Ticari temsilci
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2013/11373 E. 2014/14615 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ticari temsilci↗ rekabet yasağı sözleşmesi↗ tashih↗ rekabet yasağı↗ haksız eylem↗ kâr mahrumiyeti↗ acentelik↗ cy/cy şerhi↗ hizmet sözleşmesi↗ infaz↗ oy yasağı↗ tbk 99↗ içtihadı birleştirme kararı↗ ticari defter↗ ticaret sicili↗ ıslah↗ maddi tazminat↗ yasal faiz↗ cy/cy kaydı↗ haksız rekabet↗ temsil↗ e-defter↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre davalıların davacı ile hizmet sözleşmesi sona erdikten sonra aynı alanda faaliyet gösteren bir şirkete ortak olduğu, davalı S.. L..'nın davacı şirketin yönetim kurulunda görev alıp Ticaret Sicil kayıtlarından da anlaşıldığı üzere genel müdürlük görevini yerine getirdiği, bu hali ile davalı S.. L.. ile davacı arasındaki ilişkinin hizmet sözleşmesi değil, 818 sayılı BK'nın 455, 6098 sayılı TBK'nın 553. maddesine düzenlenen ticari temsilci olarak değerlendirilmesi gerektiği, davalılardan S.. L..’nın davacı şirketin yönetim kurulunda görevli genel müdürü olduğu, diğer davalının davacının kabulünde olduğu üzere Ege Bölgesi sorumlusu iken 28.02.2009 tarihinde kendi istekleri ile davacı şirketten ayrıldıkları, 24.03.2009 tarihinde davalı gerçek kişiler ortak olmak üzere şirketin amacının Seyahat Acenteleri Kanunu uyarınca acentelik belgesi almak, turizm acenteliği kurmak, yurt içinde ve yurt dışında turizm hizmetleri sağlamak ve benzeri amaçlarla kurulduğu, davacı ve davalı şirketin ticari defterlerine göre davacının ticari ilişkisinin bulunduğu dava dışı LMX ve V. ile aynı konuda ticari ilişkiye geçtiği, bu şirketlerin davacı ile süregelen ticari ilişkilerinin sona erdiği, mahkemece ticari temsilci olarak nitelendirilen davalı S.. L.. ile yine Ege bölgesi sorumlusu ve davacı şirketin çalışanı olması nedeniyle sözleşme ve TTK'nın 59/2. maddesinin yollaması ile BK'nın 455. maddelerinde düzenlenen rekabet yasağına aykırı davrandıkları, davacının zararının haksız rekabet nedeniyle elde etmekten mahrum kaldığı kâr miktarı olan 50.621,54 TL olduğu, davalıların haksız rekabet yasağına aykırı eyleminin aynı zamanda davacı şirkete yönelik haksız eylem niteliğinde olduğundan tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına göre manevi tazminata karar vermek gerektiği gerekçesiyle davalı S.. Ş.. hakkında açılan davanın reddine, diğer davalılar hakkında açılan davanın kısmen kabulü ile davalıların davacı şirket ile aralarında düzenlenen sözleşmenin 8. maddesine göre rekabet yasağına aykırı faaliyetlerinin tesbitine, 25.000 TL'nin dava tarihi olan 03.05.2010, 25.621,54 TL'nin ıslah tarihi olan 26.09.2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte, 25.000 TL manevi tazminatın dava tarihi olan 03.05.2010 tarihinden itibaren davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalılar S.. L.. ve O.. K.. vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, TTK'nın 56. ve BK'nın 348. ve devamı maddelerine dayalı rekabet yasağı sözleşmesi ve haksız rekabetten kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. HUMK’nın 382. ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına duyulan güven sarsılmış olacaktır. Hatta, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 sayılı Kararı’nda da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Somut olayda, davacılar vekili, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 125.000 TL manevi ve ıslah ile birlikte 50.621.54 TL maddi tazminatın tahsilini talep etmiştir. Mahkemece verilen kısa kararda, "20.000 TL manevi tazminatın faizi ile tahsiline" karar verilmiş olmasına rağmen, gerekçeli karara ait hüküm incelendiğinde "25.000 TL manevi tazminatın tahsiline" karar verilmiş, karar tebliğe çıkmadan HMK'nın 304/1. maddesi uyarınca Tashih Şerhi ile mahkeme tarafından düzeltilmiştir. HMK'nın 305. maddesi hükmü mahkeme kararındaki açık hataların mahkemece re'sen veya taraflardan birinin talebi üzerine tashihine ilişkin olup, olayda uygulama yeri bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece verilen kısa karardaki hüküm ile gerekçeli kararda kurulan hüküm arasında belirgin şekilde çelişki bulunduğundan kararın öncelikle bu yönden bozulması gerekmiştir.
2-Bozma neden ve şekline göre davalılar S.. L.. ve O.. K.. vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/10097 E. 2016/4687 K.
Ortak:ticari temsilci · rekabet yasağı sözleşmesi · rekabet yasağı · haksız eylem · kâr mahrumiyeti · acentelik · hizmet sözleşmesi · oy yasağı
İncelediğiniz kararda… . ile yine Ege bölgesi sorumlusu ve davacı şirketin çalışanı olması nedeniyle sözleşme ve TTK'nın 59/2. maddesinin yollaması ile BK'nın 455. maddelerinde düzenlenen «rekabet yasağına» aykırı davrandıkları, davacının zararının «haksız rekabet» nedeniyle elde etmekten «mahrum» kaldığı kâr miktarı olan 50.621,54 TL olduğu, davalıların haksız rekabet yasağına aykırı eyleminin aynı zamanda davacı şirkete yönelik «haksız eylem» niteliğinde olduğundan tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına göre manevi tazminata karar vermek gerektiği gerekçesiyle davalı S..
1-Dava, TTK'nın 56. ve BK'nın 348. ve devamı maddelerine dayalı «rekabet yasağı sözleşmesi» ve «haksız rekabetten» kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
L.. ile davacı arasındaki ilişkinin «hizmet sözleşmesi» değil, 818 sayılı BK'nın 455, 6098 sayılı TBK'nın 553. maddesine düzenlenen «ticari temsilci» olarak değerlendirilmesi gerektiği, davalılardan S..
Benzer bu karardaMahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama ve dosya kapsamına göre, davalıların davacı ile «hizmet sözleşmesi» sona erdikten sonra aynı alanda faaliyet gösteren bir ...e ortak olduğu, davalı ...'nın davacı ...in yönetim kurulunda görev alıp Ticaret Sicil kayıtlarından da anlaşıldığı üzere genel müdürlük görevini yerine getirdiği, bu hali ile davalı ... ile davacı arasındaki ilişkinin hizmet sözleşmesi değil, 818 sayılı BK'nın 455, 6098 sayılı TBK'nın 553. maddesine düzenlenen «ticari temsilci» olarak değerlendirilmesi gerektiği, davalılardan ...’nın davacı ...in yönetim kurulunda «görevli» genel müdürü olduğu, diğer davalının davacının kabulünde olduğu üzere ... sorumlusu iken 28.02.2009 tarihinde kendi istekleri ile davacı ...ten ayrıldıkları, 24.03.2009 tarihinde davalı gerçek kişiler ortak olmak üzere ...in amacının Seyahat Acenteleri Kanunu uyarınca «acentelik» belgesi almak, turizm acenteliği kurmak, yurt içinde ve yurt dışında turizm hizmetleri sağlamak ve benzeri amaçlarla kurulduğu, davacı ve davalı ...in «ticari defterlerine» göre davacının ticari ilişkisinin bulunduğu dava dışı ... ve ... ile aynı konuda ticari ilişkiye geçtiği, bu ...lerin davacı ile süregelen ticari ilişkilerinin sona erdiği, mahkemece ticari temsilci olarak nitelendirilen davalı ... ile yine ... sorumlusu ve davacı ...in çalışanı olması nedeniyle sözleşme ve TTK'nın 59/2. maddesinin yollaması ile BK'nın 455. maddelerinde düzenlenen «rekabet yasağına» aykırı davrandıkları, davacının zararının «haksız rekabet» nedeniyle elde etmekten «mahrum» kaldığı kâr miktarı olan 50.621,54 TL olduğu, davalıların haksız rekabet yasağına aykırı eyleminin aynı zamanda davacı ...e yönelik «haksız eylem» niteliğinde olduğundan tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına göre manevi tazminata karar vermek gerektiği gerekçesiyle davalı .... hakkında açılan davanın reddine, diğer davalılar hakkında açılan davanın kısmen kabulü ile davalıların davacı ... ile aralarında düzenlenen sözleşmenin 8. maddesine göre rekabet yasağına aykırı faaliyetlerinin tesbitine, 25.000 TL'nin dava tarihi olan 03.05.2010, 25.621,54 TL'nin «ıslah» tarihi olan 26.09.2010 tarihinden itibaren «yasal faizi» ile birlikte, 20.000 TL manevi tazminatın dava tarihi olan 03.05.2010 tarihinden itibaren davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
2- Dava, 818 Sayılı BK'nun 348. ve devamı maddelerine dayalı «rekabet yasağı sözleşmesinden» kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olup, davacı taraf, davalının «haksız rekabeti» nedeniyle «mahrum» kaldığı kazancın tahsilini talep etmiş, mahkemece dava 03.05.2010 tarihinde açıldığı halde, davacının eski müşterilerinden elde edilen kazanç, 2009 ve 2010 yılının tamamı esas alınarak belirlenmiştir.
Oysa, «haksız rekabet» nedeniyle davacı, 818 Sayılı BK'nun 351. maddesine göre sadece, «rekabet yasağına» aykırılık nedeniyle düçar olacağı zararları, «cezai şartın» tahsili ile muhalefetin menini isteyebilir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sözleşmenin ihlali · sözleşmeye aykırılık · cezai şart
Benzer bu kararda3- Davacı taraf, davalıların «haksız rekabete» ilişkin «sözleşmeyi ihlal» ettiği gerekçesiyle, manevi tazminat isteminde de bulunmuştur.
Oysa, «haksız rekabet» nedeniyle davacı, 818 Sayılı BK'nun 351. maddesine göre sadece, «rekabet yasağına» aykırılık nedeniyle düçar olacağı zararları, «cezai şartın» tahsili ile muhalefetin menini isteyebilir.
Kaldı ki, her «sözleşmeye aykırılık» manevi tazminat gerektirmediği gibi, somut olayda davacının şahsiyet haklarının ihlalini gerektirecek bir durum da söz konusu olmadığı halde, yanılgılı değerlendirmelerle yazılı şekilde manevi tazminata hükmedilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
-
Marka hakkına tecavüzün men'i | Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/1659 E. 2013/3138 K.
Ortak:infaz
İncelediğiniz karardaBu nedenle hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde «infazı» kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir.
Benzer bu karardaBu nedenle, hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde «infazı» kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/288 E. 2013/912 K.
Ortak:infaz · maddi tazminat
İncelediğiniz karardaBu nedenle hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde «infazı» kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir.
Somut olayda, davacılar vekili, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak «kaydı» ile 125.000 TL manevi ve «ıslah» ile birlikte 50.621.54 TL «maddi tazminatın» tahsilini talep etmiştir.
Benzer bu karardaBu nedenle, hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde «infazı» kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir.
Somut olaya gelindiğinde, mahkemece 02.11.2011 tarihli oturumda verilen kısa kararda davacının davasının kısmen kabul, kısmen reddine; davacının birleşen dosyadaki davasının reddine dair hüküm kurulmuş iken, gerekçeli kararda davacının davasının kısmen kabul, kısmen reddine, 74.224,24 TL «maddi tazminatın» ve 5.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
5 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/6092 E. 2012/13282 K.
Ortak:infaz · maddi tazminat
İncelediğiniz karardaBu nedenle hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde «infazı» kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir.
Somut olayda, davacılar vekili, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak «kaydı» ile 125.000 TL manevi ve «ıslah» ile birlikte 50.621.54 TL «maddi tazminatın» tahsilini talep etmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına, toplanan delillere ve düzenlenen bilirkişi raporuna göre, «maddi tazminata» ilişkin davanın kabulüne, manevi tazminata ilişkin davanın reddine karar verilmiştir.
Bu nedenle, hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde «infazı» kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir.
Somut olaya gelindiğinde, mahkemece 23.02.2011 tarihli oturumda verilen kısa kararda «maddi tazminata» ilişkin olarak davanın kabulüne, 3.300,00 TL'nın davalıdan tahsiline dair hüküm kurulmuş iken gerekçeli kararda davanın 3.244,00 TL üzerinden kabulüne karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/2461 E. 2010/8505 K.
Ortak:cy/cy şerhi · infaz · ıslah
İncelediğiniz kararda… açılan davanın reddine, diğer davalılar hakkında açılan davanın kısmen kabulü ile davalıların davacı şirket ile aralarında düzenlenen sözleşmenin 8. maddesine göre «rekabet yasağına» aykırı faaliyetlerinin tesbitine, 25.000 TL'nin dava tarihi olan 03.05.2010, 25.621,54 TL'nin «ıslah» tarihi olan 26.09.2010 tarihinden itibaren «yasal faizi» ile birlikte, 25.000 TL manevi tazminatın dava tarihi olan 03.05.2010 tarihinden itibaren davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde «infazı» kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir.
Somut olayda, davacılar vekili, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak «kaydı» ile 125.000 TL manevi ve «ıslah» ile birlikte 50.621.54 TL «maddi tazminatın» tahsilini talep etmiştir.
Benzer bu kararda… itine, davalı kooperatifin 16.10.2005 tarihli genel kurul gündeminin 7 nci maddesi gereğince alınan kararın “Peşin satış yapılan, genel kurul kararı olan dairelerin «reeskont faizi» hesaplanarak aradaki farkı ödedikleri takdirde kendilerine verilmesine, kabul etmedikleri takdirde ödedikleri paranın Kooperatifler Kanununa aykırı olduğundan hesaplanarak paranın ödenerek kooperatif hissesine geçirilmesine, genel kurul kararı olmaksızın peşin satışı yapılan dairelerin iptaline, kooperatif yönetimince tapu verilmemesine, verilmişse iptaline oy birliğiyle karar verilmiştir” şeklindeki kısmının yok hükmünde olduğunun tespitine, davacının fazlaya ilişkin istemlerinin reddine, davacı vekilinin diğer davalılara yönelik tapu iptal ve tescil isteminin sözleşmelerin tapu siciline «şerhi» şeklinde «ıslah» edilen davasının reddine karar verilmiştir.
… açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir.Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde «infazı» kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir.Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısı …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:satış sözleşmesi · reeskont faizi
Benzer bu kararda… itine, davalı kooperatifin 16.10.2005 tarihli genel kurul gündeminin 7 nci maddesi gereğince alınan kararın “Peşin satış yapılan, genel kurul kararı olan dairelerin «reeskont faizi» hesaplanarak aradaki farkı ödedikleri takdirde kendilerine verilmesine, kabul etmedikleri takdirde ödedikleri paranın Kooperatifler Kanununa aykırı olduğundan hesaplanarak paranın ödenerek kooperatif hissesine geçirilmesine, genel kurul kararı olmaksızın peşin satışı yapılan dairelerin iptaline, kooperatif yönetimince tapu verilmemesine, verilmişse iptaline oy birliğiyle karar verilmiştir” şeklindeki kısmının yok hükmünde olduğunun tespitine, davacının fazlaya ilişkin istemlerinin reddine, davacı vekilinin diğer davalılara yönelik tapu iptal ve tescil isteminin sözleşmelerin tapu siciline «şerhi» şeklinde «ıslah» edilen davasının reddine karar verilmiştir.
1-Dava, ortaklığın tespiti, 16.10.2005 tarihli genel kurulda alınan kararların iptali, alacak ve «satış sözleşmelerinin» tapuya tescili istemlerine ilişkindir.
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/3966 E. 2010/10273 K.
Ortak:infaz · yasal faiz
İncelediğiniz kararda… açılan davanın reddine, diğer davalılar hakkında açılan davanın kısmen kabulü ile davalıların davacı şirket ile aralarında düzenlenen sözleşmenin 8. maddesine göre «rekabet yasağına» aykırı faaliyetlerinin tesbitine, 25.000 TL'nin dava tarihi olan 03.05.2010, 25.621,54 TL'nin «ıslah» tarihi olan 26.09.2010 tarihinden itibaren «yasal faizi» ile birlikte, 25.000 TL manevi tazminatın dava tarihi olan 03.05.2010 tarihinden itibaren davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde «infazı» kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının kooperatife ödenmemiş aidat borcunun bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalının 3.201,00 YTL asıl borç, 192,00 YTL «yasal faiz» olmak üzere toplam 3.393,00 YTL alacağa karşı yaptığı itirazın iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, «asıl alacak» üzerinden hesaplanacak % 40 «inkar tazminatının» davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bu nedenle, hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde «infazı» kabil kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun olması gerekmektedir.
Somut olayda, mahkemece verilen kısa kararda «inkar tazminatına» hükmedilmemiş olmasına rağmen gerekçeli kararda inkar tazminatına karar verilmiş olması suretiyle kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişkiye yol açıldığı gibi, kararın gerekçesinde takibe konu asıl alacağa takip tarihinden itibaren «yasal faiz» uygulanması gerektiği belirtildiği halde, hükümde takibe konu asıl alacağa yasal faiz oranları uygulanacağı hususu belirtilmeden takibin devamına karar verilmesi suretiyle takipte istenen aylık % 10 «gecikme faizi» oranının uygulanması sonucunu doğuracak şekilde hüküm tesisi suretiyle hüküm ile gerekçe arasında da çelişkiye yol açılmıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:gecikme faizi · asıl alacak · inkar tazminatı
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının kooperatife ödenmemiş aidat borcunun bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalının 3.201,00 YTL asıl borç, 192,00 YTL «yasal faiz» olmak üzere toplam 3.393,00 YTL alacağa karşı yaptığı itirazın iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, «asıl alacak» üzerinden hesaplanacak % 40 «inkar tazminatının» davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Somut olayda, mahkemece verilen kısa kararda «inkar tazminatına» hükmedilmemiş olmasına rağmen gerekçeli kararda inkar tazminatına karar verilmiş olması suretiyle kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişkiye yol açıldığı gibi, kararın gerekçesinde takibe konu asıl alacağa takip tarihinden itibaren «yasal faiz» uygulanması gerektiği belirtildiği halde, hükümde takibe konu asıl alacağa yasal faiz oranları uygulanacağı hususu belirtilmeden takibin devamına karar verilmesi suretiyle takipte istenen aylık % 10 «gecikme faizi» oranının uygulanması sonucunu doğuracak şekilde hüküm tesisi suretiyle hüküm ile gerekçe arasında da çelişkiye yol açılmıştır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/10718 E. 2010/1705 K.
Ortak:infaz
İncelediğiniz karardaBu nedenle hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde «infazı» kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir.
Benzer bu karardaBu nedenle hükmün, açık, anlaşılır, «infaz» edilebilir şekilde tesis edilmesi ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın, kısa karara uygun olması gerekmektedir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Haksız Rekabetin Tespiti ve Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/6110 E. 2013/21797 K.
Ortak:infaz
İncelediğiniz karardaBu nedenle hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde «infazı» kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir.
Benzer bu karardaBu nedenle hükmün, açık, anlaşılır, «infaz» edilebilir şekilde tesis edilmesi ve en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın, kısa karara uygun olması gerekmektedir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:marka hakkına tecavüz · iltibas
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı şirketin davacının tescilli markaları ile «iltibas» yaratacak şekilde üretimde bulunduğu, eyleminin «marka hakkına tecavüz» teşkil ettiği gerekçesiyle, 3.000 TL maddi ve 2.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2013/11373 E. , 2014/14615 K.
"İçtihat Metni"
T.C.
MAHKEMESİ ANTALYA (KAPATILAN) 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 09/10/2012
NUMARASI 2012/59-2012/52
Taraflar arasında görülen davada Antalya (Kapatılan) 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09.10.2012 tarih ve 2012/59-2012/52 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalılar S.. L.. ve O.. K.. vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 23.09.2014 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalılar vekili Av. S.. Ş.., davalılardan O.. K.. vekili Av. M.. O.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin turizm acenteliği alanında faaliyet gösterdiğini, davalı şirketin kurucu ortakları ve yetkilileri bulunan S.. L.. ile O.. K..'ün şirketin eski çalışanları olduğunu, S.. L..'nın davacı şirkette genel müdür olarak uzun yıllar çalışıp O.. K..'ün ise Ege bölge müdürlüğü görevinde bulunduğunu, davalıların çalıştığı pozisyon itibariyle davacı şirketin ticari sırlarını, anlaşmaları ve pazarlama rakamlarını bildiklerini, davalılardan O.. K..’ün 28.07.2009, S.. L..’nın 31.03.2009 tarihinde davacı şirketten kendi istekleri ile ayrılıp, 25.03.2009 tarihinde diğer davalı S. Turz. Ltd. Şti'yi kurduğunu, şirkette S.. L..'nın % 90 O.. K..'ün % 10 pay sahibi olduğunu, S.. L..'nın şirketin yetkilisini olduğunu, müvekkilinin V.isimli tur operatörünün tek satıcılığını yaptığını, ancak V.
şirketinin davacı ile değil davalı ile sözleşme düzenlediğini, davalının Akdeniz bölgesinde LMX isimli tur operatörünü de davacı şirketten kazandığını, davalı tarafın davacı şirketin müşterileri dışında neredeyse başka müşterisinin bulunmadığını, davacı ile davalı şirketin ortağı ve yetkilisi S.. L.. arasında 23.02.2002 tarihinde düzenlenen hizmet sözleşmesinin işçinin özel borcu başlıklı 8 maddesinde işçinin şirkette çalıştığı süre içerisinde bireysel ticari faaliyette bulunamayacağı, işçinin şirketin faaliyet konuları ile ilgili şirket müşterileri ve kendisinin bulacağı müşterileri ile anlaşma yapamayacağı, işçinin şirketten ayrıldıktan sonra iki yıl süre ile şirket müşterileri ile çalışmayacağı, bu süre içerisinde şirketle rekabet edecek ortaklıklara üye denetçi veya ortak olamayacağının düzenlendiğini, diğer davalı O..
K.. ile de aynı hükümleri içeren sözleşmenin bulunduğunu, ayrıca şirket çalışanlarından E.E. ve L.D.'in davacı şirketten O.. K.. ile ayrı tarihte ayrılıp, davalı şirkette çalışmaya başladıklarını, sonraki tarihlerde H. A. S.'nın da şirketten ayrılıp davalı şirkette çalışmaya başladığını, S.. L..'nın davacı şirket çalışanları üzerinde etki kurmaya çalıştığını, davalı şirketin ortakları ve yetkililerinin bu eylemlerinin haksız rekabet ve rekabet yasağına ilişkin hükümlerine açık aykırılık oluşturduğunu ileri sürerek haksız rekabetin tespiti ve men'i ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 25.03.2009 tarihinden başlamak üzere 25.000 TL maddi 125.000 TL manevi tazminatın ticari faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, davacı vekili 26.09.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile 50.621,54 TL maddi tazminatın ticari faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili, müvekkillerinin davacı şirketten ayrılması ile 31.03.2009 tarihli ibraname başlıklı belge ile aynı içerikli 28.02.2009 tarihli belgenin düzenlendiğini, S.. L..'nın davacı şirketten fiilen 28.02.2009 tarihinde ayrıldığını, O.. K..'ün de aynı tarihte şirketten ayrıldığını, davalı şirketin diğer davalıların davacı şirkette çalışırken kurulmadığını, 03.02.2002 tarihli sözleşmeden sonra 22.09.2004 tarihinde aynı taraflar arasında yeni bir personel hizmet sözleşmesi düzenlendiğini, davalı Selim ile Orhan'ın davalı şirketin ortakları olup, kendi adlarına hareket etmemeleri nedeniyle husumet yöneltilemeyeceğini, davacı şirketin 01.02.2009 tarihinden itibaren M.K.'nın genel müdür olarak görevlendirildiğini, önceki genel müdür S..
L..'ya da teşekkürlerini bildiren e-posta iletisini gönderdiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre davalıların davacı ile hizmet sözleşmesi sona erdikten sonra aynı alanda faaliyet gösteren bir şirkete ortak olduğu, davalı S.. L..'nın davacı şirketin yönetim kurulunda görev alıp Ticaret Sicil kayıtlarından da anlaşıldığı üzere genel müdürlük görevini yerine getirdiği, bu hali ile davalı S.. L.. ile davacı arasındaki ilişkinin hizmet sözleşmesi değil, 818 sayılı BK'nın 455, 6098 sayılı TBK'nın 553. maddesine düzenlenen ticari temsilci olarak değerlendirilmesi gerektiği, davalılardan S.. L..’nın davacı şirketin yönetim kurulunda görevli genel müdürü olduğu, diğer davalının davacının kabulünde olduğu üzere Ege Bölgesi sorumlusu iken 28.02.2009 tarihinde kendi istekleri ile davacı şirketten ayrıldıkları, 24.03.2009 tarihinde davalı gerçek kişiler ortak olmak üzere şirketin amacının Seyahat Acenteleri Kanunu uyarınca acentelik belgesi almak, turizm acenteliği kurmak, yurt içinde ve yurt dışında turizm hizmetleri sağlamak ve benzeri amaçlarla kurulduğu, davacı ve davalı şirketin ticari defterlerine göre davacının ticari ilişkisinin bulunduğu dava dışı LMX ve V.
ile aynı konuda ticari ilişkiye geçtiği, bu şirketlerin davacı ile süregelen ticari ilişkilerinin sona erdiği, mahkemece ticari temsilci olarak nitelendirilen davalı S.. L.. ile yine Ege bölgesi sorumlusu ve davacı şirketin çalışanı olması nedeniyle sözleşme ve TTK'nın 59/2. maddesinin yollaması ile BK'nın 455. maddelerinde düzenlenen rekabet yasağına aykırı davrandıkları, davacının zararının haksız rekabet nedeniyle elde etmekten mahrum kaldığı kâr miktarı olan 50.621,54 TL olduğu, davalıların haksız rekabet yasağına aykırı eyleminin aynı zamanda davacı şirkete yönelik haksız eylem niteliğinde olduğundan tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına göre manevi tazminata karar vermek gerektiği gerekçesiyle davalı S..
Ş.. hakkında açılan davanın reddine, diğer davalılar hakkında açılan davanın kısmen kabulü ile davalıların davacı şirket ile aralarında düzenlenen sözleşmenin 8. maddesine göre rekabet yasağına aykırı faaliyetlerinin tesbitine, 25.000 TL'nin dava tarihi olan 03.05.2010, 25.621,54 TL'nin ıslah tarihi olan 26.09.2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte, 25.000 TL manevi tazminatın dava tarihi olan 03.05.2010 tarihinden itibaren davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalılar S.. L.. ve O.. K.. vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, TTK'nın 56. ve BK'nın 348. ve devamı maddelerine dayalı rekabet yasağı sözleşmesi ve haksız rekabetten kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. HUMK’nın 382. ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına duyulan güven sarsılmış olacaktır. Hatta, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 sayılı Kararı’nda da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Somut olayda, davacılar vekili, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 125.000 TL manevi ve ıslah ile birlikte 50.621.54 TL maddi tazminatın tahsilini talep etmiştir. Mahkemece verilen kısa kararda, "20.000 TL manevi tazminatın faizi ile tahsiline" karar verilmiş olmasına rağmen, gerekçeli karara ait hüküm incelendiğinde "25.000 TL manevi tazminatın tahsiline" karar verilmiş, karar tebliğe çıkmadan HMK'nın 304/1. maddesi uyarınca Tashih Şerhi ile mahkeme tarafından düzeltilmiştir. HMK'nın 305. maddesi hükmü mahkeme kararındaki açık hataların mahkemece re'sen veya taraflardan birinin talebi üzerine tashihine ilişkin olup, olayda uygulama yeri bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece verilen kısa karardaki hüküm ile gerekçeli kararda kurulan hüküm arasında belirgin şekilde çelişki bulunduğundan kararın öncelikle bu yönden bozulması gerekmiştir.
2-Bozma neden ve şekline göre davalılar S.. L.. ve O.. K.. vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle davalılar S.. L.. ve O.. K.. vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılardan S.. L.. ve O.. K..'e verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz eden davalılar S.. L.. ve O.. K..'e iadesine, 25.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/102180600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz