6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Maddi-Manevi Tazminat

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2010/8675 E. 2011/14602 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
azami faiz oranı iskonto zorunlu mali sorumluluk sigortası mali sorumluluk sigortası sorumluluk sigortası temerrüt tarihi reeskont faizi açılmamış sayılma iş bölümü ihbar temerrüt faizi maddi ve manevi tazminat ıslah yetkisizlik kararı maddi tazminat yasal faiz avans faizi temerrüt

Atıf yapılan mevzuat: TTK

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı ... ve ... dışındaki davacıların tüm davalılar yönünden, davacı ... ve ...’in ise sigorta şirketleri dışındaki davalılar yönünden davaların takip edilmemesi nedeniyle açılmamış sayılmasına, davacılardan ... ve ...’in davalı İsviçre Sigorta Şirketi'ne yönelik davalarının kabulü ile toplam 34.728,83 TL maddi tazminatın temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, diğer davalı ... hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı ... ve ... vekili temyiz etmiştir.

1- Dava, davacıların murisinin içinde yolcu olarak bulunduğu aracın karıştığı kaza sonucu vefat nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Kanuni faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin 3095 sayılı Yasanın 4489 sayılı Yasa ile değiştirilen ve 01.01.2000 tarihinde yürürlüğe giren değişik 1. maddesi hükmüne göre %30 yasal faiz oranından vazgeçilerek, bunun yerine Merkez Bankasının kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranında faiz uygulamasına geçilmiş, anılan Yasanın 2. maddesinin 1 ve 2. fıkralarının birlikte değerlendirilmesinden anlaşıldığı üzere ve değişik 1. maddeye yapılan atıf nedeniyle ticari olmayan işlerden doğan para alacaklarında reeskont oranında temerrüt faizi istenebileceği 2/f-2. maddesi hükmüne göre ise yukarıda belirtilen değişiklik tarihinden itibaren ticari işlerde Merkez Bankası’nın kısa vadeli avanslar için uyguladığı ve reeskont oranına göre daha yüksek bir oranı ifade eden avans faizi oranında temerrüt faizi istenebileceği düzenlenmiştir.

Daha sonra 5335 sayılı Yasa ile 1. madde hükmü yeniden değiştirilmiş, 01.05.2005 tarihinde yürürlüğe giren hükme göre yasal faizin (ticari olmayan işlerde uygulanan temerrüt faizi) reeskont oranına göre belirlenmesi düzenlemesinden vazgeçilip, reeskont oranı tabiri madde metninden çıkartılmış bunun yerine artırılma-indirilme yetkisi Bakanlar Kurulu’na bırakılan ve belli bir oranı ifade etmekte olan (önce %12 iken 01.01.2006 tarihinden itibaren %9) yasal faiz uygulamasına geçilmiş bulunmakta ve böylece 01.01.2000 tarihinden önceki dönemde ticari işlerde 01.01.2000-01.05.2005 tarihleri arasında ise ticari olmayan işlerde temerrüt faizine esas olarak uygulanan reeskont oranına yasa metninde yer verilmemiştir.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayda halli gereken husus davacının reeskont oranı tabirinin yasadan çıkarıldığı 01.05.2005 tarihinden sonra da (davada 12.09.2005 tarihinden itibaren istenmiş) ticari işlerde reeskont oranına göre temerrüt faizi isteyip isteyemeyeceği buna Yasanın 2/f.2. maddesi hükmünün engel teşkil edip etmeyeceği, bir başka ifadeyle ticari işlerde ancak avans faizimi istenebileceği, bunun dışındaki istemlerin yasal faiz istemini mi ifade edeceği noktasında toplanmaktadır. Yasanın 2/f.2. hükmünde “…ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir” denilmekte olup, istenebilir şeklindeki düzenlemenin para alacaklısının ancak avans faizi isteyebileceği böyle bir talep yerine somut olayda olduğu gibi reeskont faizi istemesi halinde avans faizinden vazgeçtiği ve artık ancak 2/f-1. hükmü yollaması ile aynı Yasa'nın 1. maddesine göre yasal temerrüt faizi isteyebileceğini düşündürmekte ise de, bu kabul tarzının aşağıda açıklanacak nedenlerle isabetli olamayacağı ve yasanın böyle bir sonucu amaçlamadığı kabul edilmelidir.

Yasal düzenlemenin değerlendirmesine geçildiğinde, yukarıda anılan madde metninde yer alan istenebilir hükmünün alacaklının en çok hangi oranda faiz talep edebileceği bir başka ifadeyle azami faiz oranını gösterdiği onun da avans faizi olduğu yoksa alacaklının avans faizi istemesi mümkün iken tercihini bu yönde kullanmayıp, ondan daha düşük oranda bir faiz oranını ifade eden belli bir faiz türüne veya orana göre talepte bulunmasına engel teşkil edemeyeceği, aksine bir düşüncenin alacaklının ihtiyarında olan daha az oranda faiz isteme yetkisinin alacak ticari bir işten doğmuş olsa bile ya isteyebileceğinin en azını (yasal faiz) ya da en çoğunu (avans faizi) isteyebilirsin şeklinde yasa ile elinden alınmasının avans faizinden az yasal faizden çok olan bir orana göre faiz talep etmesini engelleyeceği sonucunu doğuracağı, bunun da alacaklıyı avans faizi talebine yönelterek borçlunun durumunu ağırlaştıracağı oysa yasanın böyle bir amacı olamayacağı gibi alacaklının talep hakkını tercih yönünden sınırlandırdığı da düşünülemez. Ancak bu arada şunu da ifade etmek gerekir ki alacaklının avans faizinden daha az oranda talep ettiği faizin sadece adi işlerde uygulanacağına ilişin bir düzenleme varsa veya istenen faiz türünün oran olarak belirlenebilirliği yoksa böyle bir halde alacaklının Yasanın 1. maddesi hükmüne göre faiz talep ettiğini kabul etmek gerekecektir.

Somut olaya dönüldüğünde davacılar vekili, tazminata reeskont faizi uygulanmasını talep etmiştir. Reeskont faizi Merkez Bankasının reeskont işlemlerinde uyguladığı iskonto oranı olup, Merkez Bankasının yayınladığı orana göre belirlenmesi mümkün olduğu gibi daima avans faizinden düşük bir oranı ifade ettiği de dikkate alındığında ve yukarıda yapılan açıklamalar ve varılan sonuca göre yasa metninde 01.05.2005 tarihinden itibaren yer almasa da davacıların ticari işten doğan alacağı için avans faizi yerine reeskont faizi talep edebileceği gözetilerek, buna göre karar verilmek gerekirken yasal faize karar verilmiş olması doğru görülmemiş kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

2- Mahkemece tazminattan sorumlu tutulan sigorta şirketi, kazaya neden olan aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olup, KTK.nun 98/1, 99/1, TTK.nun 1299. maddeleri ile ZMSS. Genel Şartlarının 12. maddesi uyarınca sigorta şirketi kendisine olayın bilgi ve belgeleri ile birlikte başvurulmasından itibaren 8 iş günü sonunda, böyle bir başvuru yok ise dava tarihinde temerrüde düşeceğinden, temerrüt tarihinin açıkça saptanması gerekir. Her ne kadar davacı taraf, davalı sigortadan ödeme talebinde bulunduğunu iddia ediyorsa da, bunun davalı sigortaya hangi tarihte tebliğ edildiğine ilişkin bir belge bulunmaktadır. Ancak, dosya içinde mevcut davalı ... tarafından davacılardan ...’a hitaben yazılan 08.03.2005 tarihli yazıya göre adı geçen davacının davalı ... şirketine tazminat için başvurduğu anlaşılmakta olup, bu davacının sigorta şirketine yaptığı başvuru tarihinin belirlenerek yukarıda açıklanan hükümlere göre temerrüt tarihinin tespiti gerekirken, mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.

3- Ayrıca, mahkemece, ıslah edilen miktar için ıslah dilekçesinde faiz talep edilmediği gerekçesiyle, bu miktar yönünden temerrüt faizine hükmedilmemiş ise de, davalı ... şirketinin dava ve ıslah dilekçesinde talep edilen tüm tazminat yönünden yukarıda 2 nolu bentte açıklanan hükümler çerçevesinde tesbit edilecek tarihte temerrüde düştüğünün kabulü gerekir. Zira, anılan maddelerde, ihbar keyfiyeti zarar miktarı olarak değil, kazanın ihbarı olarak düzenlenmiş bulunmaktadır. Dairemizin yerleşik uygulaması da bu yöndedir.

Somut olayda, davacılar vekili, ıslah dilekçesinde, dava dilekçesinde istenen tazminat miktarını bilirkişi raporunda belirlenen rakama yükselttiklerini belirtmiş olup, ıslah dilekçesindeki anlatım gözetildiğinde, dava dilekçesinde var olan temerrüt faizi isteğine bağlı olarak, ıslah dilekçesinde de temerrüt faizi istendiğinin kabulü gerekir. Varılması gereken bu sonuca bağlı olarak da, ıslah edilen kısım itibariyle de temerrüt faizi istendiğinin kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, mahkemece yukarıda açıklanan ilke ve esaslara göre, ıslah edilen bölüm için de temerrüt faizine hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/4244 E. 2010/10451 K.

    Ortak:

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/6663 E. 2010/2330 K.

    Ortak:

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal

  • Maddi ve Manevi Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/14344 E. 2010/8845 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

4 benzer karar daha
  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/38 E. 2010/10288 K.

    Ortak:

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/5603 E. 2010/11772 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/454 E. 2010/8240 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Rücuen tazminat | Tahsil

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/14214 E. 2011/6913 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2010/8675 E.  ,  2011/14602 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen davada Merzifon Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 12.11.2009 tarih ve 2005/160-2009/530 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı ... ve .... vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacılar vekili, müvekkillerinin murislerinin davalılardan Aksema Turizm AŞ.’ye ait otobüste yolcu iken diğer davalı şirkete ait kamyon ile otobüsün çarpışması sonucu vefat ettiklerini, müvekkillerinin murislerinin desteklerinden yoksun kaldıklarını ve manevi olarak zarar gördüklerini ileri sürerek, ıslah ile artırılmış olarak 34.728,83 TL maddi ve 152.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı ... şirketleri ile davalı Aksu Nakliyat Ltd.Şti. vekilleri, ayrı ayrı davanın reddini istemiştir.

Diğer davalılar davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı ... ve ... dışındaki davacıların tüm davalılar yönünden, davacı ... ve ...’in ise sigorta şirketleri dışındaki davalılar yönünden davaların takip edilmemesi nedeniyle açılmamış sayılmasına, davacılardan ... ve ...’in davalı İsviçre Sigorta Şirketi'ne yönelik davalarının kabulü ile toplam 34.728,83 TL maddi tazminatın temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, diğer davalı ... hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı ... ve ... vekili temyiz etmiştir.

1- Dava, davacıların murisinin içinde yolcu olarak bulunduğu aracın karıştığı kaza sonucu vefat nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Kanuni faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin 3095 sayılı Yasanın 4489 sayılı Yasa ile değiştirilen ve 01.01.2000 tarihinde yürürlüğe giren değişik 1. maddesi hükmüne göre %30 yasal faiz oranından vazgeçilerek, bunun yerine Merkez Bankasının kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranında faiz uygulamasına geçilmiş, anılan Yasanın 2. maddesinin 1 ve 2. fıkralarının birlikte değerlendirilmesinden anlaşıldığı üzere ve değişik 1. maddeye yapılan atıf nedeniyle ticari olmayan işlerden doğan para alacaklarında reeskont oranında temerrüt faizi istenebileceği 2/f-2. maddesi hükmüne göre ise yukarıda belirtilen değişiklik tarihinden itibaren ticari işlerde Merkez Bankası’nın kısa vadeli avanslar için uyguladığı ve reeskont oranına göre daha yüksek bir oranı ifade eden avans faizi oranında temerrüt faizi istenebileceği düzenlenmiştir.

Daha sonra 5335 sayılı Yasa ile 1. madde hükmü yeniden değiştirilmiş, 01.05.2005 tarihinde yürürlüğe giren hükme göre yasal faizin (ticari olmayan işlerde uygulanan temerrüt faizi) reeskont oranına göre belirlenmesi düzenlemesinden vazgeçilip, reeskont oranı tabiri madde metninden çıkartılmış bunun yerine artırılma-indirilme yetkisi Bakanlar Kurulu’na bırakılan ve belli bir oranı ifade etmekte olan (önce %12 iken 01.01.2006 tarihinden itibaren %9) yasal faiz uygulamasına geçilmiş bulunmakta ve böylece 01.01.2000 tarihinden önceki dönemde ticari işlerde 01.01.2000-01.05.2005 tarihleri arasında ise ticari olmayan işlerde temerrüt faizine esas olarak uygulanan reeskont oranına yasa metninde yer verilmemiştir.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayda halli gereken husus davacının reeskont oranı tabirinin yasadan çıkarıldığı 01.05.2005 tarihinden sonra da (davada 12.09.2005 tarihinden itibaren istenmiş) ticari işlerde reeskont oranına göre temerrüt faizi isteyip isteyemeyeceği buna Yasanın 2/f.2. maddesi hükmünün engel teşkil edip etmeyeceği, bir başka ifadeyle ticari işlerde ancak avans faizimi istenebileceği, bunun dışındaki istemlerin yasal faiz istemini mi ifade edeceği noktasında toplanmaktadır. Yasanın 2/f.2. hükmünde “…ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir” denilmekte olup, istenebilir şeklindeki düzenlemenin para alacaklısının ancak avans faizi isteyebileceği böyle bir talep yerine somut olayda olduğu gibi reeskont faizi istemesi halinde avans faizinden vazgeçtiği ve artık ancak 2/f-1.

hükmü yollaması ile aynı Yasa'nın 1. maddesine göre yasal temerrüt faizi isteyebileceğini düşündürmekte ise de, bu kabul tarzının aşağıda açıklanacak nedenlerle isabetli olamayacağı ve yasanın böyle bir sonucu amaçlamadığı kabul edilmelidir.

Yasal düzenlemenin değerlendirmesine geçildiğinde, yukarıda anılan madde metninde yer alan istenebilir hükmünün alacaklının en çok hangi oranda faiz talep edebileceği bir başka ifadeyle azami faiz oranını gösterdiği onun da avans faizi olduğu yoksa alacaklının avans faizi istemesi mümkün iken tercihini bu yönde kullanmayıp, ondan daha düşük oranda bir faiz oranını ifade eden belli bir faiz türüne veya orana göre talepte bulunmasına engel teşkil edemeyeceği, aksine bir düşüncenin alacaklının ihtiyarında olan daha az oranda faiz isteme yetkisinin alacak ticari bir işten doğmuş olsa bile ya isteyebileceğinin en azını (yasal faiz) ya da en çoğunu (avans faizi) isteyebilirsin şeklinde yasa ile elinden alınmasının avans faizinden az yasal faizden çok olan bir orana göre faiz talep etmesini engelleyeceği sonucunu doğuracağı, bunun da alacaklıyı avans faizi talebine yönelterek borçlunun durumunu ağırlaştıracağı oysa yasanın böyle bir amacı olamayacağı gibi alacaklının talep hakkını tercih yönünden sınırlandırdığı da düşünülemez.

Ancak bu arada şunu da ifade etmek gerekir ki alacaklının avans faizinden daha az oranda talep ettiği faizin sadece adi işlerde uygulanacağına ilişin bir düzenleme varsa veya istenen faiz türünün oran olarak belirlenebilirliği yoksa böyle bir halde alacaklının Yasanın 1. maddesi hükmüne göre faiz talep ettiğini kabul etmek gerekecektir.

Somut olaya dönüldüğünde davacılar vekili, tazminata reeskont faizi uygulanmasını talep etmiştir. Reeskont faizi Merkez Bankasının reeskont işlemlerinde uyguladığı iskonto oranı olup, Merkez Bankasının yayınladığı orana göre belirlenmesi mümkün olduğu gibi daima avans faizinden düşük bir oranı ifade ettiği de dikkate alındığında ve yukarıda yapılan açıklamalar ve varılan sonuca göre yasa metninde 01.05.2005 tarihinden itibaren yer almasa da davacıların ticari işten doğan alacağı için avans faizi yerine reeskont faizi talep edebileceği gözetilerek, buna göre karar verilmek gerekirken yasal faize karar verilmiş olması doğru görülmemiş kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

2- Mahkemece tazminattan sorumlu tutulan sigorta şirketi, kazaya neden olan aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olup, KTK.nun 98/1, 99/1, TTK.nun 1299. maddeleri ile ZMSS. Genel Şartlarının 12. maddesi uyarınca sigorta şirketi kendisine olayın bilgi ve belgeleri ile birlikte başvurulmasından itibaren 8 iş günü sonunda, böyle bir başvuru yok ise dava tarihinde temerrüde düşeceğinden, temerrüt tarihinin açıkça saptanması gerekir. Her ne kadar davacı taraf, davalı sigortadan ödeme talebinde bulunduğunu iddia ediyorsa da, bunun davalı sigortaya hangi tarihte tebliğ edildiğine ilişkin bir belge bulunmaktadır. Ancak, dosya içinde mevcut davalı ... tarafından davacılardan ...’a hitaben yazılan 08.03.2005 tarihli yazıya göre adı geçen davacının davalı ...

şirketine tazminat için başvurduğu anlaşılmakta olup, bu davacının sigorta şirketine yaptığı başvuru tarihinin belirlenerek yukarıda açıklanan hükümlere göre temerrüt tarihinin tespiti gerekirken, mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.

3- Ayrıca, mahkemece, ıslah edilen miktar için ıslah dilekçesinde faiz talep edilmediği gerekçesiyle, bu miktar yönünden temerrüt faizine hükmedilmemiş ise de, davalı ... şirketinin dava ve ıslah dilekçesinde talep edilen tüm tazminat yönünden yukarıda 2 nolu bentte açıklanan hükümler çerçevesinde tesbit edilecek tarihte temerrüde düştüğünün kabulü gerekir. Zira, anılan maddelerde, ihbar keyfiyeti zarar miktarı olarak değil, kazanın ihbarı olarak düzenlenmiş bulunmaktadır. Dairemizin yerleşik uygulaması da bu yöndedir.

Somut olayda, davacılar vekili, ıslah dilekçesinde, dava dilekçesinde istenen tazminat miktarını bilirkişi raporunda belirlenen rakama yükselttiklerini belirtmiş olup, ıslah dilekçesindeki anlatım gözetildiğinde, dava dilekçesinde var olan temerrüt faizi isteğine bağlı olarak, ıslah dilekçesinde de temerrüt faizi istendiğinin kabulü gerekir. Varılması gereken bu sonuca bağlı olarak da, ıslah edilen kısım itibariyle de temerrüt faizi istendiğinin kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, mahkemece yukarıda açıklanan ilke ve esaslara göre, ıslah edilen bölüm için de temerrüt faizine hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda 1, 2 ve 3 nolu bentlerde açıklanan nedenle, mümeyyiz davacılar vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın, mümeyyiz davacılar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 27.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1032674100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.