Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/7128 E. 2012/13941 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- beş yıllık
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': 'bir yıllık', 'kanun': ['818/31']}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
irade fesadı↗ emniyeti suistimal↗ uzamış ceza zamanaşımı↗ istirdat davası↗ ceza zamanaşımı↗ tasdik kararı↗ sermaye artırımı↗ hile↗ ba formu↗ hisse senedi↗ zamanaşımı def'i↗ pay defteri↗ dolandırıcılık↗ def'i↗ hak düşürücü süre↗ komisyon↗ vade↗ kâr dağıtımı↗ istirdat↗ ortaklık ilişkisi↗ bilirkişi incelemesi↗ kâr payı↗ ticari defter↗ taahhütname↗ zamanaşımı↗ ibraz↗ kesin hüküm↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, davanın reddine ilişkin verilen karar Dairemizce “davalı şirkete ait defterler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle davacının ortak olup olmadığının belirlenmesi gerekirken bilirkişi raporu alınmadan davacının ortak olduğunun kabulü ile davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak alınan bilirkişi raporu doğrulusunda, davacının iddialarını kanıtlayamadığı, ortaklık durum belgesi adlı belge ile davalı şirkete para verdiğinin ispat edilemediği, davacının 3. kişiden devren hisse almak suretiyle davalı şirketin ortağı olduğu, bu itibarla TTK’nun 329 ve 405. maddeleri gereğince ödenen paranın iadesinin mümkün olmadığı, davalı ... yönünden ise, iddia edilen dolandırıcılık eyleminin ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ve katılma yolu ile davalı şirket vekili temyiz etmiştir.
Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkindir.
Dosyada mübrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirketin açılış tasdiki bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar pay defterinde davacının toplam 2600 TL nominal değerde 1300 adet hisse sahibi olduğu kayıtlı ise de hangi tarihte ortak olduğu ve hisse senetlerinin ne tür olduğunun kayıtlı olmadığı, ortaklar pay defterindeki kayıtların
bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde olduğu, davalı şirketin diğer ticari defterlerinde davacının adına rastlanılmadığı, davacının 40 kurucu ortaklar içinde yer almadığı, gerek kuruluşta ve gerekse sermaye artırımında doğrudan şirketten hisse alarak ortak olmadığı, davacının 22.08.2000 tarihli ortaklık ve hisse senedi takip formu adlı belgeye dayanmakta ise bu belgenin davacının şirkete ödünç para verdiğine kanıt olamayacağı, bu belgenin davacının şirket ortağı olduğunun ispatı olduğu, bu belgenin esas alınması halinde davacının şirketten doğrudan hisse satın almadığı, zira bu tarihe kadar sermaye artırımının tamamlanmış ve artırımdan hisse alanlar arasında davacının bulunmadığı, ancak şirket tarafından izinsiz halka arz suretiyle davacının hisse senedi satın almış olabileceği, bu durumda davacıdan anılan belgede yazılı tutar kadar tahsilat yapılmış olabileceği, davacı iddiasının irade fesadı olan hile olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık hak düşürücü sürenin ortaklık ve hisse senedi takip formu belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle emniyeti suistimal/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve dolandırıcılık suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık zamanaşımı sürelerinin ve uzamış ceza zamanaşımı süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dairemize intikal eden emsal dosyalara sunulan bilirkişi raporlarından defter kayıtlarında 1997, 1998, 1999 yıllarında 30 adet ortak ismi bulunduğu şirket sermayesinin tamamının bu ortaklar tarafından taahhüt edilmiş olduğu davacının bu ortaklar arasında isminin geçmediği anlaşılmış, bilirkişi raporlarında ceza dosyası ve resmi kurum raporları ile davalılar tarafından hukuka aykırı faaliyetler konusunda bir takım tespitler var ise de, esasen buna ilişkin sonuçların SPK'nda düzenlendiği ve bu davalar açısından değerlendirilmesinin hukuki mesele olması nedeniyle mahkemeye ait olduğunun belirtildiği görülmüş, mahkemece defter kayıtlarındaki bu durum değerlendirilmemiş, hisselerin kurucu ortaklardan intikal ettiğine dair soyut görüş içeren bilirkişi raporuna göre ve ceza davalarından beraat kararı verildiği gerekçesiyle karar verilmiştir.
Dosya içinde bulunan Konya 3 Ağır Ceza Mahkemesi kararından ve Dairemize intikal eden emsal dosyalardan bilinen Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi kararından davalı şirket yöneticilerinin suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, dolandırıcılık suçlarından yargılandıkları, 3. ACM dosyasında davanın nihai olarak zamanaşımı ile ortadan kalktığı, 1. ACM dosyasında ise mahkemece verilen zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının temyiz edilmiş olup, kararın kesinleşip kesinleşmediğinin belli olmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca davacının delili olan ve bilirkişilerce değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilen SPK ve Meclis Araştırma Komisyon Raporları, SPK duyuruları mahkemece değerlendirilmemiştir. Bilindiği üzere BK'nun 53. maddesi gereğince kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmünde ceza mahkemesi tarafından belirlenen maddi vakıalar hukuk hakimini bağlayacağından 1. ACM kararının kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması, her iki kararın kesinleşmiş olması halinde, zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığından hukuk hakimini bağlamayacağı, ancak hukuk hakiminin ceza dosyasındaki delilleri de değerlendirerek neticeye varacağı hususu nazara alınarak ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakaların neler olduğunun belirlenmesi, tespit edilen maddi vakıalar varsa, bu maddi vakıaların dosyada mevcut, davacı tarafından ibraz edilen deliller ve görülmekte olan davada alınan bilirkişi raporlarıyla birlikte değerlendirilerek davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olup olmayacağının saptanması gerekir.
Ayrıca mahkemece davacının ortak olduğu gerekçesiyle dava reddedilmiş ise de, dava tarihi itibariyle davacının davalı şirketin sermayesinde payı bulunup bulunmadığı, payı mevcut ise bu payı kimden devraldığı da açıklığı kavuşturulmamış, davalı tarafından davacının ortak sıfatıyla genel kurullara katıldığı veya usulünce dağıtılmasına karar verilen kâr payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girdiği de iddia ve ispat edilmemiştir. Davacının ibraz ettiği “ortaklık hisse senedi takip formu” belgesinde imzası bulunan kişinin davalı şirkette hissesi bulunup bulunmadığı, şirket sermayesini taahhüt edenlerden olup olmadığı üzerinde durulmamıştır.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir istirdat davası niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının pay defterine kaydedilen payının yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının kesin bir şekilde saptanması gerekir. Delillerin değerlendirilmesi neticesinde davacının ortak olmadığının anlaşılması halinde ise hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10. maddesindeki “Bu Kanunun uygulanmasında yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında istendiğinde ya da belli bir vadede iade edilmek üzere para kabulü mevduat kabulü sayılır. Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin zamanaşımı def'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/6244 E. 2013/7581 K.
Ortak:irade fesadı · emniyeti suistimal · istirdat davası · hile · zamanaşımı def'i · pay defteri · dolandırıcılık · def'i · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı beş yıllık · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaDosyada mübrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirketin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 2600 TL nominal değerde 1300 adet hisse sahibi olduğu kayıtlı ise de hangi tarihte ortak olduğu ve hisse senetlerinin ne tür olduğunun kayıtlı olmadığı, ortaklar pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde olduğu, davalı şirketin diğer «ticari defterlerinde» davacının adına rastlanılmadığı, davacının 40 kurucu ortaklar içinde yer almadığı, gerek kuruluşta ve gerekse «sermaye artırımında» doğrudan şirketten hisse alarak ortak olmadığı, davacının 22.08.2000 tarihli ortaklık ve «hisse senedi» takip «formu» adlı belgeye dayanmakta ise bu belgenin davacının şirkete ödünç para verdiğine kanıt olamayacağı, bu belgenin davacının şirket ortağı olduğunun ispatı olduğu, bu belgenin esas alınması halinde davacının şirketten doğrudan hisse satın almadığı, zira bu tarihe kadar sermaye artırımının tamamlanmış ve artırımdan hisse alanlar arasında davacının bulunmadığı, ancak şirket tarafından izinsiz halka arz suretiyle davacının hisse senedi satın almış olabileceği, bu durumda davacıdan anılan belgede yazılı tutar kadar tahsilat yapılmış olabileceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık ve hisse senedi takip formu belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
… yılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekm …
Benzer bu karardaA.Ş.'nin ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 5.580,00 TL nominal değerde 930 adet hisse sahibi olduğu, ancak pay defrterinde üyeliğe giriş tarihi ve hisse senetlerinin türü ile ilgili herhangi bir bilginin yer almadığı, şirketin muhasebe defterlerinde davacıyla ilgili herhangi bir kayıt bulunmadığı, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı, davacının davalı şirkete ortak olmak amacıyla para vermediğini ispatlayamadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. nci maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» paranın yatırıldığı iddia edildiği tarihe göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin ...'nın 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle or …
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53'üncü maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.'' hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalılar ...
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/539 E. 2012/12204 K.
Ortak:irade fesadı · emniyeti suistimal · uzamış ceza zamanaşımı · istirdat davası · ceza zamanaşımı · tasdik kararı · hile · zamanaşımı def'i · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı beş yıllık · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaDosyada mübrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirketin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 2600 TL nominal değerde 1300 adet hisse sahibi olduğu kayıtlı ise de hangi tarihte ortak olduğu ve hisse senetlerinin ne tür olduğunun kayıtlı olmadığı, ortaklar pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde olduğu, davalı şirketin diğer «ticari defterlerinde» davacının adına rastlanılmadığı, davacının 40 kurucu ortaklar içinde yer almadığı, gerek kuruluşta ve gerekse «sermaye artırımında» doğrudan şirketten hisse alarak ortak olmadığı, davacının 22.08.2000 tarihli ortaklık ve «hisse senedi» takip «formu» adlı belgeye dayanmakta ise bu belgenin davacının şirkete ödünç para verdiğine kanıt olamayacağı, bu belgenin davacının şirket ortağı olduğunun ispatı olduğu, bu belgenin esas alınması halinde davacının şirketten doğrudan hisse satın almadığı, zira bu tarihe kadar sermaye artırımının tamamlanmış ve artırımdan hisse alanlar arasında davacının bulunmadığı, ancak şirket tarafından izinsiz halka arz suretiyle davacının hisse senedi satın almış olabileceği, bu durumda davacıdan anılan belgede yazılı tutar kadar tahsilat yapılmış olabileceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık ve hisse senedi takip formu belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
… yılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekm …
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış taşdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 1.440 TL nominal değerde 240 adet hisse sahibi olduğu, bu «kayda» rağmen davacının 04/03/2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 240 adet hisseye karşılık 18.780 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin 2009 yılında zarar beyan ettiği ve kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkarılmış föyler halinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. nci maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği, ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53'üncü maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.'' hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalılar Kombassan İnş.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ek prim · cy/cy kaydı
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış taşdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 1.440 TL nominal değerde 240 adet hisse sahibi olduğu, bu «kayda» rağmen davacının 04/03/2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 240 adet hisseye karşılık 18.780 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin 2009 yılında zarar beyan ettiği ve kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkarılmış föyler halinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. nci maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği, ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/540 E. 2012/12207 K.
Ortak:irade fesadı · emniyeti suistimal · uzamış ceza zamanaşımı · istirdat davası · ceza zamanaşımı · tasdik kararı · hile · zamanaşımı def'i · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı beş yıllık · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaDosyada mübrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirketin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 2600 TL nominal değerde 1300 adet hisse sahibi olduğu kayıtlı ise de hangi tarihte ortak olduğu ve hisse senetlerinin ne tür olduğunun kayıtlı olmadığı, ortaklar pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde olduğu, davalı şirketin diğer «ticari defterlerinde» davacının adına rastlanılmadığı, davacının 40 kurucu ortaklar içinde yer almadığı, gerek kuruluşta ve gerekse «sermaye artırımında» doğrudan şirketten hisse alarak ortak olmadığı, davacının 22.08.2000 tarihli ortaklık ve «hisse senedi» takip «formu» adlı belgeye dayanmakta ise bu belgenin davacının şirkete ödünç para verdiğine kanıt olamayacağı, bu belgenin davacının şirket ortağı olduğunun ispatı olduğu, bu belgenin esas alınması halinde davacının şirketten doğrudan hisse satın almadığı, zira bu tarihe kadar sermaye artırımının tamamlanmış ve artırımdan hisse alanlar arasında davacının bulunmadığı, ancak şirket tarafından izinsiz halka arz suretiyle davacının hisse senedi satın almış olabileceği, bu durumda davacıdan anılan belgede yazılı tutar kadar tahsilat yapılmış olabileceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık ve hisse senedi takip formu belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
… yılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekm …
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 3.840 TL nominal değerde 640 adet hisse sahibi olduğu, bu «kayda» rağmen davacının 01.04.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 640 adet hisseye karşılık 50.080 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin 2009 yılında zarar beyan ettiği ve kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkarılmış föyler halinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. nci maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53'üncü maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.'' hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalılar Kombassan İnş.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ek prim · cy/cy kaydı
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 3.840 TL nominal değerde 640 adet hisse sahibi olduğu, bu «kayda» rağmen davacının 01.04.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 640 adet hisseye karşılık 50.080 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin 2009 yılında zarar beyan ettiği ve kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkarılmış föyler halinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. nci maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
5 benzer karar daha
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/536 E. 2012/12203 K.
Ortak:irade fesadı · emniyeti suistimal · uzamış ceza zamanaşımı · istirdat davası · ceza zamanaşımı · tasdik kararı · hile · zamanaşımı def'i · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı beş yıllık · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaDosyada mübrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirketin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 2600 TL nominal değerde 1300 adet hisse sahibi olduğu kayıtlı ise de hangi tarihte ortak olduğu ve hisse senetlerinin ne tür olduğunun kayıtlı olmadığı, ortaklar pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde olduğu, davalı şirketin diğer «ticari defterlerinde» davacının adına rastlanılmadığı, davacının 40 kurucu ortaklar içinde yer almadığı, gerek kuruluşta ve gerekse «sermaye artırımında» doğrudan şirketten hisse alarak ortak olmadığı, davacının 22.08.2000 tarihli ortaklık ve «hisse senedi» takip «formu» adlı belgeye dayanmakta ise bu belgenin davacının şirkete ödünç para verdiğine kanıt olamayacağı, bu belgenin davacının şirket ortağı olduğunun ispatı olduğu, bu belgenin esas alınması halinde davacının şirketten doğrudan hisse satın almadığı, zira bu tarihe kadar sermaye artırımının tamamlanmış ve artırımdan hisse alanlar arasında davacının bulunmadığı, ancak şirket tarafından izinsiz halka arz suretiyle davacının hisse senedi satın almış olabileceği, bu durumda davacıdan anılan belgede yazılı tutar kadar tahsilat yapılmış olabileceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık ve hisse senedi takip formu belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
… yılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekm …
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış taşdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 9.090 TL nominal değerde 1515 adet hisse sahibi olduğu, bu «kayda» rağmen davacının 01/04/2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 1600 adet hisseye karşılık 125.200 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin 2009 yılında zarar beyan ettiği ve kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkarılmış föyler halinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. nci maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53'üncü maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.'' hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalılar Kombassan İnş.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ek prim · cy/cy kaydı
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış taşdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 9.090 TL nominal değerde 1515 adet hisse sahibi olduğu, bu «kayda» rağmen davacının 01/04/2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 1600 adet hisseye karşılık 125.200 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin 2009 yılında zarar beyan ettiği ve kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkarılmış föyler halinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. nci maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/6245 E. 2013/6683 K.
Ortak:irade fesadı · emniyeti suistimal · uzamış ceza zamanaşımı · istirdat davası · ceza zamanaşımı · tasdik kararı · hile · zamanaşımı def'i · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı beş yıllık · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaDosyada mübrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirketin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 2600 TL nominal değerde 1300 adet hisse sahibi olduğu kayıtlı ise de hangi tarihte ortak olduğu ve hisse senetlerinin ne tür olduğunun kayıtlı olmadığı, ortaklar pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde olduğu, davalı şirketin diğer «ticari defterlerinde» davacının adına rastlanılmadığı, davacının 40 kurucu ortaklar içinde yer almadığı, gerek kuruluşta ve gerekse «sermaye artırımında» doğrudan şirketten hisse alarak ortak olmadığı, davacının 22.08.2000 tarihli ortaklık ve «hisse senedi» takip «formu» adlı belgeye dayanmakta ise bu belgenin davacının şirkete ödünç para verdiğine kanıt olamayacağı, bu belgenin davacının şirket ortağı olduğunun ispatı olduğu, bu belgenin esas alınması halinde davacının şirketten doğrudan hisse satın almadığı, zira bu tarihe kadar sermaye artırımının tamamlanmış ve artırımdan hisse alanlar arasında davacının bulunmadığı, ancak şirket tarafından izinsiz halka arz suretiyle davacının hisse senedi satın almış olabileceği, bu durumda davacıdan anılan belgede yazılı tutar kadar tahsilat yapılmış olabileceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık ve hisse senedi takip formu belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
… yılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekm …
Benzer bu karardaHolding A.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 600,00 TL nominal değerde 300 adet hisse sahibi bulunduğu, bu «kayda» rağmen davacının ortaklık durum belgesinde 280 hisseye karşılık 21.910 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nın 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin ...'nın 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği, ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nın 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
… yılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalılar yararına bozulmasına karar vermek ger …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kâr payı dağıtımı · sorumluluk davası · ek prim · hamil · yetki · cy/cy kaydı
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı ...Ş.'nin ortağı bulunduğu, «hamiline» yazılı hisse senetlerini üçüncü kişilerden alan davacının devren iktisap yoluyla davalı şirkete ortak olduğu, paranın ödünç olarak verildiğinin ispat edilemediği, ...'nın 329. ve 405. maddelerindeki açık düzenlemeler karşısında davacının ödediği paranın iadesini isteyemeyeceği, davalı şirketlerin yöneticelerinin haklarında açılan ceza davalarından beraat ettikleri, bu kapsamda davalı yöneticinin hangi işlem ve eyleminin ...'nın 336. maddesine ne şekilde aykırılık oluşturduğunun ispat edilemediği gibi, «sorumluluk davası» açma sürelerinin de geçirildiği, davacının diğer davalı ...
Holding A.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 600,00 TL nominal değerde 300 adet hisse sahibi bulunduğu, bu «kayda» rağmen davacının ortaklık durum belgesinde 280 hisseye karşılık 21.910 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nın 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin ...'nın 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği, ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nın 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Markı bazında sırayla yıllık %18, %18 ve %20 oranında kâr «payı dağıtımlarının» şirket faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak gerçekleştirildiği, anılan yıllarda, şirketin önemli tutarda zarar ettiği halde bu oranda kâr payı dağıtmasının ancak sisteme yeni giren katılımcılardan toplanan paralarla karşılanmasının mümkün olduğu, Holding tarafından tasarruf sahiplerine verilen hisselerin daha sonra geri alındığı ve yeni ortak olmak isteyenlere satıldığı, Holding'in aracı rol üstlendiği, ancak böyle bir «yetki» belgesinin olmadığı, ...
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/13767 E. 2013/1957 K.
Ortak:irade fesadı · emniyeti suistimal · uzamış ceza zamanaşımı · istirdat davası · ceza zamanaşımı · tasdik kararı · hile · hisse senedi · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı beş yıllık · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaDosyada mübrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirketin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 2600 TL nominal değerde 1300 adet hisse sahibi olduğu kayıtlı ise de hangi tarihte ortak olduğu ve hisse senetlerinin ne tür olduğunun kayıtlı olmadığı, ortaklar pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde olduğu, davalı şirketin diğer «ticari defterlerinde» davacının adına rastlanılmadığı, davacının 40 kurucu ortaklar içinde yer almadığı, gerek kuruluşta ve gerekse «sermaye artırımında» doğrudan şirketten hisse alarak ortak olmadığı, davacının 22.08.2000 tarihli ortaklık ve «hisse senedi» takip «formu» adlı belgeye dayanmakta ise bu belgenin davacının şirkete ödünç para verdiğine kanıt olamayacağı, bu belgenin davacının şirket ortağı olduğunun ispatı olduğu, bu belgenin esas alınması halinde davacının şirketten doğrudan hisse satın almadığı, zira bu tarihe kadar sermaye artırımının tamamlanmış ve artırımdan hisse alanlar arasında davacının bulunmadığı, ancak şirket tarafından izinsiz halka arz suretiyle davacının hisse senedi satın almış olabileceği, bu durumda davacıdan anılan belgede yazılı tutar kadar tahsilat yapılmış olabileceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık ve hisse senedi takip formu belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacının «ibraz» ettiği “ortaklık «hisse senedi» takip «formu»” belgesinde imzası bulunan kişinin davalı şirkette hissesi bulunup bulunmadığı, şirket sermayesini «taahhüt» edenlerden olup olmadığı üzerinde durulmamıştır.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Benzer bu karardaA.Ş'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterine» göre davacının toplam ....280 TL nominal değeri olan 380 adet hissenin sahibi bulunduğu, davacı tarafça sunulan 02.03.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde ise 380 adet hisseye karşılık 29.735 DM değer yazılı olduğu, ortaklık durum belgesine itibar edilmesi halinde «ortaklık ilişkisinin» kurulmuş sayılabileceği, davacının alacak iddiasını ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamayacağı, bu belgenin ancak ortaklık ilişkisinin varlığına «karine» teşkil edeceği ve paranın ortaklık dışında bir amaçla verildiği kanıtlanmadığından ...'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca ödenen bedelin iadesinin istenemeyeceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde ise BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin ...'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği, ortak olduktan ... yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun .... maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir …
Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve dosya kapsamına göre, davacının davalı şirketin ortağı bulunduğu, hisse senetlerinin «hamiline» «hisse senedi» oldukları ve bu senetlerin doğrudan davalı şirketten değil üçüncü kişilerden alındığı, davacının ortaklığın devren iktisap yoluyla kurulduğu, davacı tarafça davalıya ödünç para verildiğinin de kanıtlanamadığı, bu durumda ...'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca «anonim şirket» ortağı olan davacının, hisse senetlerinin davalı şirket tarafından alınarak hisse bedellerinin ödenmesini isteyemeyeceği, ayrıca ortaklık durum belgesinde adı geçe …
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kâr payı dağıtımı · karine · hamil · anonim şirket · yetki
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve dosya kapsamına göre, davacının davalı şirketin ortağı bulunduğu, hisse senetlerinin «hamiline» «hisse senedi» oldukları ve bu senetlerin doğrudan davalı şirketten değil üçüncü kişilerden alındığı, davacının ortaklığın devren iktisap yoluyla kurulduğu, davacı tarafça davalıya ödünç para verildiğinin de kanıtlanamadığı, bu durumda ...'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca «anonim şirket» ortağı olan davacının, hisse senetlerinin davalı şirket tarafından alınarak hisse bedellerinin ödenmesini isteyemeyeceği, ayrıca ortaklık durum belgesinde adı geçe …
Markı bazında sırayla yıllık %18, %18 ve %20 oranında kâr «payı dağıtımlarının» şirket faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak gerçekleştirildiği, anılan yıllarda, şirketin önemli tutarda zarar ettiği halde bu oranda kâr payı dağıtmasının ancak sisteme yeni giren katılımcılardan toplanan paralarla karşılanmasının mümkün olduğu, Holding tarafından tasarruf sahiplerine verilen hisselerin daha sonra geri alındığı ve yeni ortak olmak isteyenlere satıldığı, Holding'in aracı rol üstlendiği, ancak böyle bir «yetki» belgesinin olmadığı, ...
A.Ş'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterine» göre davacının toplam ....280 TL nominal değeri olan 380 adet hissenin sahibi bulunduğu, davacı tarafça sunulan 02.03.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde ise 380 adet hisseye karşılık 29.735 DM değer yazılı olduğu, ortaklık durum belgesine itibar edilmesi halinde «ortaklık ilişkisinin» kurulmuş sayılabileceği, davacının alacak iddiasını ortaklık durum belgesi adlı belgeye istinaden ispatlayamayacağı, bu belgenin ancak ortaklık ilişkisinin varlığına «karine» teşkil edeceği ve paranın ortaklık dışında bir amaçla verildiği kanıtlanmadığından ...'nun 329. ve 405. maddeleri uyarınca ödenen bedelin iadesinin istenemeyeceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde ise BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin ...'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği, ortak olduktan ... yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun .... maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir …
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/8413 E. 2012/15953 K.
Ortak:irade fesadı · emniyeti suistimal · uzamış ceza zamanaşımı · istirdat davası · ceza zamanaşımı · tasdik kararı · hile · zamanaşımı def'i · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı beş yıllık · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaDosyada mübrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirketin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 2600 TL nominal değerde 1300 adet hisse sahibi olduğu kayıtlı ise de hangi tarihte ortak olduğu ve hisse senetlerinin ne tür olduğunun kayıtlı olmadığı, ortaklar pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde olduğu, davalı şirketin diğer «ticari defterlerinde» davacının adına rastlanılmadığı, davacının 40 kurucu ortaklar içinde yer almadığı, gerek kuruluşta ve gerekse «sermaye artırımında» doğrudan şirketten hisse alarak ortak olmadığı, davacının 22.08.2000 tarihli ortaklık ve «hisse senedi» takip «formu» adlı belgeye dayanmakta ise bu belgenin davacının şirkete ödünç para verdiğine kanıt olamayacağı, bu belgenin davacının şirket ortağı olduğunun ispatı olduğu, bu belgenin esas alınması halinde davacının şirketten doğrudan hisse satın almadığı, zira bu tarihe kadar sermaye artırımının tamamlanmış ve artırımdan hisse alanlar arasında davacının bulunmadığı, ancak şirket tarafından izinsiz halka arz suretiyle davacının hisse senedi satın almış olabileceği, bu durumda davacıdan anılan belgede yazılı tutar kadar tahsilat yapılmış olabileceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık ve hisse senedi takip formu belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
… yılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekm …
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 7.650,00 TL nominal değerde 1275 adet hisse sahibi bulunduğu, bu «kayda» rağmen davacının 05.05.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 1300 adet hisseye karşılık 101.725 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
… yılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin «zamanaşımı def»'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalılar yararına bozulmasına karar vermek ger …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kâr payı dağıtımı · ek prim · yetki · cy/cy kaydı
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 7.650,00 TL nominal değerde 1275 adet hisse sahibi bulunduğu, bu «kayda» rağmen davacının 05.05.2000 tarihli ortaklık durum belgesinde 1300 adet hisseye karşılık 101.725 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu dosyada düzenlenen iddianamede ve dayanak 07.09.1999 tarihli denetim raporunda şirketin yasal «defter» ve kayıtlarında görülmesine rağmen 1995, 1996, 1997 yıllarında ortak olmak amacıyla para toplanan tasarruf sahiplerine Alman Markı bazında sırayla yıllık %18, %18 ve %20 oranında kâr «payı dağıtımlarının» şirket faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak gerçekleştirildiği, anılan yıllarda, şirketin önemli tutarda zarar ettiği halde bu oranda kâr payı dağıtmasının ancak sisteme yeni giren katılımcılardan toplanan paralarla karşılanmasının mümkün olduğu holdingce tasarruf sahiplerine verilen hisselerin daha sonra geri alındığı ve yeni ortak olmak isteyenlere satıldığı, holdingin aracı rol üstlendiği ancak böyle bir «yetki» belgesinin olmadığı, Kombassan Holding A.Ş. ve Kombassan İnşaat Tarım ve San.
-
Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/8407 E. 2012/15950 K.
Ortak:irade fesadı · emniyeti suistimal · uzamış ceza zamanaşımı · istirdat davası · ceza zamanaşımı · tasdik kararı · hile · hisse senedi · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı beş yıllık · Ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti | Alacak
İncelediğiniz karardaDosyada mübrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirketin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 2600 TL nominal değerde 1300 adet hisse sahibi olduğu kayıtlı ise de hangi tarihte ortak olduğu ve hisse senetlerinin ne tür olduğunun kayıtlı olmadığı, ortaklar pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde olduğu, davalı şirketin diğer «ticari defterlerinde» davacının adına rastlanılmadığı, davacının 40 kurucu ortaklar içinde yer almadığı, gerek kuruluşta ve gerekse «sermaye artırımında» doğrudan şirketten hisse alarak ortak olmadığı, davacının 22.08.2000 tarihli ortaklık ve «hisse senedi» takip «formu» adlı belgeye dayanmakta ise bu belgenin davacının şirkete ödünç para verdiğine kanıt olamayacağı, bu belgenin davacının şirket ortağı olduğunun ispatı olduğu, bu belgenin esas alınması halinde davacının şirketten doğrudan hisse satın almadığı, zira bu tarihe kadar sermaye artırımının tamamlanmış ve artırımdan hisse alanlar arasında davacının bulunmadığı, ancak şirket tarafından izinsiz halka arz suretiyle davacının hisse senedi satın almış olabileceği, bu durumda davacıdan anılan belgede yazılı tutar kadar tahsilat yapılmış olabileceği, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık ve hisse senedi takip formu belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacının «ibraz» ettiği “ortaklık «hisse senedi» takip «formu»” belgesinde imzası bulunan kişinin davalı şirkette hissesi bulunup bulunmadığı, şirket sermayesini «taahhüt» edenlerden olup olmadığı üzerinde durulmamıştır.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 7.560,00 TL nominal değerde 1260 adet hisse sahibi bulunduğu, bu «kayda» rağmen davacının 21.06.2000 tarihli «hisse senedi» satış belgesinde 1300 adet hisseye karşılık 101.725 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir «istirdat davası» niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının «pay defterine» kaydedilen «payının» yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının «kesin» bir şekilde saptanması gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kâr payı dağıtımı · ek prim · yetki · cy/cy kaydı
Benzer bu karardaA.Ş.'nin açılış «tasdiki» bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar «pay defterinde» davacının toplam 7.560,00 TL nominal değerde 1260 adet hisse sahibi bulunduğu, bu «kayda» rağmen davacının 21.06.2000 tarihli «hisse senedi» satış belgesinde 1300 adet hisseye karşılık 101.725 DM gerçek değer yazılı olduğu, davacıya ait hisselerin doğrudan doğruya davalı şirketten alınmadığı bu payların kurucu ortaklardan intikal ettiğinin anlaşıldığı, şirketin kâr «dağıtımı» yapmadığı, şirket kayıtlarında ihraç «primine» rastlanmadığı, ortaklık pay defterindeki kayıtların bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde deftere yapıştırıldığı, ortaklık durum belgesi ve ortaklar pay defterindeki kayıtların davacının ortak olduğunu gösterdiği, hukuki anlamda alacak hakkından bahsedilmesinin mümkün olmadığı, davacı iddiasının «irade fesadı» olan «hile» olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31. maddesindeki bir yıllık «hak düşürücü sürenin» ortaklık durum belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle «emniyeti suistimal»/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve «dolandırıcılık» suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık «zamanaşımı» sürelerinin ve «uzamış ceza zamanaşımı» süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu dosyada düzenlenen iddianamede ve dayanak 07.09.1999 tarihli denetim raporunda şirketin yasal «defter» ve kayıtlarında görülmesine rağmen 1995, 1996, 1997 yıllarında ortak olmak amacıyla para toplanan tasarruf sahiplerine Alman Markı bazında sırayla yıllık %18, %18 ve %20 oranında kâr «payı dağıtımlarının» şirket faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak gerçekleştirildiği, anılan yıllarda, şirketin önemli tutarda zarar ettiği halde bu oranda kâr payı dağıtmasının ancak sisteme yeni giren katılımcılardan toplanan paralarla karşılanmasının mümkün olduğu, Holding tarafından tasarruf sahiplerine verilen hisselerin daha sonra geri alındığı ve yeni ortak olmak isteyenlere satıldığı, holdingin aracı rol üstlendiği ancak böyle bir «yetki» belgesinin olmadığı, Kombassan Holding A.Ş. ve Kombassan İnşaat Tarım ve San.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/7128 E. , 2012/13941 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 29/11/2011 tarih ve 2009/173-2011/549 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili ile katılma yolu ile davalı Şirket vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 21/09/2012 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av..... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının da içinde bulunduğu Kombassan Grubu tarafından birçok ülkede yüksek faiz garantisi ve istenildiği an geri çekilebileceği vaadiyle para toplandığını, 2000 yılının ortalarına kadar yüksek faiz dağıtıldığını, 2000-2001 yıllarında ise verilen makbuzların toplanarak “Ortaklık Durum Belgesi” başlıklı belgenin verildiğini, paraların istenmesine rağmen geri verilmediğini yasa dışı faaliyetleri nedeniyle yetkililer hakkında birçok ceza davası açıldığını, müvekkilinden de aynı vaatle para alındığını, istenilmesine rağmen iade edilmediğini, müvekkilinden yalan beyanla mevduat tahsil edildiğini, davalıların kanuna aykırı şekilde aracılık faaliyetinde bulunduklarını, mevduat topladıklarını, izinsiz halka arz faaliyeti yaptıklarını beyanla müvekkilinin şirket ortağı olmadığının ve hisse senedinin geçersizliğinin tesbiti ile 82.000 YTL’nın faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, TTK'nun 329. maddesi gereğince davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine ilişkin verilen karar Dairemizce “davalı şirkete ait defterler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle davacının ortak olup olmadığının belirlenmesi gerekirken bilirkişi raporu alınmadan davacının ortak olduğunun kabulü ile davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak alınan bilirkişi raporu doğrulusunda, davacının iddialarını kanıtlayamadığı, ortaklık durum belgesi adlı belge ile davalı şirkete para verdiğinin ispat edilemediği, davacının 3. kişiden devren hisse almak suretiyle davalı şirketin ortağı olduğu, bu itibarla TTK’nun 329 ve 405. maddeleri gereğince ödenen paranın iadesinin mümkün olmadığı, davalı ...
yönünden ise, iddia edilen dolandırıcılık eyleminin ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ve katılma yolu ile davalı şirket vekili temyiz etmiştir.
Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkindir.
Dosyada mübrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirketin açılış tasdiki bulunan ancak kapanış tasdiki bulunmayan ortaklar pay defterinde davacının toplam 2600 TL nominal değerde 1300 adet hisse sahibi olduğu kayıtlı ise de hangi tarihte ortak olduğu ve hisse senetlerinin ne tür olduğunun kayıtlı olmadığı, ortaklar pay defterindeki kayıtların
bilgisayardan çıkartılmış etiket şeklinde olduğu, davalı şirketin diğer ticari defterlerinde davacının adına rastlanılmadığı, davacının 40 kurucu ortaklar içinde yer almadığı, gerek kuruluşta ve gerekse sermaye artırımında doğrudan şirketten hisse alarak ortak olmadığı, davacının 22.08.2000 tarihli ortaklık ve hisse senedi takip formu adlı belgeye dayanmakta ise bu belgenin davacının şirkete ödünç para verdiğine kanıt olamayacağı, bu belgenin davacının şirket ortağı olduğunun ispatı olduğu, bu belgenin esas alınması halinde davacının şirketten doğrudan hisse satın almadığı, zira bu tarihe kadar sermaye artırımının tamamlanmış ve artırımdan hisse alanlar arasında davacının bulunmadığı, ancak şirket tarafından izinsiz halka arz suretiyle davacının hisse senedi satın almış olabileceği, bu durumda davacıdan anılan belgede yazılı tutar kadar tahsilat yapılmış olabileceği, davacı iddiasının irade fesadı olan hile olarak değerlendirildiğinde BK'nun 31.
maddesindeki bir yıllık hak düşürücü sürenin ortaklık ve hisse senedi takip formu belgesi tarihine göre dolduğu belirtilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek ve şirket yöneticileri bakımından da, hizmet sebebiyle emniyeti suistimal/cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve dolandırıcılık suçlarından kamu davalarının beraatle sonuçlandığı, davalı yöneticinin hangi eylem ve işleminin TTK'nun 336. maddeye aykırılık teşkil ettiğinin somut delillerle ortaya konulmadığı, kaldı ki iki ve beş yıllık zamanaşımı sürelerinin ve uzamış ceza zamanaşımı süresinin de geçtiği ortak olduktan 10 yıl sonra bu iddialarla dava açmanın MK'nun 2. maddesine de aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dairemize intikal eden emsal dosyalara sunulan bilirkişi raporlarından defter kayıtlarında 1997, 1998, 1999 yıllarında 30 adet ortak ismi bulunduğu şirket sermayesinin tamamının bu ortaklar tarafından taahhüt edilmiş olduğu davacının bu ortaklar arasında isminin geçmediği anlaşılmış, bilirkişi raporlarında ceza dosyası ve resmi kurum raporları ile davalılar tarafından hukuka aykırı faaliyetler konusunda bir takım tespitler var ise de, esasen buna ilişkin sonuçların SPK'nda düzenlendiği ve bu davalar açısından değerlendirilmesinin hukuki mesele olması nedeniyle mahkemeye ait olduğunun belirtildiği görülmüş, mahkemece defter kayıtlarındaki bu durum değerlendirilmemiş, hisselerin kurucu ortaklardan intikal ettiğine dair soyut görüş içeren bilirkişi raporuna göre ve ceza davalarından beraat kararı verildiği gerekçesiyle karar verilmiştir.
Dosya içinde bulunan Konya 3 Ağır Ceza Mahkemesi kararından ve Dairemize intikal eden emsal dosyalardan bilinen Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi kararından davalı şirket yöneticilerinin suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, dolandırıcılık suçlarından yargılandıkları, 3. ACM dosyasında davanın nihai olarak zamanaşımı ile ortadan kalktığı, 1. ACM dosyasında ise mahkemece verilen zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının temyiz edilmiş olup, kararın kesinleşip kesinleşmediğinin belli olmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca davacının delili olan ve bilirkişilerce değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilen SPK ve Meclis Araştırma Komisyon Raporları, SPK duyuruları mahkemece değerlendirilmemiştir. Bilindiği üzere BK'nun 53.
maddesi gereğince kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmünde ceza mahkemesi tarafından belirlenen maddi vakıalar hukuk hakimini bağlayacağından 1. ACM kararının kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması, her iki kararın kesinleşmiş olması halinde, zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığından hukuk hakimini bağlamayacağı, ancak hukuk hakiminin ceza dosyasındaki delilleri de değerlendirerek neticeye varacağı hususu nazara alınarak ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakaların neler olduğunun belirlenmesi, tespit edilen maddi vakıalar varsa, bu maddi vakıaların dosyada mevcut, davacı tarafından ibraz edilen deliller ve görülmekte olan davada alınan bilirkişi raporlarıyla birlikte değerlendirilerek davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olup olmayacağının saptanması gerekir.
Ayrıca mahkemece davacının ortak olduğu gerekçesiyle dava reddedilmiş ise de, dava tarihi itibariyle davacının davalı şirketin sermayesinde payı bulunup bulunmadığı, payı mevcut ise bu payı kimden devraldığı da açıklığı kavuşturulmamış, davalı tarafından davacının ortak sıfatıyla genel kurullara katıldığı veya usulünce dağıtılmasına karar verilen kâr payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girdiği de iddia ve ispat edilmemiştir. Davacının ibraz ettiği “ortaklık hisse senedi takip formu” belgesinde imzası bulunan kişinin davalı şirkette hissesi bulunup bulunmadığı, şirket sermayesini taahhüt edenlerden olup olmadığı üzerinde durulmamıştır.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir istirdat davası niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK'nun 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları somut davadaki delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının pay defterine kaydedilen payının yer alıp almadığı belirlenmek suretiyle davacının ortak olup olmadığının kesin bir şekilde saptanması gerekir. Delillerin değerlendirilmesi neticesinde davacının ortak olmadığının anlaşılması halinde ise hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10.
maddesindeki “Bu Kanunun uygulanmasında yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında istendiğinde ya da belli bir vadede iade edilmek üzere para kabulü mevduat kabulü sayılır. Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun ve mümeyyiz davalılar vekilinin zamanaşımı def'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın davacı ve mümeyyiz davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı ve mümeyyiz davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı ve mümeyyiz davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 900,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 21/09/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1062539000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz