Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2009/13 E. 2010/5482 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
bankacılık işlemleri↗ tavzih↗ güven kurumu↗ infaz↗ içtihadı birleştirme kararı↗ temerrüt faizi↗ havale↗ avans faizi↗ temerrüt↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davacının şifresinin davacının kusurlu hareketiyle ele geçirilip şifre değiştirilip paranın havale edildiğine dair somut ve teknik delil elde edilemediği, davacının kusuruna yönelik bilirkişi görüşüne itibar edilmediği, yasayla kurulan, mevduat kabulü ve bankacılık işlemleri konusunda görevlendirilmiş olan ve BK’nun 99/2. maddesine tabi kuruluş olan bankaların güven kurumu oldukları, davacının bankaya yatırdığı mevduatının özenle saklanması gerekirken bankanın objektif özen görevini yerine getirmediği, hafif kusurundan dahi sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 6.200,00 YTL’nın 01.02.2007 tarihinden itibaren bankalarca vadesiz mevduata uygulanan mevduat faizini geçmemek üzere avans faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Davacının tavzih talebi üzerine, mahkemece, tavzih talebinin kabulü ile 6.200,00 YTL alacağın 01.02.2007 tarihinden itibaren bankalarca vadesiz mevduata uygulanan “en yüksek” mevduat faizini geçmemek üzere avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı ve tavzih kararını davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
HUMK’nun 455 ve devam eden maddeleri uyarınca hükmün tavzihi, hükmün müphem ve gayrivazıh olması veya mütenakız fıkraları ihtiva etmesi halinde mümkündür. Tavzih yolu ile hüküm fıkrasında bir değişiklik yapmak mümkün değildir. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece, gerekçeli kararda hüküm altına alınan miktarın “01.02.2007 tarihinden itibaren bankalarca vadesiz mevduata uygulanan mevduat faizini geçmemek üzere avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline” şeklinde karar verilmiştir. Davacı vekilinin davalı tarafa tebliğ edilen tavzih talebini içeren dilekçesi üzerine, temerrüt faizini tavzih yolu ile “bankalarca vadesiz mevduata uygulanan “en yüksek” mevduat faizini geçmemek üzere avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline” şeklinde değiştiren 09.10.2008 günlü mahkeme kararı HUMK’nun 455 ve devam eden maddelerine açıkça aykırı olup, tavzih kararının bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2-Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. HUMK’nun 382. ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle, hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karar uygun olması gerekmektedir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır. Hatta, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Somut olayda mahkemece kısa kararda, hüküm altına alınan miktarın “01.02.2007 tarihinden itibaren bankalarca vadesiz mevduata uygulanan “en yüksek” mevduat faizini geçmemek üzere avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline” karar verilmesine rağmen, gerekçeli kararda hüküm altına alınan miktarın “01.02.2007 tarihinden itibaren bankalarca vadesiz mevduata uygulanan mevduat faizini geçmemek üzere avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline” şeklinde karar verilerek kısa karar ile gerekçeli karar arasında faiz oranı hususunda çelişki yaratılmıştır. Buna göre, mahkemece tefhim edilen kısa karar ile tebliğ edilen gerekçeli kararın birbiriyle çelişkili olduğu ve bu çelişkinin tavzih yoluyla düzeltilmesinin de yasal olarak mümkün bulunmadığının anlaşılmasına göre, asıl kararın da bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre de, davalı vekilinin esasa ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/1444 E. 2011/4853 K.
Ortak:tavzih · havale
İncelediğiniz kararda… kemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davacının şifresinin davacının kusurlu hareketiyle ele geçirilip şifre değiştirilip paranın «havale» edildiğine dair somut ve teknik delil elde edilemediği, davacının kusuruna yönelik bilirkişi görüşüne itibar edilmediği, yasayla kurulan, mevduat kabulü ve «bankacılık işlemleri» konusunda «görevlendirilmiş» olan ve BK’nun 99/2. maddesine tabi kuruluş olan bankaların «güven kurumu» oldukları, davacının bankaya yatırdığı mevduatının özenle saklanması gerekirken bankanın objektif özen görevini yerine getirmediği, hafif kusurundan dahi sorumlu o …
Davacının «tavzih» talebi üzerine, mahkemece, tavzih talebinin kabulü ile 6.200,00 YTL alacağın 01.02.2007 tarihinden itibaren bankalarca vadesiz mevduata uygulanan “en yüksek” mevduat faizini geçmemek üzere avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı ve «tavzih» kararını davalı vekili temyiz etmiştir.
Benzer bu kararda1- HUMK.nun 455 ve devam eden maddeleri uyarınca hükmün «tavzihi», hükmün müphem ve gayrivazıh olması veya mütenakız fıkraları ihtiva etmesi halinde mümkündür.
Mahkemenin 19.04.2006 tarihli gerekçeli kararından sonra davalılar vekili Av..... tarafından verilen 06.11.2006 «havale» tarihli dilekçe ile karar harcı ve avukatlık ücretinin fazla olduğu belirtilerek, «maddi hatanın düzeltilmesi» istenilmiş, mahkemece 10.11.2006 tarihli “DÜZELTME” başlıklı karar ile hüküm fıkrasının (2) ve (4) numaralı bentlerinde yazılı rakamlar değiştirilmiştir.
Mahkemece «tavzih» yolu ile gerekçeli kararın hüküm fıkrasının değiştirilmesi doğru görülmediğinden, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile 10.11.2006 tarihli “DÜZELTME” başlıklı kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:maddi hatanın düzeltilmesi · vekile tebliğ · maddi hata · vekalet ücreti
Benzer bu karardaMahkemenin 19.04.2006 tarihli gerekçeli kararından sonra davalılar vekili Av..... tarafından verilen 06.11.2006 «havale» tarihli dilekçe ile karar harcı ve avukatlık ücretinin fazla olduğu belirtilerek, «maddi hatanın düzeltilmesi» istenilmiş, mahkemece 10.11.2006 tarihli “DÜZELTME” başlıklı karar ile hüküm fıkrasının (2) ve (4) numaralı bentlerinde yazılı rakamlar değiştirilmiştir.
Davalılar vekili karar düzeltme isteminde bulunmuş, davacı vekili ise “karar ve ilam harcı ile «vekalet ücretine»” ilişkin mahkemenin 10.11.2006 tarihli düzeltme kararını temyiz etmiştir.
2- Davalı vekilinin karar düzeltme istemine gelince; Mahkemenin 10.11.2006 tarih ve 2006/50-170 sayılı ek kararı davacı yararına bozulmuş olmakla, işbu bozma kararı taraf «vekillerine tebliğ» edilerek, karar düzeltme süresi beklenildikten sonra davalı vekilinin karar düzeltme itirazları incelenmek üzere dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesi gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/15135 E. 2011/7643 K.
Ortak:tavzih
İncelediğiniz karardaDavacının «tavzih» talebi üzerine, mahkemece, tavzih talebinin kabulü ile 6.200,00 YTL alacağın 01.02.2007 tarihinden itibaren bankalarca vadesiz mevduata uygulanan “en yüksek” mevduat faizini geçmemek üzere avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı ve «tavzih» kararını davalı vekili temyiz etmiştir.
HUMK’nun 455 ve devam eden maddeleri uyarınca hükmün «tavzihi», hükmün müphem ve gayrivazıh olması veya mütenakız fıkraları ihtiva etmesi halinde mümkündür.
Benzer bu kararda2- Mahkemece yazılan gerekçeli kararda 1.583,20 TL «yargılama giderinin» davalıdan tahsiline karar verilmiş, davacı vekilinin dilekçesi üzerine karar «tavzih» edilerek hesaplamaya «dahil» edilmeyen 497,43 TL tercüme giderinin de eklenmesi suretiyle 2.080,6 TL yargılama giderinin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Hükmün «tavzihi», her ne kadar evrak üzerinden yapılabilir ise de, HUMK'nun 456. maddesi hükmü gereğince, tavzih talebini içeren dilekçenin karşı tarafa tebliğ edilmesi gerekir.
Ayrıca, HUMK'nun 455 ve devam eden maddeleri uyarınca hükmün «tavzihi», hükmün müphem ve gayrivazıh olması veya mütenakız fıkraları ihtiva etmesi halinde mümkündür.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:yargılama gideri · dahili dava
Benzer bu kararda2- Mahkemece yazılan gerekçeli kararda 1.583,20 TL «yargılama giderinin» davalıdan tahsiline karar verilmiş, davacı vekilinin dilekçesi üzerine karar «tavzih» edilerek hesaplamaya «dahil» edilmeyen 497,43 TL tercüme giderinin de eklenmesi suretiyle 2.080,6 TL yargılama giderinin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
3- Mahalli mahkemece 01.10.2009 tarihli kararda 497,43 TL tercüme gideri eklenmeden «yargılama giderinin» eksik hesaplanması doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle bozulması gerekmiş ise de, anılan yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, hükmün HUMK'nun 438/7. maddesi uyarınca düzeltilerek onanması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/4181 E. 2011/2727 K.
Ortak:tavzih · infaz · temerrüt
İncelediğiniz karardaDavacı vekilinin davalı tarafa tebliğ edilen «tavzih» talebini içeren dilekçesi üzerine, «temerrüt faizini» tavzih yolu ile “bankalarca vadesiz mevduata uygulanan “en yüksek” mevduat faizini geçmemek üzere avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline” şeklinde değiştiren 09.10.2008 günlü mahkeme kararı HUMK’nun 455 ve devam eden maddelerine açıkça aykırı olup, tavzih kararının bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Davacının «tavzih» talebi üzerine, mahkemece, tavzih talebinin kabulü ile 6.200,00 YTL alacağın 01.02.2007 tarihinden itibaren bankalarca vadesiz mevduata uygulanan “en yüksek” mevduat faizini geçmemek üzere avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı ve «tavzih» kararını davalı vekili temyiz etmiştir.
Benzer bu karardaDavacı vekilinin «tavzih» dilekçesi üzerine hüküm altına alınan alacakla ilgili olarak «temerrüt» tarihleri başlangıçları yazılmak suretiyle kararda düzeltme yapılmıştır.
Somut olayda davacı vekilinin «tavzih» dilekçesi üzerine kısa kararda belirtilmeyen «temerrüt» tarihleri eklenmiştir.
O halde, «temerrüt tarihlerinin» eklenerek «tavzih» yoluyla hükmün değiştirilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kesin delil · temerrüt tarihi · kanun yolu · ara karar · mahsup · sebepsiz zenginleşme · feragat · kesin hüküm
Benzer bu kararda… n çözümlendiği, kararın kesinleştiği, davalının SMS ücretiyle ilgili uygulamasının yerinde bulunmadığı, SMS sonlandırma ücreti talep edemeyeceği, kesinleşen kararın «kesin delil» olduğu, taraflar arasındaki «ara» bağlantı sözleşmesi uyarınca davacı alacağından yaptığı «mahsupların» yerinde olmadığı, davacı alacağının sözleşmenin Ek C 5/1. maddesinde ödeme günün belirlendiği, esasen tek taraflı kesinti yaparak davalının kesinti tarihi itibariyle «sebepsiz zenginleştiği», bu tarih itibariyle «temerrüdün» gerçekleştiği, davacı alacağının olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 6.479.527.27 YTL’nin her bir kesinti miktarının belirtilen temerrüt tarihlerinden itibaren a …
1-Dava, «sebepsiz zenginleşmeye» dayalı alacak istemine ilişkindir.
Bu «kanun yolu», hiçbir zaman hükmün değiştirilmesi veya hükme yeni bir şey eklenmesi yolu olarak kullanılamaz.
O halde, «temerrüt tarihlerinin» eklenerek «tavzih» yoluyla hükmün değiştirilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
2 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/7979 E. 2010/7240 K.
Ortak:tavzih · temerrüt faizi · temerrüt
İncelediğiniz karardaDavacı vekilinin davalı tarafa tebliğ edilen «tavzih» talebini içeren dilekçesi üzerine, «temerrüt faizini» tavzih yolu ile “bankalarca vadesiz mevduata uygulanan “en yüksek” mevduat faizini geçmemek üzere avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline” şeklinde değiştiren 09.10.2008 günlü mahkeme kararı HUMK’nun 455 ve devam eden maddelerine açıkça aykırı olup, tavzih kararının bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Davacının «tavzih» talebi üzerine, mahkemece, tavzih talebinin kabulü ile 6.200,00 YTL alacağın 01.02.2007 tarihinden itibaren bankalarca vadesiz mevduata uygulanan “en yüksek” mevduat faizini geçmemek üzere avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı ve «tavzih» kararını davalı vekili temyiz etmiştir.
Benzer bu karardaKarar kesinleştikten sonra davalı kooperatif vekilince, davacı ... vekilinin asıl davada talep ettiği alacağa 24.11.2003 tarihinden itibaren «temerrüt faizi» yürütülmesini istediği, ayrıca (5.000)YTL tutarındaki talep miktarının da «ıslah» edilmediği, mahkemece verilen kararla talebin açıldığı ileri sürülerek, «tavzih» talebinde bulunulmuştur.
1- Asıl dava, davalı kooperatif «ortaklığından çıkma payının» tahsili, birleşen dava, davalı kooperatifçe girişilen icra takibi dolayısıyla «borçlu olunmadığının tespiti» istemlerine ilişkin olup, mahkemece 29.04.2008 günlü karar ile asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verildikten sonra, davalı vekilinin 14.07.2008 günlü dilekçesi üzerine mahkemece 16.07.2008 tarihli karar ile hüküm fıkrası «tavzih» edilerek, «temerrüt faizinin başlangıç tarihi» değiştirilmiştir.
Bu durum karşısında mahkemece, davalı vekilinin «tavzih» talebini içeren dilekçesi üzerine, «temerrüt faiz başlangıç tarihinin» tavzih yolu ile değiştirilmesi, anılan yasa maddelerine açıkça aykırı olduğundan, davacı ... vekilinin temyiz isteminin kabulü ile mahkemece verilen 16.07.2008 tarihli tavzih kararının bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:temerrüt ve faiz başlangıcı · çıkma payı · ortaklıktan çıkma · faiz başlangıç tarihi · borçlu olunmadığının tespiti · temerrüt tarihi · maddi hata · oy yasağı
Benzer bu kararda1- Asıl dava, davalı kooperatif «ortaklığından çıkma payının» tahsili, birleşen dava, davalı kooperatifçe girişilen icra takibi dolayısıyla «borçlu olunmadığının tespiti» istemlerine ilişkin olup, mahkemece 29.04.2008 günlü karar ile asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verildikten sonra, davalı vekilinin 14.07.2008 günlü dilekçesi üzerine mahkemece 16.07.2008 tarihli karar ile hüküm fıkrası «tavzih» edilerek, «temerrüt faizinin başlangıç tarihi» değiştirilmiştir.
Mahkemece 16.07.2008 tarihli karar ile dosya üzerinden yapılan incelemeye dayanılarak, «temerrüt tarihinin» sehven 29.11.2003 yerine 20.11.2003 olarak yazıldığı gerekçesiyle hüküm fıkrasındaki «maddi hatanın» temerrüt tarihinin 24.11.2003 olarak düzeltilmesi suretiyle giderilmesine, davacı vekilince «ıslah» talebinde bulunulduğu ve harcın da nihai karar ile tamamlandığı gerekçesiyle diğer «tavzih» talebinin reddine karar verilmiştir.
Bu durum karşısında mahkemece, davalı vekilinin «tavzih» talebini içeren dilekçesi üzerine, «temerrüt faiz başlangıç tarihinin» tavzih yolu ile değiştirilmesi, anılan yasa maddelerine açıkça aykırı olduğundan, davacı ... vekilinin temyiz isteminin kabulü ile mahkemece verilen 16.07.2008 tarihli tavzih kararının bozulması gerekmiştir.
2- Davalı vekilinin «asıl alacak» miktarının da «tavzih» edilmesi talebinin reddine vaki temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; davalı vekilinin mahkemece hükmedilen asıl alacak miktarına ilişkin olan tavzih istemi de yukarıda açıklandığı üzere hükmün değiştirilmesi «yasağı» kapsamında bulunduğundan, mahkemece davalı vekilinin anılan tavzih isteminin reddine karar verilmesi doğru olmuştur.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/13095 E. 2012/4264 K.
Ortak:tavzih · temerrüt faizi · temerrüt
İncelediğiniz karardaDavacı vekilinin davalı tarafa tebliğ edilen «tavzih» talebini içeren dilekçesi üzerine, «temerrüt faizini» tavzih yolu ile “bankalarca vadesiz mevduata uygulanan “en yüksek” mevduat faizini geçmemek üzere avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline” şeklinde değiştiren 09.10.2008 günlü mahkeme kararı HUMK’nun 455 ve devam eden maddelerine açıkça aykırı olup, tavzih kararının bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Davacının «tavzih» talebi üzerine, mahkemece, tavzih talebinin kabulü ile 6.200,00 YTL alacağın 01.02.2007 tarihinden itibaren bankalarca vadesiz mevduata uygulanan “en yüksek” mevduat faizini geçmemek üzere avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı ve «tavzih» kararını davalı vekili temyiz etmiştir.
Benzer bu kararda1-Dairemizin 09.11.2009 tarihli bozma ilamında, 22.01.2008 tarihli mahkeme kararının hüküm fıkrasının «tavzihine» ilişkin olarak verilen 09.05.2008 tarihli karar bakımından, davalı tarafa tebliğ dahi edilmeyen davacı taraf tavzih dilekçesi üzerine, «temerrüd faizi başlangıç tarihlerini» tavzih yolu ile değiştiren 09.05.2008 günlü mahkeme kararının HUMK'nun 455 vd. maddelerine açıkça aykırı olduğu belirtilerek tavzih kararının mümeyyiz davalı yarar …
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya ve tüm dosya kapsamına göre, faize ilişkin «tavzih» talebinin yerinde olmadığı, alacak miktarı yargılamayı gerektirdiğinden davacının «inkar tazminatı» ve fazlaya ilişkin taleplerinin kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 15.000,00 TL alacağın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Mahkemece uyulan bozma kararı uyarınca «tavzih» isteminin reddine karar vermek gerekirken, bunun yerine kesinleşmiş olan esas hakkında karar oluşturulması, ayrıca bu kararda kesinleşen karardan farklı olarak daha önce ödeme tarihinden itibaren hükmedilen «yasal faiz» konusunda bir karar verilmemiş olması yerinde görülmemiş, hükmün bu nedenle davacılar yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:temerrüt ve faiz başlangıcı · faiz başlangıç tarihi · borcun üstlenilmesi · inkar tazminatı · yasal faiz
Benzer bu kararda1-Dairemizin 09.11.2009 tarihli bozma ilamında, 22.01.2008 tarihli mahkeme kararının hüküm fıkrasının «tavzihine» ilişkin olarak verilen 09.05.2008 tarihli karar bakımından, davalı tarafa tebliğ dahi edilmeyen davacı taraf tavzih dilekçesi üzerine, «temerrüd faizi başlangıç tarihlerini» tavzih yolu ile değiştiren 09.05.2008 günlü mahkeme kararının HUMK'nun 455 vd. maddelerine açıkça aykırı olduğu belirtilerek tavzih kararının mümeyyiz davalı yarar …
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya ve tüm dosya kapsamına göre, faize ilişkin «tavzih» talebinin yerinde olmadığı, alacak miktarı yargılamayı gerektirdiğinden davacının «inkar tazminatı» ve fazlaya ilişkin taleplerinin kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 15.000,00 TL alacağın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Mahkemece uyulan bozma kararı uyarınca «tavzih» isteminin reddine karar vermek gerekirken, bunun yerine kesinleşmiş olan esas hakkında karar oluşturulması, ayrıca bu kararda kesinleşen karardan farklı olarak daha önce ödeme tarihinden itibaren hükmedilen «yasal faiz» konusunda bir karar verilmemiş olması yerinde görülmemiş, hükmün bu nedenle davacılar yararına bozulması gerekmiştir.
2-Bozma neden ve şekline göre, davalı («borcu üstlenen» sıfatıyla TMSF) vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2009/13 E. , 2010/5482 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Kadıköy 1.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 15.07.2008 tarih ve 2007/312 - 2008/418 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankanın Üsküdar Şubesi’nde bulunan hesabından müvekkilinin bilgisi ve talimatı olmadan 01.02.2007 tarihinde internet aracılığı ile tanımadığı ... isimli bir kişinin hesabına toplam 6.200,00 YTL havale yapıldığını, davalı bankanın elektronik bankacılık hizmetinde gereken güvenliği sağlayamadığını ileri sürerek, anılan meblağın 01.02.2007 tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının şifresini koruyamadığını, davacının hesabından yapılan havale işlemleri ile ilgili olarak müvekkili bankaya izafe edilecek kusur bulunmadığını, davacının kullanmış olduğu bilgisayarın güvenliğinden müvekkili bankanın sorumlu olmadığını, davacının zararının şifrenin 3. kişilerce öğrenilmesi sonucu meydana geldiğini, davacının kendi kusurundan doğan işbu zararı talep etmesinin mümkün bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davacının şifresinin davacının kusurlu hareketiyle ele geçirilip şifre değiştirilip paranın havale edildiğine dair somut ve teknik delil elde edilemediği, davacının kusuruna yönelik bilirkişi görüşüne itibar edilmediği, yasayla kurulan, mevduat kabulü ve bankacılık işlemleri konusunda görevlendirilmiş olan ve BK’nun 99/2. maddesine tabi kuruluş olan bankaların güven kurumu oldukları, davacının bankaya yatırdığı mevduatının özenle saklanması gerekirken bankanın objektif özen görevini yerine getirmediği, hafif kusurundan dahi sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 6.200,00 YTL’nın 01.02.2007 tarihinden itibaren bankalarca vadesiz mevduata uygulanan mevduat faizini geçmemek üzere avans faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Davacının tavzih talebi üzerine, mahkemece, tavzih talebinin kabulü ile 6.200,00 YTL alacağın 01.02.2007 tarihinden itibaren bankalarca vadesiz mevduata uygulanan “en yüksek” mevduat faizini geçmemek üzere avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı ve tavzih kararını davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
HUMK’nun 455 ve devam eden maddeleri uyarınca hükmün tavzihi, hükmün müphem ve gayrivazıh olması veya mütenakız fıkraları ihtiva etmesi halinde mümkündür. Tavzih yolu ile hüküm fıkrasında bir değişiklik yapmak mümkün değildir. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece, gerekçeli kararda hüküm altına alınan miktarın “01.02.2007 tarihinden itibaren bankalarca vadesiz mevduata uygulanan mevduat faizini geçmemek üzere avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline” şeklinde karar verilmiştir. Davacı vekilinin davalı tarafa tebliğ edilen tavzih talebini içeren dilekçesi üzerine, temerrüt faizini tavzih yolu ile “bankalarca vadesiz mevduata uygulanan “en yüksek” mevduat faizini geçmemek üzere avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline” şeklinde değiştiren 09.10.2008 günlü mahkeme kararı HUMK’nun 455 ve devam eden maddelerine açıkça aykırı olup, tavzih kararının bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2-Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. HUMK’nun 382. ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle, hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karar uygun olması gerekmektedir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır. Hatta, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Somut olayda mahkemece kısa kararda, hüküm altına alınan miktarın “01.02.2007 tarihinden itibaren bankalarca vadesiz mevduata uygulanan “en yüksek” mevduat faizini geçmemek üzere avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline” karar verilmesine rağmen, gerekçeli kararda hüküm altına alınan miktarın “01.02.2007 tarihinden itibaren bankalarca vadesiz mevduata uygulanan mevduat faizini geçmemek üzere avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline” şeklinde karar verilerek kısa karar ile gerekçeli karar arasında faiz oranı hususunda çelişki yaratılmıştır. Buna göre, mahkemece tefhim edilen kısa karar ile tebliğ edilen gerekçeli kararın birbiriyle çelişkili olduğu ve bu çelişkinin tavzih yoluyla düzeltilmesinin de yasal olarak mümkün bulunmadığının anlaşılmasına göre, asıl kararın da bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre de, davalı vekilinin esasa ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile tavzih kararının davalı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl kararın BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 17.05.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1020482600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz