Huzur hakkı verilmesinin zorunluluğu: iptal yerine uygun miktar belirlenmesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/3356 E. 2024/1518 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
Kâr dağıtılmayıp yedeğe ayrılması ve şirketin ihtiyacı bulunmayan sermaye artırımı, ortakların kâr beklentisi ve şirketin mali yapısı gözetildiğinde objektif iyi niyet kurallarına aykırı olduğundan iptal edilebilir. Buna karşılık yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı, angarya yasağı ve TTK 394 gereği verilmesi gereken bir haktır; ödemenin fahiş bulunması hâlinde mahkemece kararın iptali yerine, gerekirse bilirkişi incelemesiyle uygun huzur hakkı miktarı belirlenmelidir.
Ele alınan sorunlar
Kâr dağıtılmayıp olağanüstü yedeğe ayrılmasına ilişkin kararın iptali (7 numaralı) → kabul
İddia: Ekonomik durgunluk ve likidite yapısı nedeniyle kârın dağıtılmayıp yedeğe ayrılmasının şirketin güçlenmesine hizmet ettiği, iyi niyet kurallarına aykırı olmadığı (davalı temyizi).
Gerekçe: Yıl kârının dağıtılmayıp yedeklere ayrılması, şirket ortaklarının kâr dağıtılması beklentisini ortadan kaldırır; şirket sermayesi ile öz kaynak toplamı dikkate alındığında 2017 yılı kârının hissedarlara dağıtılması objektif iyi niyet kurallarına uygun düşer. Bu nedenle kararın iptali yerindedir. (Bölge Adliye Mahkemesi'nce yerinde görülen gerekçe)
Sermaye artırımına ilişkin kararın iptali (8 numaralı) → kabul
İddia: Şirketin kredi maliyetinden kurtulmak ve ortaklardan nakit girişi sağlamak için sermaye artırımına ihtiyacı olduğu, kararın iyi niyete aykırı olmadığı (davalı temyizi).
Gerekçe: Şirketin aktif büyüklüğü, cirosu ve mevcut öz kaynağı dikkate alındığında bu denli bir sermayeye ihtiyacı bulunmadığından, nakdi sermaye artırımı kararının iptali yerindedir. (Bölge Adliye Mahkemesi'nce yerinde görülen gerekçe)
Yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı/ikramiye ödenmesine ilişkin kararın iptali (9 numaralı) → kabul
İddia: Huzur hakkı için şirketin kâr etmesinin gerekmediği, ödemenin fahiş olmadığı ve emsal ücretler araştırılmadan iptale karar verildiği (davalı temyizi).
Gerekçe: 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü maddesi (6762 sayılı Kanun'un 333 üncü maddesi) uyarınca yönetim kurulu üyelerine her toplantı günü için ücret verilir; huzur hakkı esas sözleşmeyle veya genel kurulca tayin olunabilir. Bu konuda alınmış bir karar bulunmasa dahi, Anayasa'ya göre angarya yasak olduğundan yönetim kurulu üyelerine uygun bir ücret verilmelidir. Bu durumda mahkemece, huzur hakkı konusunda inceleme yapılarak, gerekirse bilirkişi aracılığıyla uygun miktar belirlenip yöneticilere huzur hakkı verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak kararın iptaline hükmedilmesi doğru olmamıştır.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı ödenmesinin -şirketin kâr etmesi şartına bağlı olmaksızın- angarya yasağı ve TTK 394 gereği zorunlu olduğu; ödeme fahiş görülse dahi iptal yerine uygun miktarın belirlenmesi gerektiği yönünden bağlayıcı emsaldir.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
huzur hakkı↗ angarya yasağı↗ örtülü kâr dağıtımı↗ objektif iyi niyet kuralı↗ sermaye artırımı↗ genel kurul kararının iptali↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Karar öncesi ve sonrası tutanağa geçen açık muhalefet koşulu karşılar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/1375 E. 2022/5583 K.
Ortak:genel kurul kararının iptali · dava şartı
İncelediğiniz kararda… rekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 10.12.2020 tarihli ve 2019/468 E., 2020/1439 K. sayılı kararıyla davacı ortağın genel kurulda kendisini vekili aracılığıyla «temsil» ettirdiği, vekilin iptali istenen ve mahkemece kabulüne karar verilen 28.03.2018 tarihinde yapılan 2017 yılı «olağan genel kurul» «toplantı tutanağının» 7,8 ve 9. maddesi ile ilgili olarak daha karar alınmadan önce karşı çıkıp itiraz ettiği («peşin muhalefette» bulunduğu), bu şekildeki muhalefet öneriye karşı çıkma olup, kararın alınmasından sonra yapılmış bir karşı çıkmanın, muhalefetin bulunmadığı, karardan sonra davacının bu karara muhalif olduğuna dair bir «şerh» yazmadığı gibi bu karara muhalif olduğuna dair ayrı bir yazılı beyan sunmadığı, bu durumda «iptal davası» açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulunun yerine getirilmediği, bu hususun dava şartı olduğu, dava şartlarının bulunup bulunmadığının yargılamanın her aşamasında resen gözetileceği, buna göre ilgili «genel kurul kararlarının iptali» davasının dava «şartı yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken söz konusu husus dikkate alınmadan ilgili genel kurul kararlarının iptaline karar verilmesi doğru olmadığı gerekçesi i …
TTK’nun 381. maddesi «genel kurul kararlarının iptalinin» şartlarını ve usulünü düzenlemiş olup, anılan maddede toplantıda hazır bulunup da karara muhalif kalarak keyfiyeti zapta geçirten pay sahibinin «iptal davası» açabileceği belirtilmiştir.
… e; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından gerekçeli kararda dayanak alınan bilirkişi raporunda iptaline karar verilen 7 nolu gündem maddesinde herhangi bir kanuna ve ana «sözleşmeye aykırılığın» tespit edilmediğini, söz konusu «genel kurul kararının iptali» yönünde görüş bildiren gerekçeli karara konu raporda bilirkişinin, şirket ortaklarının «kar dağıtılması» beklentisini ortadan kaldırdığı, şirket sermayesi ile öz kaynak toplamı dikkate alındığında 2017 yılı karının hissedarlara dağıtılmasının «objektif iyi niyet kurallarına» uygun olacağına dair soyut görüşleri dışında hiçbir somut verinin bulunmadığını, yabancı para cinsi üzerinden bayilik hizmeti veren müvekkil şirketin, imalatçı bir firma olmaması nedeniyle de mevcut karını sermaye olarak kullanmak, kar dağıtmayarak yine tüm ortakların yararına olacak şekilde ticari işleri için kullanmanın kanuna, şirket ana sözleşmesine ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı olmadığını, otomotiv sektöründeki devam eden ekonomik durgunluk da nazara alınarak şirketin ekonomik açıdan daha güçlü olmasını teminen önlem olarak kar dağıtımı yapılmadığını, şirket karının dağıtılmayarak olağanüstü yedeklere ayrılmış olan karlarının yine davaya konu edilen genel kurulda şirket sermayesinin arttırılmasında kullanılmasına karar verilmiş olmasının hem davacının hem de şirketin ekonomik olarak daha güçlü olmasını sağladığını, şirket yönetim kurulunun, şirketin gelirlerini arttırdığını, 2013-2014-2015-2016 yıllarında şirket karının ticari mal alımında kullanıldığının «defterlerden» anlaşıldığını, geçmiş yıllarda şirket karlarının, şirketin iştigal alanı olan ticari otobüs ve kamyon alımı için kullanılması karşısında davacının bu uygulamaya herhangi bir itirazı olmadığı gibi «bilirkişi incelemesinde» de tespit edilmediğini, davacının şirkete ortak olduğu tarihte adına ödenmiş olan hisse bedelleri değeri ile bugün itibariyle hisse değeri karşılıkları arasında ciddi bir artışın olduğunu, «sermaye artırımı» kararının hangi sebeple hukuka aykırı olduğuna dair bir sav ileri sürülmeden sadece hukuka aykırıdır denilmek suretiyle iptalinin istenmesinin hukuk etiğine aykırı olduğunu, iç kaynaklardan arttırılan sermaye artımı kararının iptaline karar verilmesini gerektirir bir «sebebin» bulunmadığını, ekonomik durgunluk nedeniyle «kar payı» dağıtmayan müvekkil şirketin, ekonomik gücünü ve devamlılığını korumak adına kar payı dağıtmamaya dair kararının iptali isabetsiz olduğunu, şirketin 2008 yılından bu yana şirket karlarının olağanüstü yedeklere ayrıldığı, «yönetim kurulu» üyelerine «huzur hakkı» verilmesinin kabul edildiğinin şirket kayıtlarında belli olduğunu, 2012 yılında oy birliği ile kabul edilen huzur hakkı bedelinin aynı bedel olarak belirlenmiş olmasına rağmen aradan 6 yıl geçtikten sonra iyi niyetli olmadığının kabulü açıkça yanlı bir tutumun göstergesi olduğunu, müvekkilin likidite yapısının güçlü olmadığını, yüksek tutarlardaki döviz borçlanması, net çalışma sermayesi açığının olmadığını, borç miktarının şirketin öz varlığının kat be kat üzerinde olduğundan yeni kredi vereceklerin güvence istemesine ve borçlanma maliyeti ile faiz giderlerinin arttığını, finansman giderinin dönem faaliyet karını tamamen eritmesine rağmen kar dağıtımı yapmama yönünde alınan kararın «dürüstlük kuralına aykırılık» teşkil ettiğine dair hükmün usul ve yasaya aykırı olduğunu, 2017 faaliyet sonucu şirket her ne kadar kar ile sonuçlandırmış olsa da, geçmiş yıllardan gelmekte olan geçmiş yıl zararları bulunduğunu, müvekkili şirketi imalatçı bir işletme olmadığından yatırım yapmak yerine likiditesini aktif tutarak ticari sirkülasyonunu güçlendirdiğini, ekonomik durgunluk ve likidite sıkıntısı nedeniyle kar payı dağıtmayan müvekkili şirketin, ekonomik gücünü ve devamlılığını korumak adına sermaye artırımına dair kararının iptalinin isabetsiz olduğunu, bir şirketin sermaye artırımına ihtiyaç duyup duymayacağı ya da ne kadarlık bir sermaye artışına ihtiyaç duyacağı bilirkişilerce yapılacak bir tespit olamayacağından, böyle bir bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle verilen hükmün açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, söz konusu genel kurul kararının iptali yönünde görüş bildiren gerekçeli karara konu raporda bilirkişilerin ; çoğunluk pay sahibinin sermaye artırım haklarını kötüye kullandığından dürüstlük kuralına aykırı olduğuna dair soyut görüşleri dışında hiçbir somut verinin bulunmadığını, vahşi piyasa ortamında müvekkil şirketin yüksek kredi faizleri ile bankalardan kredi kullanması yerine sermaye artırımı ile şirketin ortaklarından elde edilecek nakit girişi sayesinde krediye ihtiyaç duymadan yoluna devam etmesi kadar doğal bir durum olamayacağını, huzur hakkına ilişkin olarak şirketin önceki uygulamaları, emsal piyasadaki başkaca huzur hakkı miktarları kıyaslanmadan, bilirkişinin kanaat içerir, genel geçer, yoruma dayalı raporu doğrultusunda genel kurulun 9 numaralı gündeminin iptaline karar verildiğini, davalı şirketin önceki uygulamaları incelenmediğini,davalı şirketin büyüklüğü, yaptığı iş ve yönetim kurulu üyelerinin üstlendiği sorumluluk ile aynı nitelikteki emsal ücretler dahi resen bilirkişi tarafından araştırılmadan hazırlandığını, ayrıca huzur hakkı verilmesi için şirketin kar etmesine dahi gerek olmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 511 inci maddesinde kazanç «payı dağıtılması» için getirilmiş olan bu özel düzenlemenin, huzur hakkı, ücret, «prim», ikramiye gibi diğer mali haklar açısından getirilmediğini, huzur hakkının tanınması ya da prim ödenmesi için şirketin kar etmiş olmasına dahi gerek olmadığını, orta düzey bir müdürün aylık maaşına denk gelen, paranın satın alma gücü, günümüzdeki yaşam şartları kıyaslandığında 9 nolu genel kurul kararının iptali şartlarının oluştuğuna dair mahkemenin kanaati usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca yönetim kurulu üyelerinin banka «kredi sözleşmelerinde» şahsi «kefaletleri» olduğunun da irdelenmediğini belirterek kararının bozulmasını istemiştir.
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre yapılan «istinaf incelemesi» sonucunda; davacı ortağın genel kurulda kendisini vekili aracılığıyla «temsil» ettirdiği, vekilin iptali istenen ve mahkemece kabulüne karar verilen 28/03/2018 tarihinde yapılan 2017 yılı «olağan genel kurul» «toplantı tutanağının» 7-8 ve 9. maddesi ile ilgili olarak daha karar alınmadan önce karşı çıkıp itiraz ettiği («peşin muhalefette» bulunduğu), bu şekildeki muhalefet öneriye karşı çıkma olup, kararın alınmasından sonra yapılmış bir karşı çıkmanın, muhalefetin bulunmadığı, karardan sonra davacının bu karara muhalif olduğuna dair bir «şerh» yazmadığı gibi bu karara muhalif olduğuna dair ayrı bir yazılı beyan sunmadığı, bu durumda «iptal davası» açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulunun yerine getirilmediği, bu hususun dava şartı olduğu, dava şartlarının bulunup bulunmadığının yargılamanın her aşamasında resen gözetileceği, buna göre ilgili «genel kurul kararlarının iptali» davasının dava «şartı yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken söz konusu husus dikkate alınmadan ilgili genel kurul kararlarının iptaline karar verilmesi doğru olmadığı gerekçesi i …
Dava, «anonim şirket» «genel kurul kararının iptali» istemine ilişkin olup, mahkemece «iptal davası» açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulu yerine getirilmediği gerekçesi ile, davanın HMK m.114/2 ve 115 maddeleri hükmü gereğince reddine karar verilmiştir.
TTK’nun 381. maddesi «genel kurul kararlarının iptalinin» şartlarını ve usulünü düzenlemiş olup, anılan maddede toplantıda hazır bulunup da karara muhalif kalarak keyfiyeti zapta geçirten pay sahibinin «iptal davası» açabileceği belirtilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:peşin muhalefet · toplantı tutanağı
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre yapılan «istinaf incelemesi» sonucunda; davacı ortağın genel kurulda kendisini vekili aracılığıyla «temsil» ettirdiği, vekilin iptali istenen ve mahkemece kabulüne karar verilen 28/03/2018 tarihinde yapılan 2017 yılı «olağan genel kurul» «toplantı tutanağının» 7-8 ve 9. maddesi ile ilgili olarak daha karar alınmadan önce karşı çıkıp itiraz ettiği («peşin muhalefette» bulunduğu), bu şekildeki muhalefet öneriye karşı çıkma olup, kararın alınmasından sonra yapılmış bir karşı çıkmanın, muhalefetin bulunmadığı, karardan sonra davacının bu karara muhalif olduğuna dair bir «şerh» yazmadığı gibi bu karara muhalif olduğuna dair ayrı bir yazılı beyan sunmadığı, bu durumda «iptal davası» açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulunun yerine getirilmediği, bu hususun dava şartı olduğu, dava şartlarının bulunup bulunmadığının yargılamanın her aşamasında resen gözetileceği, buna göre ilgili «genel kurul kararlarının iptali» davasının dava «şartı yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken söz konusu husus dikkate alınmadan ilgili genel kurul kararlarının iptaline karar verilmesi doğru olmadığı gerekçesi i …
Ancak, davalı şirketin 28/03/2018 tarihli «olağan genel kurul» toplantısında iptali talep edilen; “Şirketin kârından kanun ve «esas sözleşme» gereği gereken miktarlar ayrıldıktan sonra kalan kısmın tamamının olağanüstü yedek olarak ayrılması”na yönelik 7. “Yönetim kurulu tarafından önerilen esas sözleşmenin 6 numaralı “Sermaye ve Hisse Senetlerinin Nev’i” maddesinin değiştirilmesi”ne yönelik 8 ve “Yönetim Kurulu üyeleri ...,...ve ...’ya ayrı ayrı aylık 20.000.-TL net «huzur hakkı» ödenmesi, ayrıca şirketin faaliyetlerindeki başarılarından dolayı Yönetim Kurulu üyeleri ...,...ve ...’ya ayrı ayrı 200.000.-TL ikramiye verilmesi”ne yönelik 9.gündem maddeleri görüşmeye açıldığı sırada davacı vekili söz alarak gündeme ilişkin muhalefet beyanında bulunmuş, her üç gündem maddesi de 667 «olumsuz» oya karşılık 159.333 oyçokluğu ile karar alındıktan sonra da davacı vekili tekrar söz alarak, alınan karara muhalif olduklarını, talepleri dışında karar alındığını ve dava açacaklarını bildirmek suretiyle davacı yanın açık muhalefet «kaydı» genel kurul «toplantı tutanağına» geçirilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/2841 E. 2019/6994 K.
Ortak:huzur hakkı · genel kurul kararının iptali · dava şartı
İncelediğiniz kararda… e; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından gerekçeli kararda dayanak alınan bilirkişi raporunda iptaline karar verilen 7 nolu gündem maddesinde herhangi bir kanuna ve ana «sözleşmeye aykırılığın» tespit edilmediğini, söz konusu «genel kurul kararının iptali» yönünde görüş bildiren gerekçeli karara konu raporda bilirkişinin, şirket ortaklarının «kar dağıtılması» beklentisini ortadan kaldırdığı, şirket sermayesi ile öz kaynak toplamı dikkate alındığında 2017 yılı karının hissedarlara dağıtılmasının «objektif iyi niyet kurallarına» uygun olacağına dair soyut görüşleri dışında hiçbir somut verinin bulunmadığını, yabancı para cinsi üzerinden bayilik hizmeti veren müvekkil şirketin, imalatçı bir firma olmaması nedeniyle de mevcut karını sermaye olarak kullanmak, kar dağıtmayarak yine tüm ortakların yararına olacak şekilde ticari işleri için kullanmanın kanuna, şirket ana sözleşmesine ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı olmadığını, otomotiv sektöründeki devam eden ekonomik durgunluk da nazara alınarak şirketin ekonomik açıdan daha güçlü olmasını teminen önlem olarak kar dağıtımı yapılmadığını, şirket karının dağıtılmayarak olağanüstü yedeklere ayrılmış olan karlarının yine davaya konu edilen genel kurulda şirket sermayesinin arttırılmasında kullanılmasına karar verilmiş olmasının hem davacının hem de şirketin ekonomik olarak daha güçlü olmasını sağladığını, şirket yönetim kurulunun, şirketin gelirlerini arttırdığını, 2013-2014-2015-2016 yıllarında şirket karının ticari mal alımında kullanıldığının «defterlerden» anlaşıldığını, geçmiş yıllarda şirket karlarının, şirketin iştigal alanı olan ticari otobüs ve kamyon alımı için kullanılması karşısında davacının bu uygulamaya herhangi bir itirazı olmadığı gibi «bilirkişi incelemesinde» de tespit edilmediğini, davacının şirkete ortak olduğu tarihte adına ödenmiş olan hisse bedelleri değeri ile bugün itibariyle hisse değeri karşılıkları arasında ciddi bir artışın olduğunu, «sermaye artırımı» kararının hangi sebeple hukuka aykırı olduğuna dair bir sav ileri sürülmeden sadece hukuka aykırıdır denilmek suretiyle iptalinin istenmesinin hukuk etiğine aykırı olduğunu, iç kaynaklardan arttırılan sermaye artımı kararının iptaline karar verilmesini gerektirir bir «sebebin» bulunmadığını, ekonomik durgunluk nedeniyle «kar payı» dağıtmayan müvekkil şirketin, ekonomik gücünü ve devamlılığını korumak adına kar payı dağıtmamaya dair kararının iptali isabetsiz olduğunu, şirketin 2008 yılından bu yana şirket karlarının olağanüstü yedeklere ayrıldığı, «yönetim kurulu» üyelerine «huzur hakkı» verilmesinin kabul edildiğinin şirket kayıtlarında belli olduğunu, 2012 yılında oy birliği ile kabul edilen huzur hakkı bedelinin aynı bedel olarak belirlenmiş olmasına rağmen aradan 6 yıl geçtikten sonra iyi niyetli olmadığının kabulü açıkça yanlı bir tutumun göstergesi olduğunu, müvekkilin likidite yapısının güçlü olmadığını, yüksek tutarlardaki döviz borçlanması, net çalışma sermayesi açığının olmadığını, borç miktarının şirketin öz varlığının kat be kat üzerinde olduğundan yeni kredi vereceklerin güvence istemesine ve borçlanma maliyeti ile faiz giderlerinin arttığını, finansman giderinin dönem faaliyet karını tamamen eritmesine rağmen kar dağıtımı yapmama yönünde alınan kararın «dürüstlük kuralına aykırılık» teşkil ettiğine dair hükmün usul ve yasaya aykırı olduğunu, 2017 faaliyet sonucu şirket her ne kadar kar ile sonuçlandırmış olsa da, geçmiş yıllardan gelmekte olan geçmiş yıl zararları bulunduğunu, müvekkili şirketi imalatçı bir işletme olmadığından yatırım yapmak yerine likiditesini aktif tutarak ticari sirkülasyonunu güçlendirdiğini, ekonomik durgunluk ve likidite sıkıntısı nedeniyle kar payı dağıtmayan müvekkili şirketin, ekonomik gücünü ve devamlılığını korumak adına sermaye artırımına dair kararının iptalinin isabetsiz olduğunu, bir şirketin sermaye artırımına ihtiyaç duyup duymayacağı ya da ne kadarlık bir sermaye artışına ihtiyaç duyacağı bilirkişilerce yapılacak bir tespit olamayacağından, böyle bir bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle verilen hükmün açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, söz konusu genel kurul kararının iptali yönünde görüş bildiren gerekçeli karara konu raporda bilirkişilerin ; çoğunluk pay sahibinin sermaye artırım haklarını kötüye kullandığından dürüstlük kuralına aykırı olduğuna dair soyut görüşleri dışında hiçbir somut verinin bulunmadığını, vahşi piyasa ortamında müvekkil şirketin yüksek kredi faizleri ile bankalardan kredi kullanması yerine sermaye artırımı ile şirketin ortaklarından elde edilecek nakit girişi sayesinde krediye ihtiyaç duymadan yoluna devam etmesi kadar doğal bir durum olamayacağını, huzur hakkına ilişkin olarak şirketin önceki uygulamaları, emsal piyasadaki başkaca huzur hakkı miktarları kıyaslanmadan, bilirkişinin kanaat içerir, genel geçer, yoruma dayalı raporu doğrultusunda genel kurulun 9 numaralı gündeminin iptaline karar verildiğini, davalı şirketin önceki uygulamaları incelenmediğini,davalı şirketin büyüklüğü, yaptığı iş ve yönetim kurulu üyelerinin üstlendiği sorumluluk ile aynı nitelikteki emsal ücretler dahi resen bilirkişi tarafından araştırılmadan hazırlandığını, ayrıca huzur hakkı verilmesi için şirketin kar etmesine dahi gerek olmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 511 inci maddesinde kazanç «payı dağıtılması» için getirilmiş olan bu özel düzenlemenin, huzur hakkı, ücret, «prim», ikramiye gibi diğer mali haklar açısından getirilmediğini, huzur hakkının tanınması ya da prim ödenmesi için şirketin kar etmiş olmasına dahi gerek olmadığını, orta düzey bir müdürün aylık maaşına denk gelen, paranın satın alma gücü, günümüzdeki yaşam şartları kıyaslandığında 9 nolu genel kurul kararının iptali şartlarının oluştuğuna dair mahkemenin kanaati usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca yönetim kurulu üyelerinin banka «kredi sözleşmelerinde» şahsi «kefaletleri» olduğunun da irdelenmediğini belirterek kararının bozulmasını istemiştir.
… rekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 10.12.2020 tarihli ve 2019/468 E., 2020/1439 K. sayılı kararıyla davacı ortağın genel kurulda kendisini vekili aracılığıyla «temsil» ettirdiği, vekilin iptali istenen ve mahkemece kabulüne karar verilen 28.03.2018 tarihinde yapılan 2017 yılı «olağan genel kurul» «toplantı tutanağının» 7,8 ve 9. maddesi ile ilgili olarak daha karar alınmadan önce karşı çıkıp itiraz ettiği («peşin muhalefette» bulunduğu), bu şekildeki muhalefet öneriye karşı çıkma olup, kararın alınmasından sonra yapılmış bir karşı çıkmanın, muhalefetin bulunmadığı, karardan sonra davacının bu karara muhalif olduğuna dair bir «şerh» yazmadığı gibi bu karara muhalif olduğuna dair ayrı bir yazılı beyan sunmadığı, bu durumda «iptal davası» açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulunun yerine getirilmediği, bu hususun dava şartı olduğu, dava şartlarının bulunup bulunmadığının yargılamanın her aşamasında resen gözetileceği, buna göre ilgili «genel kurul kararlarının iptali» davasının dava «şartı yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken söz konusu husus dikkate alınmadan ilgili genel kurul kararlarının iptaline karar verilmesi doğru olmadığı gerekçesi i …
Dairemizin 07.09.2022 tarih, 2021/1375 E. ve 2022/5583 K. sayılı kararıyla ''..Ancak davalı şirketin 28/03/2018 tarihli «olağan genel kurul» toplantısında iptali talep edilen; “Şirketin kârından kanun ve «esas sözleşme» gereği gereken miktarlar ayrıldıktan sonra kalan kısmın tamamının olağanüstü yedek olarak ayrılması”na yönelik 7. “Yönetim kurulu tarafından önerilen esas sözleşmenin 6 numaralı “Sermaye ve Hisse Senetlerinin Nev’i” maddesinin değiştirilmesi”ne yönelik 8 ve “Yönetim Kurulu üyeleri ..., ... ve ...’ya ayrı ayrı aylık 20.000,00 TL net «huzur hakkı» ödenmesi, ayrıca şirketin faaliyetlerindeki başarılarından dolayı Yönetim Kurulu üyeleri ..., ... ve ...’ya ayrı ayrı 200.000,00TL ikramiye verilmesi”ne yönelik 9.gündem maddeleri görüşmeye açıldığı sırada davacı vekili söz alarak gündeme ilişkin muhalefet beyanında bulunmuş, her üç gündem maddesi de 667 «olumsuz» oya karşılık 159.333 oyçokluğu ile karar alındıktan sonra da davacı vekili tekrar söz alarak, alınan karara muhalif olduklarını, talepleri dışında karar alındığını ve dava açacaklarını bildirmek suretiyle davacı yanın açık muhalefet «kaydı» genel kurul «toplantı tutanağına» geçirilmiştir.
Benzer bu karardaDavacı vekilince davalı şirketin 28.04.2014 tarihinde gerçekleşen «olağan genel kurul» toplantısında alınan «huzur hakkının» artırılmasına ilişkin 7. maddenin iptali talep edilmiştir.
6102 sayılı TTK'nun 446. maddesi «genel kurul kararlarının iptalinin» şartlarını ve usulünü düzenlemiş olup, anılan maddede toplantıda hazır bulunup karara muhalif kalarak keyfiyeti zapta geçirten pay sahibinin «iptal davası» açabileceği belirtilmiştir.
Somut olayda, davacı ortağın genel kurulda kendisini vekili aracılığıyla «temsil» ettirdiği, vekilin iptali istenen «huzur hakkının» artırılmasına ilişkin 7. maddeye yönelik olarak daha karar alınmadan önce karşı çıktığı, «peşin muhalefette» bulunduğu, bu şekildeki muhalefet öneriye karşı çıkma olup, kararın alınmasından sonra yapılmış bir karşı çıkmanın, muhalefetin bulunmadığı, bu durumda «iptal davası» açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulunun yerine getirilmediği anlaşıldığından huzur hakkının artırılmasına dair 7 nolu gündem maddesi ile ilgili kararın iptali isteminin dava «şartı yokluğundan» reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece anılan husus nazara alınmadan 7 nolu maddenin iptaline karar verilmesi doğru olmamış, davalı vekilinin karar düzeltme …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:peşin muhalefet · olağanüstü genel kurul · dava şartı yokluğu · iptal davası · anonim şirket · temsil
Benzer bu karardaSomut olayda, davacı ortağın genel kurulda kendisini vekili aracılığıyla «temsil» ettirdiği, vekilin iptali istenen «huzur hakkının» artırılmasına ilişkin 7. maddeye yönelik olarak daha karar alınmadan önce karşı çıktığı, «peşin muhalefette» bulunduğu, bu şekildeki muhalefet öneriye karşı çıkma olup, kararın alınmasından sonra yapılmış bir karşı çıkmanın, muhalefetin bulunmadığı, bu durumda «iptal davası» açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulunun yerine getirilmediği anlaşıldığından huzur hakkının artırılmasına dair 7 nolu gündem maddesi ile ilgili kararın iptali isteminin dava «şartı yokluğundan» reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece anılan husus nazara alınmadan 7 nolu maddenin iptaline karar verilmesi doğru olmamış, davalı vekilinin karar düzeltme …
Dava, «anonim şirket» genel kurulunda alınan kararın iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekilince davalı şirketin 28.04.2014 tarihinde gerçekleşen «olağan genel kurul» toplantısında alınan «huzur hakkının» artırılmasına ilişkin 7. maddenin iptali talep edilmiştir.
6102 sayılı TTK'nun 446. maddesi «genel kurul kararlarının iptalinin» şartlarını ve usulünü düzenlemiş olup, anılan maddede toplantıda hazır bulunup karara muhalif kalarak keyfiyeti zapta geçirten pay sahibinin «iptal davası» açabileceği belirtilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/599 E. 2017/690 K.
Ortak:huzur hakkı
İncelediğiniz karardaDairemizin 07.09.2022 tarih, 2021/1375 E. ve 2022/5583 K. sayılı kararıyla ''..Ancak davalı şirketin 28/03/2018 tarihli «olağan genel kurul» toplantısında iptali talep edilen; “Şirketin kârından kanun ve «esas sözleşme» gereği gereken miktarlar ayrıldıktan sonra kalan kısmın tamamının olağanüstü yedek olarak ayrılması”na yönelik 7. “Yönetim kurulu tarafından önerilen esas sözleşmenin 6 numaralı “Sermaye ve Hisse Senetlerinin Nev’i” maddesinin değiştirilmesi”ne yönelik 8 ve “Yönetim Kurulu üyeleri ..., ... ve ...’ya ayrı ayrı aylık 20.000,00 TL net «huzur hakkı» ödenmesi, ayrıca şirketin faaliyetlerindeki başarılarından dolayı Yönetim Kurulu üyeleri ..., ... ve ...’ya ayrı ayrı 200.000,00TL ikramiye verilmesi”ne yönelik 9.gündem maddeleri görüşmeye açıldığı sırada davacı vekili söz alarak gündeme ilişkin muhalefet beyanında bulunmuş, her üç gündem maddesi de 667 «olumsuz» oya karşılık 159.333 oyçokluğu ile karar alındıktan sonra da davacı vekili tekrar söz alarak, alınan karara muhalif olduklarını, talepleri dışında karar alındığını ve dava açacaklarını bildirmek suretiyle davacı yanın açık muhalefet «kaydı» genel kurul «toplantı tutanağına» geçirilmiştir.
… e; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından gerekçeli kararda dayanak alınan bilirkişi raporunda iptaline karar verilen 7 nolu gündem maddesinde herhangi bir kanuna ve ana «sözleşmeye aykırılığın» tespit edilmediğini, söz konusu «genel kurul kararının iptali» yönünde görüş bildiren gerekçeli karara konu raporda bilirkişinin, şirket ortaklarının «kar dağıtılması» beklentisini ortadan kaldırdığı, şirket sermayesi ile öz kaynak toplamı dikkate alındığında 2017 yılı karının hissedarlara dağıtılmasının «objektif iyi niyet kurallarına» uygun olacağına dair soyut görüşleri dışında hiçbir somut verinin bulunmadığını, yabancı para cinsi üzerinden bayilik hizmeti veren müvekkil şirketin, imalatçı bir firma olmaması nedeniyle de mevcut karını sermaye olarak kullanmak, kar dağıtmayarak yine tüm ortakların yararına olacak şekilde ticari işleri için kullanmanın kanuna, şirket ana sözleşmesine ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı olmadığını, otomotiv sektöründeki devam eden ekonomik durgunluk da nazara alınarak şirketin ekonomik açıdan daha güçlü olmasını teminen önlem olarak kar dağıtımı yapılmadığını, şirket karının dağıtılmayarak olağanüstü yedeklere ayrılmış olan karlarının yine davaya konu edilen genel kurulda şirket sermayesinin arttırılmasında kullanılmasına karar verilmiş olmasının hem davacının hem de şirketin ekonomik olarak daha güçlü olmasını sağladığını, şirket yönetim kurulunun, şirketin gelirlerini arttırdığını, 2013-2014-2015-2016 yıllarında şirket karının ticari mal alımında kullanıldığının «defterlerden» anlaşıldığını, geçmiş yıllarda şirket karlarının, şirketin iştigal alanı olan ticari otobüs ve kamyon alımı için kullanılması karşısında davacının bu uygulamaya herhangi bir itirazı olmadığı gibi «bilirkişi incelemesinde» de tespit edilmediğini, davacının şirkete ortak olduğu tarihte adına ödenmiş olan hisse bedelleri değeri ile bugün itibariyle hisse değeri karşılıkları arasında ciddi bir artışın olduğunu, «sermaye artırımı» kararının hangi sebeple hukuka aykırı olduğuna dair bir sav ileri sürülmeden sadece hukuka aykırıdır denilmek suretiyle iptalinin istenmesinin hukuk etiğine aykırı olduğunu, iç kaynaklardan arttırılan sermaye artımı kararının iptaline karar verilmesini gerektirir bir «sebebin» bulunmadığını, ekonomik durgunluk nedeniyle «kar payı» dağıtmayan müvekkil şirketin, ekonomik gücünü ve devamlılığını korumak adına kar payı dağıtmamaya dair kararının iptali isabetsiz olduğunu, şirketin 2008 yılından bu yana şirket karlarının olağanüstü yedeklere ayrıldığı, «yönetim kurulu» üyelerine «huzur hakkı» verilmesinin kabul edildiğinin şirket kayıtlarında belli olduğunu, 2012 yılında oy birliği ile kabul edilen huzur hakkı bedelinin aynı bedel olarak belirlenmiş olmasına rağmen aradan 6 yıl geçtikten sonra iyi niyetli olmadığının kabulü açıkça yanlı bir tutumun göstergesi olduğunu, müvekkilin likidite yapısının güçlü olmadığını, yüksek tutarlardaki döviz borçlanması, net çalışma sermayesi açığının olmadığını, borç miktarının şirketin öz varlığının kat be kat üzerinde olduğundan yeni kredi vereceklerin güvence istemesine ve borçlanma maliyeti ile faiz giderlerinin arttığını, finansman giderinin dönem faaliyet karını tamamen eritmesine rağmen kar dağıtımı yapmama yönünde alınan kararın «dürüstlük kuralına aykırılık» teşkil ettiğine dair hükmün usul ve yasaya aykırı olduğunu, 2017 faaliyet sonucu şirket her ne kadar kar ile sonuçlandırmış olsa da, geçmiş yıllardan gelmekte olan geçmiş yıl zararları bulunduğunu, müvekkili şirketi imalatçı bir işletme olmadığından yatırım yapmak yerine likiditesini aktif tutarak ticari sirkülasyonunu güçlendirdiğini, ekonomik durgunluk ve likidite sıkıntısı nedeniyle kar payı dağıtmayan müvekkili şirketin, ekonomik gücünü ve devamlılığını korumak adına sermaye artırımına dair kararının iptalinin isabetsiz olduğunu, bir şirketin sermaye artırımına ihtiyaç duyup duymayacağı ya da ne kadarlık bir sermaye artışına ihtiyaç duyacağı bilirkişilerce yapılacak bir tespit olamayacağından, böyle bir bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle verilen hükmün açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, söz konusu genel kurul kararının iptali yönünde görüş bildiren gerekçeli karara konu raporda bilirkişilerin ; çoğunluk pay sahibinin sermaye artırım haklarını kötüye kullandığından dürüstlük kuralına aykırı olduğuna dair soyut görüşleri dışında hiçbir somut verinin bulunmadığını, vahşi piyasa ortamında müvekkil şirketin yüksek kredi faizleri ile bankalardan kredi kullanması yerine sermaye artırımı ile şirketin ortaklarından elde edilecek nakit girişi sayesinde krediye ihtiyaç duymadan yoluna devam etmesi kadar doğal bir durum olamayacağını, huzur hakkına ilişkin olarak şirketin önceki uygulamaları, emsal piyasadaki başkaca huzur hakkı miktarları kıyaslanmadan, bilirkişinin kanaat içerir, genel geçer, yoruma dayalı raporu doğrultusunda genel kurulun 9 numaralı gündeminin iptaline karar verildiğini, davalı şirketin önceki uygulamaları incelenmediğini,davalı şirketin büyüklüğü, yaptığı iş ve yönetim kurulu üyelerinin üstlendiği sorumluluk ile aynı nitelikteki emsal ücretler dahi resen bilirkişi tarafından araştırılmadan hazırlandığını, ayrıca huzur hakkı verilmesi için şirketin kar etmesine dahi gerek olmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 511 inci maddesinde kazanç «payı dağıtılması» için getirilmiş olan bu özel düzenlemenin, huzur hakkı, ücret, «prim», ikramiye gibi diğer mali haklar açısından getirilmediğini, huzur hakkının tanınması ya da prim ödenmesi için şirketin kar etmiş olmasına dahi gerek olmadığını, orta düzey bir müdürün aylık maaşına denk gelen, paranın satın alma gücü, günümüzdeki yaşam şartları kıyaslandığında 9 nolu genel kurul kararının iptali şartlarının oluştuğuna dair mahkemenin kanaati usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca yönetim kurulu üyelerinin banka «kredi sözleşmelerinde» şahsi «kefaletleri» olduğunun da irdelenmediğini belirterek kararının bozulmasını istemiştir.
Bu durum karşısında mahkemece, «huzur hakkı» alacağı konusunda yukarıda açıklandığı şekilde inceleme yapılarak, gerekirse bilirkişi aracılığıyla uygun miktar belirlenerek yöneticilere huzur hakkı verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu yönden davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, asıl ve birleşen davanın reddine dair verilen kararın asıl davada davacılar, birleşen davada davalılar vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce «huzur hakkı» yönünden bozulmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
1 benzer karar daha
-
Kâr payı vazgeçilmez haktır; uzun süre dağıtılmaması iddiası araştırılmalıdır
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/14100 E. 2016/8853 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kâr payı hakkı · eksik inceleme
Benzer bu karardaHer ticaret şirketi gibi «anonim şirketin» nihai amacı kar elde etmek ve bunu dağıtmak olup anonim şirketin kar elde etme ve dağıtma nihai amacından doğan pay sahibinin «kar payı hakkı» da bir vazgeçilmez haktır.
Bu durumda mahkemece, davacıların davalı şirketin uzun yıllardır «kar payı» dağıtmadığına ilişkin iddiaları da araştırılarak, yukardaki genel kurulda alınan kar dağıtmama kararının davalı şirketin faaliyet gösterdiği sektörün genel gelişimi, davalı şirketin ekonomik faaliyet ve amaçları, ayrıca şirket işlemlerinin devamlı gelişmesini veyahut mümkün olduğu kadar istikrarlı kâr «payı dağıtılmasını» temin bakımından değerlendirilerek yasaya, ana sözleşmeye ve «iyiniyet kurallarına» aykırı olup olmadığı yolunda bu sahada uzman içinde ekonomistin de bulunduğu bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde «eksik incelemeyle» genel kurulun «kar dağıtılmaması» kararına ilişkin iptal isteminin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/3356 E. , 2024/1518 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI 2022/2056 Esas, 2023/401 Karar
DAVA TARİHİ
HÜKÜM
Davanın kabulü
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen genel kurul kararının iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu, şirket tarafından yapılan 28.03.2018 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 7-8-9 numaralı kararların kanuna, objektif iyi niyet kurallarına ve şirket ana sözleşmesine aykırı olması nedeniyle muhalefet şerhi konulduğunu, söz konusu kararların müvekkilinin mağduriyetine sebebiyet vereceğini ileri sürerek alınan kararların ayrı ayrı iptallerine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; alınan kararların şirketin mali yapısıyla uyumlu olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 05.12.2018 tarihli ve 2018/510 E., 2018/1376 K. sayılı kararıyla 7 numaralı karar yönünden; yıl kârının dağıtılmayıp yedeklere ayrılmasının şirket ortaklarının kâr dağıtılması beklentisini ortadan kaldırdığını, şirket sermayesi ile öz kaynak toplamı dikkate alındığında 2017 yılı kârının hissedarlara dağıtılmasının objektif iyi niyet kurallarına uygun olacağı, 8 numaralı karar yönünden; şirketin aktif büyüklüğü cirosu ve mevcut öz kaynağı dikkate alındığında şirketin bu denli bir sermayeye ihtiyacının olmadığı, bu nedenlerle nakdi sermaye arttırımına ise mevcut şirket yapısı kapsamında ihtiyaç olmadığı, 9 numaralı karar yönünden; şirketin 2017 yılında kâr dağıtmayıp kârı yedeklere aktardıktan sonra bir yıllık sürede üç yönetim kurulu üyesine 720.000,00 TL ödeme yapılması ve söz konusu net ödemenin brüt tutarının 1.200.000,00 TL civarında olması, bu denli ödemenin şirket ortakları arasında eşitsizlik anlamına geleceği ve bu nedenlerle alınan kararların kanuna, şirket ana sözleşmesine ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı oldukları gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı şirkete ait 28.03.2018 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan 7-8 ve 9 numaralı kararların iptaline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 10.12.2020 tarihli ve 2019/468 E., 2020/1439 K. sayılı kararıyla davacı ortağın genel kurulda kendisini vekili aracılığıyla temsil ettirdiği, vekilin iptali istenen ve mahkemece kabulüne karar verilen 28.03.2018 tarihinde yapılan 2017 yılı olağan genel kurul toplantı tutanağının 7,8 ve 9. maddesi ile ilgili olarak daha karar alınmadan önce karşı çıkıp itiraz ettiği (peşin muhalefette bulunduğu), bu şekildeki muhalefet öneriye karşı çıkma olup, kararın alınmasından sonra yapılmış bir karşı çıkmanın, muhalefetin bulunmadığı, karardan sonra davacının bu karara muhalif olduğuna dair bir şerh yazmadığı gibi bu karara muhalif olduğuna dair ayrı bir yazılı beyan sunmadığı, bu durumda iptal davası açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulunun yerine getirilmediği, bu hususun dava şartı olduğu, dava şartlarının bulunup bulunmadığının yargılamanın her aşamasında resen gözetileceği, buna göre ilgili genel kurul kararlarının iptali davasının dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken söz konusu husus dikkate alınmadan ilgili genel kurul kararlarının iptaline karar verilmesi doğru olmadığı gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak ve yeniden hüküm kurularak davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin ikinci fıkrası ve 115 inci maddeleri gereğince reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 07.09.2022 tarih, 2021/1375 E. ve 2022/5583 K. sayılı kararıyla ''..Ancak davalı şirketin 28/03/2018 tarihli olağan genel kurul toplantısında iptali talep edilen; “Şirketin kârından kanun ve esas sözleşme gereği gereken miktarlar ayrıldıktan sonra kalan kısmın tamamının olağanüstü yedek olarak ayrılması”na yönelik 7. “Yönetim kurulu tarafından önerilen esas sözleşmenin 6 numaralı “Sermaye ve Hisse Senetlerinin Nev’i” maddesinin değiştirilmesi”ne yönelik 8 ve “Yönetim Kurulu üyeleri ..., ... ve ...’ya ayrı ayrı aylık 20.000,00 TL net huzur hakkı ödenmesi, ayrıca şirketin faaliyetlerindeki başarılarından dolayı Yönetim Kurulu üyeleri ..., ... ve ...’ya ayrı ayrı 200.000,00TL ikramiye verilmesi”ne yönelik 9.gündem maddeleri görüşmeye açıldığı sırada davacı vekili söz alarak gündeme ilişkin muhalefet beyanında bulunmuş, her üç gündem maddesi de 667 olumsuz oya karşılık 159.333 oyçokluğu ile karar alındıktan sonra da davacı vekili tekrar söz alarak, alınan karara muhalif olduklarını, talepleri dışında karar alındığını ve dava açacaklarını bildirmek suretiyle davacı yanın açık muhalefet kaydı genel kurul toplantı tutanağına geçirilmiştir.
TTK’nun 381. maddesi genel kurul kararlarının iptalinin şartlarını ve usulünü düzenlemiş olup, anılan maddede toplantıda hazır bulunup da karara muhalif kalarak keyfiyeti zapta geçirten pay sahibinin iptal davası açabileceği belirtilmiştir.
Bu durumda, mahkemece, davacı tarafın alınan kararlara muhalif kaldığı ve muhalefetin kayıt altına alındığının kabulü ile iptal talep edilen kararların iptal nedenlerinin değerlendirilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddi doğru olmadığı...'' gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özellikle birbirini teyit eden ve mahkemece benimsenen bilirkişi raporlarındaki tespitlere göre; 7 nolu karar yönünden, yıl karının dağıtılmayıp yedeklere ayrılmasının şirket ortaklarının kar dağıtılması beklentisini ortadan kaldırdığı, şirket sermayesi ile öz kaynak toplamı dikkate alındığında 2017 yılı karının hissedarlara dağıtılmasının objektif iyi niyet kurallarına uygun olacağı, 8 nolu karar yönünden, şirketin aktif büyüklüğü cirosu ve mevcut öz kaynağı dikkate alındığında, şirketin bu denli bir sermayeye ihtiyacının olmadığı, nakdi sermaye arttırımına ise mevcut şirket yapısı kapsamında ihtiyaç olmadığı, 9 nolu karar yönünden, şirketin 2017 yılında kar dağıtmayıp karı yedeklere aktardıktan sonra bir yıllık sürede 3 yönetim kurulu üyesine 720.000,00 TL ödeme yapılması söz konusu net ödeme tutarının 1.320.000,00 TL olduğu gözetildiğinde, kararlaştırılan miktar davaya konu yıl bazında fahiş olup, bu denli ödemenin şirket ortakları arasında eşitsizlik anlamına geleceği gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı şirkete ait 28.03.2018 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan 7-8-9 nolu kararların iptaline karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından gerekçeli kararda dayanak alınan bilirkişi raporunda iptaline karar verilen 7 nolu gündem maddesinde herhangi bir kanuna ve ana sözleşmeye aykırılığın tespit edilmediğini, söz konusu genel kurul kararının iptali yönünde görüş bildiren gerekçeli karara konu raporda bilirkişinin, şirket ortaklarının kar dağıtılması beklentisini ortadan kaldırdığı, şirket sermayesi ile öz kaynak toplamı dikkate alındığında 2017 yılı karının hissedarlara dağıtılmasının objektif iyi niyet kurallarına uygun olacağına dair soyut görüşleri dışında hiçbir somut verinin bulunmadığını, yabancı para cinsi üzerinden bayilik hizmeti veren müvekkil şirketin, imalatçı bir firma olmaması nedeniyle de mevcut karını sermaye olarak kullanmak, kar dağıtmayarak yine tüm ortakların yararına olacak şekilde ticari işleri için kullanmanın kanuna, şirket ana sözleşmesine ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı olmadığını, otomotiv sektöründeki devam eden ekonomik durgunluk da nazara alınarak şirketin ekonomik açıdan daha güçlü olmasını teminen önlem olarak kar dağıtımı yapılmadığını, şirket karının dağıtılmayarak olağanüstü yedeklere ayrılmış olan karlarının yine davaya konu edilen genel kurulda şirket sermayesinin arttırılmasında kullanılmasına karar verilmiş olmasının hem davacının hem de şirketin ekonomik olarak daha güçlü olmasını sağladığını, şirket yönetim kurulunun, şirketin gelirlerini arttırdığını, 2013-2014-2015-2016 yıllarında şirket karının ticari mal alımında kullanıldığının defterlerden anlaşıldığını, geçmiş yıllarda şirket karlarının, şirketin iştigal alanı olan ticari otobüs ve kamyon alımı için kullanılması karşısında davacının bu uygulamaya herhangi bir itirazı olmadığı gibi bilirkişi incelemesinde de tespit edilmediğini, davacının şirkete ortak olduğu tarihte adına ödenmiş olan hisse bedelleri değeri ile bugün itibariyle hisse değeri karşılıkları arasında ciddi bir artışın olduğunu, sermaye artırımı kararının hangi sebeple hukuka aykırı olduğuna dair bir sav ileri sürülmeden sadece hukuka aykırıdır denilmek suretiyle iptalinin istenmesinin hukuk etiğine aykırı olduğunu, iç kaynaklardan arttırılan sermaye artımı kararının iptaline karar verilmesini gerektirir bir sebebin bulunmadığını, ekonomik durgunluk nedeniyle kar payı dağıtmayan müvekkil şirketin, ekonomik gücünü ve devamlılığını korumak adına kar payı dağıtmamaya dair kararının iptali isabetsiz olduğunu, şirketin 2008 yılından bu yana şirket karlarının olağanüstü yedeklere ayrıldığı, yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı verilmesinin kabul edildiğinin şirket kayıtlarında belli olduğunu, 2012 yılında oy birliği ile kabul edilen huzur hakkı bedelinin aynı bedel olarak belirlenmiş olmasına rağmen aradan 6 yıl geçtikten sonra iyi niyetli olmadığının kabulü açıkça yanlı bir tutumun göstergesi olduğunu, müvekkilin likidite yapısının güçlü olmadığını, yüksek tutarlardaki döviz borçlanması, net çalışma sermayesi açığının olmadığını, borç miktarının şirketin öz varlığının kat be kat üzerinde olduğundan yeni kredi vereceklerin güvence istemesine ve borçlanma maliyeti ile faiz giderlerinin arttığını, finansman giderinin dönem faaliyet karını tamamen eritmesine rağmen kar dağıtımı yapmama yönünde alınan kararın dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiğine dair hükmün usul ve yasaya aykırı olduğunu, 2017 faaliyet sonucu şirket her ne kadar kar ile sonuçlandırmış olsa da, geçmiş yıllardan gelmekte olan geçmiş yıl zararları bulunduğunu, müvekkili şirketi imalatçı bir işletme olmadığından yatırım yapmak yerine likiditesini aktif tutarak ticari sirkülasyonunu güçlendirdiğini, ekonomik durgunluk ve likidite sıkıntısı nedeniyle kar payı dağıtmayan müvekkili şirketin, ekonomik gücünü ve devamlılığını korumak adına sermaye artırımına dair kararının iptalinin isabetsiz olduğunu, bir şirketin sermaye artırımına ihtiyaç duyup duymayacağı ya da ne kadarlık bir sermaye artışına ihtiyaç duyacağı bilirkişilerce yapılacak bir tespit olamayacağından, böyle bir bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle verilen hükmün açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, söz konusu genel kurul kararının iptali yönünde görüş bildiren gerekçeli karara konu raporda bilirkişilerin ;
çoğunluk pay sahibinin sermaye artırım haklarını kötüye kullandığından dürüstlük kuralına aykırı olduğuna dair soyut görüşleri dışında hiçbir somut verinin bulunmadığını, vahşi piyasa ortamında müvekkil şirketin yüksek kredi faizleri ile bankalardan kredi kullanması yerine sermaye artırımı ile şirketin ortaklarından elde edilecek nakit girişi sayesinde krediye ihtiyaç duymadan yoluna devam etmesi kadar doğal bir durum olamayacağını, huzur hakkına ilişkin olarak şirketin önceki uygulamaları, emsal piyasadaki başkaca huzur hakkı miktarları kıyaslanmadan, bilirkişinin kanaat içerir, genel geçer, yoruma dayalı raporu doğrultusunda genel kurulun 9 numaralı gündeminin iptaline karar verildiğini, davalı şirketin önceki uygulamaları incelenmediğini,davalı şirketin büyüklüğü, yaptığı iş ve yönetim kurulu üyelerinin üstlendiği sorumluluk ile aynı nitelikteki emsal ücretler dahi resen bilirkişi tarafından araştırılmadan hazırlandığını, ayrıca huzur hakkı verilmesi için şirketin kar etmesine dahi gerek olmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 511 inci maddesinde kazanç payı dağıtılması için getirilmiş olan bu özel düzenlemenin, huzur hakkı, ücret, prim, ikramiye gibi diğer mali haklar açısından getirilmediğini, huzur hakkının tanınması ya da prim ödenmesi için şirketin kar etmiş olmasına dahi gerek olmadığını, orta düzey bir müdürün aylık maaşına denk gelen, paranın satın alma gücü, günümüzdeki yaşam şartları kıyaslandığında 9 nolu genel kurul kararının iptali şartlarının oluştuğuna dair mahkemenin kanaati usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca yönetim kurulu üyelerinin banka kredi sözleşmelerinde şahsi kefaletleri olduğunun da irdelenmediğini belirterek kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı şirketin 28.03.2018 tarihinde yapılan 2017 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan 7-8-9 numaralı kararların iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 446 ncı maddesi ile 511 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.
28. 03.2018 tarihinde yapılan 2017 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan 9 numaralı karara yönelik temyiz istemi yönünden yapılan incelemede; 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü maddesi (6762 sayılı Kanun'un 333 üncü maddesi) uyarınca, yönetim kurulu üyelerine her toplantı günü için bir ücret verilir. Huzur hakkı ana sözleşmeyle tayin ve tespit edilebilir. Ücret tutarı ana sözleşmeyle gösterilmemişse genel kurulca tayin olunur. Huzur hakkı her toplantı için ayrı ayrı olabileceği gibi aylık olarak belirli bir ücret şeklinde de tespit edilebilir. Bazı ortaklık ana sözleşmelerinde yönetim kuruluna ücret ödeneceği hakkında bir hüküm bulunmamakta veya yönetim kurulu yahut genel kurulca ücret ödenmesine dair herhangi bir karar alınmamaktadır.
Ancak bilindiği üzere T.C. Anayasası’na göre angarya yasak olup, burada ayrıca bir vergi kaybı da söz konusu olmaktadır. O halde, bu konuda alınmış bir karar olmasa bile yönetim kurulu üyeleri için uygun bir ücret verilmelidir. (Yargıtay 11. HD.
04. 03.1991 tarih 1991/9421E., 1464 K. ve 17.11.2008 tarih, 2007/9664E., 2008/12866K.
Bu durum karşısında mahkemece, huzur hakkı alacağı konusunda yukarıda açıklandığı şekilde inceleme yapılarak, gerekirse bilirkişi aracılığıyla uygun miktar belirlenerek yöneticilere huzur hakkı verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu yönden davalı yararına bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davalı vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalıya iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
27.02.204 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1030877600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz