6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Tazminat

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2010/6953 E. 2012/7552 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari şirketler

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
vekalet ilişkisi yönetici sorumluluğu sorumluluktan kurtulma kusur sorumluluğu şirket zararı ispat yükü yönetim kurulu kararı kusur yükleten (shipper) temsil

Atıf yapılan mevzuat: TTK — TTK 317TTK 338TTK 359

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu şirketin bir grup şirketi olduğu, bu nedenle kararların hakim hissedarlar tarafından alındığının göz önünde bulundurulması gerektiği, davalıların ise Uzan Grubu şirketlerinde çalışan personel olup kararların alınması ve icra edilmesi aşamalarında hakim hissedarlardan gelen emir ve talimatları yerine getirdikleri, bizzat karar verici konumunda olmadıkları, bu durumda yönetim kurulu üyeleri olan davalılara sorumluluk atfedilemeyeceği; denetçilerin TTK.'nun 359. maddesinde düzenlenen sorumluluğunun da tıpkı yönetim kurulu üyelerinde olduğu gibi bir kusur sorumluluğu olduğu, zarara yol açtığı iddia edilen iştirak hisselerinin satışı ile şirketin ...'ye geçmesi arasındaki kısa zaman dikkate alındığında denetçilerin kusurlu bir davranışından bahsedilemeyeceği, şirkete el konulması ile birlikte artık denetçilerin görevlerini yapma imkanının da fiilen ortadan kalktığı, dolayısıyla denetçi olan davalılara da bir sorumluluk atfedilemeyeceği sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı ve davalılar ..., ..., ... vekilleri temyiz etmiştir.

1-Dava, davacı şirketi zarara uğratan yönetici ve denetçilerin verdikleri zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, yazılı gerekçe ile yönetici ve denetçi olan davalılar hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir. Davalılardan Rana, Ayfer ve Azmi davacı şirketin yönetim kurulu üyeleri olup, TTK’nun 317.maddesi uyarınca şirketin temsil ve idaresinden sorumlu bulunmaktadırlar. Yine aynı Kanun’un 320. maddesinde yönetim kurulu üyelerinin şirket işlerinde gösterecekleri dikkat ve basiret hakkında Borçlar Kanunu’nun 528/2. maddesine atıf yapılmıştır. Buna göre şirket yöneticileri bir vekil gibi sorumludur.Şirket ile yöneticiler arasında vekalet ilişkisi sözkonusu olup, yöneticiler kanun ve anasözleşme hükümleri ile genel kurullar tarafından alınan kararlar uyarınca şirket yararını gözeterek şirketin temsil ve yönetimini gerçekleştirmekle yükümlü bulunup, kasti veya ihmali hareketleri sonucu şirketi zarara uğratmaları halinde meydana gelen zarardan sorumludurlar. Buna göre yöneticilerin şirkete karşı sorumluluğu kusur sorumluluğu niteliğinde ise de TTK’nun 338. maddesi uyarınca meydana gelen zararda bir kusuru olmadığının ispatı yöneticiye ait bulunmaktadır. Bir başka deyişle, yöneticinin sorumluluğu ispat yükü tersine çevrilmiş bir kusur sorumluluğu olup, yöneticinin kusursuz olduğunu ispat etmesi gerekmektedir. Somut olayda, davalı yöneticilerin şirket yönetiminde oldukları yıllarda şirketin uğradığı zararın tespit edilmiş olmasına göre bu zarardan ancak davalı yöneticilerin zararın meydana gelmesinde kusurlarının olmadığını ispat etmeleri halinde sorumluluktan kurtulmaları mümkün iken mahkemece kararların hakim hissedarlar tarafından alındığı yönündeki gerekçe ile şirketin yasal yönetici ve temsilcileri hakkındaki davanın reddine karar verilmesi şirketler hukukuna, yasal düzenlemelere aykırı, şirket ve üçüncü kişilerin şahsi haklarını ortadan kaldırıcı nitelikte olduğundan yöneticiler hakkında verilen karar doğru olmadığı gibi denetçilerin sorumluluklarının düzenlendiği TTK’nun 359. maddesinde denetçilerin kanun veya anasözleşme ile kendilerine yükletilen vazifelerini hiç veya gereği gibi yapmamalarından doğan zarardan dolayı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe sorumlu olduklarının belirtilmesi karşısında denetçilerin de ispat yükü ters çevrilmiş kusur sorumluluğu esası uyarınca meydana gelen zarardan dolayı sorumlu tutulabilecekleri göz önüne alınarak anılan madde hükmü uyarınca denetçilerin kusursuz olduklarını ispat etmeleri gerektiğinden mahkemece bu husus üzerinde durulmadan denetçiler hakkında verilen ret kararı da yerinde görülmemiştir. O halde mahkemece, gerek yönetici gerekse denetçi olan davalılar yönünden yukarıda açıklanan yasal hükümler, sorumluluktan kurtulmanın kusursuz olunması halinde mümkün olacağı ve bunun ispat yükünün de davalı yönetici ve denetçilere ait bulunduğu gözetilmek suretiyle yapılacak yargılama sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle davacı yararına bozulması gerekmiştir.

2-Temyiz eden davalılar vekilinin temyiz itirazlarına gelince; bozma neden ve şekline göre mümeyyiz davalılar vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Tazminat | Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/12255 E. 2012/17702 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Hukuki yolların tüketilmesi

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/12602 E. 2012/18959 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Kusursuzluk ispatı

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/14367 E. 2012/20043 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

2 benzer karar daha
  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/14212 E. 2012/18724 K.

    Ortak: · Tazminat

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Genel Kurul Kararının İptali

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/12531 E. 2018/6449 K.

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2010/6953 E.  ,  2012/7552 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 23/12/2009 tarih ve 2006/837-2009/806 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı ve davalılar ..., ..., ... vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 08/05/2012 gününde taraf vekilleri duruşmaya gelmemiş, 09/05/2012 havale tarihli dilekçeyle davacı ... vekilinin duruşmadan vazgeçme dilekçesi de gözönüne alınarak dosyanın duruşmasız incelenmesine karar verilmiş olup, Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkili şirket yöneticileri olan davalıların şirket kaynaklarını ticari teamüllere aykırı bir şekilde ve basiretsiz davranmaları sonucu grup içi şirketlere, değersiz aktiflere ve çeşitli masraf unsurlarına yönelik kullanmaları nedeniyle şirketi zarara uğrattıklarını, denetim kurulu üyeleri olan davalıların da kanunun kendilerine yüklediği kontrol ve uyarı görevini yerine getirmediklerini, şirketi zarara uğratan yöneticilerin ve üzerlerine düşen denetim görevini yerine getirmeyen denetçilerin oluşan zarardan sorumlu olduklarını ileri sürerek, fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı tutularak açılan davada yargılama sırasında yapılan ıslah ile tespit edilen ortaklık zararı olan 3.804.293,51 TL’nın davalılardan faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı ... vekili, müvekkilinin Uzan Grubu şirketlerinden olan Ulus Factoring A.Ş.’de iş akdiyle çalışan personel olup, Uzan Grubu çalışanı olması nedeniyle yönetim kuruluna atanmış olduğunu, şirketin Uzan ailesine ait olup, onların bilgisi dışında yönetilmesinin mümkün olmadığını, müvekkili tarafından zarar verici bir işlemin yapılmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Davalılar ... ve ..., kendilerinin Uzan Grubunda personel olarak çalıştıklarını, yapılan işlemlerde bilgileri ve imzalarının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemişlerdir.

Diğer davalılar, davaya yanıt vermemişlerdir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu şirketin bir grup şirketi olduğu, bu nedenle kararların hakim hissedarlar tarafından alındığının göz önünde bulundurulması gerektiği, davalıların ise Uzan Grubu şirketlerinde çalışan personel olup kararların alınması ve icra edilmesi aşamalarında hakim hissedarlardan gelen emir ve talimatları yerine getirdikleri, bizzat karar verici konumunda olmadıkları, bu durumda yönetim kurulu üyeleri olan davalılara sorumluluk atfedilemeyeceği; denetçilerin TTK.'nun 359. maddesinde düzenlenen sorumluluğunun da tıpkı yönetim kurulu üyelerinde olduğu gibi bir kusur sorumluluğu olduğu, zarara yol açtığı iddia edilen iştirak hisselerinin satışı ile şirketin ...'ye geçmesi arasındaki kısa zaman dikkate alındığında denetçilerin kusurlu bir davranışından bahsedilemeyeceği, şirkete el konulması ile birlikte artık denetçilerin görevlerini yapma imkanının da fiilen ortadan kalktığı, dolayısıyla denetçi olan davalılara da bir sorumluluk atfedilemeyeceği sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı ve davalılar ..., ..., ... vekilleri temyiz etmiştir.

1-Dava, davacı şirketi zarara uğratan yönetici ve denetçilerin verdikleri zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, yazılı gerekçe ile yönetici ve denetçi olan davalılar hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir. Davalılardan Rana, Ayfer ve Azmi davacı şirketin yönetim kurulu üyeleri olup, TTK’nun 317.maddesi uyarınca şirketin temsil ve idaresinden sorumlu bulunmaktadırlar. Yine aynı Kanun’un 320. maddesinde yönetim kurulu üyelerinin şirket işlerinde gösterecekleri dikkat ve basiret hakkında Borçlar Kanunu’nun 528/2. maddesine atıf yapılmıştır. Buna göre şirket yöneticileri bir vekil gibi sorumludur.Şirket ile yöneticiler arasında vekalet ilişkisi sözkonusu olup, yöneticiler kanun ve anasözleşme hükümleri ile genel kurullar tarafından alınan kararlar uyarınca şirket yararını gözeterek şirketin temsil ve yönetimini gerçekleştirmekle yükümlü bulunup, kasti veya ihmali hareketleri sonucu şirketi zarara uğratmaları halinde meydana gelen zarardan sorumludurlar.

Buna göre yöneticilerin şirkete karşı sorumluluğu kusur sorumluluğu niteliğinde ise de TTK’nun 338. maddesi uyarınca meydana gelen zararda bir kusuru olmadığının ispatı yöneticiye ait bulunmaktadır. Bir başka deyişle, yöneticinin sorumluluğu ispat yükü tersine çevrilmiş bir kusur sorumluluğu olup, yöneticinin kusursuz olduğunu ispat etmesi gerekmektedir. Somut olayda, davalı yöneticilerin şirket yönetiminde oldukları yıllarda şirketin uğradığı zararın tespit edilmiş olmasına göre bu zarardan ancak davalı yöneticilerin zararın meydana gelmesinde kusurlarının olmadığını ispat etmeleri halinde sorumluluktan kurtulmaları mümkün iken mahkemece kararların hakim hissedarlar tarafından alındığı yönündeki gerekçe ile şirketin yasal yönetici ve temsilcileri hakkındaki davanın reddine karar verilmesi şirketler hukukuna, yasal düzenlemelere aykırı, şirket ve üçüncü kişilerin şahsi haklarını ortadan kaldırıcı nitelikte olduğundan yöneticiler hakkında verilen karar doğru olmadığı gibi denetçilerin sorumluluklarının düzenlendiği TTK’nun 359.

maddesinde denetçilerin kanun veya anasözleşme ile kendilerine yükletilen vazifelerini hiç veya gereği gibi yapmamalarından doğan zarardan dolayı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe sorumlu olduklarının belirtilmesi karşısında denetçilerin de ispat yükü ters çevrilmiş kusur sorumluluğu esası uyarınca meydana gelen zarardan dolayı sorumlu tutulabilecekleri göz önüne alınarak anılan madde hükmü uyarınca denetçilerin kusursuz olduklarını ispat etmeleri gerektiğinden mahkemece bu husus üzerinde durulmadan denetçiler hakkında verilen ret kararı da yerinde görülmemiştir. O halde mahkemece, gerek yönetici gerekse denetçi olan davalılar yönünden yukarıda açıklanan yasal hükümler, sorumluluktan kurtulmanın kusursuz olunması halinde mümkün olacağı ve bunun ispat yükünün de davalı yönetici ve denetçilere ait bulunduğu gözetilmek suretiyle yapılacak yargılama sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle davacı yararına bozulması gerekmiştir.

2-Temyiz eden davalılar vekilinin temyiz itirazlarına gelince; bozma neden ve şekline göre mümeyyiz davalılar vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ

Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle mümeyyiz davalılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,10/05/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1058429100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.