Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2010/6953 E. 2012/7552 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
vekalet ilişkisi↗ yönetici sorumluluğu↗ sorumluluktan kurtulma↗ kusur sorumluluğu↗ şirket zararı↗ ispat yükü↗ yönetim kurulu kararı↗ kusur↗ yükleten (shipper)↗ temsil↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu şirketin bir grup şirketi olduğu, bu nedenle kararların hakim hissedarlar tarafından alındığının göz önünde bulundurulması gerektiği, davalıların ise Uzan Grubu şirketlerinde çalışan personel olup kararların alınması ve icra edilmesi aşamalarında hakim hissedarlardan gelen emir ve talimatları yerine getirdikleri, bizzat karar verici konumunda olmadıkları, bu durumda yönetim kurulu üyeleri olan davalılara sorumluluk atfedilemeyeceği; denetçilerin TTK.'nun 359. maddesinde düzenlenen sorumluluğunun da tıpkı yönetim kurulu üyelerinde olduğu gibi bir kusur sorumluluğu olduğu, zarara yol açtığı iddia edilen iştirak hisselerinin satışı ile şirketin ...'ye geçmesi arasındaki kısa zaman dikkate alındığında denetçilerin kusurlu bir davranışından bahsedilemeyeceği, şirkete el konulması ile birlikte artık denetçilerin görevlerini yapma imkanının da fiilen ortadan kalktığı, dolayısıyla denetçi olan davalılara da bir sorumluluk atfedilemeyeceği sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı ve davalılar ..., ..., ... vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava, davacı şirketi zarara uğratan yönetici ve denetçilerin verdikleri zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, yazılı gerekçe ile yönetici ve denetçi olan davalılar hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir. Davalılardan Rana, Ayfer ve Azmi davacı şirketin yönetim kurulu üyeleri olup, TTK’nun 317.maddesi uyarınca şirketin temsil ve idaresinden sorumlu bulunmaktadırlar. Yine aynı Kanun’un 320. maddesinde yönetim kurulu üyelerinin şirket işlerinde gösterecekleri dikkat ve basiret hakkında Borçlar Kanunu’nun 528/2. maddesine atıf yapılmıştır. Buna göre şirket yöneticileri bir vekil gibi sorumludur.Şirket ile yöneticiler arasında vekalet ilişkisi sözkonusu olup, yöneticiler kanun ve anasözleşme hükümleri ile genel kurullar tarafından alınan kararlar uyarınca şirket yararını gözeterek şirketin temsil ve yönetimini gerçekleştirmekle yükümlü bulunup, kasti veya ihmali hareketleri sonucu şirketi zarara uğratmaları halinde meydana gelen zarardan sorumludurlar. Buna göre yöneticilerin şirkete karşı sorumluluğu kusur sorumluluğu niteliğinde ise de TTK’nun 338. maddesi uyarınca meydana gelen zararda bir kusuru olmadığının ispatı yöneticiye ait bulunmaktadır. Bir başka deyişle, yöneticinin sorumluluğu ispat yükü tersine çevrilmiş bir kusur sorumluluğu olup, yöneticinin kusursuz olduğunu ispat etmesi gerekmektedir. Somut olayda, davalı yöneticilerin şirket yönetiminde oldukları yıllarda şirketin uğradığı zararın tespit edilmiş olmasına göre bu zarardan ancak davalı yöneticilerin zararın meydana gelmesinde kusurlarının olmadığını ispat etmeleri halinde sorumluluktan kurtulmaları mümkün iken mahkemece kararların hakim hissedarlar tarafından alındığı yönündeki gerekçe ile şirketin yasal yönetici ve temsilcileri hakkındaki davanın reddine karar verilmesi şirketler hukukuna, yasal düzenlemelere aykırı, şirket ve üçüncü kişilerin şahsi haklarını ortadan kaldırıcı nitelikte olduğundan yöneticiler hakkında verilen karar doğru olmadığı gibi denetçilerin sorumluluklarının düzenlendiği TTK’nun 359. maddesinde denetçilerin kanun veya anasözleşme ile kendilerine yükletilen vazifelerini hiç veya gereği gibi yapmamalarından doğan zarardan dolayı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe sorumlu olduklarının belirtilmesi karşısında denetçilerin de ispat yükü ters çevrilmiş kusur sorumluluğu esası uyarınca meydana gelen zarardan dolayı sorumlu tutulabilecekleri göz önüne alınarak anılan madde hükmü uyarınca denetçilerin kusursuz olduklarını ispat etmeleri gerektiğinden mahkemece bu husus üzerinde durulmadan denetçiler hakkında verilen ret kararı da yerinde görülmemiştir. O halde mahkemece, gerek yönetici gerekse denetçi olan davalılar yönünden yukarıda açıklanan yasal hükümler, sorumluluktan kurtulmanın kusursuz olunması halinde mümkün olacağı ve bunun ispat yükünün de davalı yönetici ve denetçilere ait bulunduğu gözetilmek suretiyle yapılacak yargılama sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2-Temyiz eden davalılar vekilinin temyiz itirazlarına gelince; bozma neden ve şekline göre mümeyyiz davalılar vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/12255 E. 2012/17702 K.
Ortak:vekalet ilişkisi · yönetici sorumluluğu · sorumluluktan kurtulma · kusur sorumluluğu · şirket zararı · ispat yükü · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz karardaBir başka deyişle, «yöneticinin sorumluluğu» «ispat yükü» tersine çevrilmiş bir «kusur sorumluluğu» olup, yöneticinin kusursuz olduğunu ispat etmesi gerekmektedir.
… lerin şirket yönetiminde oldukları yıllarda şirketin uğradığı zararın tespit edilmiş olmasına göre bu zarardan ancak davalı yöneticilerin zararın meydana gelmesinde «kusurlarının» olmadığını ispat etmeleri halinde «sorumluluktan kurtulmaları» mümkün iken mahkemece kararların hakim hissedarlar tarafından alındığı yönündeki gerekçe ile şirketin yasal yönetici ve «temsilcileri» hakkındaki davanın reddine karar verilmesi şirketler hukukuna, yasal düzenlemelere aykırı, şirket ve üçüncü kişilerin şahsi haklarını ortadan kaldırıcı nitelikte olduğundan yöneticiler hakkında verilen karar doğru olmadığı gibi denetçilerin sorumluluklarının düzenlendiği TTK’nun 359. maddesinde denetçilerin kanun veya anasözleşme ile kendilerine yükletilen vazifelerini hiç veya gereği gibi yapmamalarından doğan zarardan dolayı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe sorumlu olduklarının belirtilmesi karşısında denetçilerin de «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» esası uyarınca meydana gelen zarardan dolayı sorumlu tutulabilecekleri göz önüne alınarak anılan madde hükmü uyarınca denetçilerin kusursuz olduklarını ispat etmel …
… rın alınması ve icra edilmesi aşamalarında hakim hissedarlardan gelen emir ve talimatları yerine getirdikleri, bizzat karar verici konumunda olmadıkları, bu durumda «yönetim kurulu» üyeleri olan davalılara sorumluluk atfedilemeyeceği; denetçilerin TTK.'nun 359. maddesinde düzenlenen sorumluluğunun da tıpkı yönetim kurulu üyelerinde olduğu gibi bir «kusur sorumluluğu» olduğu, zarara yol açtığı iddia edilen iştirak hisselerinin satışı ile şirketin ...'ye geçmesi arasındaki kısa zaman dikkate alındığında denetçilerin kusurlu bir d …
Benzer bu karardaBir başka deyişle, «yöneticinin sorumluluğu» «ispat yükü» tersine çevrilmiş bir «kusur sorumluluğu» olup, yöneticinin kusursuz olduğunu ispat etmesi gerekmektedir.
… lerin şirket yönetiminde oldukları yıllarda şirketin uğradığı zararın tespit edilmiş olmasına göre bu zarardan ancak davalı yöneticilerin zararın meydana gelmesinde «kusurlarının» olmadığını ispat etmeleri halinde «sorumluluktan kurtulmaları» mümkün iken mahkemece kararların hakim hissedarlar tarafından alındığı yönündeki gerekçe ile ..., ... ve ... dışındaki şirketin yasal yönetici ve «temsilcileri» olan diğer davalılar hakkındaki davanın reddine karar verilmesi şirketler hukukuna, yasal düzenlemelere aykırı, şirket ve üçüncü kişilerin şahsi haklarını ortadan kaldırıcı nitelikte olduğundan anılan yöneticiler hakkında verilen karar doğru olmadığı gibi denetçilerin sorumluluklarının düzenlendiği TTK’nun 359. maddesinde denetçilerin kanun veya anasözleşme ile kendilerine yükletilen vazifelerini hiç veya gereği gibi yapmamalarından doğan zarardan dolayı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe sorumlu olduklarının belirtilmesi karşısında denetçilerin de «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» esası uyarınca meydana gelen zarardan dolayı sorumlu tutulabilecekleri göz önüne alınarak anılan madde hükmü uyarınca denetçilerin kusursuz olduklarını ispat etmel …
… ların dava dışı şirket kayıtlarında yer aldığı, bu şirketler de acz içinde bulunduklarından tahsil olanağı bulunmadığı, davacı şirketin bu yolla zarara uğratıldığı, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusursuzluklarını ispat» edememeleri nedeniyle sorumlu tutulmaları gerektiği, ..., ..., ... dışındaki tüm davalıların Uzun Grubu şirketlerinde «hizmet akdi» ile çalıştıkları, ...’ın Kepez Elektrik AŞ’de çalışan bir işçi, ...’nın inşaat mühendisi olduğu, kargo ile Antalya’ya gönderilen evrakın ... tarafından imzalandığı, ... ve ...’ın da aynı şekilde çalışan olduğu, Uzan Grubu şirketleri Uzan ailesi fertleri tarafından idare edildiği halde görünüşteki denetçilerin ve bazı yönetim kurulu üyelerinin çalışanlardan oluşturulduğu, bunun nedeninin yasal «sorumluluktan kurtulma» çabası olduğu, “saman adamlar” tabiri herhangi bir sebepten dolayı yönetim de görünmek istemeyen kimseler adına «anonim şirketi» idare ve «temsil» görevini dışarıya karşı yürüttüğü intibaı uyandıran, gerçekte ise kendilerini seçen veya seçtirenlerin emir ve talimatları doğrultusunda karar veren kimseler olara …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kusursuzluk ispatı · hizmet akdi · anonim şirket
Benzer bu kararda… ların dava dışı şirket kayıtlarında yer aldığı, bu şirketler de acz içinde bulunduklarından tahsil olanağı bulunmadığı, davacı şirketin bu yolla zarara uğratıldığı, «yönetim kurulu» üyelerinin «kusursuzluklarını ispat» edememeleri nedeniyle sorumlu tutulmaları gerektiği, ..., ..., ... dışındaki tüm davalıların Uzun Grubu şirketlerinde «hizmet akdi» ile çalıştıkları, ...’ın Kepez Elektrik AŞ’de çalışan bir işçi, ...’nın inşaat mühendisi olduğu, kargo ile Antalya’ya gönderilen evrakın ... tarafından imzalandığı, ... ve ...’ın da aynı şekilde çalışan olduğu, Uzan Grubu şirketleri Uzan ailesi fertleri tarafından idare edildiği halde görünüşteki denetçilerin ve bazı yönetim kurulu üyelerinin çalışanlardan oluşturulduğu, bunun nedeninin yasal «sorumluluktan kurtulma» çabası olduğu, “saman adamlar” tabiri herhangi bir sebepten dolayı yönetim de görünmek istemeyen kimseler adına «anonim şirketi» idare ve «temsil» görevini dışarıya karşı yürüttüğü intibaı uyandıran, gerçekte ise kendilerini seçen veya seçtirenlerin emir ve talimatları doğrultusunda karar veren kimseler olara …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/12602 E. 2012/18959 K.
Ortak:vekalet ilişkisi · yönetici sorumluluğu · sorumluluktan kurtulma · kusur sorumluluğu · şirket zararı · ispat yükü · yönetim kurulu kararı · kusur
İncelediğiniz karardaBir başka deyişle, «yöneticinin sorumluluğu» «ispat yükü» tersine çevrilmiş bir «kusur sorumluluğu» olup, yöneticinin kusursuz olduğunu ispat etmesi gerekmektedir.
… lerin şirket yönetiminde oldukları yıllarda şirketin uğradığı zararın tespit edilmiş olmasına göre bu zarardan ancak davalı yöneticilerin zararın meydana gelmesinde «kusurlarının» olmadığını ispat etmeleri halinde «sorumluluktan kurtulmaları» mümkün iken mahkemece kararların hakim hissedarlar tarafından alındığı yönündeki gerekçe ile şirketin yasal yönetici ve «temsilcileri» hakkındaki davanın reddine karar verilmesi şirketler hukukuna, yasal düzenlemelere aykırı, şirket ve üçüncü kişilerin şahsi haklarını ortadan kaldırıcı nitelikte olduğundan yöneticiler hakkında verilen karar doğru olmadığı gibi denetçilerin sorumluluklarının düzenlendiği TTK’nun 359. maddesinde denetçilerin kanun veya anasözleşme ile kendilerine yükletilen vazifelerini hiç veya gereği gibi yapmamalarından doğan zarardan dolayı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe sorumlu olduklarının belirtilmesi karşısında denetçilerin de «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» esası uyarınca meydana gelen zarardan dolayı sorumlu tutulabilecekleri göz önüne alınarak anılan madde hükmü uyarınca denetçilerin kusursuz olduklarını ispat etmel …
… rın alınması ve icra edilmesi aşamalarında hakim hissedarlardan gelen emir ve talimatları yerine getirdikleri, bizzat karar verici konumunda olmadıkları, bu durumda «yönetim kurulu» üyeleri olan davalılara sorumluluk atfedilemeyeceği; denetçilerin TTK.'nun 359. maddesinde düzenlenen sorumluluğunun da tıpkı yönetim kurulu üyelerinde olduğu gibi bir «kusur sorumluluğu» olduğu, zarara yol açtığı iddia edilen iştirak hisselerinin satışı ile şirketin ...'ye geçmesi arasındaki kısa zaman dikkate alındığında denetçilerin kusurlu bir d …
Benzer bu kararda1- Şirketin «temsil» ve idaresinden sorumlu bulunan «yönetim kurulu» üyelerinin şirket işlerinde gösterecekleri dikkat ve basiret hakkında TTK’nun 320. maddesi Borçlar Kanunu’nun 528/2. maddesine atıf yapmıştır.Buna göre şirket yöneticileri bir vekil gibi sorumludur.Şirket ile yöneticiler arasında «vekalet ilişkisi» söz konusu olup, yöneticiler kanun ve anasözleşme hükümleri ile genel kurullar tarafından alınan kararlar uyarınca şirket yararını gözeterek şirketin temsil ve yönetimini gerçekleştirmekle yükümlü bulunup, kasti veya ihmali hareketleri sonucu «şirketi zarara» uğratmaları halinde meydana gelen zarardan sorumludurlar.Bu itibarla, yöneticilerin şirkete karşı sorumluluğu «kusur sorumluluğu» niteliğinde ise de TTK’nun 338. maddesi uyarınca meydana gelen zararda bir kusuru olmadığının ispatı yöneticiye ait bulunmaktadır.Bir başka deyişle, «yöneticinin sorumluluğu» «ispat yükü» tersine çevrilmiş bir kusur sorumluluğu olup, yöneticinin kusursuz olduğunu ispat etmesi gerekmektedir.
… avacı şirketin kasasından dava dışı grup şirketlerine para transferi yapıldığı belirlenmiştir.Davalılar tarafından şirket kasasından yapılan bu ödemelerin haklı bir «sebebi» ortaya konulmadığı gibi dayanağı belirlenmeyen bu ödemeler aynı zamanda şirket hakkında Sulh Ceza Mahkemesi tarafından alınan tedbir kararlarına da aykırılık teşkil etmektedir.Şirket yöneticileri şirketi yasal sınırlar içinde ve ticari hayatın gereklerine uygun olarak yönetmekle yükümlü olup, «şirketi zarara» uğratacak eylem ve işlemlerden kaçınmak zorundadırlar.Bu nedenle şirket kasasından gerekli olmadıkça, haklı bir sebebe dayanmadıkça başka şirketlere ödemeler yapılması, paralar aktarılması doğru değildir.Bu itibarla mahkemece davalı yöneticiler hakkındaki davanın reddine ilişkin olarak ortaya konulan mevzuatta grup şirketleri arasında para alışverişlerini yasaklayan veya sınırlayan bir düzenlemenin mevcut olmadığı, önce esas borçlu dava dışı şirket hakkında takibe geçilmesi gerektiği yönündeki gerekçeler yerinde bulunmamaktadır.Yine, denetçiler hakkındaki davanın da reddine karar verilmiş ise de denetçilerin sorumluluklarının düzenlendiği TTK’nun 359. maddesinde denetçilerin kanun veya anasözleşme ile kendilerine yükletilen vazifelerini hiç veya gereği gibi yapmamalarından doğan zarardan dolayı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe sorumlu olduklarının belirtilmesi karşısında denetçilerin de «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» esası uyarınca meydana gelen zarardan dolayı sorumlu tutulabilecekleri göz önüne alınarak anılan madde hükmü uyarınca denetçilerin kusursuz olduklarını ispat etmeleri gerektiğinden denetçiler hakkında verilen ret kararı da yerinde görülmemiştir.O halde mahkemece, gerek yönetici gerekse denetçi olan davalılar yönünden yukarıda açıklanan yasal hükümler, «sorumluluktan kurtulmanın» ancak kusursuz olunması halinde mümkün olacağı ve bunun ispat yükünün de davalı yönetici ve denetçilere ait bulunduğu hususları gözetilmek suretiyle yapılacak yarg …
… ransferi yapıldığı, mevzuatta grup şirketleri arasında para alış verişlerini yasaklayan veya sınırlayan bir düzenlemenin mevcut olmadığı, bu nedenle davacı şirketin «dahil» olduğu grup içerisinde bulunan bir başka firmaya borç verilmesi nedeni ile davalıların kanuna aykırı bir eylemde bulunduğu hususunun iddia edilemeyeceği, para transferinin ne amaçla yapıldığının dosyaya sunulan belgeler kapsamı itibarıyla açıklığa kavuşmadığı, «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirket hakkında borcun takibi için harekete geçilmesi gerektiği, bunun semeresiz kalması halinde ancak yönetim kurulu üyeleri ve denetim kurulu üyeleri hakkında dava açılabileceği, alacağın tahsil olunması için gereken tüm «hukuki yollar tüketilmeden» ve bu durum gereği gibi tevsik edilmeden davalıların sorumluluğuna gidilemeyeceği, ayrıca zarar verici işlem olduğu iddia edilen para transferinin 2003 yılı ortalarında gerçekleştiği, bu şirketlere ise 2004 yılında TMSF tarafından el konulduğu, bu durum karşısında denetçilerin rapor hazırlamasına fırsat kalmadan şirketteki görevlerinin «son» bulması nedeniyle denetçilerin kusurunun bu aşamada tartışılamayacağı, TTK’nun 336 ve devamında öngörülen şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin bu aşamada tespi …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:hukuki yolların tüketilmesi · dava sebebi · dahili dava · i̇i̇k 72/son
Benzer bu kararda… ransferi yapıldığı, mevzuatta grup şirketleri arasında para alış verişlerini yasaklayan veya sınırlayan bir düzenlemenin mevcut olmadığı, bu nedenle davacı şirketin «dahil» olduğu grup içerisinde bulunan bir başka firmaya borç verilmesi nedeni ile davalıların kanuna aykırı bir eylemde bulunduğu hususunun iddia edilemeyeceği, para transferinin ne amaçla yapıldığının dosyaya sunulan belgeler kapsamı itibarıyla açıklığa kavuşmadığı, «yönetim kurulu» üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirket hakkında borcun takibi için harekete geçilmesi gerektiği, bunun semeresiz kalması halinde ancak yönetim kurulu üyeleri ve denetim kurulu üyeleri hakkında dava açılabileceği, alacağın tahsil olunması için gereken tüm «hukuki yollar tüketilmeden» ve bu durum gereği gibi tevsik edilmeden davalıların sorumluluğuna gidilemeyeceği, ayrıca zarar verici işlem olduğu iddia edilen para transferinin 2003 yılı ortalarında gerçekleştiği, bu şirketlere ise 2004 yılında TMSF tarafından el konulduğu, bu durum karşısında denetçilerin rapor hazırlamasına fırsat kalmadan şirketteki görevlerinin «son» bulması nedeniyle denetçilerin kusurunun bu aşamada tartışılamayacağı, TTK’nun 336 ve devamında öngörülen şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin bu aşamada tespi …
… avacı şirketin kasasından dava dışı grup şirketlerine para transferi yapıldığı belirlenmiştir.Davalılar tarafından şirket kasasından yapılan bu ödemelerin haklı bir «sebebi» ortaya konulmadığı gibi dayanağı belirlenmeyen bu ödemeler aynı zamanda şirket hakkında Sulh Ceza Mahkemesi tarafından alınan tedbir kararlarına da aykırılık teşkil etmektedir.Şirket yöneticileri şirketi yasal sınırlar içinde ve ticari hayatın gereklerine uygun olarak yönetmekle yükümlü olup, «şirketi zarara» uğratacak eylem ve işlemlerden kaçınmak zorundadırlar.Bu nedenle şirket kasasından gerekli olmadıkça, haklı bir sebebe dayanmadıkça başka şirketlere ödemeler yapılması, paralar aktarılması doğru değildir.Bu itibarla mahkemece davalı yöneticiler hakkındaki davanın reddine ilişkin olarak ortaya konulan mevzuatta grup şirketleri arasında para alışverişlerini yasaklayan veya sınırlayan bir düzenlemenin mevcut olmadığı, önce esas borçlu dava dışı şirket hakkında takibe geçilmesi gerektiği yönündeki gerekçeler yerinde bulunmamaktadır.Yine, denetçiler hakkındaki davanın da reddine karar verilmiş ise de denetçilerin sorumluluklarının düzenlendiği TTK’nun 359. maddesinde denetçilerin kanun veya anasözleşme ile kendilerine yükletilen vazifelerini hiç veya gereği gibi yapmamalarından doğan zarardan dolayı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe sorumlu olduklarının belirtilmesi karşısında denetçilerin de «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» esası uyarınca meydana gelen zarardan dolayı sorumlu tutulabilecekleri göz önüne alınarak anılan madde hükmü uyarınca denetçilerin kusursuz olduklarını ispat etmeleri gerektiğinden denetçiler hakkında verilen ret kararı da yerinde görülmemiştir.O halde mahkemece, gerek yönetici gerekse denetçi olan davalılar yönünden yukarıda açıklanan yasal hükümler, «sorumluluktan kurtulmanın» ancak kusursuz olunması halinde mümkün olacağı ve bunun ispat yükünün de davalı yönetici ve denetçilere ait bulunduğu hususları gözetilmek suretiyle yapılacak yarg …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/14367 E. 2012/20043 K.
Ortak:yönetim kurulu kararı
İncelediğiniz kararda… rın alınması ve icra edilmesi aşamalarında hakim hissedarlardan gelen emir ve talimatları yerine getirdikleri, bizzat karar verici konumunda olmadıkları, bu durumda «yönetim kurulu» üyeleri olan davalılara sorumluluk atfedilemeyeceği; denetçilerin TTK.'nun 359. maddesinde düzenlenen sorumluluğunun da tıpkı yönetim kurulu üyelerinde olduğu gibi bir «kusur sorumluluğu» olduğu, zarara yol açtığı iddia edilen iştirak hisselerinin satışı ile şirketin ...'ye geçmesi arasındaki kısa zaman dikkate alındığında denetçilerin kusurlu bir d …
Davalılardan Rana, Ayfer ve Azmi davacı şirketin «yönetim kurulu» üyeleri olup, TTK’nun 317.maddesi uyarınca şirketin «temsil» ve idaresinden sorumlu bulunmaktadırlar.
Yine aynı Kanun’un 320. maddesinde «yönetim kurulu» üyelerinin şirket işlerinde gösterecekleri dikkat ve basiret hakkında Borçlar Kanunu’nun 528/2. maddesine atıf yapılmıştır.
Benzer bu kararda… ahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, dava dışı CE-Se AŞ.'nin kooperatif hakkında açtığı tazminat davasından «feragat» edildiği, bu şekilde şirketin mal varlığında önemli bir «kayba» neden olunduğu, davacının alacağını şirketten tahsil edemediği, TTK'nun 338. maddesi uyarınca «kusursuzluklarını ispat» edemeyen «yönetim kurulu üyelerinin sorumlu» olduğu, diğer şirket ortakları olan davalıların ise bu miktarda bir alacak için yapılan feragatten hayatın olağan akışı gereği bilgileri bulunduğu, BK'nun 41. maddeleri uyarınca bu eylemlerinin «haksız fiil» teşkil ettiği, denetçinin ise sorumluluğu bulunmadığı gerekçesiyle, davalı ... yönünden davanın reddine, diğer davalılar yönünden davanın kabulüne dair verilen kar …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kusursuzluk ispatı · yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu · kâr kaybı · feragat · haksız fiil
Benzer bu kararda… ahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, dava dışı CE-Se AŞ.'nin kooperatif hakkında açtığı tazminat davasından «feragat» edildiği, bu şekilde şirketin mal varlığında önemli bir «kayba» neden olunduğu, davacının alacağını şirketten tahsil edemediği, TTK'nun 338. maddesi uyarınca «kusursuzluklarını ispat» edemeyen «yönetim kurulu üyelerinin sorumlu» olduğu, diğer şirket ortakları olan davalıların ise bu miktarda bir alacak için yapılan feragatten hayatın olağan akışı gereği bilgileri bulunduğu, BK'nun 41. maddeleri uyarınca bu eylemlerinin «haksız fiil» teşkil ettiği, denetçinin ise sorumluluğu bulunmadığı gerekçesiyle, davalı ... yönünden davanın reddine, diğer davalılar yönünden davanın kabulüne dair verilen kar …
2 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/14212 E. 2012/18724 K.
Ortak:kusur sorumluluğu · şirket zararı · ispat yükü · yönetim kurulu kararı · kusur · Tazminat
İncelediğiniz kararda… rın alınması ve icra edilmesi aşamalarında hakim hissedarlardan gelen emir ve talimatları yerine getirdikleri, bizzat karar verici konumunda olmadıkları, bu durumda «yönetim kurulu» üyeleri olan davalılara sorumluluk atfedilemeyeceği; denetçilerin TTK.'nun 359. maddesinde düzenlenen sorumluluğunun da tıpkı yönetim kurulu üyelerinde olduğu gibi bir «kusur sorumluluğu» olduğu, zarara yol açtığı iddia edilen iştirak hisselerinin satışı ile şirketin ...'ye geçmesi arasındaki kısa zaman dikkate alındığında denetçilerin kusurlu bir d …
Bir başka deyişle, «yöneticinin sorumluluğu» «ispat yükü» tersine çevrilmiş bir «kusur sorumluluğu» olup, yöneticinin kusursuz olduğunu ispat etmesi gerekmektedir.
… lerin şirket yönetiminde oldukları yıllarda şirketin uğradığı zararın tespit edilmiş olmasına göre bu zarardan ancak davalı yöneticilerin zararın meydana gelmesinde «kusurlarının» olmadığını ispat etmeleri halinde «sorumluluktan kurtulmaları» mümkün iken mahkemece kararların hakim hissedarlar tarafından alındığı yönündeki gerekçe ile şirketin yasal yönetici ve «temsilcileri» hakkındaki davanın reddine karar verilmesi şirketler hukukuna, yasal düzenlemelere aykırı, şirket ve üçüncü kişilerin şahsi haklarını ortadan kaldırıcı nitelikte olduğundan yöneticiler hakkında verilen karar doğru olmadığı gibi denetçilerin sorumluluklarının düzenlendiği TTK’nun 359. maddesinde denetçilerin kanun veya anasözleşme ile kendilerine yükletilen vazifelerini hiç veya gereği gibi yapmamalarından doğan zarardan dolayı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe sorumlu olduklarının belirtilmesi karşısında denetçilerin de «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» esası uyarınca meydana gelen zarardan dolayı sorumlu tutulabilecekleri göz önüne alınarak anılan madde hükmü uyarınca denetçilerin kusursuz olduklarını ispat etmel …
Benzer bu karardaAncak, «anonim şirketlerde» denetçilerin sorumluluklarının düzenlendiği 6762 sayılı TTK’nun 359. maddesinde denetçilerin kanun veya anasözleşme ile kendilerine yükletilen vazifelerini hiç veya gereği gibi yapmamalarından doğan zarardan dolayı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe sorumlu olduklarının belirtilmesi karşısında, denetçilerin de «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» esası uyarınca meydana gelen zarardan dolayı sorumlu tutulabilecekleri göz önüne alınarak, anılan madde hükmü uyarınca denetçilerin kusursuz olduklarını ispat etme …
… ce, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, mahkemenin tedbir kararına rağmen usulsüz işlemlerle dava dışı şirkete para aktarılmasından davalı «yönetim kurulu üyelerinin sorumlu» oldukları, bilirkişi raporunda açıklandığı üzere denetçilerin sorumluluklarının bulunmadığı, buna karşın şirkete el konulması aşamasında kasa sayımı yapılmadığı, kasada ne kadar para bulunduğunun, paranın ne zaman kaybolduğunun veya kasaya girip girmediğinin davacı yanca ispatlanamadığı, bilirkişiler tarafından da davalıların sorumluluğunu belirleyecek bir tespit yapılmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 248.825,94 TL'den 10.000 TL'nın dava tarihinden geriye kalanın «ıslah» tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalılar ..., ... ve ...'den tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine, davalılar Hakan ... ve ... hakkındaki davanın reddi …
2-Dava, davacı «şirketi zarara» uğratan yönetici ve denetçilerin verdikleri zararın tazmini istemine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu · anonim şirket · ıslah · vekalet ücreti
Benzer bu kararda… ce, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, mahkemenin tedbir kararına rağmen usulsüz işlemlerle dava dışı şirkete para aktarılmasından davalı «yönetim kurulu üyelerinin sorumlu» oldukları, bilirkişi raporunda açıklandığı üzere denetçilerin sorumluluklarının bulunmadığı, buna karşın şirkete el konulması aşamasında kasa sayımı yapılmadığı, kasada ne kadar para bulunduğunun, paranın ne zaman kaybolduğunun veya kasaya girip girmediğinin davacı yanca ispatlanamadığı, bilirkişiler tarafından da davalıların sorumluluğunu belirleyecek bir tespit yapılmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 248.825,94 TL'den 10.000 TL'nın dava tarihinden geriye kalanın «ıslah» tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalılar ..., ... ve ...'den tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine, davalılar Hakan ... ve ... hakkındaki davanın reddi …
Ancak, «anonim şirketlerde» denetçilerin sorumluluklarının düzenlendiği 6762 sayılı TTK’nun 359. maddesinde denetçilerin kanun veya anasözleşme ile kendilerine yükletilen vazifelerini hiç veya gereği gibi yapmamalarından doğan zarardan dolayı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe sorumlu olduklarının belirtilmesi karşısında, denetçilerin de «ispat yükü» ters çevrilmiş «kusur sorumluluğu» esası uyarınca meydana gelen zarardan dolayı sorumlu tutulabilecekleri göz önüne alınarak, anılan madde hükmü uyarınca denetçilerin kusursuz olduklarını ispat etme …
3-Öte yandan, davacının zararın tamamı için zarar tarihinden itibaren faiz talebinde bulunabileceği gözetilmeksizin, faize dava ve «ıslah» tarihinden tarihinden itibaren hükmolunması da bozmayı gerektirmiştir.
4-Bozma sebep ve şekline göre, davalı ... vekilinin «vekalet ücretine» ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/12531 E. 2018/6449 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:karar verilmesine yer olmadığına
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne, 24.06.2013 tarihli genel kurulda alınan 3 nolu kararın iptaline, birleşen davadaki denetçi tayinine ilişkin talep hakkında karar «verilmesine yer olmadığına», asıl ve birleşen davadaki diğer taleplerin reddine dair verilen kararın taraf vekillerince temyizi üzerine karar Dairemizce bozulmuştur.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2010/6953 E. , 2012/7552 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 23/12/2009 tarih ve 2006/837-2009/806 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı ve davalılar ..., ..., ... vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 08/05/2012 gününde taraf vekilleri duruşmaya gelmemiş, 09/05/2012 havale tarihli dilekçeyle davacı ... vekilinin duruşmadan vazgeçme dilekçesi de gözönüne alınarak dosyanın duruşmasız incelenmesine karar verilmiş olup, Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirket yöneticileri olan davalıların şirket kaynaklarını ticari teamüllere aykırı bir şekilde ve basiretsiz davranmaları sonucu grup içi şirketlere, değersiz aktiflere ve çeşitli masraf unsurlarına yönelik kullanmaları nedeniyle şirketi zarara uğrattıklarını, denetim kurulu üyeleri olan davalıların da kanunun kendilerine yüklediği kontrol ve uyarı görevini yerine getirmediklerini, şirketi zarara uğratan yöneticilerin ve üzerlerine düşen denetim görevini yerine getirmeyen denetçilerin oluşan zarardan sorumlu olduklarını ileri sürerek, fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı tutularak açılan davada yargılama sırasında yapılan ıslah ile tespit edilen ortaklık zararı olan 3.804.293,51 TL’nın davalılardan faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, müvekkilinin Uzan Grubu şirketlerinden olan Ulus Factoring A.Ş.’de iş akdiyle çalışan personel olup, Uzan Grubu çalışanı olması nedeniyle yönetim kuruluna atanmış olduğunu, şirketin Uzan ailesine ait olup, onların bilgisi dışında yönetilmesinin mümkün olmadığını, müvekkili tarafından zarar verici bir işlemin yapılmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalılar ... ve ..., kendilerinin Uzan Grubunda personel olarak çalıştıklarını, yapılan işlemlerde bilgileri ve imzalarının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemişlerdir.
Diğer davalılar, davaya yanıt vermemişlerdir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu şirketin bir grup şirketi olduğu, bu nedenle kararların hakim hissedarlar tarafından alındığının göz önünde bulundurulması gerektiği, davalıların ise Uzan Grubu şirketlerinde çalışan personel olup kararların alınması ve icra edilmesi aşamalarında hakim hissedarlardan gelen emir ve talimatları yerine getirdikleri, bizzat karar verici konumunda olmadıkları, bu durumda yönetim kurulu üyeleri olan davalılara sorumluluk atfedilemeyeceği; denetçilerin TTK.'nun 359. maddesinde düzenlenen sorumluluğunun da tıpkı yönetim kurulu üyelerinde olduğu gibi bir kusur sorumluluğu olduğu, zarara yol açtığı iddia edilen iştirak hisselerinin satışı ile şirketin ...'ye geçmesi arasındaki kısa zaman dikkate alındığında denetçilerin kusurlu bir davranışından bahsedilemeyeceği, şirkete el konulması ile birlikte artık denetçilerin görevlerini yapma imkanının da fiilen ortadan kalktığı, dolayısıyla denetçi olan davalılara da bir sorumluluk atfedilemeyeceği sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı ve davalılar ..., ..., ... vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava, davacı şirketi zarara uğratan yönetici ve denetçilerin verdikleri zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, yazılı gerekçe ile yönetici ve denetçi olan davalılar hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir. Davalılardan Rana, Ayfer ve Azmi davacı şirketin yönetim kurulu üyeleri olup, TTK’nun 317.maddesi uyarınca şirketin temsil ve idaresinden sorumlu bulunmaktadırlar. Yine aynı Kanun’un 320. maddesinde yönetim kurulu üyelerinin şirket işlerinde gösterecekleri dikkat ve basiret hakkında Borçlar Kanunu’nun 528/2. maddesine atıf yapılmıştır. Buna göre şirket yöneticileri bir vekil gibi sorumludur.Şirket ile yöneticiler arasında vekalet ilişkisi sözkonusu olup, yöneticiler kanun ve anasözleşme hükümleri ile genel kurullar tarafından alınan kararlar uyarınca şirket yararını gözeterek şirketin temsil ve yönetimini gerçekleştirmekle yükümlü bulunup, kasti veya ihmali hareketleri sonucu şirketi zarara uğratmaları halinde meydana gelen zarardan sorumludurlar.
Buna göre yöneticilerin şirkete karşı sorumluluğu kusur sorumluluğu niteliğinde ise de TTK’nun 338. maddesi uyarınca meydana gelen zararda bir kusuru olmadığının ispatı yöneticiye ait bulunmaktadır. Bir başka deyişle, yöneticinin sorumluluğu ispat yükü tersine çevrilmiş bir kusur sorumluluğu olup, yöneticinin kusursuz olduğunu ispat etmesi gerekmektedir. Somut olayda, davalı yöneticilerin şirket yönetiminde oldukları yıllarda şirketin uğradığı zararın tespit edilmiş olmasına göre bu zarardan ancak davalı yöneticilerin zararın meydana gelmesinde kusurlarının olmadığını ispat etmeleri halinde sorumluluktan kurtulmaları mümkün iken mahkemece kararların hakim hissedarlar tarafından alındığı yönündeki gerekçe ile şirketin yasal yönetici ve temsilcileri hakkındaki davanın reddine karar verilmesi şirketler hukukuna, yasal düzenlemelere aykırı, şirket ve üçüncü kişilerin şahsi haklarını ortadan kaldırıcı nitelikte olduğundan yöneticiler hakkında verilen karar doğru olmadığı gibi denetçilerin sorumluluklarının düzenlendiği TTK’nun 359.
maddesinde denetçilerin kanun veya anasözleşme ile kendilerine yükletilen vazifelerini hiç veya gereği gibi yapmamalarından doğan zarardan dolayı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe sorumlu olduklarının belirtilmesi karşısında denetçilerin de ispat yükü ters çevrilmiş kusur sorumluluğu esası uyarınca meydana gelen zarardan dolayı sorumlu tutulabilecekleri göz önüne alınarak anılan madde hükmü uyarınca denetçilerin kusursuz olduklarını ispat etmeleri gerektiğinden mahkemece bu husus üzerinde durulmadan denetçiler hakkında verilen ret kararı da yerinde görülmemiştir. O halde mahkemece, gerek yönetici gerekse denetçi olan davalılar yönünden yukarıda açıklanan yasal hükümler, sorumluluktan kurtulmanın kusursuz olunması halinde mümkün olacağı ve bunun ispat yükünün de davalı yönetici ve denetçilere ait bulunduğu gözetilmek suretiyle yapılacak yargılama sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2-Temyiz eden davalılar vekilinin temyiz itirazlarına gelince; bozma neden ve şekline göre mümeyyiz davalılar vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle mümeyyiz davalılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,10/05/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1058429100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz