6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Marka hükümsüzlüğü

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2009/11647 E. 2011/16200 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ortalama tüketici ayırt edicilik maddi tazminat haksız rekabet dahili dava iltibas

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece iddia, savunma, dosyadaki kanıtlara göre, davacıya ait marka tescilleri 99/009791, 99/014726, 2000/15173 nolu olup, bunların sırasıyla 16. sınıftaki, 41. sınıftaki ve 35-38. sınıftaki emtia ve hizmetlere ilişkin bulunduğu, davacının ilk tescilinin 17/06/1999 tarihinden itibaren geçerli bulunduğu, davalıya ait olup hükümsüzlüğü istenen marka ise HILPARK ibareli 2005/17374 nolu, 05/05/2005 tarihinden itibaren geçerli ve 36-37. sınıfta bulunan bir kısım hizmet sınıfları için kayıtlı olduğu, markalar arasında karıştırma ihtimalinin bulunmadığı, hükümsüzlüğü istenen markalardan 2005/17374 sayılı HILPARK ibareli marka yönünden hükümsüzlük talebinin reddinin gerektiği, diğer iki marka yönünden aynı gerekçe ile

davanın reddi gerekli olmakla birlikte bu iki markanın henüz tescil edilmedikleri, bu iki marka yönünden ayrıca dava tarihinde ve karar tarihinde herhangi bir tescil söz konusu olmadığından zamansız açılması nedeniyle dahi hükümsüzlük taleplerinin reddinin gerekeceği davalı kullanımının davacının markasına tecavüz yada haksız rekabet oluşturmayacağı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.

Karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Dava, davalı adına tescilli "HILPARK", "HILPARK SUİTES" ve "HILPARK İSTİNYE" markalarının hükümsüzlüğü, davalının markaya tecavüz ve haksız rekabetinin men'i, maddi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkiline ait “HILLSIDE” ibareli markanın geniş halk kitleleri tarafından tanındığını ve davalı şirketin tescil başvurusunda bulunduğu “HILPARK” ibareli markanın görsel ve işitsel olarak benzediği gibi, halk tarafından karıştırılma ihtimalinin de bulunduğunu ileri sürmüştür.

556 sayılı KHK’nin marka tescilinde red için nisbi nedenleri düzenleyen 8/2.b bendinin ikinci cümlesinde aynen “tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini kapsıyorsa” ifadesi yer aldığı gibi, markanın korunması kapsamını düzenleyen 9/2.b maddesinde, ”işaret ile tescilli marka arasında bağlantı olduğu ihtimali de dahil, karıştırılma ihtimali olan herhangi bir işaretin kullanılması”nın markaya tecavüz oluşturacağı öngörülmüştür.

Şu halde, burada üzerinde durulması gereken husus halk tarafından karıştırılma kavramından ne anlaşılacağıdır. Doktrinde, halk tarafından karıştırılma ihtimalinin iki koşulun bir araya gelmesi halinde oluşabileceği kabul edilmiş ve bu iki koşuldan birincisinin tescili istenen markanın, daha önce tescilli bulunan markanın aynısı veya benzeri olması, ikincisinin ise her iki markanın aynı mal ve hizmetlerde kullanılması olacaktır. Halk tarafından karıştırılma ihtimalinde ölçü ise,bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerden oluşan halkın yaklaşımı gözönünde tutulacaktır. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde, herhangi bir sebeple bağlantı kurmasıdır. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta genel görünüş açısından “umumi intiba” olmasa bile, halk tarafından iki marka arasında bir bağlantı kurulması ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir (Prof.Dr.Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku İst.1999, Birinci Baskı, sh.400 vd.) .

Somut olayda da davacıya ait bir kısım tescilli markalarla davalıya ait markanın aynı hizmet sınıfında kullanılması söz konusu olup, taraf markalarında yer alan kök kelimeler olan "HILL" ve "HIL" ibareleri yazılış, okunuş, görsel ve fonetik yönlerden orta düzeydeki tüketici bazında değerlendirildiğinde iltibas yaratacak derecede benzer olduğu, davalının sırf davacının markasından istifadeye yönelik olarak her hangi bir anlam taşımayan bu sözcüğü tercih ettiği anlaşılmaktadır.Davalının markasında yer alan eklentinin başlı başına ayırt edicilik vasfının da olmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla mahkemece davalının tescilli markası yönünden hükümsüzlük isteminin kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddi doğru görülmemiş va kararın açıklanan nedenle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Haksız Rekabetin Tespiti ve Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/6083 E. 2012/8142 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Markanın hükümsüzlüğü

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/10656 E. 2014/1223 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

  • Markanın hükümsüzlüğü

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/2130 E. 2015/6878 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

2 benzer karar daha
  • Ticari Ünvanın Korunması

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/11097 E. 2010/5996 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Genel Kurul Kararının İptali

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/15360 E. 2015/865 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2009/11647 E.  ,  2011/16200 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul 4.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 27/05/2009 tarih ve 2008/166-2009/111 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 29/11/2011 gününde davacı avukatı..... geldi, davetiye tebliğine rağmen davalı avukatı duruşmaya gelmedi, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili müvekkilinin TPE nezdinde HILLSIDE ibareli tescilli markaları bulunduğunu, bu tescilin 2001 ve 2007 yılından itibaren geçerli olduğunu, her üç tescilin 9/32 ve 33. sınıflar ile 19/36/37 ve 39/41/43. sınıflara ilişkin bulunduğunu, HILLSIDE markasının tanınmış marka olduğunu, davalının ise HILPARK ibaresini TPE nezdinde tescil ettirdiğini, bu markanın müvekkilin tanınmış markası ile karışıklık yarattığını, böylece davalının haksız çıkar elde ettiğini ve müvekkilinin markasına tecavüzde bulunduğunu, davalının HILPARK ibaresini internet üzerinde de kullandığını, tüm bu eylemlerinin kötüniyetli olduğunu, markaya tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğini iddia ile davalı adına tescilli HILPARK markasının hükümsüzlüğünü, davalının haksız rekabetinin ve markaya tecavüz eylemleri ile hukuka aykırı, haksız kullanımının sonlandırılmasını, 10.000 TL maddi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, 13/03/2009 tarihli dilekçesi ile davayı ıslah suretiyle netice-i talebini artırarak HILPARK markası yanında HILPARK SUİTES ve HILPARK İSTİNYE markalarının da hükümsüzlüğünü talep etmiştir.

Davalı vekili, davacının iddialarının hukuksal anlamda haklı ve geçerli olmadığını, HILPARK markasının tescilinin hukuka aykırı olmadığını, tescilli marka ile yapılan ticari faaliyetlerin haksız rekabet ve markaya tecavüz oluşturmayacağını, davacının markasının tanınmışlık kazandığı tarihin 2007 olduğunu, markalar arasında benzerlik bulunmadığını, müvekkilinin markasının görsel, fonetik ve yazılış bakımından farklı ve ayırt edici olduğunu, haksız kazancın söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma, dosyadaki kanıtlara göre, davacıya ait marka tescilleri 99/009791, 99/014726, 2000/15173 nolu olup, bunların sırasıyla 16. sınıftaki, 41. sınıftaki ve 35-38. sınıftaki emtia ve hizmetlere ilişkin bulunduğu, davacının ilk tescilinin 17/06/1999 tarihinden itibaren geçerli bulunduğu, davalıya ait olup hükümsüzlüğü istenen marka ise HILPARK ibareli 2005/17374 nolu, 05/05/2005 tarihinden itibaren geçerli ve 36-37. sınıfta bulunan bir kısım hizmet sınıfları için kayıtlı olduğu, markalar arasında karıştırma ihtimalinin bulunmadığı, hükümsüzlüğü istenen markalardan 2005/17374 sayılı HILPARK ibareli marka yönünden hükümsüzlük talebinin reddinin gerektiği, diğer iki marka yönünden aynı gerekçe ile

davanın reddi gerekli olmakla birlikte bu iki markanın henüz tescil edilmedikleri, bu iki marka yönünden ayrıca dava tarihinde ve karar tarihinde herhangi bir tescil söz konusu olmadığından zamansız açılması nedeniyle dahi hükümsüzlük taleplerinin reddinin gerekeceği davalı kullanımının davacının markasına tecavüz yada haksız rekabet oluşturmayacağı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.

Karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Dava, davalı adına tescilli "HILPARK", "HILPARK SUİTES" ve "HILPARK İSTİNYE" markalarının hükümsüzlüğü, davalının markaya tecavüz ve haksız rekabetinin men'i, maddi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkiline ait “HILLSIDE” ibareli markanın geniş halk kitleleri tarafından tanındığını ve davalı şirketin tescil başvurusunda bulunduğu “HILPARK” ibareli markanın görsel ve işitsel olarak benzediği gibi, halk tarafından karıştırılma ihtimalinin de bulunduğunu ileri sürmüştür.

556 sayılı KHK’nin marka tescilinde red için nisbi nedenleri düzenleyen 8/2.b bendinin ikinci cümlesinde aynen “tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini kapsıyorsa” ifadesi yer aldığı gibi, markanın korunması kapsamını düzenleyen 9/2.b maddesinde, ”işaret ile tescilli marka arasında bağlantı olduğu ihtimali de dahil, karıştırılma ihtimali olan herhangi bir işaretin kullanılması”nın markaya tecavüz oluşturacağı öngörülmüştür.

Şu halde, burada üzerinde durulması gereken husus halk tarafından karıştırılma kavramından ne anlaşılacağıdır. Doktrinde, halk tarafından karıştırılma ihtimalinin iki koşulun bir araya gelmesi halinde oluşabileceği kabul edilmiş ve bu iki koşuldan birincisinin tescili istenen markanın, daha önce tescilli bulunan markanın aynısı veya benzeri olması, ikincisinin ise her iki markanın aynı mal ve hizmetlerde kullanılması olacaktır. Halk tarafından karıştırılma ihtimalinde ölçü ise,bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerden oluşan halkın yaklaşımı gözönünde tutulacaktır. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde, herhangi bir sebeple bağlantı kurmasıdır.

Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta genel görünüş açısından “umumi intiba” olmasa bile, halk tarafından iki marka arasında bir bağlantı kurulması ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir (Prof.Dr.Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku İst.1999, Birinci Baskı, sh.400 vd.) .

Somut olayda da davacıya ait bir kısım tescilli markalarla davalıya ait markanın aynı hizmet sınıfında kullanılması söz konusu olup, taraf markalarında yer alan kök kelimeler olan "HILL" ve "HIL" ibareleri yazılış, okunuş, görsel ve fonetik yönlerden orta düzeydeki tüketici bazında değerlendirildiğinde iltibas yaratacak derecede benzer olduğu, davalının sırf davacının markasından istifadeye yönelik olarak her hangi bir anlam taşımayan bu sözcüğü tercih ettiği anlaşılmaktadır.Davalının markasında yer alan eklentinin başlı başına ayırt edicilik vasfının da olmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla mahkemece davalının tescilli markası yönünden hükümsüzlük isteminin kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddi doğru görülmemiş va kararın açıklanan nedenle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 825,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01/12/2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

########

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1039447800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.