6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Alacak

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/14376 E. 2013/13017 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Usul tespitleri

Görevli mahkeme
görev/görevsizlik
Zamanaşımı
1 yıllık

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
borçlu temerrüdü borçlunun temerrüdü sahte imza munzam zarar sorumluluktan kurtulma karine kusur sorumluluğu gerçek zarar ispat yükü vade temerrüt faizi bilirkişi incelemesi haksız fiil ıslah yasal faiz kusur temerrüt zamanaşımı teminat görevli mahkeme

Atıf yapılan mevzuat: TMK · BK — BK 42BK 43

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

11. Hukuk Dairesi         2012/14376 E.  ,  2013/13017 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 19/06/2012 tarih ve 2011/57-2012/365 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, yurt dışında işçi olarak çalışan müvekkilinin davalı bünyesinde bulunan Etibank A.Ş.’ye 10.09.1999 tarihinde altışar aylık vade ve %20 faiz anlaşmasıyla yatırdığı 344.000.00 DM’nin, 45.000.00 USD’sinin müvekkilinin talimatı dışında davalı banka çalışanının hileli hareketleri ve sahte imza ile çekilmesi ve ödenmemesi nedeniyle iadesi için davalı aleyhine açılan müvekkili lehine sonuçlanan ve Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen Düzce 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2008/591 E., 2009/78 sayılı kararın icra takibine konulduğunu, icra takibi ile talep edilen 43.779.10 TL faiz alacağına davalı vekilince itiraz edilerek icra dosyasına 27.01.2011 tarihinde 20.277.62 TL'nin yatırıldığını, hüküm altına alınan tutarın faizinin müvekkilinin gerçek zararını karşılamadığını, alacağın faiz başlangıcının 27.12.2001 tarihi olduğunu ileri sürerek, müvekkilinin zamanında ödenmeyen ve 27.12.2001 ile 27.01.2011 tarihleri arasındaki dönem için ödenen 20.277.62 TL temerrüt faiziyle de karşılanmayan munzam zararının, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 9.000,00 TL'sinin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, 05.06.2012 tarihinde talebini 37.370,78 TL olarak ıslah etmiştir.

Davalı vekili, müvekkili bankanın ikametgahına göre yetkili ve görevli mahkemenin İstanbul Ticaret Mahkemesi olduğunu, 1 yıllık haksız fiil zamanaşımının dolduğunu, Türkiye’de ikametgahı bulunmayan davacı tarafından dava açılırken teminat yatırılmadığını, davacı tarafından aynı konuda açılmış olan davaya rağmen tekrar dava açılamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı tarafça davalı banka aleyhine daha önce açılmış bulunan davanın alacağın tahsiline yönelik olarak munzam zararı kapsamadığı, somut davanın zamanında yapılmayan ödeme nedeni ile işleyen, faizi kapsamayan zarara ilişkin olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 9.000,00 TL tazminatın dava tarihinden, 28.370,78 TL tazminatın ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2- Dava, alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanamayan munzam zararın tahsiline ilişkin olup, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulmuştur.

Alacaklının alacağını geç alması nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan zararını 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu (BK)'nun 105. maddesi hükmü kapsamında talep etmesi mümkündür. Munzam zarar sorumluluğu kusur sorumluluğuna dayanır. Aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz. Alacaklı, borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir, borçlu ancak temerrüde düşmekte kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir. Yargıtay HGK’nın 05.07.2000 tarih ve 2-1072-1124 sayılı kararı ve Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre, munzam zarar davalarında alacaklının ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, genel ispat yöntemlerinde olduğu gibi her olayın kendi yapısı ve özelliği içerisinde değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Örneğin, yaşanan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler, diğer bir anlatımla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde anlamını bulan genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükümünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı yararına değerlendirilmesi, bunların aksini iddia eden borçluya ispat yükünün düştüğü kabul edilmeli, en önemlisi hükmedilecek zarar miktarı ve kapsamının tespitinde mülga BK’nın 43/2. maddesi hükmünden yararlanılmalıdır.

Enflasyonist ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması örneğin en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesi olayların normal akışına hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Gerçekten de, dünyada var olan ekonomik krizlerin Türkiye'ye de etkileri gözönüne alındığında böyle bir ortamda yaşayan makul, normal bir kişinin parasını atıl biçimde elde tutmayacağı gelir getirici bir yatırıma dönüştüreceği, insan yapısının ve menfaatlerini koruma içgüdüsünün de doğal bir sonucudur. Bu durum karşısında mahkemece, daha yükseği kanıtlanamadıkça bu tür davalarda munzam zararın tespit edilebilmesi için yapılacak iş şu olmalıdır:

Öncelikle borçlunun temerrüde düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştiği tarihe kadar geçen süre içinde her yıl itibariyle gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine uygulanan faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarında meydana gelen değişikliklere ilişkin listeler davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları resmi kurum ve kuruluşlardan araştırmak, bu konuda uzman bilirkişi görüşünden de yararlanmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp ortalamaları bulunarak belirlenmesi ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı itibariyle bir tazminat alacağı niteliğinde olması nedeniyle bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve

.../...

-3-

nihayet her olayın somut özelliği de dikkate alınarak bulunacak miktarın BK'nın 42. ve 43. maddeleri uyarınca değerlendirmeye tabi tutularak tespiti ve bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken temerrüt faizi miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.

O halde mahkemece, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda uzman bilirkişi incelemesi yaptırılarak, davacının munzam zarar talebinde haklı olup olmadığı tespit edilerek sonucuna göre hüküm kurulmak gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Rücuen Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/1443 E. 2013/18439 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/9174 E. 2012/16639 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/1512 E. 2019/3201 K.

    Ortak: · Alacak

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

5 benzer karar daha
  • Munzam zarar

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/5372 E. 2021/5538 K.

    Ortak: · zamanaşımı 1 yıllık

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/15144 E. 2016/9357 K.

    Ortak: · Alacak

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Munzam zarar

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/17206 E. 2015/12126 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/15444 E. 2012/5956 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/13488 E. 2014/15512 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2012/14376 E.  ,  2013/13017 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 19/06/2012 tarih ve 2011/57-2012/365 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, yurt dışında işçi olarak çalışan müvekkilinin davalı bünyesinde bulunan Etibank A.Ş.’ye 10.09.1999 tarihinde altışar aylık vade ve %20 faiz anlaşmasıyla yatırdığı 344.000.00 DM’nin, 45.000.00 USD’sinin müvekkilinin talimatı dışında davalı banka çalışanının hileli hareketleri ve sahte imza ile çekilmesi ve ödenmemesi nedeniyle iadesi için davalı aleyhine açılan müvekkili lehine sonuçlanan ve Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen Düzce 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2008/591 E., 2009/78 sayılı kararın icra takibine konulduğunu, icra takibi ile talep edilen 43.779.10 TL faiz alacağına davalı vekilince itiraz edilerek icra dosyasına 27.01.2011 tarihinde 20.277.62 TL'nin yatırıldığını, hüküm altına alınan tutarın faizinin müvekkilinin gerçek zararını karşılamadığını, alacağın faiz başlangıcının 27.12.2001 tarihi olduğunu ileri sürerek, müvekkilinin zamanında ödenmeyen ve 27.12.2001 ile 27.01.2011 tarihleri arasındaki dönem için ödenen 20.277.62 TL temerrüt faiziyle de karşılanmayan munzam zararının, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 9.000,00 TL'sinin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, 05.06.2012 tarihinde talebini 37.370,78 TL olarak ıslah etmiştir.

Davalı vekili, müvekkili bankanın ikametgahına göre yetkili ve görevli mahkemenin İstanbul Ticaret Mahkemesi olduğunu, 1 yıllık haksız fiil zamanaşımının dolduğunu, Türkiye’de ikametgahı bulunmayan davacı tarafından dava açılırken teminat yatırılmadığını, davacı tarafından aynı konuda açılmış olan davaya rağmen tekrar dava açılamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı tarafça davalı banka aleyhine daha önce açılmış bulunan davanın alacağın tahsiline yönelik olarak munzam zararı kapsamadığı, somut davanın zamanında yapılmayan ödeme nedeni ile işleyen, faizi kapsamayan zarara ilişkin olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 9.000,00 TL tazminatın dava tarihinden, 28.370,78 TL tazminatın ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2- Dava, alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanamayan munzam zararın tahsiline ilişkin olup, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulmuştur.

Alacaklının alacağını geç alması nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan zararını 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu (BK)'nun 105. maddesi hükmü kapsamında talep etmesi mümkündür. Munzam zarar sorumluluğu kusur sorumluluğuna dayanır. Aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz. Alacaklı, borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir, borçlu ancak temerrüde düşmekte kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir. Yargıtay HGK’nın 05.07.2000 tarih ve 2-1072-1124 sayılı kararı ve Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre, munzam zarar davalarında alacaklının ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, genel ispat yöntemlerinde olduğu gibi her olayın kendi yapısı ve özelliği içerisinde değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

Örneğin, yaşanan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler, diğer bir anlatımla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde anlamını bulan genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükümünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı yararına değerlendirilmesi, bunların aksini iddia eden borçluya ispat yükünün düştüğü kabul edilmeli, en önemlisi hükmedilecek zarar miktarı ve kapsamının tespitinde mülga BK’nın 43/2. maddesi hükmünden yararlanılmalıdır.

Enflasyonist ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması örneğin en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesi olayların normal akışına hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Gerçekten de, dünyada var olan ekonomik krizlerin Türkiye'ye de etkileri gözönüne alındığında böyle bir ortamda yaşayan makul, normal bir kişinin parasını atıl biçimde elde tutmayacağı gelir getirici bir yatırıma dönüştüreceği, insan yapısının ve menfaatlerini koruma içgüdüsünün de doğal bir sonucudur. Bu durum karşısında mahkemece, daha yükseği kanıtlanamadıkça bu tür davalarda munzam zararın tespit edilebilmesi için yapılacak iş şu olmalıdır:

Öncelikle borçlunun temerrüde düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştiği tarihe kadar geçen süre içinde her yıl itibariyle gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve devlet tahvillerine uygulanan faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarında meydana gelen değişikliklere ilişkin listeler davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları resmi kurum ve kuruluşlardan araştırmak, bu konuda uzman bilirkişi görüşünden de yararlanmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp ortalamaları bulunarak belirlenmesi ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı itibariyle bir tazminat alacağı niteliğinde olması nedeniyle bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve

.../...

-3-

nihayet her olayın somut özelliği de dikkate alınarak bulunacak miktarın BK'nın 42. ve 43. maddeleri uyarınca değerlendirmeye tabi tutularak tespiti ve bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken temerrüt faizi miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.

O halde mahkemece, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda uzman bilirkişi incelemesi yaptırılarak, davacının munzam zarar talebinde haklı olup olmadığı tespit edilerek sonucuna göre hüküm kurulmak gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ

Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, 21.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1041738800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.