmadığı, ortaklar pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde olduğu, davalı şirketin diğer «ticari defterlerinde» davacının adına rastlanılmadığı, davacının 40 kurucu ortaklar içinde yer almadığı, gerek kuruluşta ve gerekse «sermaye artırımında» doğrudan şirketten hisse alarak ortak olmadığı, davacının 22.08.2000 tarihli ortaklık ve «hisse senedi» takip «formu» adlı belgeye dayanmakta ise bu belgenin davacının şirkete ödünç para verdiğine kanıt olamayacağı, bu belgenin davacının şirket ortağı olduğunun ispatı olduğu, bu belgenin esas alınması halinde davacının şirketten doğrudan hisse satın almadığı, zira bu tarihe kadar sermaye artırımının tamamlanmış ve artırımdan hisse alanlar arasında davacının bulunmadığı, ancak şirket tarafından izinsiz halka arz suretiyle davacının hisse senedi satın almış olabileceği, bu durumda davacıdan anılan belgede yazılı tutar kadar tahsilat yapılmış olabileceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık ve hisse senedi takip formu belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Mahkemece, davanın reddine ilişkin verilen karar Dairemizce “davalı şirkete ait «defterler» üzerinde «bilirkişi incelemesi» yaptırılmak suretiyle davacının ortak olup olmadığının belirlenmesi gerekirken bilirkişi raporu alınmadan davacının ortak olduğunun kabulü ile davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak alınan bilirkişi raporu doğrulusunda, davacının iddialarını kanıtlayamadığı, ortaklık durum belgesi adlı belge ile davalı şirkete para verdiğinin ispat edilemediği, davacının 3. kişiden devren hisse almak suretiyle davalı şirketin ortağı olduğu, bu itibarla TTK’nun 329 ve 405. maddeleri gereğince ödenen paranın iadesinin mümkün olmadığı, davalı ... yönünden ise, iddia edilen «dolandırıcılık» eyleminin ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:irade fesadı · emniyeti suistimal · uzamış ceza zamanaşımı · ceza zamanaşımı · sermaye artırımı · ba formu · hisse senedi · zamanaşımı def'i
Benzer bu karardaDosyada mübrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirketin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 2600 TL nominal değerde 1300 adet hisse sahibi olduğu kayıtlı ise de hangi tarihte ortak olduğu ve hisse senetlerinin ne tür olduğunun kayıtlı olmadığı, ortaklar pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde olduğu, davalı şirketin diğer «ticari defterlerinde» davacının adına rastlanılmadığı, davacının 40 kurucu ortaklar içinde yer almadığı, gerek kuruluşta ve gerekse «sermaye artırımında» doğrudan şirketten hisse alarak ortak olmadığı, davacının 22.08.2000 tarihli ortaklık ve «hisse senedi» takip «formu» adlı belgeye dayanmakta ise bu belgenin davacının şirkete ödünç para verdiğine kanıt olamayacağı, bu belgenin davacının şirket ortağı olduğunun ispatı olduğu, bu belgenin esas alınması halinde davacının şirketten doğrudan hisse satın almadığı, zira bu tarihe kadar sermaye artırımının tamamlanmış ve artırımdan hisse alanlar arasında davacının bulunmadığı, ancak şirket tarafından izinsiz halka arz suretiyle davacının hisse senedi satın almış olabileceği, bu durumda davacıdan anılan belgede yazılı tutar kadar tahsilat yapılmış olabileceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık ve hisse senedi takip formu belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacının «ibraz» ettiği “ortaklık «hisse senedi» takip «formu»” belgesinde imzası bulunan kişinin davalı şirkette hissesi bulunup bulunmadığı, şirket sermayesini «taahhüt» edenlerden olup olmadığı üzerinde durulmamıştır.
… yılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekm …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/12449 E. , 2012/21448 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24.04.2012 tarih ve 2011/209-2012/106 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 21.12.2012 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı ... vekili Av. ... ile davalı ... vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, istenildiği an geri verileceği ve yüksek faiz vaadi ile davalıların müvekkilinden 48.700 DM tahsil edildiğini, müvekkilinin parasını geri almak istediğinde davalılar tarafından ödeme yapılmadığını, davalı şirketin mevduat toplama faaliyetinin Bankalar Kanunu, TTK, SPK. ve BK. maddelerine aykırı olduğunu, bu nedenle müvekkiline geçerli bir hisse senedi devrinin olmadığının tesbiti ile 51.054,78 TL’nın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekilleri ayrı ayrı, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin pay defterinde davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı tahsilat makbuzu içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca hile iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkindir.
Dosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait ticari defterlerin bulunamadığından incelenemediği, ancak ibraz edilen davalı şirkete ait pay defterinin 1999 yılında tasdik edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı tahsil makbuzlarında belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere yetki verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin komisyon karşılığı şirket adına para toplamada görevlendirilen kişi olduğu belirtilmiştir.
Davalı şirket yöneticileri hakkında teşekkül oluşturmak suretiyle dolandırıcılıktan dolayı Konya 2. ACM’nin 2001/474 Esas sayılı dosyası ile açılan davada mahkemece verilen beraat kararı Yargıtay 8. Ceza Dairesi tarafından bir kısım sanıkların eylemlerinin dolandırıcılık, Sermaye Piyasası Kanunu’na ve Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununa muhalefet amacıyla suç örgütü kurmak olarak nitelendirilerek sanıklar hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuş, yapılan yargılama sonucunda mahkemece zamanaşımı nedeniyle davanın ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir.
Bilindiği üzere BK'nun 53. maddesi gereğince kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmünde ceza mahkemesi tarafından belirlenen maddi vakıalar hukuk hakimini bağlayacağı, zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığından hukuk hakimini bağlamayacağı, ancak hukuk hakiminin ceza dosyasındaki delilleri de değerlendirerek neticeye varacağı hususu nazara alınarak ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakaların neler olduğunun belirlenmesi, tespit edilen maddi vakıalar varsa, bu maddi vakıaların dosyada mevcut, davacı tarafından ibraz edilen deliller ve görülmekte olan davada alınan bilirkişi raporuyla birlikte değerlendirilerek davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olup olmayacağının saptanması gerekmektedir.
Ayrıca mahkemece davacının ortak olduğu gerekçesiyle dava reddedilmiş ise de, dava tarihi itibariyle davacının davalı şirketin sermayesinde payı bulunup bulunmadığı, payı mevcut ise bu payı kimden devraldığı da açıklığı kavuşturulmamış, davalı tarafından davacının ortak sıfatıyla genel kurullara katıldığı veya usulünce dağıtılmasına karar verilen kâr payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girdiği de iddia ve ispat edilmemiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir istirdat davası niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek ceza dosyasındaki delillerin davacının dayandığı delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının payının yer alıp almadığının belirlenerek davacının ortak olup olmadığının kesin bir şekilde saptanması ve davacıdan para tahsil eden kişinin davalı ile ilgisinin belirlenmesi gerekir. Delillerin değerlendirilmesi neticesinde davacının ortak olmadığının anlaşılması halinde ise hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10.
maddesindeki ''Bu Kanunun uygulanmasında yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir
şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında istendiğinde ya da belli bir vadede iade edilmek üzere para kabulü mevduat kabulü sayılır. Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.'' hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 21.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1067264700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz