Münferit imza yetkisi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/9510 E. 2014/2041 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
münferit imza yetkisi↗ limited şirket müdürlüğü↗ imza yetkisi↗ ttk 636/3↗ haklı nedenle fesih↗ kayyum atanması↗ ticari itibarın zedelenmesi↗ yönetim kurulu üyeliği↗ kayyım atanması↗ ticari itibar↗ şirket müdürlüğü↗ şirketin feshi↗ kayyım↗ şirket zararı↗ fesih↗ tüzel kişilik↗ anonim şirket↗ ortaklık ilişkisi↗ limited şirket↗ kâr payı↗ yetki↗ yönetim kurulu kararı↗ temsil↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, şirket ortakları arasında çok ciddi anlaşmazlıkların bulunduğu, bu nedenle ortaklık ilişkisinin çekilmez hale geldiği, tüzel kişiliğin amacını gerçekleştirmesinin de güçleştiği, özellikle 2010 ve 2011 yılı itibariyle tekliflerin verilmesi, sözleşmelerin yapılması, karşılıklı hesap verilip alınması gibi işlemlerde sıkıntılar yaşandığı, O.. Y..'e bilgi verilmesinin engellendiği, karşı davacının da karşı davalıya aynı yönde ticari itibarı zedeleyici tavır ve davranışlarda bulunduğu, karşılıklı yapılan tavırların basiretli tacirlerden beklenmeyecek ve şirket zararına yol açacak hale geldiği gerekçesiyle asıl davada TTK'nın 161 ve 162. maddelerindeki koşulların gerçekleşmediği anlaşıldığından, TTK'nın 551/2. maddesi uyarınca davalı şirketin fesih ve tasfiyesine, davalı şirkete kayyum atanması talebinin reddine, kanıtlanamayan karşı davanın ise reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı-karşı davacı O.. Y.. vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı-karşı davacı O.. Y.. vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışından kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Ancak asıl dava, gerçek kişi tarafların müdürlük sıfatının kaldırılması ve davalı şirkete kayyım atanması ile şirketin haklı nedenlerle fesih ve tasfiyesine karar verilmesi, karşı dava ise davacı-karşı davalının müdürlükten azli istemlerine ilişkin olup, mahkemece tarafların ortaklık ilişkisini sürdürmelerinin mümkün olmadığı gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, karşı davanın da reddine karar verilmiş, her ne kadar gerekçeli kararda, asıl davada TTK'nın 161 ve 162. maddelerindeki koşulların gerçekleşmediği ve davanın kanıtlanamadığı belirtilmişse de (oysa anılan maddelere dayanılarak açılan dava karşı davadır), bu sonuca nasıl ulaşıldığı açıklanmamıştır.
Haklı nedenlerle fesih davasının açılabilmesi için, haklı nedenlerin ortaya çıkmasında davacı ortağın kendi eylem ve işlemlerinin katkısının bulunmaması, diğer bir anlatımla feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin diğer ortaklardan kaynaklandığının kanıtlanması gerekir. Hiç kimsenin kendi eylem ve işlemlerine dayanarak kendisi lehine sonuç çıkaramayacağı ilkesi de bunu gerektirmektedir.
Somut uyuşmazlıkta ise davalı-karşı davacı vekilince asıl davada, ortakların münferit imza yetkisi bulunsa da parasal işlerde yetkinin davacıya bırakıldığı, müvekkilinin şirketin veya davacının itibarını zedeleyici hiçbir davranışının bulunmadığı, kusurlu taraf davacı olduğundan asıl davanın reddinin gerektiği savunulduğu halde, mahkemece feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin hangi somut olaylardan kaynaklandığı karar yerinde belirtilmediği gibi, bu nedenlerin ortaya çıkmasında hangi ortağın kusurlu bulunduğu da incelenmemiştir.
O halde mahkemece, tarafların bu konuda sunduğu tüm delillerin incelenip değerlendirilmesi suretiyle, davalı şirketin işlemez hale gelmesinde gerçekte hangi ortağın kusurlu olduğunun tespit edilmesi, kusurlu taraf davacı ise asıl davanın reddine karar verilmesi gerekirken, bu konuda hiçbir inceleme yapılmadan, sadece tarafların ortaklık ilişkisini sürdürmelerinin mümkün olmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, asıl davada verilen kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Esasen benzer durum karşı dava için de söz konusudur. Zira karar yerinde TTK'nın 161 ve 162. maddelerindeki koşulların gerçekleşmediği ve davanın kanıtlanamadığı belirtilmişse de bu konuda bir gerekçe gösterilmemiştir. Dolayısıyla mahkemece davacı-karşı davalı Erkan'ın müdürlükten azli için haklı nedenlerin bulunup bulunmadığı araştırılıp tartışılmadan, karşı davanın reddine karar verilmesi de doğru olmamış, karşı davada verilen kararın da bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3- Kabul şekli bakımından da 6103 sayılı Yürürlük Kanunu'nun 3. maddesi uyarınca asıl davada uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nın 636/3. maddesine göre, haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağın payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.
Bu durum karşısında mahkemece, asıl davada karar tarihinden sonra yürürlüğe girse de uyuşmazlığa uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nın 636/3. maddesine göre inceleme ve değerlendirme yapılabilmesi için kararın bozulması gerekmiştir.
4- Yine kabul şekli bakımından, 6103 sayılı Yürürlük Kanunu'nun 25. maddesi uyarınca, Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan anonim şirket yönetim kurulları ile limited şirket müdürleri, görevden alınmaları veya yönetim kurulu üyeliğinin başka bir sebeple boşalması hâli hariç, sürelerinin sonuna kadar görevlerine devam ederler. Tüm ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idare ve şirketi temsil ettiği limited şirketlerde de aynı üç aylık süre içinde Türk Ticaret Kanunu'nun 623 üncü maddesi hükmünün gereği yerine getirilir.
Bu itibarla mahkemece, karşı davada da 6103 sayılı Yürürlük Kanunu'nun 25. maddesi delaletiyle uyuşmazlığa uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nın 623. maddesi uyarınca inceleme ve değerlendirme yapılabilmesi için kararın bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/820 E. 2014/7143 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:inkar tazminatı
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davanın kısmen kabulüne, 27.161 TL yönünden itirazın iptaline, bu miktar üzerinden %40 oranında «inkar tazminatının» davalıdan tahsiline dair verilen kararın davalı vekilince temyizi üzerine karar dairemizce bozulmuştur.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/15547 E. 2017/2554 K.
Ortak:limited şirket müdürlüğü · kayyum atanması · yönetim kurulu üyeliği · kayyım atanması · şirket müdürlüğü · şirketin feshi · kayyım · anonim şirket
İncelediğiniz kararda4- Yine kabul şekli bakımından, 6103 sayılı Yürürlük Kanunu'nun 25. maddesi uyarınca, Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan «anonim şirket» yönetim kurulları ile «limited şirket müdürleri», görevden alınmaları veya «yönetim kurulu üyeliğinin» başka bir sebeple boşalması hâli hariç, sürelerinin sonuna kadar görevlerine devam ederler.
2- Ancak asıl dava, gerçek kişi tarafların müdürlük sıfatının kaldırılması ve davalı şirkete «kayyım atanması» ile şirketin «haklı nedenlerle fesih» ve tasfiyesine karar verilmesi, karşı dava ise davacı-karşı davalının müdürlükten azli istemlerine ilişkin olup, mahkemece tarafların «ortaklık ilişkisini» sürdürmelerinin mümkün olmadığı gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, karşı davanın da reddine karar verilmiş, her ne kadar gerekçeli kararda, asıl davada TTK'nın 16 …
Y..'e bilgi verilmesinin engellendiği, karşı davacının da karşı davalıya aynı yönde «ticari itibarı zedeleyici» tavır ve davranışlarda bulunduğu, karşılıklı yapılan tavırların basiretli tacirlerden beklenmeyecek ve «şirket zararına» yol açacak hale geldiği gerekçesiyle asıl davada TTK'nın 161 ve 162. maddelerindeki koşulların gerçekleşmediği anlaşıldığından, TTK'nın 551/2. maddesi uyarınca davalı şirketin «fesih» ve tasfiyesine, davalı şirkete «kayyum atanması» talebinin reddine, kanıtlanamayan karşı davanın ise reddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… a uyularak, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, tarafların dava dışı şirketin eşit hisseli ortakları olduğu, şirketin ana sözleşmesinde ilk üç yıl ... ve ...'ın «şirket müdürü» seçildikleri ve süre bitiminde tekrar şirket müdürü belirlenmediği, dava dışı şirkete «yönetim kayyumu atanmasını» gerektiren bir durum olmadığı, zira ortakların şirket müdürü olarak yetkileri sona erdiği tarih itibariyle yürürlükte olan mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca ortaklar kurulunca aksine bir karar alınmadığı sürece ismen «şirket müdürleri» belirtilmediği hallerde tüm ortakların aynı zamanda müdür sıfatını haiz olduğunun düzenlendiği, ortaklar arasında yönetime ilişkin bir takım uyuşmazlıkların olmasının şirkete «kayyım atanmasını» gerektirmeyeceği, şirket yönetiminde müşterek olarak yetkili olan her iki ortağın şirketin çıkarlarını gözeterek asgari müşterekte uzlaşmadıkları takdirde kanunda çeşitli yolların öngörüldüğü, «şirketin feshi» ve tasfiyesi davasının söz konusu olmadığı gibi bir şirketin ilelebet kayyım marifetiyle yönetilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Öte yandan, dava tarihi itibariyle 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 25. maddesine göre ‘‘Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan «anonim şirket» yönetim kurulları ile «limited şirket müdürleri», görevden alınmaları veya «yönetim kurulu üyeliğinin» başka bir sebeple boşalması hâli hariç, sürelerinin sonuna kadar görevlerine devam ederler.
Dava, «limited şirkete» «kayyum atanması» istemine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yönetim kayyumu · genel kurulu toplantıya çağırma · istifa · şirket müdürü
Benzer bu kararda… a uyularak, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, tarafların dava dışı şirketin eşit hisseli ortakları olduğu, şirketin ana sözleşmesinde ilk üç yıl ... ve ...'ın «şirket müdürü» seçildikleri ve süre bitiminde tekrar şirket müdürü belirlenmediği, dava dışı şirkete «yönetim kayyumu atanmasını» gerektiren bir durum olmadığı, zira ortakların şirket müdürü olarak yetkileri sona erdiği tarih itibariyle yürürlükte olan mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca ortaklar kurulunca aksine bir karar alınmadığı sürece ismen «şirket müdürleri» belirtilmediği hallerde tüm ortakların aynı zamanda müdür sıfatını haiz olduğunun düzenlendiği, ortaklar arasında yönetime ilişkin bir takım uyuşmazlıkların olmasının şirkete «kayyım atanmasını» gerektirmeyeceği, şirket yönetiminde müşterek olarak yetkili olan her iki ortağın şirketin çıkarlarını gözeterek asgari müşterekte uzlaşmadıkları takdirde kanunda çeşitli yolların öngörüldüğü, «şirketin feshi» ve tasfiyesi davasının söz konusu olmadığı gibi bir şirketin ilelebet kayyım marifetiyle yönetilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, tüzel kişinin «temsilcisi» olarak üye seçilmiş bulunan gerçek kişinin, Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde «istifa» etmesi, onun yerine tüzel kişinin ya da başkasının seçilmesi gerekir.
Tüm ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idare ve şirketi «temsil» ettiği «limited şirketlerde» de aynı üç aylık süre içinde Türk Ticaret Kanunu'nun 623. maddesi hükmünün gereği yerine getirilir." Somut uyuşmazlıkta bu yönde bir iddia da taraflarca ileri sürülmediğine göre, dava dışı şirket ana sözleşmesiyle atanan müdürlerin görev süresinin dolduğu dikkate alınmak suretiyle, şirkete «genel kurulu toplantıya çağırmak» için yetkili kılınmak üzere TMK m.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/9510 E. , 2014/2041 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 04/04/2012
NUMARASI 2011/466-2012/422
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 04/04/2012 tarih ve 2011/466-2012/422 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı-karşı davacı O.. Y.. vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 04.02.2014 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı-karşı davacı O.. Y.. vekili Av. A.. Ç.. ve davacı-karşı davalı vekili Av. R.. O.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin ve davalı O.. Y..’in, diğer davalı şirketin %50 hissedarı ve münferiden müdür sıfatıyla temsilcisi olduğunu, davalı O.. Y..’in 05.01.2010 tarihinden beri davacıyla tüm ilişkisini kestiğini, müşterilere gönderilen iş tekliflerini şirketin resmi kayıtlarına işlemediğini, müşterilere şirketin teklif veremeyeceğini bildirerek şirketi zarara uğrattığını, bu süre zarfında şirketin tüm işleyişinin davacı tarafından sağlandığını, şirketi tek başına ayakta tutmaya çalışmanın ve ortaklığı devam ettirmenin imkansız hale geldiğini, davacı tarafından davalıya gönderilen 25.04.2011 tarihli ihtarname ile şirketin tasfiyesinin ortaklar kurulu kararıyla sağlanmasının talep edildiğini, ihtarnameye cevap dahi verilmediğini, şirket ortakları arasında itimatsızlığın ve huzursuzluğun had safhada olduğunu ileri sürerek, ortakların müdürlük sıfatının kaldırılmasını ve davalı şirkete kayyum atanmasını, şirketin haklı nedenle feshine ve tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı-karşı davacı O.. Y.. vekili, şirketin idaresinde kusurlu tarafın davacı olduğunu savunarak davanın reddini istemiş; karşı davada, davacı-karşı davalının TTK'nın 161., 162. maddeleri uyarınca müdürlükten azline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, şirket ortakları arasında çok ciddi anlaşmazlıkların bulunduğu, bu nedenle ortaklık ilişkisinin çekilmez hale geldiği, tüzel kişiliğin amacını gerçekleştirmesinin de güçleştiği, özellikle 2010 ve 2011 yılı itibariyle tekliflerin verilmesi, sözleşmelerin yapılması, karşılıklı hesap verilip alınması gibi işlemlerde sıkıntılar yaşandığı, O.. Y..'e bilgi verilmesinin engellendiği, karşı davacının da karşı davalıya aynı yönde ticari itibarı zedeleyici tavır ve davranışlarda bulunduğu, karşılıklı yapılan tavırların basiretli tacirlerden beklenmeyecek ve şirket zararına yol açacak hale geldiği gerekçesiyle asıl davada TTK'nın 161 ve 162.
maddelerindeki koşulların gerçekleşmediği anlaşıldığından, TTK'nın 551/2. maddesi uyarınca davalı şirketin fesih ve tasfiyesine, davalı şirkete kayyum atanması talebinin reddine, kanıtlanamayan karşı davanın ise reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı-karşı davacı O.. Y.. vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı-karşı davacı O.. Y.. vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışından kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Ancak asıl dava, gerçek kişi tarafların müdürlük sıfatının kaldırılması ve davalı şirkete kayyım atanması ile şirketin haklı nedenlerle fesih ve tasfiyesine karar verilmesi, karşı dava ise davacı-karşı davalının müdürlükten azli istemlerine ilişkin olup, mahkemece tarafların ortaklık ilişkisini sürdürmelerinin mümkün olmadığı gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, karşı davanın da reddine karar verilmiş, her ne kadar gerekçeli kararda, asıl davada TTK'nın 161 ve 162. maddelerindeki koşulların gerçekleşmediği ve davanın kanıtlanamadığı belirtilmişse de (oysa anılan maddelere dayanılarak açılan dava karşı davadır), bu sonuca nasıl ulaşıldığı açıklanmamıştır.
Haklı nedenlerle fesih davasının açılabilmesi için, haklı nedenlerin ortaya çıkmasında davacı ortağın kendi eylem ve işlemlerinin katkısının bulunmaması, diğer bir anlatımla feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin diğer ortaklardan kaynaklandığının kanıtlanması gerekir. Hiç kimsenin kendi eylem ve işlemlerine dayanarak kendisi lehine sonuç çıkaramayacağı ilkesi de bunu gerektirmektedir.
Somut uyuşmazlıkta ise davalı-karşı davacı vekilince asıl davada, ortakların münferit imza yetkisi bulunsa da parasal işlerde yetkinin davacıya bırakıldığı, müvekkilinin şirketin veya davacının itibarını zedeleyici hiçbir davranışının bulunmadığı, kusurlu taraf davacı olduğundan asıl davanın reddinin gerektiği savunulduğu halde, mahkemece feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin hangi somut olaylardan kaynaklandığı karar yerinde belirtilmediği gibi, bu nedenlerin ortaya çıkmasında hangi ortağın kusurlu bulunduğu da incelenmemiştir.
O halde mahkemece, tarafların bu konuda sunduğu tüm delillerin incelenip değerlendirilmesi suretiyle, davalı şirketin işlemez hale gelmesinde gerçekte hangi ortağın kusurlu olduğunun tespit edilmesi, kusurlu taraf davacı ise asıl davanın reddine karar verilmesi gerekirken, bu konuda hiçbir inceleme yapılmadan, sadece tarafların ortaklık ilişkisini sürdürmelerinin mümkün olmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, asıl davada verilen kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Esasen benzer durum karşı dava için de söz konusudur. Zira karar yerinde TTK'nın 161 ve 162. maddelerindeki koşulların gerçekleşmediği ve davanın kanıtlanamadığı belirtilmişse de bu konuda bir gerekçe gösterilmemiştir. Dolayısıyla mahkemece davacı-karşı davalı Erkan'ın müdürlükten azli için haklı nedenlerin bulunup bulunmadığı araştırılıp tartışılmadan, karşı davanın reddine karar verilmesi de doğru olmamış, karşı davada verilen kararın da bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3- Kabul şekli bakımından da 6103 sayılı Yürürlük Kanunu'nun 3. maddesi uyarınca asıl davada uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nın 636/3. maddesine göre, haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağın payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.
Bu durum karşısında mahkemece, asıl davada karar tarihinden sonra yürürlüğe girse de uyuşmazlığa uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nın 636/3. maddesine göre inceleme ve değerlendirme yapılabilmesi için kararın bozulması gerekmiştir.
4- Yine kabul şekli bakımından, 6103 sayılı Yürürlük Kanunu'nun 25. maddesi uyarınca, Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan anonim şirket yönetim kurulları ile limited şirket müdürleri, görevden alınmaları veya yönetim kurulu üyeliğinin başka bir sebeple boşalması hâli hariç, sürelerinin sonuna kadar görevlerine devam ederler. Tüm ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idare ve şirketi temsil ettiği limited şirketlerde de aynı üç aylık süre içinde Türk Ticaret Kanunu'nun 623 üncü maddesi hükmünün gereği yerine getirilir.
Bu itibarla mahkemece, karşı davada da 6103 sayılı Yürürlük Kanunu'nun 25. maddesi delaletiyle uyuşmazlığa uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nın 623. maddesi uyarınca inceleme ve değerlendirme yapılabilmesi için kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı-karşı davacı O.. Y.. vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2), (3) ve (4) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı-karşı davacı O.. Y.. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı-karşı davacı O.. Y.. yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılardan O.. Y..'e verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 06.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/101606500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz