Karar öncesi ve sonrası tutanağa geçen açık muhalefet koşulu karşılar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/1375 E. 2022/5583 K. · · İlk derece: Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
Genel kurul kararının iptali davası açabilmek için, toplantıda hazır bulunan pay sahibinin karara muhalif kalarak muhalefetini tutanağa geçirtmesi gerekir (TTK 381). Pay sahibinin/vekilinin gündem maddesi görüşülürken muhalefet beyanında bulunması ve kararlar alındıktan sonra da açık muhalefet kaydını toplantı tutanağına geçirtmesi bu koşulu karşılar; bu durumda dava, muhalefet koşulu gerçekleşmediği gerekçesiyle dava şartı yokluğundan reddedilemez, iptal sebepleri esastan incelenmelidir.
Ele alınan sorunlar
Genel kurul kararının iptali davasında muhalefet şerhi koşulunun gerçekleşmesi → kabul
İddia: Muhalefet yalnızca karar öncesi (peşin) yapıldığından iptal davası koşulu gerçekleşmemiştir (davalının istinaf sebebi / BAM görüşü).
Gerekçe: TTK 381 uyarınca toplantıda hazır bulunup karara muhalif kalarak keyfiyeti zapta geçirten pay sahibi iptal davası açabilir. Somut olayda davacı vekili, gündem maddeleri görüşmeye açıldığı sırada muhalefet beyanında bulunmuş; ayrıca kararlar oyçokluğu ile alındıktan sonra da tekrar söz alarak alınan karara muhalif olduklarını, talepleri dışında karar alındığını ve dava açacaklarını bildirmek suretiyle açık muhalefet kaydını genel kurul toplantı tutanağına geçirtmiştir. Bu durumda davacının alınan kararlara muhalif kaldığı ve muhalefetin kayıt altına alındığı kabul edilerek iptal sebeplerinin değerlendirilmesi gerekirken, muhalefet koşulunun yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan reddi doğru değildir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Emsal değeri
Genel kurul kararının iptalinde, hem müzakere sırasında hem karardan sonra tutanağa geçirilen açık muhalefet kaydının muhalefet koşulunu (TTK 381) karşıladığı yönünden emsal değeri taşır.
Usul tespitleri
- Dava şartı
- Genel kurul kararının iptali davasında muhalefetin tutanağa geçirilmesi (TTK 381)
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
genel kurul kararının iptali↗ muhalefet şerhi (TTK 381)↗ dava şartı↗ peşin muhalefet↗ toplantı tutanağı↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Huzur hakkı verilmesinin zorunluluğu: iptal yerine uygun miktar belirlenmesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/3356 E. 2024/1518 K.
Ortak:genel kurul kararının iptali · dava şartı
İncelediğiniz karardaBölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre yapılan «istinaf incelemesi» sonucunda; davacı ortağın genel kurulda kendisini vekili aracılığıyla «temsil» ettirdiği, vekilin iptali istenen ve mahkemece kabulüne karar verilen 28/03/2018 tarihinde yapılan 2017 yılı «olağan genel kurul» «toplantı tutanağının» 7-8 ve 9. maddesi ile ilgili olarak daha karar alınmadan önce karşı çıkıp itiraz ettiği («peşin muhalefette» bulunduğu), bu şekildeki muhalefet öneriye karşı çıkma olup, kararın alınmasından sonra yapılmış bir karşı çıkmanın, muhalefetin bulunmadığı, karardan sonra davacının bu karara muhalif olduğuna dair bir «şerh» yazmadığı gibi bu karara muhalif olduğuna dair ayrı bir yazılı beyan sunmadığı, bu durumda «iptal davası» açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulunun yerine getirilmediği, bu hususun dava şartı olduğu, dava şartlarının bulunup bulunmadığının yargılamanın her aşamasında resen gözetileceği, buna göre ilgili «genel kurul kararlarının iptali» davasının dava «şartı yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken söz konusu husus dikkate alınmadan ilgili genel kurul kararlarının iptaline karar verilmesi doğru olmadığı gerekçesi i …
Dava, «anonim şirket» «genel kurul kararının iptali» istemine ilişkin olup, mahkemece «iptal davası» açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulu yerine getirilmediği gerekçesi ile, davanın HMK m.114/2 ve 115 maddeleri hükmü gereğince reddine karar verilmiştir.
TTK’nun 381. maddesi «genel kurul kararlarının iptalinin» şartlarını ve usulünü düzenlemiş olup, anılan maddede toplantıda hazır bulunup da karara muhalif kalarak keyfiyeti zapta geçirten pay sahibinin «iptal davası» açabileceği belirtilmiştir.
Benzer bu kararda… rekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 10.12.2020 tarihli ve 2019/468 E., 2020/1439 K. sayılı kararıyla davacı ortağın genel kurulda kendisini vekili aracılığıyla «temsil» ettirdiği, vekilin iptali istenen ve mahkemece kabulüne karar verilen 28.03.2018 tarihinde yapılan 2017 yılı «olağan genel kurul» «toplantı tutanağının» 7,8 ve 9. maddesi ile ilgili olarak daha karar alınmadan önce karşı çıkıp itiraz ettiği («peşin muhalefette» bulunduğu), bu şekildeki muhalefet öneriye karşı çıkma olup, kararın alınmasından sonra yapılmış bir karşı çıkmanın, muhalefetin bulunmadığı, karardan sonra davacının bu karara muhalif olduğuna dair bir «şerh» yazmadığı gibi bu karara muhalif olduğuna dair ayrı bir yazılı beyan sunmadığı, bu durumda «iptal davası» açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulunun yerine getirilmediği, bu hususun dava şartı olduğu, dava şartlarının bulunup bulunmadığının yargılamanın her aşamasında resen gözetileceği, buna göre ilgili «genel kurul kararlarının iptali» davasının dava «şartı yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken söz konusu husus dikkate alınmadan ilgili genel kurul kararlarının iptaline karar verilmesi doğru olmadığı gerekçesi i …
TTK’nun 381. maddesi «genel kurul kararlarının iptalinin» şartlarını ve usulünü düzenlemiş olup, anılan maddede toplantıda hazır bulunup da karara muhalif kalarak keyfiyeti zapta geçirten pay sahibinin «iptal davası» açabileceği belirtilmiştir.
… e; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından gerekçeli kararda dayanak alınan bilirkişi raporunda iptaline karar verilen 7 nolu gündem maddesinde herhangi bir kanuna ve ana «sözleşmeye aykırılığın» tespit edilmediğini, söz konusu «genel kurul kararının iptali» yönünde görüş bildiren gerekçeli karara konu raporda bilirkişinin, şirket ortaklarının «kar dağıtılması» beklentisini ortadan kaldırdığı, şirket sermayesi ile öz kaynak toplamı dikkate alındığında 2017 yılı karının hissedarlara dağıtılmasının «objektif iyi niyet kurallarına» uygun olacağına dair soyut görüşleri dışında hiçbir somut verinin bulunmadığını, yabancı para cinsi üzerinden bayilik hizmeti veren müvekkil şirketin, imalatçı bir firma olmaması nedeniyle de mevcut karını sermaye olarak kullanmak, kar dağıtmayarak yine tüm ortakların yararına olacak şekilde ticari işleri için kullanmanın kanuna, şirket ana sözleşmesine ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı olmadığını, otomotiv sektöründeki devam eden ekonomik durgunluk da nazara alınarak şirketin ekonomik açıdan daha güçlü olmasını teminen önlem olarak kar dağıtımı yapılmadığını, şirket karının dağıtılmayarak olağanüstü yedeklere ayrılmış olan karlarının yine davaya konu edilen genel kurulda şirket sermayesinin arttırılmasında kullanılmasına karar verilmiş olmasının hem davacının hem de şirketin ekonomik olarak daha güçlü olmasını sağladığını, şirket yönetim kurulunun, şirketin gelirlerini arttırdığını, 2013-2014-2015-2016 yıllarında şirket karının ticari mal alımında kullanıldığının «defterlerden» anlaşıldığını, geçmiş yıllarda şirket karlarının, şirketin iştigal alanı olan ticari otobüs ve kamyon alımı için kullanılması karşısında davacının bu uygulamaya herhangi bir itirazı olmadığı gibi «bilirkişi incelemesinde» de tespit edilmediğini, davacının şirkete ortak olduğu tarihte adına ödenmiş olan hisse bedelleri değeri ile bugün itibariyle hisse değeri karşılıkları arasında ciddi bir artışın olduğunu, «sermaye artırımı» kararının hangi sebeple hukuka aykırı olduğuna dair bir sav ileri sürülmeden sadece hukuka aykırıdır denilmek suretiyle iptalinin istenmesinin hukuk etiğine aykırı olduğunu, iç kaynaklardan arttırılan sermaye artımı kararının iptaline karar verilmesini gerektirir bir «sebebin» bulunmadığını, ekonomik durgunluk nedeniyle «kar payı» dağıtmayan müvekkil şirketin, ekonomik gücünü ve devamlılığını korumak adına kar payı dağıtmamaya dair kararının iptali isabetsiz olduğunu, şirketin 2008 yılından bu yana şirket karlarının olağanüstü yedeklere ayrıldığı, «yönetim kurulu» üyelerine «huzur hakkı» verilmesinin kabul edildiğinin şirket kayıtlarında belli olduğunu, 2012 yılında oy birliği ile kabul edilen huzur hakkı bedelinin aynı bedel olarak belirlenmiş olmasına rağmen aradan 6 yıl geçtikten sonra iyi niyetli olmadığının kabulü açıkça yanlı bir tutumun göstergesi olduğunu, müvekkilin likidite yapısının güçlü olmadığını, yüksek tutarlardaki döviz borçlanması, net çalışma sermayesi açığının olmadığını, borç miktarının şirketin öz varlığının kat be kat üzerinde olduğundan yeni kredi vereceklerin güvence istemesine ve borçlanma maliyeti ile faiz giderlerinin arttığını, finansman giderinin dönem faaliyet karını tamamen eritmesine rağmen kar dağıtımı yapmama yönünde alınan kararın «dürüstlük kuralına aykırılık» teşkil ettiğine dair hükmün usul ve yasaya aykırı olduğunu, 2017 faaliyet sonucu şirket her ne kadar kar ile sonuçlandırmış olsa da, geçmiş yıllardan gelmekte olan geçmiş yıl zararları bulunduğunu, müvekkili şirketi imalatçı bir işletme olmadığından yatırım yapmak yerine likiditesini aktif tutarak ticari sirkülasyonunu güçlendirdiğini, ekonomik durgunluk ve likidite sıkıntısı nedeniyle kar payı dağıtmayan müvekkili şirketin, ekonomik gücünü ve devamlılığını korumak adına sermaye artırımına dair kararının iptalinin isabetsiz olduğunu, bir şirketin sermaye artırımına ihtiyaç duyup duymayacağı ya da ne kadarlık bir sermaye artışına ihtiyaç duyacağı bilirkişilerce yapılacak bir tespit olamayacağından, böyle bir bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle verilen hükmün açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, söz konusu genel kurul kararının iptali yönünde görüş bildiren gerekçeli karara konu raporda bilirkişilerin ; çoğunluk pay sahibinin sermaye artırım haklarını kötüye kullandığından dürüstlük kuralına aykırı olduğuna dair soyut görüşleri dışında hiçbir somut verinin bulunmadığını, vahşi piyasa ortamında müvekkil şirketin yüksek kredi faizleri ile bankalardan kredi kullanması yerine sermaye artırımı ile şirketin ortaklarından elde edilecek nakit girişi sayesinde krediye ihtiyaç duymadan yoluna devam etmesi kadar doğal bir durum olamayacağını, huzur hakkına ilişkin olarak şirketin önceki uygulamaları, emsal piyasadaki başkaca huzur hakkı miktarları kıyaslanmadan, bilirkişinin kanaat içerir, genel geçer, yoruma dayalı raporu doğrultusunda genel kurulun 9 numaralı gündeminin iptaline karar verildiğini, davalı şirketin önceki uygulamaları incelenmediğini,davalı şirketin büyüklüğü, yaptığı iş ve yönetim kurulu üyelerinin üstlendiği sorumluluk ile aynı nitelikteki emsal ücretler dahi resen bilirkişi tarafından araştırılmadan hazırlandığını, ayrıca huzur hakkı verilmesi için şirketin kar etmesine dahi gerek olmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 511 inci maddesinde kazanç «payı dağıtılması» için getirilmiş olan bu özel düzenlemenin, huzur hakkı, ücret, «prim», ikramiye gibi diğer mali haklar açısından getirilmediğini, huzur hakkının tanınması ya da prim ödenmesi için şirketin kar etmiş olmasına dahi gerek olmadığını, orta düzey bir müdürün aylık maaşına denk gelen, paranın satın alma gücü, günümüzdeki yaşam şartları kıyaslandığında 9 nolu genel kurul kararının iptali şartlarının oluştuğuna dair mahkemenin kanaati usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca yönetim kurulu üyelerinin banka «kredi sözleşmelerinde» şahsi «kefaletleri» olduğunun da irdelenmediğini belirterek kararının bozulmasını istemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:huzur hakkı · objektif iyi niyet kuralı · sermaye artırımı
Benzer bu kararda… e; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından gerekçeli kararda dayanak alınan bilirkişi raporunda iptaline karar verilen 7 nolu gündem maddesinde herhangi bir kanuna ve ana «sözleşmeye aykırılığın» tespit edilmediğini, söz konusu «genel kurul kararının iptali» yönünde görüş bildiren gerekçeli karara konu raporda bilirkişinin, şirket ortaklarının «kar dağıtılması» beklentisini ortadan kaldırdığı, şirket sermayesi ile öz kaynak toplamı dikkate alındığında 2017 yılı karının hissedarlara dağıtılmasının «objektif iyi niyet kurallarına» uygun olacağına dair soyut görüşleri dışında hiçbir somut verinin bulunmadığını, yabancı para cinsi üzerinden bayilik hizmeti veren müvekkil şirketin, imalatçı bir firma olmaması nedeniyle de mevcut karını sermaye olarak kullanmak, kar dağıtmayarak yine tüm ortakların yararına olacak şekilde ticari işleri için kullanmanın kanuna, şirket ana sözleşmesine ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı olmadığını, otomotiv sektöründeki devam eden ekonomik durgunluk da nazara alınarak şirketin ekonomik açıdan daha güçlü olmasını teminen önlem olarak kar dağıtımı yapılmadığını, şirket karının dağıtılmayarak olağanüstü yedeklere ayrılmış olan karlarının yine davaya konu edilen genel kurulda şirket sermayesinin arttırılmasında kullanılmasına karar verilmiş olmasının hem davacının hem de şirketin ekonomik olarak daha güçlü olmasını sağladığını, şirket yönetim kurulunun, şirketin gelirlerini arttırdığını, 2013-2014-2015-2016 yıllarında şirket karının ticari mal alımında kullanıldığının «defterlerden» anlaşıldığını, geçmiş yıllarda şirket karlarının, şirketin iştigal alanı olan ticari otobüs ve kamyon alımı için kullanılması karşısında davacının bu uygulamaya herhangi bir itirazı olmadığı gibi «bilirkişi incelemesinde» de tespit edilmediğini, davacının şirkete ortak olduğu tarihte adına ödenmiş olan hisse bedelleri değeri ile bugün itibariyle hisse değeri karşılıkları arasında ciddi bir artışın olduğunu, «sermaye artırımı» kararının hangi sebeple hukuka aykırı olduğuna dair bir sav ileri sürülmeden sadece hukuka aykırıdır denilmek suretiyle iptalinin istenmesinin hukuk etiğine aykırı olduğunu, iç kaynaklardan arttırılan sermaye artımı kararının iptaline karar verilmesini gerektirir bir «sebebin» bulunmadığını, ekonomik durgunluk nedeniyle «kar payı» dağıtmayan müvekkil şirketin, ekonomik gücünü ve devamlılığını korumak adına kar payı dağıtmamaya dair kararının iptali isabetsiz olduğunu, şirketin 2008 yılından bu yana şirket karlarının olağanüstü yedeklere ayrıldığı, «yönetim kurulu» üyelerine «huzur hakkı» verilmesinin kabul edildiğinin şirket kayıtlarında belli olduğunu, 2012 yılında oy birliği ile kabul edilen huzur hakkı bedelinin aynı bedel olarak belirlenmiş olmasına rağmen aradan 6 yıl geçtikten sonra iyi niyetli olmadığının kabulü açıkça yanlı bir tutumun göstergesi olduğunu, müvekkilin likidite yapısının güçlü olmadığını, yüksek tutarlardaki döviz borçlanması, net çalışma sermayesi açığının olmadığını, borç miktarının şirketin öz varlığının kat be kat üzerinde olduğundan yeni kredi vereceklerin güvence istemesine ve borçlanma maliyeti ile faiz giderlerinin arttığını, finansman giderinin dönem faaliyet karını tamamen eritmesine rağmen kar dağıtımı yapmama yönünde alınan kararın «dürüstlük kuralına aykırılık» teşkil ettiğine dair hükmün usul ve yasaya aykırı olduğunu, 2017 faaliyet sonucu şirket her ne kadar kar ile sonuçlandırmış olsa da, geçmiş yıllardan gelmekte olan geçmiş yıl zararları bulunduğunu, müvekkili şirketi imalatçı bir işletme olmadığından yatırım yapmak yerine likiditesini aktif tutarak ticari sirkülasyonunu güçlendirdiğini, ekonomik durgunluk ve likidite sıkıntısı nedeniyle kar payı dağıtmayan müvekkili şirketin, ekonomik gücünü ve devamlılığını korumak adına sermaye artırımına dair kararının iptalinin isabetsiz olduğunu, bir şirketin sermaye artırımına ihtiyaç duyup duymayacağı ya da ne kadarlık bir sermaye artışına ihtiyaç duyacağı bilirkişilerce yapılacak bir tespit olamayacağından, böyle bir bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle verilen hükmün açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, söz konusu genel kurul kararının iptali yönünde görüş bildiren gerekçeli karara konu raporda bilirkişilerin ; çoğunluk pay sahibinin sermaye artırım haklarını kötüye kullandığından dürüstlük kuralına aykırı olduğuna dair soyut görüşleri dışında hiçbir somut verinin bulunmadığını, vahşi piyasa ortamında müvekkil şirketin yüksek kredi faizleri ile bankalardan kredi kullanması yerine sermaye artırımı ile şirketin ortaklarından elde edilecek nakit girişi sayesinde krediye ihtiyaç duymadan yoluna devam etmesi kadar doğal bir durum olamayacağını, huzur hakkına ilişkin olarak şirketin önceki uygulamaları, emsal piyasadaki başkaca huzur hakkı miktarları kıyaslanmadan, bilirkişinin kanaat içerir, genel geçer, yoruma dayalı raporu doğrultusunda genel kurulun 9 numaralı gündeminin iptaline karar verildiğini, davalı şirketin önceki uygulamaları incelenmediğini,davalı şirketin büyüklüğü, yaptığı iş ve yönetim kurulu üyelerinin üstlendiği sorumluluk ile aynı nitelikteki emsal ücretler dahi resen bilirkişi tarafından araştırılmadan hazırlandığını, ayrıca huzur hakkı verilmesi için şirketin kar etmesine dahi gerek olmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 511 inci maddesinde kazanç «payı dağıtılması» için getirilmiş olan bu özel düzenlemenin, huzur hakkı, ücret, «prim», ikramiye gibi diğer mali haklar açısından getirilmediğini, huzur hakkının tanınması ya da prim ödenmesi için şirketin kar etmiş olmasına dahi gerek olmadığını, orta düzey bir müdürün aylık maaşına denk gelen, paranın satın alma gücü, günümüzdeki yaşam şartları kıyaslandığında 9 nolu genel kurul kararının iptali şartlarının oluştuğuna dair mahkemenin kanaati usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca yönetim kurulu üyelerinin banka «kredi sözleşmelerinde» şahsi «kefaletleri» olduğunun da irdelenmediğini belirterek kararının bozulmasını istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 05.12.2018 tarihli ve 2018/510 E., 2018/1376 K. sayılı kararıyla 7 numaralı karar yönünden; yıl kârının «dağıtılmayıp» yedeklere ayrılmasının şirket ortaklarının kâr dağıtılması beklentisini ortadan kaldırdığını, şirket sermayesi ile öz kaynak toplamı dikkate alındığında 2017 yılı kârının hissedarlara dağıtılmasının «objektif iyi niyet kurallarına» uygun olacağı, 8 numaralı karar yönünden; şirketin aktif büyüklüğü cirosu ve mevcut öz kaynağı dikkate alındığında şirketin bu denli bir sermayeye ihtiyacının olmadığı, bu nedenlerle nakdi sermaye arttırımına ise mevcut şirket yapısı kapsamında ihtiyaç olmadığı, 9 numaralı karar yönünden; şirketin 2017 yılında kâr dağıtmayıp kârı yedeklere aktardıktan sonra bir yıllık sürede üç «yönetim kurulu» üyesine 720.000,00 TL ödeme yapılması ve söz konusu net ödemenin brüt tutarının 1.200.000,00 TL civarında olması, bu denli ödemenin şirket ortakları arasında eşitsizlik anlamına geleceği ve bu nedenlerle alınan kararların kanuna, şirket ana sözleşmesine ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı oldukları gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı şirkete ait 28.03.2018 tarihinde yapılan «olağan genel kurul» toplantısında alınan 7-8 ve 9 numaralı kararların iptaline karar verilmiştir.
Dairemizin 07.09.2022 tarih, 2021/1375 E. ve 2022/5583 K. sayılı kararıyla ''..Ancak davalı şirketin 28/03/2018 tarihli «olağan genel kurul» toplantısında iptali talep edilen; “Şirketin kârından kanun ve «esas sözleşme» gereği gereken miktarlar ayrıldıktan sonra kalan kısmın tamamının olağanüstü yedek olarak ayrılması”na yönelik 7. “Yönetim kurulu tarafından önerilen esas sözleşmenin 6 numaralı “Sermaye ve Hisse Senetlerinin Nev’i” maddesinin değiştirilmesi”ne yönelik 8 ve “Yönetim Kurulu üyeleri ..., ... ve ...’ya ayrı ayrı aylık 20.000,00 TL net «huzur hakkı» ödenmesi, ayrıca şirketin faaliyetlerindeki başarılarından dolayı Yönetim Kurulu üyeleri ..., ... ve ...’ya ayrı ayrı 200.000,00TL ikramiye verilmesi”ne yönelik 9.gündem maddeleri görüşmeye açıldığı sırada davacı vekili söz alarak gündeme ilişkin muhalefet beyanında bulunmuş, her üç gündem maddesi de 667 «olumsuz» oya karşılık 159.333 oyçokluğu ile karar alındıktan sonra da davacı vekili tekrar söz alarak, alınan karara muhalif olduklarını, talepleri dışında karar alındığını ve dava açacaklarını bildirmek suretiyle davacı yanın açık muhalefet «kaydı» genel kurul «toplantı tutanağına» geçirilmiştir.
… ve sayısı belirtilen kararı ile özellikle birbirini teyit eden ve mahkemece benimsenen bilirkişi raporlarındaki tespitlere göre; 7 nolu karar yönünden, yıl karının «dağıtılmayıp» yedeklere ayrılmasının şirket ortaklarının «kar dağıtılması» beklentisini ortadan kaldırdığı, şirket sermayesi ile öz kaynak toplamı dikkate alındığında 2017 yılı karının hissedarlara dağıtılmasının «objektif iyi niyet kurallarına» uygun olacağı, 8 nolu karar yönünden, şirketin aktif büyüklüğü cirosu ve mevcut öz kaynağı dikkate alındığında, şirketin bu denli bir sermayeye ihtiyacının olmadığı, nakdi sermaye arttırımına ise mevcut şirket yapısı kapsamında ihtiyaç olmadığı, 9 nolu karar yönünden, şirketin 2017 yılında kar dağıtmayıp karı yedeklere aktardıktan sonra bir yıllık sürede 3 «yönetim kurulu» üyesine 720.000,00 TL ödeme yapılması söz konusu net ödeme tutarının 1.320.000,00 TL olduğu gözetildiğinde, kararlaştırılan miktar davaya konu yıl bazında fahiş olup, bu denli ödemenin şirket ortakları arasında eşitsizlik anlamına geleceği gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı şirkete ait 28.03.2018 tarihinde yapılan «olağan genel kurul» toplantısında alınan 7-8-9 nolu kararların iptaline karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/2841 E. 2019/6994 K.
Ortak:peşin muhalefet · genel kurul kararının iptali · dava şartı · Genel kurul kararının iptali
İncelediğiniz karardaBölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre yapılan «istinaf incelemesi» sonucunda; davacı ortağın genel kurulda kendisini vekili aracılığıyla «temsil» ettirdiği, vekilin iptali istenen ve mahkemece kabulüne karar verilen 28/03/2018 tarihinde yapılan 2017 yılı «olağan genel kurul» «toplantı tutanağının» 7-8 ve 9. maddesi ile ilgili olarak daha karar alınmadan önce karşı çıkıp itiraz ettiği («peşin muhalefette» bulunduğu), bu şekildeki muhalefet öneriye karşı çıkma olup, kararın alınmasından sonra yapılmış bir karşı çıkmanın, muhalefetin bulunmadığı, karardan sonra davacının bu karara muhalif olduğuna dair bir «şerh» yazmadığı gibi bu karara muhalif olduğuna dair ayrı bir yazılı beyan sunmadığı, bu durumda «iptal davası» açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulunun yerine getirilmediği, bu hususun dava şartı olduğu, dava şartlarının bulunup bulunmadığının yargılamanın her aşamasında resen gözetileceği, buna göre ilgili «genel kurul kararlarının iptali» davasının dava «şartı yokluğu» nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken söz konusu husus dikkate alınmadan ilgili genel kurul kararlarının iptaline karar verilmesi doğru olmadığı gerekçesi i …
Dava, «anonim şirket» «genel kurul kararının iptali» istemine ilişkin olup, mahkemece «iptal davası» açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulu yerine getirilmediği gerekçesi ile, davanın HMK m.114/2 ve 115 maddeleri hükmü gereğince reddine karar verilmiştir.
TTK’nun 381. maddesi «genel kurul kararlarının iptalinin» şartlarını ve usulünü düzenlemiş olup, anılan maddede toplantıda hazır bulunup da karara muhalif kalarak keyfiyeti zapta geçirten pay sahibinin «iptal davası» açabileceği belirtilmiştir.
Benzer bu kararda6102 sayılı TTK'nun 446. maddesi «genel kurul kararlarının iptalinin» şartlarını ve usulünü düzenlemiş olup, anılan maddede toplantıda hazır bulunup karara muhalif kalarak keyfiyeti zapta geçirten pay sahibinin «iptal davası» açabileceği belirtilmiştir.
Somut olayda, davacı ortağın genel kurulda kendisini vekili aracılığıyla «temsil» ettirdiği, vekilin iptali istenen «huzur hakkının» artırılmasına ilişkin 7. maddeye yönelik olarak daha karar alınmadan önce karşı çıktığı, «peşin muhalefette» bulunduğu, bu şekildeki muhalefet öneriye karşı çıkma olup, kararın alınmasından sonra yapılmış bir karşı çıkmanın, muhalefetin bulunmadığı, bu durumda «iptal davası» açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulunun yerine getirilmediği anlaşıldığından huzur hakkının artırılmasına dair 7 nolu gündem maddesi ile ilgili kararın iptali isteminin dava «şartı yokluğundan» reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece anılan husus nazara alınmadan 7 nolu maddenin iptaline karar verilmesi doğru olmamış, davalı vekilinin karar düzeltme …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:huzur hakkı · olağanüstü genel kurul · dava şartı yokluğu · iptal davası · anonim şirket · temsil
Benzer bu karardaSomut olayda, davacı ortağın genel kurulda kendisini vekili aracılığıyla «temsil» ettirdiği, vekilin iptali istenen «huzur hakkının» artırılmasına ilişkin 7. maddeye yönelik olarak daha karar alınmadan önce karşı çıktığı, «peşin muhalefette» bulunduğu, bu şekildeki muhalefet öneriye karşı çıkma olup, kararın alınmasından sonra yapılmış bir karşı çıkmanın, muhalefetin bulunmadığı, bu durumda «iptal davası» açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulunun yerine getirilmediği anlaşıldığından huzur hakkının artırılmasına dair 7 nolu gündem maddesi ile ilgili kararın iptali isteminin dava «şartı yokluğundan» reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece anılan husus nazara alınmadan 7 nolu maddenin iptaline karar verilmesi doğru olmamış, davalı vekilinin karar düzeltme …
Davacı vekilince davalı şirketin 28.04.2014 tarihinde gerçekleşen «olağan genel kurul» toplantısında alınan «huzur hakkının» artırılmasına ilişkin 7. maddenin iptali talep edilmiştir.
Dava, «anonim şirket» genel kurulunda alınan kararın iptali istemine ilişkindir.
6102 sayılı TTK'nun 446. maddesi «genel kurul kararlarının iptalinin» şartlarını ve usulünü düzenlemiş olup, anılan maddede toplantıda hazır bulunup karara muhalif kalarak keyfiyeti zapta geçirten pay sahibinin «iptal davası» açabileceği belirtilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/1375 E. , 2022/5583 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13.HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 05.12.2018 tarih ve 2018/510 E- 2018/1376 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nce verilen 10.12.2020 tarih ve 2019/468 E- 2020/1439 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu, şirket tarafından yapılan 28/03/2018 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan 7-8-9 numaralı kararların kanuna, objektif iyiniyet kurallarına ve şirket ana sözleşmesine aykırı olması nedeniyle muhalefet şerhi konulduğunu, söz konusu kararların müvekkilinin mağduriyetine sebebiyet vereceğini ileri sürerek, alınan kararların ayrı ayrı iptallerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; alınan kararların şirketin mali yapısıyla uyumlu olduğunu savunarak, yasal dayanağı bulunmayan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, toplanan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; 7 numaralı karar yönünden; yıl kârının dağıtılmayıp yedeklere ayrılmasının şirket ortaklarının kâr dağıtılması beklentisini ortadan kaldırdığını, şirket sermayesi ile öz kaynak toplamı dikkate alındığında 2017 yılı kârının hissedarlara dağıtılmasının objektif iyiniyet kurallarına uygun olacağı, 8 numaralı karar yönünden; şirketin aktif büyüklüğü cirosu ve mevcut öz kaynağı dikkate alındığında şirketin bu denli bir sermayeye ihtiyacının olmadığı, bu nedenlerle nakdi sermaye arttırımına ise mevcut şirket yapısı kapsamında ihtiyaç olmadığı, 9 numaralı karar yönünden; şirketin 2017 yılında kâr dağıtmayıp kârı yedeklere aktardıktan sonra bir yıllık sürede üç yönetim kurulu üyesine 720.000.-TL ödeme yapılması ve söz konusu net ödemenin brüt tutarının 1.200.000.-TL civarında olması, bu denli ödemenin şirket ortakları arasında eşitsizlik anlamına geleceği ve bu nedenlerle alınan kararların kanuna, şirket ana sözleşmesine ve objektif iyiniyet kurallarına aykırı oldukları gerekçesiyle, davanın kabulü ile davalı şirkete ait 28/03/2018 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan 7-8 ve 9 numaralı kararların iptaline karar verilmiştir.
Karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı ortağın genel kurulda kendisini vekili aracılığıyla temsil ettirdiği, vekilin iptali istenen ve mahkemece kabulüne karar verilen 28/03/2018 tarihinde yapılan 2017 yılı olağan genel kurul toplantı tutanağının 7-8 ve 9. maddesi ile ilgili olarak daha karar alınmadan önce karşı çıkıp itiraz ettiği (peşin muhalefette bulunduğu), bu şekildeki muhalefet öneriye karşı çıkma olup, kararın alınmasından sonra yapılmış bir karşı çıkmanın, muhalefetin bulunmadığı, karardan sonra davacının bu karara muhalif olduğuna dair bir şerh yazmadığı gibi bu karara muhalif olduğuna dair ayrı bir yazılı beyan sunmadığı, bu durumda iptal davası açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulunun yerine getirilmediği, bu hususun dava şartı olduğu, dava şartlarının bulunup bulunmadığının yargılamanın her aşamasında resen gözetileceği, buna göre ilgili genel kurul kararlarının iptali davasının dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken söz konusu husus dikkate alınmadan ilgili genel kurul kararlarının iptaline karar verilmesi doğru olmadığı gerekçesi ile, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK m.355 gereğince re'sen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak ve yeninde hüküm kurularak, davanın HMK'nın 114/2 ve 115.maddeleri gereğince reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı vekili tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmuştur.
Dava, anonim şirket genel kurul kararının iptali istemine ilişkin olup, mahkemece iptal davası açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulu yerine getirilmediği gerekçesi ile, davanın HMK m.114/2 ve 115 maddeleri hükmü gereğince reddine karar verilmiştir.
Ancak, davalı şirketin 28/03/2018 tarihli olağan genel kurul toplantısında iptali talep edilen; “Şirketin kârından kanun ve esas sözleşme gereği gereken miktarlar ayrıldıktan sonra kalan kısmın tamamının olağanüstü yedek olarak ayrılması”na yönelik 7. “Yönetim kurulu tarafından önerilen esas sözleşmenin 6 numaralı “Sermaye ve Hisse Senetlerinin Nev’i” maddesinin değiştirilmesi”ne yönelik 8 ve “Yönetim Kurulu üyeleri ...,...ve ...’ya ayrı ayrı aylık 20.000.-TL net huzur hakkı ödenmesi, ayrıca şirketin faaliyetlerindeki başarılarından dolayı Yönetim Kurulu üyeleri ...,...ve ...’ya ayrı ayrı 200.000.-TL ikramiye verilmesi”ne yönelik 9.gündem maddeleri görüşmeye açıldığı sırada davacı vekili söz alarak gündeme ilişkin muhalefet beyanında bulunmuş, her üç gündem maddesi de 667 olumsuz oya karşılık 159.333 oyçokluğu ile karar alındıktan sonra da davacı vekili tekrar söz alarak, alınan karara muhalif olduklarını, talepleri dışında karar alındığını ve dava açacaklarını bildirmek suretiyle davacı yanın açık muhalefet kaydı genel kurul toplantı tutanağına geçirilmiştir.
TTK’nun 381. maddesi genel kurul kararlarının iptalinin şartlarını ve usulünü düzenlemiş olup, anılan maddede toplantıda hazır bulunup da karara muhalif kalarak keyfiyeti zapta geçirten pay sahibinin iptal davası açabileceği belirtilmiştir.
Bu durumda, mahkemece, davacı tarafın alınan kararlara muhalif kaldığı ve muhalefetin kayıt altına alındığının kabulü ile iptal talep edilen kararların iptal nedenlerinin değerlendirilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2.maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 07/09/2022 tarihinde oybirilğiyle karar verildi
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/822827300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz