Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/957 E. 2024/4424 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': None, 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ayıp ihbar süresi↗ ihbar süresi↗ maktu vekâlet ücreti↗ ayıplı mal↗ gizli ayıp↗ ayıp ihbarı↗ aldatma (hile)↗ ağır kusur↗ ayıp↗ keşif↗ hile↗ satış sözleşmesi↗ vekâlet ücreti↗ tazminat davası↗ satım sözleşmesi↗ hak düşürücü süre↗ sulh hukuk mahkemesi↗ usulden reddi↗ ihbar↗ ticari defter↗ esastan ret↗ fatura↗ sulh↗ ıslah↗ kusur↗ yükleten (shipper)↗ vekalet ücreti↗ zamanaşımı↗ teslim↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ husumet↗ e-defter↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Malatya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/72 E., 2021/202 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, ahır yapımında kullanılmak üzere davalılardan ... Met. San. Tic. Ltd. Şti.’den poliüretan çatı malzemesi aldığını, söz konusu malzemenin tedarikçisinin de diğer davalı ... San. ve Tic. A.Ş. olduğunu, çatı uygulaması yapıldıktan sonra poliüretan maddelerde kararma olduğunu, davalılarla yapılan görüşmeler sonucunda kararmaların normal olduğunun belirtildiğini ve boya ile kapatılmasının önerildiğini, Malatya 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/275 D.İş sayılı dosyasında çatı malzemelerinin ayıplı olduğunun, üretim hatası bulunduğunun tespit edildiğini, ayıplı ürün nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkilince çatı malzemesi için ödenen bedel ve işçilik için 20.000,00 TL, ayıplı malzemenin tekrar sökülüp, taşınması için harcanacak olan işçilik ve taşıma ücreti için 5.000,00 TL nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 26.10.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 152.725,00 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... San. ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin davacı ile herhangi bir ticari ilişkisi bulunmadığını, davacıya herhangi bir ürün satılmadığını, müvekkili şirketin tedarikçi olduğunun iddia edildiğini, müvekkili şirketin poliüretan çatı malzemesinin tedarikçisi/üreticisi olduğuna dair somut hiçbir delilinin bulunmadığını, sunulan faturaların davacının diğer davalıdan bu ürünü kendisinin satın aldığını gösterdiğini, diğer davalı şirketin müvekkili şirketten atermit düz levha, eps, ısı yalıtım levhası, sandviç paneller satın aldığını, aynı zamanda diğer davalının başka şirketlerden yapı malzemeleri ve sandviç paneli alımı yaptığını, ayrıca panel poliüretan sandviç panelin bölgedeki ana bayisi olduğunu, müvekkilinin diğer davalıya hiçbir zaman poliüretanlı sandviç panel üretim ve satışı yapmadığının ticari defter ve belgelerin incelenmesi ile ortaya çıkacağını, müvekkiline husumet yöneltilmesinin mümkün bulunmadığını, aksi kabul edilse dahi davanın zamanaşımına uğradığını, davacının usulüne uygun bir şekilde ayıp ihbarında bulunmadığını, müvekkilince üretilen malzemelerin CE, TSE, İSO standartlarına uygun olarak imal edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Diğer davalı cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemenin 2018/142 E., 2018/701 K. ve 13.12.2018 tarihli davanın kabulüne dair kararının Dairenin 2019/636 E., 2021/43 K. sayılı kararı ile kaldırıldığı, kaldırma kararı üzerine yapılan yargılama neticesinde; taraflar arasında yapılmış bir satış sözleşmesinin bulunmadığı, ancak satış faturalarının 01.08.2016, 31.08.2016 ve 27.09.2016 tarihlerinde düzenlendiği, en erken tarihli faturanın düzenlenme tarihinin 01.08.2016 tarihi olduğu dolayısıyla bu tarih itibariyle satım sözleşmesinin kurulduğunun, son faturanın düzenleme tarihinin ise 27.09.2016 tarihi olması nedeniyle davaya konu ürünlerin de en geç 27.09.2016 tarihinde davacıya teslim edildiğinin kabul edilmesi gerektiği, keşifte dinlenen davacı şirket yetkilisinin 2016 yılının ekim ayından itibaren ürünlerdeki kararmayı fark ettiklerini bu nedenle davalılar ile konuşmaya başladıklarını beyan ettiği, söz konusu ürünler ile ilgili olarak Değişik İş dosyası ile 05.12.2017 tarihinde tespit talebinde bulunulduğu, bu dosyaya sunulan 26.12.2017 tarihli bilirkişi raporunda ise ürünlerin ayıplı olduğunun belirtildiği, bu durumda dava konusu ürünlerdeki kararmaların ve ayıpların esasında 2016 yılının ekim ayından itibaren davacı şirket tarafından fark edildiği, buna rağmen davalılara her hangi bir ayıp ihbarında bulunulmadığı, 05.12.2017 tarihinde tespit talebinde bulunulduğu, oysa alıcının ayıbı satıcıya uygun süre içinde derhal ihbar etmekle yükümlü olduğu, bildirimde bulunmayı ihmal ettiği takdirde ise satılanı kabul etmiş sayılacağı, bu çerçevede davacı tarafından satılan ürünlerdeki ayıbın 2016 yılının ekim ayında fark edilmesine rağmen davalılara uygun süre içinde herhangi bir ayıp ihbarında bulunulmadığı, 26.12.2017 tarihli bilirkişi raporundan sonra dahi davalılara ayıp ihbarında bulunulmadığı, ayıp ihbarında bulunulduğuna dair davacı tarafından somut yazılı hiçbir delil de sunulamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalılardan ... San. Tic. A.Ş.'nin dava konusu malı kendilerinin satttığını inkâr ettiğini, ancak daha sonraki dinlenen davalı tanığı müdürünün bu malın polistren madde olduğu ve müdürü olduğu ... San. Tic. A.Ş. tarafından davacıya teslim edildiğini kabul ettiğini, bu beyan gereği malın esas tedarikçisinin ve üreticisinin ilgili davalı olduğunu, diğer davalı ... Met. İnş. Pet. Gıda Tar. Mak. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin ise davaya hiç cevap vermeyerek durumu diğer davalı ... San. Tic. A.Ş.'ye yüklediğini, dolayısıyla diğer davalı sessiz kalarak ve herhangi bir itiraz ve zamanaşımında bulunmayarak davayı zımnen kabul ettiğini, taraflarına fatura edilen malların poliüreten olup, yapılan tespitteki malın ise polistren mal olduğunu, dolayısıyla ortada aldatma olduğunun bilirkişi raporunca tespit edildiğini ve davalı taraf müdürünün de bu malların polistren mal olduğunu tanık beyanında itiraf ettiğini, dolayısıyla ortada bir aldatma varsa söz konusu ayıp ihbarı sürelerinin uygulanmayacağını, tazminat davası açma konusunda bu sürelerin geçerli olmadığını, müvekkili şirket yetkilisinin 2016 yılının Ekim ayında ayıbı öğrendiği hususunun doğru olmadığını, müvekkili firmanın bu tarihte aldatıcı-iğfal edilmiş ürünü bilmediğini, davalılar ... San. Tic. A.Ş.'nin ve ... Met. İnş. Pet. Gıda Tar. Mak. San. ve Tic. Ltd. Şti'nin iyi niyetli olmayıp müvekkili firmayı aldattığını, aynı firmanın müvekkilini kötü niyetli olarak ayıplı, iğfal edilmiş ürünü boyamayla kamufle ederek aldatma hileli işleme dayandığını, mahkemenin bu konularda dosyadaki mevcut durumu hiç değerlendirmediğini, bir an için yerel mahkemenin kararı doğru olsa dahi davanın usulden reddinin gerektiğini, ayrıca söz konusu vekalet ücretinin nispi değil maktu olması, ayrıca bu davayı açmaya davalıların sebep olmasından dolayı vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ayıp ihbar sürelerinin mahiyeti itibariyle hak düşürücü süre niteliğinde olup makemece re'sen nazara alınacağı, 2016 yılı ekim ayında üründe kararmaların farkedilmesine rağmen tespit tarihi olan 05.12.2017 tarihine kadar herhangi bir bildirim-ihbar yapılmadığı, keşif mahallinde dinlenen tanığın da davacı ile davalı şirket arasında geçen konuşmaların 2017 yılı içerisinde yapıldığını belirttiği, tespitten sonra da bildirim olmadığı, malzemedeki kararmaların açık bir şekilde görüldüğünün tarafların kabulünde olduğu gibi yapılan tespit ve keşifte de göründüğü, bu durumda ağır kusur ya da iğfalin de varlığının söz konusu olamayacağı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca usulüne uygun bir ayıp ihbarı bulunmadığı, kaldı ki somut olayda iğfal (ağır kusur) bulunduğu da iddia ve ispat edilemediğine göre davanın reddinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı tarafından satılan üründe gizli ayıp olduğunu, üründe maydana gelen kararmaların davalıya sözlü olarak bildirildiğini, boya yapılınca geçeceği bildirildiğinden boyama yapıldığını, üretici firmanın ağır kusurlu olduğunu, bilirkişi raporunda da ayıbın gizli ayıp olarak nitelendirildiğini, gizli ayıbın da ancak yapılan tespitte öğrenildiğini ve davalıya bu şekilde bildirim yapıldığını, tespit dosyasında alınan bilirkişi raporunun 14.03.2018 tarihinde taraflarına tebliğ olunduğunu ve ürünlerin durumunun ancak 14.03.2018 tarihinde öğrenilebildiğini, 2016 yılının ekim ayında ayıbın öğrenildiğinin doğru olmadığını, sadece kararma olması nedeniyle durumun davalı şirket yetkililerine bildirildiğini, davalının müvekkilini hile ile aldattığını, diğer davalı ... şirketinin herhangi bir savunma yapmadığını, en azından davanın bu davalı açısından kabulü gerektiğini, mahkeme kararı doru dahi olsa davanın usulden reddi ile maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, davalı ......Ltd. Şti.'nin zamanaşımı itirazında bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, ayıplı mal nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/7892 E. 2022/4561 K.
Ortak:ayıp · ihbar · ticari defter · fatura · teslim · e-defter · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz kararda… air kararının Dairenin 2019/636 E., 2021/43 K. sayılı kararı ile kaldırıldığı, kaldırma kararı üzerine yapılan yargılama neticesinde; taraflar arasında yapılmış bir «satış sözleşmesinin» bulunmadığı, ancak satış faturalarının 01.08.2016, 31.08.2016 ve 27.09.2016 tarihlerinde düzenlendiği, en erken tarihli faturanın düzenlenme tarihinin 01.08.2016 tarihi olduğu dolayısıyla bu tarih itibariyle «satım sözleşmesinin» kurulduğunun, «son» faturanın düzenleme tarihinin ise 27.09.2016 tarihi olması nedeniyle davaya konu ürünlerin de en geç 27.09.2016 tarihinde davacıya «teslim» edildiğinin kabul edilmesi gerektiği, keşifte dinlenen davacı şirket yetkilisinin 2016 yılının ekim ayından itibaren ürünlerdeki kararmayı fark ettiklerini bu nedenle davalılar ile konuşmaya başladıklarını beyan ettiği, söz konusu ürünler ile ilgili olarak Değişik İş dosyası ile 05.12.2017 tarihinde tespit talebinde bulunulduğu, bu dosyaya sunulan 26.12.2017 tarihli bilirkişi raporunda ise ürünlerin ayıplı olduğunun belirtildiği, bu durumda dava konusu ürünlerdeki kararmaların ve ayıpların esasında 2016 yılının ekim ayından itibaren davacı şirket tarafından fark edildiği, buna rağmen davalılara her hangi bir «ayıp» ihbarında bulunulmadığı, 05.12.2017 tarihinde tespit talebinde bulunulduğu, oysa alıcının ayıbı satıcıya uygun süre içinde derhal «ihbar» etmekle yükümlü olduğu, bildirimde bulunmayı ihmal ettiği takdirde ise satılanı kabul etmiş sayılacağı, bu çerçevede davacı tarafından satılan ürünlerdeki ayıbın 2 …
… ca panel poliüretan sandviç panelin bölgedeki ana bayisi olduğunu, müvekkilinin diğer davalıya hiçbir zaman poliüretanlı sandviç panel üretim ve satışı yapmadığının «ticari defter» ve belgelerin incelenmesi ile ortaya çıkacağını, müvekkiline «husumet» yöneltilmesinin mümkün bulunmadığını, aksi kabul edilse dahi davanın «zamanaşımına» uğradığını, davacının usulüne uygun bir şekilde «ayıp» ihbarında bulunmadığını, müvekkilince üretilen malzemelerin CE, TSE, İSO standartlarına uygun olarak imal edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
A.Ş.'ye yüklediğini, dolayısıyla diğer davalı sessiz kalarak ve herhangi bir itiraz ve «zamanaşımında» bulunmayarak davayı zımnen kabul ettiğini, taraflarına «fatura» edilen malların poliüreten olup, yapılan tespitteki malın ise polistren mal olduğunu, dolayısıyla ortada aldatma olduğunun bilirkişi raporunca tespit edildiğini ve davalı taraf müdürünün de bu malların polistren mal olduğunu tanık beyanında itiraf ettiğini, dolayısıyla ortada bir aldatma varsa söz konusu «ayıp ihbarı sürelerinin» uygulanmayacağını, «tazminat davası» açma konusunda bu sürelerin geçerli olmadığını, müvekkili şirket yetkilisinin 2016 yılının Ekim ayında ayıbı öğrendiği hususunun doğru olmadığını, müvekkili firman …
Benzer bu karardaMahkemece, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporuna göre, icra takibine konu edilen 2 adet çekin «ticari defterlerinde kayıtlı» olduğu ve davalı tarafça ödenmediği, her ne kadar davalı taraf malların ayıplı olduğunu iddia etmiş ise de, davacının gönderdiği malları kabul ettiği, ancak TTK 23/c maddesi gereğince süresinde «ayıp» ihbarında bulunmadığı, ayıp iddiasının tanıkla ispatının mümkün olmadığı, davalının ayıp iddiasını TTK 18/3 maddesine göre «yazılı delil» ile ispat etmesi gerektiği, ancak «ihbara» dair yazılı delil sunmadığı ve malları ayıbı ile kabul ettiği, bu nedenle davacının icra takibine konu alacağa ilişkin mal «teslimini» ispat ettiği, bedelin ödenmediği, davacının icra takibinin haklı ve yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
… na göre ve özellikle Davalı,Takibe konu olan diğer 25.11.2013 keşide tarihli 35.400.- TL'lik çekin malın ayıplı olması nedeniyle ödenmediğini savunmuş ise de ürünün «son» kabul merci olan Tülomsaş tarafından ayıbın kendisine bildirildiğinde bunun davacıya «ihbar» edildiği usulüne uygun delille ispatlanamadığından,ayıba dayalı savunması ile ödenmeyen 35.400.- TL’lik çeke dayalı davalının temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir 2- Taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında kesilen faturalar ve bu «fatura» bedeli tutarı kadar «çek» verildiği, verilen ve takibe konu çeklerden 06.11.2013 keşide tarihli 56.400 TL'lik çekin iki kez aynı bedelli farklı tarihli çek ile değiştirildiği ve bu durumun davacının kabulünde olduğu ve «yenilenen» çekin bankadan gelen cevabi yazı ile ödendiği sabittir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:yazılı delil · ticari defter kayıtları · yenileme · çek
Benzer bu karardaMahkemece, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporuna göre, icra takibine konu edilen 2 adet çekin «ticari defterlerinde kayıtlı» olduğu ve davalı tarafça ödenmediği, her ne kadar davalı taraf malların ayıplı olduğunu iddia etmiş ise de, davacının gönderdiği malları kabul ettiği, ancak TTK 23/c maddesi gereğince süresinde «ayıp» ihbarında bulunmadığı, ayıp iddiasının tanıkla ispatının mümkün olmadığı, davalının ayıp iddiasını TTK 18/3 maddesine göre «yazılı delil» ile ispat etmesi gerektiği, ancak «ihbara» dair yazılı delil sunmadığı ve malları ayıbı ile kabul ettiği, bu nedenle davacının icra takibine konu alacağa ilişkin mal «teslimini» ispat ettiği, bedelin ödenmediği, davacının icra takibinin haklı ve yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
… na göre ve özellikle Davalı,Takibe konu olan diğer 25.11.2013 keşide tarihli 35.400.- TL'lik çekin malın ayıplı olması nedeniyle ödenmediğini savunmuş ise de ürünün «son» kabul merci olan Tülomsaş tarafından ayıbın kendisine bildirildiğinde bunun davacıya «ihbar» edildiği usulüne uygun delille ispatlanamadığından,ayıba dayalı savunması ile ödenmeyen 35.400.- TL’lik çeke dayalı davalının temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir 2- Taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında kesilen faturalar ve bu «fatura» bedeli tutarı kadar «çek» verildiği, verilen ve takibe konu çeklerden 06.11.2013 keşide tarihli 56.400 TL'lik çekin iki kez aynı bedelli farklı tarihli çek ile değiştirildiği ve bu durumun davacının kabulünde olduğu ve «yenilenen» çekin bankadan gelen cevabi yazı ile ödendiği sabittir.
Bu durumda takip ve dava konusu olan 06.11.2013 keşide tarihli 56.400.- TL'lik çekin «yenilenme» amacıyla verilen 341121 «çek» nolu 56.400.- TL'lik çek ile 17.02.2014 tarihinde ödendiğinden davalının bu çek yönünden borçlu olmadığı anlaşılmakla davanın bu çek yönünden reddine karar verilmesi gerekirken davanın tam kabulüne dair karar doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/4135 E. 2024/534 K.
Ortak:ayıp ihbar süresi · ihbar süresi · ayıplı mal · gizli ayıp · ayıp ihbarı · ayıp · sulh hukuk mahkemesi · ihbar · dava şartı
İncelediğiniz karardaA.Ş.'ye yüklediğini, dolayısıyla diğer davalı sessiz kalarak ve herhangi bir itiraz ve «zamanaşımında» bulunmayarak davayı zımnen kabul ettiğini, taraflarına «fatura» edilen malların poliüreten olup, yapılan tespitteki malın ise polistren mal olduğunu, dolayısıyla ortada aldatma olduğunun bilirkişi raporunca tespit edildiğini ve davalı taraf müdürünün de bu malların polistren mal olduğunu tanık beyanında itiraf ettiğini, dolayısıyla ortada bir aldatma varsa söz konusu «ayıp ihbarı sürelerinin» uygulanmayacağını, «tazminat davası» açma konusunda bu sürelerin geçerli olmadığını, müvekkili şirket yetkilisinin 2016 yılının Ekim ayında ayıbı öğrendiği hususunun doğru olmadığını, müvekkili firman …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «ayıp ihbar sürelerinin» mahiyeti itibariyle «hak düşürücü süre» niteliğinde olup makemece re'sen nazara alınacağı, 2016 yılı ekim ayında üründe kararmaların farkedilmesine rağmen tespit tarihi olan 05.12.2017 tarihine kadar herhangi bir bildirim-ihbar yapılmadığı, «keşif» mahallinde dinlenen tanığın da davacı ile davalı şirket arasında geçen konuşmaların 2017 yılı içerisinde yapıldığını belirttiği, tespitten sonra da bildirim olmadığı, malzemedeki kararmaların açık bir şekilde görüldüğünün tarafların kabulünde olduğu gibi yapılan tespit ve keşifte de göründüğü, bu durumda «ağır kusur» ya da iğfalin de varlığının söz konusu olamayacağı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınc …
… air kararının Dairenin 2019/636 E., 2021/43 K. sayılı kararı ile kaldırıldığı, kaldırma kararı üzerine yapılan yargılama neticesinde; taraflar arasında yapılmış bir «satış sözleşmesinin» bulunmadığı, ancak satış faturalarının 01.08.2016, 31.08.2016 ve 27.09.2016 tarihlerinde düzenlendiği, en erken tarihli faturanın düzenlenme tarihinin 01.08.2016 tarihi olduğu dolayısıyla bu tarih itibariyle «satım sözleşmesinin» kurulduğunun, «son» faturanın düzenleme tarihinin ise 27.09.2016 tarihi olması nedeniyle davaya konu ürünlerin de en geç 27.09.2016 tarihinde davacıya «teslim» edildiğinin kabul edilmesi gerektiği, keşifte dinlenen davacı şirket yetkilisinin 2016 yılının ekim ayından itibaren ürünlerdeki kararmayı fark ettiklerini bu nedenle davalılar ile konuşmaya başladıklarını beyan ettiği, söz konusu ürünler ile ilgili olarak Değişik İş dosyası ile 05.12.2017 tarihinde tespit talebinde bulunulduğu, bu dosyaya sunulan 26.12.2017 tarihli bilirkişi raporunda ise ürünlerin ayıplı olduğunun belirtildiği, bu durumda dava konusu ürünlerdeki kararmaların ve ayıpların esasında 2016 yılının ekim ayından itibaren davacı şirket tarafından fark edildiği, buna rağmen davalılara her hangi bir «ayıp» ihbarında bulunulmadığı, 05.12.2017 tarihinde tespit talebinde bulunulduğu, oysa alıcının ayıbı satıcıya uygun süre içinde derhal «ihbar» etmekle yükümlü olduğu, bildirimde bulunmayı ihmal ettiği takdirde ise satılanı kabul etmiş sayılacağı, bu çerçevede davacı tarafından satılan ürünlerdeki ayıbın 2 …
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «tacirler» arasında satışa konu malın ayıplı çıkması halinde, alıcının yasal haklarını kullanabilmesi için 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendindeki süreler içerisinde «ayıp» ihbarında bulunmasının zorunlu olduğu, bu sürelerin, satılan malın ayıplı olduğu «teslim» sırasında açıkça belli olması durumunda iki gün, açıkça belli olmaması durumunda da sekiz gün olduğu, ancak «ayıp ihbarının» bu süre içinde satıcıya ulaşmasının şart olmadığı, bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcının haklarını koruyacağı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinin uygulanacağı belirtildiği, 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacağı, alıcının ihbar külfetini yerine getirmiş ise zaman aşımı süresi içinde 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği, davacının kendisine teslim edilen malların ayıplı olduğuna dair davalıya bildirimde bulunduğunu iddia ettiği, davacının davalıya anılan sürelerde ihbarda bulunduğunu yazılı bir delil ile kanıtlayamadığı, 6098 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre de satıcının alıcıyı iğfal etmiş olduğu söz konusu olmadığı gibi, bu hususun da ispat edilmediği, satın alınan malın 01.06.2015 tarihinde teslim edildiği, teslime konu malın incelemesinin ise 24.06.2016'da yapıldığı, raporun davacıya 13.07.2016 tarihinde, ayıp ihbarının ise davacının beyanına göre 27.07.2017'de ve davanın ise 20.10.2017 tarihinde açıldığı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesine göre, alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmek ile ve bu inceleme sonucu malın ayıplı çıkması halinde durumu satıcıya «bildirmekle yükümlü» olduğu, 8 günlük muayene ve «ihbar yükümlülüğüne» uymayan alıcının malı o hali ile kabul etmiş sayılacağı, ayıplar için kanunun kendisine tanıdığı hakları kaybedeceği, süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinin birinci fıkrasından da yararlanamayacağı, yargılama sırasında alınan sektör bilirkişinin de yer aldığı raporda ayıbın açık ya da gizli olup olmadığı tespit edilmediği gibi ayıba dair yapılan açıklamalardan basit bir muayene ile ayıbın tespit edilebileceği, kaldı ki «gizli ayıp» bulunduğu varsayılsa bile ayıbın sonradan ortaya çıktığı tarihte derhal bildirimde bulunma yükümlülüğü bulunduğu halde aylarca «ihtar» çekilmeyerek bu yükümlülüğe de uyulmadığından davalının sözleşmeye aykırı davrandığının kanıtlanamadığı, ancak mahkemenin gerekçesi yönünden hata edildiği gerekçes …
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «delil tespitinin», davalıya tebliğ edildiği, davacının ayıptan haberdar olduğu tarihten itibaren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesine göre «ayıp ihbarının» süresinde olmadığı, davacının talebinin dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; gerekli bildirim ve «ihbarın» sözlü olarak yapıldığını, süresinde «ayıp ihbarının» yapıldığını, ürünlerin ayıplı olduğu husunun mahkeme kararı ile tespit edildiğini, ürünlerin ayıplı olduğunun kullanıma başlanmasından bir süre geçtikten sonra anlaşıldığını, «fatura» «bedellerinin iadesi» istenilmesine rağmen davalının bu talebi yerine getirmediğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bildirim yükümlülüğü · ihbar yükümlülüğü · delil tespiti · bedel iadesi · kaldırma ve yeniden hüküm · ihtar · tacir · avans faizi
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «tacirler» arasında satışa konu malın ayıplı çıkması halinde, alıcının yasal haklarını kullanabilmesi için 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendindeki süreler içerisinde «ayıp» ihbarında bulunmasının zorunlu olduğu, bu sürelerin, satılan malın ayıplı olduğu «teslim» sırasında açıkça belli olması durumunda iki gün, açıkça belli olmaması durumunda da sekiz gün olduğu, ancak «ayıp ihbarının» bu süre içinde satıcıya ulaşmasının şart olmadığı, bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcının haklarını koruyacağı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinin uygulanacağı belirtildiği, 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacağı, alıcının ihbar külfetini yerine getirmiş ise zaman aşımı süresi içinde 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği, davacının kendisine teslim edilen malların ayıplı olduğuna dair davalıya bildirimde bulunduğunu iddia ettiği, davacının davalıya anılan sürelerde ihbarda bulunduğunu yazılı bir delil ile kanıtlayamadığı, 6098 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre de satıcının alıcıyı iğfal etmiş olduğu söz konusu olmadığı gibi, bu hususun da ispat edilmediği, satın alınan malın 01.06.2015 tarihinde teslim edildiği, teslime konu malın incelemesinin ise 24.06.2016'da yapıldığı, raporun davacıya 13.07.2016 tarihinde, ayıp ihbarının ise davacının beyanına göre 27.07.2017'de ve davanın ise 20.10.2017 tarihinde açıldığı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesine göre, alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmek ile ve bu inceleme sonucu malın ayıplı çıkması halinde durumu satıcıya «bildirmekle yükümlü» olduğu, 8 günlük muayene ve «ihbar yükümlülüğüne» uymayan alıcının malı o hali ile kabul etmiş sayılacağı, ayıplar için kanunun kendisine tanıdığı hakları kaybedeceği, süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinin birinci fıkrasından da yararlanamayacağı, yargılama sırasında alınan sektör bilirkişinin de yer aldığı raporda ayıbın açık ya da gizli olup olmadığı tespit edilmediği gibi ayıba dair yapılan açıklamalardan basit bir muayene ile ayıbın tespit edilebileceği, kaldı ki «gizli ayıp» bulunduğu varsayılsa bile ayıbın sonradan ortaya çıktığı tarihte derhal bildirimde bulunma yükümlülüğü bulunduğu halde aylarca «ihtar» çekilmeyerek bu yükümlülüğe de uyulmadığından davalının sözleşmeye aykırı davrandığının kanıtlanamadığı, ancak mahkemenin gerekçesi yönünden hata edildiği gerekçes …
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü «kaldırılarak yeniden» esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalıdan 01.06.2015 tarihli faturada belirtilen okul malzemelerini satın aldığını, malların ayıplı olduğunu, kullanılmaz durumda olduklarını ileri sürerek «ayıplı mal» bedelinin fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak ayıplı mal bedeli için ödenen tarihten «avans faizinin» uygulanmasını talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «delil tespitinin», davalıya tebliğ edildiği, davacının ayıptan haberdar olduğu tarihten itibaren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesine göre «ayıp ihbarının» süresinde olmadığı, davacının talebinin dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/3720 E. 2022/7633 K.
Ortak:gizli ayıp · ayıp ihbarı · ayıp · ihbar · teslim
İncelediğiniz kararda… air kararının Dairenin 2019/636 E., 2021/43 K. sayılı kararı ile kaldırıldığı, kaldırma kararı üzerine yapılan yargılama neticesinde; taraflar arasında yapılmış bir «satış sözleşmesinin» bulunmadığı, ancak satış faturalarının 01.08.2016, 31.08.2016 ve 27.09.2016 tarihlerinde düzenlendiği, en erken tarihli faturanın düzenlenme tarihinin 01.08.2016 tarihi olduğu dolayısıyla bu tarih itibariyle «satım sözleşmesinin» kurulduğunun, «son» faturanın düzenleme tarihinin ise 27.09.2016 tarihi olması nedeniyle davaya konu ürünlerin de en geç 27.09.2016 tarihinde davacıya «teslim» edildiğinin kabul edilmesi gerektiği, keşifte dinlenen davacı şirket yetkilisinin 2016 yılının ekim ayından itibaren ürünlerdeki kararmayı fark ettiklerini bu nedenle davalılar ile konuşmaya başladıklarını beyan ettiği, söz konusu ürünler ile ilgili olarak Değişik İş dosyası ile 05.12.2017 tarihinde tespit talebinde bulunulduğu, bu dosyaya sunulan 26.12.2017 tarihli bilirkişi raporunda ise ürünlerin ayıplı olduğunun belirtildiği, bu durumda dava konusu ürünlerdeki kararmaların ve ayıpların esasında 2016 yılının ekim ayından itibaren davacı şirket tarafından fark edildiği, buna rağmen davalılara her hangi bir «ayıp» ihbarında bulunulmadığı, 05.12.2017 tarihinde tespit talebinde bulunulduğu, oysa alıcının ayıbı satıcıya uygun süre içinde derhal «ihbar» etmekle yükümlü olduğu, bildirimde bulunmayı ihmal ettiği takdirde ise satılanı kabul etmiş sayılacağı, bu çerçevede davacı tarafından satılan ürünlerdeki ayıbın 2 …
A.Ş.'ye yüklediğini, dolayısıyla diğer davalı sessiz kalarak ve herhangi bir itiraz ve «zamanaşımında» bulunmayarak davayı zımnen kabul ettiğini, taraflarına «fatura» edilen malların poliüreten olup, yapılan tespitteki malın ise polistren mal olduğunu, dolayısıyla ortada aldatma olduğunun bilirkişi raporunca tespit edildiğini ve davalı taraf müdürünün de bu malların polistren mal olduğunu tanık beyanında itiraf ettiğini, dolayısıyla ortada bir aldatma varsa söz konusu «ayıp ihbarı sürelerinin» uygulanmayacağını, «tazminat davası» açma konusunda bu sürelerin geçerli olmadığını, müvekkili şirket yetkilisinin 2016 yılının Ekim ayında ayıbı öğrendiği hususunun doğru olmadığını, müvekkili firman …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «ayıp ihbar sürelerinin» mahiyeti itibariyle «hak düşürücü süre» niteliğinde olup makemece re'sen nazara alınacağı, 2016 yılı ekim ayında üründe kararmaların farkedilmesine rağmen tespit tarihi olan 05.12.2017 tarihine kadar herhangi bir bildirim-ihbar yapılmadığı, «keşif» mahallinde dinlenen tanığın da davacı ile davalı şirket arasında geçen konuşmaların 2017 yılı içerisinde yapıldığını belirttiği, tespitten sonra da bildirim olmadığı, malzemedeki kararmaların açık bir şekilde görüldüğünün tarafların kabulünde olduğu gibi yapılan tespit ve keşifte de göründüğü, bu durumda «ağır kusur» ya da iğfalin de varlığının söz konusu olamayacağı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınc …
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; dava konusu ipliklerin davalıya 20.10.2014 tarihinde «teslim» edildiği, davalının iplikleri, kumaş üretiminde kullanması sonucu bir kısım kumaşlarda bükülme oluştuğu, davalının bu durumu ipliklerin kumaş haline getirilmesi sonucu öğrendiği, davalı tarafından davacıya ipliklerin ayıplı olduğuna dair 03.11.2014 tarihinde e-posta yoluyla «ayıp» ihbarında bulunulduğu, dava konusu ipliklerin ayıplı bulunduğu ve ayıbın «gizli ayıp» niteliğinde olduğu, TBK’nın 223 ve TTK'nın 23/1-c maddesi birlikte değerlendirildiğinde davalının süresi içinde ayıp ihbarında bulunduğu, davacının gizli ayıplı ipliklerin bedelini davalıdan isteyemeyeceği gerekçesiyle davanın ve davalının «kötüniyet tazminatı» isteminin reddine karar verilmiştir.
İzmir Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre; davalının «ayıp ihbarını» e-posta yoluyla yaptığı, bunun usule uygun olmadığı, davacı adına düzenlenen «reklamasyon faturasının» iade edildiğini, ayıbın davacı tarafından kabul edilmediği, «tacirler» arasındaki sözleşmenin sonlandırlmasına ilişkin ayıp ihbarının «şekil şartlarının» TTK’da düzenlendiğini, süresinde ve şekil şartlarına uygun olmayan ayıp ihbarına hukuki sonuç doğurmayacağı gözetilerek yazılı şekilde karar verilmesini doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesinin HMK’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın kabulüne itirazın iptaline ve «icra inkar tazminatına» karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:reklamasyon faturası · aleyhe bozma yasağı · re'sen gözetilme · şekil şartı · kötüniyet tazminatı · oy yasağı · kamu düzeni · kötüniyet
Benzer bu karardaİlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; dava konusu ipliklerin davalıya 20.10.2014 tarihinde «teslim» edildiği, davalının iplikleri, kumaş üretiminde kullanması sonucu bir kısım kumaşlarda bükülme oluştuğu, davalının bu durumu ipliklerin kumaş haline getirilmesi sonucu öğrendiği, davalı tarafından davacıya ipliklerin ayıplı olduğuna dair 03.11.2014 tarihinde e-posta yoluyla «ayıp» ihbarında bulunulduğu, dava konusu ipliklerin ayıplı bulunduğu ve ayıbın «gizli ayıp» niteliğinde olduğu, TBK’nın 223 ve TTK'nın 23/1-c maddesi birlikte değerlendirildiğinde davalının süresi içinde ayıp ihbarında bulunduğu, davacının gizli ayıplı ipliklerin bedelini davalıdan isteyemeyeceği gerekçesiyle davanın ve davalının «kötüniyet tazminatı» isteminin reddine karar verilmiştir.
İzmir Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre; davalının «ayıp ihbarını» e-posta yoluyla yaptığı, bunun usule uygun olmadığı, davacı adına düzenlenen «reklamasyon faturasının» iade edildiğini, ayıbın davacı tarafından kabul edilmediği, «tacirler» arasındaki sözleşmenin sonlandırlmasına ilişkin ayıp ihbarının «şekil şartlarının» TTK’da düzenlendiğini, süresinde ve şekil şartlarına uygun olmayan ayıp ihbarına hukuki sonuç doğurmayacağı gözetilerek yazılı şekilde karar verilmesini doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesinin HMK’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın kabulüne itirazın iptaline ve «icra inkar tazminatına» karar verilmiştir.
Harç, «kamu düzenine» ilişkin olduğundan re'«sen gözetilmesi» gerekir.
Kamu düzeni «aleyhe bozma yasağı» kuralının istisnalarındandır.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/4003 E. 2022/7845 K.
Ortak:ayıp · satım sözleşmesi · ihbar · ticari defter · fatura · teslim · e-defter
İncelediğiniz kararda… air kararının Dairenin 2019/636 E., 2021/43 K. sayılı kararı ile kaldırıldığı, kaldırma kararı üzerine yapılan yargılama neticesinde; taraflar arasında yapılmış bir «satış sözleşmesinin» bulunmadığı, ancak satış faturalarının 01.08.2016, 31.08.2016 ve 27.09.2016 tarihlerinde düzenlendiği, en erken tarihli faturanın düzenlenme tarihinin 01.08.2016 tarihi olduğu dolayısıyla bu tarih itibariyle «satım sözleşmesinin» kurulduğunun, «son» faturanın düzenleme tarihinin ise 27.09.2016 tarihi olması nedeniyle davaya konu ürünlerin de en geç 27.09.2016 tarihinde davacıya «teslim» edildiğinin kabul edilmesi gerektiği, keşifte dinlenen davacı şirket yetkilisinin 2016 yılının ekim ayından itibaren ürünlerdeki kararmayı fark ettiklerini bu nedenle davalılar ile konuşmaya başladıklarını beyan ettiği, söz konusu ürünler ile ilgili olarak Değişik İş dosyası ile 05.12.2017 tarihinde tespit talebinde bulunulduğu, bu dosyaya sunulan 26.12.2017 tarihli bilirkişi raporunda ise ürünlerin ayıplı olduğunun belirtildiği, bu durumda dava konusu ürünlerdeki kararmaların ve ayıpların esasında 2016 yılının ekim ayından itibaren davacı şirket tarafından fark edildiği, buna rağmen davalılara her hangi bir «ayıp» ihbarında bulunulmadığı, 05.12.2017 tarihinde tespit talebinde bulunulduğu, oysa alıcının ayıbı satıcıya uygun süre içinde derhal «ihbar» etmekle yükümlü olduğu, bildirimde bulunmayı ihmal ettiği takdirde ise satılanı kabul etmiş sayılacağı, bu çerçevede davacı tarafından satılan ürünlerdeki ayıbın 2 …
… ca panel poliüretan sandviç panelin bölgedeki ana bayisi olduğunu, müvekkilinin diğer davalıya hiçbir zaman poliüretanlı sandviç panel üretim ve satışı yapmadığının «ticari defter» ve belgelerin incelenmesi ile ortaya çıkacağını, müvekkiline «husumet» yöneltilmesinin mümkün bulunmadığını, aksi kabul edilse dahi davanın «zamanaşımına» uğradığını, davacının usulüne uygun bir şekilde «ayıp» ihbarında bulunmadığını, müvekkilince üretilen malzemelerin CE, TSE, İSO standartlarına uygun olarak imal edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
A.Ş.'ye yüklediğini, dolayısıyla diğer davalı sessiz kalarak ve herhangi bir itiraz ve «zamanaşımında» bulunmayarak davayı zımnen kabul ettiğini, taraflarına «fatura» edilen malların poliüreten olup, yapılan tespitteki malın ise polistren mal olduğunu, dolayısıyla ortada aldatma olduğunun bilirkişi raporunca tespit edildiğini ve davalı taraf müdürünün de bu malların polistren mal olduğunu tanık beyanında itiraf ettiğini, dolayısıyla ortada bir aldatma varsa söz konusu «ayıp ihbarı sürelerinin» uygulanmayacağını, «tazminat davası» açma konusunda bu sürelerin geçerli olmadığını, müvekkili şirket yetkilisinin 2016 yılının Ekim ayında ayıbı öğrendiği hususunun doğru olmadığını, müvekkili firman …
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına göre; tarafların «ticari defter» ve kayıtlarına göre, davacının davalıdan 118.000,00 TL alacaklı, davalının davacıdan 38.000,00 TL alacaklı olduğunun anlaşıldığı, davacı tarafça davalıya satılan kalıplardan üç tanesinin ayıplı olduğu, kalıpların bir adedindeki ayıbın varlığının dahi diğer tüm kalıpları etkileyecek mahiyette bulunduğu, davalı tarafça davacıya elektronik posta yoluyla 04.06.2015 tarihinde süresi içinde «ayıp» ihbarında bulunulduğu, sözleşmeye ve «fatura» içeriğine konu tüm kalıpların gizli ayıplı olması nedeniyle davaya konu icra takibine dayanak fatura içeriği kalıpların ayıpları giderilmediği veya ayıplı kalıplar …
Bölge Adliye Mahkemesince; davacıdan satın alınan ürünlerin ayıplı olduğunu davalının ispatlaması gerektiği, satıma konu kalıplarda «ayıp» bulunduğu, ayıbın gizli olduğu, «ihbarının» süresinde yapıldığı ve ürünlerdeki ayıbın giderilmediği veya yenisi ile değiştirilmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
2- Dava, «satım sözleşmesinden» kaynaklanan alacağa dayalı «icra takibine itirazın» iptali istemine ilişkindir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:sözleşmeden dönme · icra takibine itiraz · ifa · ihtarname
Benzer bu karardaAyıplı «ifa» nedeniyle «sözleşmeden dönme» seçimlik hakkını kullanan ve bu sebeple ürün bedellerinden sorumlu olmadığı anlaşılan davalının, 6098 sayılı TBK’nın 227. maddesinin 1. fıkrasına göre ayıplı ürünleri davacıya iade etmesi gerekmektedir.
2- Dava, «satım sözleşmesinden» kaynaklanan alacağa dayalı «icra takibine itirazın» iptali istemine ilişkindir.
Davacı şirket, davalıya sattığı 10 adet kalıp bedeli için icra takibine girişmiş, davalı şirket ise takip tarihinden önce davacıya gönderdiği 19.06.2015 tarihli «ihtarnamesi» ile ürünlerdeki «ayıplar» giderilmediği takdirde sözleşmeyi feshedeceğini bildirmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/957 E. , 2024/4424 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI 2021/982 Esas, 2022/1891 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ Malatya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI 2021/72 E., 2021/202 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, ahır yapımında kullanılmak üzere davalılardan ... Met. San. Tic. Ltd. Şti.’den poliüretan çatı malzemesi aldığını, söz konusu malzemenin tedarikçisinin de diğer davalı ... San. ve Tic. A.Ş. olduğunu, çatı uygulaması yapıldıktan sonra poliüretan maddelerde kararma olduğunu, davalılarla yapılan görüşmeler sonucunda kararmaların normal olduğunun belirtildiğini ve boya ile kapatılmasının önerildiğini, Malatya 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/275 D.İş sayılı dosyasında çatı malzemelerinin ayıplı olduğunun, üretim hatası bulunduğunun tespit edildiğini, ayıplı ürün nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkilince çatı malzemesi için ödenen bedel ve işçilik için 20.000,00 TL, ayıplı malzemenin tekrar sökülüp, taşınması için harcanacak olan işçilik ve taşıma ücreti için 5.000,00 TL nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 26.10.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 152.725,00 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... San. ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin davacı ile herhangi bir ticari ilişkisi bulunmadığını, davacıya herhangi bir ürün satılmadığını, müvekkili şirketin tedarikçi olduğunun iddia edildiğini, müvekkili şirketin poliüretan çatı malzemesinin tedarikçisi/üreticisi olduğuna dair somut hiçbir delilinin bulunmadığını, sunulan faturaların davacının diğer davalıdan bu ürünü kendisinin satın aldığını gösterdiğini, diğer davalı şirketin müvekkili şirketten atermit düz levha, eps, ısı yalıtım levhası, sandviç paneller satın aldığını, aynı zamanda diğer davalının başka şirketlerden yapı malzemeleri ve sandviç paneli alımı yaptığını, ayrıca panel poliüretan sandviç panelin bölgedeki ana bayisi olduğunu, müvekkilinin diğer davalıya hiçbir zaman poliüretanlı sandviç panel üretim ve satışı yapmadığının ticari defter ve belgelerin incelenmesi ile ortaya çıkacağını, müvekkiline husumet yöneltilmesinin mümkün bulunmadığını, aksi kabul edilse dahi davanın zamanaşımına uğradığını, davacının usulüne uygun bir şekilde ayıp ihbarında bulunmadığını, müvekkilince üretilen malzemelerin CE, TSE, İSO standartlarına uygun olarak imal edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Diğer davalı cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemenin 2018/142 E., 2018/701 K. ve 13.12.2018 tarihli davanın kabulüne dair kararının Dairenin 2019/636 E., 2021/43 K. sayılı kararı ile kaldırıldığı, kaldırma kararı üzerine yapılan yargılama neticesinde; taraflar arasında yapılmış bir satış sözleşmesinin bulunmadığı, ancak satış faturalarının 01.08.2016, 31.08.2016 ve 27.09.2016 tarihlerinde düzenlendiği, en erken tarihli faturanın düzenlenme tarihinin 01.08.2016 tarihi olduğu dolayısıyla bu tarih itibariyle satım sözleşmesinin kurulduğunun, son faturanın düzenleme tarihinin ise 27.09.2016 tarihi olması nedeniyle davaya konu ürünlerin de en geç 27.09.2016 tarihinde davacıya teslim edildiğinin kabul edilmesi gerektiği, keşifte dinlenen davacı şirket yetkilisinin 2016 yılının ekim ayından itibaren ürünlerdeki kararmayı fark ettiklerini bu nedenle davalılar ile konuşmaya başladıklarını beyan ettiği, söz konusu ürünler ile ilgili olarak Değişik İş dosyası ile 05.12.2017 tarihinde tespit talebinde bulunulduğu, bu dosyaya sunulan 26.12.2017 tarihli bilirkişi raporunda ise ürünlerin ayıplı olduğunun belirtildiği, bu durumda dava konusu ürünlerdeki kararmaların ve ayıpların esasında 2016 yılının ekim ayından itibaren davacı şirket tarafından fark edildiği, buna rağmen davalılara her hangi bir ayıp ihbarında bulunulmadığı, 05.12.2017 tarihinde tespit talebinde bulunulduğu, oysa alıcının ayıbı satıcıya uygun süre içinde derhal ihbar etmekle yükümlü olduğu, bildirimde bulunmayı ihmal ettiği takdirde ise satılanı kabul etmiş sayılacağı, bu çerçevede davacı tarafından satılan ürünlerdeki ayıbın 2016 yılının ekim ayında fark edilmesine rağmen davalılara uygun süre içinde herhangi bir ayıp ihbarında bulunulmadığı, 26.12.2017 tarihli bilirkişi raporundan sonra dahi davalılara ayıp ihbarında bulunulmadığı, ayıp ihbarında bulunulduğuna dair davacı tarafından somut yazılı hiçbir delil de sunulamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalılardan ... San. Tic. A.Ş.'nin dava konusu malı kendilerinin satttığını inkâr ettiğini, ancak daha sonraki dinlenen davalı tanığı müdürünün bu malın polistren madde olduğu ve müdürü olduğu ... San. Tic. A.Ş. tarafından davacıya teslim edildiğini kabul ettiğini, bu beyan gereği malın esas tedarikçisinin ve üreticisinin ilgili davalı olduğunu, diğer davalı ... Met. İnş. Pet. Gıda Tar. Mak. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin ise davaya hiç cevap vermeyerek durumu diğer davalı ... San. Tic. A.Ş.'ye yüklediğini, dolayısıyla diğer davalı sessiz kalarak ve herhangi bir itiraz ve zamanaşımında bulunmayarak davayı zımnen kabul ettiğini, taraflarına fatura edilen malların poliüreten olup, yapılan tespitteki malın ise polistren mal olduğunu, dolayısıyla ortada aldatma olduğunun bilirkişi raporunca tespit edildiğini ve davalı taraf müdürünün de bu malların polistren mal olduğunu tanık beyanında itiraf ettiğini, dolayısıyla ortada bir aldatma varsa söz konusu ayıp ihbarı sürelerinin uygulanmayacağını, tazminat davası açma konusunda bu sürelerin geçerli olmadığını, müvekkili şirket yetkilisinin 2016 yılının Ekim ayında ayıbı öğrendiği hususunun doğru olmadığını, müvekkili firmanın bu tarihte aldatıcı-iğfal edilmiş ürünü bilmediğini, davalılar ...
San. Tic. A.Ş.'nin ve ... Met. İnş. Pet. Gıda Tar. Mak. San. ve Tic. Ltd. Şti'nin iyi niyetli olmayıp müvekkili firmayı aldattığını, aynı firmanın müvekkilini kötü niyetli olarak ayıplı, iğfal edilmiş ürünü boyamayla kamufle ederek aldatma hileli işleme dayandığını, mahkemenin bu konularda dosyadaki mevcut durumu hiç değerlendirmediğini, bir an için yerel mahkemenin kararı doğru olsa dahi davanın usulden reddinin gerektiğini, ayrıca söz konusu vekalet ücretinin nispi değil maktu olması, ayrıca bu davayı açmaya davalıların sebep olmasından dolayı vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ayıp ihbar sürelerinin mahiyeti itibariyle hak düşürücü süre niteliğinde olup makemece re'sen nazara alınacağı, 2016 yılı ekim ayında üründe kararmaların farkedilmesine rağmen tespit tarihi olan 05.12.2017 tarihine kadar herhangi bir bildirim-ihbar yapılmadığı, keşif mahallinde dinlenen tanığın da davacı ile davalı şirket arasında geçen konuşmaların 2017 yılı içerisinde yapıldığını belirttiği, tespitten sonra da bildirim olmadığı, malzemedeki kararmaların açık bir şekilde görüldüğünün tarafların kabulünde olduğu gibi yapılan tespit ve keşifte de göründüğü, bu durumda ağır kusur ya da iğfalin de varlığının söz konusu olamayacağı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca usulüne uygun bir ayıp ihbarı bulunmadığı, kaldı ki somut olayda iğfal (ağır kusur) bulunduğu da iddia ve ispat edilemediğine göre davanın reddinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı tarafından satılan üründe gizli ayıp olduğunu, üründe maydana gelen kararmaların davalıya sözlü olarak bildirildiğini, boya yapılınca geçeceği bildirildiğinden boyama yapıldığını, üretici firmanın ağır kusurlu olduğunu, bilirkişi raporunda da ayıbın gizli ayıp olarak nitelendirildiğini, gizli ayıbın da ancak yapılan tespitte öğrenildiğini ve davalıya bu şekilde bildirim yapıldığını, tespit dosyasında alınan bilirkişi raporunun 14.03.2018 tarihinde taraflarına tebliğ olunduğunu ve ürünlerin durumunun ancak 14.03.2018 tarihinde öğrenilebildiğini, 2016 yılının ekim ayında ayıbın öğrenildiğinin doğru olmadığını, sadece kararma olması nedeniyle durumun davalı şirket yetkililerine bildirildiğini, davalının müvekkilini hile ile aldattığını, diğer davalı ...
şirketinin herhangi bir savunma yapmadığını, en azından davanın bu davalı açısından kabulü gerektiğini, mahkeme kararı doru dahi olsa davanın usulden reddi ile maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, davalı ......Ltd. Şti.'nin zamanaşımı itirazında bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, ayıplı mal nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
29.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1060997700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz