Iyiniyetli üçüncü kişi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2013/14447 E. 2014/3779 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
iyiniyetli üçüncü kişi↗ ciro ve teslim↗ pay defterine kayıt↗ yönetim kurulu üyeliği↗ eda davası↗ pay devri↗ pay sahipliği↗ istifa↗ iyiniyet↗ hisse senedi↗ hisse devri↗ ciro↗ tespit davası↗ pay defteri↗ üçüncü kişi↗ ihtar↗ hukuki yarar↗ ticaret sicili↗ yönetim kurulu kararı↗ ihtarname↗ ilan↗ dava sebebi↗ teslim↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava davacının paydaşlığının sona erdiğinin ve şirket yönetimi ile ilişkisinin kalmadığının tespiti istemine ilişkin olup eda davası niteliğinde olmadığı, davacının devrin pay defterine işlenmesine ilişkin talepte bulunmadığı, davalı şirket anasözleşmesinde nama yazılı hisse senetlerinin devrini engelleyen bir hüküm bulunmadığından hisse devrinin mümkün olduğu, devir ciro ve teslimle mümkün olup TTK’nın 416/2. maddesi uyarınca şirkete karşı ancak pay defterine kayıt ile hüküm ifade edeceği, davalı şirketin davacı tarafından gönderilen 2 ayrı ihtara rağmen devri pay defterine kaydetmediği, pay devri pay defterine kaydedilmezse sadece mülkiyeti devredeceği ve şirkete karşı ileri sürülemeyeceği, davacının talebinin devrin pay defterine kayıt edilmesine ilişkin olmadığı, devir pay defterine kayıt edilmediğinden paydaşlığın sona erdiğinin tespitine karar verilemeyeceği, yönetim kurulu üyeliği istifa ile kendiliğinden sona ereceğinden bu hususta tespit davası açılmasında davacının hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı temyiz etmiştir.
Dava, davacının davalı şirketteki ortaklığının sona erdiğinin ve yönetim kurulu üyesi olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, açılan davanın eda davası niteliğinde olmayıp davacının pay devrinin pay defterine işlenmesi yönünde talebi bulunmadığı, paydaşlığın sona ermesi için pay defterine kayıt gerektiği, pay defterine kayıt edilmezse şirkete karşı hüküm ifade etmeyeceği, talep de devrin pay defterine kayıt edilmesine ilişkin olmadığından paydaşlığın sona erdiğinin tespitine karar verilemeyeceği, yönetim kurulu üyeliği ise sürenin dolması ile ya da istifa ile kendiliğinden sona ereceğinden davacının bu hususta tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak somut olayda davacı, yönetim kurulu üyeliğinden istifasını 02.01.2012 tarihinde tebliğ edilen ihtarname ile davalı şirkete bildirmesine rağmen ticaret siciline kayıt ve tescil sağlanmamıştır. İlke olarak istifa tek taraflı yenilik doğuran bir hakkın kullanılmasıdır ve hukuki sonuç doğurması yönetim kurulunun kabulüne bağlı değildir. İstifa iç ilişkide sonuçlarını şirkete ulaşmakla doğurur. Dış ilişki de ise TTK’nın 39. maddesi uyarınca iyiniyetli üçüncü kişiler açısından istifanın etkisi tescil ve ilan olunmasına bağlıdır. Bu nedenle istifa eden yönetim kurulu üyesinin bu işlemin tescil ve ilanında hukuki yararı vardır (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, 11. Baskı syf.326). Yine davalı şirketin anasözleşmesinin 6. maddesinde “hisse senetleri nama yazılıdır” hükmü yer almasına rağmen şirketin nama yazılı hisse senedi çıkardığına dair bir savunma bulunmadığı gibi dosya kapsamında buna dair delile de rastlanmamıştır. Davalı şirketin anasözleşmesinde nama yazılı payların devri için bir bağlam kuralı da getirilmemiştir. Davacı, hissesini noterde düzenlenen devir sözleşmesi ile dava dışı Ramazan Kavgacı’ya devrettikten sonra aynı gün noter kanalıyla pay devrini davalı şirkete bildirerek pay defterine işlenmesini ve ticaret siciline kayıt ve tescilini talep etmiştir. Dosya kapsamından davalı şirket yönetim kurulunun mezkur pay devrine ilişkin red sebebi ileri sürdüğü de anlaşılamamaktadır. Dosyaya celp edilen ticaret sicil kayıtlarında davacının ortak ve yönetim kurulu üyesi olarak göründüğü sabit olduğuna göre, dava dilekçesi içeriğinde davacının davalı şirket yönetim kurulu üyeliğinin ve pay sahipliğinin sona erdiğinin tespiti ile üçüncü kişileri bağlayacak şekilde ticaret sicil kayıtlarına işlenmesini sağlamak amacıyla işbu davanın açıldığı belirtildiğinden mahkemece, davacının eda hükmünü içerir şekilde talepte bulunduğu nazara alınarak davalı şirketteki ortaklığının sona erdiğinin ve yönetim kurulu üyesi olmadığının tespitini istemekte hukuki yararının bulunduğu kabul edilerek sonucuna göre karar verilmek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi yerinde görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Ortaklıktan çıkarılma | Tescilin talebi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/3154 E. 2022/7039 K.
Ortak:iyiniyetli üçüncü kişi · yönetim kurulu üyeliği · istifa · iyiniyet · hisse devri · üçüncü kişi · hukuki yarar · ticaret sicili · dava şartı
İncelediğiniz kararda… irkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava davacının paydaşlığının sona erdiğinin ve şirket yönetimi ile ilişkisinin kalmadığının tespiti istemine ilişkin olup «eda davası» niteliğinde olmadığı, davacının devrin «pay defterine» işlenmesine ilişkin talepte bulunmadığı, davalı şirket anasözleşmesinde nama yazılı hisse senetlerinin devrini engelleyen bir hüküm bulunmadığından «hisse devrinin» mümkün olduğu, devir «ciro» ve «teslimle» mümkün olup TTK’nın 416/2. maddesi uyarınca şirkete karşı ancak «pay defterine kayıt» ile hüküm ifade edeceği, davalı şirketin davacı tarafından gönderilen 2 ayrı «ihtara» rağmen devri pay defterine kaydetmediği, «pay devri» pay defterine kaydedilmezse sadece mülkiyeti devredeceği ve şirkete karşı ileri sürülemeyeceği, davacının talebinin devrin pay defterine kayıt edilmesine ilişkin olmadığı, devir pay defterine kayıt edilmediğinden paydaşlığın sona erdiğinin tespitine karar verilemeyeceği, «yönetim kurulu üyeliği» «istifa» ile kendiliğinden sona ereceğinden bu hususta «tespit davası» açılmasında davacının «hukuki yararı» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, açılan davanın «eda davası» niteliğinde olmayıp davacının «pay devrinin» «pay defterine» işlenmesi yönünde talebi bulunmadığı, paydaşlığın sona ermesi için «pay defterine kayıt» gerektiği, pay defterine kayıt edilmezse şirkete karşı hüküm ifade etmeyeceği, talep de devrin pay defterine kayıt edilmesine ilişkin olmadığından paydaşlığın sona erdiğinin tespitine karar verilemeyeceği, «yönetim kurulu üyeliği» ise sürenin dolması ile ya da «istifa» ile kendiliğinden sona ereceğinden davacının bu hususta «tespit davası» açmakta «hukuki yararı» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dış ilişki de ise TTK’nın 39. maddesi uyarınca «iyiniyetli üçüncü kişiler» açısından istifanın etkisi tescil ve «ilan» olunmasına bağlıdır.
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince, davacının «yönetim kurulu üyeliğinden» «istifa» ederek ayrıldığının, davalı şirkete karşı açılan davada tespiti ve tescilinin istenmesinde, «hukuki yararı» bulunmadığından, İlk Derece Mahkemesince, bu istem yönünden hukuki yarar yokluğu nedeniyle, davanın «usulden reddine» karar verilmesinin doğru olduğu, ancak davada, «anonim şirket» «hisse devrinin» tespit ve tescili istendiği halde, ilk derece mahkemesince, hatalı olarak «limited şirketlerde» uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nın 598/2. maddesi gereğince, «şirket müdürü» tarafından tescil yaptırılmaması halinde ayrılan ortak adının silinmesi için «ticaret siciline» başvurabileceği, bu madde hükmüne göre, davacının işbu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın usulden reddine karar verildiği, oysaki, anon …
Ancak somut olayda davacı, «yönetim kurulu üyeliğinden» «istifa» ettiğine ilişkin beyanını 19.06.2016 tarihli dilekçesi ile belirtmiş ve 20.07.2018 tarihli genel kurul toplantısında da davacının istifasının kabulüne karar verilerek bu istifadan şirket haberdar edilmişse de, buna rağmen istifanın «ticaret siciline» kayıt ve tescili sağlanmamıştır.
Dış ilişki de ise TTK’nın 39. maddesi uyarınca «iyiniyetli üçüncü kişiler» açısından istifanın etkisi tescil ve «ilan» olunmasına bağlıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:anonim şirket yönetim kurulu · ticaret sicili tescili · şirket müdürü · ticaret sicili müdürlüğü · dava şartı yokluğu · anonim şirket · usulden reddi · limited şirket
Benzer bu karardaBölge Adliye Mahkemesince, davacının «yönetim kurulu üyeliğinden» «istifa» ederek ayrıldığının, davalı şirkete karşı açılan davada tespiti ve tescilinin istenmesinde, «hukuki yararı» bulunmadığından, İlk Derece Mahkemesince, bu istem yönünden hukuki yarar yokluğu nedeniyle, davanın «usulden reddine» karar verilmesinin doğru olduğu, ancak davada, «anonim şirket» «hisse devrinin» tespit ve tescili istendiği halde, ilk derece mahkemesince, hatalı olarak «limited şirketlerde» uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nın 598/2. maddesi gereğince, «şirket müdürü» tarafından tescil yaptırılmaması halinde ayrılan ortak adının silinmesi için «ticaret siciline» başvurabileceği, bu madde hükmüne göre, davacının işbu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın usulden reddine karar verildiği, oysaki, anon …
İlk Derece Mahkemesince, 6102 sayılı TTK'nın 598/2. maddesi gereğince, «şirket müdürü» tarafından tescil yaptırılmaması halinde, ayrılan ortak adının silinmesi için «ticaret siciline» başvurabileceği, yasanın bu hükmüne göre, davacının işbu davayı açmakta «hukuki yararının» olmadığı, hukuki yararın dava şartı olduğu ve HMK 114/1 h ve 115/2 maddeleri gereğince davanın «usulden reddine» karar verilmesinin gerektiği gerekçesiyle davanın hukuki yarara yönelik dava «şartı yokluğu» nedeniyle HMK 114/1 h ve 115/2 maddesi gereğince usulden reddine karar verilmiştir.
2- Davacının «anonim şirketin yönetim kurulu üyeliğinden» ayrıldığının tespiti ve tescili istemine ilişkindir.
Dava tarihinden sonra eklenen 3. fıkrasında ise hükmün gerekçesi ve 1. fıkrasıyla uyumlu olarak, "Kamu kurum ve kuruluşları tarafından, «ticaret siciline tescil» olunan «temsile» yetkili kişiler ile bunların temsil şekilleri hakkında ticaret sicili kayıtları esas alınır ve şirketten bu kayıtlara ilişkin «ticaret sicili müdürlüklerince» düzenlenen belgeler ile Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan «ilan» dışında hiçbir belge istenemez." hükmü getirilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/4697 E. 2011/15450 K.
Ortak:yönetim kurulu üyeliği · istifa · iyiniyet · pay defteri · hukuki yarar · ticaret sicili · yönetim kurulu kararı · ilan · dava şartı
İncelediğiniz kararda… irkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava davacının paydaşlığının sona erdiğinin ve şirket yönetimi ile ilişkisinin kalmadığının tespiti istemine ilişkin olup «eda davası» niteliğinde olmadığı, davacının devrin «pay defterine» işlenmesine ilişkin talepte bulunmadığı, davalı şirket anasözleşmesinde nama yazılı hisse senetlerinin devrini engelleyen bir hüküm bulunmadığından «hisse devrinin» mümkün olduğu, devir «ciro» ve «teslimle» mümkün olup TTK’nın 416/2. maddesi uyarınca şirkete karşı ancak «pay defterine kayıt» ile hüküm ifade edeceği, davalı şirketin davacı tarafından gönderilen 2 ayrı «ihtara» rağmen devri pay defterine kaydetmediği, «pay devri» pay defterine kaydedilmezse sadece mülkiyeti devredeceği ve şirkete karşı ileri sürülemeyeceği, davacının talebinin devrin pay defterine kayıt edilmesine ilişkin olmadığı, devir pay defterine kayıt edilmediğinden paydaşlığın sona erdiğinin tespitine karar verilemeyeceği, «yönetim kurulu üyeliği» «istifa» ile kendiliğinden sona ereceğinden bu hususta «tespit davası» açılmasında davacının «hukuki yararı» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, açılan davanın «eda davası» niteliğinde olmayıp davacının «pay devrinin» «pay defterine» işlenmesi yönünde talebi bulunmadığı, paydaşlığın sona ermesi için «pay defterine kayıt» gerektiği, pay defterine kayıt edilmezse şirkete karşı hüküm ifade etmeyeceği, talep de devrin pay defterine kayıt edilmesine ilişkin olmadığından paydaşlığın sona erdiğinin tespitine karar verilemeyeceği, «yönetim kurulu üyeliği» ise sürenin dolması ile ya da «istifa» ile kendiliğinden sona ereceğinden davacının bu hususta «tespit davası» açmakta «hukuki yararı» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyaya celp edilen «ticaret sicil» kayıtlarında davacının ortak ve «yönetim kurulu» üyesi olarak göründüğü sabit olduğuna göre, dava dilekçesi içeriğinde davacının davalı şirket «yönetim kurulu üyeliğinin» ve «pay sahipliğinin» sona erdiğinin tespiti ile üçüncü kişileri bağlayacak şekilde ticaret sicil kayıtlarına işlenmesini sağlamak amacıyla işbu davanın açıldığı belirtildiğinden mahkemece, davacının eda hükmünü içerir şekilde talepte bulunduğu nazara alınarak davalı şirketteki ortaklığının sona erdiğinin ve yönetim kurulu üyesi olmadığının tespitini istemekte «hukuki yararının» bulunduğu kabul edilerek sonucuna göre karar verilmek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi yerinde görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere göre,davacının 08.02.2007 tarihinde tescil edilen şirket ana sözleşmesi hükümlerine göre kurucu ortak ve «yönetim kurulu» üyesi olduğu, ancak davacının 28.05.2007 tarihinde «yönetim kurulu üyeliğinden» «istifa» ettiği, 17.01.2008 tarihli şirket karar «defterinin» 10 nolu kararı ile şirket hisselerini devrettiği, buna rağmen dava tarihi olan 22.09.2008 tarihine kadar davalı tarafça «ticaret siciline tescil» ve «ilan» yaptırılmadığı, davacının «iyiniyetli» 3. kişiler ve vergi hukuku yönünden dava açmakta «hukuki yararının» bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Keza, davacının «yönetim kurulu üyeliğinin» de sona erdiği şirket tarafından benimsenmiş ancak bu hususun «ticaret sicil» gazetesinde «ilanı» gerekirken ilan edilmemiştir.
Bu itibarla, mahkemece ortak olmadığının tespiti yönünden «hukuki yarar» yokluğu nedeniyle davanın reddine, «yönetim kurulu üyeliğinin» sona erdiğinin tespiti talebi yönünden ise, davadan sonra «ilan» nedeniyle konusu kalmadığından bahisle karar «verilmesine yer olmadığına» şeklinde karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ticaret sicili tescili · anonim şirket · karar verilmesine yer olmadığına
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere göre,davacının 08.02.2007 tarihinde tescil edilen şirket ana sözleşmesi hükümlerine göre kurucu ortak ve «yönetim kurulu» üyesi olduğu, ancak davacının 28.05.2007 tarihinde «yönetim kurulu üyeliğinden» «istifa» ettiği, 17.01.2008 tarihli şirket karar «defterinin» 10 nolu kararı ile şirket hisselerini devrettiği, buna rağmen dava tarihi olan 22.09.2008 tarihine kadar davalı tarafça «ticaret siciline tescil» ve «ilan» yaptırılmadığı, davacının «iyiniyetli» 3. kişiler ve vergi hukuku yönünden dava açmakta «hukuki yararının» bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dava, «anonim şirket» hissedarı ve «yönetim kurulu» üyesi olan davacının devir nedeniyle ortaklığının ve «istifa» nedeniyle «yönetim kurulu üyeliğinin» sona erdiğinin tespiti amacıyla açılmıştır.
Bu itibarla, mahkemece ortak olmadığının tespiti yönünden «hukuki yarar» yokluğu nedeniyle davanın reddine, «yönetim kurulu üyeliğinin» sona erdiğinin tespiti talebi yönünden ise, davadan sonra «ilan» nedeniyle konusu kalmadığından bahisle karar «verilmesine yer olmadığına» şeklinde karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
-
Ortaklıktan çıkma | Tescil | Ortaklıktan çıkarılmanın tespiti
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2281 E. 2023/5825 K.
Ortak:yönetim kurulu üyeliği · pay devri · istifa · hisse devri · üçüncü kişi · hukuki yarar · ticaret sicili · yönetim kurulu kararı · dava şartı
İncelediğiniz kararda… irkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava davacının paydaşlığının sona erdiğinin ve şirket yönetimi ile ilişkisinin kalmadığının tespiti istemine ilişkin olup «eda davası» niteliğinde olmadığı, davacının devrin «pay defterine» işlenmesine ilişkin talepte bulunmadığı, davalı şirket anasözleşmesinde nama yazılı hisse senetlerinin devrini engelleyen bir hüküm bulunmadığından «hisse devrinin» mümkün olduğu, devir «ciro» ve «teslimle» mümkün olup TTK’nın 416/2. maddesi uyarınca şirkete karşı ancak «pay defterine kayıt» ile hüküm ifade edeceği, davalı şirketin davacı tarafından gönderilen 2 ayrı «ihtara» rağmen devri pay defterine kaydetmediği, «pay devri» pay defterine kaydedilmezse sadece mülkiyeti devredeceği ve şirkete karşı ileri sürülemeyeceği, davacının talebinin devrin pay defterine kayıt edilmesine ilişkin olmadığı, devir pay defterine kayıt edilmediğinden paydaşlığın sona erdiğinin tespitine karar verilemeyeceği, «yönetim kurulu üyeliği» «istifa» ile kendiliğinden sona ereceğinden bu hususta «tespit davası» açılmasında davacının «hukuki yararı» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, açılan davanın «eda davası» niteliğinde olmayıp davacının «pay devrinin» «pay defterine» işlenmesi yönünde talebi bulunmadığı, paydaşlığın sona ermesi için «pay defterine kayıt» gerektiği, pay defterine kayıt edilmezse şirkete karşı hüküm ifade etmeyeceği, talep de devrin pay defterine kayıt edilmesine ilişkin olmadığından paydaşlığın sona erdiğinin tespitine karar verilemeyeceği, «yönetim kurulu üyeliği» ise sürenin dolması ile ya da «istifa» ile kendiliğinden sona ereceğinden davacının bu hususta «tespit davası» açmakta «hukuki yararı» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyaya celp edilen «ticaret sicil» kayıtlarında davacının ortak ve «yönetim kurulu» üyesi olarak göründüğü sabit olduğuna göre, dava dilekçesi içeriğinde davacının davalı şirket «yönetim kurulu üyeliğinin» ve «pay sahipliğinin» sona erdiğinin tespiti ile üçüncü kişileri bağlayacak şekilde ticaret sicil kayıtlarına işlenmesini sağlamak amacıyla işbu davanın açıldığı belirtildiğinden mahkemece, davacının eda hükmünü içerir şekilde talepte bulunduğu nazara alınarak davalı şirketteki ortaklığının sona erdiğinin ve yönetim kurulu üyesi olmadığının tespitini istemekte «hukuki yararının» bulunduğu kabul edilerek sonucuna göre karar verilmek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi yerinde görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «anonim şirketlerde» «hisse devrinin» tesclinin yapılmasının zorunlu olduğuna ve nasıl yapılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, 6102 sayılı Kanun uyarınca anonim şirket hisse devirlerinin Ticaret Sicil Müdürlüğüne bildirilmesi hali kurucu bir etki yaratmadığı gibi sicil memurluğunun, talep halinde tescil işlemini yapabileceği yönetmelikte düzenlendiği, anonim şirketlerde, hisse devrinin tescilinin zorunlu olmaması nedeniyle, davacıların hissesini devrederek, ortaklıktan ayrıldığının davalı şirkete karşı açılan davada tespiti ve tescilinin istenmesinde «hukuki yarar» bulunmadığı, davada davacıların şirket «pay devri» ile «yönetim kurulu üyeliğinden» «istifa» ederek ayrıldığı, davalı şirkete karşı açılan davada tespiti ve tescilinin istenmesinde, hukuki yararının bulunmadığı, davada, anonim şirket hisse devrinin tespit ve tescili istendiği halde, İlk Derece Mahkemesince, hatalı olarak «limited şirketlerde» uygulanması gereken 6102 sayılı Kanun'un 598 inci maddesi gereğince, «şirket müdürü» tarafından tescil yaptırılmaması halinde ayrılan ortak adının silinmesi için «ticaret siciline» başvurabileceği, bu madde hükmüne göre, davacının işbu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verildiği, bu itibarla İlk Derece Mahkemesince neticeten hukuki yarar yokluğundan bu talep hakkında red kararı verilmesi doğru olmakla birlikte, gerekçe itibari ile hatalı madde hükümüne dayanıldığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, hukuki yarara ilişkin dava «şartı yokluğundan» davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Çetinkaya'ya devrettiklerini ve noter kanalı ile gönderdikleri istifanameler ile de «yönetim kurulu» başkan ve yardımcılığından ayrıldıklarını bildirmişlerse de bu iş ve işlemlere ilişkin tescil ve «ilan» talepleri, şirket ile herhangi bir ilişkilerinin bulunmaması sebebiyle reddolunduğu, müvekkili davacılar 23.11.2015 tarihinde itibaren tek hissedarı Shida Çetinkaya olan ve fiili olarak işlemeyen Erexpo Fuarcılık A.Ş.'deki «yönetim kurulu üyeliği» ve yönetim kurulu başkanlığı görevlerini Shida Çetinkaya'ya ulaşılamadığı için ve Bursa Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından da «pay devrine» ve istifaya ilişkin bildirimlerinin tescil ve ilan edilmemesi nedeniyle görevlerini Shida Çetinkaya'ya iade edemediğini ve 6102 sayılı Kanun'un 37 nci maddesi kapsamında müvekkilerin yasal sorumluluklarının sürdüğü, bu dava «hukuki menfaatin» varlığının kabulü gerektiği, yapılan yargılamada davalı şirkete ilişkin kayıtlar ilgili Ticaret Sicil Müdürlüğünden dahi celp edilmediğini, «eksik inceleme» yapılarak hatalı şekilde hüküm kurulduğunu, İlk Derece Mahkemesi tarafından 6102 sayılı Kanun'un 598 inci maddesi kapsamında uyuşmazlığa konu iş ve işlemlerin gerçekleştirilebileceği belirtilmişse de, söz konusu kanun hükmünün «limited şirkete» ilişkin olduğunu, uyuşmazlığa konu pay devrinin bünyesinde gerçekleştiği davalı şirketin, «anonim şirket» vasfını haiz olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulünü istemiştir.
Bu nedenle «istifa» eden «yönetim kurulu» üyesinin bu işlemin tescil ve ilanında «hukuki yararı» vardır (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, 11.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:anonim şirket yönetim kurulu · hukuki menfaat · şirket müdürlüğü · ticaret sicili tescili · şirket müdürü · ticaret sicili müdürlüğü · dava şartı yokluğu · anonim şirket
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «anonim şirketlerde» «hisse devrinin» tesclinin yapılmasının zorunlu olduğuna ve nasıl yapılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, 6102 sayılı Kanun uyarınca anonim şirket hisse devirlerinin Ticaret Sicil Müdürlüğüne bildirilmesi hali kurucu bir etki yaratmadığı gibi sicil memurluğunun, talep halinde tescil işlemini yapabileceği yönetmelikte düzenlendiği, anonim şirketlerde, hisse devrinin tescilinin zorunlu olmaması nedeniyle, davacıların hissesini devrederek, ortaklıktan ayrıldığının davalı şirkete karşı açılan davada tespiti ve tescilinin istenmesinde «hukuki yarar» bulunmadığı, davada davacıların şirket «pay devri» ile «yönetim kurulu üyeliğinden» «istifa» ederek ayrıldığı, davalı şirkete karşı açılan davada tespiti ve tescilinin istenmesinde, hukuki yararının bulunmadığı, davada, anonim şirket hisse devrinin tespit ve tescili istendiği halde, İlk Derece Mahkemesince, hatalı olarak «limited şirketlerde» uygulanması gereken 6102 sayılı Kanun'un 598 inci maddesi gereğince, «şirket müdürü» tarafından tescil yaptırılmaması halinde ayrılan ortak adının silinmesi için «ticaret siciline» başvurabileceği, bu madde hükmüne göre, davacının işbu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verildiği, bu itibarla İlk Derece Mahkemesince neticeten hukuki yarar yokluğundan bu talep hakkında red kararı verilmesi doğru olmakla birlikte, gerekçe itibari ile hatalı madde hükümüne dayanıldığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, hukuki yarara ilişkin dava «şartı yokluğundan» davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Çetinkaya'ya devrettiklerini ve noter kanalı ile gönderdikleri istifanameler ile de «yönetim kurulu» başkan ve yardımcılığından ayrıldıklarını bildirmişlerse de bu iş ve işlemlere ilişkin tescil ve «ilan» talepleri, şirket ile herhangi bir ilişkilerinin bulunmaması sebebiyle reddolunduğu, müvekkili davacılar 23.11.2015 tarihinde itibaren tek hissedarı Shida Çetinkaya olan ve fiili olarak işlemeyen Erexpo Fuarcılık A.Ş.'deki «yönetim kurulu üyeliği» ve yönetim kurulu başkanlığı görevlerini Shida Çetinkaya'ya ulaşılamadığı için ve Bursa Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından da «pay devrine» ve istifaya ilişkin bildirimlerinin tescil ve ilan edilmemesi nedeniyle görevlerini Shida Çetinkaya'ya iade edemediğini ve 6102 sayılı Kanun'un 37 nci maddesi kapsamında müvekkilerin yasal sorumluluklarının sürdüğü, bu dava «hukuki menfaatin» varlığının kabulü gerektiği, yapılan yargılamada davalı şirkete ilişkin kayıtlar ilgili Ticaret Sicil Müdürlüğünden dahi celp edilmediğini, «eksik inceleme» yapılarak hatalı şekilde hüküm kurulduğunu, İlk Derece Mahkemesi tarafından 6102 sayılı Kanun'un 598 inci maddesi kapsamında uyuşmazlığa konu iş ve işlemlerin gerçekleştirilebileceği belirtilmişse de, söz konusu kanun hükmünün «limited şirkete» ilişkin olduğunu, uyuşmazlığa konu pay devrinin bünyesinde gerçekleştiği davalı şirketin, «anonim şirket» vasfını haiz olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulünü istemiştir.
Dava, davacıların «anonim şirketin yönetim kurulu üyeliğinden» ayrıldığının tespiti ve tescili istemine ilişkindir.
Anılan maddeye dava tarihinden sonra eklenen üçüncü fıkrasında ise hükmün gerekçesi ve birinci fıkrasıyla uyumlu olarak, "Kamu kurum ve kuruluşları tarafından, «ticaret siciline tescil» olunan «temsile» yetkili kişiler ile bunların temsil şekilleri hakkında ticaret sicili kayıtları esas alınır ve şirketten bu kayıtlara ilişkin «ticaret sicili müdürlüklerince» düzenlenen belgeler ile Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan «ilan» dışında hiçbir belge istenemez." hükmü getirilmiştir.
2 benzer karar daha
-
Ortaklıktan çıkma | Tescil | Ortaklıktan çıkarılmanın tespiti
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2281 E. 2023/5825 K.
Ortak:yönetim kurulu üyeliği · pay devri · istifa · hisse devri · üçüncü kişi · hukuki yarar · ticaret sicili · yönetim kurulu kararı · dava şartı
İncelediğiniz kararda… irkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava davacının paydaşlığının sona erdiğinin ve şirket yönetimi ile ilişkisinin kalmadığının tespiti istemine ilişkin olup «eda davası» niteliğinde olmadığı, davacının devrin «pay defterine» işlenmesine ilişkin talepte bulunmadığı, davalı şirket anasözleşmesinde nama yazılı hisse senetlerinin devrini engelleyen bir hüküm bulunmadığından «hisse devrinin» mümkün olduğu, devir «ciro» ve «teslimle» mümkün olup TTK’nın 416/2. maddesi uyarınca şirkete karşı ancak «pay defterine kayıt» ile hüküm ifade edeceği, davalı şirketin davacı tarafından gönderilen 2 ayrı «ihtara» rağmen devri pay defterine kaydetmediği, «pay devri» pay defterine kaydedilmezse sadece mülkiyeti devredeceği ve şirkete karşı ileri sürülemeyeceği, davacının talebinin devrin pay defterine kayıt edilmesine ilişkin olmadığı, devir pay defterine kayıt edilmediğinden paydaşlığın sona erdiğinin tespitine karar verilemeyeceği, «yönetim kurulu üyeliği» «istifa» ile kendiliğinden sona ereceğinden bu hususta «tespit davası» açılmasında davacının «hukuki yararı» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, açılan davanın «eda davası» niteliğinde olmayıp davacının «pay devrinin» «pay defterine» işlenmesi yönünde talebi bulunmadığı, paydaşlığın sona ermesi için «pay defterine kayıt» gerektiği, pay defterine kayıt edilmezse şirkete karşı hüküm ifade etmeyeceği, talep de devrin pay defterine kayıt edilmesine ilişkin olmadığından paydaşlığın sona erdiğinin tespitine karar verilemeyeceği, «yönetim kurulu üyeliği» ise sürenin dolması ile ya da «istifa» ile kendiliğinden sona ereceğinden davacının bu hususta «tespit davası» açmakta «hukuki yararı» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyaya celp edilen «ticaret sicil» kayıtlarında davacının ortak ve «yönetim kurulu» üyesi olarak göründüğü sabit olduğuna göre, dava dilekçesi içeriğinde davacının davalı şirket «yönetim kurulu üyeliğinin» ve «pay sahipliğinin» sona erdiğinin tespiti ile üçüncü kişileri bağlayacak şekilde ticaret sicil kayıtlarına işlenmesini sağlamak amacıyla işbu davanın açıldığı belirtildiğinden mahkemece, davacının eda hükmünü içerir şekilde talepte bulunduğu nazara alınarak davalı şirketteki ortaklığının sona erdiğinin ve yönetim kurulu üyesi olmadığının tespitini istemekte «hukuki yararının» bulunduğu kabul edilerek sonucuna göre karar verilmek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi yerinde görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «anonim şirketlerde» «hisse devrinin» tesclinin yapılmasının zorunlu olduğuna ve nasıl yapılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, 6102 sayılı Kanun uyarınca anonim şirket hisse devirlerinin Ticaret Sicil Müdürlüğüne bildirilmesi hali kurucu bir etki yaratmadığı gibi sicil memurluğunun, talep halinde tescil işlemini yapabileceği yönetmelikte düzenlendiği, anonim şirketlerde, hisse devrinin tescilinin zorunlu olmaması nedeniyle, davacıların hissesini devrederek, ortaklıktan ayrıldığının davalı şirkete karşı açılan davada tespiti ve tescilinin istenmesinde «hukuki yarar» bulunmadığı, davada davacıların şirket «pay devri» ile «yönetim kurulu üyeliğinden» «istifa» ederek ayrıldığı, davalı şirkete karşı açılan davada tespiti ve tescilinin istenmesinde, hukuki yararının bulunmadığı, davada, anonim şirket hisse devrinin tespit ve tescili istendiği halde, İlk Derece Mahkemesince, hatalı olarak «limited şirketlerde» uygulanması gereken 6102 sayılı Kanun'un 598 inci maddesi gereğince, «şirket müdürü» tarafından tescil yaptırılmaması halinde ayrılan ortak adının silinmesi için «ticaret siciline» başvurabileceği, bu madde hükmüne göre, davacının işbu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verildiği, bu itibarla İlk Derece Mahkemesince neticeten hukuki yarar yokluğundan bu talep hakkında red kararı verilmesi doğru olmakla birlikte, gerekçe itibari ile hatalı madde hükümüne dayanıldığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, hukuki yarara ilişkin dava «şartı yokluğundan» davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Çetinkaya'ya devrettiklerini ve noter kanalı ile gönderdikleri istifanameler ile de «yönetim kurulu» başkan ve yardımcılığından ayrıldıklarını bildirmişlerse de bu iş ve işlemlere ilişkin tescil ve «ilan» talepleri, şirket ile herhangi bir ilişkilerinin bulunmaması sebebiyle reddolunduğu, müvekkili davacılar 23.11.2015 tarihinde itibaren tek hissedarı Shida Çetinkaya olan ve fiili olarak işlemeyen Erexpo Fuarcılık A.Ş.'deki «yönetim kurulu üyeliği» ve yönetim kurulu başkanlığı görevlerini Shida Çetinkaya'ya ulaşılamadığı için ve Bursa Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından da «pay devrine» ve istifaya ilişkin bildirimlerinin tescil ve ilan edilmemesi nedeniyle görevlerini Shida Çetinkaya'ya iade edemediğini ve 6102 sayılı Kanun'un 37 nci maddesi kapsamında müvekkilerin yasal sorumluluklarının sürdüğü, bu dava «hukuki menfaatin» varlığının kabulü gerektiği, yapılan yargılamada davalı şirkete ilişkin kayıtlar ilgili Ticaret Sicil Müdürlüğünden dahi celp edilmediğini, «eksik inceleme» yapılarak hatalı şekilde hüküm kurulduğunu, İlk Derece Mahkemesi tarafından 6102 sayılı Kanun'un 598 inci maddesi kapsamında uyuşmazlığa konu iş ve işlemlerin gerçekleştirilebileceği belirtilmişse de, söz konusu kanun hükmünün «limited şirkete» ilişkin olduğunu, uyuşmazlığa konu pay devrinin bünyesinde gerçekleştiği davalı şirketin, «anonim şirket» vasfını haiz olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulünü istemiştir.
Bu nedenle «istifa» eden «yönetim kurulu» üyesinin bu işlemin tescil ve ilanında «hukuki yararı» vardır (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, 11.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:anonim şirket yönetim kurulu · hukuki menfaat · şirket müdürlüğü · ticaret sicili tescili · şirket müdürü · ticaret sicili müdürlüğü · dava şartı yokluğu · anonim şirket
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «anonim şirketlerde» «hisse devrinin» tesclinin yapılmasının zorunlu olduğuna ve nasıl yapılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, 6102 sayılı Kanun uyarınca anonim şirket hisse devirlerinin Ticaret Sicil Müdürlüğüne bildirilmesi hali kurucu bir etki yaratmadığı gibi sicil memurluğunun, talep halinde tescil işlemini yapabileceği yönetmelikte düzenlendiği, anonim şirketlerde, hisse devrinin tescilinin zorunlu olmaması nedeniyle, davacıların hissesini devrederek, ortaklıktan ayrıldığının davalı şirkete karşı açılan davada tespiti ve tescilinin istenmesinde «hukuki yarar» bulunmadığı, davada davacıların şirket «pay devri» ile «yönetim kurulu üyeliğinden» «istifa» ederek ayrıldığı, davalı şirkete karşı açılan davada tespiti ve tescilinin istenmesinde, hukuki yararının bulunmadığı, davada, anonim şirket hisse devrinin tespit ve tescili istendiği halde, İlk Derece Mahkemesince, hatalı olarak «limited şirketlerde» uygulanması gereken 6102 sayılı Kanun'un 598 inci maddesi gereğince, «şirket müdürü» tarafından tescil yaptırılmaması halinde ayrılan ortak adının silinmesi için «ticaret siciline» başvurabileceği, bu madde hükmüne göre, davacının işbu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verildiği, bu itibarla İlk Derece Mahkemesince neticeten hukuki yarar yokluğundan bu talep hakkında red kararı verilmesi doğru olmakla birlikte, gerekçe itibari ile hatalı madde hükümüne dayanıldığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, hukuki yarara ilişkin dava «şartı yokluğundan» davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Çetinkaya'ya devrettiklerini ve noter kanalı ile gönderdikleri istifanameler ile de «yönetim kurulu» başkan ve yardımcılığından ayrıldıklarını bildirmişlerse de bu iş ve işlemlere ilişkin tescil ve «ilan» talepleri, şirket ile herhangi bir ilişkilerinin bulunmaması sebebiyle reddolunduğu, müvekkili davacılar 23.11.2015 tarihinde itibaren tek hissedarı Shida Çetinkaya olan ve fiili olarak işlemeyen Erexpo Fuarcılık A.Ş.'deki «yönetim kurulu üyeliği» ve yönetim kurulu başkanlığı görevlerini Shida Çetinkaya'ya ulaşılamadığı için ve Bursa Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından da «pay devrine» ve istifaya ilişkin bildirimlerinin tescil ve ilan edilmemesi nedeniyle görevlerini Shida Çetinkaya'ya iade edemediğini ve 6102 sayılı Kanun'un 37 nci maddesi kapsamında müvekkilerin yasal sorumluluklarının sürdüğü, bu dava «hukuki menfaatin» varlığının kabulü gerektiği, yapılan yargılamada davalı şirkete ilişkin kayıtlar ilgili Ticaret Sicil Müdürlüğünden dahi celp edilmediğini, «eksik inceleme» yapılarak hatalı şekilde hüküm kurulduğunu, İlk Derece Mahkemesi tarafından 6102 sayılı Kanun'un 598 inci maddesi kapsamında uyuşmazlığa konu iş ve işlemlerin gerçekleştirilebileceği belirtilmişse de, söz konusu kanun hükmünün «limited şirkete» ilişkin olduğunu, uyuşmazlığa konu pay devrinin bünyesinde gerçekleştiği davalı şirketin, «anonim şirket» vasfını haiz olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulünü istemiştir.
Dava, davacıların «anonim şirketin yönetim kurulu üyeliğinden» ayrıldığının tespiti ve tescili istemine ilişkindir.
Anılan maddeye dava tarihinden sonra eklenen üçüncü fıkrasında ise hükmün gerekçesi ve birinci fıkrasıyla uyumlu olarak, "Kamu kurum ve kuruluşları tarafından, «ticaret siciline tescil» olunan «temsile» yetkili kişiler ile bunların temsil şekilleri hakkında ticaret sicili kayıtları esas alınır ve şirketten bu kayıtlara ilişkin «ticaret sicili müdürlüklerince» düzenlenen belgeler ile Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan «ilan» dışında hiçbir belge istenemez." hükmü getirilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/11015 E. 2010/2010 K.
Ortak:pay devri · hisse senedi · hisse devri · ciro · pay defteri · yönetim kurulu kararı · teslim · e-defter
İncelediğiniz kararda… irkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava davacının paydaşlığının sona erdiğinin ve şirket yönetimi ile ilişkisinin kalmadığının tespiti istemine ilişkin olup «eda davası» niteliğinde olmadığı, davacının devrin «pay defterine» işlenmesine ilişkin talepte bulunmadığı, davalı şirket anasözleşmesinde nama yazılı hisse senetlerinin devrini engelleyen bir hüküm bulunmadığından «hisse devrinin» mümkün olduğu, devir «ciro» ve «teslimle» mümkün olup TTK’nın 416/2. maddesi uyarınca şirkete karşı ancak «pay defterine kayıt» ile hüküm ifade edeceği, davalı şirketin davacı tarafından gönderilen 2 ayrı «ihtara» rağmen devri pay defterine kaydetmediği, «pay devri» pay defterine kaydedilmezse sadece mülkiyeti devredeceği ve şirkete karşı ileri sürülemeyeceği, davacının talebinin devrin pay defterine kayıt edilmesine ilişkin olmadığı, devir pay defterine kayıt edilmediğinden paydaşlığın sona erdiğinin tespitine karar verilemeyeceği, «yönetim kurulu üyeliği» «istifa» ile kendiliğinden sona ereceğinden bu hususta «tespit davası» açılmasında davacının «hukuki yararı» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, açılan davanın «eda davası» niteliğinde olmayıp davacının «pay devrinin» «pay defterine» işlenmesi yönünde talebi bulunmadığı, paydaşlığın sona ermesi için «pay defterine kayıt» gerektiği, pay defterine kayıt edilmezse şirkete karşı hüküm ifade etmeyeceği, talep de devrin pay defterine kayıt edilmesine ilişkin olmadığından paydaşlığın sona erdiğinin tespitine karar verilemeyeceği, «yönetim kurulu üyeliği» ise sürenin dolması ile ya da «istifa» ile kendiliğinden sona ereceğinden davacının bu hususta «tespit davası» açmakta «hukuki yararı» bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı, hissesini noterde düzenlenen devir sözleşmesi ile dava dışı Ramazan Kavgacı’ya devrettikten sonra aynı gün noter kanalıyla «pay devrini» davalı şirkete bildirerek «pay defterine» işlenmesini ve «ticaret siciline» kayıt ve tescilini talep etmiştir.
Benzer bu kararda… şmesinin 6. maddesine göre, şirket pay senetlerinin nama yazılı olacağı, nama yazılı hisse senetlerinin devri TTK’nun 416/2. maddesinde düzenlenmiş olup nama yazılı «hisse senedinin» devrinin BK’nun «167»-172. maddeleri uyarınca «alacağın temliki» hükümlerine tabi olacağı, alacağın temliki konusunda yazılı sözleşme yapılıp hisse senedinin fiilen karşı tarafa «tesliminin» gerektiği, şirket «pay defterine» işlenmedikçe bu devrin 3. kişiler yönünden hüküm ifade etmeyeceği, davacının hissesinin devri noterde düzenlenen sözleşme ile kararlaştırılmış ise de anasözleşmede öngörülen «nama yazılı pay» senetlerinin düzenlenip davacıya teslim edilmediği ve pay senetlerinin sözleşme ile ya da sonrasında davacı tarafından dava dışı devri alan kişiye teslim edilmediği için TTK’nun 416/2. maddesine göre nama yazılı pay senetlerinin devrinin yapılmadığı, bu devir işleminin «pay defterine kaydının» mümkün olmadığı, davacıya ait nama yazılı «hisse devrine» ilişkin 03.04.1987 tarihli devri sözleşmesi yasanın aradığı şekil ve geçerlik koşulunu taşımakla birlikte TTK’nun 416/2. maddesi uyarınca üretilip davacıya teslim edilmesi gereken nama yazılı pay senetleri üretilmediği ve dava dışı devir alan kişiye fiilen teslim edilmediği, «pay devri» konusunda alınmış bir «yönetim kurulu» kararı bulunmadığı için ortada yasaya uygun pay devri bulunmadığı, TTK’nun 417/2. maddesi uyarınca yasaya uygun olmayan pay devrinin şirket pay defterine işlenmesi …
Mahkemece, «hisse devrine» ilişkin 03.04.1987 tarihli devir sözleşmesinin geçerli olduğu ancak, TTK’nun 416/2. maddesi uyarınca üretilip davacıya «teslim» edilmesi gereken «nama yazılı pay» senetleri üretilmediği ve dava dışı devir alan kişiye fiilen teslim edilmediği, «pay devri» konusunda alınmış «yönetim kurulu» kararı bulunmadığı için ortada yasanın aradığı anlamda pay devrinin olmadığı, TTK’nun 417/2. maddesi uyarınca yasaya uygun olmayan pay devrinin de şirket «defterine» işlenmesinin mümkün olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
1- Dava, «anonim şirket» «hisse devrine» dair sözleşmenin onaylanması ve «pay defterine kaydı» istemine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ilmühaber · nama yazılı pay · zilyetlik · pay defteri kaydı · i̇i̇k 167 · ek mehil · alacağın temliki · temlik
Benzer bu kararda… şmesinin 6. maddesine göre, şirket pay senetlerinin nama yazılı olacağı, nama yazılı hisse senetlerinin devri TTK’nun 416/2. maddesinde düzenlenmiş olup nama yazılı «hisse senedinin» devrinin BK’nun «167»-172. maddeleri uyarınca «alacağın temliki» hükümlerine tabi olacağı, alacağın temliki konusunda yazılı sözleşme yapılıp hisse senedinin fiilen karşı tarafa «tesliminin» gerektiği, şirket «pay defterine» işlenmedikçe bu devrin 3. kişiler yönünden hüküm ifade etmeyeceği, davacının hissesinin devri noterde düzenlenen sözleşme ile kararlaştırılmış ise de anasözleşmede öngörülen «nama yazılı pay» senetlerinin düzenlenip davacıya teslim edilmediği ve pay senetlerinin sözleşme ile ya da sonrasında davacı tarafından dava dışı devri alan kişiye teslim edilmediği için TTK’nun 416/2. maddesine göre nama yazılı pay senetlerinin devrinin yapılmadığı, bu devir işleminin «pay defterine kaydının» mümkün olmadığı, davacıya ait nama yazılı «hisse devrine» ilişkin 03.04.1987 tarihli devri sözleşmesi yasanın aradığı şekil ve geçerlik koşulunu taşımakla birlikte TTK’nun 416/2. maddesi uyarınca üretilip davacıya teslim edilmesi gereken nama yazılı pay senetleri üretilmediği ve dava dışı devir alan kişiye fiilen teslim edilmediği, «pay devri» konusunda alınmış bir «yönetim kurulu» kararı bulunmadığı için ortada yasaya uygun pay devri bulunmadığı, TTK’nun 417/2. maddesi uyarınca yasaya uygun olmayan pay devrinin şirket pay defterine işlenmesi …
TTK’nun 416. ve 417. maddeleri hükmü uyarınca, «nama yazılı pay» senetlerin devri için, bir «temlik» beyanı veya senedin arkasında tam bir «cironun» yapılması, ayrıca senet üzerindeki «zilyetliğin» devir ve «teslimi» gerekir.
Fakat, anonim ortaklığın çıplak paylarının devri, biçime bağlı olmayıp, BK.nun 162 ve devam maddelerine göre «alacağın temliki» suretiyle mümkündür.
1- Dava, «anonim şirket» «hisse devrine» dair sözleşmenin onaylanması ve «pay defterine kaydı» istemine ilişkindir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2013/14447 E. , 2014/3779 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İSTANBUL 41. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 04/06/2013
NUMARASI 2012/16-2013/136
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 41. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 04/06/2013 tarih ve 2012/16-2013/136 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı, davalı şirket yönetiminden 09/03/2007 tarihinde istifa ederek ayrıldığını, şirkete de ihtaren bildirdiğini, şirketteki payını da 08/12/2010 tarihinde noter senedi ile R. K.'ya devrettiğini, 08.10.2010 tarihli ihtarname ile devrin davalı şirkete bildirildiğini, fakat ticaret sicilinde halen yönetim kurulu üyesi ve ortak olarak görüldüğünü, davalı şirketin istifasını ve pay devir işlemini onaylayarak pay defterlerine işlememesi ve ticaret siciline bildirmemesi nedeniyle 3. kişilere karşı yönetim kurulu üyesi ve hissedar olarak göründüğünü ileri sürerek, davalı şirket paydaşlığının sona erdiğinin ve şirket yönetimi ile ilişkisinin kalmadığının tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, şirket müdürü E. Y.'in müdürlük süresi bittiğinden ve şirketin ekonomik sıkıntılar nedeniyle iflası istendiğinden yönetim kurulunun toplanamadığını ve karar alamadığını, davacının şirketin hem hissedarı hem çalışanı iken şirketi terk ettiğini, tüm çağrılara rağmen devir işlemlerini yapmadığını, şirketin ekonomik sıkıntıya düştüğünü öğrendiğinde ihtar çektiğini, davacının kötüniyetli olduğunu, şirket hissedarlarına bilgi vermeden hissesini devrettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava davacının paydaşlığının sona erdiğinin ve şirket yönetimi ile ilişkisinin kalmadığının tespiti istemine ilişkin olup eda davası niteliğinde olmadığı, davacının devrin pay defterine işlenmesine ilişkin talepte bulunmadığı, davalı şirket anasözleşmesinde nama yazılı hisse senetlerinin devrini engelleyen bir hüküm bulunmadığından hisse devrinin mümkün olduğu, devir ciro ve teslimle mümkün olup TTK’nın 416/2. maddesi uyarınca şirkete karşı ancak pay defterine kayıt ile hüküm ifade edeceği, davalı şirketin davacı tarafından gönderilen 2 ayrı ihtara rağmen devri pay defterine kaydetmediği, pay devri pay defterine kaydedilmezse sadece mülkiyeti devredeceği ve şirkete karşı ileri sürülemeyeceği, davacının talebinin devrin pay defterine kayıt edilmesine ilişkin olmadığı, devir pay defterine kayıt edilmediğinden paydaşlığın sona erdiğinin tespitine karar verilemeyeceği, yönetim kurulu üyeliği istifa ile kendiliğinden sona ereceğinden bu hususta tespit davası açılmasında davacının hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı temyiz etmiştir.
Dava, davacının davalı şirketteki ortaklığının sona erdiğinin ve yönetim kurulu üyesi olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, açılan davanın eda davası niteliğinde olmayıp davacının pay devrinin pay defterine işlenmesi yönünde talebi bulunmadığı, paydaşlığın sona ermesi için pay defterine kayıt gerektiği, pay defterine kayıt edilmezse şirkete karşı hüküm ifade etmeyeceği, talep de devrin pay defterine kayıt edilmesine ilişkin olmadığından paydaşlığın sona erdiğinin tespitine karar verilemeyeceği, yönetim kurulu üyeliği ise sürenin dolması ile ya da istifa ile kendiliğinden sona ereceğinden davacının bu hususta tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak somut olayda davacı, yönetim kurulu üyeliğinden istifasını 02.01.2012 tarihinde tebliğ edilen ihtarname ile davalı şirkete bildirmesine rağmen ticaret siciline kayıt ve tescil sağlanmamıştır. İlke olarak istifa tek taraflı yenilik doğuran bir hakkın kullanılmasıdır ve hukuki sonuç doğurması yönetim kurulunun kabulüne bağlı değildir. İstifa iç ilişkide sonuçlarını şirkete ulaşmakla doğurur. Dış ilişki de ise TTK’nın 39. maddesi uyarınca iyiniyetli üçüncü kişiler açısından istifanın etkisi tescil ve ilan olunmasına bağlıdır. Bu nedenle istifa eden yönetim kurulu üyesinin bu işlemin tescil ve ilanında hukuki yararı vardır (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, 11. Baskı syf.326).
Yine davalı şirketin anasözleşmesinin 6. maddesinde “hisse senetleri nama yazılıdır” hükmü yer almasına rağmen şirketin nama yazılı hisse senedi çıkardığına dair bir savunma bulunmadığı gibi dosya kapsamında buna dair delile de rastlanmamıştır. Davalı şirketin anasözleşmesinde nama yazılı payların devri için bir bağlam kuralı da getirilmemiştir. Davacı, hissesini noterde düzenlenen devir sözleşmesi ile dava dışı Ramazan Kavgacı’ya devrettikten sonra aynı gün noter kanalıyla pay devrini davalı şirkete bildirerek pay defterine işlenmesini ve ticaret siciline kayıt ve tescilini talep etmiştir. Dosya kapsamından davalı şirket yönetim kurulunun mezkur pay devrine ilişkin red sebebi ileri sürdüğü de anlaşılamamaktadır.
Dosyaya celp edilen ticaret sicil kayıtlarında davacının ortak ve yönetim kurulu üyesi olarak göründüğü sabit olduğuna göre, dava dilekçesi içeriğinde davacının davalı şirket yönetim kurulu üyeliğinin ve pay sahipliğinin sona erdiğinin tespiti ile üçüncü kişileri bağlayacak şekilde ticaret sicil kayıtlarına işlenmesini sağlamak amacıyla işbu davanın açıldığı belirtildiğinden mahkemece, davacının eda hükmünü içerir şekilde talepte bulunduğu nazara alınarak davalı şirketteki ortaklığının sona erdiğinin ve yönetim kurulu üyesi olmadığının tespitini istemekte hukuki yararının bulunduğu kabul edilerek sonucuna göre karar verilmek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi yerinde görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 28/02/20104 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/101837100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz