6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/7128 E. 2012/13941 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari şirketler

Usul tespitleri

Zamanaşımı
beş yıllık
Hak düşürücü süre
{'var': True, 'sure': 'bir yıllık', 'kanun': ['818/31']}
Dava şartı
dava şartı

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
irade fesadı emniyeti suistimal uzamış ceza zamanaşımı istirdat davası ceza zamanaşımı tasdik kararı sermaye artırımı hile ba formu hisse senedi zamanaşımı def'i pay defteri dolandırıcılık def'i hak düşürücü süre komisyon vade kâr dağıtımı istirdat ortaklık ilişkisi bilirkişi incelemesi kâr payı ticari defter taahhütname zamanaşımı ibraz kesin hüküm e-defter

Atıf yapılan mevzuat: BK — BK 31BK 53 · TMK · SPK · TTK — TTK 329TTK 336

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece, davanın reddine ilişkin verilen karar Dairemizce “davalı şirkete ait defterler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle davacının ortak olup olmadığının belirlenmesi gerekirken bilirkişi raporu alınmadan davacının ortak olduğunun kabulü ile davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak alınan bilirkişi raporu doğrulusunda, davacının iddialarını kanıtlayamadığı, ortaklık durum belgesi adlı belge ile davalı şirkete para verdiğinin ispat edilemediği, davacının 3. kişiden devren hisse almak suretiyle davalı şirketin ortağı olduğu, bu itibarla TTK’nun 329 ve 405. maddeleri gereğince ödenen paranın iadesinin mümkün olmadığı, davalı ... yönünden ise, iddia edilen dolandırıcılık eyleminin ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili ve katılma yolu ile davalı şirket vekili temyiz etmiştir.

Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkindir.

Dosyada mübrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirketin açılış tasdiki bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar pay defterinde davacının toplam 2600 TL nominal değerde 1300 adet hisse sahibi olduğu kayıtlı ise de hangi tarihte ortak olduğu ve hisse senetlerinin ne tür olduğunun kayıtlı olmadığı, ortaklar pay defterindeki kayıtların

bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde olduğu, davalı şirketin diğer ticari defterlerinde davacının adına rastlanılmadığı, davacının 40 kurucu ortaklar içinde yer almadığı, gerek kuruluşta ve gerekse sermaye artırımında doğrudan şirketten hisse alarak ortak olmadığı, davacının 22.08.2000 tarihli ortaklık ve hisse senedi takip formu adlı belgeye dayanmakta ise bu belgenin davacının şirkete ödünç para verdiğine kanıt olamayacağı, bu belgenin davacının şirket ortağı olduğunun ispatı olduğu, bu belgenin esas alınması halinde davacının şirketten doğrudan hisse satın almadığı, zira bu tarihe kadar sermaye artırımının tamamlanmış ve artırımdan hisse alanlar arasında davacının bulunmadığı, ancak şirket tarafından izinsiz halka arz suretiyle davacının hisse senedi satın almış olabileceği, bu durumda davacıdan anılan belgede yazılı tutar kadar tahsilat yapılmış olabileceği, davacı iddiasının irade fesadı olan hile olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık hak düşürücü sürenin ortaklık ve hisse senedi takip formu belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle emniyeti suistimal/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve dolandırıcılık suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık zamanaşımı sürelerinin ve uzamış ceza zamanaşımı süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Dairemize intikal eden emsal dosyalara sunulan bilirkişi raporlarından defter kayıtlarında 1997, 1998, 1999 yıllarında 30 adet ortak ismi bulunduğu şirket sermayesinin tamamının bu ortaklar tarafından taahhüt edilmiş olduğu davacının bu ortaklar arasında isminin geçmediği anlaşılmış, bilirkişi raporlarında ceza dosyası ve resmi kurum raporları ile davalılar tarafından hukuka aykırı faaliyetler konusunda bir takım tespitler var ise de, esasen buna ilişkin sonuçların SPK'nda düzenlendiği ve bu davalar açısından değerlendirilmesinin hukuki mesele olması nedeniyle mahkemeye ait olduğunun belirtildiği görülmüş, mahkemece defter kayıtlarındaki bu durum değerlendirilmemiş, hisselerin kurucu ortaklardan intikal ettiğine dair soyut görüş içeren bilirkişi raporuna göre ve ceza davalarından beraat kararı verildiği gerekçesiyle karar verilmiştir.

Dosya içinde bulunan Konya 3 Ağır Ceza Mahkemesi kararından ve Dairemize intikal eden emsal dosyalardan bilinen Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi kararından davalı şirket yöneticilerinin suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, dolandırıcılık suçlarından yargılandıkları, 3. ACM dosyasında davanın nihai olarak zamanaşımı ile ortadan kalktığı, 1. ACM dosyasında ise mahkemece verilen zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının temyiz edilmiş olup, kararın kesinleşip kesinleşmediğinin belli olmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca davacının delili olan ve bilirkişilerce değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilen SPK ve Meclis Araştırma Komisyon Raporları, SPK duyuruları mahkemece değerlendirilmemiştir. Bilindiği üzere BK'nun 53. maddesi gereğince kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmünde ceza mahkemesi tarafından belirlenen maddi vakıalar hukuk hakimini bağlayacağından 1. ACM kararının kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması, her iki kararın kesinleşmiş olması halinde, zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığından hukuk hakimini bağlamayacağı, ancak hukuk hakiminin ceza dosyasındaki delilleri de değerlendirerek neticeye varacağı hususu nazara alınarak ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakaların neler olduğunun belirlenmesi, tespit edilen maddi vakıalar varsa, bu maddi vakıaların dosyada mevcut, davacı tarafından ibraz edilen deliller ve görülmekte olan davada alınan bilirkişi raporlarıyla birlikte değerlendirilerek davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olup olmayacağının saptanması gerekir.

Ayrıca mahkemece davacının ortak olduğu gerekçesiyle dava reddedilmiş ise de, dava tarihi itibariyle davacının davalı şirketin sermayesinde payı bulunup bulunmadığı, payı mevcut ise bu payı kimden devraldığı da açıklığı kavuşturulmamış, davalı tarafından davacının ortak sıfatıyla genel kurullara katıldığı veya usulünce dağıtılmasına karar verilen kâr payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girdiği de iddia ve ispat edilmemiştir. Davacının ibraz ettiği “ortaklık hisse senedi takip formu” belgesinde imzası bulunan kişinin davalı şirkette hissesi bulunup bulunmadığı, şirket sermayesini taahhüt edenlerden olup olmadığı üzerinde durulmamıştır.

Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir istirdat davası niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının pay defterine kaydedilen payının yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının kesin bir şekilde saptanması gerekir. Delillerin değerlendirilmesi neticesinde davacının ortak olmadığının anlaşılması halinde ise hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10. maddesindeki “Bu Kanunun uygulanmasında yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında istendiğinde ya da belli bir vadede iade edilmek üzere para kabulü mevduat kabulü sayılır. Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin zamanaşımı def'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/6244 E. 2013/7581 K.

    Ortak: · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı beş yıllık · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak

    Sonuç: 🔶 iki emsal

  • Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/539 E. 2012/12204 K.

    Ortak: · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı beş yıllık · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/540 E. 2012/12207 K.

    Ortak: · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı beş yıllık · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

5 benzer karar daha
  • Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/536 E. 2012/12203 K.

    Ortak: · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı beş yıllık · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/6245 E. 2013/6683 K.

    Ortak: · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı beş yıllık · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/13767 E. 2013/1957 K.

    Ortak: · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı beş yıllık · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/8413 E. 2012/15953 K.

    Ortak: · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı beş yıllık · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/8407 E. 2012/15950 K.

    Ortak: · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı beş yıllık · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2012/7128 E.  ,  2012/13941 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasında görülen davada Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 29/11/2011 tarih ve 2009/173-2011/549 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili ile katılma yolu ile davalı Şirket vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 21/09/2012 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av..... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, davalının da içinde bulunduğu Kombassan Grubu tarafından birçok ülkede yüksek faiz garantisi ve istenildiği an geri çekilebileceği vaadiyle para toplandığını, 2000 yılının ortalarına kadar yüksek faiz dağıtıldığını, 2000-2001 yıllarında ise verilen makbuzların toplanarak “Ortaklık Durum Belgesi” başlıklı belgenin verildiğini, paraların istenmesine rağmen geri verilmediğini yasa dışı faaliyetleri nedeniyle yetkililer hakkında birçok ceza davası açıldığını, müvekkilinden de aynı vaatle para alındığını, istenilmesine rağmen iade edilmediğini, müvekkilinden yalan beyanla mevduat tahsil edildiğini, davalıların kanuna aykırı şekilde aracılık faaliyetinde bulunduklarını, mevduat topladıklarını, izinsiz halka arz faaliyeti yaptıklarını beyanla müvekkilinin şirket ortağı olmadığının ve hisse senedinin geçersizliğinin tesbiti ile 82.000 YTL’nın faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili, TTK'nun 329. maddesi gereğince davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, davanın reddine ilişkin verilen karar Dairemizce “davalı şirkete ait defterler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle davacının ortak olup olmadığının belirlenmesi gerekirken bilirkişi raporu alınmadan davacının ortak olduğunun kabulü ile davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak alınan bilirkişi raporu doğrulusunda, davacının iddialarını kanıtlayamadığı, ortaklık durum belgesi adlı belge ile davalı şirkete para verdiğinin ispat edilemediği, davacının 3. kişiden devren hisse almak suretiyle davalı şirketin ortağı olduğu, bu itibarla TTK’nun 329 ve 405. maddeleri gereğince ödenen paranın iadesinin mümkün olmadığı, davalı ...

yönünden ise, iddia edilen dolandırıcılık eyleminin ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili ve katılma yolu ile davalı şirket vekili temyiz etmiştir.

Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkindir.

Dosyada mübrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirketin açılış tasdiki bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar pay defterinde davacının toplam 2600 TL nominal değerde 1300 adet hisse sahibi olduğu kayıtlı ise de hangi tarihte ortak olduğu ve hisse senetlerinin ne tür olduğunun kayıtlı olmadığı, ortaklar pay defterindeki kayıtların

bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde olduğu, davalı şirketin diğer ticari defterlerinde davacının adına rastlanılmadığı, davacının 40 kurucu ortaklar içinde yer almadığı, gerek kuruluşta ve gerekse sermaye artırımında doğrudan şirketten hisse alarak ortak olmadığı, davacının 22.08.2000 tarihli ortaklık ve hisse senedi takip formu adlı belgeye dayanmakta ise bu belgenin davacının şirkete ödünç para verdiğine kanıt olamayacağı, bu belgenin davacının şirket ortağı olduğunun ispatı olduğu, bu belgenin esas alınması halinde davacının şirketten doğrudan hisse satın almadığı, zira bu tarihe kadar sermaye artırımının tamamlanmış ve artırımdan hisse alanlar arasında davacının bulunmadığı, ancak şirket tarafından izinsiz halka arz suretiyle davacının hisse senedi satın almış olabileceği, bu durumda davacıdan anılan belgede yazılı tutar kadar tahsilat yapılmış olabileceği, davacı iddiasının irade fesadı olan hile olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31.

maddesindeki bir yıllık hak düşürücü sürenin ortaklık ve hisse senedi takip formu belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle emniyeti suistimal/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve dolandırıcılık suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık zamanaşımı sürelerinin ve uzamış ceza zamanaşımı süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Dairemize intikal eden emsal dosyalara sunulan bilirkişi raporlarından defter kayıtlarında 1997, 1998, 1999 yıllarında 30 adet ortak ismi bulunduğu şirket sermayesinin tamamının bu ortaklar tarafından taahhüt edilmiş olduğu davacının bu ortaklar arasında isminin geçmediği anlaşılmış, bilirkişi raporlarında ceza dosyası ve resmi kurum raporları ile davalılar tarafından hukuka aykırı faaliyetler konusunda bir takım tespitler var ise de, esasen buna ilişkin sonuçların SPK'nda düzenlendiği ve bu davalar açısından değerlendirilmesinin hukuki mesele olması nedeniyle mahkemeye ait olduğunun belirtildiği görülmüş, mahkemece defter kayıtlarındaki bu durum değerlendirilmemiş, hisselerin kurucu ortaklardan intikal ettiğine dair soyut görüş içeren bilirkişi raporuna göre ve ceza davalarından beraat kararı verildiği gerekçesiyle karar verilmiştir.

Dosya içinde bulunan Konya 3 Ağır Ceza Mahkemesi kararından ve Dairemize intikal eden emsal dosyalardan bilinen Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi kararından davalı şirket yöneticilerinin suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, dolandırıcılık suçlarından yargılandıkları, 3. ACM dosyasında davanın nihai olarak zamanaşımı ile ortadan kalktığı, 1. ACM dosyasında ise mahkemece verilen zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının temyiz edilmiş olup, kararın kesinleşip kesinleşmediğinin belli olmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca davacının delili olan ve bilirkişilerce değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilen SPK ve Meclis Araştırma Komisyon Raporları, SPK duyuruları mahkemece değerlendirilmemiştir. Bilindiği üzere BK'nun 53.

maddesi gereğince kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmünde ceza mahkemesi tarafından belirlenen maddi vakıalar hukuk hakimini bağlayacağından 1. ACM kararının kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması, her iki kararın kesinleşmiş olması halinde, zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığından hukuk hakimini bağlamayacağı, ancak hukuk hakiminin ceza dosyasındaki delilleri de değerlendirerek neticeye varacağı hususu nazara alınarak ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakaların neler olduğunun belirlenmesi, tespit edilen maddi vakıalar varsa, bu maddi vakıaların dosyada mevcut, davacı tarafından ibraz edilen deliller ve görülmekte olan davada alınan bilirkişi raporlarıyla birlikte değerlendirilerek davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olup olmayacağının saptanması gerekir.

Ayrıca mahkemece davacının ortak olduğu gerekçesiyle dava reddedilmiş ise de, dava tarihi itibariyle davacının davalı şirketin sermayesinde payı bulunup bulunmadığı, payı mevcut ise bu payı kimden devraldığı da açıklığı kavuşturulmamış, davalı tarafından davacının ortak sıfatıyla genel kurullara katıldığı veya usulünce dağıtılmasına karar verilen kâr payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girdiği de iddia ve ispat edilmemiştir. Davacının ibraz ettiği “ortaklık hisse senedi takip formu” belgesinde imzası bulunan kişinin davalı şirkette hissesi bulunup bulunmadığı, şirket sermayesini taahhüt edenlerden olup olmadığı üzerinde durulmamıştır.

Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir istirdat davası niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının pay defterine kaydedilen payının yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının kesin bir şekilde saptanması gerekir. Delillerin değerlendirilmesi neticesinde davacının ortak olmadığının anlaşılması halinde ise hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10.

maddesindeki “Bu Kanunun uygulanmasında yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında istendiğinde ya da belli bir vadede iade edilmek üzere para kabulü mevduat kabulü sayılır. Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin zamanaşımı def'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı ve mümeyyiz davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı ve mümeyyiz davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 900,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 21/09/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1062539000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.