Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/15377 E. 2014/5008 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- ['818/53']
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': '1 yıllık', 'kanun': ['818/31']}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
tahsilat makbuzu↗ istirdat davası↗ sermaye piyasası kanunu↗ tasdik kararı↗ hisse senedi↗ pay defteri↗ dolandırıcılık↗ hak düşürücü süre↗ vade↗ kâr dağıtımı↗ istirdat↗ ortaklık ilişkisi↗ kâr payı↗ ticari defter↗ yetki↗ zamanaşımı↗ ibraz↗ kesin hüküm↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının şirket ortakları arasında yer almadığı, tahsil makbuzundan paranın hisse almak için yatırıldığının anlaşıldığı, 6762 Sayılı TTK'nın 329 ve 405. maddeleri uyarınca yatırılan hisse senedi bedelinin talep edilemeyeceği, davalı hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmadığı, hileden dolayı açılacak davanın 818 Sayılı BK'nın 31. maddesine göre 1 yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğu, paranın yatırıldığı tarih itibariyle anılan sürenin dolduğu, aradan 10 yıl geçtikten sonra davacının ortak olmadığı ve dolandırıldığı iddiasını ileri sürmesinin TMK'nın 2. maddesi ile bağdaşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkindir.
Dosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait ticari defterlerin bulunamadığından incelenemediği, ancak ibraz edilen davalı şirkete ait pay defterinin 1999 yılında tasdik edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı tahsil makbuzlarında belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere yetki verdiği belirtilmiştir.
Davalı şirket yöneticileri hakkında teşekkül oluşturmak suretiyle dolandırıcılıktan dolayı Konya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2001/474 Esas sayılı dosyası ile açılan davada mahkemece verilen beraat kararı Yargıtay 8. Ceza Dairesi tarafından bir kısım sanıkların eylemlerinin dolandırıcılık, Sermaye Piyasası Kanunu’na ve Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu'na muhalefet amacıyla suç örgütü kurmak olarak nitelendirilerek sanıklar hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuş, yapılan yargılama sonucunda mahkemece zamanaşımı nedeniyle davanın ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir.
Bilindiği üzere BK'nın 53. maddesi gereğince kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmünde ceza mahkemesi tarafından belirlenen maddi vakıalar hukuk hakimini bağlayacağı, zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığından hukuk hakimini bağlamayacağı, ancak hukuk hakiminin ceza dosyasındaki delilleri de değerlendirerek neticeye varacağı hususu nazara alınarak ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakaların neler olduğunun belirlenmesi, tespit edilen maddi vakıalar varsa, bu maddi vakıaların dosyada mevcut, davacı tarafından ibraz edilen deliller ve görülmekte olan davada alınan bilirkişi raporuyla birlikte değerlendirilerek davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olup olmayacağının saptanması gerekmektedir.
Ayrıca mahkemece davacının ortak olduğu gerekçesiyle dava reddedilmiş ise de, dava tarihi itibariyle davacının davalı şirketin sermayesinde payı bulunup bulunmadığı, payı mevcut ise bu payı kimden devraldığı da açıklığı kavuşturulmamış, davalı tarafından davacının ortak sıfatıyla genel kurullara katıldığı veya usulünce dağıtılmasına karar verilen kâr payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girdiği de iddia ve ispat edilmemiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların
organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir istirdat davası niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek ceza dosyasındaki delillerin davacının dayandığı delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının payının yer alıp almadığının belirlenerek davacının ortak olup olmadığının kesin bir şekilde saptanması ve davacıdan para tahsil eden kişinin davalı ile ilgisinin belirlenmesi gerekir. Delillerin değerlendirilmesi neticesinde davacının ortak olmadığının anlaşılması halinde ise hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10. maddesindeki ''Bu Kanunun uygulanmasında yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında istendiğinde ya da belli bir vadede iade edilmek üzere para kabulü mevduat kabulü sayılır. Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.'' hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/15679 E. 2014/4987 K.
Ortak:tahsilat makbuzu · istirdat davası · tasdik kararı · pay defteri · dolandırıcılık · vade · kâr dağıtımı · istirdat · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı ['818/53'] · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının şirket ortakları arasında yer almadığı, «tahsil makbuzundan» paranın hisse almak için yatırıldığının anlaşıldığı, 6762 Sayılı TTK'nın 329 ve 405. maddeleri uyarınca yatırılan «hisse senedi» bedelinin talep edilemeyeceği, davalı hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmadığı, hileden dolayı açılacak davanın 818 Sayılı BK'nın 31. maddesine göre 1 yıllık «hak düşürücü süreye» tabi olduğu, paranın yatırıldığı tarih itibariyle anılan sürenin dolduğu, aradan 10 yıl geçtikten sonra davacının ortak olmadığı ve «dolandırıldığı» iddiasını ileri sürmesinin TMK'nın 2. maddesi ile bağdaşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek ceza dosyasındaki delillerin davacının dayandığı delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «payının» yer alıp almadığının belirlenerek davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması ve davacıdan para tahsil eden kişinin davalı ile ilgisinin belirlenmesi gerekir.
Benzer bu karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği, 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığının da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı «tahsilat makbuzu» içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nın 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek ceza dosyasındaki delillerin davacının dayandığı delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «payının» yer alıp almadığının belirlenerek davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması ve davacıdan para tahsil eden kişinin davalı ile ilgisinin belirlenmesi gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hile · komisyon · görevli mahkeme
Benzer bu karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği, 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığının da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı «tahsilat makbuzu» içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nın 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/12453 E. 2012/21449 K.
Ortak:tahsilat makbuzu · istirdat davası · tasdik kararı · pay defteri · dolandırıcılık · vade · kâr dağıtımı · istirdat · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı ['818/53'] · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının şirket ortakları arasında yer almadığı, «tahsil makbuzundan» paranın hisse almak için yatırıldığının anlaşıldığı, 6762 Sayılı TTK'nın 329 ve 405. maddeleri uyarınca yatırılan «hisse senedi» bedelinin talep edilemeyeceği, davalı hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmadığı, hileden dolayı açılacak davanın 818 Sayılı BK'nın 31. maddesine göre 1 yıllık «hak düşürücü süreye» tabi olduğu, paranın yatırıldığı tarih itibariyle anılan sürenin dolduğu, aradan 10 yıl geçtikten sonra davacının ortak olmadığı ve «dolandırıldığı» iddiasını ileri sürmesinin TMK'nın 2. maddesi ile bağdaşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek ceza dosyasındaki delillerin davacının dayandığı delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «payının» yer alıp almadığının belirlenerek davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması ve davacıdan para tahsil eden kişinin davalı ile ilgisinin belirlenmesi gerekir.
Benzer bu karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı «tahsilat makbuzu» içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek ceza dosyasındaki delillerin davacının dayandığı delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «payının» yer alıp almadığının belirlenerek davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması ve davacıdan para tahsil eden kişinin davalı ile ilgisinin belirlenmesi gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hile · komisyon · görevli mahkeme
Benzer bu karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı «tahsilat makbuzu» içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/12381 E. 2012/21445 K.
Ortak:tahsilat makbuzu · istirdat davası · tasdik kararı · pay defteri · dolandırıcılık · vade · kâr dağıtımı · istirdat · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı ['818/53'] · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının şirket ortakları arasında yer almadığı, «tahsil makbuzundan» paranın hisse almak için yatırıldığının anlaşıldığı, 6762 Sayılı TTK'nın 329 ve 405. maddeleri uyarınca yatırılan «hisse senedi» bedelinin talep edilemeyeceği, davalı hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmadığı, hileden dolayı açılacak davanın 818 Sayılı BK'nın 31. maddesine göre 1 yıllık «hak düşürücü süreye» tabi olduğu, paranın yatırıldığı tarih itibariyle anılan sürenin dolduğu, aradan 10 yıl geçtikten sonra davacının ortak olmadığı ve «dolandırıldığı» iddiasını ileri sürmesinin TMK'nın 2. maddesi ile bağdaşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek ceza dosyasındaki delillerin davacının dayandığı delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «payının» yer alıp almadığının belirlenerek davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması ve davacıdan para tahsil eden kişinin davalı ile ilgisinin belirlenmesi gerekir.
Benzer bu karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı 04.06.1999 tarihli «tahsil makbuzunda» belirtilen paranın defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı «tahsilat makbuzu» içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre verilen paranın istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek ceza dosyasındaki delillerin davacının dayandığı delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «payının» yer alıp almadığının belirlenerek davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması ve davacıdan para tahsil eden kişinin davalı ile ilgisinin belirlenmesi gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hile · komisyon · görevli mahkeme
Benzer bu karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı 04.06.1999 tarihli «tahsil makbuzunda» belirtilen paranın defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı «tahsilat makbuzu» içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre verilen paranın istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
5 benzer karar daha
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/12428 E. 2012/21447 K.
Ortak:tahsilat makbuzu · istirdat davası · tasdik kararı · pay defteri · dolandırıcılık · vade · kâr dağıtımı · istirdat · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı ['818/53'] · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının şirket ortakları arasında yer almadığı, «tahsil makbuzundan» paranın hisse almak için yatırıldığının anlaşıldığı, 6762 Sayılı TTK'nın 329 ve 405. maddeleri uyarınca yatırılan «hisse senedi» bedelinin talep edilemeyeceği, davalı hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmadığı, hileden dolayı açılacak davanın 818 Sayılı BK'nın 31. maddesine göre 1 yıllık «hak düşürücü süreye» tabi olduğu, paranın yatırıldığı tarih itibariyle anılan sürenin dolduğu, aradan 10 yıl geçtikten sonra davacının ortak olmadığı ve «dolandırıldığı» iddiasını ileri sürmesinin TMK'nın 2. maddesi ile bağdaşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek ceza dosyasındaki delillerin davacının dayandığı delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «payının» yer alıp almadığının belirlenerek davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması ve davacıdan para tahsil eden kişinin davalı ile ilgisinin belirlenmesi gerekir.
Benzer bu karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacıların ortak olarak kayıtlı olmadıkları, ancak buna rağmen davacıların dayandıkları «tahsilat makbuzları» içeriğine göre davacıların pay senedi almak amacı ile para verdikleri, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek ceza dosyasındaki delillerin davacının dayandığı delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «payının» yer alıp almadığının belirlenerek davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması ve davacıdan para tahsil eden kişinin davalı ile ilgisinin belirlenmesi gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hile · komisyon · görevli mahkeme
Benzer bu karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacıların ortak olarak kayıtlı olmadıkları, ancak buna rağmen davacıların dayandıkları «tahsilat makbuzları» içeriğine göre davacıların pay senedi almak amacı ile para verdikleri, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/12425 E. 2012/21446 K.
Ortak:tahsilat makbuzu · istirdat davası · tasdik kararı · pay defteri · dolandırıcılık · vade · kâr dağıtımı · istirdat · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı ['818/53'] · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının şirket ortakları arasında yer almadığı, «tahsil makbuzundan» paranın hisse almak için yatırıldığının anlaşıldığı, 6762 Sayılı TTK'nın 329 ve 405. maddeleri uyarınca yatırılan «hisse senedi» bedelinin talep edilemeyeceği, davalı hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmadığı, hileden dolayı açılacak davanın 818 Sayılı BK'nın 31. maddesine göre 1 yıllık «hak düşürücü süreye» tabi olduğu, paranın yatırıldığı tarih itibariyle anılan sürenin dolduğu, aradan 10 yıl geçtikten sonra davacının ortak olmadığı ve «dolandırıldığı» iddiasını ileri sürmesinin TMK'nın 2. maddesi ile bağdaşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek ceza dosyasındaki delillerin davacının dayandığı delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «payının» yer alıp almadığının belirlenerek davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması ve davacıdan para tahsil eden kişinin davalı ile ilgisinin belirlenmesi gerekir.
Benzer bu karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı «tahsilat makbuzu» içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek ceza dosyasındaki delillerin davacının dayandığı delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «payının» yer alıp almadığının belirlenerek davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması ve davacıdan para tahsil eden kişinin davalı ile ilgisinin belirlenmesi gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hile · komisyon · görevli mahkeme
Benzer bu karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı «tahsilat makbuzu» içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/12449 E. 2012/21448 K.
Ortak:tahsilat makbuzu · istirdat davası · tasdik kararı · pay defteri · dolandırıcılık · vade · kâr dağıtımı · istirdat · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı ['818/53'] · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının şirket ortakları arasında yer almadığı, «tahsil makbuzundan» paranın hisse almak için yatırıldığının anlaşıldığı, 6762 Sayılı TTK'nın 329 ve 405. maddeleri uyarınca yatırılan «hisse senedi» bedelinin talep edilemeyeceği, davalı hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmadığı, hileden dolayı açılacak davanın 818 Sayılı BK'nın 31. maddesine göre 1 yıllık «hak düşürücü süreye» tabi olduğu, paranın yatırıldığı tarih itibariyle anılan sürenin dolduğu, aradan 10 yıl geçtikten sonra davacının ortak olmadığı ve «dolandırıldığı» iddiasını ileri sürmesinin TMK'nın 2. maddesi ile bağdaşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek ceza dosyasındaki delillerin davacının dayandığı delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «payının» yer alıp almadığının belirlenerek davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması ve davacıdan para tahsil eden kişinin davalı ile ilgisinin belirlenmesi gerekir.
Benzer bu karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı «tahsilat makbuzu» içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek ceza dosyasındaki delillerin davacının dayandığı delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «payının» yer alıp almadığının belirlenerek davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması ve davacıdan para tahsil eden kişinin davalı ile ilgisinin belirlenmesi gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hile · komisyon · görevli mahkeme
Benzer bu karardaDosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin «komisyon» karşılığı şirket adına para toplamada «görevlendirilen» kişi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin «pay defterinde» davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı «tahsilat makbuzu» içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nun 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca «hile» iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/18163 E. 2014/5007 K.
Ortak:istirdat davası · tasdik kararı · hisse senedi · pay defteri · dolandırıcılık · hak düşürücü süre · vade · kâr dağıtımı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı ['818/53'] · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının şirket ortakları arasında yer almadığı, «tahsil makbuzundan» paranın hisse almak için yatırıldığının anlaşıldığı, 6762 Sayılı TTK'nın 329 ve 405. maddeleri uyarınca yatırılan «hisse senedi» bedelinin talep edilemeyeceği, davalı hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmadığı, hileden dolayı açılacak davanın 818 Sayılı BK'nın 31. maddesine göre 1 yıllık «hak düşürücü süreye» tabi olduğu, paranın yatırıldığı tarih itibariyle anılan sürenin dolduğu, aradan 10 yıl geçtikten sonra davacının ortak olmadığı ve «dolandırıldığı» iddiasını ileri sürmesinin TMK'nın 2. maddesi ile bağdaşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği belirtilmiştir.
Davalı şirket yöneticileri hakkında teşekkül oluşturmak suretiyle «dolandırıcılıktan» dolayı Konya 2.
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterine» göre davacının toplam 6 TL nominal değeri olan 1720 adet hissenin, yine K.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının davalı şirketlerin ortağı bulunduğu, hisse senetlerinin «hamiline» «hisse senedi» oldukları ve bu senetlerin doğrudan davalı şirketten değil üçüncü kişilerden alındığı, davacının ortaklığının devren iktisap yoluyla kurulduğu, davacı tarafça davalıya ödünç para verildiğinin de kanıtlanamadığı, bu durumda 6762 Sayılı TTK'nın 329. ve 405. maddeleri uyarınca «anonim şirket» ortağı olan davacının, hisse senetlerinin davalı şirket tarafından alınarak hisse bedellerinin ödenmesini isteyemeyeceği, tüm bu hususların yanında davacının daval …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:irade fesadı · kâr payı dağıtımı · karine · hile · zamanaşımı def'i · def'i · hamil · anonim şirket
Benzer bu kararda… nal değerli 2400 adet hissenin sahibi bulunduğu, davacı tarafça sunulan belgeden ise davacının 263.250 DM ödediğinin anlaşıldığı, bu belgeye itibar edilmesi halinde «ortaklık ilişkisinin» kurulmuş sayılabileceği, davacının alacak iddiasını bu belgeye istinaden ispatlayamayacağı, bu belgenin ancak ortaklık ilişkisinin varlığına «karine» teşkil edeceği ve paranın ortaklık dışında bir amaçla verildiği kanıtlanmadığından TTK'nın 329. ve 405. maddeleri uyarınca ödenen bedelin iadesinin istenemeyeceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde ise BK'nın 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının davalı şirketlerin ortağı bulunduğu, hisse senetlerinin «hamiline» «hisse senedi» oldukları ve bu senetlerin doğrudan davalı şirketten değil üçüncü kişilerden alındığı, davacının ortaklığının devren iktisap yoluyla kurulduğu, davacı tarafça davalıya ödünç para verildiğinin de kanıtlanamadığı, bu durumda 6762 Sayılı TTK'nın 329. ve 405. maddeleri uyarınca «anonim şirket» ortağı olan davacının, hisse senetlerinin davalı şirket tarafından alınarak hisse bedellerinin ödenmesini isteyemeyeceği, tüm bu hususların yanında davacının daval …
Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Bu dosyada düzenlenen iddianamede ve dayanak 07.09.1999 tarihli denetim raporunda şirketin yasal «defter» ve kayıtlarında görülmesine rağmen 1995, 1996, 1997 yıllarında ortak olmak amacıyla para toplanan tasarruf sahiplerine Alman Markı bazında sırayla yıllık %18, %18 ve %20 oranında kâr «payı dağıtımlarının» şirket faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak gerçekleştirildiği, anılan yıllarda, şirketin önemli tutarda zarar ettiği halde bu oranda kâr payı dağıtmasının ancak sisteme yeni giren katılımcılardan toplanan paralarla karşılanmasının mümkün olduğu, Holding tarafından tasarruf sahiplerine verilen hisselerin daha sonra geri alındığı ve yeni ortak olmak isteyenlere satıldığı, Holding'in aracı rol üstlendiği, ancak böyle bir «yetki» belgesinin olmadığı, K...
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/18167 E. 2013/6954 K.
Ortak:istirdat davası · tasdik kararı · hisse senedi · pay defteri · dolandırıcılık · hak düşürücü süre · vade · kâr dağıtımı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı ['818/53'] · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının şirket ortakları arasında yer almadığı, «tahsil makbuzundan» paranın hisse almak için yatırıldığının anlaşıldığı, 6762 Sayılı TTK'nın 329 ve 405. maddeleri uyarınca yatırılan «hisse senedi» bedelinin talep edilemeyeceği, davalı hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmadığı, hileden dolayı açılacak davanın 818 Sayılı BK'nın 31. maddesine göre 1 yıllık «hak düşürücü süreye» tabi olduğu, paranın yatırıldığı tarih itibariyle anılan sürenin dolduğu, aradan 10 yıl geçtikten sonra davacının ortak olmadığı ve «dolandırıldığı» iddiasını ileri sürmesinin TMK'nın 2. maddesi ile bağdaşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait «ticari defterlerin» bulunamadığından incelenemediği, ancak «ibraz» edilen davalı şirkete ait «pay defterinin» 1999 yılında «tasdik» edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı «tahsil makbuzlarında» belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere «yetki» verdiği belirtilmiştir.
Davalı şirket yöneticileri hakkında teşekkül oluşturmak suretiyle «dolandırıcılıktan» dolayı Konya 2.
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterine» göre davacının toplam 4.200 TL nominal değeri olan 700 adet hissenin sahibi bulunduğu, davacı tarafça sunulan ....02.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde ise 700 adet hisseye karşılık 54.775 DM değer yazılı olduğu, ortaklık durum belgesine itibar edilmesi halinde «ortaklık ilişkisinin» kurulmuş sayılabileceği, davacının alacak iddiasını ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamayacağı, bu belgenin ancak ortaklık ilişkisinin varlığına «karine» teşkil edeceği ve paranın ortaklık dışında bir amaçla verildiği kanıtlanmadığından ...'nın 329. ve 405. maddeleri uyarınca ödenen bedelin iadesinin istenemeyeceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde ise BK'nın 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin ...'nın 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği, ortak olduktan ... yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nın .... maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir …
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacının davalı şirketin ortağı bulunduğu, hisse senetlerinin «hamiline» «hisse senedi» oldukları ve bu senetlerin doğrudan davalı şirketten değil üçüncü kişilerden alındığı, davacının ortaklığın devren iktisap yoluyla kurulduğu, davacı tarafça davalıya ödünç para verildiğinin de kanıtlanamadığı, bu durumda ...'nın 329. ve 405. maddeleri uyarınca «anonim şirket» ortağı olan davacının, hisse senetlerinin davalı şirket tarafından alınarak hisse bedellerinin ödenmesini isteyemeyeceği, ayrıca ortaklık durum belgesinde adı geçe …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:irade fesadı · emniyeti suistimal · uzamış ceza zamanaşımı · kâr payı dağıtımı · karine · ceza zamanaşımı · hile · zamanaşımı def'i
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterine» göre davacının toplam 4.200 TL nominal değeri olan 700 adet hissenin sahibi bulunduğu, davacı tarafça sunulan ....02.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde ise 700 adet hisseye karşılık 54.775 DM değer yazılı olduğu, ortaklık durum belgesine itibar edilmesi halinde «ortaklık ilişkisinin» kurulmuş sayılabileceği, davacının alacak iddiasını ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamayacağı, bu belgenin ancak ortaklık ilişkisinin varlığına «karine» teşkil edeceği ve paranın ortaklık dışında bir amaçla verildiği kanıtlanmadığından ...'nın 329. ve 405. maddeleri uyarınca ödenen bedelin iadesinin istenemeyeceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde ise BK'nın 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin ...'nın 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği, ortak olduktan ... yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nın .... maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir …
Markı bazında sırayla yıllık %18, %18 ve %20 oranında kâr «payı dağıtımlarının» şirket faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak gerçekleştirildiği, anılan yıllarda, şirketin önemli tutarda zarar ettiği halde bu oranda kâr payı dağıtmasının ancak sisteme yeni giren katılımcılardan toplanan paralarla karşılanmasının mümkün olduğu, Holding tarafından tasarruf sahiplerine verilen hisselerin daha sonra geri alındığı ve yeni ortak olmak isteyenlere satıldığı, Holding'in aracı rol üstlendiği, ancak böyle bir «yetki» belgesinin olmadığı, ...
Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/15377 E. , 2014/5008 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ KONYA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 24/04/2012
NUMARASI 2011/9-2012/104
Taraflar arasında görülen davada Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24.04.2012 tarih ve 2011/9-2012/104 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 14.03.2014 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. D..S.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirket tarafından yüksek faiz garantisi ve her an geri çekebileceği garantisi ile para toplandığını, müvekkilinin de 10.04.2000 tarihinde tahsil makbuzu isimli belge ile 22.000 DM para yatırdığını, yapılan mevduat toplama işleminin mevzuata aykırı olduğunu, SPK yasasına aykırı şekilde aracılık faaliyetinde bulunulduğunu, hisse senetlerini izinsiz olarak davalının halka arz ettiğini, şirket yönetim kurulu üyeleri hakkında ceza davası açıldığını ileri sürerek, geçerli hisse devrinin olmadığının tespitini, 22.000 DM karşılığı 20.247 TL'nin sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı Mobella Hol. A.Ş. vekili, müvekkilinin faiz karşılığı para toplamadığını, davacının şirkete ortak olduğunu ispatlaması gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
[…]. E.. vekili, müvekkilinin sorumlu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının şirket ortakları arasında yer almadığı, tahsil makbuzundan paranın hisse almak için yatırıldığının anlaşıldığı, 6762 Sayılı TTK'nın 329 ve 405. maddeleri uyarınca yatırılan hisse senedi bedelinin talep edilemeyeceği, davalı hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmadığı, hileden dolayı açılacak davanın 818 Sayılı BK'nın 31. maddesine göre 1 yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğu, paranın yatırıldığı tarih itibariyle anılan sürenin dolduğu, aradan 10 yıl geçtikten sonra davacının ortak olmadığı ve dolandırıldığı iddiasını ileri sürmesinin TMK'nın 2. maddesi ile bağdaşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkindir.
Dosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait ticari defterlerin bulunamadığından incelenemediği, ancak ibraz edilen davalı şirkete ait pay defterinin 1999 yılında tasdik edildiği 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı tahsil makbuzlarında belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığı da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere yetki verdiği belirtilmiştir.
Davalı şirket yöneticileri hakkında teşekkül oluşturmak suretiyle dolandırıcılıktan dolayı Konya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2001/474 Esas sayılı dosyası ile açılan davada mahkemece verilen beraat kararı Yargıtay 8. Ceza Dairesi tarafından bir kısım sanıkların eylemlerinin dolandırıcılık, Sermaye Piyasası Kanunu’na ve Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu'na muhalefet amacıyla suç örgütü kurmak olarak nitelendirilerek sanıklar hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuş, yapılan yargılama sonucunda mahkemece zamanaşımı nedeniyle davanın ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir.
Bilindiği üzere BK'nın 53. maddesi gereğince kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmünde ceza mahkemesi tarafından belirlenen maddi vakıalar hukuk hakimini bağlayacağı, zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığından hukuk hakimini bağlamayacağı, ancak hukuk hakiminin ceza dosyasındaki delilleri de değerlendirerek neticeye varacağı hususu nazara alınarak ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakaların neler olduğunun belirlenmesi, tespit edilen maddi vakıalar varsa, bu maddi vakıaların dosyada mevcut, davacı tarafından ibraz edilen deliller ve görülmekte olan davada alınan bilirkişi raporuyla birlikte değerlendirilerek davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olup olmayacağının saptanması gerekmektedir.
Ayrıca mahkemece davacının ortak olduğu gerekçesiyle dava reddedilmiş ise de, dava tarihi itibariyle davacının davalı şirketin sermayesinde payı bulunup bulunmadığı, payı mevcut ise bu payı kimden devraldığı da açıklığı kavuşturulmamış, davalı tarafından davacının ortak sıfatıyla genel kurullara katıldığı veya usulünce dağıtılmasına karar verilen kâr payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girdiği de iddia ve ispat edilmemiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların
organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir istirdat davası niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek ceza dosyasındaki delillerin davacının dayandığı delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının payının yer alıp almadığının belirlenerek davacının ortak olup olmadığının kesin bir şekilde saptanması ve davacıdan para tahsil eden kişinin davalı ile ilgisinin belirlenmesi gerekir. Delillerin değerlendirilmesi neticesinde davacının ortak olmadığının anlaşılması halinde ise hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10.
maddesindeki ''Bu Kanunun uygulanmasında yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında istendiğinde ya da belli bir vadede iade edilmek üzere para kabulü mevduat kabulü sayılır. Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.'' hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/101718200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz